Orijinalini görmek için tıklayınız : Oyunlardan Tiradlar
Nemo Personne
13 Mayıs 2026, 09:32
Tirat bir tiyatro oyununda oyuncuların yazı ya da konuşmada bir kez söylediği parça. Bir düşüncenin kesintisiz gelişimi; uzun ve tumturaklı konuşma olarak da tanımlanabilir. Genellikle başrol oyuncusunun yaptığı uzun konuşmadır.
Nemo Personne
13 Mayıs 2026, 09:34
Ophelia William Shakespeare'in Hamlet adlı oyununda yer alan bir karakterdir. Oyunda ok az yerde bulunsa da, bu oyunun en derin ruhlarından biridir. Prens Hamlet'e duyduğu aşk onu deliliğe sürüklemiş ve suda boğularak ölmesine neden olmuştur.
OPHELIA :
Nasıl ayırdederim bir bakışta
Seveni sevmeyenden?
Külahından, tozlu çarıklarından,
Elindeki değnekten.
öldü, güzel sultanım çoktan öldü.
öldü, gömüldü bile.
Başında yemyeşil otlar büyüdü,
Taşı dikildi bile.
Ne olur dinleyin!
Ak kefenler giyindi kardan beyaz,
Sarıldı çiçeklere.
Arar arar sevdiğini bulamaz,
Ağlayanlar içinde.
Fırıncının kızı baykuş olmuş diyorlar.
Allah korusun.
insan ne olduğunu bilir, ama ne olacağını bilemez.
Tanrı bereketini eksik etmesin sofranızdan.
Kendiniz hiçbir söz söylemeyin sakın bunun üstüne, ama ne demek olduğunu soran olursa şöyle dersiniz:
Yarın bayram, Saint Valentine bayramı,
Erken uyanır herkes.
Ben bir kızım, gelirim pencerene,
Eşim ol derim sana.
Delikanlı kalktı, hemen giyindi,
Açtıkıza kapısını.
Kız girdi içeri, kız girdi ama,
Kız çıkmadı dışarı.
Ayıp, ne ayıp şey bu!
Fırsat bulan her genç yapıyor bunu
Yüzü kızarmaksızın.
Kız dedi: Bu işi yapmazdan önce
Evleniriz demiştin?
Delikanlı şöyle karşılık verdi:
Evlenirdim sabah sabah gelip de
Koynuma girmeseydin.
Elbet bir gün düzelir her şey. insan sabırlı olmalı; evet ama ağlamamak elimde değil düşündükçe soğuk topraklara gömüldüğünü.
Geceniz hayrolsun, bayanlar, iyi geceler, güzel bayanlar, iyi geceler, iyi geceler!
Oyunun adı: Hamlet
Yazan: William Shakespeare
Türkçesi: Sabahattin Eyuboğlu
Nemo Personne
13 Mayıs 2026, 09:41
Antigone, Sophokles'in ünlü trajedisine adını veren, Antik Yunan mitolojisinde yer alan cesur ve gururlu bir kadın karakterdir.
ANTIGONE
İsmene'm canım kardeşim benim babamız Oidipus'un mirası hiçbir acı, kahır, utanç kaldı mı Zeus'un yaşarken bize tattırmadığı?
Şimdi de Kral bütün kente buyruk salmış diyorlar, biliyor musun ne?
İşittin mi?
En sevgilimizin başına gelecekten belki haberin bile yok senin.
(İsmene:Bir şey duymadım ben, bilmiyorum.)
Sezmiştim böyle olduğunu, ondan çağırdım seni buraya , sarayın dışına yalnız sen işitesin diye.
. . .
Kreon yalnız birini gömüyor ağabeylerimizin öbürünü gömütsüz bırakıyor aşağılamak için.
Eteokles'in cenazesini doğru dürüst dua ile kaldırttı, saygınlık içinde varsın diye ölüler ülkesine.
Ama onunla kucak kucağa can veren Poluneikes'i kimse gömmeyecek demiş, kimse yasını tutmayacak!
Kardeşimizi böyle gömütsüz, gözyaşsız leş kargalarına, akbabalara peşkeş çekmiş tatlı bir şölen niyetine.
Anlıyorsun ya. Sayın Kreon'un buyruğu seni de beni de yakından ilgilendiriyor...
Özellikle beni.
Duymayanlar iyice öğrensin diye kendi de geliyormuş buraya. Şakası yok, uygulanacak emir.
Yasağa karşı çıkan olursa , halkça taşlanarak can verecek surlarda.
Durum böyle, günü saati geldi özündeki mayayı görelim yaratılıştan soylu musun yoksa soylu ataların yozlaşmış bir çocuğu mu?
. . .
Israr etmiyorum, yardımın eksik olsun, işine bak sen.
