Orijinalini görmek için tıklayınız : Edebiyat Sevgisi
SOLİDWORKS
16 Şubat 2026, 15:03
Hep "kırk yaş önemli" derlerdi...
Meğerse yanlış biliyorlarmış...
Elli yaşından sonrası daha önemliymiş...
Hayat kısaldıkça anlamı nasıl da değişiyor...
Ellisinden sonra baktığın her şeyi görüyor, dinlediğin her şeyi anlıyorsun...
Aşk bile başkalaşıyor...
Maddeden ruha geçildiği bir dönem başlıyor...
Aldığın her nefesin anlamını biliyor,içtiğin her yudumun tadını çıkarıyorsun...
Aşka koşar adımlarla değil,yavaşça vals yapar gibi yavaşça, bir kuş tüyünün havada uçuşu gibi narin, sessiz ama bir o kadar güzel süzüle süzüle...
Aşk da, âşık da yavaşça süzülüyor gönül kapından içeriye...
Yüreğinin ateşini usul usul yakıyor aşk...
Saman alevi gibi çabuk yanan, sönen değil kömür alevi gibi olmalı diyorsun...
Çünkü zamanı yok aşkın ...
Yeniden yaşanacak bir sonraki aşklara...
Bir daha kırılmak ürkütüyor, bir daha terk edilmek korkutuyor seni.
Aşkı şişeden içmiyorsun, kadehten yudum yudum içmek istiyorsun şöyle keyfini çıkara çıkara...
Beklentin, "Nasıl daha çok gezeriz?"
Değil de...
"Birlikte daha çok nasıl vakit geçiririz?"
Oluyor...
Birlikte dansa gitmek yerine, birlikte yürümek daha güzelleştiyor ilişkini...
Bir filmi izlemek, hiç konuşmadan birlikte bir yeşil ormanı, mavi denizi izlerken...
Daha çok susarken aslında daha çok konuşuyorsun sessizce...
Gözlerine derin derin bakmak, dudaklarını öpmek kadar haz veriyor...
Saatlerce sevişmek değil, saatlerce başını omzuna yaslayarak yan yana uzanmak yetiyor...
Pahalı hediyeler yerine o gün aranmak daha çok mutlu ediyor, hele bir de "Eve gidince beni ara" diyorsa işte bu her söylenen sevgi sözüne bedel oluyor...
Bu saatten sonra dostlarının sayısı azalıyor...
Yarın için kurduğun büyük hayallerinin yerini geçmişte yaptığın başarılarını anımsamak varsa çocuklarına anlatacak hikâyelerin yer alıyor....
Hayat uzun bir yol olsa da ellisinden sonra para değil, sağlık ve huzur için dua ediliyor...
Kısaca ben kırkından değil, ellisinden sonra hayatın anlamını buldum...
Elli yaşımı çok sevdim....
Kırmıyorum, kırılmıyorum da; üzülmüyorum, üzmüyorum da. Bir zamanlar değer verdiğim birçok şey değerini kaybetti...
Kısaca ben ellili yaşlarımı gönlümce sevgiyle yaşıyor, yaşatıyorum...
Neden, niçin, nasıl diye sormuyorum?
Olması gerektiği kadarım, olduğum kadarım.
Sevgiyle yaşamı kucaklarken, en çok sevgiyi, sevmeyi, sevilmeyi seçiyorum.
Seçim Saliha Seziş
📷Mrylin Streep
[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=104&ccb=1-7&_nc_sid=833d8c&_nc_ohc=olJ_V-slszMQ7kNvwEbWfBL&_nc_oc=AdlW8mBSlsROOvKrSriWsND4ArZAuuA_EHAZtxFJ3-Ursub9k3H-XRk_3vUt_0SKEagYKSDeDSL4e9yXl_MwHfga&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-2.fna&_nc_gid=E5VTN0b-J7dSPLH_gxGv2w&oh=00_AftZyzUY6biSS7wrDW_j5CcHypVLj-w2Bk5yVjI0AHpR7A&oe=6998C2E4
Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])
Sürmenaj
17 Şubat 2026, 14:51
Çok güzel yazıymış,
Şunun şurasında 50'ye ne kaldı da.
50 yaşında gibi hayata başlamak lazım.
Teşekkürler solidworks
SOLİDWORKS
17 Şubat 2026, 15:21
Sürmenaj cansın baştacısın sağol.
SOLİDWORKS
01 Mart 2026, 13:42
"Sanatçı önce hiç kimsenin arabasına binmez. Hele hele bindiği ya da binmek zorunda
kaldığı arabanın da düdüğünü çalmaz.
Sanatçı ancak ve ancak 'hak' bellediği, doğruluğuna inandığı şeylerin düdüğünü çalar. Bu düdük kendi düdüğüdür.
