PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sol Yanım Atatürk


SOLİDWORKS
25 Şubat 2026, 18:52
[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=110&ccb=1-7&_nc_sid=13d280&_nc_ohc=O4B9QId-rE8Q7kNvwFS6UjJ&_nc_oc=Adm5NMjuYHejRQOjlko80DJ1PSA0jjAzsesZQrY6dKi 31OzNYaQh8AXc3dCy_Gc-8MGHSxvmIWM9QvOSkhYIIUR-&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=DMM5QO-7hi5Gyrj5tIEjzA&oh=00_AfuMBwCuvvqJ2es4Iea3So3ejQ54ldOdEwI5KgX3SDaF dQ&oe=69A4E16A



25 ŞUBAT 1920 -Atatürk'ün, bazı komutanlarla İstanbul'da Rauf (Orbay) ve İsmet (İnönü) Beylere, iç ve dış siyaset hakkında düşüncelerini açıklayan ve onlardan da görüş isteyen yazısı:

"Hükümet Merkezi, milleti her vesile ile kuvvetten düşürecek yabancı tekliflerini derhal kabul ve gereğine girişmektedir. Muhaliflerin eylemli girişimlerine mâni olmak şöyle dursun, Kuva-yi Milliye'nin dağılmasına sebep olacak genelgeler yaymaktadır. ...İtilâf Devletleri'nin kuvvete dayanarak yapmaları hatıra gelen menfi teklifleri karşısında Millî Meclis ile Hükümetin ne gibi tedbirler ve tertibat hazırladıklarını öğrenmeyi, davranış şeklini belirleme için gerekli görmekteyiz."

İÇ VE DIŞ DURUM
(25. II. 1920)
Kumandanlıklara gönderilen Şifre.
Rauf ve İsmet Beylere
Onbeşinci Kolordu Kumandam Karabekir Kâzım Paşaya
Üçüncü Kolordu Kumandanı Salâhattin Beyefendiye

25 /2 /36

Bugünlerde vaziyet-i hariciye ve dahiliyemizi berveçhiâti mütalâa etmekteyiz: Ahiren muhtelif menabi‘den gelen malûmatdan Düvel-i itilâfiye ve Müşarekenin bizimle sulh akdetmek için bir karar-ı kat‘î vermek üzere oldukları anlaşılmaktadır. Bu kararın nasıl olabileceği hakkındaki bu fikrimizi bu raporumuzda izaha çalışmakla beraber rüfekamızın mütalâalarına ıttıla‘ hususunda istical ettiğimizi de arzederiz:

Son Londra mülakatı üzerine şayanı memnuniyet haberleri aldık. Ancak İngiltere Hariciye Nazırı ile Millerand‘ın beyanat-ı muhimmesi ve memleketimizdeki Düvel-i itilâfiye kuvvetlerinin İstanbul İzmir ve Kilikya havalisinde gittikçe tekasüf eylemesi ve İstanbul, İzmit ve tekmil sahillerimizdeki esliha ve cephane depolarımızın İngilizlere teslimi hakkında Harbiye Nezaretine vâki‘ olan teklif-i resmî ve muhaliflerin her defadan ziyade Dersaadet ve Anadolu‘da efkârı umumiyeyi teşviş maksadıyla neşriyatı tevsi‘ ve teşebbüsat-ı fi‘liyeye başlamaları ve hükûmet-i merkeziyenin menfi bir karar karşısında hiçbir mukavemet gösteremiyeceği hakkında şimdiden emmareler mevcut olması gibi ahval sulh şeraitinin ağır olacağını zannettirmektedir. İngiltere Hariciye Nazırı nutkunda Türkiye sulhu hakkında mesail-i âtiyenin tetkik ve tamiki lâzım geldiğini bildirmektedir.

Dersaadetin vaziyet-i müstakbelesi, Boğazlar hakkında elde edilecek teminat, Dersaadet ile Bulgaristan arasındaki havalinin âtide hangi hâkimiyet ve idare altında kalacağı, Anadolunun mukadderat-ı âtiyesi, İzmir’de Yunanlıların mevcudiyeti.

Millerand‘ın nutku Lord Curzon‘un nutku kadar açık değilse de Fransız mebuslarının telâşından Fransız hükûmet-i hâzırasının 1916 senesinde Anadolu hakkındaki itilâflarda bahsolunan nüfuz mıntakalarının tatbikine meyyal olduğu anlaşılmaktadır. Düvel-i itilâfiyenin memleketimizdeki kuvvetleri malûm-u âlileri olduğu veçhile İngilizlerin Dersaadetde iki kolordu İngiliz ve Fransız altıbin kişi kadar İtalyan ve Yunan ki, cem‘an yüzbin kişi kadar, Çanakkale Boğazının tarafeyninde muhtelit bir Fırka ve İzmir işgal mıntakasında sekiz Yunan Fırkası ve Fırat‘ın garbındaki Kilikya mıntakasiyle Fırat‘ın şarkındaki işgal mıntakasında 1: 2 Fransız Fırkası mevcuttur. Kilikya‘ya daha dört Fransız Fırkasının gelmekte olduğu söylenmektedir. Kuşadası, Antalya, Konya havalisinde bir İtalyan Fırkası olup Anadolu ve Rumeli şimendöfer hatları üzerinde küçük müfrezeler vardır. Boğazlardaki evvelce mevcut harb sefinelerinden mâada bükere beş dritnavt ve dört büyük muhrib ile küçük harb gemilerinden mürekkep İngiliz Bahrisefid Filosu da Dersaadet‘e muvasalat etmiştir.

Dersaadet‘de muhalif gazetelerle Düvel-i itilâfiye namına çalışan bir zümrenin ortaya İstanbul’un bizde kalmasını sürerek Düvel-i itilâfiyenin öteden beri mevcut âdil ve insanî siyasetlerine dair işae ettikleri havadis İstanbul muhitini hayliden hayliye, yumuşatarak mukavemet esasını kabul etmiş olan Kuvayı Milliye ve teşkilâtını duçar-ı za‘fetmiye çalışmaktadırlar.

Yunan işgalini şimalden durdurmağa muvaffak olan Balıkesir cephesinin arkasında Karabigalı civarında Ahmet Anzavur kumandasında kuvveti günden güne tezayüd etmekte olan 800 kişilik bir çete ile de düşmanlar faaliyete geçmişlerdir.

Hükûmet-i merkeziye milleti her veçhile kuvvetden düşürecek ecnebi tekliflerini derhal kabul ve icabına tevessül etmektedir. Muhaliflerin fi‘lî teşebbüsatına mâni olmak şöyle dursun Kuvayı Milliyenin inhi-lâlini mucib olacak tamimler yaymaktadır. Ezcümle lehimizde başlamış olan sulh konferansının hüsn-ü neticeye iktiranı için aslaa mevcut olmıyan Ermeni kıtalinin durdurulması ve Yunan kuvvetlerine karşı Kuvayi Milliye harekâtının derhal tevkifi hakkında İngiliz teklifini Harbiye Nazırımız telâkki ve aynen kabul ve tamim etmiş ve Onüçüncü Kolordudan bu tamimin tatbik edildiğine dair de malûmat talebetmiştir. Bir taraftan da Heyet- i Temsiliyeye Hükümetin siyaset-i dahilîsinin esasen Kuvayi Milliyeyi dağıtmak olup harice karşı kuvvetli olduğunu göstermek gibi olduğundan bu gibi tedabire tevessül edildiğini bildirmiştir. Hükûmet-i Merkeziyenin âciz ve mütereddit olduğu tahmin edilmektedir. Meclis-i Meb‘usana gelince şimdiye kadar arzu edilen tesanüdü teşkil edememiştir. Fedakâr mebuslarımızın beyanat-ı mühimmesi de içtima salonunun haricine çıkamamakta bulunmuştur.

