Orijinalini görmek için tıklayınız : Her Gün Atatürk'le Beraber.
SOLİDWORKS
05 Mart 2026, 13:05
Savaş Planları
İran Şahı Rıza Pehlevi 1934 yılında Türkiye’ye, Atatürk’ü ziyarete gelmişti. Bu görüşmede Şah, Genelkurmay Başkanlığını da ziyaret etmişti. Asım Gündüz anlatıyor:
“… Atatürk’ün emriyle Şah’a her şeyi gösteriyorduk. Sıra zemin kattaki kasa dairesine gelmişti. Şah buradaki 14 kasayı görünce sormuştu:
— Burada Genelkurmayın paraları mı durur?
Kasalarda para değil, savaş planları saklıydı. Kasalarda İngiliz, Fransız, Yunan, Bulgar, İtalya ve Rusya ile herhangi bir savaşta ordumuzu nerelerde toplayacağımıza ve nasıl seferberlik yapılacağına dair plan, kroki, harita, seferberlik takvim ve muhtıraları, ikmal planları vardı.
Şah, bu izahatı hayretle dinliyordu. Bir ara:
— Peki, çok vahşi, dedi… İran için olanlar hangi kasada?
Atatürk imdadımıza yetişmişti:
— Şah Hazretleri emin olun ben de sizin sayenizde ilk defa bunları görüyorum. Bunlar yaptıklarını kimseye göstermezler. Tabii sizinle biz dost ve müslümanız. Sizin için elbette herhangi bir hazırlığımız yok…”
Kaynak: Hatıralarım, Asım Gündüz, s. 229
[Only Registered Users Can See Links] g?_nc_cat=107&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=vBPOzkQMrcQQ7kNvwG31PBs&_nc_oc=AdnVLDZZ-Xf2R1U-VxBQSu0q3Y-LDGJZPhpVRgPsXe_MoAATfFvP7dfuatsINJnBPKuBwXHL7o3Gr EDNjAtpyeAh&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=4manE9Y7QBb6JUwkNJtKwA&_nc_ss=8&oh=00_Afw4sW0POTDKbaxhNYXjD87LuamGaqe-n-QncM7fioIbwg&oe=69AF0FC0
SOLİDWORKS
13 Mart 2026, 15:06
MUSTAFA KEMAL: "BEN İSMET'İ İYİ TANIRIM!"
Yahya Galip Bey anlatıyor:
Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın en ateşli günlerindeydik. Düşmanın üstün kuvvetlerine karşı giriştiğimiz İkinci İnönü Muharebesi henüz sonuçlanmamıştı.
Mustafa Kemal'in otomobili Millet Meclisi önünde durdu.
Hemen yanına koştum. Telaş ve endişeyle:
"Paşam, İnönü'den ne haber?" diye sordum.
Aynen şu cevabı verdi:
"Vaziyet kritiktir."
Anlamamıştım.
"Kritik nedir?"
Mustafa Kemal, "Sana bunun cevabını on beş dakikaya kadar veririm" dedi ve gülümsedi.
"Ben İsmet'i iyi tanırım. Göreceksin on beş dakikaya varmadan haberi alırız."
Aradan çok kısa bir zaman geçti. Telgraf dağıtıcısını, elinde bir kâğıtla, soluk soluğa Paşa'nın odasına girerken gördüm.
Saat 6.30'da Metris Tepe'den, Garp Cephesi Komutanı İsmet imzasıyla gönderilmiş bir telgraftı ve şöyle yazıyordu:
"Düşman, binlerce maktulle doldurduğu muharebe meydanını silahlarımıza terk etmiştir."
Paşa, o zaman beni yanına çağırdı. Gülen yüzüyle şöyle dedi:
"Gördünüz mü Yahya Galip Bey, ben size, İsmet'i iyi tanırım dememiş miydim?"
Yahya Galip Bey, Kurtuluş Savaşı yıllarında Ankara defterdarıyken vali atanmış, daha sonra da mebus seçilerek Meclis'e girmişti.