Akıldır, toplumun yüksek çıkarıdır."
Orhan Kemal
-Önemli Not-Aydınlık Gerçekçilik 1961
FOTOĞRAF : Orhan Kemal, Nazım Hikmet, İbrahim Balaban. Bursa Cezaevi 1940
[Only Registered Users Can See Links] g?_nc_cat=108&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=68zweUGnIJ0Q7kNvwFuOEWg&_nc_oc=Adk1-DGvHS_ql5L8qZ1Y-1PL8sYnlNPCfrU09Jydx6tIc_nWkcDiRHCD2SRpy1cKEqgAeKb TRrveFGVCQWqt8pmV&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-2.fna&_nc_gid=6OWUgT4RxphMmbnxLA10rQ&_nc_ss=8&oh=00_Afvq03bCUAiXi054_U4KZls82g_TS-wagykMQrvYKEl3ZQ&oe=69A9E626
Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])
SOLİDWORKS
01 Mart 2026, 16:28
“Bu kirlenmiş dünyayı yaşanılır kılan nedir
bilir misin?
‘İncinsen de incitme.’
diyen Hacı Bektaş Veli,
‘Yaradılanı sev, yaradandan ötürü.’
diyen Yunus'u,
‘Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.’
diyen Hacı Bektaş Veli'si,
‘Ne mutlu eğri zamanda doğru yerde durabilene’
diyen Pir Sultan Abdal'ı,
‘Beni hor görme gardaşım, sen altınsın da ben tunç muyum?’
diyen Veysel'i,
‘Kötü insanların türküleri yoktur.’
diyen Neşet Ertaş'ı,
‘Bütün aşklardan yücedir, insanın insanı sevmesi.’
diyen Mahzuni'si,
‘Sana düşman
bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki;
bu insanların evidir, sevgilim
onlar vatana düşman.’
diyen Nazım'ı,
‘Çiçek gibi insanların kalbini kırdınız, bahçeleriniz bahar görmesin.’
diyen Ahmed Arif'i,
‘Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir barıştır.’
diyen Yaşar Kemal'i var.
Yani bu kadim topraklarda kin ve nefret yeşermez.
Her şeye rağmen sevgi yeşerecektir...
Kardeşçe,
Kirlenmiş ve de kirlenmeye devam eden Dünya'da, tertemiz kalabilen değerli dostlara selâm olsun...”
Alıntıdır
Sanat : Nabil Anani (Palestinian artist)
[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=1&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=ChGcgnIVWGEQ7kNvwHdxcfW&_nc_oc=AdmWhu0m96da6aTZMwuC8c3K1DNZM2fR6fe8csk9Tbg uzbMwtl4Y3KWa5gOtgJNN2aZ7PW2dZTEweAClz--_AHjS&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=4hM3yG8tjBKmS_F4A5BYVg&_nc_ss=8&oh=00_AfvP-CGY8vQTu3DCyHdzJXm0SDwEIa1A8uwQSzoM3yOHzA&oe=69AA205D
Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])
SOLİDWORKS
01 Mart 2026, 16:59
12 Mayıs 1977 de Tahran’da doğan, 31 yaşında profesör olan ve henüz 40 yaşında hayatını yitiren , matematik Nobel’i Fields Madalyasını alan ilk kadın Maryam Mirzakhani...
Mariam'in doğum günü "Matematikte Dünya Kadınlar Günü" olarak kutlanır..
Mariam Mirzakhani başardığı ilklerle kadın olarak hem İran'ın hem de uluslararası erkek egemen matematik dünyasının tabularını yıkmış büyük bir değerdir..
Mariam 40 yıllık kısa hayatına insanlık tarihinin çözmeye çalıştığı problemleri çözmeyi başarmak gibi ilkler sığdırdı.. Ulusal ve uluslararası 30 ödül aldı , adı bir gezegene ve uzaya gönderilen bir uyduya verildi..
Meme kanseri olduğunu öğrendiğinde henüz
36 yaşındaydı.. Daha önce de ölümle burun buruna gelmişti.. Tahran - Ahvaz yolunda İran’ın en önemli matematikçilerini taşıyan otobüs nehre uçtuğunda kurtulmayı başaranlardan biri olmuştu..
Minyon yapılı savaşçı bir kadındı.. Hep erkeklerle dolu , erkek egemen bir meslek hayatı olduğu için belki de kızının adını Pers mitolojisinde deniz tanrıçası olan Anahita koymuştu.. Erkek tanrılar arasında güçlü bir tanrıça...
İnsanlık adına çok erken yitirilmiş bir değerdi Mariam...