Sivas ve Erzurum Millî Kongreleriyle Ankara‘da meb‘usan ihtimamda mukarrerat-ı ma‘lûme dahilinde vatanın istihlâsına son derecede gayret etmeği deruhte etmiş olan Heyeti Temsiliyemiz bu hususdaki mesuliyeti tamamiyle müdrik ve bu uğurda hiçbir ihtirasatı düşünmeksizin en azîm fedakârlığı ifaya hâzır ve müheyya olduğu cümlece malûmdur. Ancak hâl-i inikatda bulunan Meclis-i Millî ve bunun itimadına mazhar olmuş olan hükümetin şu ân-ı mühimde Vatanın istihlâsı uğurunda başda bulunarak her nevi umur ve hususatı kanun dairesinde idare etmeleri de en mühim temenniyatımızdandır. Bunun için Düvel-i itilâfiyenin kuvvete istinaden yapmaları melhuz menfi teklifleri karşısında Meclis-i Milliyle Hükümetin ne gibi tedabir ve tertibat hazırladıklarını öğrenmeği tâyin-i hattı hareket için lüzum görmekteyiz. Hükümet ve Grup nezdinde icra-yi teşebbüsat ile neticenin sür‘at-i iş‘arına muntazırız. İstanbul’da yüzbin kişilik bir ordu ve büyük bir donanmalarının mevcudiyetini nazarı dikkatde tutmak lâzımdır.

Öğrenmek istediğimizi Dersaadet‘deki rüfekaya yazdık. Bu babdaki mütalâa-i aliyeleri müsterhamdır.

M. Kemal
H.T.V.D.: 1957, sayı: 21, No. 523

SOLİDWORKS
01 Mart 2026, 14:31
1 MART 1921 – İsmet İnönü'nün Mirliva (General) rütbesine yükseltilmesi.
1 Mart 1921’de Mecliste alkışlanan bir konuşma yapan Albay İsmet bu konuşmasında düşmanın telaş ve hüsranının belirtmekle birlikte, ordunun içte ve dışta herkese saygı telkin edecek bir büyüklükte olduğunu söyler. Albay İsmet Beyin bu konuşmasından sonra meclis Albay İsmet’in rütbesini tuğgeneralliğe yükselttir.

[Only Registered Users Can See Links] g?_nc_cat=100&ccb=1-7&_nc_sid=13d280&_nc_ohc=jjL_m3-3Y4wQ7kNvwE-0btY&_nc_oc=AdmM29Ty2hc2H05acKgHZkDWDgSnM4l7pq4Q_cKfol9 kIjE7e7ajcgJDNbjO2d6Eklwy2sekPgvCU6eAKfRI70n4&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-2.fna&_nc_gid=axmEcE_2zUa-tQlcZ6HdIQ&_nc_ss=8&oh=00_AfsCi3LJwxQB9q-8pSQ8fXoES_u7LZP5MQQ4MDbgkfxlkw&oe=69AA0A8B

SOLİDWORKS
01 Mart 2026, 14:56
Raif SERİN Bey anlatıyor:
YIL 1937… Büyük “TRAKYA MANEVRALARI” başlamak üzere…
Ben Teğmen rütbesiyle 61. Topçu alayında bulunuyordum. Manevra süresince 61. Tümen ile alayım arasında motosikletli irtibat subaylığı almıştım.
ÇORLU ‘nun 8-10 kilometre batısında, asfalt yol kenarında, ordugâhta bulunan alay karargâhından, ÇORLU ‘da bulunan tümen karargâhına acele bir rapor götürüyordum. ÇORLU ‘ya birkaç kilometre kalmıştı.
Motosikletin saytkarını (SİDE-CAR, SEPET) motora bağlayan cıvatalardan birisi kırılmış, motosiklet sağa, saytkar sola eğilmişti. Rapor acele olduğundan bu biçimde yola devam etmeye karar verdim.
Denge sağlayabilmek için yolun daha çok soluna yakın olmak üzere ortasından gidiyordum. Birkaç dakika geçmemişti ki karşıdan bir otomobilin hızla geldiğini gördüm. Yol vermek için, usule aykırı olarak sola yanaşmakla birlikte sağımdan geçmesi için de elimle işaret ediyordum.
Otomobil, durumumu ve işaretimi anlamamış gibi üzerime gelmekte devam etti. 10 metreye kadar yaklaştıktan sonra birden sağa saptı ve 25-30 metre geçtikten sonra durdu. Geriden gelen ve benim görmemiş olduğum diğer otomobillerden durmamı işaret ettiler.
—“ATATÜRK ÇAĞIRIYOR!”
demeleri üzerine motosikletten indim ve ATATÜRK ‘ün yanına koştum:
—“BEN TEĞMEN RAİF SERİN. 61. TOPCU ALAY’INDAN 1.TÜMEN KOMUTANLIĞI’NA RAPOR GÖTÜRÜYORUM.”
Raporların tanınmış bir üste veya kendisini tanıtan bir üstün isteği üzerine götürülmesi usulden olduğundan harita çantamdan çıkarttığım zarfı da ATATÜRK ‘e uzattım. Zarfın üzerindeki yazıyı, yüksek sesle:
—“”KİŞİYE ÖZELDİR. 61. TÜMEN KOMUTANLIĞI’NA ÇORLU.” diye okuduktan sonra:
-…”RAPORUNU TESLİM ETTİKTEN SONRA BENİ GÖR!” emrini verdi.
Kendisini tekrar selamladım. Otomobilin hareketi üzerine bende motosiklete binerek yoluma devam ettim.
Raporu tümen karargâhına verdikten sonra ilk işim saytkarı motordan ayırmak oldu. ATATÜRK ‘e yetişmek ve aldığım emri yerine getirmek için hemen hareket ettim.
ATATÜRK ‘ü birkaç defa görmüştüm, fakat hiç muhatap olmamıştım.
“BENİ NİÇİN ÇAĞIRTMIŞTI?… ÖZEL BİR GÖREV Mİ VERECEKTİ?… YOLDAKİ USULSÜZ HAREKETİM İÇİN BENİ AZARLAYACAK MIYDI?… YOKSA SIK SIK YAPTIĞINI DUYDUĞUM GİBİ BENİ DE İMTİHAN MI EDECEK Tİ?… BÜTÜN BUNLARA NE BİR NEDEN NE DE BİR CEVAP BULAMIYORDUM. İÇİMDE BÜYÜK BİR HEYECAN VARDI… ATATÜRK’LE, DÜNYANIN EN BÜYÜK KOMUTANIYLA KONUŞACAKTIM.”
Motosikleti sanki başkaları idare ediyor da beni rüzgar gibi uçuruyordu. Ne kadar zaman geçi bilmiyorum. Hayatıma mal olabilecek kadar tehlikeli bir viraj dönüşünden sonra otomobil kafilesini önümde gördü. Birer birer hepsini geride bırakarak ATATÜRK sağda, ben de solda at başı beraber gittik.
Beni gurur ve mutluluğa boğan bu yolculuk fazla uzun sürmedi. Kafile, bir tepeciğin yanında durdu. ATATÜRK, çevik bir hareketle otomobilden inerek tepeye çıktı. Gerisindeki otomobillerden inen kişiler koşturarak ATATÜRK ‘ün etrafını çevirdiler.
Yüksek rütbeli subaylar çantalarından çıkardıkları haritaları açtılar. Yüzleri kuzeye dönük olarak elleriyle araziyi göstererek ve haritaya bakarak bir hayli konuştular. Burası harekât alanı idi. Ben bir kenarda bütün konuşulanları duyuyor, bütün hareketleri görüyor, fakat bir şey anlamıyordum.
Birden önümde bulunanların açılıverdiğini ve ATATÜRK ‘ün eliyle “GEL!” diye beni çağırdığını gördüm. Koştum. Sert bir selamdan sonra:
—“BUYUR!…” dedim ama sonunu getiremedim. BUYUR PAŞAM MI?… BUYUR KOMUTANIM MI?… BUYUR CUMHURBAŞKANIM MI?… demeliyim diye bir an duraksadıktan sonra:
—“BUYUR ATATÜRK!” deyiverdim.
ATATÜRK ‘ün arkasında toplanmış olan kişilerden bazılarının el kol hareketleriyle dikkatini çekmeye çalıştıklarını, ağızlarını açarak bir şeyler işaret ettiklerini görür gibi oldum. Her halde hitabımı beğenmemişlerdi. Elimde olmayarak gözlerim kaymış olacak ki, ATATÜRK ‘ün yüzü birden değişti, sert bir baş hareketiyle yana döndü, bir an durduktan sonra başını bana çevirerek konuştu:
-…”RAİF, KAÇ YAŞINDASIN?
—“22.”
-…”MEKTEPTEN NE ZAMAN ÇIKTIN?”
—“İKİ SENE EVVEL.”
-…”HANGİ TARAFA MENSUPSUN?”
—“KIRMIZI.”
-…”MANEVRADA SENİN TARAFININ KAZANACAĞINA İNANIYOR MUSUN?”
—“KAZANACAĞIZ FAKAT ÇETİN OLACAK.”
-…”NEDEN KAZANACAKSIN, NEDEN ÇETİN OLACAK?”
—“KAZANACAĞIZ ÇÜNKÜ ZAFERE İMANIMIZ VAR. ÇETİN OLACAK ÇÜNKÜ MAVİ DE BİZİM SOYUMUZDAN.”
-…”DEMEK Kİ MAVİ SENİN SOYUNDAN OLMASAYDI KOLAYLIKLA KAZANACAKTIN?”
—“MUTLAKA.”
-…”YA KUVETÇE SENDEN ÜSTÜN OLURLARSA?”
—“BİZ DAİMA AZ KUVVETLE BÜYÜK ZAFERLER KAZANILMIŞ BİR ULUSUN ÇOCUKLARIYIZ.”
-…”AZ KUVVETLE KAZANILMIŞ ZAFERLERİMİZDEN HANGİLERİNİ BİLİYORSUN, SAY?”
—“İSTANBUL’UN ZAPTI VE MOHAÇ HARİÇ TARİHİMİZİ DOLDURAN ZAFERLERİN HEMEN HEPSİ.
Biraz durakladıktan sonra devam ettim:
—“NİĞBOLU, KOSAVA, İKİNCİ NİĞBOLU, VARNA, OTLUKBELİ, ÇALDIRAN, RIDANİYE, DUMLUPINAR…”
ATATÜRK ‘ün memnun olduğunu benim deneyimsiz gözlerim bile yüzünden okumuştu.
-…”SANA BİR SORU DAHA SORACAĞIM. BİLİRSEN BAŞKA YOK, BİLEMEZSEN AKŞAMA KADAR İMTİHAN VAR. KABUL MÜ?”
—“KABUL.”
-…”TARİHTE EN BÜYÜK KOMUTAN KİMDİR?”
—“TARİH DEYİNCE EN ESKİ ZAMANLARDAN ŞU DAKİKAYA KADAR GEÇEN ZAMANI GÖZ ÖNÜNE ALMAK GEREKİR. BÖYLE OLUNCA EN BÜYÜK KOMUTAN…”
GÜLDÜ VE SÖZÜMÜ KESTİ:
-…”YOOO… BİLEMEDİN.”
Sözümün kesilmiş olmasına rağmen cevabının ne olacağını ve benim ne kadar safiyetle söyleyeceğimi ATATÜRK ‘ün anladığına kani olmuştum.
İmtihanı kazanmıştım. Omzuma eliyle dokunarak gitmemi işaret ederken etrafındakilere döndü ve bir tek kelimesini bile unutmadığım şu sözleri söylemişti:
-…”TARİH ULUSAL KAHRAMANLIĞIN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN EN BÜYÜK KAYNAKTIR. YETİŞTİRME AYGITININ BAŞINDA BULUNANLAR, BUNDAN HAKKIYLA YARARLANABİLECEKLERSE ULUSUN HER BİREYİ BİRER KAHRAMAN OLUR VE ULUSUN SIRTI ASLA YERE GELMEZ.”
İsmet Erarpat 'a bu değerli paylaşım için teşekkür ederiz.

