Orijinalini görmek için tıklayınız : Eski Mezopotamya Kültüründe Tılsım İnanışı ve Bazı Tılsımlı Objeler
Leydihan
27 Haziran 2025, 18:44
[Only Registered Users Can See Links]Öz
Eski Mezopotamya sakinlerinin zihin dünyalarında, dönemin bilim ve kültür düzeyiyle iç içe gelişen inanç sistemlerine bağlı olarak, kendilerine sürekli zarar vermek için fırsat kolladıklarını düşündükleri, çok sayıda metafizik varlık yer almaktaydı. Bu varlık, kimi zaman yeraltı dünyasından yeryüzüne gelen kızgın bir hayalet/ruh, kimi zaman ise korkunç derecede kötü bir cin olabilirdi.
Cinler ve hayaletler, insanlara genellikle herhangi bir sebep olmaksızın saldırabilir ve hem fiziksel hem de ruhsal rahatsızlık verebilirlerdi. Dolayısıyla insanların maruz kaldıkları hastalıklar ve felaketler doğrudan cinlerin ve hayaletlerin birer eylemi olarak görülmekteydi. Ayrıca bu kötücül varlıkların nezdinde suçlu ve masum aynıydı ve bir insana saldırırken ne etik değerleri ne de sosyafarklılıkları gözetirlerdi. Eski Mezopotamya sakinleri, çoğu zaman neden saldırdıklarını bilmedikleri bu doğaüstü güçlerin kötülüklerine karşı, akla ve bilime uygun yöntemlerle değil, inançlarına paralel olarak tılsımlar/muskalar, büyü ritüelleri ve tanrılardan yardım isteme gibi metafizik yollarla mücadele edebileceklerine inanıyorlardı.
Kötülüklere karşı koruyucu olmasının yanı sıra tılsımların, arzu edilen maddi ya da manevi herhangi bir şeyi elde etmek için büyülü bir etkisi olduğuna da inanılmaktaydı.
Bu çalışmanın amacı, tılsım inancının Eski Mezopotamya kültüründeki yeri, tılsımlı/büyülü olduğuna inanılan başlıca objeler, bu objelerin kullanım alanları ve nasıl kullanıldıkları ile ilgili genel bir değerlendirme yapmaktır.
Kaynak ([Only Registered Users Can See Links])
Leydihan
27 Haziran 2025, 18:48
Öz
Eski Mezopotamya sakinlerinin zihin dünyalarında, dönemin bilim ve kültür düzeyiyle iç içe gelişen inanç sistemlerine bağlı olarak, kendilerine sürekli zarar vermek için fırsat kolladıklarını düşündükleri, çok sayıda metafizik varlık yer almaktaydı. Bu varlık, kimi zaman yeraltı dünyasından yeryüzüne gelen kızgın bir hayalet/ruh, kimi zaman ise korkunç derecede kötü bir cin olabilirdi.
Cinler ve hayaletler, insanlara genellikle herhangi bir sebep olmaksızın saldırabilir ve hem fiziksel hem de ruhsal rahatsızlık verebilirlerdi. Dolayısıyla insanların maruz kaldıkları hastalıklar ve felaketler doğrudan cinlerin ve hayaletlerin birer eylemi olarak görülmekteydi. Ayrıca bu kötücül varlıkların nezdinde suçlu ve masum aynıydı ve bir insana saldırırken ne etik değerleri ne de sosyafarklılıkları gözetirlerdi. Eski Mezopotamya sakinleri, çoğu zaman neden saldırdıklarını bilmedikleri bu doğaüstü güçlerin kötülüklerine karşı, akla ve bilime uygun yöntemlerle değil, inançlarına paralel olarak tılsımlar/muskalar, büyü ritüelleri ve tanrılardan yardım isteme gibi metafizik yollarla mücadele edebileceklerine inanıyorlardı.
Kötülüklere karşı koruyucu olmasının yanı sıra tılsımların, arzu edilen maddi ya da manevi herhangi bir şeyi elde etmek için büyülü bir etkisi olduğuna da inanılmaktaydı.
Bu çalışmanın amacı, tılsım inancının Eski Mezopotamya kültüründeki yeri, tılsımlı/büyülü olduğuna inanılan başlıca objeler, bu objelerin kullanım alanları ve nasıl kullanıldıkları ile ilgili genel bir değerlendirme yapmaktır.
