PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Amedeo Modigliani (1984 - 1920) Hayatı ve Eserleri


Leydihan
09 Ağustos 2026, 20:27
[Only Registered Users Can See Links] wikipedia.org&utm_campaign=index&utm_content=thumbnail_unscaled


Doğum adı: Amedeo Clemente Modigliani

Doğum: 12 Temmuz 1884
Livorno, İtalya

Ölüm: 24 Ocak 1920 (35 yaşında)
Paris, Fransa

Uyruk:İtalyan

Alanı: Resim, Heykel

Sanat eğitimi: Accademia di Belle Arti, Floransa

Ünlü yapıtları:Madame Pompadour
Jeanne Hébuterne in Red Shawl

Amedeo Clemente Modigliani (12 Temmuz 1884, Livorno - 24 Ocak 1920, Paris), Yahudi kökenli İtalyan ressam ve heykeltıraş.

Hayatı ve Kariyeri

Ressamın Yahudi kökenli ailesi, 18. yüzyılın başlarında göçmen olarak gelip Livorno'ya yerleşmişti. Amadeo, ailenin dördüncü ve son çocuğuydu. 1895 yılında geçirdiği veremin ardından 1898 yılında tifoya yakalanınca lise eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Bu yüzden sanata yönelerek resim dersleri almaya başladı. 1901'de ikinci kez verem geçiren Amadeo, annesi tarafından Napoli'ye götürüldü, tedavisine bu şehirde devam edildi.

Ders aldığı Guglielmo Micheli, onun akademik eğitim alması gerektiğini söyleyince Modigliani, 1902'de Floransa'daki Güzel Sanatlar Okulu'na başladı ve bir yıl sonra da Venedik'teki Güzel Sanatlar Akademisi'ne kaydoldu. Ayrıca Venedik'te uyuşturucuyla tanıştı. 1906'da Paris'e gitti ve Montmartre'deki beş parasız sanatçıların toplandığı Le Bateau-Lavoir'a yerleşti. Orada komşuluk yaptığı ressamlardan biri de Pablo Picasso idi. Paris'in bohem yaşamına ayak uydurarak alkol ve içki bağımlısı oldu.

Bitkin düştüğü için ailesinin yanına Livorno'ya döndü. Tekrar sağlığına kavuştuğunda Paris'e dönüp Montparnasse'da bir stüdyo kiraladı. Romanyalı heykeltıraş Constantin Brancusi ile tanışınca resmi bırakıp heykeltıraşlık yapmaya başladı ve bu alanda da başarılı oldu. 1912 yılında Salon d'Automne'da sergilediği yapıtları ilgi görmesine rağmen 1914'te heykel çalışmalarını tümüyle bitirip tekrar resme döndü.

I. Dünya Savaşı çıkınca orduya katılmak istese de sağlık sorunları nedeniyle kabul edilmedi. 1916 yılında Polonyalı şair Leopold Zborovski ve eşi Anna ile tanıştı.

Modigliani çiftin birçok tablosunu yaptı. 1917 yılında Academie Colarossi'de çizim çalışmaları yaparken ve yapmayı düşündüğü bir tablosu için model ararken arkadaşı olan Rus heykeltıraş Chana Orloff, onu 19 yaşındaki güzel sanatlar öğrencisi Jeanne Hébuterne ile tanıştırdı. Jeanne Hébuterne'in tablosunu bitirdikten sonra çiftin aralarındaki ilişki bitmedi ve beraber yaşamaya başladılar. Koyu Katolik bir aileden gelen Jeanne'nin, bir Yahudi olan Modigliani ile olan ilişkisine ailesi karşı çıkmasına rağmen birliktelikleri sürdü.

Ressam, arkadaşı Leopold Zborovski'nin de cesaretlendirmesiyle 3 Aralık 1917'de Paris'te Berthe Weill Galeri'de 32 tablodan oluşan ilk kişisel sergisini açsa da sergi, çok sayıda çıplak kadın çalışması barındırdığı gerekçesiyle Paris polisi tarafından kapatıldı.Ölümü


[Only Registered Users Can See Links]


Amedeo Modigliani ve Jeanne Hébuterne çiftinin Père Lachaise Mezarlığı'ndaki mezar taşı


Bir ressam olan alt kat komşuları Manuel Ortiz de Zárate, bir akşam Modigliani'yi ziyarete geldiğinde onu baş ağrıları içerisinde bularak doktor çağırdı. Gelen doktor hastanın tüberküloz ve menenjit nedeniyle umutsuz bir durumda olduğunu söyledi.

