Orijinalini görmek için tıklayınız : Hukuk Sözlüğü (Hukuk Terimleri Sözlüğü)
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 01:48
[Only Registered Users Can See Links]
abideler ve asar-ı atika: anıt ve abideler
abluka: bir devletin dışarı ile olan ilişkilerini zor kullanarak kesmek
acele itiraz: verilen kararın tefhim yada tebliğinden itibaren belirli bir süre içerisinde ( genellikle bir hafta ) yapılması gereken kanunda açıkça sayılan itiraz türüdür. itiraz üzerine kararı veren makam değil itiraz mercii bir karar verir. (CMUK. 304)
acenta: ticari mümessil ticari vekil satış memuru veya müstahdem gibi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir bölge içinde daimi bir suretle ticari bir işletmeyi ilgilendiren akidlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse (TTK 116 vd.)
acir: kiraya veren kimse
aciz: bir şahsın borçlarını ödeyemeyecek durumda bulunması
aciz vesikası: alacaklı alacağının tamamını alamamışsa kalan miktar için kendisine verilen vesika (İİK 143)
açık artırma: bir malın teklif veren kişiler arasında en yüksek bedeli öneren kimseye satılmasını sağlayan satış biçimi.
ada: çevresi yollarla sınırlandırılmış bulunan çeşitli parselleri kapsayan arsa parçası.
adâd: adetler; sayılar
adalet: haklılık; hakka uygunluk
adem-i ifâ: yapmamak; yerine getirmemek; borcu ödememek
adem-i iştirak: katılmamak
adem-i selahiyet: yetkisizlik
adem-i vüsuk: gercek olmamak
adi kira: kiraya verenin belli bir ücret karşılığında bir şeyin kullanılmasını kiracıya bıraktığı sözleşme.
adi şirket: iki veya daha çok kimsenin ortak bir amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını birleştirmeyi kabul ettikleri sözleşme ile kurulan ortaklık.
adlî kaza: cezai hukuki ticari nizalı nizasız yargı
adlî müzaharet: adli yardım
ağlep: kuvvetli; büyük
ahar: başkası; üçüncü kişi; yabancı
ahde vefa: söze bağlılık sözleşmeye bağlılık
âhir: son; sondaki; en son; en sondaki
ahit : söz verme
ahkam: hükümler
ahkâmı huzuriyye: hakim önünde yargılanmayla ilgili yöntem hükümleri
ahkâmı mahsusa: özel hükümler
ahkâmı müteferia: ayrıntılı hükümler
ahkâmı mütehalife: aykırı değişik hükümler
ahvâl: durumlar; haller; vaziyetler
ahz: almak
aile hukuku: Aile ilişkilerini düzeneleyen hukuk kurallarıdır.
aile şirketi: bir ailenin bireylerinden oluşan ortaklık.
aile yurdu: bir kimsenin ailenin gereksiniminden büyük olmamak ve bizzat kendisinin veya ailesinin işletmesi ya da oturması koşuluyla aile bireylerinin geçimi ve oturmasını sağlamak amacıyla ayırdığı taşınmaz ve ekleri.
akar: taşınmaz mal; kiraya verilen ve gelir sağlayan şeyler
akarâtı mevkufe: vakfedilmiş gelir getiren mallar
akdetmek: sözleşmek; kararlaştırmak; düzenlemek; bağlamak
akd-i mebhusünanh: sözü geçen akit anlaşma sözleşme
akd-i mezbur: sözü geçen akit anlaşma sözleşme
akd-i muvazaa: karşılıklı ödün verilerek yapılan akit anlaşma sözleşme
akd-i sahih: geçerli doğru kusursuz akit anlaşma sözleşme
âkideyn:her akitte akdi yapan iki taraf
âkidîn: sözleşenler; sözleşme yapanlar
âkit: bir işi karşılıklı olarak kararlaştırıp üstlerine alan taraflardan her biri; sözleşme veya mukavele yapan
alâhilâf'ül-kanun: kanun hilafına; yasaya aykırı olarak
alâkadar: ilgili; ilişkili
alât: aletler; araçlar
aledderecat: sırasıyla; derecesine göre
alelhesap: hesaplaşmak üzere; hesaba sa*****; sayışılmak üzere; doğan kârdan bir bölümünün ileride tamamı üzerinde hesaplatılmak üzere önceden ödenmesi
ale-l-ıtlak: genel olarak; rasgele; bir sınır ile bağlı olma*****
ale-l-umûm: genel olarak; umumi bir biçimde; bütün
alelusul: usulüne uygun;
aleniyet: açıklık
alettakrib: takriben; yaklaşık olarak
amade: bir işi yapmaya hazır; hazırlanmış
amel: iş; edim; fiil
amele: işçi; emekçi ırgat
amelî: işe dayanan; iş üstünde; tatbikî; pratik; uygulamalı
amenajman:doğal kaynakların işletilmesi
âmil: yapan; etken; etmen; sebep; faktör
âmir: emreden; buyuran; bir memurun vazife bakımından büyüğü; bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan buna gücü yeten
âmm:genel; umumi; herkese ait
amme :kamu
âmme hükmî şahsiyeti: kamu tüzel kişiliği
amme intizamı : kamu düzeni
anagayrimenkul: Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın bütünü.
anayapı: Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın esas yapı kısmı.
angaje: sözle veya yazılı olarak bağlanan; bağımlı
ânif'ül-beyan: az önce beyan olunan bildirilen
anmuhakemetin: muhakeme yaparak; yargılama yoluyla
antrepo: gümrüklere gelen ticari eşyanın konulduğu korunduğu yer; ardiye; ambar
âra: reyler; oylar
arazi mahlule: mutasarrıfın mirasçı bırakmadan ölümü ile mahlûl olan arazi-i emiriyye
arazi-i emiriyye: beytülmâle ait olarak devlet tarafından kişilere dağıtılan yerler topraklar; beylik arazi
arâzi-i haraciyye: haraca bağlı arazi;
arâzi-i memlûke: mülk; timar toprağı; mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler
arâzi-i metrûke: halkın gereksinimi ve kullanımı için terk edilen arazi
arâzi-i mevât: hiç kimsenin tasarrufu altında olmayan ve halka terk ve tahsis edilmemiş bulunanyüksek sesli bir kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi yerlerden uzak bulunan kıraç taşlık pırnallık gibi yerler
arazi-i mevkufe: geliri belirli bir konuya tahsis olunan yer; vakıf olunmuş arazi
arazi-i miriye: devlete ait arazi
arâzi-i öşriye: ürününden onda bir Devlet payı alınan ve üzerinde her türlü mülkiyet tasarrufları bulunan arazi
âri: boş; çıplak; soyut; arınmış; yüksüz
âriyet: ödünç; eğreti; ödünç sözleşmesi
arîz ve amîk: genişlik ve derinliğine; enine boyuna;
arz: sunma; gösterme; bildirme; önüne koyma; anlatma (bir büyüğe)
arsa payı: Kat mülkiyetinde arsanın kanunda belirtilen esasa göre bağımsız bölümlere ayrılan ortak mülkiyet payı.
arsa: Belediye sınırları içinde belediye tarafından parsellenerek üzerine inşaat yapmak için ayrılan arazi parçası.
arzuhal: dilekçe
asgarî: en az; en aşağı; en azından; en düşük; en küçük
ashab-ı intikal: verasetin geçişinde hak sahipleri
asrî: zamana uygun; çağdaş; modern
ateh: bunama; bunaklık
atıf: yollama; yöneltme; yükleme; bağlama; eğme; meylettirme; ilişkili bulma
âtî: gelecek; gelen (kişi veya şey); gelecek zaman; istikbal
avans: alacağına sayılmak üzere önceden yapılan ödeme; öndelik
avârız: kazalar; belâlar; borçlanma ve hak kazanma yeterliliğini kısan veya yok eden haller
avdet: dönüş; geri gelme; dönme
ayn: para dışında kazanılabilen bütün servet öğeleri
aynî: mala ilişkin; eşyaya bağlı; malın mülkiyeti ile ilgili; herkese karşı ileri sürülebilen
ayni haklar: Eşya üzerinde doğrudan doğruya mutlak egemenlik yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklar.
âzâ: uzuvlar; üyeler; organlar
âzâde: serbest; hür; özgür
azamî: en çok; en büyük; en yüksek
azimet: gidiş; yola çıkma
azil: Verilen temsil yetkisinin ortadan kaldırılması
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 01:52
bâ tapu: tapulu; tapu ile tasarruf olunan
bâ'de'l-isticar: kira sözleşmesinden sonra
bâ'de'l-istirdad: geri aldıktan sonra
ba'dehû: daha sonra
bâb: kapı
bâdî olmak: sebep olmak
bağıt: akit
bağımsız bölüm: Kat Mülkiyeti Kanunu'na göre ana gayrimenkulun ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya müsait bağımsız mülkiyete konu olabilen bölümleri.
bâhir: belli; besbelli; açık; apaçık
bahri: denize ait
bâ-husus: hele; özellikle; üstelik
baîd: uzak; ırak
bâîs olmak: sebep olmak; göndermek; gerektirmek
baki: sürekli; daimî; artan; kalan; kalımlı; kalıcı; ölümsüz; saklı duran
bakiye: artan
bâlâ: yukarı; yüksek; üst; yüce
bâligân-mâbelâğ: ziyadesiyle; bol bol
baliğ: eren; varan; bulan; yetişen; toplam; büluğa; ergin;
bariz: açık; göze çarpan; belirgin
basiret : doğru görüş; uzağı görüş; önceden görüş; seziş; uyanıklık; anlayış; kavrayış; dikkat; sağgörü
batıl : doğru ve haklı olmayan; çürük; bozuk; sakat; boş; hukuken geçersiz; dayanaksız; temelsiz; beyhude; hüküm ifade etmeyen
bayi : bazı maddeleri satma izni olan kimse; satıcı; satış yeri
becâ : yerine; uygun; bedava; karşılıksız; parasız; emeksiz
bedâyî : sermayeler; anamallar;
bedialar: göze güzel görünen şeyler; estetik
bedel-i misil : emsaline uygun peşin para
bedihî : açık olan; besbelli; apaçık; akla; kendiliğinden gelen
bediî: güzellik ölçülerine uyan; güzel; güzellik
beher: her biri
belagat:iyi konuşma; sözle inandırma yeteneği; söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı
berât : rütbe nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman
beraat : aklanma
berâyı tetkik: inceliyerek
berhava : havaya gitmiş; kaybolmuş; uçurulmuş; yararsız; boş
berî-üz-zimme : zimmetten kurtulmuş; aklanmış
ber-mucib-i talep: talep mucibince; istem gibi
ber-vech : olduğu gibi; olarak
ber-vechi peşin: peşin olarak
ber-vech-i bâlâ : yukarıda olduğu gibi
beşerî : insanoğlu ile ilgili; insanî; insana mensup
betekrar : tekraren; tekrarla
bey ü şira : almak ve satmak
bey'i bât: kesin satış
bey'i bi-l vefâ: kararlaştırılan süre içinde satılanı geri almak koşulu ile yapılan satış sözleşmesi
bey'i mukayaza: malı mal ile değiştirmek; trampa
bey'i : satım; satma; satış; satılma;
bey-i sarf: parayı paraya satmak; para bozmak
beyn: ara
beyn'en-nâs: halk arasında
beytülmal : maliye hazinesi
beyyine : bir olayın veya işlemin doğruluğunu ortaya koyabilmek için hakimi iknaya yönelik yöntem veya her türlü vasıta ; delil şahit
beyyine külfeti:mahkemede bir beyan ve iddiayı kanıtlama yükümlülüğü MK 6. madde
bidâyet : başlama; başlangıç
bidâyet mahkemesi: ilk mahkeme; davaları birinci derecede gören ve çözümleyen mercii
bi-eyyi-hâl: herhalde; mutlaka; elbette
bigüna: herhangi bir
bi-hakkın: hakkıyle; hakkı olarak gerçekten; tamamiyle
bi-haseb-il verase: veraset nedeniyle; verasetten doğma
bi-hükm'ül-kanun: kanun hükmü gereğince; yasa kuralı ile
bila: ….sız
bilâ kayd ü şart: kayıtsız ve şartsız
bil-ahire: sonra; sonradan
bilâkis: tersine olarak; tam tersine; aksine; sonunda
bilâ-müddet: süresiz
bilâ-sebeb: sebepsiz
bililtizam: bile bile
beyanname: Bir makama veya kamuoyuna yapılan açıklama belgesi.
bilanço: Bir kuruluşun belli bir tarihte alacaklı ve borçlu bulunduğu değerleri gösteren özet muhasebe cetveli; işletmenin finansal durumu ve faaliyet sonuçlarını gösteren tablo.