[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=110&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=qblrtOsTnWYQ7kNvwHn1xPl&_nc_oc=Adm9MJRWpsY_DfUR2KNEgrB1CqD0rdD1eCp-OBcqqheXqZGfGE3_DeeRkX1LqZRWff_EyHwMv7h5M7T_xc_kPB De&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=ir70k6kmPKZu4Z2WTzW68w&_nc_ss=8&oh=00_Afv5b7zJQmUYaY5VMcuagrWb5FfHKgkrkk6E65HJiw5a cg&oe=69A9EB2D

[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=110&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=3hRUsyLXjEMQ7kNvwGvCtDd&_nc_oc=Adm2FPrBzgTKKL1RC-p23U0_2bUimOWRPinuN_WMiItuvmD4i0VYM4onVxyWeADGIYKK eqzv2skPkA-pvNRGsn04&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=JpDfa5r0CPVxX3_ugehjhg&_nc_ss=8&oh=00_AftttC3pQrHxbwT2ZVEK_521XfRaPJGlJDJ99Gd95elv Wg&oe=69AA0228

SOLİDWORKS
09 Mart 2026, 15:37
FEVZİ ÇAKMAK'LA İLGİLİ BİR HATIRA.

72 yıl önce vefat eden paşamızı rahmetle, şükranla anıyorum. Mareşal Fevzi Çakmak Osmanlının son döneminde yetişen başta Çanakkale olmak üzere pek çok cephede savaşan, Kurtuluş savaşında büyük hizmetleri olan, uzun yıllar Genelkurmay Başkanlığı yapan değerli, kahraman bir Türk Subayıdır.
Mareşal Fevzi Çakmak II. Dünya Savaşının o hengameli günlerinde ordunun başındadır. Zaman zaman orduyu denetlemeye çıkar bunlardan biriside doğudaki askerleri birlikleri denetlemektir.
Mareşal 1940 yılında Doğu cephesini yerinde denetlemek üzere Trenle Kars hududuna doğru hareket eder. Gittiği her yerde orduyu denetler, sivil bürokrasi ile görüşür, halkı selamlar. Sonra dönüş başlar. Yine her gittiği yerde halkla organik bağ kurar.
Teftiş ve denetleme sonucu Ankara'ya döner.
Bir gün makamında otururken muhasebe işlerine bakan ilgili Fevzi Paşanın huzuruna çıkar ve 10.000 liralık harcırah parasını takdim eder. Paşa bu ne diye sorar. İlgili Paşam sizin yaptığınızda tahakkuk eden harcırahınız....!
Paşa birden ciddileşir. "Böyle bir parayı alamam. Devletin treniyle gittim. Devletin misafir hanesinde yattım. Devletin yemekhanesinde yemeğimi yedim.
Bu nedenle bu parayı hazineye geri götürün" der ve parayı almaz.
İşte devlet adamlığı budur. Şimdi hiç bir iş yapamadan yönetim kurullarında görev alıp bir iş yapamadan para alanlara ithaf edilir. İşte Fevzi Paşayı Halkın gönlünde kahraman yapan bu duygudur.
Birde Fevzi Paşanın kurduğu ve halen varlığını sürdüren bir emaneti vardır. O da Millet Partisidir.
72 yıl önce vefat eden Mareşal Fevzi Çakmağın ruhu şad, mekanı cennet olsun.

[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=110&ccb=1-7&_nc_sid=13d280&_nc_ohc=HA_ycdvKOeIQ7kNvwHefopG&_nc_oc=Adnk7IWEk6fR8OGc5Ex5idhr5LIdYp_D_AKXtYeBBAr TPzuyhTOqH4gC0wU2_rFtw7zLHvFYccknNE-EXeMDrWSq&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=44-rfTTfiv91QMi76a9Uyg&_nc_ss=8&oh=00_AfzVUnvFfClt-nGLN_0a_qtZR5epR3_udwsfKi5AMjikmg&oe=69B49653

