Orijinalini görmek için tıklayınız : Sanat ve Edebiyat Durağı
SOLİDWORKS
07 Mart 2026, 17:33
Toplumsal gelişimin yazarı: Schiller
[Only Registered Users Can See Links]
Şair, oyun yazarı, tarihçi ve edebiyat kuramcısı olan Johann Christoph Friedrich von Schiller etkisi ülkesinin sınırlarını aşan Alman yazarlarından biridir.
Çağdaşı,arkadaşı Johann Wolfgang von Goethe ile birlikte çağdaş Alman edebiyatının kurucularından sayılır.
Schiller, 1759’da Württemberg’deki Marbach’ta, bir askeri cerrahın oğlu olarak doğdu. Württemberg dükünün ısrarı üzerine, hukuk öğrenimi görmek üzere dükün Ludwigsburg yakınında kurduğu askerî akademiye girdi. Okul Stuttgart’ta taşınınca Schıller’in tıp öğrenimine geçmesine izin verildi. Bu sırada şiir yazmaya başlamıştı.
1780’de öğrenimini tamamlayan Schiller yardımcı hekim olarak orduda göreve başladı. Schiller ilk oyunu olan Haydutlar’ı 1781’de imzasız olarak yayımladı.
Düzyazıyla kaleme alınmış olan bu oyun ertesi yıl Mannheim’da sahnelendi. Özünde toplumsal bir eleştiri olan bu yapıt, baskı yönetimine karşı çıktığı için büyük bir başarı kazandı ve ilgi gördü. Ne var ki, dük oyundaki başkaldırı ruhundan hoşlanmamıştı. Genç yazar dükün baskısından kurtulmak için Stuttgart’tan kaçtı.
1785’te Dresden’de yazmış olduğu “Ode an die Freude” (Neşeye Övgü) adlı şiirini sonradan büyük Alman bestecisi Ludwig van Beethoven, “Dokuzuncu Senfoni”sinin sonundaki koro bölümünde kullandı.
SOLİDWORKS
14 Mart 2026, 11:48
[Only Registered Users Can See Links]ğitim dili Fransızca olan Galatasaray Üniversitesi’nde yaşanmış gerçek bir hikayedir.
İlber Ortaylı Fakültede tarih dersi vermektedir ve bir öğrenciye inanılmaz bir ayar vermiştir.
İlber Hoca dersin bir bölümünde kitaptan makale okumaya başlar. Okulun eğitim dili sebebiyle Fransızca okuyan İlber Hoca, normal konuşmasından biraz daha yavaş bir şekilde kitabı okumaktadır. Fırlama ve bir o kadar da ukala olan öğrencilerden birisi el kaldırır ve söz ister;
- Hocam isterseniz kitabı verin ben okuyayım, dersi daha hızlı işlemiş oluruz, der kinayeli bir gülüşle.
Tavrını hiç bozmayan İlber Ortaylı öğrencisini kitabı okumak için kürsüye davet eder. Kendinden emin tavırlarla kürsüye gelen öğrenci kitabı açar ve karşılaştığı manzarayla adeta yerin dibine girer.
Kitap Almancadır ve İlber Hoca eş zamanlı olarak Fransızcaya çevirerek okumaktadır.
[Only Registered Users Can See Links] .jpg?_nc_cat=1&ccb=1-7&_nc_sid=e06c5d&_nc_ohc=CFRAA51zJDoQ7kNvwFgqV6_&_nc_oc=AdnpKsQ2w0-4Woig84gJgLKBj8VqLul80lETu3wWfH6zvHIdeXiqIuQq7JEBU QFCd-DkGD8B09tTdp7rglKprMb9&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=DfIQwqYIzkPinkvTsWqgvQ&_nc_ss=8&oh=00_AfwKrVZHf3DsbiJAgrWuu9C1ZsWOKJj7aThkDz4w68B_ hA&oe=69BAE117
Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])
SOLİDWORKS
04 Nisan 2026, 13:36
[Only Registered Users Can See Links] 9gGIQ&s
Kendi Hayatını Kurtaran Tıp Öğrencisi: Dr. David Fajgenbaum
Tıp fakültesinde okurken sadece başkalarını iyileştirmeyi hayal ediyordu; ancak kader, onu kendi hayatı için savaşan bir hastaya dönüştürdü. Dr. David Fajgenbaum’un hikayesi, çaresizliğin nasıl devasa bir bilimsel devrime dönüşebileceğinin en etkileyici örneğidir.
Karanlıktan Gelen Teşhis: Castleman Hastalığı
• Beklenmedik Belirtiler: David, henüz bir tıp öğrencisiyken açıklanamayan semptomlarla hastaneye kaldırıldı. Organ yetmezliği noktasına gelen durumu, doktorları bile şaşırttı.
• Nadir Bir Düşman: Sonunda ona Castleman Hastalığı teşhisi konuldu. Bu, vücudun bağışıklık sisteminin kendi organlarına saldırdığı, tedavisi oldukça sınırlı ve ölümcül olabilen nadir bir hastalıktı.
• Ölümle Burun Buruna: Beş kez ölümden dönen ve defalarca kemoterapi alan David için tıp dünyası cevap veremiyordu. Çoğu insan beklemeyi seçerdi, ama o seçmedi.