bilâtefrik: tefrik etmeksizin; ayırmaksızın
bilbeyyine: delil ile; tanık ile; ispat ile
bil-cümle: bütün; hepsi; tamamı
bil-farz: tutalım ki; diyelim ki; sayalım ki; söz gelişi
bilfiil: gerçekten; fiilen; hakiki olarak; iş olarak; iş edinerek
bilistirdad: geri alarak; geri alınarak
bilmuvafakat : razı olarak
bilmüzakere: müzakere ederek; üzerinde görüşüp tartışarak
bilmüzayede: artırma ile; artırarak
bi-l-müzayede: müzayede ile
bi-l-rü'ye: görerek; görülerek
bî-ma'nâ: manasız; anlamsız
binâberin: bundan dolayı; bunun üzerine; bu nedenle
binâen-alâ-zâlik: bundan dolayı; bunun üzerine
binâen-aleyh: bunun üzerine; dolayısıyla; bundan dolayı
bi-n-netîce: netice olarak; sonuç olarak
binniyabe: naip eliyle; vekillik ile; vekaleten
bîtâp: bitkin; güçsüz; takatsız; yorgun
bî-taraf: tarafsız
bitarıkıl'evlâ: evveliyetle; öncelikle
bi-t-tabi: tabiatiyle; doğal olarak
bono: Bir kimsenin diğer bir kimseye veya onun emir ve havalesine belirlenen vadede belirli bir tutarı ödeme taahhüdünü içeren özel biçim ve hükümlere tabi ticari senet; emre yazılı senet.
borç ilişkisi: İki taraf arasında mevcut olup bir şeyin verilmesiyapılması veya yapılmamasını öngören hukuki bağdır.
butlan: geçersizlik
bürûz: belirme; ortaya çıkma
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 01:54
câmi: cem eden;: içine alan; içinde bulunduran; taşıyan; toplayan
câmia : topluluk; zümre
cânî: cinayet işlemiş olan kimse
canîb-i beytülmal : hazine tarafı
canîb-i vakıf : vakıf tarafı
canîp : yön; taraf; cihet; yan
cari : uygulanan; yürürlükte olan
cây-i teemmül : etraflıca düşünülmeye değer; düşünülmesi yerinde olur
cebrî : zorla yapılan; zor kullanarak yaptırılan; zor altında; güç kullanarak
cebri icra : kendi istekleriyle borçlarını ödemeyen borçluların borçlarını Devlet kuvveti ile ödemelerinin sağlanması; ilgili icra dairelerinin (gereğinde) zor kullanarak borçluyu borcunu ödemeye zorlamaları
cebri satım: Malikinin isteğine bakılmaksızın resmi makamlar tarafından yapılan satım
celesat-ı âti: gelecekteki celseler oturumlar
celile: büyük; ulu
celpname: yargılamadadavacıdavalıtanıkbilirkişi gibi kimseleri mahkemeye getirtmek için yapılan çağrı
cemetmek: toplamak; bir araya getirmek
cemi ezmân: bütün zamanlar; zamanların toplamı
cereme: başkası tarafından yapılan veya kaza sonucu ortaya çıkan zararı ödeme; para cezası
cerh ü iptal: çürütme ve yok sayma; geçersiz hale getirme
cevâmi': camiler; mescitler; toplanılan yerler
cevâz: izin; müsaade; caiz olma
cevâz bahş: izin veren; müsaade eden
cevher: maya; öz; değerli taş; elmas
ceza: Suç işleyen kişilerin karşılaşacakları tepkidiryani kanunun suç işleyen kimseye uygulanmasını öngördüğü müeyyidedir.
ceza şartı: ceza koşulu; alacaklının zararını karşılama şartı
cezrî: asıl ile ilgili; kökle ilgili; kökten; temelden
cibâyet: alma; toplama; vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili
cihet: yön; taraf; amaç
cins tashihi: Tapu kütüğünde kayıtlı bir taşınmazın niteliğinin değiştirilerek kütüğe başka bir nitelikte tescil edilmesi.
ciro: Çifte yetki veren havale; ticari senedin arkasına yazılan yazı veya imza ile başkasına devri.
cismanî : cisimle bedenle ilgili; bedensel
cism-i câmid: cansız cisim
cürmiyet : suç hali; suçluluk
cürmü meşhut: suçüstü; göz önünde işlenen suç
cürüm tasnii : bir kimse hakkında cürüm uydurmak
cüz: bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri; kısım; parça; bölük
Çek: Ödeme aracı; kanun ile belirlenen şekilde düzenlenen keşidecinin emrinde para bulunan banka üzerinden çekilebilen havalesi
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 01:56
dâfi: defi'de savuda bulunan kimse
Dahiliye Vekâleti: İçişleri Bakanlığı
dâyin: borç veren; alacaklı
deâvî: davalar
def'aten: bir defada; birden
def'i def: def'e karşı def'; savuya karşı savu
defaât: kereler; kezler; yollar
defâtir: defterler; birlikte dikilmiş kağıtlar
defter-hâne: taşınmaz mallara ilişkin tasarrufların kayıt
defter-i hakanî: eskiden taşınmaz mala ilişkin tasarruf işlemlerinin kayıt ve tescil edildiği defter
defter-i hakanî idaresi: eskiden taşınmaz mala ilişkin tasarruf işlemlerinin kayıt ve tescil edildiği daire
değer baha: bir malın iktisadi duruma göre kıymetini ifade eden fiyat
delâlet: gösterme; yol gösterme; kılavuzluk; iz; işaret; aracılık
delâlet-i bil'işare: işaret ederek hatırlatarak gösterme
delil: kanıt; tanıt; ipucu
delil-i celî: aşikar delil; belli apaçık kanıt
demirbaş: Bir taşınmazın kiraya verilmesinde kiraya dahil olan kiralamanın sonunda aynı cins ve değerde iade edilen veya değer eksilmesi kiracı tarafından tazmin edilen eşya
demokratik devlet: halkın devlet yönetimine katılması esasına dayanan devlettir.
depozito: Bir sözleşmeden dolayı doğabilecek zararlara karşı verilen teminat; bir taahhüt sırasında yatırılan güvence parası.
der-akap: hemen; arkasından
derc etmek: araya sokmak; arasına sıkıştırmak
derceb etmek: cebe atmak; kendine alıkoymak
derç: sokma; arasına sıkıştırma; gazeteye yazma; toplama; biriktirme
der-dest-i rü'yet: dava görülmek üzere ele alınan eldeki dava
der-kâr: malum; aşikar; bilinen; belli
dermeyan etmek: ileri sürmek; öne sürmek; ortaya koymak; anlatmak
der-piş: en önde; göz önünde bulunan; öngörü
der-pîş etmek: öngörme; göz önünde bulundurma
der-uhte: üstüne alma; yüklenme; üstlenme; sağlama
desise : hile; oyun; entrika
devair :daireler
Devlet Şurası: Danıştay
Devletler Özel Hukuku: Kişilerle devlet arasındaki bağı (tabiyeti) bir ülkede yabancıların sahip olduğu hakları ve çeşitli ülkelerde geçerli olan kanunların çatışması nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözmeyi ve bunun için çeşitli bağlama kuralları getirmeyi konu alan hukuk dalı.
devremülk hakkı: Mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde istifade etmek üzere müşterek mülkiyet payına bağlı olarak kurulan irtifak hakkı.
deyn: borç
disiplin cezaları : Belli bir statü içinde bulunan kimselere hizmet ve iç düzenle ilgili kurallara aykırı davranışta bulundukları zaman uygulanan cezalardır.
Dîvân-ı Muhasebat: Sayıştay
donatan : gemisini gemi ticaretinde kullanan gemi sahibidir
dûçâr: tutulmuş; uğramış; yakalanmış
dûn: aşağı; aşağılık; altta; aşağıda
dûr: uzak
düstûr: kanun; kaide; yasa; devlet yasalarını içine alan kitap; genel kural; başyasa; yasalar dergisi
düzenleme: Bir sözleşmeyi veya işlemi yapan kimsenin iradesini dinledikten sonra iki tanık önünde ve yöntemine uygun olarak noter tarafından baştan sona kadar yazılarak ilgililer ve hazır bulunanlar tarafından imzalanıp noter tarafından da onanan senet
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 01:58
ebniye: binalar; yapılar
ecnebî: yabancı; bir devlete görekendi uyruğunda bulunmayan gerçek veya tüzel kişiler
ecr-i müsemmâ: taraflar arasında belirlenen ücret
ecrimisil: bir malın kullanılmasından doğan yararların para ölçüleriyle takdiri
eda: edim; borçlanılan şey; borcun konusu
eda davası: davalının bir iş yapmayabir ifada bulunmaya veya bir iş yapmamayabir ifada bulunmamaya mahkum edilmesinin istenildiği dava
edeb: iyi terbiye; naziklik; usluluk
ef'âl ylemler; fiiller işler; ameller
efrâd: fertler; bireyler
ehil: ehliyetli; hak sahibi; bir hukuki işlem yapabilme yeteneğine sahip
ehl-i hibre: bilirkişi
ehl-i vukûf: bilirkişi
ekalliyet(akalliyet): azınlık
ekser: daha ziyade; ençok; çoğu; çoğunca
ekseriyet: çoğunluk
ekseriyeti ara : oy çokluğu
eklenti: Bir konutun veya bir binanın kullanılış amaçlarından herhangi birini tamamlayan ya da kolaylaştıran yapı.
elfaz: kelimeler; sözler
elîm: elemli; kederli acılı
el-yevm: bugün; şimdi; halen
emlâk-i sirfe: yeri ve üzerinde binalar ve ağaçları mülk olan taşınmaz mallar
emlak vergisi: Konusu bina ve arazi olup bu bina veya arazi malikinin intifa hakkı sahibinin her ikisi de yoksa malik gibi tasarruf eden kimsenin bina ve arazinin değeri esas alınarak kanunda belirtilen oranlara göre ödediği vergi.
emr-i makzî: hükme bağlanmış iş
emtea: ticaret konusu her türlü mal
emval: mallar; mülkler
emvâli menkule: taşınır mallar;taşınabilir mallar
enfüsi: öznel; subjektif
enkaz: bina yıkıntıları; yıkıntı; moloz; eski hayvanların bakiyeleri
envai mesalih: işlerin çeşitliği
erbaa: dört
erbâb: ehil; becerikli; muktedir; yetenekler; sahipler; malikler
erbâb-ı vukuf: bilirkişiler
esbab-ı mucibe: gerekçe; gerektirici sebepler
eshâb: sahipler; bir şeyin malikleri
esham: pay senedi; hisse senedi
eslem : en selâmetli; en emin; en doğru; en sağlam
eşcar : ağaçlar
esnaf : ister gezici ister bir dükkan veya bir sokağın belli bir yerinde sabit olsun iktisadi faaliyeti nakdi sermayeden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleridir.
eşhas : şahıslar; kişiler; kimseler
eşkâl : biçimler; suretler; tarzlar
evkaf : vakıflar
evleviyet: tercihli; haydihaydi; öncelikle
evrâk : yapraklar; kağıtlar; arşiv
evrâkı müsbite: ispat edici belgeler; tesbit edici yazılar; tapu kütüğünü tamamlayan belgeler
evsaf: nitelikler
evsafı mümeyyize: belirgin nitelikler
evvelâ :birinci olarak; herşeyden önce; ilk önce
evvelemirde: herşeyden evvel; işin başlangıcında; ilk iş olarak
ezcümle : özellikle; özet olarak; sözün kısası; toplucası
ezmân : zamanlar vakitler; anlar; çağlar
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 01:59
fâhiş: aşırı; ağır; çok fazla
fariğ: bir şeyi veya hakkı başkasına devreden; ferağda bulunan; feragat eden; taşınmaz maldaki tasarruf hakkını başkasına bırakan kişi
farz: zorunlu; baş koşul; boyun borcu; çok gerekli; varsayma
fâsıl: ayıran; bölen
fâsıla: aralık; ara
fasl etme: halletme; neticelendirme
fehime: anlayış
fek: kaldırma; bir hukuki sınırlamanın kaldırılması; sona erdirme; bitirme
fer' î: bağımlı; ekli; eklentili; ikinci derecede olan
ferâgat: vazgeçme; el çekme; dinlenme
ferağ: devir; devretme; bir hakkı birine geçirme; mirî veya vakıf arazinin yararlanma hakkının satışı
ferd: tek; yalnız olan şey; eşi olmayan; tek olan sayı
fesâd: karıştırıcı; arabozucu; karışıklık; bozukluk; dolan
fesh: bozma; bozulma; dağılma; dağıtma; kapatma; kaldırma
fesih: Devam etmekte olan bir hukuki ilişkiyi tek taraflı olarak ve ileriye dönük olmak üzere sonlandıran bozucu yenilik doğurucu irade beyanı.
fevkinde: üstünde; aşan
fıktan: yokluk
fırka: insan kalabalığı grubu; parti
fıtrî: tabii; yaradılışındaki; doğasındaki
fi-i cârî: geçer değer
fiil ehliyet: Bir kimsenin kendi eylemleriyle haklar ve yükümlülükler yaratması yeteneği.