Giriş
Elimizde, insanoğlunun yeryüzünde bulunan bazı objelerin büyülü/tılsımlı olduğuna dair inancının, insanlık tarihinin en erken dönemlerine kadar geriye gittiği yönünde birtakım bulgular vardır. Eğer, taş, boynuz ya da bitki gibi herhangi bir nesne, bir kimseye renginden, yapısından ya da şeklinden dolayı etkileyici veya sıra dışı geldiyse onu bulan kişi, daha sonra başına gelen olumlu olaylar ile o şeyin bir bağlantısı olduğunu düşünmüş ve onu bir tılsım haline getirmiştir. Buna paralel olarak, söz konusu objenin iyi şans getirdiğine inanan diğer insanlar da benzer nesnelere sahip olmak için çaba sarf etmişlerdir. Zamanla, bu nesnelerin kötülüklere karşı koruyucu güçlere sahip olduklarına ve insanlara istedikleri şeyleri elde etmeleri konusunda iyi şans getirdiğine dair bir inanç ortaya çıkmıştır. Tarihsel süreç içerisinde bu objeler, insanlar tarafından sahip oldukları özelliklere göre, genellikle de renklerine ve yapılarına bağlı olarak sınıflandırılmışlardır. Söz konusu objelerin, aralarında herhangi bir yönden bir benzerlik bulunan durumlar üzerinde olumlu etki sağladığına inanılmıştır.
Örneğin, yarı-saydam yapıda ve kremsi bir renge sahip taşlara, “süt taşı” denmiş ve bunların çocuk emziren kadınların göğüslerindeki sütü arttırdığına inanılmıştır. Bu durum, eski insanların süt ile süt taşı arasında, renk benzerliğinden dolayı metafizik bir ilişki olduğunu varsaydıkları anlamına gelmektedir. Nitekim bu yaklaşım, başka birçok obje ile aralarında herhangi bir yönden benzerlik kurulan durumlar için de aynı şekilde geçerli olmuştur. Arkeolojik kazılar ve yazılı belgeler, uygarlığın temellerinin atıldığı Eski Mezopotamya coğrafyasında taş, kemik, metal gibi birçok objenin tılsım olarak kullanıldığını göstermektedir. Eski Mezopotamya sakinlerinin inanç dünyasında büyü oldukça önemli bir yer tutmaktadır öyle ki inanç ve büyü birbirinden soyutlanamayacak derecede içi içe geçmiş durumdadır. Bu bağlamda, büyü inancı ile bağlantılı olan tılsımların, kentteki düşük-gelirli muhitlerden, kralın sarayına kadar akla gelebilecek hemen her yerde bulunmuş olması, tılsımın yaygın kullanımını ve söz konusu dinsel-büyüsel düşüncenin belirli bir sosyal tabaka ile sınırlı olmadığı gerçeğini gözler önüne sermektedir.
Leydihan
27 Haziran 2025, 18:48
Eski Mezopotamya’da bulunan erken dönemlere ait tılsım amacıyla kullanılmış objelerin anlamları genellikle belirlenememiş ve bunların bir kısmı daha geç dönemlerde kullanılan benzer sembollerden hareketle açıklanmaya çalışılmıştır. Örneğin, Ur’da bulunmuş kral mezarlığında bulunan çoğunlukla, küçük boyuttaki boğalar, koçlar, kurbağalar ve kuşlardan oluşan mücevherler, sonraki dönemlere tarihlenen mühürlerin üzerinde bulunan ve şans/uğur tılsımları olarak kullanılan dolgu motifler biçimindeki aynı hayvanlara bakılarak yorumlanmıştır.
Bunun yanında, sonraki dönemlere tarihlenen metinlerde sıklıkla bahsi geçen değerli kolyeler, üçüncü binyılın sonu ve ikinci binyıla ait zengin mezarlar halen bulunamadığı için bugüne ulaşamamıştır. Fakat daha yakın dönemlere ait bir çarşıdan kalma bir miktar altının ve Larsa’dan bir katmanda bulunan kolyelerin üzerinde tanrıların ve koruyucu ilahların figürlerinin bulunması, bu konuda bize bir fikir verebilmektedir.
