Leydihan
05 Haziran 2026, 23:45
[Only Registered Users Can See Links]
Kahkahaların Ardındaki Derin Sızı: "Adile" Filmi Üzerine bir İnceleme
Türk sinemasının "Kuzucukların Annesi" Adile Naşit, hepimizin hafızasında çınlayan o meşhur kahkahasıyla yer etmiştir. Ancak vizyona giren “Adile” filmi, bu neşeli maskenin arkasındaki büyük trajediyi, milyonların bilmediği yürek burkan gerçekleri beyaz perdeye taşıyor. Karşımızda bir komedi değil, kelimenin tam anlamıyla sarsıcı bir dram var.
[Only Registered Users Can See Links]
Gösteriş Meraklısı Davetliler ve Gala Keşmekeşi
Filmi, BKM Uniq Hall’deki galasında, yaklaşık bin kişilik bir kalabalıkla birlikte izledim. Ne yazık ki davetlilerin büyük bir kısmı filmle bağ kurmaktan çok uzaktı; oraya sinema sevgisiyle değil, adeta görünmek, yemek-içmek ve sosyal medyada varlık göstermek için gelmişlerdi. Film boyunca elinden telefonu düşürmeyenler mi istersiniz, yanındakilerle fısır fısır konuşanlar mı... Sanata ve sanatçıya saygı adına, bu tarz özel gösterimlerin davetli listelerinin çok daha titizlikle hazırlanması gerektiği aşikâr. Neyse ki salonun tüm bu gürültüsüne rağmen, Adile Naşit'in hikayesi perdede tüm çıplaklığıyla duruyordu.
[Only Registered Users Can See Links]
İçi Yangın Yeri, Dışı Kahkaha
Film; usta oyuncunun yoksullukla geçen çocukluğunu, kırgınlıklarla dolu gençlik yıllarını, mutsuz evliliğini ve en büyük yarası olan hasta evladının kaybını odağına alıyor. Kendi hastalıklarıyla boğuşurken bile sahneye çıkıp insanları eğlendirmeye devam eden bir kadının portresi bu. İnsanın içi bu denli yangın yeriyken, seyircisini nasıl kahkahaya boğabildiği gerçeği, aslında başlı başına bir psikolojik tez konusu.
[Only Registered Users Can See Links]
Buna rağmen, filmden beklediğim o köklü sinema duygusunu tam olarak alabildiğimi söyleyemem. Yer yer gözyaşlarımı tutamasam da hikayenin beni tamamen içine çekmesine engel olan bir şeyler vardı.
Zayıf ve Didaktik Anlatım: Nermin Yıldırım’ın kaleme aldığı senaryo, ne yazık ki fazla öğretici (didaktik) ve yüzeysel kalmış. Bir kadının iç dünyasını yine bir kadın senaristin gözünden izlemek harika bir fikir olabilirdi ancak metin hak ettiği derinlikten yoksun, biraz yavan işlenmiş.
Bir Ustanın Dokunuşu Eksik: Belki de bu tarz dönem ve biyografi filmlerinde duyguyu ilmek ilmek işlemeyi bilen Çağan Irmak gibi bir yönetmenin hem yazıp hem yönetmesi, ortaya çok daha sinematik ve samimi bir iş çıkarabilirdi.
Nostalji Nerede, Dostları Nerede?
Adile Naşit’i canlandıran oyuncunun fiziksel benzerliğine ya da kilosuna takılanlardan değilim. Önemli olan ruhu yakalamaktı; onun gibi bakabilmek, onun gibi yürümek ve o ikonik kahkahayı hakkıyla atabilmekti. Maalesef başrol oyuncusu bu ağır yükün altında biraz ezilmiş, o tanıdık enerjiyi tam yansıtamamış.
[Only Registered Users Can See Links]
Filmin en büyük eksikliklerinden biri de Yeşilçam nostaljisinin es geçilmesi:
Hafızalardaki Boşluklar: 118 dakikalık süreyi gerekirse 150 dakikaya çıkarsaydınız da, o çok sevdiğimiz Hababam Sınıfı sahnelerini, Kemal Sunal ve Şener Şen ile olan efsanevi diyalogları doya doya izleseydik ne kaybedilirdi?
Adile Naşit’in sinema yolculuğunda can dostu olan Kemal Sunal filmde neden üstün körü geçildi, anlamak mümkün değil. Keza Şener Şen, Ayşen Gruda veya Halit Akçatepe gibi onlarca filmde kader birliği yaptığı isimler nerede? Adile Hanım hastane odasında yaşam mücadelesi verirken bu kadim dostlarının ziyarete gelmediğini düşünmek imkansız, ancak film bu ilişkileri tamamen yanıtsız bırakıyor. Hikayede aile bağlarından sinema arkadaşlıklarına kadar havada kalan, cevaplanamayan pek çok soru işareti var.
Son Söz
Sonuç olarak ortada eksikleriyle, doğrularıyla bir emek var. Sinemada son kararı her zaman seyirci verir. Eğer sinema salonuna "gülüp eğlenirim" düşüncesiyle giderseniz, mendillerinizi hazırlayın; çünkü mendilsiz çıkmanız imkansız. Ama amacınız Adile Naşit’in anısına saygı duruşunda bulunmak ve onun bilinmeyen acılarına ortak olmaksa, perde sizin.
[Only Registered Users Can See Links]
Ustanın o unutulmaz ve adeta kendi hayatını özetleyen repliğiyle bitirelim:
"İyi aktris boyla posla değil, kalbiyle oynar.
Gümbür gümbür oynar.
Oyun varsa yaşar, oyun bittiği gün ölür."