fi-l-vâki
filhakika: hakikatte; gerçekte; doğrusu
fuhûş: haddini aşma; kötülük; namusa aykırı hareket
fuzûlî: boşuna; yersiz; lüzumsuz; haksız; boşboğaz; erkek adı
fuzûlî işgal: bir taşınmaz malı sahibinin izin ve rızası olmadan ele geçirmek
fürûht: satma; satım; satış
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:01
gaî (gaiye): gaye maksat ve netice ile ilgili; amaca ilişkin
gaip: görünmeyen; hazır olmayan; yitik; yok olan kişi; kaybolan ve kendisinden uzun zaman haber alınamayan kişi
galle: gelir; hasılat; yarar
garaz: (garez)gizli düşmanlık; asıl maksat; erek; amaç; hınç
gars: ağaç dikme
gasıb: başkasının bir eşya para yada kıymetli malını elinden veya tasarrufundan zorla haksız yere alan kimse
gasp :başkasının bir eşya para yada kıymetli malını elinden veya tasarrufundan zorla ve haksız alınması
gaybubet: kaybolma; yokluk; göz önünde olmayış; yitiklik
gayr (gayir): ayrı; başka; özge; artık; diğer; yabancı
gayrimenkul: Bir yerden bir yere taşınması olanaksız (taşınmaz) mal.
gayr-i melhûz: beklenmedik; imkansız; olanaksız
gayr-i mümkün: olanaksız; imkansız
gayrimenkul mükellefiyet: Bir taşınmaz malikinin sahip olduğu mülkü nedeniyle ve özellikle o taşınmaz (gayrimenkul) teminat olmak üzere diğer bir kimse lehine bir şey yapmaya veya vermeye zorunlu tutulması.
gayrimenkul tellallığı: Taraflar arasında (hiçbirine sürekli olarak bağlı olmaksızın) taşınmaza ilişkin sözleşmelerin (kira satım vb.) yapılması hususunda ücret karşılığında aracılık etme mesleği; emlakçılık.
gayrı vazıh: kapalı
geçici tescil: Halen varolup da uyuşmazlığa neden olan ayni hakların korunması amacıyla tapu kütüğüne yapılan tescil.
geçit hakkı:Bir taşınmaz üzerinden başka bir taşınmaz malikinin geçebilmesi için kurulan bir ayni hak.
genel idare: Bütün ülkeyi kapsayan idare olup "merkez teşkilatı" ve "taşra teşkilatı"ndan oluşur.
genel vekaletname: Bir kimsenin kendi adına her türlü işi yapması için başka bir kişiye vermiş olduğu vekillik belgesi.
gerçek kişi: İnsanlar.
gerçi: gerçekten; vakıa
gıyâb: hazır ve mevcut olmama; göz önünde bulunmama; uzaklaşma; kaybolma; arka
girift : dolaşık; karışık; bir birinin içine girgin; tutma; yakalama
grev: işçilerin aralarında anlaşarak veya bir kurululun kararına u***** topluca iş bırakmalarıdır.
gûna (gûne): türlü; gidiş; tarz; yol; sıfat
güzeran: geçici; geçen
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:04
hacet: gerek; gereklilik
hâcir: hicret eden; bir yerden başka bir yere göçen; sayıklayan (hasta)
haciz: Borçlunun borcunu kendi arzusu ile ödememesi durumunda alacaklının talebiyle borçlunun (borca yetecek miktardaki) mal ve haklarına devlet aracılığıyla (icra dairesi tarafından) el konulması.
hâdis: meydana gelen; çıkan; yeni çıkan
hafiyyen : gizli olarak; saklı olarak; gizlice
hafriyat : kazı; kazılar; toprak kazma; toprak çıkarma
hail : duvar çit parmaklık tahta perde gibi taşınmazları birbirinden ayıran işaret ve engeller
haiz : sahip; elde bulunduran; taşıyan
hak: Hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış olan yetkilerdir
hakikiye: hakikate mensup; gerçek; sahici; doğru; gerçekten
hakk: doğruluk ve insaf; bir insana ait olan şey; dava ve iddiada hakikate uygunluk; harcanmış emek; pay; hisse
hakkaniyet: hak ve adalete uygunluk; doğruluk
hak ehliyeti: Sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan ölüm anına kadar olan dönemde herkesin sahip olduğu medeni haklardan (evlenme mülk edinme vb.) yararlanma yeteneği.
hakk-ı mesil: su yolu hakkı
hakk-ı mürûr: geçit hakkı
hakk-ı şuf'a: önalım hakkı
hakk-ı şürb: içme hakkı; sudan yararlanmada sıra hakkı
haksız fiil: hukuk düzeninin izin vermediği zarar verici eylemlerdir
halel: bozma; bozukluk; eksiklik; zarar
haleldar olmak: bozulmak; çiğnenmek
hali sabıka irca: eski hale getirme
halita: karışım
harâc-ı mukaseme: arâzî-i hâriciyye mahsullerinden onda birden yarısına kadar alınan vergi
harâc-ı muvazzaf: arâzî-i hâriciyye üzerine yerin tahammülüne göremaktûiyet veçhile tayin olunan vergi
Hariciye Vekâleti: Dışişleri Bakanlığı
hârîm: başkasının giremeyeceğigirilmesine izin verilmeyen ev bölümü; harem
harnup: keçi boynuzu
hartama: pedavra; köknar ve lâdin ağaçlarından elde edilen çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta;
has: sıkıştırmadan bir yerin içine alma; hareketten menetme; etrafını çevirme; vakfetme
hasârât: zararlar; ziyanlar; hasarlar
hasb-el-kanun: kanun gereği
hasb-el-memuriyye: memuriyet gereği
hasebiyle: yüzünden; dolayısıyla; bu nedenle
hasılat Kirası: Kiraya verenin bir bedel karşılığında hasılat veren bir malın veya hakkın kullanımını kiracıya bıraktığı sözleşme; ürün kirası.
hasîm: iki düşmandan herbiri
hâsim: hasmeden; kat'eden kesip atan
hasren: muhasara ederek; etrafını çevirerek
hâss: özgü
hatîa: günah; kabahat; suç; yanlış; yanlışlık
havale: Yollama ödeyicisinin para değerli kağıtlar veya benzeri nesneleri yollayıcı hesabına yollama alıcısına ödemek ve yollama alıcısının da bunları kendi adına teslim almak üzere yetkili kılındığı sözleşme.
hâvi: kapsar; kapsayan; içeren; içerir
havza-i fahmiyye: kömür havzası; kömür bulunan bölge
haylûlet: engel olma; araya girme; yolu kapama
hayr (hayır): iyilik; iyi; faydalı iş; yarar
hayrât: sevap kazanmak için yapılan hayırlı işler; sevap için kurulan müessese
hazine: Devletten ayrı bir kişilik oluşturmamakla beraber bir taraftan bütçenin uygulanmasına ilişkin işlemleri diğer taraftan da kamu gelir ve giderlerinin zaman olarak uygunluğunu sağlayan merkezi örgüt; Maliye Bakanlığı ve maliye dairelerinden oluşan örgüt; devlet kasası.
heder olma: ziyan olma
hedm: yıkma; harap etme
hidematı amme: kamu hizmeti
hıfz: saklama; koruma
hibe: bağışlama
hilafı: tersi; aksi; zıddı
hilkat: yaratılma; yaratılış; tabiat
himaye: koruma; korunma; birine arka çıkma
hini dava: dava sırasında
hini hacet: gerektiğinde
hisse-i şayia: yaygın hisse; ortak pay
hitâm: son; bitim; tükenme; nihayet
hizmet sözleşmesi: İşçinin belirli veya belirsiz bir zaman süresi içinde iş görmeyi ve işverenin de ona bir ücret vermeyi üstlendiği sözleşme.
hod-be-hod: kendi başına;kimseye danışmadan;kendiliğinden
huda: aktarma
hudûs : sonradan peyda olma
hukuki işlem: Bir veya birden çok kişinin hukuksal bir sonuca yönelttiği irade açıklaması.
hukukun şeklî kaynakları : Hukuk Kurallarının hangi şekillere bürünmüş olarak bize verildiğini ve nerelerde bulunduklarını göstere kaynaktır.
hulâsa :özet
hulûl : gelip çatma; girme; borcun vadesinin gelmesi
hüsnü ceryan: iyi icra etmek
husule gelmek: doğmak; ortaya çıkmak; meydana gelmek; oluşmak
husûmet: hasım olma durumu; hasımlık; düşmanlık; (davada) karşı taraf olma
husûsat: bakımlar; işler; şekiller; yollar; konular; meseleler; maddeler
hususî: özel; kişiye ait
hüccet senet; delil; belge
hükkâm: hakimler; yargıçlar
hükmî şahsiyet: tüzel kişilik
hükümsüzlük: bir hukuki işlemin kanunun öngördüğü şekilde yapılamaması veya kanuna aykırı olarak yapılması halinde hukuki sonuç doğurmamasıdır.
hüsnüniyet : iyiniyet
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:06
ıskat: düşürme; hükümden düşürme; yok etme; iptal
ıslah: düzeltme; davada tarafça düzeltme; iyileştirme; iyi bir hale getirme
ıslahât: düzeltme veya iyileştirme işleri
ıstılâh: terim
ıtlâk: salıverme; koyuverme; boşamak; demek; denilmek; tabir
ıttılâ: öğrenme; bilgilenme; haberdar olma; tanıma
ızrar: zarar verme; zarara sokma
ıztırâr: zorunluluk; çaresizlik
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:10
iade : geri verme; geri çevirme; eski duruma getirme
iade-i muhakeme : yargılamanın yenilenmesi
iaşe :yaşatma; besleme; geçinme
ibâre : deyiş; cümle; paragraf; bir bölüm söz
ibhâm: kapalı bırakma; açıklamama; belli etmeme; gizli kapaklı tutma
ibka : devamlı sürekli kılma; yerinde bırakma
ibra : aklanma; temize çıkma; aklama; temize çıkarma Alacaklının borçlusunda bulunan alacağından tamamen veya kısmen vazgeçmesi
ibraz: gösterme; meydana çıkarma; sunma
ibtida: başlama; başlangıç; ilkin; en önce; başta
icâb : gerekme; gerek; bir sözleşme için ilk söylenen söz
icabet etme: uyma
icbar: zorlamak
icabı hal: durumun gereği
icar: kiraya verme; kiraya verilme
icâre-i müeccele: sonradan alınacak kira
icareteynli vakıf: ivedili ve süreye bağlı kira sözleşmesi olan vakıf mallar
icazet : izin; ruhsat diploma
icâzet-i lâhika: bir kimsenin izni olmadığı haldeyapıldıktan sonra bir şeyi kabul etmesi ve onaylaması:
icbar etme: zorlama
icmâl : kısaltma; özetleme; öz; özet genel toplamı
icra tetkik mercii: İcra-İflas dairesinin üzerinde olup icra-iflas işlemlerinin doğru ve kanuna uygun olup olmadığını denetleyen ve ayrıca kanunun kendisine verdiği dava ve işleri gören özel mahkeme.
İcra Vekilleri Heyeti : Bakanlar Kurulu
içtihad: özel görüş; anlayış; kavrayış
içtima: toplanma; toplantı; bir araya gelme
içtimaî: sosyal; toplumsal
içtinap : kaçınma; çekinme
idame : devam ettirme; sürdürme
idâre-i husûsiyye : il özel idaresi
ifa: ödeme; yerine getirme; bir işi yapma; edim
ifadat: sözler
ifade: anlatma; anlatış; anlatım
ifham: anlatma; anlatılma; bildirme; bildirilme
ifrağ: bir durumdan başka bir duruma sokma
iflas: Borcunu ödemeyen veya ödemelerini tatil eden borçlu hakkında yapılan takip sonucunda mahkeme kararı ile tespit ve ilan edilen durum.
ifraz : arazinin parçalanması; bölünmesi; parsellere ayırma; araziyi imar açısından uygun parçalara bölme
ifşasına müeddi: açıklanma gereği
ihale: Artırma veya eksiltme biçimiyle yapılan ve en uygun fiyatı teklif edene (en çok artıran veya eksiltene) işin/malın verildiği sözleşme yöntemi.
ihâta: bir şeyin etrafını çevirme; sarma; kuşatma; etrafı çevrilme; anlayış; geniş bilgi
ihbar: haber verme; bildirme; bildirim
ihdas: ortaya çıkarma; kurma; bir şeyi ilk kez ortaya koyma
ihfa: saklama
ihkak-ı hak: kendiliğinden hak alma
ihlal etmek: zarar vermek; zedelemek; dokunmak; hakkını zedelemek; çiğnemek; bozmak
ihmal: dikkatsizlikten ve özensizlikten kaynaklanan kusur; savsaklama; gerekli özeni göstermeme
ihraç: çıkarma; dışarıya mal satma; dış satım
ihraz: benimseme; sahipsiz bir malı sahiplenme
ihtar : hatırlatma; dikkati çekme; uyarma; uyarım
ihtarname: Bir kimseye bir hususu yerine getirmesi veya getirmemesi için yapılan yazılı uyarı; hatırlatma belgesi.
ihticâc: delil veya tanık gösterme
ihtilaf : anlaşmazlık; uyuşmazlık; çekişme; niza; görüş farklılığı
ihtilat: karışma; katılma; bir araya gelme
ihtimam: özen; bir şey iş ya da kişiye özel dikkat gösterme
ihtirâzi kayıt: çekince; önkoşul; belli hakları kullanma hakkının saklı tutulması
ihtiva etmek: içermek; kapsamak; içine almak; içinde bulundurmak
ihtiyati tedbir: Davacının davasını kazanması durumunda dava konusu şeye kavuşabilmesi için davadan önce veya dava sırasında o şeyi garanti altına almasına yarayan önlem.