24 Temmuz 1920'de öldükten sonra düzenlenen törenle toprağa verilişinden 2 gün sonra ikinci çocuğuna hamile olan karısı Jeanne, kendini beşinci kattaki odasının penceresinden atarak intihar etti. Jeanne ve Modigliani ayrı mezarlıklarda toprağa verilse de 1930 yılında Jeanne'in ailesi, onun Modigliani'nin yanına gömülmesine razı oldu. Her ikisi de ölünce 15 aylık kızlarını Modigliani'nin kız kardeşi Florence evlatlık alarak yetiştirdi.

Kaynak ([Only Registered Users Can See Links])

Leydihan
09 Ağustos 2026, 21:46
[Only Registered Users Can See Links] Modigliani: Dik Başlı Fırça Darbeleri Olan Kuralsız Ressam

Onunla kendi adını taşıyan, Andy García’nın başrolünde oynadığı 2004 yapımı bir film sayesinde tanıştım. Aslında amacım film hakkında bir şeyler karalamak ve bu yazıya bir yerlerde denk gelenlerin eğer tanımıyorlar ise en azından benim gibi bu film aracılığıyla “Modi” ile tanışmalarını sağlamaktı. Bir de, dik başlı fırça darbelerinin doyumsuz bir aşk hikayesiyle birleşmesinden oluşan 2 saatlik keyifli bir filmi tavsiye etmek. Ama Modigliani’nin, hayat hikayesinin, serseri halinin, umarsızlığının, hayatının aşkının öylesine etkisinde kaldım ki; kendimi sadece onun hakkında sayfalarca biyografi yazısı araştırırken buldum. İşte tam da bu yüzden okuyacağınız bu yazı sadece Amedeo Clemente Modigliani yazısı olacak.

“Bir keresinde onu dans ederken gördüm Balzac heykelinin önünde. Yüzü çok güzeldi, dansı harikaydı. Kuğunun ölmeden önceki son şarkısı gibi, gülümsedi… Bir zamanlar olduğu her şeydi. O anı çaldım ve zihnime kilitledim, orada durup beni rahatlatması için son günlerimde…” -Auguste Renoir-

36 yıl süren kısa hayatında sayısız eser veren, eserlerinin çoğunu yaşadığı buhran hallerinde parçalayıp atan, kendisi burjuva bir ailenin çocuğu olmasına rağmen dönemin burjuva hayatını reddeden, bolca uyuşturucu kullanan, kendi deyimiyle “açıkçası yaşamım umrumda bile değil”in sonuna kadar hakkını veren ve çoğu dahi sanatçı gibi maalesef öldükten sonra değeri anlaşılan bir ressam o.

Kısa yaşamının her döneminde ötekileşmesini fazlaca hissedeceği Yahudi bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Küçük yaşlarda ailesinin mali sıkıntıları ile yüzleşti ve daha da kötüsü hastalıklı bir çocukluk dönemi geçirdi. Önce vereme yakalanan, ardından tifo ile mücadele eden akciğerleri, tüm yaşamını etkileyecek tahribatı çocuk yaşta alacak ve belki de umarsız hayat tarzının en büyük düşmanı olacaktı.

Çizime tam da bu yaşlarda başladı, annesi onu sanata yönlendiren ve çocukluğunda yeteneğini destekleyen ve belki de sanat tarihine adını yazdıracak kaderinin en önemli kadın figürünün ilkiydi. Annesinin günlüğünden akan satırlar ise Modigliani’nin kaçınılmaz yolunun adeta habercisiydi; “Bu çocuğun karakteri hala o kadar şekilsiz ki ne düşüneceğimi bilemiyorum. Bazen şımarık bir çocuk gibi davranıyor ancak zekâ konusunda hiçbir eksiğinin olmadığının farkındayım. Beklemeli ve bu kozanın içinden nasıl bir kelebek çıkacağını görmeliyiz. Kim bilir belki de bir sanatçı çıkar?”