Doktorun En Zorlu Deneyi: Kendisi
David, hastane odasında yatarken tıbbi makalelere gömüldü. Kendi kan örneklerini inceledi, bağışıklık sistemindeki proteinlerin izini sürdü.
1. Mevcut İlaçlarda Çözüm Aramak: Yeni bir ilaç geliştirmek on yıllar alabilirdi. O, halihazırda onaylanmış olan ve başka hastalıklar için kullanılan ilaçları analiz etmeye başladı.
2. O "Mucize" Buluş: Başka bir amaçla (organ nakli sonrası reddi önlemek için) kullanılan bir ilacın, kendi hastalığındaki spesifik bir bağışıklık yolunu kapatabileceğini fark etti.
3. Kendi Üzerinde Deneme: Doktorlarını bu ilacı denemeye ikna etti ve sonuç mucizeviydi; durumu stabilize oldu.
Hastadan Umut Işığına
David iyileştikten sonra eski hayatına dönmek yerine, kariyerini nadir hastalıklar araştırmalarına adadı:
• Castleman Hastalığı İşbirliği Ağı (CDCN): Dünyanın dört bir yanındaki doktorları ve hastaları bir araya getiren bir organizasyon kurdu.
• Sloganını Değiştirdi: "Cevap bekleyen bir hasta" olmaktan çıkıp, "cevapları arayan bir bilim insanı" oldu. Kitabının adı olan "Chasing My Cure" (Tedavimin Peşinde), tüm dünyada milyonlara ilham verdi.
Sonuç:
Bazen doktor ve hasta arasındaki çizgi tamamen silinir. Ve bazen, cevapları arayan kişi... bizzat cevabın kendisi olur.🙏🙏💖💖
[Only Registered Users Can See Links] g?_nc_cat=106&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=Z9zB461GP6cQ7kNvwEMQux5&_nc_oc=Ado1xHo5g8EsNXKxyOvR5r6b5o6lPBVjOqoI2wzqQh_ Fc5DHx4qCkIJskLC7qvPKlKk9EWQLVGNOCYNVFcpnraQe&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=cl2kHnmzsOL9HZJowxbdZQ&_nc_ss=7a3a8&oh=00_Af1_iQdw5A3lLP2DWCPGAs-dg4VnxRNTABXq6fkrUKAhIg&oe=69D6A73F
Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])
SOLİDWORKS
21 Nisan 2026, 17:31
[Only Registered Users Can See Links]"ELİMİ SALLASAM ELLİSİ"
BB kuşağı dediğimiz 1944-1960 doğumlu insanların;
- Delinen pantolonlarına yama vurmaları,
- Yıpranan giysilerini onarmaları,
- Sökülen ayakkabılarını dikmeleri,
- Patlayan futbol topunu sağlamlamaları,
- Bozulan radyoyu tamir ettirmeleri, sırf yoksulluktan değildi.
Sadece tutumluluktan da değildi.
Onlar bunları yapmakla, kendinden sonraki nesile çok önemli bir mesaj veriyorlardı.
Onlara;
- Eşleriyle araları açıldığında, alternatiflere yönelmeden aralarını düzeltmelerinin mümkün olduğuna,
- Çocuklarıyla aralarına kara kediler girdiğinde bu durumun vakit geçirmeden telafi edilmesinin gerekliliğine,
- Arkadaşlarıyla, komşularıyla, dostlarıyla bağları koptuğunda; yenilerini aramakla vakit kaybetmeyip, aralarındaki bağları tekrardan bağlamalarının kaçınılmaz olduğuna müthiş bir örnek olması için, onların böyle bir yetenek geliştirmeleri için onlara "prototip" olmaya da çalışıyorlardı.
Yani bir yandan yeni neslin;
- Onarıcı,
- Telafi edici,
- Tamir edici,
- "Arabulucu" özellik kazanmasına önayak oluyorlardı.
Onların bu çabalarının "çaresizlikten", yokluktan, fakirlikten, cimrilikten ileri geldiğini düşünen 1965-2000 kuşağı olan "X" ve "Y" nesli, bu sinyali alamadı.
Bu nedenle yeni kuşak nesil;
- Eşiyle bozuştuğunda,
- Arkadaşıyla atıştığında,
- Komşusuyla kavga ettiğinde, ortamı yumuşatmayı, aralarını düzeltmeyi, barışabilmeyi düşünemediğinden, becermediğinden onları "değiştirmeyi" seçmek gibi stratejik bir hatanın içine düşebiliyor.
Söz gelimi;
- Bana arkadaş mı yok?
- Başka komşu mu yok sanki.
- Hiç dert değil, elimi sallasam ellisi.
- Küserse küssün... Gibi "sanal efelik" taslayarak fıtratını bozabilmektedir.
Bu nedenle önceki kuşak onlar için "Nereden türedi bu nesil?" diyerek hayretini ifade etmek zorunda kalabiliyor. Yani onların beceriksizliğine vurgu yapıyor.
Galiba;
"Tamirciliği" unutan yeni kuşağı gelecekte zor günler bekliyor.🙏🙏💖💖
Alıntı
Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])
vBulletin v3.8.11, Copyright ©2000-2026, Jelsoft Enterprises Ltd.