ihtiyar etmek: seçmek; seçme hakkını kullanmak; tercih etmek; yeğlemek
ihtiyarî: isteğe bağlı; seçmeli; istemli
ihtiyat: sakınma;
ihzâr: hazırlama; huzura getirme;
ihzaren celb: sanığı veya tanığı kendi arzusu nedeniyle gelmediği için mahkeme önüne hakim kararı ile zorla getirtme
ihzarî: hazırlayıcı; yetiştirici; hazırlık niteliğinde olan
ika etmek: yapmak; etmek; oluşturmak
ikâme: yerine koyma; yerine kullanma; dikme;yerine geçme; kaim olma; dava açma
ikametgah: bir kimsenin yerleşme kast ve niyetiyle oturduğu yer
ikamet etme: Bir yerde yerleşme iradesi ve niyetiyle oturma.
ikmal: tamamlama; bitirme; devamlı olarak yiyecek içecek ve diğer gerekli malzemenin sağlanması
ikrâh: korkutma; bir kimseyi yapmak istediği şeyi yapmamaya yapmamak istediği şeyi yapmaya korkutarak zorlamak
ikrar : saklamayıp söyleme; bildirme; açıkça söyleme; kabul
ikraz: borç verme; ödünç verme
iktifâ : yeter bulma; yetinme
iktirân: yakın varma; yanına gelme; yaklaşma; ulaşma; erişme
iktisabî: kazanma ile ilgili; edinme ile ilgili
iktisadi: ekonomik
iktisap : kazanma; kazanım; edinme; bir şeyin mülkiyetini elde etme
İktisat Vekâleti: Ekonomi Bakanlığı
iktiza: gerekme; gerektirme; gereklilik; işe yarama ilâm yargı belgesi; mahkemenin verdiği nihaî (son ) kararın iki taraftan her birine yöntemine göre verilen onamlı örnekleri; mahkeme kararı örneği (sureti)
ila-nihâye: sonuna kadar
i'lâmât : bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmi vesikalar; kararı bildiren belge
ilamlı icra takibi: Para veya paradan başka bir şey içeren konularda önce bir mahkeme ilamı alınıp ilamlara özgü icra takibi yapılması.
ilamsız icra takibi: Elinde bir mahkeme ilamı bulunmayan veya bulunmasına rağmen ilamlı icra yoluna başvurmayan kişilerin alacaklarını elde etmek için başvurdukları icra yolu.
ilga : ortadan kaldırma; yürürlükten kalkma; hükümden düşürme; geçersizleştirme
illet: hastalık; sakatlık; bozukluk; neden; sebep
illiyet bağı: nedensellik bağı; bir neden ile ortaya çıkan sonuç arasındaki ilişki
ilmî: bilimsel
ilmi içtihatler: Hukuk bilginlerinin hukuki sorunlarda ileri sunmuş oldukları görüş düşünce ve kanaatlerdir.
ilmühaber: belge; birinin herhangi bir durumunu (örneğin ikametgahını) gösteren durum belgesi
iltibâs: karıştırılma; benzeşim; karışıklık
iltihâk : katılma; karışma
iltisâk : yapışma; bitişme; kavuşma
iltizam : kendi için gerekli sayma; gerektirme
iltizami muamele: bir kimsenin malvarlığının aktifinde yer alan kalemlere dokunmaksızın yalnızca pasifini artıran bir işlem yapması; taahhüt işlemi; borçlandırıcı işlem;
ilzâm : susturma; bağlama
imâl: yapma; yapılma; meydana getirme
imâr : bayındırlık; bayındır duruma getirme; geliştirme
imdi : buna göre; şu halde; o halde
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:22
imha: yok etme; ortadan kaldırma; mahvetme
imhâl : mühlet verilmesi; süre verilmesi; erteleme; yeni bir önel tanıma
imlâ : doldurma; doldurulma; yazdırma; yazdırılma; bir dilin cümlelerini kelimelerini doğru yazma bilgisi
imtina: kaçınma; çekinme
imtisâl: gerekeni yapma; bir örneğe göre hareket etme; alınan emre boyun eğme
imtiyaz: ayrıcalık; farklılık
in'ikad : bağlama; kurulma; toplanma
inbiâs: gönderilme; meydana çıkma; ileri gelme
indinde: yanında
ind-el-hâce: lâzım olduğu; gerektiği zaman
ind-ettemyiz: temyiz sonunda; temyiz olunduğunda
infâk: beslemek; geçindirmek; nafakalandırmak
infisâh: fesh olunma; bozulma; hükümsüz kalma; dağılma; kendiliğinden ortadan kalkma
inhisar: tekel; monopol; alımın veya satımın tek bir elde toplanması
infisah: Ortadan kalkma; dağılma; fesholma.
inkıta : kesilme; kesinti; ara verme
inkılâp: değişme; bir halden başka bir hale dönme; devrim
inkıyâd: boyun eğme; kendini teslim etme
inkisâm: taksim olma; parçalanma; bölünme; ayrılma
inkişaf : açılma; gelişme; gelişim; açınım
inkiza: bitim; sona erme
insicâm: bir düzeye gitme; düzgün söz; düzgünlük; tutarlık
inşâî: inşaya yapıya ait
inşaî hak: yenilik doğuran hak; bir hukuki durumun ortadan kaldırılması değiştirilmesi veya yeni bir hukuki durumun yaratılması için kişinin kullandığı hak
intac: sonuç verme; nitelendirilme; sonuçlandırılma; bitirme
intifa: yararlanma; bir şeyden istifade etme
intifa hakkı: yararlanma hakkı; başkasına ait bir malda kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkilerine sahip olmayı içeren irtifak hakkı çeşidi
intifa hakkı: Başkasına ait bir mal (hak) üzerinde kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkilerine sahip olmayı içeren irtifak hakkı çeşidi.
intikal: Bir mal üzerindeki tasarruf hakkının kanun ile belli kimselere geçmesi
intihâb: seçme; seçilme; seçim
intikal: geçme; geçirim; nakil; birinden diğerine geçme; yer değiştirme; el değiştirme bir mal üzerindeki tasarruf hakkının kanun ile belli kimselere geçmesi
intikal: geçiş; göçüş; anlama; kavrama; yer değiştirme; el değiştirme
intizâm: düzgünlük; çeki düzen; düzenlilik
intizâr: bekleme; beklenilme; gözleme; gözlenilme
inzibât: yolunda olma; genel emniyetin yolunda olması; sıkı düzen
inzimâm: eklenme; katılma; ilave
ipham: belirsizlik
ipka: kalma; yerinde bırakma; görevinde bırakma; yenileme
ipotek akit tablosu: İpoteğin kurulması sırasında tapu memuru tarafından düzenlenen ve ipoteğin durumunu gösteren resmi senet.
ipotek belgesi: Tapu sicil müdürlüğü tarafından verilen ve ipotek akit tablosunun özetini içeren belge.
ipotek: Hak sahibine alacağını bir taşınmaz malın değerinden elde etme yetkisini veren sınırlı bir ayni hak.
ipotekli borç Senedi: Taşınmaz rehni ile güvence altına alınmış kişisel bir hak nedeniyle yetkili tapu görevlilerince ilgili taşınmaza değer biçilerek taşınmaz değerinin bağlandığı (sürümünün kolaylaştırıldığı) kıymetli evrak.
iptal: hukuk kurallarına aykırı biçimde yapılmışbir idari işlemin yargı organının kararıyla ortadan kaldırılmasıdır
İptidai itiraz: ilk itiraz
îrâd: gelir; gelir getiren yapı; söyleme getirme
irae: tayin etme; gösterme
irae edilmek: gösterilmek
iras : yapma; etme; birine (zarar) verme sebep olma
irat Senedi: Bir alacak nedeniyle üzerinde gayrimenkul mükellefiyeti kurulan bir taşınmazın değerinin taşınmazdan ödenmesi gerekli bir para borcu biçiminde bağımsızlaştırılarak sürümünü artırmak için bağlandığı kıymetli evrak.
irca : eski duruma çevirme; geri döndürme; indirgeme
irca olunma: eski duruma getirme; çevirme; döndürme
irsen : irs yoluyla; miras yoluyla (geçerek)
irtibat : bağlantı; ilişki; ilgili olma
irtifak : hacet talep etme; ihtiyaç duyma; yükümlenim
irtifak hakları: Bir taşınmaz üzerinde bir kullanma ve yararlanmaya rıza göstermeyi veya mülkiyete özgü bazı hakların kullanılmasından kaçınmayı gerektiren ve diğer bir taşınmaz veya kişi yararına ayni hak olarak tesis edilen hukuki işlem.
irtihan : rehin olarak alma alınma
is'af : yerine getirme
isâl : vardırma; vardırılma; ulaştırma; ulaştırılma
isbât: şahit ve delil göstererek doğrusunu ortaya çıkarma
iskan ruhsatı: Bir binada oturulabilmesi için yapının tamamlanmasından sonra ve İmar Kanunu'na göre o yapının kullanılabileceğine ilişkin olarak verilen belge.
isnad: bir şeyi veya bir işi birisi için yaptı diyebilme; bir şeye dayandırma; yükleme
isti'dâd: kabiliyet; akıllılık; anlayış; yetenek
istiane : yardım isteme
isticar :kira ile tutma; kiralama
isticvap: sorguya çekme; sorguya çekilme
istida : dilekçe; arzuhal; emanet bırakma; himaye (korunma) talep etme
istidlâl: bir kanıta dayanarak bir nesneden sonuç çıkarma; kanıt ile anlama
istifa: İsteğe bağlı olarak bir görevden ayrılma.
istifade: yararlanma; faydalanma
istiglâl : ipotek; ev dükkân tarla ve bunlara benzer taşınmazların geliri karşılık gösterilerek rehine koyma
istihap: yanına almak
istihdâf : hedef tutma; amaç edinme; amaçlama
istihdâm: hizmete kabul etme; kullanma; çalıştırma
istihkak : hak istemek; hak ediş; bir şey üzerinde hak iddiasında bulunma
istihkak davası: taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde mülkiyet veya diğer bir aynî hak iddiasında bulunmayı konu alan dava
istihlâk : tüketim; kullanarak bitirme
istihrâç: çıkarma; çıkarılma; netice çıkarma; anlam çıkarma; anlama
istihsal : üretim; üretme; elde etme
istikraz : borç alma; ödünç alma
istilzâm : gerektirmek
istimâ : davada dinleme; yargıcın duruşmada iki taraf veya vekillerinin sözlü olarak ileri sürdükleri sav ve savunmaları iletanık ve bilirkişinin beyanlarını dinlemesi
istimâl : kullanma
istimlak: kamulaştırma; Devlet veya kamu tüzel kişilerinin kamu yararının gerektirdiği durumlarda bedelin peşin ödemek şartıyla özel mülkiyette bulunan taşınmazın tamamına veya bir kısmına kanunda gösterilen yöntemlere göre kamu yararına el koyması
istimval : ilgililerin rızası olmasa bile yasa gereğince ve değer pahası karşılığında kişilerin mallarına el konulması
istina : dayanak; dayanma
istinâbe: davanın görülmekte olduğu mahkemeye gönderilmek için başka bir yerde bulunan bir tanığın oradaki mahkemece ifadesinin alınması
istinad : dayanma; senet delil sayma
istinâd etmek: dayanmak; bir şeyi dayanak(mesned) olarak almak
istinkâf : çekimser kalma; çekinme; geri durma; sakınma
istinsah: suret çıkarma
istirdâd : geri alma; alınma; geri isteme
istisna : ayrı tutma; kural dışı sayma
istisna sözleşmesi: Yüklenicinin (müteahhidin) ücret karşılığında iş sahibi için eser ortaya çıkarmayı borçlandığı sözleşme; eser sözleşmesi.