Mariam , Birleşmiş Milletler tarafından Dünya'yı değiştiren 7 Bilim Kadını’ndan biri olarak görülüyor.. 2014’te Fields Madalyasını aldığında İran Cumhurbaşkanı Ruhani , İslam Devrimi tarihinde bir ilk olarak başörtüsüz resmini paylaşıp tebrik etmişti.. Mariam öldüğünde İran'da gazeteler onun başı açık resmini ön sayfada basmıştı...
Alıntıdır.
[Only Registered Users Can See Links] g?_nc_cat=1&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=6sgK-jPC1y8Q7kNvwETG7zN&_nc_oc=AdnF6GuUmQPL5bfUldHmbSG0AJVmB-PuLvbRNBjxMe4jt86EsQ_O24Iz_dUDz6p2xQsIBPF4alYcD9oj 2G7QDsYp&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=r7NoZi9GID3E9yXUo3bYLg&_nc_ss=8&oh=00_AfuAixmhm_rz5Sbho6V20NtJSLZS9Lj6C3stY0WMr4yF oA&oe=69AA0D80
Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])
Leydihan
01 Mart 2026, 22:46
“Bu kirlenmiş dünyayı yaşanılır kılan nedir
bilir misin?
‘İncinsen de incitme.’
diyen Hacı Bektaş Veli,
‘Yaradılanı sev, yaradandan ötürü.’
diyen Yunus'u,
‘Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.’
diyen Hacı Bektaş Veli'si,
‘Ne mutlu eğri zamanda doğru yerde durabilene’
diyen Pir Sultan Abdal'ı,
‘Beni hor görme gardaşım, sen altınsın da ben tunç muyum?’
diyen Veysel'i,
‘Kötü insanların türküleri yoktur.’
diyen Neşet Ertaş'ı,
‘Bütün aşklardan yücedir, insanın insanı sevmesi.’
diyen Mahzuni'si,
‘Sana düşman
bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki;
bu insanların evidir, sevgilim
onlar vatana düşman.’
diyen Nazım'ı,
‘Çiçek gibi insanların kalbini kırdınız, bahçeleriniz bahar görmesin.’
diyen Ahmed Arif'i,
‘Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir barıştır.’
diyen Yaşar Kemal'i var.
Yani bu kadim topraklarda kin ve nefret yeşermez.
Her şeye rağmen sevgi yeşerecektir...
Kardeşçe,
Kirlenmiş ve de kirlenmeye devam eden Dünya'da, tertemiz kalabilen değerli dostlara selâm olsun...”
Alıntıdır
Sanat : Nabil Anani (Palestinian artist)
[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=1&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=ChGcgnIVWGEQ7kNvwHdxcfW&_nc_oc=AdmWhu0m96da6aTZMwuC8c3K1DNZM2fR6fe8csk9Tbg uzbMwtl4Y3KWa5gOtgJNN2aZ7PW2dZTEweAClz--_AHjS&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=4hM3yG8tjBKmS_F4A5BYVg&_nc_ss=8&oh=00_AfvP-CGY8vQTu3DCyHdzJXm0SDwEIa1A8uwQSzoM3yOHzA&oe=69AA205D
Kalbimi bıraktım. Paylaşım için teşekkürler..
SOLİDWORKS
03 Mart 2026, 17:23
Rezillik kimseyi vezir etmez, kesin bilgi!
Bu ara film çekimleri yüzünden sabahtan akşama kadar sokaklardayız. Beyoğlu’ndan Üsküdar’a gezip duruyoruz. Yakalayan “Ne olacak bu ülkenin hali?” diyor büyük bir karamsarlıkla. “Siz ne düşünüyorsunuz, ne yapmalı bu ruh halinde?” filan diye soruyor.
“Valla” diyorum, “Biz harika bir film çekmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Dünyanın her yerinde seyredilebilecek, gurur duyacağımız bir komedi filmi. Yani kendi bildiğimiz değerlerle, ahlak, çalışkanlık, azim, vs ile işimizi iyi yapmaya uğraşıyoruz ve gelecek hayalleri kuruyoruz. Siz de öyle yapın.”
Zira pompalanan, şiddet yanlısı, daha çok bağıranın kazanıyor gibi göründüğü, hakaret ve palavranın diz boyu olduğu, gerçek erdemlerin prim yapmıyor gibi göründüğü bir ortamda, biz ve çocuklarımız nasıl hayatta kalacağız endişesi içinde insanlar.
Çünkü artık burun buruna geldiğiniz aracın şoförü yol verdiyse bütün gün eşe dosta bunu anlattığınız bir ülke oldu burası.
Bir fikir tartışmasında iki taraf birbirine nezaket gösteriyorsa şaşkınlıktan dilimizi yuttuğumuz bir ülke oldu burası.
Esnafın biri, paranız çıkışmayınca “Sonra getirip ödersin abla, aşkolsun” dediyse gözlerimizin dolduğu bir atmosfer oldu burası.