[Only Registered Users Can See Links]

Modigliani Filminden | Fotoğraf: Pinterest Bir tifo ateşlenmesi sırasında, iyileşince Floransa’da bulunan Pitti Sarayı ve Uffizi Galerisi’ndeki sanat eserlerini görmek istediğini söylediğinde daha 14 yaşındaydı. Doğduğu şehir Livorno’nun yerel müzesi, İtalyan Rönesans ustalarının eserlerine çok az yer verdikçe, Modigliani’nin Floransa’da yapılan büyük eserler hakkında duydukları adeta bir masaldı onun için.

Bu masallar, hastalanmış haliyle, onun için büyük bir umutsuzluğun kaynağı oluyordu; onları asla şahsen görme şansı olamayacaktı. Ama annesi, iyileştiği anda kendisini Floransa’ya götüreceğine söz verdi. Sadece bu sözü yerine getirmekle kalmadı, aynı zamanda Livorno’daki en iyi resim ustası Guglielmo Micheli’ye kaydolmayı da üstlendi. İşte bir devir şimdi başlıyordu.

Modigliani, yaklaşık 2 yıl Micheli’nin Sanat Okulu’nda çalıştı. Onun en temel sanat eğitimi, 19. yüzyıl İtalyan sanatının tarzı ve temaları üzerine derinlemesine inen bir atmosferde gerçekleşti. Modigliani büyük bir istek ve arzuyla yaptığı çalışmalarını ancak hastalığının onu çok zorladığı zamanlarda durdurdu, kalan tüm zamanlarında bu okulda yaptığı çalışmalar eşsizdi ve oldukça umut vadediyordu.

Bu dönemin sonlarında Modigliani Roma’da, genellikle tarihi ve dini eserler veren, İncil çalışmalarının ve sahnelerinin ressamı Domenico Morelli’nin çalışmalarına hayran kaldı. Şimdilerde İtalya’nın dışında pek tanınmayan bu ressamın dönemin “Macchiaioli” adındaki İtalyan ressam grubuna ilham verdiği söylenir. Bu grup kurallara bağlı İtalyan sanat akademilerine tepki gösteren ve eğitim için doğaya bakan bir gruptu ve Modigliani’ in bu gruptan etkilenmesi kaçınılmazdı. Bu küçük, yerel sanat hareketinin akademik tür ressamların burjuva tarzlarına tepki verme ihtiyacı vardı. Modi de tüm hayatı boyunca burjuva hayatı reddeden, fütursuz, kuralsız bir çizgide üretecekti eserlerini.

İlk nü eserlerini vermeye başladığında onun için “çıplak resim yapmadığında, hizmetçi kızı baştan çıkarmakla meşgul olduğu” söylenir. Çılgın ve kadınlarla olan renkli hayatı bir kenara, aldığı eğitim ve etkilendiği sanatçıların ışığında yine Floransa’da Nude Studies Free School’a kaydoldu; fakat istediği, kendini göstereceği özgürlüğü burada bile bulamadı ve büyük bir hayal kırıklığı ile Venedik’e taşındı.


[Only Registered Users Can See Links]
Picasso ve Modigliani


Venedik’te yaptığı ilk iş esrar içmek oldu, zamanının çoğunu şehrin ıslak, karanlık ve itibarsız kısımlarında geçirdi. Bu yaşam tarzı eserlerinde büyük iz bıraksa da, seçimleri sıradan genç isyanından veya zamanın sanatçılarından neredeyse beklenen hazza odaklı ve bohem yaşam tarzından daha fazlasıydı. Peki bu umrunda mıydı, pek sanmam. Herkesin yapamayacağı şeydi, hayatını dilediği gibi yaşamak!

Bu dönemde özellikle Nietzsche’yi fazlaca okuduğu ve genel yaşam tarzında onun etkisinde kaldığı kaynaklarda yer alır.

