Oturum Aç

Orijinalini görmek için tıklayınız : 6-7 Eylül Olayları


Leydihan
21 Kasım 2025, 01:32
[Only Registered Users Can See Links]
Bölge

İstanbul, Türkiye

Tarih

6-7 Eylül 1955

Hedef

İstanbul Rumlarının özel mülkleri, Ortodoks kiliseleri ve mezarlıkları

Saldırı türü

Pogrom

Ölü

Tam sayı bilinmemekle birlikte sayının 13 ile 30 arasında veya daha fazla olduğu tahmin edilmektedir.

İşleyenler

Seferberlik Tetkik Kurulu (özel kuvvetler), Demokrat Parti, Millî Emniyet Hizmeti, Kıbrıs Türktür Derneği

6-7 Eylül Olayları veya İstanbul Pogromu (Yunanca: Σεπτεμβριανά Septemvriana, "Eylül Olayları"), İstanbul'da yaşayan Rum azınlığa karşı 6-7 Eylül 1955'te gerçekleşen organize toplu saldırı. Gladio'nun Türk kolu olan Seferberlik Tetkik Kurulunun yanı sıra Kontrgerilla ve günümüz Millî İstihbarat Teşkilatı'nın selefi olan Millî Emniyet Hizmeti tarafından planlanarak desteklendiği iddia edilmiştir. Olaylar, önceki gün Türk basınında çıkan ve Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün Selanik, Yunanistan'daki doğduğu evin bombalandığını iddia eden yalan haberlerle tetiklendi. Sonradan yakalanan bir Türk konsolosluk yetkilisi, bombayı olayları kışkırtmak için kurguladıklarını itiraf etti ancak Türk basını bunu görmezden gelerek bombanın Yunanlar tarafından atıldığını iddia etti.

Olaylar

1955'ten itibaren Demokrat Parti hükûmeti gittikçe zorlaşan bir ekonomik durumla karşı karşıya kalmış ve özellikle yüksek enflasyon nedeniyle hayat standardı düşen kesimin güvenini kaybetmiştir; şüpheli metotlarla muhalefeti susturma çabaları ise basının, aydınların ve öğrencilerin de Demokrat Parti'den soğumasına yol açmıştır. Örneğin Alman Dışişleri'nin bir raporuna göre daha olaylardan 15 gün evvel, muhalefeti kontrol amacıyla 7 Eylül 1955 günü İstanbul, Ankara ve İzmir'de sıkıyönetim ilan edilmesine karar verilmiştir. 1956 yılında muhalefeti baskı altına almak için Basın ve Toplantı Yasası'na getirilen kısıtlamalar da büyük ölçüde 6-7 Eylül olaylarıyla gerekçelendirilmiştir. Menderes hükûmetinin azınlıklara karşı baştaki liberal politikası, gittikçe zorlaşan ekonomik koşullarla değişir ve ilişkiler gerginleşir.


[Only Registered Users Can See Links]"Atamızın Evi Bomba ile Hasara uğradı" (İstanbul Ekspres)
Kıbrıs Türkleri'ne yapılan baskılar, 1955 yılında Türkiye kamuoyunun gündeminde baş köşeye oturmuştur. O dönem Türkiye'de en çok satan gazete olan Hürriyet'in başlığında İstanbul'daki Rum azınlığın aralarında bağış toplayarak Kıbrıs Rumları'nın ENOSİS çetelerine gönderdiğini yazıyordu[ Dışişleri yetkilileri Londra'da Kıbrıs temaslarına devam ederken, Atatürk'ün Selanik'teki evinde bir bomba patlamasıyla ilgili haber, önce 6 Eylül 1955 günü saat 13.00 haberlerinde radyoda yayımlandı.

(Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba attığı iddia edilen Selanik Üniversitesi hukuk öğrencisi Oktay Engin daha sonra gıyabında mahkûm edilmiştir. (Oktay Engin, 22 Şubat 1992 - 18 Eylül 1993 tarihleri arasında Nevşehir Valiliği'ne getirilmiştir.)