Tılsımlar Eski Mezopotamyalılarca, bazen yazılı açıklama olmaksızın bazen de üzerlerine birkaç cümlelik açıklama metni yazılarak kullanılmışlardır. Bu metinlerin içeriği, genellikle bazı özel bitki ve taşların sahip olduğu nitelikler ve tılsımın kullanım amaçlarıyla ilgilidir Bu durum, Eski Mezopotamya kültüründe yazının ritüel kullanımına iyi bir örnek oluşturmaktadır. Muska şeklindeki tabletlerin üzerine çivi yazısı ile büyülü olduğuna inanılan sözler yazılmış ve bu tabletlerin şifa dağıtacağına inanılmıştır.
Babillilerden günümüze ulaşan tılsımlar, çoğunlukla kötülüklere karşı okunan bir duanın bazı bölümlerinin yazılı olduğu, insanların boyunlarına veya korumak istedikleri binaya astıkları bir obje biçimindedir.
Bugün elimizde bulunan bu türden duaların en eskileri M.Ö. 2400’lere yani Er Hanedanlar dönemine tarihlenir.
Bunların bir bölümü, akrep sokması, yılan ısırması gibi durumlara karşı yazılmıştır. Yine bu dönemden günümüze, el şeklinde fakat daha küçük boyutlarda çok sayıda tılsım kalmıştır. Ayrıca az sayıda, daha sonraki dönmelere tarihlenen, bir direğin üzerine yerleştirilmiş ve farklı parmak sayılarına sahip el figürleri bulunmuş fakat bunların neyi sembolize ettiği tam olarak anlaşılamamıştır.
Leydihan
27 Haziran 2025, 18:56
Tılsım Olarak En Yaygın Biçimde Kullanılan Objeler
Mezopotamya sakinleri, tılsım olarak hem tabiatta doğal halde bulunan hem de sonradan insan eliyle yapılmış objeler kullanmış, bunların büyülü güçlere sahip olduklarına ve iyi şans getirip kötülükleri uzaklaştırdıklarına inanmışlardır. Bu nedenle eski insanlar, tılsımları ya takı gibi üstlerinde taşımış ya da kötülüklerden korumak istedikleri mekânlara yerleştirmişlerdir. Örneğin Yeni Asur dönemi kralları, kendilerini koruması için tanrıları simgeleyen metalden yapılmış kolyeler takmışlardır. Fakat tılsımların bu denli yaygın kullanımına rağmen, Sumer veya Akad dilinde tılsım için özel bir sözcük kullanılmamış olması anlaşılması zor bir durumdur.
Tılsım olarak en çok kullanılan doğal nesnelerden biri taş olmuştur. Nitekim Eski Mezopotamya’ya ait çivi yazılı birçok tablette, sıklıkla büyüye ve daha birçok tehlikeye karşı koruyucu tılsım olarak kullanılan taş boncuklardan ve bazen de bilezik ve halhallardan bahsedilmektedir. Taşlar, genellikle tek olarak değil, bir ipe dizili halde, çoklu olarak kullanılmıştır. Akadcada ṭurru denilen bu tarz boncuk dizileri, çeşitli taşlardan yapılmış, kırmızı, beyaz, siyah ya da çok renkli bir yün ipe dizilmiş ve boyna veya sağ ya da sol el veya ayak bileğine takılmıştır. Bu taşların bazen göğüs ya da karın üzerine yerleştirildiği de olmuştur. Babil tıp metinlerinden, belirli bazı merhemlerin ve bir tele dizilmiş tılsım olarak kullanılan taşların, Hammurabi veya Narām-Sin gibi şöhretli krallara atfedildiği bilinmektedir.
Yazılı kaynaklardan edinilen bilgiye göre, silindir mühürler de Eski Mezopotamya sakinlerince tılsım olarak kullanılmıştır. Tılsım amacıyla kullanılan mühürlerin üzerine genellikle, mührü taşıyan kişiye uzun ve müreffeh bir hayat sunmasını sağlamaya yönelik büyülü sözler yazılmıştır.
Tılsım/muska olarak kullanılan bir diğer sembol, “Lugal-irra” ile “Meslamta-ea”, yani “büyük ikizlerdir” ve bunlar, ölüler diyarının yeryüzüne açılan kapısında duran ve ellerindeki baltalarla bu tarafa geçmek isteyen ölüleri parçalamak için bekleyen iki tanrıdır. Eski Mezopotamya’da üzerinde büyük ikizlerin tasvirlerinin bulunduğu objeler, koruyucu tılsım olarak kapıların girişine gömülmüştür.