Özellikle Böyle Buyurdu Zerdüşt’ün tabiri caizse elinden düşmediği, Nietzsche’nin hayatını değiştiren Arthur Schopenhauer’ in “Akıl Zayıflığı” adlı kitabı hakkında söylediği: “Bana, bu kitabı alıp eve götürmem için hangi kutsal ruhun fısıldadığını bilmiyorum.’’ cümlesi gibi, Modigliani için de Zerdüşt için fısıldanmıştı belli ki…

Aslında tüm bu sapkın gibi görünen hayatın içinde, hayatı fazlasıyla kavradığı, belki de en uçlarda yaşayarak daha derin anladığı arkadaşlarına yazdığı mektuplardan kalan cümlelerde görülüyordu: “Sevgili arkadaşım.

Bir burjuva bugün bana hakaret etti. Bana ya da en azından beynimin tembel olduğunu söyledi. Bana iyi geldi. Uyanmak için her sabah böyle bir uyarıyı sevmeliyim: Ama bizi anlayamazlar, hayatı anlayamazlar … “

Topladığım bilgiler sanırım bu yazıyı fazlaca uzatacak… Modi’nin Paris’e taşınması ve en verimli dönemlerine geçişi, Picasso ile ilişkisi, hayatının aşkı Jeanne Hebuterne ile tanışması ve hızlı yaşantısının sonu ikinci yazının hakkı olsun…

Görüşmek üzere.

Leydihan
09 Ağustos 2026, 21:53
Hızlı Yaşamı, Hüzünlü Aşk Hikayesi ve Trajik Ölümüyle Sanat Dünyasının En Rockstar Ressamı: Amedeo Modigliani!

Aslında dünyamızı süslemekten de fazlası... Güzellik algılarımızı, zihnimizi ve duygularımızı şekillendiren, değiştiren, besleyen, hatta bazen eğip büküp çarpıtan; ruhumuza tesir eden, bazen şifalandıran, bazen ise kışkırtan... Kimi zaman basit bir kişisel hikayeye dair, kimi zaman ise çağları değiştiren büyük olayların, devrimlerin sembolü, bazen ise dümdüz delilik! Kurallı cümlelerle tanımı dahi zor olan şey: Sanat.

Sanatçılar ise, yine sanatın tanımı kadar zor, karmaşık, bi acayip ruhlar!

İşte bugün, dünyadan ışıldayarak geçmiş ve iz bırakmış o ruhlardan birinin, büyük bir sanatçının hayatına göz atacağız: Amedeo Modigliani!

O da yaşamı boyunca adeta aç kalan fakat değeri öldükten sonra fark edilen ressamlardan biri...

[Only Registered Users Can See Links]



Bu ilginç çünkü Modigliani, meslektaşlarının iyi paralar kazandığı ve saygı gördüğü bir zamanda, sanatın o dönemki başkenti Paris'te yaşıyordu. Onun, sanatın ekmeğini diğerleri gibi yiyememesinin sebebi imkansızlıklar yahut eserlerinin 'anlaşılamaması' vesaire değildi.

Bu yaşantının sebebini tek bir cümlesi fazlasıyla açıklıyordu:

'Samimi olarak söylüyorum, hayatım umrumda bile değil!'

Bu serseri ruhlu yakışıklı sanatçının umrunda dahi olmayan ve sadece 35 yıl sürecek olan hayatı, 1884 yılında İtalya'da başlamıştı.

[Only Registered Users Can See Links]

[Only Registered Users Can See Links]



Her ne kadar tarzı ve yakışıklılığı ile tam bir İtalyan erkeği gibi görünse ve anılsa da, aslında göçmen bir Yahudi ailenin çocuğuydu. Ailenin durumu pek de iyi sayılmazdı. Üstüne bir de Modi'nin çocukken geçirdiği hastalıklar eklenince, aile maddi anlamda oldukça zorlanmıştı. Modi, çocukluğundan itibaren sık sık verem gibi solunum hastalıklarına yakalandı.

Bünyesi fazlaca zayıftı ve ailesinin imkansızlıklardan ötürü iyi bir bakım sağlamaları mümkün değildi. Modi, bu sebeple lise öğretimini yarıda kesmek zorunda kaldı ve işte bu süreçte ciddi anlamda resim yapmaya başladı.