Bunun üzerine, “Atamızın evi bombalandı” manşetiyle ikinci baskı yapan Mithat Perin'in sahibi, Gökşin Sipahioğlu'nun yazı işleri müdürü olduğu DP yanlısı İstanbul Ekspres gazetesi genelde tirajı 20.000 civarında olduğu halde 6 Eylül'de 290.000 basmış ve o dönemde kurulmuş olan Kıbrıs Türktür Derneği üyelerince bütün İstanbul'da satılmaya ve halkı galeyana getirmek üzere kullanılmaya başlandı.

Aynı baskıda Kıbrıs Türktür Derneği genel sekreteri Kamil Önal Mukaddesata el uzatanlara bunu çok pahalıya ödeteceğiz, ödeteceğimizi alenen söylemekte de bir mahzur görmüyoruz diye yazmıştır.

Kıbrıs Türktür Cemiyeti'nin önayak olması ve diğer gençlik örgütleri, meslek kuruluşları, DP teşkilatı, bazı resmi ve gayriresmî makamların telkin ve teşvikiyle yerel kalabalıklar ve şehre dışarıdan getirilmiş olan kitlelerce 6 Eylül akşamı Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir yağma ve yıkım eylemi gerçekleştirildi.

İlk saldırı saat 19.00 sıralarında Şişli'deki Haylayf Pastanesi'ne yapıldı. Ardından büyüyen kalabalık Kumkapı, Samatya, Yedikule, Beyoğlu'na geçerek gayrimüslimlerin toplu olarak yaşadığı birçok semtte önce Rumların, ardından da Ermeni, Yahudi ve hatta yanlışlıkla bazı Türklerin dükkânlarına saldırarak yağmaya başladı. İstanbul'daki Rum azınlığın ev, işyeri ve ibadet yerlerine yönelik bu saldırılarda emniyet pasif bir tutum sergiledi. Rum vatandaşların adresleri hakkında önceden bilgi sahibi olan, yirmi-otuz kişilik organize birliklerin kent içindeki ulaşımı özel arabalar, taksi ve kamyonların yanı sıra otobüs, vapur gibi araçlar yardımıyla sağlandı. 7 Eylül sabahına kadar süren saldırılarda aralarında kilise ve havraların da bulunduğu 5.000'den fazla taşınmaz tahrip edildi ve milyonlarca dolarlık mal sokaklara saçılıp, yağmalandı.

İstanbul'un her yerinde yağmalar aynı yöntemle yapıldı. Dükkânlara saldıranlar önce vitrinleri taşlayarak kırdılar ya da demir parmaklıkları kaynak makineleri ve tel makasları yardımıyla açtılar, ardından içerideki alet ve makineleri dışarı çıkararak paramparça ettiler.

Kiliseler ve mezarlıklar da payını aldı: Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar tahrip edildiği gibi, İstanbul'da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesinin tamamı ateşe verildi.

İzmit ve Adapazarı’ndan gelen yağmacılar geri dönmek üzere Haydarpaşa Garı'na geldiklerinde, üzerlerinde yağmaladıkları mallarla yakalandılar. Bunların büyük bir bölümünün başka şehirlerden getirildiği ortaya çıktı (örneğin Sivas’tan 145, Trabzon’dan 117, Kastamonu’dan 116, Erzincan’dan 111 kişi.)
Hasarlar

[Only Registered Users Can See Links] Eylül Olayları'ndaki ana hedefler


Türk basınına göre 11 kişi, bazı Yunan kaynaklarına göre 15 kişi öldürülmüştür. Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Dilek Güven'in Sabah gazetesine verdiği röportaja göre ölü sayısının az oluşu gruplara "ölü olmasın" emri verilmesi sebebiyledir. Resmî rakamlara göre 30 kişi, gayriresmî rakamlara göre 300 kişi yaralanmıştır. Güven'e göre resmi rakamlara göre altmış olan tecavüze uğrayan ve utanmalarından veya korkmalarından dolayı şikayette bulunamayan kadın sayısının 400'e yakın olduğu tahmin edilmektedir. Buna ek olarak Güven 6-7 Eylül olayları adlı kitabında bu saldırıların arkasında İngiliz yetkililerin olduğunu belirtmektedir.