Yine üzerinde bu iki tanrının tasviri bulunan ve Yeni Asur Dönemi’ne tarihlenen bir kolyenin bulunmuş olması, insanların bu tılsımı üzerlerinde de taşıdığına işaret etmektedir. Pazuzu başı tasviri de Eski Mezopotamya’da koruyucu tılsım olarak kullanılan yaygın bir objedir.
Tılsımlı olduğuna inanılan Pazuzu başı, henüz anne karnındaki ya da yeni doğmuş bebekleri kaçırıp öldürdüğüne inanılan acımasız Lamaštu cinine karşı kolye olarak kadınların boyunlarına takılmıştır.
Yine Lamaštu’nun Pazuzu tarafından zorla yeraltı dünyasına gönderilişini betimleyen levhaların da Lamaštu’dan korunma amacıyla kullanıldığı anlaşılmaktadır. Hamile kadınları kötülüklere karşı koruyan Pazuzu ile ilgili mecazi bir anlatım içeren bir metinde, aşağıdaki ifadeler bulunmaktadır:
“Ben Pazuzu, Ḫanpu’nun oğlu, şeytani rüzgar-cinlerinin kralı.
Titreyen yüce bir dağa tırmandım, ve orada rastladığım (şeytani) rüzgarlar batıya yöneldi.
Onların kanatlarını teker teker kırdım” .
Burada titreyen yüce dağdan kasıt, hamile bir kadının göbeği olmalıdır. Pazuzu’nun dağda rastladığı batı rüzgarları ise kadına ve karnındaki bebeğine zarar vermek isteyen kötücül varlıkları temsil etmektedir. Hamile kadının kötü varlıklara, özellikle de Lamaştu’ya karşı boynuna taktığı Pazuzu başı, aşağıya doğru yani kadının göbeğine doğru bakmaktadır.
Lamaštu’ya karşı yapılan bir tılsımın/muskanın üzerindeki metinde ise şu ifadeler bulunmaktadır:
“Dua: O, yatağımın yanına geldi, beni korkuttu, beni endişeyle ürpertti, bana korkunç rüyalar g[österdi] [Yeraltı dünyasının başgardiyanı] P[etu o’nu teslim almalı].
Lamaštu, genel olarak hamile kadınların lohusalık humması döneminde karşılaştıkları sıkıntıların bir varlık haline dönüştürülmüş hali olmalıdır. Nitekim söz konusu dönemde kadınlar, muhtemelen bebeklerini kaybetme korkusuyla da travmatik bir dönem geçirirler. Lamaštu inanışı ile Anadolu kültüründe al basması olarak tabir edilen inanış oldukça benzer yönler taşımaktadır.
Albasması döneminde doğum yapmış kadının ateşi yükselir ve kadın baygınlık ve sara nöbetlerine benzer nöbetler geçirir. Bu dönemde, yeni doğum yapmış anneye, hiç evlenmediği için kadınları kıskandığına inanılan Al karısı veya Albıs adlı bir cinin çok korkunç bir surette göründüğüne inanılır.
Tılsımlı Olduğuna İnanılan Bazı Objelerin Kullanım Amaçları Eski Mezopotamya toplumlarında tılsımlar birçok amaçla kullanılmışlardır. Bu amaçlardan biri de cinsel problemleri gidermektir. Bu amaçla örneğin, kadın ve erkeğin cinsel organlarının, pişirilmiş kilden ve duvara asılabilecek şekilde maketleri yapılmıştır. Cinsel sorunları gidermek amacıyla yazılmış Babil büyü metinleri, yapılacak birtakım başka şeylerin yanı sıra cinsel birleşme esnasında yatağın başucuna koymak için bir heykelcik yapılması gerektiğini belirtir. Eski Babil döneminden kalma, üzerinde cinsel içerikli resimler olan levhaların da benzer bir amaç için kullanılmış olması muhtemeldir.
Hamilelikte ve doğum esnasında yaşanan sorunlara karşı da tılsım kullanılmıştır. Örneğin, çoraklığa ve hamilelik-doğum sürecinde yaşanan sıkıntılara karşı bir ev ahalisinin kadın bir ferdi için yazılmış, Part Dönemi’ne tarihlenen, altından ince bir levha şeklinde yapılmış ve her iki yüzüne de Mandaea dilinde koruma/sağaltma duaları kazınmış bir tılsımın üzerindeki metinde, şu ifadeler bulunmaktadır:
“Yaşam adına.