Aile, evet, fakir bir aileydi fakat son derece eğitimli ve entelektüel anlamda birikimli insanlardı. Annesi de Modi gibi bir sanatçıydı ve oğlunu eğitimi konusunda elinden geldiğince desteklemişti.

1906'da Paris'e geldiğinde ise... Modi'nin sert hayat tarzına, eserlerine, serseriliğine ve uç tavırlarına Paris bile hazır değildi!

[Only Registered Users Can See Links]

[Only Registered Users Can See Links]



Sanat dallarının en öne çıkanı ve şöhrete dayalı olanı olduğundan belki de; şimdiye kadar hep müzisyenlerin o sert, tutkulu, karmaşık hayatlarını gördük. Şimdi ise Amedeo Modigliani'nin, Jim Morrisson'lar daha dünyada yokken yaşadığı Rockstar hayatına bakacağız.

Modi, Paris'e gelmeden önce, daha Venedik'te güzel sanatlar okulunda okurken zaten uyuşturucularla tanışmıştı. Afyonla, Hint keneviriyle arası çok iyiydi. Hem de bu kadar kırılgan bir bünyeye ve hastalıklardan kurtulamayan ciğerlerine rağmen...

Paris'e geldiğinde daha da coştu; kendine iyi bakmak ve resimlerini satabilmek için zengin insanlar ve sosyeteyle bağlantılar kurmak bir yana dursun; Modi alkol ve uyuşturucunun su gibi aktığı partileri şehrin en izbe köşelerinde veriyordu.

Picasso'nun önce kankası, ardından da baş düşmanı olmuştu ve Picasso, Modi'den "O bir Tanrı" diye bahsediyordu.

[Only Registered Users Can See Links]



Aralarında tam bir aşk - nefret ilişkisi vardı.
Aynı sokakta adeta komşu olarak yaşıyorlardı. Zaten o sokak tamamen bohem sanatçıların yuvası halindeydi. Modi ise en çok tanınan isimdi ama eserleriyle değil; hayat tarzıyla!

Mahallenin delisiydi o. Giderek alkole ve uyuşturucuya daha çok düşüyor, her gece bir kavgaya karışıyor, bazen de onlarca sevgilisinden bazıları evini basıyordu... Bu durum da Picasso'nun iyice sinirini bozuyordu. Modi, kendi kendini yok etme yoluna girmişti bir kere.

Oysa Modi'nin sinirini bozan şeyler de vardı; mesela Picasso'nun o tiksindiği burjuvalara olan yakınlığı, parası ve gücüyle tasladığı kibir, hesapçılığı...

Picasso'nun tek bir tabloyla koca bir ev alabileceği kadar güçlü olduğu bu dönemde; Modi neden az kazanıyordu dersiniz...

[Only Registered Users Can See Links]



Modi'nin tarzı elbette Paris'e geldikten sonra fazlaca etki altında kalmış ve değişmişti. Modi, uç karakterini işlerine de yansıtıyordu. Fazlaca nü çalışıyor ve bu da sergilerde polisle sıkıntı yaşamasına sebep oluyordu. Koskoca Paris'te nü çalışan tek sanatçı o değildi elbette; fakat Modi'nin kadınlarında ayrı bir detay vardı...

Hepsi -utangaçlık yahut kırılganlık bir yana dursun- çıplaklığıyla barışık, bedenlerini özgüvenli bakışlarla ve son derece rahat pozlarla sergilerken resmedilmiş kadınlardı. Modi'nin kadınları adeta yücelttiği bu eserlerindeki pubik kılları gibi ufak detaylar, zaten serseriliğiyle bilinen Modi'nin polisle arasına sıkça girecekti.

Ayrıca Modi'nin insan ilişkilerinde de pek iyi olduğu söylenemez!

[Only Registered Users Can See Links]



Şeytan tüyü vardı ve insanları kendine çekiyordu, ayrıca her türlü nazını çeken dostlarından biri menajerliğini de üstlenmiş ve ona sürekli işler buluyordu. Ama Modi lafını esirgemeyen, özellikle siyasi konularda çok fazla ve sert konuşan biriydi.