[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=109&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=YCKn6cD7rmcQ7kNvwHZc_jD&_nc_oc=AdkRQZn-W_-LU38GJ0HtQDD3q8Lq8hNDC6m_DOelOFoUTG35qAxAUxfjG8AIZ 6r1dlHcLVZA0qyI791OwKar0H9w&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-2.fna&_nc_gid=CDtc_7WE_qCSxFlJp2O7hw&_nc_ss=8&oh=00_AfxPEmn0q4CwyPrjyDxy4d389NZZE1HfZYpwqhJTr3TQ xQ&oe=69B9C3DE
Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])
SOLİDWORKS
17 Mayıs 2026, 18:08
Atatürk’ün Şoförü Anlatıyor:
‘Rahmetli Sürati Çok Severdi’
‘Demek ölümünden bu yana 29 yıl geçti haaa.. Yıllar ne çabuk akıp gidiyor.. Daha dün berabermişiz gibi hep gözümün önünde. Ne yalan söyleyeyim, Atatürk’ün öldüğüne hâlâ inanasım gelmiyor…’ diye söze başladı Remzi Öztuş… İstanbul şoförlerinin baba diye tanıdığı Remzi Öztuş Atatürk’ün 15 yıl özel şoförlüğünü yapmış. 45 yıldır şoförlük yapan ve bugün 65 yaşında olan Remzi baba, Cumhuriyet’in ilanından sonra Atatürk’ün şoförü olmuş ve Ata’nın ölümüne kadar bu görevi sürdürmüş. 15 yıl Edirne’den Ardahan’a, Samsun’dan Hatay’a kadar Türkiye’yi dolaşmışlar birlikte.
KÖŞK’ÜN ŞOFÖRÜ OLDUM
Atatürk’ün şoförü oluşunun hikayesini şöyle anlattı bize Remzi Öztuş:
‘Cumhuriyet ilan edilmişti. O zaman ben Ankara Merkez Kumandanlığı’nda askerdim. Köşk’ten 4 şoför, 4 sofracı ve iki de berber istemişler. Ben de istenilen 4 şoför ile birlikte Köşk’e gittim. O zaman Atatürk’ün şoförlüğünü yapan Mehmet Çavuş’un yanında muavin olarak çalışmaya başladım. Mehmet Çavuş Atatürk’ün Samsun’a çıkışından beri şoförlüğünü yapan bir arkadaştı. Sonra kendisi istifa etti ve yerini ben aldım. O günden sonra tam 15 yıl şoförlüğünü yaptım. Allah rahmet eylesin taa ölünceye kadar beraberdik..’
Atatürk’ün şoförü oluşunun hikayesini Remzi Öztuş anlatırken.
SÜRATİ SEVERDİ
Remzi Öztuş Atatürk ile ilgili anılarına şöyle devam etti:
‘Hemen hergün kendisini dolaştırırdım. Yorulmak nedir bilmezdi. Gideceği yere çabuk varmak istediği için bana süratli git derdi. Rahmetli sürati çok severdi…’
ELLERİ ÇOK GÜZELDİ
Remzi baba sözlerine şöyle devam etti:
‘Atatürk gibi bir insan görmedim. Çok yakışıklı bir adamdı. Gözleri, kaşları, saçları ayrı ayrı güzellikteydi. Hiç kimse iki saniyeden fazla gözüne bakamazdı Ata’nın… İnsanı ipnotizma ederdi bakışlarıyla âdeta. Hele ellerinin güzelliğini anlatamam… İnce uzun parmakları, bembeyaz teni vardı. Avuçlarının içi pembe pembe idi. En güzel kadın eliyle bile mukayese etmek imkânsızdı. Ne giyse yakışırdı. Temiz ve sade giyinirdi.’
ASKERİ VE GÜREŞLERİ ÇOK SEVERDİ
‘Atatürk askeri ve güreşleri çok severdi. Arabayla geçerken nerede bir asker görse ‘aslana bak aslana, Mehmetçiğe bakın’ diye ayağa kalkar ve sevinçten gözleri yaşarırdı. Çok severdi çok. Atatürk bir de güreşlere çok düşkündü. Hiç bir güreşi kaçırmazdı..’
HALKIN ARASINDA BULUNMAKTAN ZEVK ALIRDI
Remzi baba Atatürk’e ait bitmek tükenmez anılarla doluydu ve konuşmasına şöyle devam ediyordu:
‘Atatürk halkın arasında bulunmaktan, halkla konuşmaktan son derece zevk alırdı. Beraber Saraçhane’deki kahvelerin önünden geçerken bana döner ‘Remzi şimdi şu kahveye girsem ve bir tavla oynasam ne iyi olur. Ama rahat vermezler ki. Bir manavdan pazarlık ederek meyve almaya hasretim’ derdi. Onun için halk herşeyin üstündeydi..’