SOLİDWORKS
11 Mart 2026, 13:15
11 MART 1922 - Atatürk'ün, sabah Aziziye'den hareketle saat 11.00'de 3. Tümen'i teftişi ve subaylara kısa söylevi:
"...Bugünkü Türkiye ordusu, eski ordulardan faziletçe daha yüksektir. ...Muvaffak olacaksınız. Geleceğin ilk şerefli subayları olacaksınız!"
Atatürk'ün, 3. ve 7. Tümenleri teftişten sonra tekrar Aziziye'ye dönüşü.
11 Mart 1922 Cumartesi.
Sabah saat 9'da hareket. Fırkayı ictima halinde bulduk. Geniş nizamda yol boyunca. Önünden geçtik. Bazı ufak vaziyyetler verdim. Biraz davranış ağırlığı ve emirleri yanlış anlayış gördüm.
Saat 10.30'da Üçüncü Fırka'nın bulunduğu yere saat 11'de fırkayı içtima halinde bulduk. Önünden geçtik. Zabitan nihayetinde toplandı. Kısa bir nutuk.
1. Ziyaretimden memnuniyet.
2. Bu günkü Türkiye ordusu eski ordulardan faziletçe daha yüksektir.
3. Düşmanlarımız yalnız Yunan ordusu değildir. Onun gerisinde çoktur.
Balkan Muharebesi'nden sonraki cehalet.
5. Suikasti nefretle karşıladık üç senedir mücahede ediyoruz.
6. Düşman ordusu da ihtiyaç içindedir.
7. Davamız.
8. Muvaffak olacaksınız. İstikbalin en şerefli zabitleri olacaksınız.
- Sonra fırka bir bekleme durumu alacak basit bir mesele.
İleri gittik hazırlanan çadırda yemek yedik. Yol üzerinde idi. Fırka (tümen) yoldan gelen alayı oraya tutunca karşısındaki sırtlar düşman süvarisi tarafından işgal edilmiş olduğunu söylettim. Muharebe oldu. Fırka ve bu alay kumandanı emniyyet tertibatı almadıkları için şehid oldular farzettim. Sonra gördüğüm hataları fırka kumandanına not ettirdim.
Ayrıldık Şefik Bey'in Fırkası'na saat 11.30'da topçuya vazife verdik. Mangadan başlayarak parçaları büyütmek üzere vazifeler verdim.
Netice: Fırka diğer fırkalar gibi çok güzel alay ve tabur kumandanlarında acemilik var. Avdet saat 4'de Aziziye'de.
İsmet, Şevki, Selahattin Paşalarla görüştük. Şevki Paşa hemen Bolvadin'e hareket etti; yarın ki plan. Yolda Şevki Paşa ile buluşacağız. Dördüncü Kolordu'nun sağ cenahından teftişe başlayacağız. Saat 9'da hareket olacaktır.
Akşam Bolvadin'e gideceğiz. Sonra yalnız kaldım bu notları yazdım. Şimdi kitap okuyacağım.

[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=106&ccb=1-7&_nc_sid=13d280&_nc_ohc=1bx42BFf278Q7kNvwHDCa8P&_nc_oc=Adkqo8EZWhygCVXCzEXvGLfWrW70KxjOgJ3bnR7ls3v aiorpmAeQ_G2uVSh3kow2hlnoANqxObODwgZhdekCBCsa&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=cMwS0hmJjyLzMUZBHdtxwA&_nc_ss=8&oh=00_AfyYDi7ryPLsXU93_3KdCP3hZDJ8L5hgFgJfe-GmFRcHyw&oe=69B709D7

SOLİDWORKS
12 Mart 2026, 12:24
Tek Bir Fotoğraf…Koca Bir Tarih, Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa
”Bir volkanın üzerindeyiz.. Her an patlamak üzere olan bir volkan bu.. Artık yorulduk..
Cumartesi akşamı, General Harrington izin vermemiş olsa da, büyük bir kalabalık Galata kulesinden Pera caddesine yürüdü..
Küçük çocuklar, öğrenciler, din adamları, başlarını açmış Müslüman kadınlar, dizleri açık izciler, fesli ve yeniçeri kıyafetli siviller bellerinde bıçak ve tabancalarla gösteriler yaptılar..
Bandoları garip Türk müzikleri çalıyordu, en başta İskoç gayrası sanmıştık.. ”Lanet olsun yunana, yabancılara, İstanbul’u bize geri verin” diye bağırıyorlardı..
Tutuklamalar oldu.. Kalabalığa değil.. Bize.. Kemalistler tarafından.. Kara listeleri varmış.. Büyük savaşta, Türklere karşı hizmet veren İstanbul’da ne kadar İngiliz varsa, rütbe ve alaylarına hatta evlerine kadar listesini tutmuşlar..
Olağanüstü bir istihbarat bu.. Cercle D’orient’i(burada siyasi bir kulüp) bastılar.. Peyam Sabah editörü Ali Kemal’i sordular.. Kemalistler aleyhinde yazıları vardı.. O gün burada değildi ama 6 kişi onu yakalamış.. Duyduğuma göre bir botla İzmit’e götürmüşler..
Volkanın dumanları zaten tütüyor.. Kemalistler gümrüklere de el koydu.. Vergi yüzdeleri 500den 11e düştü.. Şarap ve alkol ithalatı tamamen duracak.. Bu kötü.. İstanbul’un kuruyacağı söyleniyor..
Ünlü Türkler, milliyetçi olmayanlar, kenti terk ediyorlar.. Kimse ne olacağını bilmiyor.. Gösteriler durduruldu ama çok geç! Çeneleri kapatmanın hiçbir faydası yok!
Daha önce dedim bir daha diyeyim, biz buradayız, burası kalmamız gereken yer! Bu bir vergi sorunu değil, onur meselesi! Kemal bize elini gösterdi, bizim ona yumruğumuzu göstermemiz gerekiyor topuklarımızı değil!”
Küre Özel Muhabiri – 8 Kasım 1922
İşte İngilizlerin o güne dair düştükleri notlar böyle..
Velhasıl Refet Paşa’nın İstanbul’a geldiğini duyan Türk Milletinin sevincidir bu gördükleriniz.. Ne tuhaf değil mi?
Bir Türk Paşası İstanbul’a geldi diye yapılan sevinç gösterisine bakınız.. Ve fotoğraf.. Net olmasa da, ne kadar canlı.. Sanki bugün öğleden sonra olmuş gibi.. Film gibi, rüya gibi..
Fotoğraftakilerin hiçbiri yaşamıyor şu an, orada bambaşka bir İstanbul var şimdi ama işte karşımızda, oradalar…
Tarihi fotoğrafların büyüsü bu işte, tek bir kare koca bir tarihi betimlemeye çoğu zaman yeterli oluyor..
Mudanya anlaşmasından sonra Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, ”Eğer Trakya bize teslim edilmezse, İstanbul’dan harekata geçin” diye emir verdi ordulara..
The Altoona Tribune adlı Amerikan gazetesi eylülde şöyle demişti: ”İngilizler endişeli, Kemal müttefiklerin uyarılarını önemsemiyor, İngilizlere ültimatom verdi, Küçük Asya, İstanbul ve Trakya kendisine teslim edilmezse adamlarını gönderip İstanbul’u zaptedeceğini ilan etti.”
İşte Refet Paşa’nın asli amacı o gün aslında buydu..
Beklenmedik bir kararda, orduları Trakya’ya sürmek..
Fakat İngilizlerin beklemediği bir kalabalık ortaya çıkmıştı..
Bir millet, atalarından yadigar bir şehri, geri almak üzereydi…
Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa!

[Only Registered Users Can See Links] pg?stp=dst-jpg_s590x590_tt6&_nc_cat=104&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=1vhQY2ArGIkQ7kNvwH3zEv6&_nc_oc=Adlz5tYKGdcCJdfpK3qc1NHtHksnhKurFUdzx2BA3_k 8mFsnl4-6XILbZZ_-wnZXUp_VsNFiViSExQtiynQeVBdI&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-2.fna&_nc_gid=ns_MTzcHFbFjYnYlXaya9Q&_nc_ss=8&oh=00_Afza2lnR5KT16n1iiZyDjnKvHk8--O71MR_NJgW4Tve1IA&oe=69B83FBC