İşini yaptırmak için tanıdık-torpil aramayanın, kapı önüne su kabı koyanın, yoksul komşusuna yemek götürenin, cinsiyet ayırımcılığı yapmayanın, iş ortağına güvenenin, gerçek sınavlarla kalifiye eleman seçenin, kanunlara uyanın, emeğiyle, yeteneğiyle bir yerlere gelenin bizi hayrete düşürdüğü bir memleket oldu.
Kadınların akşam sokakta rahatça yürüdüğü sokakların, çocuklara bedava tiyatro kursu veren ilçelerin, tarikatsız-şeyhsiz-şıhsız, sadece komşuluğun egemenliğindeki mahallelerin, terör estirip kabadayılık taslamayan dayıların, vatanseverliğin önce birbirimizi sevmek olduğunu bilen gençlerin mumla arandığı bir yer oldu.
Hödüklüğün güç sanıldığı...
Riyakârlığın zekâ zannedildiği...
Yalancılığın yetenek gibi sunulduğu...
Cahilliğin içtenlik muamelesi gördüğü...
Başarılı, azimli, yenilikçi herkesin kafasına vurmanın halk olmak diye yutturulmaya çalışıldığı...
Gözünü kırpmadan iftira ve çamur atmanın iğrençliğinin unutulduğu, ateşli taraftarlıkla karıştırıldığı bir yer haline geldi burası.
Bu üstte saydıklarım vasıf değil, bildiğiniz rezilliktir!
Böyle insanlara bu topraklarda aslında tepeden bakılır, müstehzi ifadeyle gülünür, eş dost arasında dalga geçilir. Bu reziller asla vezir olmaz, herkes de yüzyıllardır bunu bilir. Zira en sağlam gerçekler aslında anaokulunda öğrendiklerinizdir: İyi beslen, erken uyu filan dışında ahlaklı ol, arkadaşlarına kibar davran, yalan söyleme, senin olan şeyleri etrafınla paylaş, çalışkan ol!
Bu topraklarda insanların çoğu, aynı anaokulunda öğrettikleri gibi, ahlaklı, akıllı, fikirli, gelişim, ilerleme yanlısıdır. Geleneklerimiz eşitlik, adalet, zarafet, saygı temellidir. Yüzyıllardır alkışı bilimin, sanatın, icatın aldığı bir yerdir burası. Aileler çocuklarının zengin, başarılı, evli, mutlu, çocuklu filan ama en çok da “okumuş, bilgili” olmasını ister!
Son yıllarda sosyal medyada ve basın başlığı altında geçen kâğıtlarda bağıranlara, çamur atma modasına, yaratılan sahte atmosfere bakmayın. Ki kimsenin bakmadığı satışlardan da belli de... Karamsarlığa kapılıp “Biz nasıl insanlar olduk, nereye gidiyoruz, ülke ne hale geliyor, bu nasıl yozlaşma” filan demeyin. Hâlâ iyiler iyi, kötüler açıkça kötü ve herkes de her şeyin farkında!
Bu topraklar çok sağlam topraklardır.
Burada insanların en yüzeyseli, bırakın iç huzurunu, duygusallığı, en basitinden, en pragmatik bakış açısıyla, aslında hayatta nezaketin en büyük güç, bilginin en önemli ihtiyaç, liyakatın vazgeçilmez, çalışkanlığın ise para ve başarı demek olduğunu gayet iyi bilir.
O yüzden...
O müessesenin fabrika ayarları, bunun mizacı, şunun mayası...
Boş verin. Çürük elmaların aşırı görünürlüğü ve yaygaracılığını koy bir yana, bu milletin fabrika ayarları sapasağlamdır!
Rahat ol. Gülümsemeye ve gelecek planı yapmaya devam et!
Gülsel Birsel
[Only Registered Users Can See Links] pg?stp=dst-jpg_p526x296_tt6&_nc_cat=107&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=8NuCoxUMo90Q7kNvwE7j02b&_nc_oc=Adklxy98C5Gbf4KabbX0VG4REGTx-ZvFakFqvSICT5uw71wRqIvvrMyREZeB10MGhx6WH8TJ7EvxFvZ qptoBpiwU&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=9tOBlYJmL_T4YYl1wZjOiw&_nc_ss=8&oh=00_Afzet_eKs2-MEees0nCEhW6rTTKF6Z0Y-xgexeh4lQblgQ&oe=69ACAB0C
Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])
SOLİDWORKS
05 Mart 2026, 12:36
Yaşlılık hazırlıksızlığı kabul etmez.
Yumuşaklıkla gelemez.... ve eli boş bekleyenler, bağımlılığın ağırlığını hissederler.
Hazır olun. Saklı bir şeyler olsun, güvenli
bir tavan, emrinizde bir araba.