İstizah: açıklama istemek
iş'âr : bildirme; yazı ile bildirme; gösterme
işgal: Tapu kütüğüne göre sahipsiz mal durumuna geldiği anlaşılan taşınmaz malları edinme yolu.
işhâd: şahit getirme; tanıklık ettirme; tanık gösterme
işkâl : zorlaştırma; güçleştirme
iştigal: meşgul olma; bir işle uğraşma
iştirâ : alım hakkı; satın alma hakkı; hak sahibine istediği zamanda bir şeyin malikinden o şeyin mülkiyetinin kendisine kararlaştırılan bedel karşılığında devrini isteme yetkisi veren hak
iştira hakkı: Hak sahibine istediği zamanda bir malın malik
iştirâk: katılma; ortak olma; ortaklık
iştirak halinde mülkiyet: Kanundan veya sözleşmeden ötürü birbirlerine ortaklık bağı ile bağlı bulunan kimselerin bu ortaklıkları nedeniyle bir malın mülkiyetine elbirliğiyle sahip oldukları ve her birinin hakkının o malın tamamını kapsadığı mülkiyet biçimi.
ita : verme; ödeme
itfa : söndürme; ödeme; bir borcu ödeme takas af gibi bir sebeple kapatma; sona erdirme
itmam: tamamlama
ittiba: uyma; itaat etme
ittihâd: bir olma; birleşme; birlik
ittihâz : edinme; edinilme; kabul etme; sayma; tutma; alma
ittisâl : bitişme; kavuşma; yakınlık
ivaz : karşılık; bedel; eder; karşı bedel; mukabil eda; fiyat
izaa : kaybetme; yitirme
izafe : zammetmek; katmak; karıştırmak
izale: giderme; giderilme
izale-i şüyuu: Herhangi bir malın kendisinin veya satılarak bedelinin paylaştırılması suretiyle bu mal üzerindeki ortaklığın (paydaşlığın) giderilmesi.
izhâr : açıklama
kaanî : kanaat eden; yeter bulup fazlasını istemeyen; inanmış; kanmış
kaasır : zorla işleten; kısa
kabil : kabul eden; kabul edici; olan; olabilir
kabl-el-işgal: işgalden önce
kabz : alma; elde tutma; edinme
kabzeylemek: almak; elde tutmak; edinmek
kadastro :arazilerin, arsaların yerini alanını sınırlarını ve sahiplerini belirtip plana bağlama işi;
Kadastro: Arazilerin ve arsaların yerini alanını sınırlarını ve sahiplerini belirtip plana bağlama işi.
kadîm : çok eski zaman; eski
kâffe : hep; bütün; cümle
kâfi : yeter; yeterli
kagir: Taş veya tuğladan imal edilmiş yapı; kargir.
kaide: kural; usul; ilke; prensip; esas; temel;yol; taban; ayaklık
kaim : başka bir şeyin ya da kişinin yerine geçen
kaime: kağıt para
Kal' : koparma; sökme; çıkarma; çıkarılma; temelinden çekip alma
kalbetme: değiştirme; çevirme
kambiyo taahhüdü: Ticari bir senet üzerine imza koymak suretiyle doğan soyut borç.
kambiyo senetleri: poliçe çek ve bonodan ibarettir.
kamu düzeni: Bir ülkedeki kurum ve kuralların devletin güvenliğini kamu hizmetlerinin iyi işlemesini ve bireyler arasındaki ilişkilerde huzuru hukuk ve ahlak kurallarına uygunluğu sağlamasıyla oluşan düzen.
kamu haczi: Devletin Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi resim harç ve bunlara bağlı ceza faiz ve zamlar ile kamu hizmetleri uygulamasından doğan ve ödenmeyen alacakları nedeniyle borçlu durumundaki kişilerin mal ve haklarına el koyması.
kamu hakları: şahıslar ile devlet arasındaki ilişkiyi düzenleyen hukuk kurallarından yani kamu hukukundan doğan haklardır.
kamu hizmeti: Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından veya bunların gözetimi ve denetimi altındaki diğer kişilerce kamunun genel ve ortak gereksinimlerini sağlamaya yönelik olarak sürdürülen faaliyetler.
kamu hukuku: Devletin örgütlenmesi faaliyetleri yetki ve görevleri ile devletle kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalı.
kamu malları: Özel mülkiyete konu olamayan ve doğrudan doğruya kamunun (halkın) yararlanmasına ayrılan mallar.
kamu tüzel kişileri: Tamamen kamu yararının gerçekleşmesi için çalışan ve kamu gücü kullanan kanunla veya kanunun verdiği açık yetkiyle kurulan kamu idare ve kurumları.
kamu Yararı: Kamunun ulusal birliğin ve devletin gereksinimleriyle ilgili ve bunlara uygun olan durum.
kamulaştırma: Devlet veya kamu tüzel kişilerinin kamu yararının gerektirdiği durumlarda ve karşılığını (bedelini) peşin ödemek koşuluyla özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını kanunda gösterilen usullere göre mülk edinmesi.
kanaatbahş: inandırıcı
kanun: anayasanın yetkili kıldığı organ tarafından bir şekilde ve bu ad altında tespit edilmiş bulunangenel sürekli ve soyut hukuk kurallarıdır.
Kanun hükmünde kararnameler: TBMM' nin bir kanunla yetki vermesi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belli konuları düzenlemek amacıyla çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır.
kanun tasarısı : Nakanlar kurulunun hazırla***** TBMM ' ne sunduğu kanun projeleridir.
kanuni intifa hakkı: Kanun tarafından bazı kişilere tanınan ve hakkı doğuran olayın ortadan kalkmasıyla son bulan; hak sahibine başkasına ait bir mal (hak) üzerinde kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkisi veren bir irtifak hakkı.
kanuni ipotek hakkı: Kanunun öngördüğü bazı durumlarda bazı kişilerin (kanun gereği) sahip olduğu ipotek kurma hakkı.
kanuni müşavir: Vesayet altına alınmasına gerek olmayan ancak fiil ehliyetinden kısmen mahrum edilmesi kendi yararına olan reşit kimseye bazı işler için görüşü alınmak üzere mahkemece atanan danışman.
kanuni şuf'a hakkı: Kanundan (müşterek mülkiyet hakkından) doğan ve hissedarlık (paydaşlık) devam ettiği müddetçe varlığını koruyan hak konusu şeyin bir üçüncü kişiye satılması halinde hak sahibine o şeyi öncelikle satın alma yetkisi veren hak.
karabet: yakınlık
karâr-gîr : kararlanmış; kararı verilmiş; karara bağlanmış
kârine : ipucu; belirti; bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun (sonucun) çıkarılması
karineyi hal: duruma göre
karye : köy
kat' : kesme; kesilme; karar verme; sona erdirme
katibi adil: noter
kat irtifakı: Yapılmakta veya ileride yapılacak olan bir binanın yapımı borcunu ve bina tamamlandığında da kat mülkiyeti kurulması yükümünü doğuran bir irtifak hakkı.
kat maliki: Bağımsız bölümler üzerinde kurulan kat mülkiyeti hakkına sahip olan kişi.
kat malikleri kurulu: Kat mülkiyetine konu taşınmazdaki bütün kat maliklerinin oluşturduğu kurul.
kat mülkiyeti: Bir yapının bağımsız bölümleri üzerinde kurulan arsa payı ve anagayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyet hakkı.
kâtib-i adil: noter
katiyet kesbetmek: hale gelmek
kavâid : kaideler; usuller; kurallar; yasalar
kavi: kuvvetli
kaynak hakkı: Hak sahibine bir başkasının arazisindeki kaynağın sularını almak ve kendi arazisine akıtmak (kullanmak) yetkisi veren bir irtifak hakkı.
kazaî içtihatler: Mahkemelerde vermiş oldukları kararlarda bir sorunun çözümlenmesiyle ilgili olarak kabul edilmiş olan ilkelerdir
kazaî karar: yargısal karar
kaza-î merci: yargı organı; mahkeme
kazaî tefsir : yargısal yorum
kaziyye-i muhkeme: kesin hüküm
ke-en-lem-yekün : sanki yokmuş; hiç yokmuş; hiç olmamış gibi
kefalet : kefil olma; kefillik bir kimsenin alacaklısına karşı o kimsenin borcunun yerine getirilmesini sağlamak yükümlülüğü altına girmek.
keff-i yed : elçekme; vazgeçme; karışmama
kemâl : olgunluk; tamlık; eksiksizlik
kerhen: iğrenerek; istemiyerek; hoşlanmı*****; zorla; zoraki
kesb : çalışıp kazanma; edinme
kesbetmek: kazanmak; edinmek; sağlamak
ketmetmek : gizlemek; saklamak; sır tutmak
keyfiyet : iş; durum; mesele
kezailik: aynı şekilde
kıstâs : ölçü; ölçüt
kışlak :kışın hayvanların yayılıp otlamasına uygun yer. Bir veya birkaç köy ya da beldeye ayrı ayrı veya ortak olarak kış mevsiminde hayvanlarını barındırmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanıla gelen arazi.
kıyâs : karşılaştırma; oranlama; örnekseme
kifâyet: kâfi olma; yetme; yetişme; yeterli olma; yeterlilik
kişisel haklar: kişinin maddi ve manevi tüm varlığı ile ilgili bulunan ve bu varlığın serbestçe geliştirilmesi amacına yönelik olan hak ve hürriyetlerdir
kitab'ül-icare : icar kitabı; Mecelle'de kira bölümü (faslı)
kollektif şirket : ticari bir işletmeyi ticari ünvan altında işletmek üzere hakiki şahıslar arasında kurulan ve ortaklardan hiçbirinin sorumluluğu sınırlanmamış olan ticari şirkettir.
konkordato: Dürüst borçlunun önerip de en az üçte iki alacaklısının kabulü ve ticaret mahkemesinin onaması ile ortaya çıkan bir anlaşmayla alacaklıların bir kısım alacaklarından vazgeçmesi ve borçlunun da bu anlaşmaya göre kabul edilen borcun belli yüzdesini tamamını ya da daha fazlasını kabul edilen vadede ödeyerek borcundan kurtulması.
kontrat :mukavele; sözleşme
kuru mülkiyet: Bir mal üzerinde (malikin sahip olduğu ayrıcalık ve yetkilere zarar gelmemek üzere) bir başkasına tanınan intifa veya sükna gibi fiili kullanma hakkının varlığı durumunda malikin sahip olduğu mülkiyet hakkı.
kuyûd :kayıtlar; bağlar; deftere geçirmeler
kuvvei müsellaha: güvenlik kuvvetleri
külfet ıkıntı; zorluk; yük; zahmet; eziyet
küsur :artık
küşad :açma; işletmeye açmak
kütüb :kitaplar
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:24
Kaanî: Kanaat eden; yeter bulup fazlasını istemeyen; inanmış; kanmış
Kaasır: Zorla işleten; kısa
Kabil: Kabul eden; kabul edici; olan; olabilir
Kabl-el-işgal: Işgalden önce
Kabul: İcabın karşı tarafça olumlu biçimde cevaplandırılması.
Kabz: Alma; elde tutma; edinme
Kabzeylemek: Almak; elde tutmak; edinmek
Kadastro: Arazilerin, arsaların yerini, alanını, sınırlarını ve sahiplerini belirtip plana bağlama işi;
Kadîm: Çok eski zaman; eski
Kadri maruf : Takdir edilen miktar.
Kadük olma: Değer yitimi.
Kâffe: Hep; bütün; cümle
Kâfi: Yeter; yeterli
Kagir: Taş veya tuğladan imal edilmiş yapı; kargir.
Kaide: Kural; usul; ilke; prensip; esas; temel;yol; taban; ayaklık
Kaim: Başka bir şeyin ya da kişinin yerine geçen
Kâim: Başka bir şeyin ya da kişinin yerine geçen.
Kaime: Kağıt para
Kal’ Koparma; sökme; çıkarma; çıkarılma; temelinden çekip alma
Kalbetme: Değiştirme; çevirme
Kambiyo senetleri: Poliçe, çek ve bonodan ibarettir.
Kambiyo taahhüdü: Ticari bir senet üzerine imza koymak suretiyle doğan soyut borç.
Kamu düzeni: Bir ülkedeki kurum ve kuralların, devletin güvenliğini, kamu hizmetlerinin iyi işlemesini ve bireyler arasındaki ilişkilerde huzuru, hukuk ve ahlak kurallarına uygunluğu sağlamasıyla oluşan düzen.
Kamu haczi: Devletin, Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi, resim, harç ve bunlara bağlı ceza, faiz ve zamlar ile kamu hizmetleri uygulamasından doğan ve ödenmeyen alacakları nedeniyle, borçlu durumundaki kişilerin mal ve haklarına el koyması.
Kamu hakları: Şahıslar ile devlet arasındaki ilişkiyi düzenleyen hukuk kurallarından, yani kamu hukukundan doğan haklardır.
Kamu hizmeti: Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından veya bunların gözetimi ve denetimi altındaki diğer kişilerce, kamunun genel ve ortak gereksinimlerini sağlamaya yönelik olarak sürdürülen faaliyetler.
Kamu hukuku: Devletin örgütlenmesi, faaliyetleri, yetki ve görevleri ile devletle kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalı.
Kamu malları: Özel mülkiyete konu olamayan ve doğrudan doğruya kamunun (halkın) yararlanmasına ayrılan mallar.
Kamu tüzel kişileri: Tamamen kamu yararının gerçekleşmesi için çalışan ve kamu gücü kullanan, kanunla veya kanunun verdiği açık yetkiyle kurulan kamu idare ve kurumları.
Kamu Yararı: Kamunun, ulusal birliğin ve devletin gereksinimleriyle ilgili ve bunlara uygun olan durum.
Kamulaştırma: Devlet veya kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği durumlarda ve karşılığını (bedelini) peşin ödemek koşuluyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunda gösterilen usullere göre mülk edinmesi.
Kanaatbahş: Inandırıcı
Kanun: Anayasanın yetkili kıldığı organ tarafından bir şekilde ve bu ad altında tespit edilmiş bulunangenel, sürekli ve soyut hukuk kurallarıdır.