ONUN İÇİN İMKANSIZ ŞEY YOKTU
‘1934 yılının ocak ayında bir gece köşkte yemek yiyorlardı. Yanında Milletvekilleri ve Bakanlar vardı. Müthiş bir kış Ankara’nın diğer illerle temasını kesmişti. Yerde bir metreden fazla kar vardı ve yollar kapalıydı. Bir ara o zamanın Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, ‘Paşam bu havada Ankara’nın dışına çıkmak imkansız’ demiş.. Paşa bunun üzerine sofrada bulunanlara ‘hemen eve gidip yanınıza birer haftalık çamaşır alın seyahate çıkıyoruz’ dedi. Saat gece yarısını geçiyordu. Yaver bana arabaları hazırlamamı söyledi. Ben kendisini Köşk’ün kapısında bekliyordum. Hiç kimse nereye gideceğimizi bilmiyordu. Vekiller ve Milletvekillleri de benden soruyorlardı. Biraz sonra Paşa kapıda göründü. Arabaya binerken kulağıma eğilip ‘Konya’ya götür’ dedi. Konya yolunu bildiğim için korkmaya başladım. Fakat ’emredersiniz Paşam’ dedim. Önde biz ve arkada 12 araba hareket ettik. Ben kafamdan planı tasarladım. Konya yolu sapağına gelince yolu şaşırdım diyerek başka istikamete götürecektim. Çünkü Konya’ya girmenin imkanı yoktu. Neyse Konya yolunun sapağına geldik. Her taraf karla örtülüydü. Yol belli olmuyordu. ‘Paşam yolu şaşırdım’ dedim. Derhal haritayı eline aldı ve biraz inceledikten sonra ‘haklısın biz Kayseri yolu üzerindeyiz, peki çek Kayseri’ye gidelim’ dedi. 9 saat sonra Kayseri’ye vardık. Birkaç gün orada kaldıktan sonra Ankara’ya döndük. Atatürk bu hareketiyle Dahiliye Vekilinin iddiasına cevap vermiş oldu.’
HER ŞEYİ ERBABINA BIRAKIRDI
Remzi baba makam otomobili konusunda da şunları söyledi:
‘O zaman İş Bankası kendisine bir Cadillac hediye etmişti. Bir de Hükümet Amerika’da özel bir Lincolin yaptırdı. Hükümet Lincolin’e binmesini istiyordu. İş Bankası da Cadillac’a. Bir gün beni çağırdı ve ‘bizim iki arabamız var, şimdi hangisine bineceğiz’ diye sordu. ‘Bana sorarsanız Cadillac daha iyi Paşam’ dedim. ‘Peki öyleyse‘ dedi ve o günden sonra Cadillac’a bindik… Lincolin ise her tarafı çelikti ve camları dört parmak kalınlığında idi. Kendisine suikast yapılmaması için bu otomobil alınmıştı.’
SON GÜNLERİ
Remzi baba son olarak şunları söyledi:
‘Yatağa düştükten sonra kendisini pek göremedim. Ümit kesildiği günler birkaç defa ziyaretine gittim. Ölümünden sonra, arabaları trene koyup Ankara’ya götürdük ve teslim ettim. 3 ay sonra da Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nden ayrıldım.’
[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=104&ccb=1-7&_nc_sid=833d8c&_nc_ohc=x9QXLwVib7sQ7kNvwG0tx1K&_nc_oc=AdpRJOcrDCWlUTidxmTdj5I9a0XzNDKq3IYuoHZ0aJP L18EHTiUGEDUMmABl5fFRwUTbiyPLfdP6vsbjgt6wEbms&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-2.fna&_nc_gid=N0xPD9grcs_sk90z6KBv7w&_nc_ss=7b2a8&oh=00_Af7FgeNMpLFpNnVx9SbNl0_gsszj4svJmL6NCKnjN93z tQ&oe=6A0F9854
Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])
Matsuro
17 Mayıs 2026, 20:00
Bu anekdotlar Atatürk'ün ne kadar ileri görüşlü ve hazırlıklı olduğunu gösteriyor. Hem ülkesinin güvenliğini düşünmüş hem de dostlarıyla arasındaki ilişkileri ustaca yönetmiş. Bu tür anlatılar, onu daha yakından tanımamızı sağlıyor.