İlerde gönlünden kopsa bile yardımını kabul etmem artık.
Ben gömmeye gidiyorum ağabeyimi. bu uğurda ölsem ne gam?
Yan yana yatarız kardeşimle iki sevgili gibi, suçsa kutsal bir suç benim ki.
Şu kısacık yaşamda dirilere yaranmaya değer mi?
Öte yandan sonrasızlık bekler beni
Ölmüşlerime adıyorum sevgimi, sen ama yüz çevirip kutsal yasalardan gönlünce sürdür günlerini.
Oyunun adı: Antigone
Yazan: Sophokles
Türkçesi: Güngör Dilmen
Nemo Personne
13 Mayıs 2026, 09:54
Lady Macbeth, William Shakespeare’in Macbeth tragedyasında, iktidar hırsını vicdanının üzerine örten fakat sonunda kendi zihninin karanlığında boğulan trajik bir güç figürüdür.
LADY MACBETH
Çık, mel' un leke! Çık, diyorum! Bir. İki. Eh öyleyse yapmak zamanı geldi. Cehennem karanlıkmış. Ayıp size efendimiz, ayıp! Hem asker olun, hem korkun! Kimin bildiğinden ne çekinelim nasıl olsa kudretimiz sorgu suale gelmez. Yine de, kim ihtiyarda bu kadar kan bulunacağını zannederdi?
Fife Beyi'nin bir karısı vardı; şimdi nerede? Ne, bu eller hiç temizlenmeyecek mi? Artık yeter; böyle ürkmekle her şeyi bozuyorsunuz.
İşte hala kan kokuyor. Arabistan'ın bütün ıtırları şu minicik elin kokusunu tatlılaştıramaz. Ah! Ah! Ah!
Ellerinizi yıkayın, geceliğinizi giyin, öyle benzi uçuk durmayın. Tekrar ediyorum, Bangue gömüldü, mezarından çıkamaz ki.
Yatağa, yatağa. Kapı vuruluyor. Gelin, gelin, gelin; verin bana elinizi. Olan bir şey bozulamaz. Yatağa yatağa yatağa!
Oyunun adı: MACBETH
Yazan: William SHAKESPEARE
Türkçesi: Orhan BURİAN
Matsuro
13 Mayıs 2026, 10:00
Lady Macbeth karakteri gerçekten insanı derinden etkileyen, karmaşık bir karakter. Özellikle vicdan azabıyla boğuştuğu o tiratları okurken tüylerim diken diken oluyor. Shakespeare'in bu oyunuyla bir kez daha insan psikolojisinin derinliklerine inmiş.
Nemo Personne
14 Mayıs 2026, 09:23
George Bernard Shaw, Jan Dark’ı inancı ve kararlılığıyla çağının düzenine meydan okuyan genç bir vizyoner olarak resmeder.
JAN DARK :
Verin o yazıyı bana (Masaya koşup, kağıdı kaparak parça parça eder) Varın yakın ateşinizi. Fare gibi deliğe tıkılmam ben.Seslerim haklıymış. Sizin ahmak olduğunuzu söylemişlerdi. Bunların güzel sözlerine, merhametlerine güvenilmez demişlerdi. Hayatımı bağışlayacağınıza söz verdiniz. Yalanmış. Yaşamak nedir sizce? Donup taş kesilmemek mi sadece? Ne kuru ekmek bulunca gam, yerim, ne de duru su içmek derttir benim için.Ama gök kubbenin şavkından, o güzelim kırların çayırlarından, çimeninden yoksun bırakmak beni... Dağda bayırda askerlerle at koşturmamayım diye ayağıma pranga vurmak... Bana havasız , nemli karanlığı koklatmak... Sizin bu kötülüğünüz, sizin bu sersemliğiniz beni Tanrı'dan bile soğuturken, gönlümü gene O'nun sevgisiyle dolduracak her şeyi almak elimden, cehennem ateşinden de beterdir. Savaş atımdan vazgeçebilirim. Etekle dolaşmasam da olur. Sancaklar, borazanlar, askerler yanı başımdan geçip gitse de öbür kadınlar gibi geride bırakmayı nefsime yedirebilirim. Yeter ki rüzgârda ağaçların hışırtısını, güneşte öten çayır kuşunu, köyümün sağlıklı ayazında meleyen kuzuları işitebileyim. Akşam çanları bana melek seslerini getirsin gene. Bunlar olmadan yaşayamam ben. Bunları benden ya da başka bir kuldan almaya kalktığınız için siz, biliyorum şeytanın emrindesiniz. Oysa bana yol gösteren Tanrı'dır. Tanrı'nın hikmetine aklınız ermez sizin.Beni ateşlerden geçirip bağrına basacak odur. Çünkü öz evladıyım O'nun. Benimle birlikte yaşamaya layık değilsiniz sizler. Şu güzelim dünyayı yaratan Tanrım. Senin ermişlerine dünya ne zaman kucak açmayı öğrenecek? Ne zaman ulu Tanrım, ne zaman... Son sözüm bu işte.