Kanun hükmünde kararnameler: TBMM’ nin bir kanunla yetki vermesi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belli konuları düzenlemek amacıyla çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır.
kanun sözcüsü: savcı
Kanun tasarısı: Kanun tarafından bazı kişilere tanınan ve hakkı doğuran olayın ortadan kalkmasıyla son bulan; hak sahibine, başkasına ait bir mal (hak) üzerinde kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkisi veren bir irtifak hakkı.
Kanuni ipotek hakkı: Kanunun öngördüğü bazı durumlarda, bazı kişilerin (kanun gereği) sahip olduğu ipotek kurma hakkı.
Kanuni müşavir : Vesayet altına alınmasına gerek olmayan ancak fiil ehliyetinden kısmen mahrum edilmesi kendi yararına olan reşit kimseye, bazı işler için görüşü alınmak üzere mahkemece atanan danışman.
Kanuni şuf’a hakkı: Kanundan (müşterek mülkiyet hakkından) doğan ve hissedarlık (paydaşlık) devam ettiği müddetçe varlığını koruyan, hak konusu şeyin bir üçüncü kişiye satılması halinde hak sahibine o şeyi öncelikle satın alma yetkisi veren hak.
Karabet : Yakınlık
Karâr-gîr: Kararlanmış; kararı verilmiş; karara bağlanmış
Kârine: Ipucu; belirti; bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun (sonucun) çıkarılması
Karineyi hal: Duruma göre
Karye: Köy
Karz: Ödünç
Kasıt: Uygun olmadığını bilerek yapılan eylem.
Kast: Kanunun suç saydığı bir eylemi ve onu meydana getirecek hareketin sonuçlarını bilerek ve isteyerek işlemek iradesi
Kat’ Kesme; kesilme; karar verme; sona erdirme
Kat irtifakı: Yapılmakta veya ileride yapılacak olan bir binanın yapımı borcunu ve bina tamamlandığında da kat mülkiyeti kurulması yükümünü doğuran bir irtifak hakkı.
Kat maliki: Bağımsız bölümler üzerinde kurulan kat mülkiyeti hakkına sahip olan kişi.
Kat malikleri kurulu: Kat mülkiyetine konu taşınmazdaki bütün kat maliklerinin oluşturduğu kurul.
Kat mülkiyeti: Bir yapının bağımsız bölümleri üzerinde kurulan, arsa payı ve anagayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyet hakkı.
Katibi adil: Noter
Kâtib-i adil: Noter
Katip: Yazıcı, daktilograf, yazman.
Katiyet kesbetmek: Hale gelmek
Kavâid Kaideler; usuller; kurallar; yasalar
Kavi: Kuvvetli
Kaynak hakkı: Hak sahibine, bir başkasının arazisindeki kaynağın sularını almak ve kendi arazisine akıtmak (kullanmak) yetkisi veren bir irtifak hakkı.
Kayyum: Belirli bir işin görülmesi ya da bir malın veya malvarlığının yönetilmesi için sulh mahkemesince atanan kişidir.
Kazaî içtihatler: Mahkemelerde vermiş oldukları kararlarda bir sorunun çözümlenmesiyle ilgili olarak kabul edilmiş olan ilkelerdir
Kazaî karar: Yargısal karar
Kaza-î merci: Yargı organı; mahkeme
Kazai rüşt: 15 yaşını bitirmemiş olan mümeyyiz bir küçüğün, ana ve babasının muvafakatiyle mahkemece reşit kılınması
Kazaî tefsir: Yargısal yorum
Kazanılmış Hak: Yürürlükte olan hükümlere göre bir kimse yararına sabit olan hak, müktesep hak, hakkımüktesep.
Kaziyye-i muhkeme: Kesin hüküm
Kazuistik: Önceden görülebilecek sorunları belirleyip bunlara ilşkin ayrıntılı çözüm üretme (juristische kasuistik = her hadiseyi hususiyeti zaviyesinden kavramaya çalışan hukuki hadisecilik)(Veli Kafes Hâkim-37658)
Keenlemyekün: Sanki hiç yokmuş gibi, sanki hiç olmamış gibi.
Ke-en-lem-yekün: Sanki yokmuş; hiç yokmuş; hiç olmamış gibi
Kefalet: Kefil olma; kefillik, bir kimsenin alacaklısına karşı, o kimsenin borcunun yerine getirilmesini sağlamak yükümlülüğü altına girmek.
Keff-i yed: Elçekme; vazgeçme; karışmama
Kemâl: Olgunluk; tamlık; eksiksizlik
Kerhen: Iğrenerek; istemiyerek; hoşlanmıyarak; zorla; zoraki
Kesb: Çalışıp kazanma; edinme
Kesbetmek: Kazanmak; edinmek; sağlamak
Ketmetmek: Gizlemek; saklamak; sır tutmak
Keyfiyet : Iş; durum; mesele
Kezailik: Aynı şekilde
Kıstâs: Ölçü; ölçüt
Kıstelyevm: Göreve gelinmediği veya geç gelindiği için maaş veya gündelikten kesinti yapılması.
Kışlak; Kışın hayvanların yayılıp otlamasına uygun yer. Bir veya birkaç köy ya da beldeye, ayrı ayrı veya ortak olarak, kış mevsiminde hayvanlarını barındırmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanıla gelen arazi.
Kıyâsi: Karşılaştırma; oranlama; örnekseme
Kifâyet: Kâfi olma; yetme; yetişme; yeterli olma; yeterlilik
Kişi Hak sahibi varlık
Kişisel haklar: Kişinin maddi ve manevi tüm varlığı ile ilgili bulunan ve bu varlığın serbestçe geliştirilmesi amacına yönelik olan hak ve hürriyetlerdir
Kitab’ül-icare: Icar kitabı; Mecelle’de kira bölümü (faslı)
Kollektif şirket: Ticari bir işletmeyi ticari ünvan altında işletmek üzere hakiki şahıslar arasında kurulan ve ortaklardan hiçbirinin sorumluluğu sınırlanmamış olan ticari şirkettir.
Komşu: İsim; konutları yakın olan kimselerin birbirlerine göre aldıkları ad sıfat; sınır ortaklığı bulunan, mücavir.
Konişmento: Konşimento, ya da taşıma senedi (bill of lading) üzerinde yükleyici, alıcı,ihbar mercii den başlıyarak her türlü bilginin yeraldığı kıymetli evraktır.
Konkordato: Dürüst borçlunun önerip de en az üçte iki alacaklısının kabulü ve ticaret mahkemesinin onaması ile ortaya çıkan bir anlaşmayla, alacaklıların bir kısım alacaklarından vazgeçmesi ve borçlunun da bu anlaşmaya göre kabul edilen borcun belli yüzdesini, tamamı
Konsinyasyon: mal satışları bazı hallerde doğrudan doğruya yapılmaz. Bir kişi aracılığıyla olur. Mal aracının deposuna, bir banka deposuna, umumi mağazalara veya gümrük antrepolarına gönderilir. Emanet suretiyle yapılan bu şekildeki satışlara, konsinyasyon suretiyle sa
Kontrat: Mukavele; sözleşme
Kovuşturma: İddianamenin savcılık aşamasından sonra mahkemenin kabul etmesiyle savcılıktan sonra karar verilmesine kadarki süreç.
Kuru mülkiyet: Bir mal üzerinde, (malikin sahip olduğu ayrıcalık ve yetkilere zarar gelmemek üzere) bir başkasına tanınan intifa veya sükna gibi fiili kullanma hakkının varlığı durumunda malikin sahip olduğu mülkiyet hakkı.
Kuvvei müsellaha: Güvenlik kuvvetleri
Kuyûd: Kayıtlar; bağlar; deftere geçirmeler
Külfet: Sıkıntı; zorluk; yük; zahmet; eziyet
Küsur: Artık
Küşad: Açma; işletmeye açmak
Kütüb: Kitaplar
Kamus: Sözlük
Kaza-i taksim: Ortakların kendi aralarında anlaşarak ortak mallarını paylaşamama durumunda ortaklığın giderilmesi talebiyle mahkemeye başvurmaları ile açılan dava süreci sonunda yargı yoluyla ortak mallarının paylaştırılması
Keşide: Bir çek veya poliçenin düzenlenerek imza edilmesi ve ilgiliye gösterilmek üzere lehtara veya hamile verilmesi işlemi
Kodifikasyon: Kodifikasyon, yayımlanan mevzuatın derlenip toplanması ve mevzuatta yapılan değişikliklerin ilgili ana mevzuata işlenmesi faaliyetidir.
Külliyat: Hakkında yazılan tüm eserleri barındıran dizi
Kolluk: Soruşturma işlemlerini yapan ve kanunlarda belirtilen güvenlik görevlileri
Kabili rücu: Dönülebilir
Kani: Kanmış, inanmış
Kolektif : Birçok kimseyi ya da nesneyi içine alan; birçok kişi ve nesnenin bir araya gelmesi sonucu olan.
Karine: ipucu; belirti; bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun (sonucun) çıkarılması; aksi ispatlanana kadar kabul edilen.
Kayın Hısımlığı: Evlenmeyle oluşan hısımlıktır. Eşin annesi, babası, kardeşi kayın hısmı sayılır.
Kan Hısımlığı: Ortak soydan gelen kişiler arasındaki bağdır. Anne, baba, çocuklar 1. dereceden; kardeşler 2 dereceden; amca, dayı, hala 3. dereceden kan hısmı sayılır.
Kahir Ekseriyet: Ezici Çoğunluk
Kriter: Kıstas; ölçüt; ölçü
Kubbealtı: Topkapı Sarayında vezirlerin devlet işlerini görmek üzere toplandıkları yer.
Kulis: Bir işin bilinmeyen yönleri; meclis koridoru; Tiyatro sahne arkası
Kronoloji: Olayların zaman sırasına göre dizilişi, Tarihî olayların zaman sırasına göre oluşumunu inceleyen ilim
Kazara: İstenmeden ;kaza sonucu; kazaen
Keenlemyekun: Yokluk; Bir hukuki işlemin hüküm doğurması için uyulması gereken temel ve biçim koşullarından birinin bulunmaması hükümsüzlük.
Katılan: Verilecek karar sonrasında itiraz ve diğer hakları talep eden müşteki veya mağdur
ketmi verese mirasçılığın gizlenmesi: Hasımlı veraset ilamı alınmak üzere açılacak bir dava ile, miras bırakanın tüm mirasçılarının belirlenmesi ve davacının bu mirasçılar arasında yer alıp almadığının saptanmasıdır.
Keşif: Bir olay veya durumun oluş sebeplerini anlayabilmek için yerinde inceleme yapma
Keşideci : Çek veya poliçeyi, düzenleyerek ve imza ederek, muhataba ya da lehdara yapılacak ödeme için, ödeme emri veren gerçek ya da tüzel kişidir.
Kamus-i Türki: Türkçe sözlük
Kanun-i Esasii: “Temel Kanun” ya da Anayasa anlamındadır. Osmanlı Devleti’nin ilk ve son anayasası 23 Aralık 1876’da ilan edilmiş, 1878’de II. Abdülhamit tarafından askıya alınmış, 24 Temmuz 1908 ihtilali sonucunda yeniden yürürlüğe girmiş ve kısmen 20 Nisan 1924 tarihine kadar yürürlükte kalmıştır.
Kadim: Başlangıcı geçmişin derinliklerinde bulunan, pek çok eskiye uzanan, öncesiz
Kadirşinas: Değerbilir, İyilikbilir.
Konvansiyon: Genellikle bir gelenek biçimini alan, üzerinde anlaşmaya varılmış, şart koşulmuş veya genel kabul görmüş standartlar, normlar, sosyal normlar veya kriterler kümesidir.
Kıyasi: Kanunda açıkça yazılmayan bir fiilin, kanunda suç olarak tanzim edilen bir fiile benzetilerek cezalandırılması anlamına gelmekte olup maddi ceza hukukunda kıyas yasağı ilkesi mevcuttur.
Kain: bulunan, olan.
Kıymetli Evrak: Kısaca, kıymetli evrak, hakkın senede bağlı olduğu ve hakkın senetsiz olarak ileri sürülemediği ve devrinin mümkün olmadığı,içerdikleri hakkı temsil etmeleri bakımından bizatihi bir değer ifade eden senetlerdir.
katib-i adil: noter
Küllii: Bütün, tmle ilgili
Keşide etmek: Çek, bono, poliçe, senet gibi değerli kağıt hükmündeki belgeleri doldurmak, düzenlemek veya imzalamak.
Kısas: Bir suçluya ceza olarak, başkasına yaptığı kötülüğün aynısını verme, uygulama.
Kesinlik Sınırı: İstinaf ve temyiz kanun yollarına başvurulabilmesi için kanunla öngörülmüş olan parasal sınırlardır.
ketmetme (ketm): saklama, bir haberi sözü, gizli tutma
kifayet: 1.yetecek ölçüde, miktarda olma, yeterli olma, yetme. 2.bir işi başarabilecek, yapabilecek yetenekte olma.