Müşteri bağlamak, ortamlara girmek ve beğenilmek gibi bir derdi olmaması bir yana; sanki dışlanmak, her durumda kavga çıkarmak için özel bir çaba sarf ediyor gibiydi. Mahallenin delisiydi işte!

Yahudi olması sebebiyle insanların ona ön yargıyla ve küçümseyen bir tavırla yaklaştığını biliyordu. Bunu gizlemek yerine, daima Yahudi olduğunu dile getiriyordu.

Hayatının bu döneminde onu biraz çekip çevirecek ve gerçek dünyaya döndürecek kadın, Ukraynalı şair Anna Akhmatova olacaktı.

[Only Registered Users Can See Links]



Anna, sık sık Rusya'ya gitmek zorunda kalıyordu, dolayısıyla ilişkileri uzak mesafeliydi. Yine de Modi, bu kadına kendisini fena kaptırmıştı.

Şair Anna Akhmatova, yıllar sonra Modi'yi bu sözlerle anlatacaktı:

'Onu benim için özel kılan en önemli şey, insanların düşüncelerini okuyabiliyor oluşuydu. Birbirimizi anladığımızı söylerdi. Sanatın kıvılcımı bizi bir araya getirmişti fakat geleceğin karanlık gölgesini de daima üzerimizde hissediyorduk.

İşte Modigliani, o karanlıklarda çakan bir ışık gibiydi. Tanıdığım hiç kimseye benzemiyordu. Bambaşkaydı!'

Anna, Rusya'ya geri dönmek zorunda kalmıştı zira yakın akrabaları teker teker Stalin tarafından gulag'a gönderiliyordu. Kısa süre içerisinde Anna için de yazma ve yayınlama yasağı gelmişti. Zor günler geçiren bu ikili bir daha görüşememek üzere ayrıldılar.

Modi bu arada heykele de merak salmıştı. Para kazanmak için resim dersleri de veriyordu.

[Only Registered Users Can See Links]



Fakat heykel maalesef onun gibi aç bir sanatçı için fazla pahalı bir uğraştı. Ayrıca zaten hor kullandığı hassas ciğerleri, heykel konusunda Modi'nin en büyük engeliydi.

Bir akademide resim dersleri vermeye başladı. Hayatını komple değiştirecek olan mucize de burada gerçekleşecekti.

Ders verdiği öğrenciler arasında, babasının yasağını delerek resim öğrenmeye gelmiş, son derece asi ve ateşli bir genç kadın vardı: Jeanne Hébuterne!

[Only Registered Users Can See Links]



Modi ile birbirilerini gördükleri andan itibaren fena bir çekime kapılan bu ikili, ışık hızında ilerleyen bir ilişki ile önce beraber çalışmaya, ardından da beraber yaşamaya başladılar.

Jeanne, Modigliani'nin ilham perisi haline gelmişti. İşlerini de, hayatını da fazlasıyla değiştirdi.

[Only Registered Users Can See Links]

[Only Registered Users Can See Links]



Fakat bir taraftan Jeanne'nin hayatı da değişime uğradı. Varlıklı bir Katolik ailenin kızı olan Jeanne, bir Yahudi ile ilişki yaşamaya başlayınca elbette ki sert babasından sağlam bir veto yedi. Artık o da 'aç sanatçı' hayatına mahkumdu. Hamile kalması ise işlerin tuzu biberi oldu.

1918 yılında Jeanne ve Modigliani çifti, ilk bebeklerini kucaklarına aldılar. Fakat bir bebeğe bakabilecek kadar para kazanamıyorlardı.

[Only Registered Users Can See Links]

[Only Registered Users Can See Links]



Bu durumda Jeanne, bebeğini annesinin evine bıraktı. Babası istemediği halde, annesi torununa bakmaya başladı.

Kördüğüm işte burada başlıyor: Jeanne, bebeğinden dahi vazgeçebilecek kadar Modigliani'ye bağımlıydı. Modigliani de alkole ve uyuşturucuya...

Bu sert bakışlı yetenekli ressam kadın; Modigliani'yi parti gecelerinden sonra sızdığı yerlerden toplayan, arkasını temizleyen, resimlerini satması için bağlantılar kurmaya çalışan ve bu yolda aşağılanmalara dahi maruz kalan birine dönüşmüştü.

