PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sinema Akımları


Nemo Personne
13 Mayıs 2026, 16:36
Dışavurumculuk teriminin ilk kullanımı konusunda farklı yaklaşımlar görülür. Pek çok kaynak bu terimin Almanya’ya Abstraction and Emphaty(Soyutlama ve Etki)’nin yazarı Wilhelm Worringer’ın 1911’de kullanımıyla girdiğini ileri sürer.

Ekspresyonizm kelimesinin anlamı ‘sanatçıya ait zihinsel nitelikteki gerçekliklerin bir sanat yapıtında somutlaştırılması anlamına gelmektedir.

Ekspresyonist sanatçılar insanların çektiği acıyı,sefaleti,vahşeti ve tutkuları anlatmayı hedefledikleri için ilk önce resimde öne çıkan ve gelişen bu akımın savaştan sonra Almanya’da devam etmesinin ilk sebebi olarak halkın içinde bulunduğu savaş sonrası psikolojisinin etkisi ve bu psikolojik çöküntüye paralel olarak, sosyolojik bir yıkımın eşiğinde olan Alman halkının bastırılan duygularının dışavurumu olarak kabul edilebilir.

Dışavurumcu Alman Sinemasının ortaya çıkmasındaki nedenler üç başlık altında incelenebilir. Bunlardan ilki 1917’de kurulan UFA (Universal Film Aktiengesselschaft) nın etkisidir. Devlet güdümlü bu kuruluş yine devlet tarafından yönlendirilen bir propaganda ajansıydı. UFA,Birinci Dünya Savaşı sonrasında hızla genişlemiş ve Avrupa’nın en başarılı film ihraç eden şirketi olmuştur. Dışavurumcu Alman Sineması UFA’dan oldukça iyi bir biçimde yararlanmayı bilmiştir. ikinci öğe ise Almanya’da savaştan sonra görülen entelektüel heyecanın etkisidir. Almanların “Aufbruch” diye tanımladığı ruh hali içinde olmaları ki, o günlerde kullanılan anlam yüklü bir terim, dünün paramparça dünyasından sıyrılıp, devrimci kavramlar üzerine kurulu yarınlara yönelmek anlamını içeriyordu. Üçünü öğe ise birinci Dünya Savaşından önce yapılan ancak savaş sonrası konuları öngören üçü, fantastik dünyaya ayna tutan, hayali yaratıklarla dolu olan Der Student von Prag (Prag’lı Öğrenci), Golem ve Homonculus ile psikolojik huzursuzluğu sergileyen Der Andere (The Other) adlı filmlerdir.

Bu dönemde fantastik dünyaya ışık tutan belli başlı filmler şunlardır:

Praglı Öğrenci (1913) / Yönetmen : Stellan Rye
Golem (1914) / Yönetmen : Henrik Galeen
Homunculus (1916) / Yönetmen : Otto Rippert
Doktor Kaligari`nin Muayenehanesi (1919) / Yönetmen : Robert Wiene



Doktor Caligari'nin Muayenehanesi, Alman sinemasının bu dönemini (Altın Çağ 1918-1927) simgeleyen ve en çok tartışılan filmdir. Anlattığı gizemli cinayet öyküsünün yanı sıra resimli panolardan oluşan dekorları, boyayla elde edilmiş gölgeleri, eğik bacalı, yamuk duvarlı evleriyle filmin yarattığı fantastik ve ürkütücü dünya bugün bile ilgiyle izlenmesini sağlamaktadır. Film, döneminde ve sonrasında, pek çok övgüler aldığı gibi, aynı ölçüde eleştirilmiştir. Öyleki "Kaligarizm" bir terim haline gelmiştir.

Nosferatu, Bir Dehşet Senfonisi (1922) / Yönetmen : F.W. Murnau
Fantom (1922) / Yönetmen : F.W. Murnau

Nemo Personne
14 Mayıs 2026, 08:54
Şiirsel ( Şairane Gerçekçilik )

Şiirsel Gerçekçilik (Fransızca: Réalisme poétique, İngilizce: Poetic realism) 1930'larda Fransa'da ortaya çıkmış ve II. Dünya Savaşı'nın sonuna dek etkisini sürdürmüş sinema akımına verilen addır. Türkçe'de bazen "Şairane Gerçekçilik" olarak da geçer.