Adurdukht ve Mahdur’un kızları
Mama için şifa olacak.
Ve gizemlerini açığa çıkar,
[…] bütün aşiretlerine karşı, ağzını aç ve ataları insanlara hükmeden insanları gözeten, insanları fetheden ve uzaklara gönderen, içindeki ağacı ver. Çocuklarını öldüren ve çocuklarını boğazlayan, kadınlara ve erkeklere karşı gönderilen yedi erkek ve dişi (kötü) söze karşı Adurdukht’un kızı Mama, bağlı ve mühürlüdür. Onlar, sezaryen ve doğum esnasında (dölü) kurutur. Yedi erkek ve dişi (kötü) söze, kadın ve erkek büyücünün yedi ve Lilit’in sekiz diline karşı mühürlüdür. Nabu ve Nirig’in mühür-yüzüğü ile Mama bağlı ve mühürlüdür, Nanay ve Şadya’nın mühür-yüzüğü ile bağlı ve mühürlüdür. Ve geceleyin o, keten bağı ile bağlıdır o, bir kurşun ve katran mühür (ile mühürlüdür).
Sır tarafından kovuldu ve sürgün edildi yedi erkek ve dişi (kötü) söz, erkek Şabur’dan ve kadın Mama’dan, kovuldu, kovuldu, kovuldu, kovuldu, kovuldu, kovuldu, kovuldu, kovuldu, kovuldu, kovuldu, kovuldu, kovuldu.” ifadeleri bulunmaktadır.
Eski Mezopotamya’dan günümüze ulaşan büyü metinlerinin en yaygın temalarından biri de “kem göze” ya da bizim kullandığımız tabiriyle “nazara” karşı korunmadır ve bu amaçla yapılmış çok sayıda tılsım/muska mevcuttur.
Yakındoğu’da bugün bile camdan yapılmış sahte gözler, kem göze karşı koruyucu tılsım olarak göze takılmaktadır.
Bununla birlikte, Marduk/Ea tipi koruma/sağaltma büyüsü metinlerinde, Enki tarafından Marduk’a, kem göze karşı kullanılabilecek örneğin bir tutam yün gibi bazı oldukça basit nesneler de önerilmektedir. Kuzey Suriye’nin doğusundaki Tel Brak’taki “Göz Tapınağı” diye adlandırılan kazı yerinde, Geç Uruk dönemine tarihlenen birkaç bin adet göz şeklinde tılsım ve yanı sıra çok sayıda, yeşil veya siyaha boyanmış iri gözlere sahip insan biçimli figür bulunmuştur.
Ayrıca bazı figürlerin üç gözü, bir kısmının ise üst üste gelecek şekilde iki çift gözü olduğu tespit edilmiş ve söz konusu tapınağın bir göz tanrısı için inşa edildiği değerlendirmesi yapılmıştır. Bunun yanında göz motifi, dekoratif amaçlı ya da büyü amacıyla Eski Mezopotamya tarihinde, Er Hanedanlar Dönemi’nden Yeni Asur dönemine kadar sanatta sürekli kullanılagelen bir imge olmuştur.
Tılsımlar, cinleri büyü yoluyla uzaklaştırmadan, bir evi olası tüm felaketlere karşı korumaya kadar çok çeşitli amaçlarla yapılmıştır. Bu amaçlardan biri de çocukların sağlıklı olmasını sağlamaktır. Nitekim Eski Mezopotamya kültürlerinden günümüze, çocukları fenalıklardan korumak amacıyla yapılmış, üzeri yazılı çok sayıda muska şeklinde tablet ulaşmıştır.
Psikolojik sorunları olan hasta kişileri iyileştirmek amacıyla da tılsımlar kullanılmıştır. Bunun için örneğin, içinde tılsım bulunan küçük torbalar bir ipe dizilir ve rahatsızlanan kişinin boynunun etrafına dolanırdı. Bu uygulama, psikolojik rahatsızlık yaşayan hastaların sıkıntılarına karşı koymak için sıklıkla reçete edilirdi. Yine örneğin, sürekli korku hissi yaşayan bir kimsenin sorununu gidermek için de tılsım kullanılırdı. Bu amaçla yapılan bir tılsımın üzerinde şu ifadeler bulunmaktadır:
“Bir kimse sürekli korkuyorsa, gece gündüz endişeliyse: Herhangi bir kötülüğün o adama yaklaşmaması için, adama veya evine yönelik kötü bir işaret yok, kötü niyetler o adama ulaşamaz.”