Ama her şeyden önce: bunların hepsi senin olsun.
Çünkü zarif bir şekilde yaşlanma özerklik gerektirir.
Varlıklarınızı yeniden yazma. Senin kendine baktığın gibi kimsenin sana bakacağına körü körüne güvenme.
Işık olun: daha az mülk, daha çok huzur.
Ne kadar sahipsen, o kadar talep ederler...
ve eğer bunun farkına varmazlarsa, sana
sahip olurlar.
Yaşama sanatı nadir bir beceridir.
Mışıl mışıl uyumayı, zevkle yemek yemeyi, özgürlükle gülmeyi bilmektir - ve endişelerle kendini tüketmemeyi.
Unutmayın: bu dünyada hiçbir şey bizim değildir.
Ve ne kadar az şeylere ait olursak, içeride
o kadar özgür olacağız.
Gerçek hapishane bağlılıktır.
Ve özgürlük, olmazsa olmazlarla yaşamayı öğrendiğimizde başlar.
Robert De Niro
[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=109&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=563LG77mde0Q7kNvwGKB3zS&_nc_oc=AdnPL8VukQS_X17mP59qZQ2fTc_W9Cc7qg7ntVGup-tadQZYbU-s2rZ9q0G8G3eO5rGxzPeUDEFLLJgXTAloSjrx&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-2.fna&_nc_gid=mmn6S4zyP6IdBR9SrVxqAQ&_nc_ss=8&oh=00_AfywywxzM-u-17xt2Zb4t2_GuxDG4mwyrkDY3M0-36bwGQ&oe=69AF0D94
Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])
SOLİDWORKS
05 Mart 2026, 19:47
PSİKİYATRİNİN BABASI: MAZHAR OSMAN��
1884’te Dedeağaç’ın Sofulu köyünde doğdu. Babası bankacıydı. Üsküdar’a atandığında Mazhar Osman on yaşındaydı. Üsküdar Mülki İdadisi’ne başladı ve okulu birinci olarak bitirdi. Mülkiye’de okumak istiyordu ama maddi sorunlar yüzünden Tıbbiye-i Askeriye’ye gitmek zorunda kaldı.
Burada hem okudu, hem çalıştı. Komşularının bahçelerini suladı, mektuplarını yazdı. onlara kuyudan su çekti. Harçlığını kazanmak için ilkokuldan itibaren her işi yaptı.
Babası işini kaybedince, ailenin bütün dengeleri bozuldu, Osman’ın eğitimine devam edebilmesi için para kazanması şarttı. O zamanlar evde, ya da hastanelerde vefat edenlerin başında sabaha kadar bir görevli bekliyordu. Defnedilmeyi bekleyen ölülerin başında gece nöbetleri tutarak hayatını kazandı.
Son sınıfta hocası Raşit Tahsin’in yönlendirmesiyle akliye-asabiye branşını seçti. Bu duruma, özellikle yakın arkadaşları “Bunca okumadan sonra mecnunlarla mı uğraşacaksın? Bu tam manasıyla zekanın intiharı demektir,” diye şiddetle karşı çıktılar
1904 yılında Tabip Yüzbaşı rütbesiyle diplomasını aldı. Hicaz’a tayini çıktı, ancak gidişi bir yıl ertelenince, o da. Gülhane Askeri Hastanesi Akliye Servisinde staj yaptı. Bu arada, ilk eseri “Tabâbet-i Ruhiye” adıyla yayınlandı..
Meşrutiyet yeniden ilan edilince, Münih ve Berlin Üniversitelerinde, psikiyatri ihtisası yaptı. 1912’de askeri hekim olarak Balkan Harbi’ne katıldı, gezici hastanelerde çalıştı, savaş alanlarında koleraya karşı mücadele etti
Askeri Sıhhiye başkanı Süleyman Numan Paşa, Gülhane’den akliye, asabiye, kadın doğum ve anatomi derslerini kaldırınca Mazhar Osman askeriyeden istifa ederek Haseki Hastanesi başhekimi oldu.
1. Dünya Savaşının patlamasıyla binbaşı rütbesiyle yeniden askere alındı ve Haydarpaşa Askeri Hastanesi’nde akliye ve asabiye mütehassıslığına atandı. Asıl görevi askerden kaçmak için deli numarası yapanları ortaya çıkarmaktı.
1919’da, Türkiye dergicilik tarihinde eşine ender rastlanan bir şekilde, 32 yıl boyunca yayınlanacak olan ve başyazarlığını da kendisinin yaptığı İstanbul Seririyatı Dergisi’ni çıkarmaya başladı. 5 Mart 1920’de Yeşilay Cemiyeti’ni kurdu.