Şiirsel Gerçekçilik Akımının Ortaya Çıkışı

1920'lerin sonunda sesin sinemaya girmesi ile Avrupa Avantgarde Sineması'nın sonu gelmişti ve sesin olanaklarından da yararlanarak yönetmenler özellikle müzikaller, melodramlar ve tiyatro uyarlamalarına yöneldiler. Ancak bu uzun sürmedi. 1929'da başlayan ve 30'lu yıllar boyunca bütün dünyada olduğu gibi Fransa'da da etkisini tüm ağırlığıyla gösteren Büyük Ekonomik Buhran'ın bir sonucu olarak yaşanan toplumsal ve siyasi kargaşa ortamında bu yeni sinema akımı doğdu. Çalışan sınıfların sorunlarını, bireyin mutsuzluğuna ve çaresizliğine vurgu yaparak Amerikan Kara Filmlerine benzer çarpıcı bir atmosfer içinde karamsar bir üslupla ve şiirsel bir duyarlılıkla anlatan ve "Şiirsel Gerçekçilik" adı verilen bu tarz Fransa'da popüler oldu.

Akımın Özellikleri

"Şiirsel gerçekçilik" akımına dahil edilen filmler adındaki gibi "gerçekçi" idi, çünkü filmdeki karakterler hayatın tüm acımasız yönleriyle sürekli olarak yüz yüze geliyorlardı, çoğunlukla umutsuzdular, çaresizdiler. Ekonomik çöküntü beraberinde suç artışını da getirmişti, sefalet her zaman hissedilebiliyordu, konuların geçtiği mekanlar sefil mekanlardı. Ama aynı zamanda bu filmler "şiirsel" di de, karakterlerin davranışları melankolikti, karamsar ve hüzünlüydüler, zaman zaman intihara meyilli olabiliyorlardı, nihilisttiler. Filmin odağındaki bu marjinal karakterler genelde aşk için son bir şansı yakalarlar ama onu da sonunda ellerinden kaçırırlardı. Alt sınıftan insanların bunalımlı öykülerinin anlatıldığı bu filmler daima mutsuz sonla bitiyordu. Mekanların loş ışıklandırılması, kapalı gökyüzü ve sıklıkla yağan yağmur veya bastıran sisin yarattığı flu görüntüler de şiirselliğe katkı sağlıyordu. Görüntü yönetmenleri estetizme özellikle önem veriyorlardı. Bu akımın yapımcı ve yönetmenleri senaryo ve diyaloglara da çok önem veriyorlardı, akımın önemli senaristlerinden biri de Marcel Carné'nin birçok filminin senaryosunu yazmış olan ünlü şair Jacques Prévert'di.

II. Dünya Savaşının sona erdiği 1945 yılından sonra "Şiirsel gerçekçilik" akımı yerini İtalya'da ortaya çıkacak olan İtalyan Yeni Gerçekçiliği akımına bırakacaktı, zaten başta Luchino Visconti ve Antonioni olmak üzere yeni gerçekçi birçok İtalyan yönetmen sinema kariyerlerine "şiirsel gerçekçi" Fransız yönetmenlerin yanında çalışarak başlamışlardı. Bu iki yönetmen de Jean Renoir'ın asistanıydılar. Hatta Şiirsel gerçekçilik İtalyan Yeni Gerçekçik Akımından sonra gelecek olan Fransız Yeni Dalga akımını da etkilemiştir.

Bu akımın en önemli temsilcisi kuşkusuz Jean Vigo'dur.

Jean Vigo




Vigo 29 yaşında ölmüştür. Çektiği filmler ;

1933 zero de conduite (hal ve gidiş sıfır) bir anarşist sinema örneğidir.

Anarşiye bir saygı duruşu niteliğindeki Hal ve Gidiş Sıfır sinema tarihinde çocuklar üzerine yapılmış en önemli filmlerden biridir. Yazar, yönetmen, senaryo yazarı ve kurgucu Jean Vigo'nun filmi Hal ve Gidiş Sıfır, yönetmenin bir yatılı okul öğrencisi olarak yaşadığı kötü deneyimlerinden yola çıkarak çekilmiş ve Truffaut'nun 400 Darbe ve Lindsay Anderson'un If / Eğer adlı aynı konuyu işleyen klasikleşmiş filmlerini büyük ölçüde etkilemiştir.

1934 L’Atalante (Geçip giden çanta) filminde şairane gerçekçiligin işaretleri görünürken hal ve gidiş sıfır filmine yapılan saldırılara da cevap vermektedir.

Vigonun yaptığı bu iki film görüntü yönetmeni olan kardeşi boris kaufman ın da desteği ile etkili bir hale gelmiştir. Bu iki film deneysel tarz ol arakta yeni filmlerdir. Lirik bir yaklaşımı realizm ve sürrealizm ile birleştiren bütününde yaşama anarşik bir yaklaşımı sergilemektedir.

Hal ve gidiş sıfır özgürlüğe karşı bir otoriteyi sergiliyordu film gösterimden kaldırıldı. 1945 te yasak kalktı.