4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5.317 mekân saldırıya uğramıştır.

Maddi hasarın, o günün değerine göre 150 milyon - 1 milyar Türk lirası arasında olduğu tahmin edilmektedir. Demokrat Parti hükûmeti zarara uğrayıp tescil ettirenlere toplam 60 milyon Türk lirası civarında tazminat ödemiştir.

Sonrası

Olayların başladığı saatlerde İstanbul'da olan başbakan Adnan Menderes saldırıların kontrol edilememesi üzerine Sapanca'dan çağrıldı ve sıkıyönetim ilan edildi. Olaylarla ilgili olarak önce 3.151 kişi tutuklandı. Sonradan bu sayı 5.104'e yükseldi.

10 Eylül 1955 günü dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik istifa etti. Başlangıçta soruşturmalar Kıbrıs Türktür Cemiyeti ve gençlik örgütleri etrafında yoğunlaşan ve o günlerde ilan edilen sıkıyönetim savcıları tarafından yapılan ilk soruşturma ve yargılamalar, daha sonra DP iktidarının bastırması sonucunda komünistler suçlanmıştır.

Aralarında Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo ve Hulusi Dosdoğru'nun bulunduğu yaşayan fişlenmiş komünistler ile ölmüş dört komünist hakkında dava açıldı. Dava beraatle sonuçlandı ve tutukluların çoğu Aralık 1955'te serbest bırakıldı. Kısa süre sonra Kıbrıs Türktür Cemiyeti de kapatıldı. 1960 darbesinden sonra, bu olaylar Yassıada yargılamalarının gündemine oturdu. 27 Mayıs darbesinden sonra cunta tarafından organize edilen Yassıada Yargılamalarında olayların DP hükûmetinin başbakanı Adnan Menderes'in provokasyonu sonucu kontrolden çıktığı iddia edildi ve cunta mahkemesi Demokrat Parti yönetimini 6-7 Eylül olayları nedeniyle de cezalandırıldı.
Dr. Dilek Güven'e göre: Kıbrıs Türktür Cemiyeti Başkanı Hikmet Bil ve üyeleri cezaevine girdi. Ama "Ya bizi serbest bırakırsınız ya da biz bazı şeyleri ifşa ederiz" deyince serbest bırakıldılar. Olaylar halkın üzerine kaldı. Çünkü mahkemede, "Türk milleti galeyana geldi, olayları gerçekleştirdi" denildi. Kimse ceza almadı. İkinci dava Yassıada'ydı.

Menderes ve hükûmet üyeleri yargılandı. Bu davada da olaylar sadece hükûmet üyeleri üzerine yıkıldı. Menderes, defalarca MAH yani MİT Başkanı'nın mahkemeye çağrılmasını istedi. Ama hep reddedildi. Olaylar aydınlatılmadı.
Olayların ardından, Türkiye'de yaşayan binlerce Rum Türkiye'den göç etmiştir. Rum nüfusun zamanla azalmasıyla Rumların ekonomideki etkisi zayıflamaya başlamış ve daha önceki azınlıklara yönelik eylemlerde olduğu gibi Türklerin sermayeye hakim olması hızlanmıştır. Birkaç bin Rum ise özellikle Mersin ve Tarsus'a yerleşmişlerdir. Zamanla kalan Rumların da büyük çoğunluğu İstanbul'u terk etmiştir. Nüfus mübadelesi sonucunda 1925 yılında yaklaşık 100.000'e düşen İstanbul'daki Rum nüfus, 2006 yılında 2.500 kişiye kadar düşmüştür. Ülkedeki toplumsal olarak çeşitli etnik yapıyı belirtmek için yaygın olarak yapılan "mozaik " benzetmesine atıfta bulunarak, 6-7 Eylül Olayları için Namık Gedik tarafından "mozaik çatladı" açıklaması yapılmıştır.