Devletten Bakırköy’deki metruk halde olan Reşadiye Kışlasının arazisini istedi. Neyse ki cumhurbaşkanı Atatürk idi. Başbakanı İsmet İnönü ve içişleri bakanı Refik Saydam’ın onayı ile 1924 yılında başlayan süreç, 1927 tarihinde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin kurulmasıyla tamamlandı. Artık akıl hastaları zincire vurulmayacaktı.
1933’te ordinaryüs profesör oldu ve İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği Başkanlığına getirildi 1941’de emekli oldu. 1951’de şeker hastalığı ve nefes darlığı yüzünden vefat etti. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, bir dönem onun adıyla “Mazhar Osman Hastanesi” olarak anıldı.
Ölümünden iki gün sonra, Bakırköy’ün kıdemlilerinden ‘‘De Gaulle” lakaplı hasta, pencereden bahçedeki doktorlara seslendi: ‘‘ Mazhar Osman öldü diye uydurmuşlar. Mazhar Osman ölür mü, ne saçma şey? Bir zamanlar Atatürk için de öldü diye çıkarmışlardı.”
Oğluna sön sözleri şu olmuştu: “Oğlum, belki seni bir daha göremeyeceğim. Hayatta çok çalıştım, muvaffak oldum, mevki ve şöhrete
nail oldum. Şu anda bunların aciz kıymetler olduğunu öğreniyorum. Hayatta ne olursan ol, parayı hakir gör, şöhretten iğren. Fakat dik yürü, her zaman dik yürü ve iyi bir insan ol.”
BUGÜNLERDE MAZHAR OSMANLARA
O KADAR İHTİYACIMIZ VAR Kİ…
• BİLMEM DEMEK İSTEDİĞİMİ
ANLATABİLDİM Mİ?
Alıntı
[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=1&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=fI7XTpHWqc0Q7kNvwEoPKDT&_nc_oc=AdlGb-ckLeDBeDkii3FoEfRsCrU6s7bA4j0WeWMcuNcqHkSUGFK88Gkt HnWZnWeAAgb4QSTm9iEbZ5d-xHpqBBef&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=3ci94VEQouF4M0kAd8ZDIQ&_nc_ss=8&oh=00_AfwsPmM3M8kAO3b3lv4mWdlOSq3bD9YOVmuSREFQpQny zA&oe=69AF9D7C
Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])
SOLİDWORKS
08 Mart 2026, 15:15
* Yaşamın en güzel rengidir KADIN,
hatta tüm renkleridir.
*
* Hayatın en muhteşem kokusudur KADIN, koklamak değil, koklamaya kıyamamak gerek.
*
* Yaşama dair bildiğiniz tüm lezzetlerin
tadıdır KADIN. Tadını kaçırmamak gerek.
*
* Sadece ANA değildir KADIN,
anaya duyduğun kadar saygı duyman gerek.
*
* Aslında satırların yetmezliğidir KADIN.
*
* Önce İNSAN olduğunu kabul etmek gerek.
*
* Sadece bir özel günü ona adamaktan çok, tüm günleri onlara mutlu kılmak gerek.
*
* Uzun lafın kısası İnsanca yaşamak,
yaşatmak gerek.
*
SOLİDWORKS
09 Mart 2026, 14:35
78 yaşında olan anne ve babamın benimle birlikte yaşamaya başlamasının, mükemmel ve bağımsız hayatımı alt üst edeceğini düşünmüştüm… ta ki gelişlerinin gerçek nedenini keşfedene kadar. Ve bu kalbimi paramparça etti.
“Kahve makinesini yine mi yerinden oynattınız?” diye mırıldandım bir öğleden sonra, bitmek bilmeyen bir günün ardından bitkin düşmüşken. Annem itiraz etmedi. Sadece bana sıcak bir fincan uzattı.
“Kenara çok yakındı. Bunu iç. Yorgun görünüyorsun… her zaman belli olmayan o türden bir yorgunlukla.” Birkaç ay önce, neredeyse yarım yüzyıldır yaşadıkları evin kapısını kapattılar. Acil bir durum yoktu, kaza yoktu. Sadece babamdan sessiz bir telefon geldi:
“Ev çok büyük… ve çok sessiz oldu. Birlikte olmanın hepimize iyi geleceğini düşündük.” Arabayı tavanına kadar doldurmuş geldiler. Titrek el yazısıyla etiketlenmiş kutular: “Sıcak Giysiler”, “Hediyelikler”, “Atmayın”. Annem en sevdiği kupasını getirdi, başka hiç kimsenin kullanmayacağı kupayı. Babam, her zaman alçak sesle haberleri fısıldayan küçük radyosunu aldı, sanki dünya hâlâ mutfağa girmek zorundaymış gibi.