Ketmi verese: Gerçekte mirasçı sıfatına sahip olduğu halde bir kimsenin bu sıfatı gizlenerek, yok sayılarak mirasın intikalinin ve paylaşılmasının sağlanmasıdır.
kuvertür: Sigorta hukukunda teminat.
Kloz: Sigorta sözleşmelerinin kapsamını genişleten veya daraltan özel şartları ihtiva eden ek maddelerdir.
Küllî icra: Yalnızca bir alacaklının hukuka başvurmasına rağmen, diğer her alacaklının haciz sonrasındaki satıştan ödeme almasına külli takip denir. Bu tip icrada borçlu kişinin tüm mal varlığına el konulmaktadır. İflas hukukunda iflas yolunu ifade eder.
Kod Kanun: Bir alanda yeni baştan düzenleme yapan kanundur. Örneğin 1983 tarihli ve 2872 Sayılı ‘Çevre Kanunu’ bir kod kanun, bu Kanunda değişiklik öngören herhangi bir kanun ise çerçeve kanundur.
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:24
Laakal: En az
Lâ-akall : En azından; daha aşağı olmaz
Lâfz (lafız) : Söz
Lâhik: Yetişen; ulaşan; eklenen; sonradan tayin edilen; yenisi
Lâübâlî: Ilişiksiz; kayıtsız; saygısız; senli benli
Lâ-yete gayyer: Sabit; değişmez; bozulmaz
Layiha: Dilekçe; yazılı dilek; istek; tasarı
Lede-l-hâce: Hacet,ihtiyaç görüldüğü zaman
Ledelicap: Icap ettiğinde
Levâzım : Gerekli şeyler; malzeme; malzemeler
Literatür: herhangi bir bilim dalinda yazilmiş olan yazi veya eserlerin bütünü.
Livâ’: Bayrak; mülkî idarede kazâ ile vilâyet arasında bir derece; sancak
Lokavt: İşveren tarafından kendi teşebbüsüyle veya bir işveren kuruluşun kararına uyarak işçilerin topluca işten uzaklaştırılmasıdır
Lükata: Buluntu; sokakta bulunup alınan sahibi belli olmayan şey.
Liyakat: Layık olma, yaraşırlık, uygunluk, değim
Lâ-yüs’el: Yaptığından sorumlu tutulmayan, yaptığı hakkında soru sorulmayan
Leh: Bir şeyden veya bir kimseden yana olma, aleyh karşıtı
Levvam: Çekiştiren, dedikodu yapan, başa kalkan
Liberal: Kişi özgürlükleri, düşünce özgürlüğü ve siyasi özgürlükler yanlısı kişi; başkalarına karşı hoşgörülü olan kimse, hoşgörüye dayanan tutum.
Lehtar: Senet üzerinde adı yazılı olan kişi. Hamiline veya emrine yazılı senetlerde ise lehtar senedi elinde bulunduran ya da emrinde tutan kişidir
Literal: Kelimesi kelimesine, her şeyi harfi harfine yerine getiren, yalın sade.
Lahiya: Gerekçeli karardan sonra verilen itiraz.
Lalettayin: Rastgele, gelişigüzel, sıradan
Lehdar: yararlanan. sigortadan faydalanan gerçek ya da tüzel kişi veya kişilerdir.
Layüsel : Kendisinden hesap sorulamayan,sorumsuz
Likit alacak: Tutarı belli (muayyen), bilinebilir, hesaplanabilir alacak anlamındadır.
Lağvetmek: 1- Bir kuruluşu kaldırmak, işleyişine son vermek. 2- Hükümsüz kılmak, feshetmek, dağıtmak.
Levazım: Gerekli olan şeyler, gereçler.
Liyakat: 1.layık olma, yaraşma, yaraşırlık, uygunluk. 2.yeterlilik, yetenek
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:25
Maada …başka
Maarif Tahsil ile elde edilen ilim, malûmat, bilgi. meharet. üstadlık. hüner.
Madde-i sabıka Yukardaki hükümler; geçen hükümler; daha önce anılan maddeler
Maddi edim Borçlunun malvarlığı ile ifa edeceği edim türü
Maddi mal Taşınır ve taşınmaz mallar gibi fiziksel varlığı olan, gözle görülüp elle tutulabilen mal.
Madrûb Dövülmüş; darbolunmuş; vurulmuş
Ma’dûd Sayılı;
Madun Alt aşamada bulunan, birinin buyruğu altında görevli,Ast.
Mafevk Üst
Mağsûb Gasbedilmiş; zorla alınmış mahal yer
Mahalli hukuk Yöresel dar hukuk.
Mahalli idareler Köy, kasaba ve şehir adı verilen belli yerleşim alanlarındaki mahalli ihtiyaçları gidermek üzere çeşitli kamu hizmetlerini yürütmekte olan kuruluşlardır
Mahcur Vesayet altına alınmış kişi; kısıtlı
Mahcuz Haczedilen; hacizli; üzerine haciz konulmuş
Mahdut Sınırlanmış; tahdit edilmiş
Mahfuz Saklı; gizli
Mahir Becerikli – İşinin Ehli.
Mahiyet Nitelik; bir şeyin aslı, esası, içyüzü
Mahkumunbih Hüküm konusu
Mahlûl Hallolunmuş; çözülmüş; mirasçısı bulunmayan ve hükümete kalan
Mahpus İradesi dışında, bir mekanda tutulan, hapsedilen
Mahrukat Yakacak,yakıt.
Mahrum Yoksun; dilediğini, istediğini elde edemeyen
Mahsulât Mahsuller; ürünler
Mahsup Hesap edilmiş; hesaba dahil edilmiş
Mahsus Özgü; özel; müstakil; özel olarak
Mahzar Erişen, ulaşan.
Makable Şamil Geçmişe uygulanan, geçmişe şâmil olan.
Makable şâmil Geçmişe dokunan; geçmişe etkili olan; geçmişteki olayları da etkileyen
Makable teşmil Bir hükmün etkisinin geriye yürütülmesi
Makaddim Takdim eden dilediğini öne alan ve ileri geçiren,her şeyi yerli yerine koyan demektir.
Makrûn Yakınlaştırılmış; yaklaştırılmış; yakın; ulaşmış
Maksûr Kasrolunmuş; kısıtlanmış; kısıtlı
MAKSUT KAST EDİLEN- İSTENİLEN GÜDÜLEN AMAÇLANAN.
Maktu Götürü; belirli; miktarda; değeri biçilmiş; pazarlıksız
Maktul Kasten öldürülen kişi.
Makul Akla Uygun- Mantıklı- Ölçülü.
Makule Çeşit; tür; soy
Mal Hakikî veya hükmî bi kimsenin mülkiyeti altında bulunan, taşınır veya taşınmaz varlıkların bütünü (Varlık, servet, para, ticaret eşyası gibi.)
Mal birliği Eşlerin, (evlilik sözleşmesinde birliğe dahil olmayacaklarını belirttiği mallar istisna olmak üzere) evlenme zamanında her birinin malik olduğu ve evliliğin devamı süresince mülk edindiği bütün malların dahil olduğu birlik üzerinde kocanın (karının şahsi
Matrah Bir verginin miktarını belirtmek için esas alınan değer.
Matuf Yöneltilmiş; yönelik
Mazarrat Zarar; zararlar; zarar verici; zarar verme
Mazbata Tutanak
Mazbut vakıf Yönetimi devlet tarafından ele alınmış vakıf
Mazhar Erişen; bir şeyden yararlanma; ulaşma
Mazireti sahiha Gerçek engel
Mazmûn Ödenmesi gereken şey
Maznun Zanlı; sanık
Meail Sorunlar
Mebaliğ Meblağlar; tutarlar; ganimetler; paralar
Mebânî Binalar; yapılar
Mebde Evvel;başlangıç; prensip; ilk unsur
Mebi Satılan şey
Meblâğ Para tutarı; akçe
Mebnî Buna dayanan; ….den dolayı; ……den ötürü; bu sebeple; bu yüzden; üzerinde kurulu
Mecâri Su yolları; akıntı yerleri; su yatakları; mecralar
Meccanî Parasız; bedava
Mecmu Toplam, yığılmış, bir araya getirilmiş.
Mecmuu Tümü; tamamı; hepsi
Mecra Bir işin gidiş, oluş yolu; akarsu yatağı; su yolu
Mecruhiyet Yaralama
Me’cur Kiraya verilen şey; kiralanan
meczum anlaşılan
Meçhul Bilinmeyen; tanınmayan
Meçzum Anlaşılan
Medar Dayanak; yardım; elverişli
Medarı tatbik Uygulanabilir
Medih Övgü- Övme
Medlûl Delillendirilmiş; delil getirilmiş şey; bir kelimeden veya işaretten anlaşılan
Mefhumu muhalif Karşıt kavram
Mefruğunbih Devir konusu şey
Mefruğunleh Kendisine bir şey ya da hak devrolunan kimse
Mefruşat Döşeme; ev eşyası.
Mefsuh Feshedilmiş
Mehil Süre; önel
Melhuz Muhtemel; gerekebilecek; umulur; beklenir
Memalik Ülke
Memnu Menedilmiş; yasaklanmış; yasak
Memur Kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yapmak üzere atanmış olan kişilerdir.
Men Yasak etme; bırakmama; durdurma; esirgeme; vermeme; önleme
Men etmek Engellemek; yasaklamak
Menâfi Menfaatler; yararlar; çıkarlar
Menafil Yararlar
Menba’ Kaynaklar; çıkış yeri
Menfaati amme Kamu yararı
Menfî Olumsuz
Menfi edim Borçlunun bir şeyi yapmamak şeklinde icra edeceği edim türü.
Menfi Zarar Olumsuz zaradır.
Men’i muaraza davası Bir mal üzerinde;başka bir kimse tarafından ileri sürülen hak veya yapıların el atmanın önlenmesi isteğiyle açılan dava
Menkul Taşınır; taşınır mal
Menkuz Bozulan
Menşe Kaynak; kök; başlangıç
Mera Bir veya birkaç köy veya beldeye ayrı ayrı veya ortak olarak,hayvanları otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanılagelen arazi
Merbut Bağlı
Merhun Rehnedilen mal
Mer’i Yürürlükte; geçerli
Meriyet Yürürlük
Mersule Gönderilen
Mesağ Izin; ruhsat; cevaz
Mesaha Ölçme; ölçümleme
Mesail Meseleler
Mesâkin Meskenler; oturulacak yerler
Meskûn Içinde insan oturan; oturulan; yerleşilmiş
Mesmu Dinlenen; dinlenebilir; karar için incelenebilir
Mesned Isnad edilen şey; dayanılan şey; dayanak; rütbe
Mesul Sorumlu
Meşfu Şuf’a (önalım) hakkının ilişkin olduğu mal
Meşhûd Görülen
Meşhudat Şahitlik
Meşru müdafaa Uğranılan bir saldırı karşısında kişinin kendisini korumak için başvurduğu yol.
Meşruhat Açıklamalar verilmiş, şerhler konulmuş, tafsilât.
meşruiyet Hukuka uygunluk.
Meşrut Şart koşulmuş; şartlı; şarta bağlı
Meşruta tevliyet davası Vakfeden kişinin mütevelliği kime şart kıldığı yolundaki uyuşmazlıkla ilgili dava
Metruk Terk Edilmiş.
Metrukiyet Yürürlükte bulunan kanunun uygulanmaması durumu.
Mevaşi Koyun,keçi,öküz,inek gibi hayvanlar; geviş getiren hayvanlar; hayvan
Mevdaddı mahsusa Özel hükümler
Mevhûm Varsayılan; var olarak kabul edilen; kuruntuya dayanan
Mevkuf Vakfedilen şey
Mevrid Varacak yer
Mevsukiyet Sağlamlık
Mezrûât Ekilip biçilmiş tohumlar; ekinler
Mezun Izinli; yetkili; bir okulu (kursu) bitiren kişi
Mezuniyet Izin; yetki; bir okulu (kursu) bitirip diploma alma
Mikâp Bir şeyin küp olarak değeri (örneğin; metremikâp
Milk Kudret; tasarruf; mülk
Minval Şekil
Miras Ölen bir yakınından kalan mal mülk, para veya servet.
Miras Şirketi Mirasın açılmasından, bölüştürülmesine kadar, mirasa dahil olan mal, hak ve borçların oluşturduğu topluluk.
Misillû Benzer; örnek gibi
Muaccel Ivedi; peşin; vadesi (eceli) gelmiş; ödenmesi gereken hale gelmiş.
Muacceliyet Borcun vadesinin gelmiş olması
Muaddel Değişik
Muaddün-li-l-istiglâl Kiraya verilmek üzere yapılmış şey; kiralık eşya
Muadil Denk; eşit
Muafiyet Affedilmiş olma; bağışıklık; yükümlülük dışında tutulmuş
Muâhede Antlaşma; karşılıklı ant içme
Muahhar Sonraya bırakılmış; tehir edilmiş; sonraki
Muallak Havada boşta duran; sürüncemede kalmış
Muamelat Muameleler; işlemler
Muaraza Çekişme; sataşma; birbirine karşı gelme; bir hak talebi; kavga
MUASSIR Aynı yüzyıl içinde olan.