6-7 Eylül 1955 olayları, Rumların büyük göç dalgalarıyla ülkeden ayrılmasına neden oldu. Gayrimüslimlerin büyük bir kısmı için, yaşananlar, Türk vatandaşı olarak kabul görmediklerinin kanıtı olmuştu. Hangi parti iktidarda olursa olsun, gelecekte de ayrımcılıklara maruz kalacakları düşüncesiyle ve kendilerini güvende hissetmedikleri için, özellikle Rumlar yurtdışına göç kararı vermişlerdir. Nesiller boyu bu topraklarda yaşamış olan İstanbul'un gayrimüslim yerlileri, bu gibi davranışlar sonucu evlerini ve anavatanlarını terk etmek durumunda bırakılmışlardır. Ancak hükûmetin o dönemde kabul etmediği olaylar 1998 yılı içinde bir meclis önergesi sırasında kabul edildi. Tazminat değeri olan 70.000 Lirayı vermeye hükûmet yanaşmadı.

6-7 Eylül olaylarının olduğu sırada Seferberlik Tetkik Kurulunda görevli olan, 1988-1990 yılları arasında MGK genel sekreterliği yapan Sabri Yirmibeşoğlu, gazeteci Fatih Güllapoğlu'na verdiği röportajda 6-7 Eylül olayları hakkında şu demeci vermiştir. "6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı. (Bu sözleri Sabri Yirmibeşoğlu 21.09.2010 da bir televizyon kanalındaki röportajında yalanlamıştır)" Popüler kültürde

2003 çıkışlı Yunanistan ve Türkiye ortak yapımı dram filmi Bir Tutam Baharat, olaylardan etkilenmiş İstanbullu Rum bireyleri konu almıştır. 2008 yapımı Güz Sancısı filmi olayları konu almış ve Türkiye'de yoğun tartışmalara neden olmuştur. 2013 yapımı Sürgün, 1964 Rum Tehciri'nin yanı sıra 6-7 Eylül Olayları'nı da işlemiştir. 2021 yapımı Netflix dizisi Kulüp, 2. sezonunda olayların İstanbul'daki azınlık bireylere etkisini ele almış, dizinin konuyu işlemesi 6-7 Eylül olaylarının Türkiye gündemine tekrar girmesine sebep olmuştur.

İlgili kitaplar

Son Eylül
Salkım Salkım Asılacak Adamlar
Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
Bir Yerde Bir Gül Ağlar
Elenika
Kurtarılmış Haziran
Haymatlos
İstanbullu Elefteria
En Hüzünlü Eylül[27]
Hulki Bey ve Arkadaşları
Güvercinler
Aşkın Samatya'sı Selanik'te Kaldı

Kaynak ([Only Registered Users Can See Links])

Leydihan
21 Kasım 2025, 01:36
13 Maddede Yakın Tarihimizin Kırılma Noktası: 6-7 Eylül Olayları


İstanbul'da yaşayan başta Rumlara olmak üzere azınlıklara yönelik saldırı, tahrip ve yağma hareketinin üzerinden 63 yıl geçti.

Ülkedeki toplumsal çeşitliliği belirtmek için yaygın olarak yapılan "mozaik "benzetmesine atıfta bulunarak, 6-7 Eylül Olayları "mozaik çatladı" betimlemesiyle tarihimizde yer aldı.

[Only Registered Users Can See Links]
1. Olaylar Kıbrıs görüşmelerine denk geldi


[Only Registered Users Can See Links]
Olaylar, Londra'da Kıbrıs görüşmeleri devam ettiği günlerde meydana geldi. Grivas önderliğindeki EOKA, adada yaşayan İngiliz ve Türklere karşı terör saldırılarına başlamış, saldırılar kamuoyunda büyük bir öfkeye neden olmuştu. Bu sırada İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ı konuyu görüşmek üzere Londra’da toplanacak üçlü bir konferansa davet etmiş, Konferans 29 Ağustos’ta başlamış ve Dış işleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu Türkiye’yi temsilen yerini almıştı.
2. Fitil, yalan bir haberle ateşlendi


[Only Registered Users Can See Links]
63 yıl önce bugün, İstanbul'da yaşayan gayrimüslimler bir yalan haberle hedef haline getirildi. Dışişleri yetkilileri Londra'da Kıbrıs temaslarına devam ederken Selanik'te Atatürk'ün evine Yunanlılar tarafından bomba atıldığı haberinin yayılması üzerine, 6 Eylül 1955’te ellerinde kazma, balta ve sopalarla sokaklara dökülen binlerce kişi gayrimüslimlere ait ev ve iş yerlerini yakıp yıktı.