Modi ise her ne kadar işleri yoluna koyup para kazanmaya nihayet karar verse de, bazı şeyler için çok geçti.

[Only Registered Users Can See Links]



Kızdırdığı insanlar, yaktığı köprüler ve baş düşmanı Picasso... Modigliani ilk kişisel sergisini açtığında -ki uzun süredir iyi para kazanmak için ilk şansıydı bu- polislerin sergiyi basması ve tablolara el koyarak iptal etmesi büyük hayal kırıklığı olmuştu.

Çünkü bu sırada Jeanne, yine hamileydi!

Jeanne son kez gururunu ayaklar altına alıp, Picasso'dan Modigliani'nin resimlerinin sergilenmesi için yardım istediğinde ise her şey için çok geçti.

[Only Registered Users Can See Links]



Modigliani, o sırada tüberkülozdan dolayı ölmek üzereydi.
1920'nin Şubat ayında, Modigliani son nefesini verdi. Cenazeye baş düşmanı Picasso da katılmış ve üzüntüsünü gizleyememişti. Törenden sonra Jeanne'in ailesi, hamile kızlarını yanlarına aldılar. Fakat Modi'den daha büyük bir bağımlılığı olan Jeanne, sevgilisinden ayrı olmaya iki gün dahi dayanamayarak kendisini beşinci kattaki evin penceresinden atarak intihar etti.

Onlar şimdi, doğmamış çocukları ve gerçeğe dönüşememiş hayalleriyle beraber aynı mezarda yatıyorlar.

[Only Registered Users Can See Links]



İki gün arayla öldüklerinde Modigliani 35, Jeanne ise 21 yaşındaydı.

Sefalet içinde yaşamak zorunda kalan Modigliani'nin yaptığı Jeanne'in tablosuna ise bugünlerde 40 milyon dolar paha biçiliyor.

[Only Registered Users Can See Links]



Bir diğer ünlü işi Reclining Nude ise 2015 yılında 170 milyon dolar civarında tahmin ediliyordu.

Bu trajik çiftin arkalarında bıraktıkları tek şey tablolar değildi...

[Only Registered Users Can See Links]




İlk doğan kızları Jeanne Modigliani de, Modi'nin ablası tarafından büyütülmüştü. Annesinin ve babasının izlerini takip ederek o da ressam oldu.

İki yaratıcı zihin, ışıltılı ruh; bu maddi dünyanın gerçeklere dayalı kurallarına tutunamasalar da, muhteşem izler bırakarak geçtiler.

[Only Registered Users Can See Links]



Algılarımızın sınırlarını genişletmek, göstermek, anlatmak ve anlaşılmak için kendi hayatlarından veren tüm sanatçılara sevgiyle!

Leydihan
09 Ağustos 2026, 21:59
Tabloları

Maude Abrantes'in Portresi, 1907

[Only Registered Users Can See Links] Pompadour, yak. 1914

[Only Registered Users Can See Links] g&utm_campaign=index&utm_content=thumbnail_unscaled

Jaques ve Berthe Lipchitz'in Portresi, 1916

[Only Registered Users Can See Links] org&utm_campaign=index&utm_content=thumbnail

Kırmızı Nü, 1917

[Only Registered Users Can See Links] org&utm_campaign=index&utm_content=thumbnail

Jeanne Hébuterne Kırmızı Eşarplı, 1917

[Only Registered Users Can See Links] ikipedia.org&utm_campaign=index&utm_content=thumbnail_unscaled

Oturan Nü, 1918, Honolulu Academy of Arts

[Only Registered Users Can See Links] rg&utm_campaign=index&utm_content=thumbnail

Otoportre 1919, tüval üzerine yağlı boya, Museum of Contemporary Art, Sao Paulo, Brezilya

[Only Registered Users Can See Links]

Umran
09 Ağustos 2026, 22:00
Modigliani'nin o kendine has bakışları var değil mi? Kadın portreleri özellikle çok etkileyici. Paylaştığın eserler de harikaymış, eline sağlık!