SOLİDWORKS
16 Mart 2026, 12:23
Atatürk’ün Karın Boşluğunda Sıvı Birikmesi Ve Ponksiyonlar:
Atatürk, karın delme suretiyle sıvı alınmasını vahim ve tehlikeli bir ameliye olarak düşünüyordu. Daha önceleri Dr. Şakir Ahmet Ediz’e sorduğu suali bir başka gün tekrar doktorlarına:
-“Su alma ameliyesi tehlikeli midir, acı verir mi?” diye sorar.
Doktorlar onu kaygılandırmamak için çok basit olduğunu, hatta bu işi kendileri değil, asistanlarına yaptırdıklarını söylüyorlardı. Atatürk bu müdahale sırasında bağırsakların delinmesinden korkuyordu, bu endişe ile uzun zamandan beri düşündüğü vasiyetini geciktirmeden bitirmek istediğinden, 5 Eylül 1938 günü Dolmabahçe Saray’ında vasiyetini yazdırır.
Dr. Fiessinger’in üçüncü defa İstanbul’a gelişinde onun onayı ile 7 Eylül 1938 günü Op.Dr. Mim Kemal Öke tarafından ilk karın ponksiyonu (karından sıvı alma işlemi) yapılır.
Dr. Neşet Ömer İrdelp karaciğer yetmezliğinden dolayı ponksiyonun lokal anestezi tetkik edilmeden yapılmasını ve az miktarda sıvı boşaltılmasını istiyordu.
Dr. Mim Kemal Öke Atatürk’e daha önceleri cerrahi müdahalede bulunduğu için onun ağrıya duyarlılığını bildiğinden cilt altına lokal anestezi yaptıktan sonra ponksiyonu yapar.
Atatürk’ün karın boşluğundan 10,5 kilo sıvı boşaltılır. Asım Arar ve Bedi Şehsuvaroğlu’na göre 12 kilo, Hasan Rıza Soyak’a göre ise 12 kilodan fazla sıvı boşaltılmıştır.
Sıvı boşaltıldıktan sonra, Atatürk adeta birden bire zayıflamıştı. Karnına büyük bir sargı sarılır, rahatladıktan sonra sigara ve kahve içer. Kendisine ponksiyon yapılan iğneyi görmek ister. Dr. Mim Kemal Öke kendisine daha ince bir iğne gösterir. Atatürk bunu görünce:
-“Aman bu kazma anestezisiz mi batırıldı. Bir kaç defa anestezi yapılmadan bu yapılamazdı. Fakat bir diğeri icap ederse rica ederim daha incesini intihap (seçim) edelim” der.
Kendisine geçmiş olsun diyen Kılıç Ali’ye Atatürk;
-“Çıkan suyu gördün mü? Bu kadar bir su kabı insanın karnı üzerine konsa nasıl tahamül eder? Bak ben ne haldeyim nasıl tahamül etmişim” der.
19 Eylül 1938 günüde Dr. Nihat Reşat Belger ve Dr. Neşat Ömer İrdelp’in müşterek raporlarında Atatürk’ün çok yorgun ve halsiz olduğu ve karında assitin toplanmasının devam ettiği ve ilk ponksiyondan önceki seviyeye geldiği belirtilmişti.
22 Eylül 1938 günü Atatürk’ten ikinci defa ponksiyonla sıvı boşaltılır. Ponksiyon yine Dr. Mim Kemal Öke tarafından lokal anestezi ile yapılır. 10 litre sıvı boşaltılır.
7 Kasım 1938 Salı sabahı, doktorlardan daha fazla dayanamayacağından sıvını derhal alınmasını kati bir lisanla ister.
Dr. Nihat Reşad Belger’e
–“Doktor karnımdan bu suyu çekmek zamanı geldi; çünkü bu mayi benim nefesime dokunuyor. Soluk almamı güçleştiriyor. Bunu çekip alın” der.
Doktorlar hiç değilse 24 saat geciktirmek için Dr. Mim Kemal Öke’nin sarayda olmadığını, o saatte Gülhane’de talebelerine ders vermekte olduğunu, bu işlemin ertesi güne ertelenmesini rica ederler. Fakat Atatürk;
–“İşte doktor Mehmet Kamil Bey var zaten bu işi en iyi beceren de o imiş, o yapsın” diye diretir. Doktorlar hazırlık yapmak için odadan çıktıktan sonra kaşlarını çatar, hiddetli bir sesle;
–“Niçin tereddüt ediyorlar… olacak olur!”
Karnını işaret ederek;
–“Bu insuportable’dır” der.
Üçüncü karın ponksiyonu aynı gün saat 12:20’de Dr. Mehmet Kamil Berk tarafından yapılır. Atatürk karında biriken sıvının hepsinin çekilmesini ısrarla emretmektedir.
Doktorlara;
–“Kaç litre var? Sayın!” diyordu.
Dr. Nihat Reşat Belger her yarım litreyi bir sayarak “on iki litre” der. Hakikatte 6 litre sıvı boşaltılmıştı.
Kaynak: Atatürk’ün Sağlığı Hastalıkları Ve Ölümü, Dr. Eren Akçiçek, İzmir Güven Kitabevi, 2005, ISBN: 975-6240-05-9. Sayfa:212-221

[Only Registered Users Can See Links] pg?stp=dst-jpg_p180x540_tt6&_nc_cat=110&ccb=1-7&_nc_sid=13d280&_nc_ohc=dmiRRi53t_MQ7kNvwEFvCh5&_nc_oc=Adm4GQA5EkeshG3gqoDDEOqomkaLFd9hUMLwwaW6F7I 3ChrOURI7mK_5qSvtvrJjm9mvvLysJj1KH_SqH21yNfKV&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=vaxezEoE5JBCiuBvJ710dw&_nc_ss=8&oh=00_AfzqN4pHJJ-369qVpfC7uB3F2pODKoLjSC7oNfLWtXk_Hw&oe=69BDA10D

Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])