[Only Registered Users Can See Links]
3. "Atamızın evi bombalandı"


[Only Registered Users Can See Links]
İstanbul Ekspres gazetesi 'Atamızın evi bombalandı' manşetiyle ikinci baskısını yaptı. Tirajı 20 bin civarında olan gazete 6 Eylül'de 290 bin bastı.


[Only Registered Users Can See Links]
Bunun için önceden kağıt stoğu yaptığı iddia edildi.4. Gidin, yıkın, kırın, yok edin!

[Only Registered Users Can See Links]
6 Eylül 1955’te ellerinde kazma, balta ve sopalarla sokaklara dökülen binlerce kişi resmi kaynaklara göre 4 bin 214 ev, 1.004 iş yeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel vb. 5 bin 317 yeri tahrip etti.
5. Kiliseler ve mezarlıklar da payını aldı


[Only Registered Users Can See Links]
Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar tahrip edildiği gibi, İstanbul'da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesinin tamamı ateşe verildi.
6. “Galiba dozu kaçırdık”


[Only Registered Users Can See Links]
Celal Bayar’ın, İstiklal Caddesi’ndeki hasarı görünce, etrafındakilerin duyacağı bir sesle İçişleri Bakanı Namık Gedik’e “Galiba dozu kaçırdık” dediği olaylarda 11 kişi hayatını kaybetti.
Helsinki Watch örgütünün bir raporuna göre ise ölenlerin sayısı 15 olarak kayıtlara geçti.
7. Saldırı ve tahribat diğer semtlere de sıçradı


[Only Registered Users Can See Links]
Saldırılar eş zamanlı olarak İstanbul’da Rumların yoğun olarak yaşadığı diğer semtlere; Beyoğlu, Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı, Eminönü, Fatih, Balat , Eyüp, Bakırköy, Yeşilköy, Ortaköy, Arnavutköy, Bebek’e kadar uzanmış hatta Moda, Kadıköy, Kuzguncuk, Çengelköy’de de meydana gelmiştir.
8. Binlerce Rum, Türkiye'den göç etti


[Only Registered Users Can See Links]
Olayların ardından, Türkiye'de yaşayan binlerce Rum, Türkiye'den göç etti. Nüfus mübadelesi sonucunda 1925 yılında yaklaşık 100.000'e düşen İstanbul'daki Rum nüfus, 2006 yılında 2.500 kişiye kadar düştü.


[Only Registered Users Can See Links] 1 gün önce Başbakan Adnan Menderes, Kıbrıs Türktür Cemiyeti Yönetim Kurulu üyesi Hikmet Bil ile görüşürken.
9. Taksim'de büyük miting düzenlendi


[Only Registered Users Can See Links]
“Kıbrıs Türktür Cemiyeti”(KTC) adına yayınlanan deklarasyon yanı sıra çeşitli öğrenci birliklerinin yayınladığı bildiriler doğrultusunda da Taksim Meydanı’nda bir protesto mitingi düzenlendi. Bu mitingin ardından, bazı gruplar İstiklal Caddesi’ne yönelerek buradaki gayrimüslimlere ait iş yerlerinin camlarını kırdı.
10. Olaylar çığrından çıkınca


[Only Registered Users Can See Links]
Olayların kontrolden çıkması üzerine Adnan Menderes Sapanca'dan çağrıldı ve sıkıyönetim ilan edildi. Olaylarla ilgili olarak önce 3.151 kişi tutuklandı. Sonradan bu sayı 5.104'e yükseldi.
11. Siyasi cephede sarsıntı