L’Atalante çekilirken Vigo ölür.1990 a girerken İngiliz film arşivinde bulunan özgün kopyasına dayanılarak tekrar gösterime sunulur.

Marcel L’Herbier



Hukuk eğitimi gören ve 1. dünya savası öncesi şiirler yazan herbier Fransız ordusunun sinematografi servisinde çalışmıştır. 20 yaşında avantgarde’nin önemli yönetmenleri arasına girmiştir ve Fransız sinema okulunun temellerini atmıştır. Pek çok filmle adını duyuran herbierin L’Epervier (atmaca, 1933) ve Le Bonheur (saadet, 1934) şairaneliğin izlerini tam anlamı ile taşımaktadır.

Atmaca da sevdiği kadın uğruna tüm servetini kaybeden bir adamın bir kumarbaza dönüşmesi ve yinede onu kaybetmesi anlatılıyor.
Saadet ise büyük bir sinema yıldızına tutulan bir anarşist i anlatmaktadır. Anarşist in yıldıza ulaşması imkansızdır, bu bir dramdır, ve onu başkasına bırakmasının da imkansızlığı anlatılmaktadır.

Julien Duvivier



1930’lu yıllarda ün kazanmış 5 büyükler arasına girmiştir. Ün kazanması birazda birlikte çalıştığı jean gorbini ye bağlıdır. Bu akım da çektiği en ünlü filmi pepe-Le-moko dur. (Cezayir batakhaneleri 1937)

Cezayir batakhaneleri, haydut pepe le mokonun, Arap mahallelerinde çete kurması ve polis tarafından öldürülmesini anlatmaktadır.

Marcel Carne



Daha çok toplumsal fantastik filmler yaptığını düşünmektedir. Sinemaya ünlü yönetmenlerin asistanlıklarını yaparak başlamıştır.(jaques feyder, rene clair)
Yaptığı en önemli iki film quei des brunes (sisler rıhtımı 1938) ve le jour se leve(son ümit 1939)adlı yapıtlardır.

Sisler rıhtımı film de bir asker kaçağının yaşlı bir adamın metresiyle ilişki kurması sisler içindeki bir kahvede sabahlamaları ışıkların yandığı caddelerde dolaşmaları ve asker kaçağının gangsterler tarafından öldürülmesi anlatılıyor.
Son ümit sevgilisi bir köpek terbiyecisi tarafından alınan bir adamın köpek terbiyecisini öldürmesi ve saklandığı otel odasında hayatını sorgulayıp polisle çatışması ve intihar etmesi anlatılıyor. Film toplumun psikolojik yapısının gerçekçi bir biçimde ortaya koymaktadır.
Savaşın sürdüğü yıllarda Carne de kaçış sinemasına yönelmiştir.

Kısa bir dönem süren şiirsel realistik sinema romantik duygusal ümitsiz sinema örneğidir.

Akımın Önemli Filmleri

1. La Petite Lise (1930) Jean Grémillon
2. La Chienne (1931) Jean Renoir
3. À nous la Liberté (1931) René Clair
4. Hal ve Gidiş Sıfır (Zero de Conduite) (1933) Jean Vigo



5. Yanık Kalpler (Le Grand Jeu) (1934) Jacques Feyder
6. La rue sans nom (1934) Pierre Chenal
7. L'Atalante (1934) Jean Vigo
8. Kahramanlar Panayırı (La Kermesse héroïque) (1935) Jacques Feyder
9. Crime et châtiment (1935) Pierre Chenal
10. Güzel Takım (La Belle Équipe) (1936) Julien Duvivier
11. Cezayir Batakhaneleri (Pépé le Moko) (1937) Julien Duvivier
12. Harp Esirleri La Grande Illusion (1937) Jean Renoir
13. Hayvanlaşan İnsan (La bête humaine) (1938) Jean Renoir
14. Sisler Rıhtımı veya Son Buse (Le Quai des brumes) (1938) Marcel Carné
15. Kuzey Oteli (Hôtel du nord) (1938) Marcel Carné
16. Entrée des Artistes (1938) Marc Allégret
17. Kocası ve Aşığı (La Règle du jeu) (1939) Jean Renoir. (Bazı kaynaklarda filmin Türkçe adı Oyunun Kuralı olarak da geçmektedir.
18. Son Ümit veya Gün Doğuyor (Le jour se lève) (1939) Marcel Carné
19. Remorques (1941) Jean Grémillon
20. Gece Ziyaretçileri (Les Visiteurs du soir) (1942) Marcel Carné
21. Gecenin Kapıları Les Portes de la nuit (1945) Marcel Carné
22. Cennetin Çocukları (Les Enfants du Paradis) (1945) Marcel Carné.....