SOLİDWORKS
27 Mart 2026, 20:34
A T A T Ü R K VE B A K I R Y I R T A N SA L İ H
Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı sporsever General İsmail Hakkı Tekçe Paşa, zehir gibi acı kuvvetli olan bir askerin yaptığı akıl almaz marifetlerden Atatürk’e bahsettiği zaman, Atatürk, bu olağanüstü gücü yakından görmek istemiştir. Urfalı Bakıryırtan Salih’i derhal Yalova’ya apar topar getirtip Atatürk’ün huzuruna çıkarırlar.
Gücü gibi azman bir cüsseye sahip bu heykel gibi delikanlı, Atatürk’ün bilhassa ilgisini çeker. Atatürk, karşısında duran dev yapılı esmer delikanlıyı süzdükten sonra birden şunu sorar:
“—Sen kuvvetliymişsin, bakır yırtarmışsın, doğru mu bu?...” diye O’na sorar. Salih,
“—Evet, doğrudur Paşam ...” diye cevap verir.
Bu cevap karşısında köşkün ön bahçesinde oturan Atatürk’ün emriyle mutfaktan bakır tencereler, tavalar, siniler getirilip Urfalı genç Salih’in önüne yığılır. V e Bakıryırtan Salih, bu döğme bakırdan yapılma tencere ve sinileri, Atatürk’ün gözleri önünde mukavva kutu yırtar gibi parçalayarak marifetini gösterir. Yanında bulunanlar gibi Atatürk’ de gördüklerinden çok hoşlanır. Fakat aşçıdan yeni bir tepsi daha istenir. Bu ikinci tecrübe olduğu için, aşçı daha kalın ve kenarı kıvrık bir tepsi getirir. Bu kalın kenar; Türk parmaklarının kuvveti karşısında biraz zorla da olsa, ikiye bölünmüş ve tepsiyi yarıya kadar yırtmıştır. Atatürk buna hayran olur. Aynı tepsiyi başkalarına verir. Hazır bulunanlardan hiçbiri bu yırtmayı bir milim dahi ilerletememişlerdir.
Ayrıca genç Salih, verilen bir deste iskambil kağıdını da ikiye böler
Atatürk Salih’e kuvvetinin ana tarafından mı, yoksa baba tarafından mı geldiğini sorar:
“ —Babam pehlivan değildi, fakat anamın kova kadar bir küp pekmezi, bir eliyle tutarak içtiğini bilirim ” der. İşte bu T ürk anasının oğlu, önünde duran bir su dolu kovayı parmaklarıyla kaldırarak sudan içer.
Atatürk, gücüne hayran kaldığı bu kuvvet harikasının, iyi bir pehlivan olabileceğini düşünerek, onun muntazam ve metodik bir surette yetiştirilmesi için, ilgililere gerekli emiri verir. Terhisi yaklaşan genç Urfalı Salih’in İstanbul’da Şişe ve Cam Fabrikasına (Paşabahçe) yerleştirilmesini ister.
1-) Salih bu fabrikada işe girdikten sonra, İstanbul Fatih Güreş İhtisas Kulübü’ne gidip gelerek güreş öğrenmeye başlar.
Haliç İdman Kulübünün Yalova’ya yaptığı bir gezi sırasında, güreşçilerin de yeniliklerini haber alan Atatürk hemen sormuştu:
“ —Çoban da var mı aralarında?...”
Çoban Mehmet’in Yalova’ya gelen güreşçiler arasında bulunduğunu öğrenen Atatürk, bu habere pek sevinmiş ve derhal güreş gösterileri tertiplenmesini istemişti. Gereken hazırlık hemen yapılmış ve iki çift Ata’nım huzurunda eşleştirilip güreşe tutuşturulmuştu. Bu güreşlerde, Çoban Mehmet rakibi Faik Pehlivan’ı yenmiş; Cemal Pehlivan’da rakibi Urfalı Salih’i alt etmişti.
Atatürk, büyük umutla beslediği Bakıryırtan Salih’in bir türlü iyi bir pehlivan olamayışı karşısında hayâl kırıklığına uğramıştı. Çünkü kafası, güreş oyunlarını almazdı. Sürati intikali hiç yoktur ve her güreş idmanında müthiş heyecanlanır, her zaman ne yapacağını şaşırmaktadır. Hatta o gün güreşlerden sonra Çoban Mehmet’e dert yanmıştı âdeta:
“—Salih hâla iyi bir pehlivan olamadı Çoban ...” demişti.
Çoban Mehmet bunun suçu sanki kendisininmiş gibi kızarıp, bozarmış, kabahatli bir çocuk edasıyla başını önüne eğerken:
“—Kendisini yetiştirmek için çok çalışıyoruz Paşam, fakat bir türlü kafası almıyor...” diye mırıldanmıştı.
Atatürk, bu sözler karşısında kahkahalarla gülmekten kendini alamamıştı.
Urfalı Salih Pehlivan, güreş tarihimize acı kuvvetleriyle temayüz eden, gelmiş geçmiş en kuvvetli pehlivanlarımızdandır. Bu pehlivan o kadar kuvvetliydi ki, anlatılamaz. Gençliğinde en ağır develeri bile sırtında havalandırırdı. İşte bu derece mükemmel kuvvete sahip olmasına rağmen, milletlerarası çapta bir başarı elde edemedi. Bu da, minderde zafer yollarını bulabilmek için sadece kuvvetin ve idmanın yeterli olmadığının en belirgin misalidir. Güreş tekniğini bilmek, güreşçinin bu spora özgü zekâsını kullanması ile orantılıdır. Zaten bunu da Atatürk ifade etmişlerdir.
2-)Atatürk güreşi şöyle tarif eder: “Kuvvet ve zekâ oyunudur. Bu iki üstün varlık, insanda birleştiği vakit, ancak büyük işler görülebilir.” Gene Atatürk’ün fikrine göre, insanlar akıl ve zekâlarıyla, bir çok şeyler keşfedebilirler, fakat bütün bunları, insan kuvvetinin yardımı olmadan tatbik sahasına koyamazlar.
Atatürk, acı kuvvetine hayran olduğu o saf ve tertemiz Urfalıyı himayesinden uzak tutmamıştır.
MENEMEN KUBİLAY ANITI ve BAKIRYIRTAN SALİH...
Menemen'de 23 Aralık 1930'da gerici yobazlar tarafından katledilen Teğmen Kubilay, Bekçi Şevki ve Bekçi Hasan için yapılan bir anıtımız vardır, herkes bilir bunu.
Anıtın kaidesinde şehitlerimiz Kubilay, Şevki ve Hasan'ın isimleri yazar, bunların hemen üzerinde anıtın kitabesi bulunur.
Kitabenin üzerinde ise elinde mızrak tutan bir savaşçı erkek tasviri bulunur.
Bu figür elinde mızrak tutan, güçlü bir savaşçıdır.
İşte bu Türkoğlu Türk yiğit, Atatürk'ün isteği ile Menemen Anıtına modellik yapan, Urfa Karakeçili Türkmenlerinden Salih'tir.
Namı da Bakıryırtan Salih...
Menemen Anıtında Cumhuriyetin gücünü ve Cumhuriyetin bekçisi Türk Gençliğini sembolize eder Bakıryırtan Salih.

[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=110&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=oYelcpRw5l0Q7kNvwE3AXHu&_nc_oc=AdrL9Y7yTSTdinpkas-odtsntPIku1UCo5PFwOvGiOW7NkFR82FA1Z6dr4sNZR-dYjQLbht8-TCcdVayxZxRCJoW&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=uZ-J-evDaacqgORNN0Nm-g&_nc_ss=7a32e&oh=00_AfwIIoWiWt8IWrmo4lj7FN_EzfzwEj1y29L8ZSN_agDM YA&oe=69CCA68E

[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=108&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=tG-rKFWA3oYQ7kNvwFja3w6&_nc_oc=Ado4AKl5m96scQoJy4pJZ4-TSQvdtoBkmD5NGglaaTT3SGXxzhakJcH_ZA3xoE12noJ38zPgK GeHB63FnVL7ECuw&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-2.fna&_nc_gid=-Ige6bKIYQITAnA4C0gzzw&_nc_ss=7a32e&oh=00_Afzc-aNzPWhnVea6uIFKLRUWGSpFDjPcYf8BoC3V0UOIwA&oe=69CC7C14

[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=106&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=IAQCkFkmS5oQ7kNvwFhMEyr&_nc_oc=AdqQ7VQplxrnQGk1f29MKmX-sGEGd-r4GYllMTH16AllLchDBa9wMpagA5uaZPfQyKfCXbWsIfrXS0BT G17f9OgZ&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=IntKFmXzUoYl8wwrLsnX5w&_nc_ss=7a32e&oh=00_Afw4yctFKpiXCQLQav0St6_v-adCV3KWorEAnLLCeD4VAg&oe=69CCAC1A

[Only Registered Users Can See Links] g?_nc_cat=106&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=T6yWCGaSFmUQ7kNvwF37PHW&_nc_oc=Adr24AdjeLkqnCZ2wdQ-iXIEoKScucbXcbRVoPjDk_6GrDoQ-gU3a0Xq4pIB3fu3JfPqL2CTT5Fmp0v7aLqQNV0P&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=uufYsAdomUcfjnxOrwtBfA&_nc_ss=7a32e&oh=00_AfzXY0w9IBn2Ny7khXUQAf-MO4aMecUAN-cyavumJqtguQ&oe=69CC8F76

Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])