[Only Registered Users Can See Links]
Bu süreçte İçişleri Bakanı Namık Gedik, istifa etti ve yerine geçici olarak Savunma Bakanı Ethem Menderes atandı, Bakan Fuat Köprülü vekaleten Savunma Bakanlığı görevini üstlendi. Milli Emniyet Hizmetleri şefi (MAH Reisi), İzmir valisi, İzmir’de bulunan birliklerin komutanları, İstanbul emniyet müdürü ve üç general, hükümet tarafından görevden alındı, bir dizi memurun olayların engellenememesinden sorumlu oldukları gerekçesiyle görev yerleri değiştirildi.

Londra’daki konferans ise kesilmiş , Kıbrıs sorunu artık Türk-Yunan anlaşmazlığı olarak tüm dünya kamuoyuna farklı bir çerçeve içinde sunulmaya başlanmıştır.
12. İtiraf gibi...


[Only Registered Users Can See Links]
Özel Harp Dairesi (ÖHD) başkanı, Genelkurmay İstihbarat başkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulunda üst düzey görevlerde bulunmuş emekli Tuğgeneral Sabri Yirmibeşoğlu’nun gazeteci Fatih Güllapoğlu’na söyledikleri:

“Bak ben sana bir örnek daha vereyim. 1974’teki Kıbrıs Harekâtı. Eğer Ö.H.D. olmasaydı, o harekât, yani iki harekât da o kadar başarılı olabilir miydi? (...) Adaya, bankacı, gazeteci, memur görüntüsü altında Özel Harp Dairesi elemanları gönderildi ve bu arkadaşlarımız, adadaki sivil direnişi örgütlediler, halkı bilinçlendirdiler.

Silahları 10 tonluk küçük teknelerle adaya soktular. Sonra 6-7 Eylül olaylarını ele al...

-Pardon Paşam anlamadım, 6-7 Eylül olayları mı?

-Tabii. 6-7 Eylül de, bir Özel Harp işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amaca da ulaştı. Sorarım size, bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?

-E, evet Paşam!...”
(“Türk Gladio’su İçin Bazı İpuçları,”Tempo Dergisi, S. 24, 9-15 Haziran 1991)

13. Lefter: "En kötüsü, harçlık verdiğim çocukların evimi taşlamasıydı..."


[Only Registered Users Can See Links]
T24'ten Raffi A. Hermonn köşesinde sosyal medyada çok paylaşılan ve gazeteci Sedat Kaya tarafından kaleme alınan bir yazıya yer verdi.

İşte 'Kefere'nin sessiz çığlıkları' adlı yazıda Lefter Küçükandoniadis'le ilgili çarpıcı bölüm:

İsabella Öztaşçıyan'ın evinin yakında, Hamam Sok’ta Lefter Küçükandonyadis oturuyordu. Çok yoksul bir lağımcının oğluydu, Lefter...Ama Milli Takım ve Fenerbahçe'nin de yıldız golcüsüydü..

Ay Yıldızlı forma ile nice goller atmıştı…

Atina'da Yunanistan’a gol bile atmıştı...

Yunanlılar ona Turko, Turko diye tezahürat yapmıştı..

Çöp arabasıyla dolaşan saldırganlar onun da evine geldi..

Araçtan inip taşlamaya başladılar...

Vurun şu gavura diye bağırıyorlardı..

Sonrasını Lefter Küçükandonyadis anlatıyor.

On beş gün önce gol attığımda omuzlardaydım... O gün ise kayalar ve boya tenekeleriyle karşılaştım... En kötüsü harçlık verdiğim çocuklar evime saldırdı. Evde ne pencere, ne kapı kalmıştı. Kızlarım küçüktü, onları öldürmeye kalktılar. İstanbul'dan emniyet müdürü evime geldi. gece gördüğü manzara karşısında 'aman Allah’ım' demişti…
6-7 Eylül Olaylarının Anısına...