İlk başta kendimi istila edilmiş hissettim. 42 yaşındayım, uzun zamandır yalnız yaşıyorum ve her şeyin tam istediğim yerde olmasına alışmıştım. Sessizlik. Düzen. Kontrol. Evim, tamamen bana ait olduğunu hissettiğim tek yerdi.
Ve aniden… sabah altıda koridorda ayak sesleri. Radyonun fısıltısı. Kahvaltının pişerken çıkardığı hafif cızırtı.
“Yanacak,” dedi annem.
“Böyle daha iyi,” diye cevapladı, sanki hâlâ 40 yaşındalarmış gibi.
Bu beni sinirlendirdi. Eşyalar yer değiştiriyordu. Çekmeceler aralık bırakılmıştı. Artık sadece bana ait olmayan bu rutin.
Ama bir şeyler değişmeye başladı.
Daha önce eve geldiğimde tek ses buzdolabının motoruydu. Ne bulursam onu ​​yerdim, çoğu zaman ayakta. Sessizliğin ağırlığını hissetmemek için televizyonu açardım. Hayatı gerçekten yaşamadan, başarmış olmanın tuhaf hissiyle uykuya dalıyordum.
Şimdi kapıyı açtığımda, ev yemeklerinin kokusu geliyor. Çorba, yahni, zaman ayırarak hazırlanmış bir şeyler. Yatakta katlanmış çamaşırlar ve buzdolabına yapıştırılmış küçük notlar buluyorum:
"Yeşil kapta et suyu var. Atlamayın."
"Balkon kilidini tamir ettim." Kendime, görev duygusuyla rahatlığımdan fedakarlık ettiğimi, "yapılması gerekeni yaptığımı" söylüyordum. Kendimi yaşlı ebeveynlerine bakan güçlü bir yetişkin olarak görüyordum.
Ta ki bir akşam hikayenin oldukça farklı olduğunu fark edene kadar.
Sessizce balkona çıktım ve konuşmalarını duydum. Yan yana oturmuş, bir battaniyeyi paylaşıyorlardı.
"Sence o değişti mi?" diye fısıldadı annem. "Daha önce telefonda konuşurken çok yalnız görünüyordu. Hep aceleci, hep yorgundu." Babam cevap vermeden önce biraz bekledi.
“Şimdi daha iyi yiyor. Ve daha çok gülümsüyor. Evden ayrılmak acı verse de, yapmamız gerekeni yaptık.” Göğsümün kabardığını hissettim.
Artık kendi başlarına idare edemedikleri için gelmediler.
Benim iyi olmadığımı düşündükleri için geldiler.
Yoğun programların ve “her şey yolunda” gibi otomatik cevapların ardına saklasam da, yalnızlığımı görmüşlerdi.
O zamandan beri onlara farklı bakıyorum. Babam daha yavaş yürüyor. Annem hikayelerini tekrarlıyor. Öğleden sonra birlikte oturup, çok konuşmaya gerek duymadan sokağı izliyorlar. Bazen ben de onlara katılıyorum ve sadece orada oluyoruz.
Evim artık tertemiz, sessiz bir yer değil.
Yaşayan, nefes alan bir yer.
Sabahları, çıkmadan önce şunları duyuyorum:
"Vardığınızda haber verin."
"Dikkatli sürün."
Ve içimde bir şeyler değişiyor.
Büyümenin artık kimseye ihtiyaç duymamak anlamına gelmediğini fark ettim. Bağımsızlığın sessizlik değil, seçim olduğunu biliyorum. Ve bazen, size yaslanıyormuş gibi görünenlerin aslında sizi desteklemek için orada olduklarını da biliyorum.
Biliyorum ki bir gün sessizlik geri dönecek.
Radyo artık fısıldamayı bırakacak.
Buzdolabında artık notlar olmayacak, kahve sohbetleri de olmayacak.
Ve o gün geldiğinde, koridordaki o ayak seslerini bir kez daha duymak için her şeyimi verirdim.
Çünkü artık biliyorum ki, onlar yer kaplamak için gelmediler.
Onu doldurmak için geldiler. Yazara teşekkürler.
