Oturum Aç

Orijinalini görmek için tıklayınız : Merhamet Yok | Mercy (2026) - Film Eleştirisi


Leydihan
25 Şubat 2026, 22:36
Hiçbir çağda adalet tamamlanmaz


[Only Registered Users Can See Links] ilerler. Mahkeme salonları dijitalleşir. Deliller saniyeler içinde “bulut”tan iner. Ama soru değişmez:
Adalet gerçekten var mı, yoksa sadece hızlandırılmış bir karar mekanizması mı?

90 dakikalık hüküm: Mercy

Yönetmen koltuğunda Timur Bekmambetov oturuyor. Başrollerde ise Rebecca Ferguson ve Chris Pratt var.

Film, yakın gelecekte “Merhamet” adı verilen yapay zekâ destekli bir yargı sistemini merkezine alıyor. Bu sistemde davalar aylarca, yıllarca sürmüyor. Sanık, 90 dakika içinde sorgulanıyor, deliller inceleniyor ve karar veriliyor. Süre dolduğunda hüküm otomatik olarak infaz ediliyor.

Hız var. Verimlilik var. Peki ya hakikat?

Los Angeles Cinayet Bürosu dedektifi Chris Raven, bir sabah kendini bu sistemin içinde, infaz koltuğuna zincirlenmiş halde bulur. Karısını öldürmekle suçlanmaktadır. Üstelik ne olduğunu hatırlamaz.

En trajik olan ise şudur: Bu sistemi en iyi bilenlerden biridir. Yıllarca zanlıları o mahkemeye göndermiştir. Şimdi ise savunma sırası ondadır.

Gelecek mi, yoksa tanıdık bir kabus mu?

Film bir bilimkurgu gibi başlar; fakat aslında özünde bir ahlaki sorgulama metnidir. Yapay zekâ verileri tarar, bağlantıları kurar, olasılıkları hesaplar. Ancak veriyi yükleyen kimdir? Algoritmayı tasarlayan kimdir?

“Geç gelen adalet, adalet değildir” sözünü tersine çeviriyor film:

Ya çok hızlı gelen adalet de adalet değilse?

90 dakika boyunca Raven, hem kendi hafızasıyla hem de sistemin mutlak görünen otoritesiyle mücadele eder. Polis ekibi dışarıda gerçek katili ararken, içeride zaman ilerler. Her saniye ölümle aradaki mesafeyi kısaltır.

Gerilim unsurları – kovalamacalar, dijital takip sistemleri, yüksek tempolu aksiyon – filmi ayakta tutarken; asıl mesele insanın yanılabilirliği. Çünkü bütün deliller sizi suçlu gösteriyorsa, gerçeğin ne önemi kalır?

Türler arasında dolaşan bir yapı

Bu bir mahkeme filmi değil.
Tam anlamıyla bir bilimkurgu da değil.
Salt polisiye hiç değil.

Hepsinden parçalar taşıyan hibrit bir anlatı. Teknoloji, etik, psikoloji ve aksiyon iç içe geçiyor. Özellikle genç kuşağın aşina olduğu dijital hız ile daha eski kuşağın temkinli bakışı arasında bilinçli bir gerilim kurulmuş.

Rebecca Ferguson’ın soğukkanlı ve kontrollü performansı ile Chris Pratt’in panik ve kararlılık arasında gidip gelen hali, filmi iki eksende dengeliyor.

Asıl mesele: İdam ve hata payı

Filmden geriye kalan soru basit ama ağır:
Bir sistem ne kadar kusursuz olursa olsun, ya bir tek hata yaparsa?

Tarih boyunca mahkemeler adalet dağıttığını iddia etti. Antik Yunan’dan modern çağlara kadar nice isim yargılandı, mahkûm edildi, infaz edildi. Yıllar sonra bazı kararların yanlış olduğu ortaya çıktı.

Teknoloji hatayı azaltabilir. Ama sıfırlayabilir mi?
İşte film tam burada cesurlaşıyor. Çünkü mesele suçlu bulmaktan çok, sistemin kendisini sorgulamak. İdamın geri dönüşsüzlüğünü, “hızlı adalet”in tehlikesini ve insan faktörünün kaçınılmaz gölgesini tartışmaya açıyor.

Sonuçta şunu hatırlatıyor:


Adalet yalnızca karar vermek değildir.
Adalet, hata ihtimalini kabul etmekle başlar.

Yazar: Leydihan