Orijinal Adı: Jeanne D'arcRC
Oyun Türü: Tarihi Oyun
Yazar: Bernard Shaw
Çeviren: Sevgi Sanlı
Leydihan
18 Mayıs 2026, 19:34
[Only Registered Users Can See Links] – Cimri – HARPAGON TİRADI
KONSERVATUAR HAZIRLIK EĞİTİMİ ÇALIŞMA TİRADI
HARPAGON TİRADI
Yetişin! Hırsız var! Yakalayın! Adam öldürüyorlar! Can kurtaran yok mu? Hak, adalet nerede? Allah yok mu? Vurdular! Canımı aldılar! Gırtlağımı kestiler! Paramı çaldılar, paramı! Kim aldı, kim? Ne oldu? Nerede? Nereye saklandı? Ne yapayım? Nasıl bulayım?
Nereye koşayım? Nereye koşmayayım? Şurada mı acaba? Burada mı yoksa? Kim o? Dur! (Kendi kolunu yakalar) Yakaladım. Ver paralarımı haydut! Eyvah! Benmişim yakaladığım. Neredeyim, bilmiyorum ki! Ben kimim? Ne yapıyorum? Bilmiyorum. Oldu bana olanlar! Param! Zavallı paracığım! Canım, sevgilim benim! Aldılar elimden seni! Sen olmayınca ben neye sığınırım artık, neyle avunur, neyle sevinirim? Her şey bitti benim için; dünyada yapacak işim kalmadı benim! Sensiz ne yaparım, nasıl yaşarım? Olacak şey mi? Yaptılar bana yapacaklarını! Dayanamam bu acıya, ölüyorum; öldüm, gömdüler beni! Diriltmek isteyen yok mu beni; versin paracıklarımı geri, ya da kimin aldığını söylesin. Ne var? Ne diyorsunuz? Kimse yokmuş. Bu işi yapan bir hayli pusuda beklemiş, fırsat kollamış olmalı; ben tam o yezit oğlumla konuşurken yapmış yapacağını. Haydi durma git. Git adalete baş vur; sorguya çektir bütün evi: Hizmetçi kadınları, uşakları, oğlunu, kızını, hatta kendini, kendini bile!
( Seyirciyi işaret ederek)
Nedir bu kalabalık? Ne diye toplanmışlar buraya? Kimin yüzüne baksam kuşku sarıyor içimi? Hepsi hırsızmış gibi geliyor bana. Ne o? Ne konuşuyorlar orada? Hırsız mı görmüşler? Nedir o yukarda ki gürültü? Hırsız orada mı yoksa? Ne olur, söylesin bir gören varsa, Allah rızası için söylesin! Aranızda mı saklı orada? Hepsi bana bakıp bakıp gülüyor. Görürsünüz hepsinin parmağı var bu hırsızlıkta. Haydi gelsin çabuk jandarmalar, polisler, tüfekler, hakimler, mahkemeler, işkenceler, darağaçları, cellatlar! Astıracağım, bütün dünyayı astıracağım. Yine de paramı bulamazsam kendi kendimi asacağım!
Oyunun Adı: Cimri
Yazan: Moliere
Çeviren: Sabahattin EYÜBOĞLU
Leydihan
18 Mayıs 2026, 19:36
[Only Registered Users Can See Links]
Anton ÇEHOV – Martı – Nina Tiradı
KONSERVATUARA HAZIRLIK KURSU TİRATLARI
Bastığım toprağı mı öpüyordunuz? Vurmanız, öldürmeniz gerekirdi beni! (Masaya doğru eğilir.) O kadar yorgunum ki… Biraz dinlensem! Dinlenebilsem… (Başını kaldırır) Bir martıyım ben… Yo, değil… Aktrisim… Öyle değil mi? (Arkadina ile Trigorin’in dışarıda gülüşünü duyar. Silkinir, kulak kesilir. Sol kapıya koşarak anahtar deliğine gözünü yaklaştırır.) O da burada demek… İyi… Tiyatroya inanmıyordu; hayallerimle alay ederdi hep. Ona bakarak ben de inancımı yitirdim; maneviyatım kırıldı… Aşk üzüntüleri, kıskançlık da bir yandan… Yavrum için korkuyordum hep… Miskinleştim, küçüldüm, oyunum manasızlaştı… Sahnede düzgün yürüyemiyordum; ellerimi ne yapacağımı bilemiyor, sesimi idare edemiyordum. İnsan kötü oynadığını hissedince ne acı duyar, bilemezsiniz! Martıyım ben.. Yo… Değil de… Şey, siz o sıralar bir martı vurmuştunuz, hatırlar mısınız? Yaa!.. Böyle işte… Gelmiş bir adam, durup dururken, laf olsun diye, yok etmiş kuşcağızı… Tam küçük hikaye konusu… Gene de söylemek istediğim bu değildi. (Alnını uğuşturur.) Ne diyordum?.. Evet, sahneden bahsediyordum. Şimdi öyle değilim artık: gerçek bir artist oldum. Şevkle, coşkunlukla oynuyorum. Kendimden geçiyorum sahnede… Oyunumu, her şeyimi gerçekten güzel, gerçekten değerli görüyorum artık. Buraya geleli beri her yanı dolaşıyorum. Hem yürüyor, hem düşünüyorum; ruhumun günden güne nasıl kuvvetlendiğini duyuyorum. Siz bir şey söyleyeyim mi Kostya, bizim işlerde, sahne olsun, yazı olsun, ün, yaldız, kurduğumuz hayaller değil, sabırlı olmak önemli; buna iyice inandım. Kaderine katlan, inancını yitirme… Şimdi acı duymuyorum artık, ödevimi düşündükçe hayattan korkmuyorum.