[Only Registered Users Can See Links] .jpg?_nc_cat=111&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=3v2qQk2Z5lQQ7kNvwEYRCY-&_nc_oc=Admc4AgGYzEEB-prhkLT_lwHvdldjiHiaqBI3zYo3s1-spb6V5psCSieW08CbnWpVtEGUsmWYd-hHNGSNfOUvk3t&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=xSIbu5zBN_mrvls5taLBhQ&_nc_ss=8&oh=00_AfyfVoyNqSArDNZaocK4CyDc_S8R9ksLF1OMziZthL4T PA&oe=69B49847
Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links] id%3DIwZXh0bgNhZW0CMTAAYnJpZBExa2x4M1pjMkRyWG92aUk 1anNydGMGYXBwX2lkEDIyMjAzOTE3ODgyMDA4OTIAAR6KOJSZm qsyDck4CGRYNsi2MPHmUNMe3V55jLLaJMkJGWgt9X3EOhCckA_ BoQ_aem_b-_JPYu67Z073q8JNx57Nw&h=AT5bTIzNR9X12lqaaRpk-a3CaZlKqCOb7AAgaCDN7sMJTI0CUWs_kh9GFAJxbtFiagtDjxi jFbqBz3uTr8HhVvz58zWCD3QcJ-_-Tp-O6A6W95hIUI4gWa-spZXaFp9FsgAxzmAo8rFM6qOnRfpu)
SOLİDWORKS
15 Mart 2026, 12:07
Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve kendine bir okulun yanında küçük bir ev alır. Emekliliğinin ilk bir kaç haftasını huzur içinde geçirir ama sonra ders yılı başlar.
Okulların açıldığı ilk gün, dersten çıkan öğrenciler yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmelerler, bağırıp, çağırarak. Bu çekilmez gürültü günler sürer ve yaşlı adam bir önlem almaya karar verir.
Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklaşırken, kapısının önüne çıkar, onları durdurur ve..."Çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz. Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı şekilde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım, bana gençliğimi hatırlatıyorsunuz.
Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün 1 lira vereceğim" der.
Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve gürültüyü sürdürürler.
Birkaç gün sonra yaşlı adam yine çocukların önüne çıkar ve onlara şöyle der, "Çocuklar enflasyon beni de etkilemeye başladı, bundan böyle size sadece 50 kuruş verebilirim."
Çocuklar pek hoşlanmazlar ama yine devam ederler gürültüye. Aradan bir kaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine karşılar onları.
"Bakın" der, "Henüz maaşımı alamadım bu yüzden size günde ancak 25 kuruş verebilirim, tamam mı?"
"Olanaksız bayım" der içlerinden biri, "Günde 25 kuruş için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz işi bırakıyoruz..."
[Only Registered Users Can See Links] pg?_nc_cat=102&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=w7q4yScgkGoQ7kNvwGMdqwB&_nc_oc=AdlhNSC2bUsn6IC8FRPuq55e6vIrbq-4UbjPe2gcQFRBEmjfCEpru9kaslvwAWl41cQtmyfzscakSmTK7 0b1yJmg&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-2.fna&_nc_gid=hGJ0y2sj3RoJMePv5EANxA&_nc_ss=8&oh=00_Afzfkty9hwNZHr6_tegj-1kafepZYCQ7-KcXtzoNUBLTZg&oe=69BC5FC0
Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])
SOLİDWORKS
17 Mart 2026, 17:30
Adamın biri bir hayvanat bahçesi inşa etti ve giriş ücretini 300 lira yaptı.
Bir kaç gün bekledi kimse gelmedi.
Sonra giriş ücretini 200 lira yaptı yine kimse gelmedi.
Nihayet giriş ücretini 10 liraya kadar düşürdü ama kimse gelmedi.
Bu defa girişi bedava yaptı. Bir gün içinde hayvanat bahçesi ziyaretçi akınına uğradı. Adam herkes içeride iken sessizce kapıları kilitledi ve aslanları serbest bıraktı. Çıkış kapısına da çıkış ücreti 500 lira yazdı. Herkes mecburen parayı ödeyip çıkmak zorunda kaldı...
Karşınıza çıkacak ucuz veya ücretsiz tekliflere dikkat edin; bedava ise muhtemelen ürün sizsinizdir.
(Psikolojikitabı)
Bir Rus Atasözü şöyle der;
"Bedava peynir sadece fare kapanında olur🙏🙏💖💖
[Only Registered Users Can See Links] g?stp=dst-jpg_p180x540_tt6&_nc_cat=106&ccb=1-7&_nc_sid=7b2446&_nc_ohc=z2-ec99lHWsQ7kNvwGORyga&_nc_oc=AdmfUdDn2iW9HlQmVvIqvW69f2q--uOTXYBbmIZyvqglKINksG2tMYFLMz0fS9YBbSVZ6rigk1QVrjz is8xH2OXE&_nc_zt=23&_nc_ht=scontent.fadb2-1.fna&_nc_gid=9LDaNFKw9KwMcsb4CE_22A&_nc_ss=8&oh=00_Afzh0N40eXpkpVGnnTXB8b4YxxwKumhJrSkNJfVkT_WV 2w&oe=69BF1D12
Kaynak: ([Only Registered Users Can See Links])
Mesmerize
27 Mart 2026, 05:05
Çok anlamlı hikayeler vardı . Teşekkürler .:)
vBulletin v3.8.11, Copyright ©2000-2026, Jelsoft Enterprises Ltd.