[Only Registered Users Can See Links] Tanju Duru şarkısı eşliğinde o günü anlatan fotoğraflar.

Leydihan
21 Kasım 2025, 01:42
Türkiye’nin karanlık ve acı iki günü: 6-7 Eylül


“6-7 Eylül, bir sabah uyandığında komşuna ‘günaydın’ diyememek, ait olduğunuz topraklara yabancılaşmak demektir”

6-7 Eylül 1955 tarihinde Beyoğlu’nda başlayıp azınlıkların çoğunlukta yaşadığı semtlerde başta Rumlar olmak üzere, Ermeni ve Yahudiler‘e ait işyerleri, evler, kilise ve sinagoglar yağmalanmış ve yakılmış yıkılmıştı. Peki neden? “Pogrom”u kim ya da kimler kışkırtmıştı? Sebep dış politika mıydı, yoksa salt milliyetçi bir hezeyan mı?

Medyascope’tan Caner Polat 6-7 Eylül’ü gazeteciler, tarihçiler, araştırmacılar ve azınlık toplumlarının temsilcileriyle konuştu.

Ne Olmuştu?
1954’te Kıbrıslı Rumlar, dönemin İngiliz sömürge yönetimine karşı bağımsızlık mücadelesi başlattı. Yunanistan’daki hükümet ise Kıbrıs halklarının kendi kaderini tayin hakkı konusunu Birleşmiş Milletler (BM) gündemine taşıdı. Kıbrıslı Rumlar’ın, adanın Yunanistan’a bağlanması fikrini gündeme getirmesi adadaki Türk ve Rum halklarını karşı karşıya getirdi.


[Only Registered Users Can See Links]ıfat-bali.jpg




Rıfat Bali


Türkiye’deki bazı gazeteler ve dergilerde İstanbul’da yaşayan Rumlar’a karşı nefret söylemi içeren haberler yazılıyor; İstanbullu Rumlar‘ın nasıl refah içinde yaşadıkları ve mutlu oldukları, Batı Trakyalı Türk azınlıklarla karşılaştırılıyordu. Bu da iki halk arasında tansiyonun yükselmesine yol açtı.


Türkiye’de azınlıklıkların yaşadığı karanlık ve acı günlerin bir dış politika malzemesi olduğunu belirten Rıfat Bali şunları söyledi:


“Bu mesele, Kıbrıs ihtilafı, Türk-Yunan gerginliği içerisinde, dış politikada Türkiye’nin kendi vatandaşı olan bir azınlık toplumunu rahatça sarfedebileceği bir satrancın parçası olarak görmesidir.”

1954’te kurulan Kıbrıs Türktür Cemiyeti, Kıbrıs meselesinin “millileşmesi” adına çalışmalar yürütmeye başladı. Cemiyet dönemin Başbakanı Adnan Menderes tarafından da destekleniyordu.

“Atamızın evi bomba ile hasara uğradı”
Selanik’te bulunan Atatürk’ün evine bomba yerleştirildiği iddiası Türk kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Yunan kaynakları, bombayı Yunanistan’daki Türk azınlığından Oktay Engin’in koyduğu iddia etti.

6-7 Eylül olaylarından beş yıl sonra kurulan Yassıada Mahkemeleri sırasında Engin hakkında “Türk istihbaratı adına çalışıyor” bilgisi mahkeme heyetine iletildi. Atatürk’ün evine bomba konulduğu haberinin gerçek olmadığını aktaran Mois Gabay olayların başlangıcını şöyle anlatıyor:

”6 Eylül öğleden sonra 16.00-16.30 sularında, ‘Atamızın evi bombalandı’ başlığıyla çıkan yalan haberden sonra kitlelerin toplandıklarını ve bir zamanlar Pangaltı Hamamı’nın da bulunduğu Haylayf Pastanesi’nden Taksim’e doğru ilerlediklerini biliyoruz.”