Cinlerin ve neden oldukları hastalıkların da düğümler, şeritler ve tılsımlar vasıtasıyla kontrolaltına alınabileceğine inanılır ve bu nesneler birtakım malzemelerle birlikte, hasta kişinin bedeninin kötü ruh tarafından ele geçirilmiş kısmının çevresine yerleştirilirdi.
Tılsımlar, Eski Mezopotamya sakinleri tarafından hayaletlere karşı da birer koruyucu önlem olarak kullanılmıştır. İnsanlar, bu amaçla kullandıkları objeleri genellikle kolye ya da bilezik olarak üstlerinde taşımıştır.
Büyülü nesnelerden oluşması beklenen bu tılsımlar tam aksine bazı tıbbi bitki türlerinden, taşlardan, bazı un çeşitlerinden ve baş ağrısı, göz şişkinliği ve mide ya da boğaz ağrısı için kullanılan yağlanmış bandajlardan yapılmıştır. Bu durum bir anlamda, günümüz için düşünecek olursak, baş ağrısı için bir aspirin alıp sonrasında onun kutusunu kolye olarak takmaya benzetilebilir. Her halükarda tılsımlı olduğuna inanılan nesneleri bir şeyler ile sarıp sarmalamak, onun büyülü olarak görülmesi için yeterli olmuştur. En basit yöntem sadece malzemelerin deri bir torbaya konması ve daha sonra bunun hastanın boynuna takılmasıdır. Alternatif olarak, malzemeler bazen bir tutam yüne sarılıp düğümlenebilmiştir. Bunun yanında bu yün yumaklar, üzerine ya sedir reçinesi sürüldüğü ya da içinde sedir yağı veya diğer yağlı maddeler bulunduğu için kısmen ıslaktır.
Böylece tılsımın içerisindeki maddelerin, hastanın tenine akması mümkün olmuştur. Tılsım yapma yönergelerinin en özenlisi ve belirgin bir şekilde en büyülü olanı, kordonu yedi düğümle düğümlenen bir kolye yapımını da içeren, düğüm büyüsüdür.
Leydihan
27 Haziran 2025, 18:57
Sonuç
Günümüzde halen varlığını devam ettiren, bazı nesnelerin tılsımlı/büyülü olduğuna dair inanışın kökenleri, insanlık tarihinin başlarına kadar geriye gitmektedir. İnsanoğlu hastalıklardan, felaketlerden ve doğaüstü güçlerin kendilerine verebilecekleri zararlardan korunmak için her türlü yola başvurmuştur. Nitekim bu yollardan biri de büyülü güçlere sahip olduğuna inandığı objeleri tılsım olarak kullanmaktır.
Büyülü olduğuna inanılan objelerin, Eski Mezopotamya kültüründe de yaygın bir şekilde kullanıldığı görülmektedir.
Mezopotamya’da yapılan arkeolojik kazılarda eskiçağa ait, tılsım amacıyla kullanılmış sayısız denecek kadar çok obje bulunmuştur.
Eski Mezopotamya’da hem taş, kemik, yün, çeşitli bitkiler ve yağlar gibi doğal maddeler hem de kolyeler, üzerlerinde büyülü sözlerin yazılı olduğu üçgen biçimli kil tabletler ve silindir mühürler ve ayrıca doğaüstü bazı varlıkların metalden yapılmış tasvirleri gibi insan yapımı objeler tılsım olarak kullanılmıştır. Tılsımlı olduğuna inanılan bu objeler, iki ana amaçla kullanılmıştır:
- Cin ve hayalet gibi doğaüstü şeytani varlıkların, neden oldukları fiziksel ve ruhsal hastalıklardan korunmak
- Maddi kazanç, uzun ömür gibi arzulanan bir şeyi elde etmek.
Tılsımlı objeler, toplumun sadece alt katmanları tarafından değil, saray ve tapınak mensupları gibi üst grupları tarafından da yaygın biçimde kullanılmıştır. Bu durum, Eski Mezopotamya inanç sisteminin büyü inancıyla iç içe olduğuna işaret etmektedir.
vBulletin v3.8.11, Copyright ©2000-2026, Jelsoft Enterprises Ltd.