Yazan: Leydihan
Kahkahaların Ardındaki Derin Sızı: "Adile" Filmi Üzerine bir İnceleme
Türk sinemasının "Kuzucukların Annesi" Adile Naşit, hepimizin hafızasında çınlayan o meşhur kahkahasıyla yer etmiştir. Ancak vizyona giren “Adile” filmi, bu neşeli maskenin arkasındaki büyük trajediyi, milyonların bilmediği yürek burkan gerçekleri beyaz perdeye taşıyor. Karşımızda bir komedi değil, kelimenin tam anlamıyla sarsıcı bir dram var.
[Only Registered Users Can See Links]
Gösteriş Meraklısı Davetliler ve Gala Keşmekeşi
Filmi, BKM Uniq Hall’deki galasında, yaklaşık bin kişilik bir kalabalıkla birlikte izledim. Ne yazık ki davetlilerin büyük bir kısmı filmle bağ kurmaktan çok uzaktı; oraya sinema sevgisiyle değil, adeta görünmek, yemek-içmek ve sosyal medyada varlık göstermek için gelmişlerdi. Film boyunca elinden telefonu düşürmeyenler mi istersiniz, yanındakilerle fısır fısır konuşanlar mı... Sanata ve sanatçıya saygı adına, bu tarz özel gösterimlerin davetli listelerinin çok daha titizlikle hazırlanması gerektiği aşikâr. Neyse ki salonun tüm bu gürültüsüne rağmen, Adile Naşit'in hikayesi perdede tüm çıplaklığıyla duruyordu.
[Only Registered Users Can See Links]
İçi Yangın Yeri, Dışı Kahkaha
Film; usta oyuncunun yoksullukla geçen çocukluğunu, kırgınlıklarla dolu gençlik yıllarını, mutsuz evliliğini ve en büyük yarası olan hasta evladının kaybını odağına alıyor. Kendi hastalıklarıyla boğuşurken bile sahneye çıkıp insanları eğlendirmeye devam eden bir kadının portresi bu. İnsanın içi bu denli yangın yeriyken, seyircisini nasıl kahkahaya boğabildiği gerçeği, aslında başlı başına bir psikolojik tez konusu.
[Only Registered Users Can See Links]
Buna rağmen, filmden beklediğim o köklü sinema duygusunu tam olarak alabildiğimi söyleyemem. Yer yer gözyaşlarımı tutamasam da hikayenin beni tamamen içine çekmesine engel olan bir şeyler vardı.
Zayıf ve Didaktik Anlatım: Nermin Yıldırım’ın kaleme aldığı senaryo, ne yazık ki fazla öğretici (didaktik) ve yüzeysel kalmış. Bir kadının iç dünyasını yine bir kadın senaristin gözünden izlemek harika bir fikir olabilirdi ancak metin hak ettiği derinlikten yoksun, biraz yavan işlenmiş.
Bir Ustanın Dokunuşu Eksik: Belki de bu tarz dönem ve biyografi filmlerinde duyguyu ilmek ilmek işlemeyi bilen Çağan Irmak gibi bir yönetmenin hem yazıp hem yönetmesi, ortaya çok daha sinematik ve samimi bir iş çıkarabilirdi.
Nostalji Nerede, Dostları Nerede?
Adile Naşit’i canlandıran oyuncunun fiziksel benzerliğine ya da kilosuna takılanlardan değilim. Önemli olan ruhu yakalamaktı; onun gibi bakabilmek, onun gibi yürümek ve o ikonik kahkahayı hakkıyla atabilmekti. Maalesef başrol oyuncusu bu ağır yükün altında biraz ezilmiş, o tanıdık enerjiyi tam yansıtamamış.
[Only Registered Users Can See Links]
Filmin en büyük eksikliklerinden biri de Yeşilçam nostaljisinin es geçilmesi:
Hafızalardaki Boşluklar: 118 dakikalık süreyi gerekirse 150 dakikaya çıkarsaydınız da, o çok sevdiğimiz Hababam Sınıfı sahnelerini, Kemal Sunal ve Şener Şen ile olan efsanevi diyalogları doya doya izleseydik ne kaybedilirdi?
Adile Naşit’in sinema yolculuğunda can dostu olan Kemal Sunal filmde neden üstün körü geçildi, anlamak mümkün değil. Keza Şener Şen, Ayşen Gruda veya Halit Akçatepe gibi onlarca filmde kader birliği yaptığı isimler nerede? Adile Hanım hastane odasında yaşam mücadelesi verirken bu kadim dostlarının ziyarete gelmediğini düşünmek imkansız, ancak film bu ilişkileri tamamen yanıtsız bırakıyor. Hikayede aile bağlarından sinema arkadaşlıklarına kadar havada kalan, cevaplanamayan pek çok soru işareti var.
Son Söz
Sonuç olarak ortada eksikleriyle, doğrularıyla bir emek var. Sinemada son kararı her zaman seyirci verir. Eğer sinema salonuna "gülüp eğlenirim" düşüncesiyle giderseniz, mendillerinizi hazırlayın; çünkü mendilsiz çıkmanız imkansız. Ama amacınız Adile Naşit’in anısına saygı duruşunda bulunmak ve onun bilinmeyen acılarına ortak olmaksa, perde sizin.
[Only Registered Users Can See Links]
Ustanın o unutulmaz ve adeta kendi hayatını özetleyen repliğiyle bitirelim:
"İyi aktris boyla posla değil, kalbiyle oynar.
Gümbür gümbür oynar.
Oyun varsa yaşar, oyun bittiği gün ölür."
Yazan: Leydihan