SOLİDWORKS
05 Nisan 2026, 15:16
Mütekait Korgeneral Galip Pasiner bazı hatıralarını anlatıyor:
Büyük Şef Atatürk’ün harikalarla dolu olan hayatının birçok safhaları etrafında gerek hayatında, gerek ölümünden sonra birçok şeyler yazıldı. Bugünkü Atatürk nesli, bilhassa gençler, Büyük Önder’in vatanı kur*tarmak için Anafartalar’da, sonra Anadolu’daki büyük kurtarış hareketlerinin kahramanlıklarla dolu olan destanlarını okuyor ve dinliyor. Türk milletine yeni bir veçhe veren büyük siyasi ve içtimai inkılaplarından baş*ka Atatürk’ün Abdülhamit istibdadı*na karşı Rumeli’de ayaklanan 1908 in*kılabındaki hiç bir inkılapçıya benzemeyen ehemmiyetli hareketleri de vardır.
Büyük Şefin tevazuu, mahviyetkârlığı arasında bugüne kadar neşredilmeyen bu vatansever büyük faaliyet*lerini de yeni öğrenmiş bulunuyoruz. Gerçi Atatürk’ün -o zamanki ismi ile- «Terakki ve İttihat» cemiyetini kur*mak hususundaki büyük ve tarihi rolleri evvelce yazılmıştı. Ancak aziz Şefimizin hürriyet inkılabı uğrunda*ki parlak hizmetlerini etrafı ile kaydet*mek lâzımdır. Bu hususta en salâhi*yetli bir mevkide bulunan askerî temyiz mahkemesi ikinci reisliğinden mütekaid Korgeneral Galip Pasinler’e mü*racaat ettim. General Galip, 1908 inkılabı sırala*rında «Terakki ve İttihat» cemiyeti*nin Üsküp merkezi idare heyeti müessislerinden ve Kosova vilâyetinin jan*darma kumandanı bulunuyordu. Abdülhamit’e, «Kanunu esasimin yeni*den ilânını zorla kabul ettiren Arnavutların meşhur Firzovik içtimaını yaptıran general Galip «O zaman miralay» diyor ki:
Atatürk’ün herkesin bildiği bü*yük ve harikalarla dolu hayatına ait malum safhaları burada tekrar etmek zaiddir. Ancak, şimdiye kadar neşredilmeyen bir iki kıymetli hatıramı size anlatayım:
1903 (319) Makedonya ihtilâlin*den sonra Selânik – Zibefçe, Selânik – Manastır şimendifer hattı askeri mıntıkalarının idaresi altına verilmişti. 1908 (324) senesi iptidalarında da erkânıharp kolağasısı Mustafa Kemal bey, Selânik – Zibefçe hattı üzerinde bulunan askerî muhafız teşkilâtının müfettişi bulunuyordu. Mustafa Kemal bey, sık sık bu hat üzerinde ge*zerek teftişlerde bulunmuştu. Bu, Mustafa Kemal beyin resmî ve zahiri vazifesiydi. İşin iç yüzü büsbütün başka idi.
Genç erkânıharp zabiti, bu şimendifer hattı üzerindeki askerî kıtaları teftiş ederken bu hat üzerinde bulunan «Terak*ki ve İttihat» cemiyeti mensupları arasındaki irtibatı temin etmek, cemiyet merkezi umumisinin gizli tebligatını onlara bildirmek, onların da söyleyeceklerini merkezi umumiye gö*türmek vazifesi ile meşgul oluyordu. İnkılap yolundaki bu mühim vazifesi çok tehlikeli idi. Çünkü daima üzerin*de -sarayın tabiri ile- «evrakı müfside», yani inkılaba, hürriyete ait mühim vesikalar bulunurdu. Bu hizmet Enver’in ve Niyazi’nin yaptıklarından çok mühim ve pek çok nazikti. Çünkü Enver Bey, inkılabın ilanından evvel Selânik’ten Tikveş’e kaçmıştı. Tikveş beylerinin evinde izaz, ikram edilerek emin, mahfuz bir hayat geçiriyordu.
Kezalik Niyazi de kendisinin itimat ettiği bir bölük asker ve gönüllülerle Resne’de dağa çıkmıştı. Halbuki Mustafa Kemal Bey, tek başına hareket ediyordu. Bu cesur, genç ve inkılapçı zabit, hattı teftiş ederken üzerinde bulunan «evrakı müfsi*de» ile tutulaydı hayatı tehlikeye girecekti. Çünkü Abdülhamit’in adam*larına, hafiyelerine karşı vaziyetini tevil edebilecek mevkide değildi. Fakat o, Selânik – Zibefçe hattı üzerinde bu vazifeyi ifa ederken, reklâmdan, gös*terişten uzak; çok nazik, mahviyetkâr ve mütevazi olarak hareket ediyordu.
Mustafa Kemal beyin 1908 inkılabı sıralarındaki oynadığı roller arasında mühim bir hâdiseyi şimdi hatırlıyorum:
324 senesi Temmuzunun 7’nci günü Firzovik’de toplanan Arnavutlar 180 imzalı bir telgrafla padişahtan, sadaret ve meşihatden 93 kanunu esasisinin yeniden icra mevkiine konmasını istemişlerdi. Bunu müteakip ben de ileride hatıratımı neşredeceğim zaman tafsilât vereceğim veçhile- Arnavutların bu müracaat muvaffakiyetini elde ettikten sonra bir gece Üsküp’e inip cemiyetin Üsküp merkezi ile temasta bulunmak ve yeni tedbir*ler almak niyetinde idim.
Aynı zamanda o zaman Kosova valisi olan Mahmud Şevket Paşa’dan bir telgraf aldım, beni serian Üsküp’e davet edi*yordu. Ben bu daveti cemiyetin Üsküp mer*kezinin teşvikine hamlettim ve derhal bir derezina ile Firizovik’ten Üsküp’e geldim. Temmuzun 9’unda cemiyetin Üsküp merkezi gizli bir toplantı yaptı. Bu toplantıya işti*rak etmek üzere o günün akşamı, erkânıharb kolağası Mustafa Kemal bey de trenle Selânik’ten Üsküp’e gelmişti. Mustafa Kemal Bey, toplantı*mızda Selânik’te ve gezdiği hat bo*yundaki cemiyet teşekküllerde yaptığı temasları, alınan hazırlıkları bize tebliğ etti.
Ve inkılâp için yapacağımla hareketlere dair verdiğimiz kararlara iştirak etti. O gece orada verdiğimiz karar şu idi:
Yarın sabah (10 Temmuzda) toplar atılarak askerî nümayişler yapılacak ve katî surette hürriyet ilân edilecekti. İşte Mustafa Ke*mal beyin o gece iştirakı ile Üsküp mer*kezinde verdiğimiz karar bu idi. Mustafa Kemal bey, verdiğimiz kararı Selânik’te merkezi umumiye ve hat boyundaki cemiyet teşekküllerine bildirmek üzere ertesi sabah, yani 10 temmuz sabahı Üsküp’ten Selânik’e hareket etti. Mustafa Kemal beyin Selânik’e hareketinden sonra Üsküp mevki kumandanı ferik Hüseyin Remzi Paşa (Damat Ferit kabinesinde Ticaret ve Ziraat Nazırı idi) verdiğimiz karar üzerine trene bindirilerek Selânik’e iade edildi ve o gün bütün memurlar, zabitan, ahali, camilerde, medreseler de benim odamda, polis müdürü Müm*taz beyin odasında alenen tahlif edilerek cemiyete kaydedildiler ve Üsküp’te meşrutiyet âlenen ilân edildi.
İstiklal Harbi’nde
General Galip, Atatürk’ün meşrutiyet inkılabına ait bu kıymetli faaliyetini anlattıktan sonra sözünü İstiklal Harbi senelerine intikal ettirdi:
336 senesi, M. M. grubu vasıtası ile aldığım davet üzerine merhum Hüsnü Paşa ( o zaman âyandan) ve Samih Rifat bey ile o senenin birinci kânun sonlarında İnebolu yolu ile Ankara’ya gittik. Atatürk o zaman henüz Ankara’da, memleketteki dahilî isyanlarla, teşkilâtla meşgul bulunuyordu. Benim Ankara’ya geldiğimi haber alan Mustafa Kemal Paşa, otomobilini gönderip beni o zaman istasyonda bulunan karargâhına davet etmek lûtfunda bulundu. Beni görür görmez dedi ki:
– Askerî veya mülkî vazifelerden hangisini deruhte etmek istiyorsunuz?
Ben tereddütsüzce ve şu yolda bir cevap verdim:
– Yıkılmakta olan bir binanın tamiri, ihyası, muhafazası için bu büyük işin mimarlığı, mühendisliği gibi çok mukaddes, çok büyük ve mesuliyetli bir vazife deruhte ettiniz. Bu binanın nerelerini desteklemek, yahut tamir etmek lâzım geleceğini takdir ederek plânlarını yapmışsınızdır. Binaenaleyh benim burada azamî surette göreceğim hizmeti takdir edersiniz. Binanın neresine omuzumu dayamak iktiza ederse orasını gösteriniz, bilâkaydu şart koşar, ben de bir destek olurum.
Atatürk, bu sırada beni bir valiliğe veya kumandanlığa tayin etmek istediğini söylediği sırada dedim ki:
– Şimdi, mevki arama günü değildir. İcap ederse nahiye müdürlüğünü bile müftehiren kabul ve hizmet ederim.
Bu cevabımdan çok memnun olmuşlardı, o günün akşamı Dahiliye Vekili tarafından Konya valiliği teklif edildi ve hemen kabul ettim. O sıralarda mahud Konya isyanı henüz kabataslak surette bastırılmış bulunuyordu.
Konya’da bulunduğum bir sene, bir ay zarfındaki memuriyetim sırasında merbut bulunduğum vekâletlerle ol*duğu gibi, kendisine de müracaat eder, en nazik zamanlarda kendisinin bü*yük ve yerinde tedbirlerinden, irşadlarından istifade ederdim. Şu muhakkaktı ki, İstiklâl Harbi’n*deki büyük işlerin ipuçları hep onun elinde idi. Herkesin tereddüt ettiği, içinde müşkülâtla çırpındığı en müş*kül meselelerdeki kati kararlar ondan sadır oluyordu.
Meselâ Adana, Fransızlar tarafından tahliye edildikten sonra ticaret yolları bir dereceye kadar açılmıştı: Zahire tacirleri, Konya’ya göz koymuşlardı. Hâlbuki Konya, bütün memleketin ve ordunun zahire ambarı mevkiinde bulunuyordu. Tacirler, Konya’daki mevcut zahireyi Adana tarikile ihraç etmek istiyorlardı. Ben vilâyetçe bunun menî kabil olmadığını ve eldeki kanunlarla da hükümet merkezinin de bir şey yapamayacağını görünce ordunun gerisinde ve en yakın yerlerin de mevcut erzakın ordu namına mu*hafazası zaruretini düşündüm ve Başkumandan Mustafa Kemal Paşa’ya va*ziyeti yazdım derhal şöyle kısa bir telgraf aldım:
«Konya’nın şarkına bir deve yükü bile erzak sevk ve ihraç edilmeyecektir.»
Bu kısa, fakat katî telgraf işi halletmiş ve ordunun yiyeceği mahfuz kalmıştı.
Kaynak: 16 Kasım 1938, Akşam Gazetesi