SOLİDWORKS
21 Temmuz 2026, 18:36
21 TEMMUZ 1922 - Cemal Paşa'nın, Tiflis'te bir Ermeni tarafından vurularak şehit edilmesi.
21 Temmuz 1922'de İttihat ve Terakki Partisi'nin üç Paşasından biri olan Cemal Paşa 2 yaveri ile birlikte Gürcistan Tiflis'de hala kimin tertip ettiği tam olarak çözülememiş bir suikast sonucu şehit edildi.
Tiflis’te iken, Rusların kendisi hakkındaki olumsuz düşüncelerini (Afganistan politikaları) gidermeye çalışan Cemal Paşa, 9 Temmuz 1922’de Mustafa Kemal Paşa'ya bir mektup yazarak, o sıralarda gerginleşen Ankara-Moskova ilişkilerinin düzeltilmesini, Enver Paşa’yla bir ilgisinin olmadığının ilanını ve Afganistan meselesini görüşmek üzere Ankara temsilcisi Ali Fethi (Okyar) Bey’le Kars veya Trabzon’da buluşmayı önermişti. Mektubuna cevap beklerken de, Osmanlı Devleti’nin Moskova Büyükelçisi Ahmet Muhtar Paşa’nın Tiflis’teki temsilcilik binasına gidip geliyordu.
21 Temmuz 1922’de, saat 22.30 civarında yaverleri Nusret ve Süreyya Beylerle bu ziyaretlerden birinden kaldıkları otele dönerken, Büyük Petro Caddesi ile Rus gizli polisi ÇEKA’nın binasının bulunduğu Yukovski Sokağı’nın köşesinde, bir otomobilden çıkan tahminen on kişilik silahlı bir grubun saldırısına uğradılar.
Önce bir el silah sesi duyulmuş, olaya müdahale etmeye çalışan Karakin Dilanyan adlı bir itfaiye neferi vurulmuştu. İkinci silah sesinde adı öğrenilemeyen bir kadın acı acı bağırarak yere yıkılmıştı. Ardından yaylım ateşini andıran patlamalar başlamıştı. Genç yaver Mülazım Süreyya Bey, Paşa’yı korumak istemiş fakat yere serilmişti. Ardından Cemal Paşa ve Nusret Bey vurulmuşlardı. Ensesine ve beline üç kurşun yiyen Cemal Paşa ile beş kurşun yiyen Nusret Bey derhal ölmüşler, tek kurşun isabet eden Süreyya Bey ise hastanede hayata veda etmişti.
O gece, ateş açanlardan kimse yakalanamadı. Ertesi gün Taşnak fedailerinden Karakin Lalayan ve Sergo Vartanyan isminde iki Ermeni subay tutuklandı. Aynı gün, Cemal Paşa ve yaverlerinin tahnit edilmiş cenazeleri için Tiflis’teki Şah Abbas Camii’nde halkın, yabancı temsilcilerin ve Kızıl Ordu birliklerinin katıldığı görkemli bir cenaze töreni yapıldı.
İstanbul’da yayımlanan Peyam-ı Sabah’ın 26 Temmuz 1922 tarihli nüshasında “Cemal Paşa Katledildi” başlıklı haberde, cinayeti bir Ermeni’nin gerçekleştirdiği, fakat ayrıntılı bilginin henüz ellerine ulaşmadığı yazıyordu.
28 Temmuz 1922 tarihli The Times gazetesinde Cemal Paşa’yı Ermenilerin değil, Cemal Paşa’nın Rusya’nın nüfuzunu kırmak için Enver Paşa ile Mustafa Kemal Paşa’yı barıştırmak üzere olduğundan şüphe edilen Rus ÇEKA’sının (daha sonradan KGB diye bilinen Rusya Gizli Polisi) öldürmüş olabileceğinden söz ediliyordu.
Ermeni gazeteleri olayı üzüntü ile karşılamışlar, katilin kim olduğu belli değilken, Ermenileri suçlamanın haksızlığına değinmişlerdi. Buna karşılık Rum gazeteleri, Cemal Paşa’nın bu sonu hak ettiğini yazmışlardı.