Oyun Adı: Martı
Yazar: Anton ÇEHOV
Çevirmen: Nihal Yalaza TALUY
Leydihan
18 Mayıs 2026, 19:39
Edmond Rostand- Cyrano de Bergerac - BURUN Tiradı
KONSERVATUARA HAZIRLIK KURSU TİRATLARI
CYRANO – Bu kadarı az delikanlı! Asıl iş edada. Mesela bak; Hoyratça, “Burnum böyle olsaydı mösyö, mutlak Dibinden kestirirdim!” Dostça, “Yana yatmaz mı? Senden önce davranıp kadehe batmaz mı?” Tarifle, “Burun değil bir kere, coğrafyada böylesine dağ denir, dağ değil, yarımada!” Mütecessis, “Acaba ne işe yarar bu alet? Makas kutusu mudur, divit midir, izah et?” Zarifhane, “kuşları sevdiğiniz besbelli! Yorulmasın diye yavrucaklar, temelli tünek kurmuşsunuz!” Pürneşe, “Birader şu Koskocaman burunla tütün içince, komşu yangın var demiyor mu?” Müdebbir; “Aman yavrum! Bu ağırlıkla yere düşmenden korkuyorum!” Müşfik, “Yaptırın ona küçük bir şemsiye, yazın fazla güneşten rengi solmasın diye!” Alimane, “Görmüşüm Aristophanes’de belki Hippocampelephantocamelos adındaki hayvanın burnu gayet büyükmüş! Sen ne dersin?” Nobran, “Zaten bilirim, sen misafir seversin; Bu şapka asmak için mükemmel icat!” Şairane, “Ey burun, bütün cihana inat, seni baştan aşağı nezle etmeye kadir tek rüzgâr bulunamaz, karayel müstesnadır!” Hazin, “Bir de kanarsa, Kızıldeniz! Ne bela! Hayran, “Lavantacıya ne mükemmel tabela!” Lirik, “Bu Tanrıların bindiği bir gemidir!” Safiyane, “Abide ne günleri gezilir?”” Hürmetkârane, “Mösyö, kibarsınız muhakkak, yoksa var mı cumba sahibi olmak!” Köylü, “Vış anam! Bu ne? Bilmem guş muh, balık mıh? Yoğusa tohuma kaçmış bir salatalıh mı?” Sivri akıllı, “Bunu tombalaya koymalı! Kim elinden kaçırmak ister böyle bir malı?” Ve hıçkıra hıçkıra nihayet, Pyrame gibi, “Bu ne felaket! Bu ne musibettir Yarabbi! Böyle berbat edip de yüzünü sahibinin, Şimdi de utancından kızarıyor, bak hain!” -Olsaydı biraz nükte, biraz malumatınız, İşte karşıma geçer bunları sayardınız. Fakat sizde nükteden eser yok zerre kadar, neyleyeyim Cenabıhak ihsan buyurmamışlar! Zaten bir parça icat kudreti olsa bile, böyle seçkin, muhterem huzzar önünde hele, bana bu şakaları yapmazdınız elbet. Ağzınızdan çıkmaya daha olmadan kısmet bunlardan bir tekinin en ufak başlangıcı, karşınıza çıkardı Bergerac’ın kılıcı! Ben bunları söylerim, oldukça belagatla! Başkasından dinlemem fakat tekini bile.
Oyunun Adı: Cyrano de Bergerac
Yazar: Edmond Rostand
Çeviren: Sabri Esat Siyavuşgil
[Only Registered Users Can See Links]
vBulletin v3.8.11, Copyright ©2000-2026, Jelsoft Enterprises Ltd.