[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=109&ccb=1-7&_nc_sid=13d280&_nc_ohc=QkE5C8xKZhsQ7kNvwFTczdn&_nc_oc=Ado4dTXl2GvGYhwGdvsk9KmUV60LAge8TQzQVooZ7BT vGYoUQZjBIJVx-tgmeeQfWMeLYjC56-hA5EbWYD4KY6i6&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-2.fna&_nc_gid=SKGRnDywRYxq5ujOX6SbCA&_nc_ss=7a3a8&oh=00_Af1_6Io-1KcMaTkUWFlhV5N3fPW8pES739I7yWE0B5HTJA&oe=69D827E3

Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])

SOLİDWORKS
20 Mayıs 2026, 18:29
Atatürk'ü Samsun'a götüren
Kayserili İsmail Hakkı Durusu,
Bandırma vapuru kaptanı anlatıyor
19 Mayıs 1919, garip bir tesadüfle üç 19'u yan yana getiren gün, Türk milletinin kalbine unutulmaz bir tarih olarak daima kazınmış olarak kalacaktır.
19 Mayıs 1919 günü, büyük ve şerefli bir milletin, başında bulunanların hataları yüzünden asırlardan beri daima kötü gitmekte inat eden kaderini değiştirecek, Türk'e kendi büyüklüğüne layık yeni bir gelecek yaratacak olan büyük önder, tarihi ve heybetli görevine başlamak üzere Samsun'da karaya iniyordu.
Yoksul bırakılmış mazlum milletin sayısız savaşlar ve yoksulluklardan arta kalan her şeyi gibi, küçük ve yıpranmış bir tekne olan Bandırma gemisi, bu büyük ve şanlı yolculuğu koynunda barındırarak, dünyalara bedel yüküyle, günlerce Karadeniz'in kendi boyunu aşan dalgalarıyla çarpışmıştı.
Artık her şeyin kaybedildiğine inanıldığı bir sırada, milletinin asalet ve cesaretinden kuvvet alarak bütün dünyayı hayrete düşürecek muazzam bir tasarıyı zihninde taşıyan büyük adamla, onun şerefli seyahatine araç olan bu küçük gemi ne kadar da açık bir çelişkiydi. Fakat daha nice mücadele yılları türlü çelişkilerle dolu geçecek ve bu çelişkilerin içinden kurtuluş güneşi doğacaktı.
Yedi mil hızı ve ufacık teknesiyle Karadeniz'in dalgalarıyla boy ölçüşen bu gemi, adeta, kurtarıcının, memleketin mütevazı imkanlarıyla giriştiği büyük ve çetin mücadeleyi sembolize ediyordu denilebilir.
Bu küçük gemi, erişebileceği en büyük şerefe kavuşarak, bir millet yaratacak ve bir vatan kurtaracak olan dahi adamı tam zamanında vatan toprağının en uygun parçasına çıkarmak suretiyle tarihi görevini gördükten sonra ömrünü tamamladı. Bugün aynı ismi taşıyan geminin, tabelasından başka onunla aynı olan hiçbir tarafı yoktur.
Görsel altı yazısı: Kaptan İsmail Hakkı Durusu'nun 1919'lu yıllarda çekilmiş bir fotoğrafı
Fakat bu tarihi seyahati idare etmiş olan kaptanın kim olduğunu hiç düşündünüz mü? Biz, bu şerefe erişmiş olan o mutlu adamı aradık ve bulduk. İdarenin (Denizcilik İşletmesinin) en eski kaptanlarından olan Kayserili İsmail Hakkı Durusu, bu seyahatin izlenimlerini gazetemiz için yazarak bize göndermiştir.
Sözü emektar Türk denizcisine bırakıyoruz:
"1919 tarihinde Bandırma vapuruyla Atatürk'ü İstanbul'dan alıp Samsun'a götürdüğümüz seferde, gerek hareketimizden önce gerekse yolda şahidi olduğum olaylardan aklıma gelenleri aşağıya yazdım:
Hareketimizden bir gün önce Paşa beni kurumdan (İdare'den) Harbiye'deki makamına çağırtmıştı. Gittim ve kabul edildim. Hareket planımıza dair birtakım açıklamalar istediler. Gerekli cevapları verdim. Ertesi gün öğle vakti hareket edileceğini ve bu doğrultuda geminin hazır bulundurulmasını emrettiler. Gerçekten de o gün öğle vakti gemiye geldiler. Kontrol heyeti geldi. Hemen hareket edebileceğimizi söylediler. Derhal hareket ettik. Boğaz'dan çıkarken müthiş bir fırtınanın hüküm sürmekte olduğunu gördük. Fırtına ne kadar şiddetli olursa olsun yolumuza devam etmeye karar vermiştik. Böylece yolumuza devam ettik. Yanlarındaki heyeti haliyle deniz tutuyor ve herkes birer birer kamaralarına yatıyordu. Buna rağmen Paşa, kıç taraftaki köşkte bir köşeye dayanmış oturmakta ve kendilerinde doğuştan gelen bir özellik olan insanüstü manevi dayanıklılığın bir sonucu olarak, hiç yılmadan, sürekli bir düşünce (tefekkür) içerisinde bulunmaktaydılar. Son süratimiz olan yedi mil ile Karadeniz'in amansız dalgaları arasında yuvarlana yuvarlana İnebolu ve Sinop'a uğrayarak, bin türlü zorluk içerisinde bir gün şafak vakti Samsun'a vardık. Paşa bu iskeleye çıktılar. Ondan sonra meydana gelen olayları elbette kendileri daha iyi bilirler. 19 sene sonra o mutlu seferimizi ancak bu kadar hatırlayabildim."
Paşa'yı Samsun'a götüren eski Bandırma vapuru kaptanı: İsmail Hakkı Durusu

[Only Registered Users Can See Links] pg?stp=dst-jpg_s640x640_tt6&_nc_cat=105&ccb=1-7&_nc_sid=127cfc&_nc_ohc=vz04cYmEa-kQ7kNvwHeKfnc&_nc_oc=Adqn3z17fqFE9C58OHHFZIazcrUTLRxdGBsJhXjqtVg dPArWZhm53dq8ZpMR9CFMYQU&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-2.fna&_nc_gid=aD3Af6soYmJQxEtsOWdImQ&_nc_ss=7a2a8&oh=00_Af4Xd1LgWWyKEN2MhcMxBKfEBTe3esqwoiJhuGOWP2Ef Cw&oe=6A13B7FB

Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])