5 Ağustosta Ankara’daki yabancı misyon şefleri ve Rus Sefiri Aralof, Başvekil Rauf (Orbay) Bey’i ziyaret etmişler, Aralof “Cemal Paşa, Türkiye’nin büyük bir evladı ve Rus-Türk dostluğunun ateşli bir taraftarı olduğu için, teessürümüz pek derindir” demiş, katillerin şiddetle takip edilerek, kırk kişinin tevkif edildiğini, muhakeme neticesinde faillerin şiddetle cezalandırılacakları hususunda teminat vermişti. Ancak 10 gün sonra Sovyet Sefareti’nde Aralof’a göre Rauf Bey, Sovyet istihbaratına göre Erzurum Mebusu Durak Bey tarafından çıkarılan şüpheli bir yangın, taraflar arasındaki ilişkilerin çok gergin olduğunu gösteriyordu.
Bunlar olurken, TBMM’nin aldığı karar uyarınca Cemal Paşa’nın kardeşi Yüzbaşı Kemal (Doğuluoğlu) Bey Tiflis’e giderek cenazeleri Kazım Karabekir’in sağladığı özel trenle Erzurum’a getirdi. 28 Eylül 1922 günü, Cemal Paşa ve yaverleri Kars Kapısı’nda, 1914’teki Sarıkamış hezimetinin mimarlarından Hafız Hakkı Paşa’nın kabri yanına sade bir törenle defnedildiler. Aynı gün, Ermeni subaylar Lalayan ve Vartanyan’ın yargılanmalarına başlandı. Ancak suçlama için yeterli kanıt bulunamadığı için tutuklular kısa sürede salıverildiler. O günden bu yana tam 104 yıl geçti ve hâlâ Cemal Paşa
suikastının üstündeki sis perdesi kalkmadı.
[Only Registered Users Can See Links] pg?stp=dst-jpg_tt6&cstp=mx283x178&ctp=s283x178&_nc_cat=108&_nc_map=urlgen_bucketless&ccb=1-7&_nc_sid=127cfc&_nc_ohc=OkHbBFdstbIQ7kNvwF0dh-7&_nc_oc=AdqqyP3rCHs8K-aXnLG0Ub4u-p76ywLE12tyGwKfVbrtC8tkYp1dPdTj7_oVY6oipPjgFpOJ0Cs i6bt2T946emkK&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-2.fna&_nc_gid=lFVn-azqq4eQfcVnhdRSiw&_nc_ss=7b2a8&oh=00_AQA5ZFcS1h5usJgPYLx_etimfwNB2uzug7U1lfLm5Gow cw&oe=6A654F58
[Only Registered Users Can See Links] ng?stp=dst-jpg_tt6&cstp=mx720x400&ctp=s720x400&_nc_cat=105&_nc_map=urlgen_bucketless&ccb=1-7&_nc_sid=127cfc&_nc_ohc=RSvPxaVE9m4Q7kNvwHDGg1E&_nc_oc=AdrAtbHKRm5MEGRUY3zy8t09LEYbgw6MhgKSLaOdA-iZHXJHDMVRaoBeydAl-P48tq_dUSqI6Cb6DtiXq4WMOGye&_nc_zt=14&_nc_ht=scontent.fadb2-2.fna&_nc_gid=DRwr9wMATJj0bVUlTZf3PA&_nc_ss=7b2a8&oh=00_AQCZ3TUIYAoWSYVxAjWdZc9uWAofzZgnn_zG3NBZB0Ac 6A&oe=6A65702B
[Only Registered Users Can See Links] ng?stp=dst-jpg_tt6&cstp=mx225x225&ctp=s225x225&_nc_cat=101&_nc_map=urlgen_bucketless&ccb=1-7&_nc_sid=127cfc&_nc_ohc=X6ZxhZAdv14Q7kNvwGGJVvY&_nc_oc=Adp9qUEq25aCTzdfxzp-xvZES603eb9qdTQCfkgiOp_VGnNKc8mvCooaR83ZwNEEnGJGFH 638kWMacQByp5r_cw2&_nc_zt=14&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=l2sMl59P9sRUdbcOF_BINA&_nc_ss=7b2a8&oh=00_AQCDz6SdRX8ai8h9kJSyh2AMU0gCRpuEPSQmZhk_C37C 6w&oe=6A654D0F
Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])
vBulletin v3.8.11, Copyright ©2000-2026, Jelsoft Enterprises Ltd.