[Only Registered Users Can See Links] Gabay


Dönemin gazetelerinden İstanbul Ekspres 6 Eylül’de, İstanbul sokaklarında “Yazıyor! Atatürk’ün evinin bombalandığını yazıyor” diye bağıran gazete dağıtıcıları tarafından satılıyordu. İstanbul Ekspres gazetesinin 240 bin adet baskı yapmasının olağan olmadığını söyleyen Rıdvan Akar, “Gazetenin ortalama 30 bin tirajı vardı ancak bu yıldırım baskı 240 bin adet basılmıştı. Gökşin Sipahioğlu’nun genel yayın yönetmeni olduğu bu gazete, 50’lerin Türkiye’sinde böylesi bir kâğıt tahsisine ve standardına sahip olmamasına rağmen nedense o kağıt tahsisi daha öncesinde yapılmıştı” dedi.


[Only Registered Users Can See Links]ıdvan-akar.jpg

Rıdvan Akar


Akşam saatlerine doğru Taksim Meydanı‘nda toplanmaya başlayanlar, slogan ve afişlerle İstiklal Caddesi’ne doğru ilerleyerek Rum dükkânlarını tahrip etmeye girişti.


[Only Registered Users Can See Links];l-Kopya-2-750x563.jpg Saldırılar sadece Beyoğlu’nda gerçekleşmedi. Azınlıkların yoğun olarak yaşadığı Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı, Eminönü, Fatih, Balat, Eyüp, Bakırköy, Yeşilköy, Ortaköy gibi semtlerde de ev ve işyerlerine saldırılar düzenlendi. Saldırıların sadece ev ve işyerlerine yönelik olmadığını aksine doğrudan insanların canına yönelik olduğunu söyleyen Serdar Korucu. 6-7 Eylül’ün neden “pogrom” olduğunu şöyle açıklıyor:

“6-7 Eylül olayları dediğimizde aslında bunun bir pogrom olduğu gerçeğinin üzeri biraz kapanıyor. Bu tıpkı Ermeni Soykırımı’na, 1915 olayları demek gibi. Pogrom dediğimizde sadece yağmayı değil insana yönelik öldürme, tecavüz, işkence gibi olayları da içermekte.”

[Only Registered Users Can See Links] Korucu
Saldırılardan komünistler sorumlu tutuldu
Olayların başladığı saatlerde İstanbul’da olan Başbakan Adnan Menderes saldırıların kontrol edilememesi üzerine sıkıyönetim ilan etti. Olaylarla ilgili olarak önce 3 bin 151 kişi tutuklandı. Sonradan bu sayı 5 bin 104’e yükseldi. 10 Eylül 1955 günü dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik istifa etti. Sonrasındaki soruşturmalarda ise yaşananlardan solcular, aydınlar ve komünistler sorumlu tutulmaya başlandı. Aralarında Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo ve Hulusi Dosdoğru’nun bulunduğu bazı aydınlar hakkında dava açıldı. Dava beraat ile sonuçlandı ve tutukluların çoğu Aralık 1955’te serbest bırakıldı. Kısa süre sonra Kıbrıs Türktür Cemiyeti de kapatıldı.

1960 darbesinden sonra, bu olaylar Yassıada Yargılamaları’nın gündemine oturdu. 27 Mayıs darbesinden sonra cunta tarafından organize edilen Yassıada Yargılamaları’nda olayların Demokrat Parti (DP) hükümetinin Başbakanı Adnan Menderes’in provokasyonu sonucu kontrolden çıktığı iddia edildi ve mahkeme DP yönetimini 6-7 Eylül olayları nedeniyle de cezalandırdı.


[Only Registered Users Can See Links] Vingas
6-7 Eylül’ün ardından Türkiye’deki azınlık toplumlarının yarınına ilişkin konuşmak gerektiğine vurgu yapan Laki Vingas, “6-7 Eylül’ün ardından sıkıntı çekmemizin en büyük sebebi nüfus ve demografik yapıdır. Nüfusun ve demografik yapının bu denli problem olmasının sebebi 6-7 Eylül gibi tarihte vatandaşlık kavramına darbe vuran siyasi girişimlerdir” dedi.

Kaynak ([Only Registered Users Can See Links])