Muavin Yardımcı
Muayyen Belirli; belli; saptanmış
Muayyen mâ-adâ Başka; dışında
Mubayaa Satın alma
Mucibince Gereğince; uyarınca
Mucip Gerektiren; gerektirici; icapcı; öneri sahibi
Mucip sebepler Gerektirici sebepler; gerekçe
Mugayir Aykırı; zıt; ters
Muhakeme Yargılama
Muhammen Tahmin edilen
Muharrer Yazılı; yazılmış
Muhassas Tahsis olunmuş; tayin edilmiş; özgü
Muhatara Riziko; zarara uğrama tehlikesi; tehlike; zarar ve ziyan
Muhayyerlik Bir sözleşme ile,belirlenen edimin yerine bir başkasını geçirmek yetkisi; seçimlik hak
Muhdesat Sonradan yapılmış; sonradan meydana gelmiş şeyler; yeni şeyler
Muhik Haklı; geçerli; uygun; gerekli
Muhkem kaziye Kesin hüküm
Muhtar Özerk; bağımsız; köyde devlet işlerini gören köyün başı
Muhtelif Çeşitli; değişik; farklı
Muhtevî İçeren, barındıran.
Muhtıra Uyarı
Mukabeleihilmisil Karşılıklılık esası
Mukabil Karşılık; karşı
Mukabil dava Mukabil dava.
Mukaddem Önce; önce gelen; daha öncede bulunan
Mukadderat Kader; yazgı; ölçülebilen,sayılabilen şeyler
Mukarrer Kararlaştırılmış
Mukarrerat Kararlar; kararlaştırılan şeyler
Mukataa Arazinin belli bir ücret karşılığında kiraya verilmesi; bağ,bahçe,arsa durumuna getirilen ekim toprağı için verilen vergi
Mukavele Sözleşme; akit; bağıt
Mukayyet Kayıtlı; sınırlı; kaydolunmuş; deftere geçirilmiş
Mukriz Ikraz eden; borç veren; ödünç veren
Muktazi Gerekli
Munkati Kesilmiş; ara verilmiş
Munkazi Bitmek
Munsifane Insaflı ölçüde
Muntafî Sönme; ortadan kalkma
Muntazır Bekleyen; gözetleyen
Murabaha Kanunun belirlediğinden fazla faiz alınması; tefecilik
Murakabe Denetleme; kontrol; gözetme
Murakıp Denetçi
Muris Kazandıran; veren; miras bırakan, ölümüyle, hakkında miras hukuku hükümlerinin uygulandığı kişi; miras bırakan
Murtabit Bağlantılı
Musaddak Tasdikli; onaylı
Musakka Sulu tarla;suyu bulunan taşınmaz.
Musakkaf Üstü tavanla örtülmüş; tavanı,damı olan;
Musakkafat Gelir getiren kapalı (damlı) binalar
Musaleh Mirasçı
Mutad Alışılmış; âdet olunmuş; normal
Mutakabat Uzlaşı
Mutalebe Talepte bulunma; istemde bulunma
Mutallaka Boşanmış kadın
Mutasarrıf Tasarruf eden; sancakların en büyük mülki amiri
Mutavassıt Aracı; aracılık eden; vasıta olan
Mutazammın Içine alan, üstüne alan; kefil olan; ödemeyi üstlenen
Mutazarrır Zarar gören kimse
Muteber Geçerli; itibarlı; hatırı sayılır; güvenilir; sağlam
Muteberiyet Geçerlik; geçerlilik
Mutlak hak Herkese karşı ileri sürülebilen haklardır.
Mutlak muvazaa Tarafların gerçekte herhangi bir muamele yapmayı düşünmedikleri halde, sadece üçüncü şahısları yanıltmak amacıyla, aralarında bir muamele yapılmış gibi göstermeleri
Muttali Öğrenme; haberdar olma; bilgilenme
muvacehe yüzleştirme
Muvâcehe Yüzleştirme; yüz yüze gelme
Muvafakat Uygun görme; onama; razı olma; rızası olma
Muvaffakat Uygun görmek, onaylamak, kabul etmek.
Muvafık Uygun; yerinde
Muvakkat Geçici; süreksiz
Muvâzaa Danışıklı işlem
Muvâzene Denge
Muzâf Izafe edilmiş; bağlı; bağlanmış; katılmış; yönelik
Mübâdele Bir şeyin başka bir şeyle değiştirilmesi; değiştirme; değiş-tokuş; değişim
Mübaşir Yargıç tarafından verilen emir ve tedvirleri tatbik ile vazifeli adliye memurudur.
Mübayaa Satın alma
Mübayenet Zıtlık, iki şey arasındaki zıddiyet, aykırılık.
Mübâyenet Birbirine zıt olan şeyler, kaideler, iddialar, hükümler arasındaki görünüş
Mübâyin Zıt; aykırı; ters
Mübeyyin Gösterir
Mücâvir Komşu olan; yanında bulunan
Mücbir Zorlayıcı; zorlayan
Mücerred Soyut; genel
Mücmel Kısa ve öz olarak anlatılmış; açıklanmadıkça ne anlama geldiği anlaşılamayan ibare
Müctemian Topluca; toplu olarak
Müdafi Savunucu; savunan
Müdahalenin men’i Taşınır veya taşınmaz bir mala karşı yapılan maddi elatma veya sataşmanın, ayni hakka dayanılarak önlenmesi.
Müdahil Davaya müdahale eden
Müddea Davacının dava ettiği şey; dava konusu
Müddeaaleyh Davalı; hakkında dava açılan kişi
Müddeabih Dava konusu
Müddei Davacı; iddia eden kişi
Müddei aleyh Davalı; hakkında dava açılan kişi
Müddei umumi Savcı
müdde-i umumi Cumhuriyet Savcısı,iddiacı
Müddeiumumiye Cumhuriyet savcısı.
Müdrik İdrak eden.
Müebbet Sonsuz; süresiz
Müeccel Vadeli; vadeye bağlanmış; zamanı henüz gelmemiş
Müeddî Tediye eden; eda eden; doğuran
Müesses Kurulmuş; kurulu; tesis edilmiş
Müessir Tesir eden; etkili; tesirli
Müeyyid Teyid eden; doğrulayan; kuvvetlendiren
Müeyyide Yaptırım; destek; hukuk kurallarının uygulanmasını sağlamak ve zorlamak için yasalara konulan hükümler; bir kuralın emir ve yasaklarına uyulmadığı zaman karşılaşılacak olan tepkidir.
Müflis Iflas eden kişi; mahkemelerce iflasına karar verilen kimsedir
Mühür Bazı kişi ve kurumların, yaptıkları işlemi veya koruma altına aldıkları eşyayı belgelendirmek için kullandıkları kazılı damga vb. araç.
Mükellef Yükümlü; ödevli; görevli
Mükellefiyet Yükümlülük; bir kimseye veya bir şeye yükletilen yüküm; görev
Mükerrir Tekerrür.
Müktesep Kazanılmış kazanılmış hak
Müktesip Iktisap eden; kazanan; edinen
Mülâhaza Düşünce; görüş
Mülâhazât Düşünceler
mülga Kaldırılmış, ilgâ edilmiş.
Mülhak evkaf(vakıf) Vakıf yöneticileri(mütevelliler) tarafından yönetilen ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından denetlenen vakıflar
Mülki Ülke ile ilgili; ülke yönetimine ilişkin
Mülkiyet hakkı Kişiye, kanunların öngördüğü sınırlar içinde, sahibi olduğu maldan ve malın hukuki ve doğal ürünlerinden yararlanma ve o mal üzerinde tasarruf etme yetkisi veren egemenlik hakkı.
Mültezem Gerekli görülen; kayırılan
Mülzem Bağlı
Mümâselet Benzeme; benzeyiş; andırma
Mümasil Örnek; misâl; benzeyen; andıran
Mümellek-ün-leh Kendisine bir şey temlik olunan kimse
Mümellik Temlik eden; mülk olarak veren kişi
Mümessil Temsil eden; temsilci
Mümeyyiz Sezgin; temyiz eden; iyiyi kötüden ayırma yeteneğine (temyiz gücüne) sahip kimse.
Mümtâz Üstün; ayrıcalıklı; imtiyazlı
Mümteni Çekinen; imtina eden; olamaz;
Münakale Bir taşınmazla ilgili yeni kayıtla eski kayıt arasında bağlantı kurma. (tedavül)
Münakaşa Artırma ve eksiltme.
Mün’akit olmak Bir sözleşmenin kurulması; akdin oluşması; üzerinde anlaşma yapılmak
Münasip Uygun
Münâzaa Uyuşmazlık; çekişme; anlaşmazlık
Münaziünfih Niza konusu; uyuşmazlık konusu olan şey; dava konusu
Münbais Doğan; ileri gelen
Müncer Sonuçlanan; şu veya bu sonuca varan
Mündemic Içinde bulunan; (içinde)yatan
Münderecat Içerik; kapsam; içindekiler
Münferiden Tek tek; ayrı ayrı; tek başına
Münfesih Infisah etmiş; bozulmuş; dağılmış
Münhal Boş, görevlisi bulunmayan.
Münhasır ..ye özgü; ..ye ayrılmış; ..ye mahsus; sınırlanmış; ayrılmış
Münkasem Bölünmüş
Münkati Kesilen; kesilmiş; kesik; aralıklı
Münkir Inkar eden
Münselip Kaybetme, keybeden
Müntakil Intikal eden; geçen
müntehap şeçilen,seçilmiş bulunan
Müntehî Nihayet bulan; sona eren; son; en son; bir şeyi tamamlayan
Mürâdif Eş anlam; aynı anlam
Mürafaa Sözlü duruşma; genellikle Yargıtay’da veya İdare Mahkeme’lerinde yapılan duruşmaya verilen ad
Müraselât Gönderilen şeyler; mektuplar; yazışmalar
Mürettep Tertip edilmiş; düzenlenmiş
Mürtebit Bağlantılı; ilişkili; ilgili
Mürtefi Kaldırma kaldırılmış
Mürtehin Rehin alacaklısı; ipotek hakkına sahip
Mürur hakkı Geçit hakkı
Müruru zaman Zaman aşımı; bir davanın açılması veya hükmün yerine getirilmesi için kanunen belirli zamanın geçmesi
Müsaade Izin; yardım; uygun olma; serbestlik
Müsadere Zoralım; bir kimsenin taşınır veya taşınmaz bir malının, kendi isteği olmaksızın devlet tarafından elinden alınması
Müsakkaf Üzeri dam ile örtülü bina
Müsamaha Hoş görme; göz yumma; tolerans tanıma
Müsâvât Eşitlik
Müsavi Eşit; eş düzeyde; aynı seviyede
Müseccel Tescilli; yazılmış; kayıtlı; damgalanmış
Müspet edim Borçlunun, belli bir şeyi yapmak ya da vermek şeklinde olumlu bir davranış biçimi ile yerine getireceği edim türü
Müstacel Ivedi; tez; hemen yapılması gerekli
Müstacelen Ivedi olarak; acele olarak
Müstaceliyet Ivedilik; acil olma hali
Müstagallât-ı mevkufe Hayır kurumlarına gerekli geliri sağlamak üzere vakfedilmiş mallar
Müstehak Hak eden
Müstehik Istihkak sahibi; hak kazanmış; haketmiş; layık
Müstelzim Gerektirici; doğurucu; sonuç doğurucu
müstemir sürekli, kesintisiz
Müstemiren Sürekli,aralıksız
Müsteniden Dayanarak; bir şeye dayanarak; delil göstererek
Müstesna Ayrık; istisna olan; kural dışı
Müşâ’ Ortaklar arasında beraberce kullanıldığı halde paylara ayrılmamış şey; ortak mal
Müşâbehet Benzeyiş; benzeme
Müşâbih Benzeyiş; benzeme
Müşârün-ileyh Adı geçen; anılan; ilim ve resmi mevkii yüksek olan kimse
Müşkilât Zorluk; güçlük
müşteki Şikayette bulunan, şahsî davacı. İlgili makama derdini aktaran.
Müştemilât Eklenti
Müşterâ Iştira edilmiş; satın alınmış
Müşterek mülkiyet Birden çok kişinin, kanun veya hukuki işlem nedeniyle, bir mala, fiilen bölüşmedikleri belirli paylar oranında malik olmaları.
mütakabil Tekâbül eyleyen, karşı karşıya gelen, karşılıklı durum arzeden.
Mütâlaa Görüş; irdeleme; düşünce
Müteaddit Birden fazla; çeşitli
Müteahhidünbih Taahüt edilen,yapılması istenilen şey
Müteahhit Taahhüt eden; yüklenici; belli bir inşaatı (eseri) yapmayı üstlenen
Müteallik Ilişkin; bir şeye dair; ilgili
Müteamel Alışılagelmiş
Mütebaki Geriye kalan; artan
Mütecaviz Devletlerarası hukukuna göre meşru müdafaa dışında olarakdiğer bir devlete silahla tecavüz eden devletin durumudur.
Mütedâir Dair olan; ilişkin; değin
Mütedavil Elden ele geçen; dönen; dolaşan; tedavül eden
Müteferri Eklenti; eklenmiş; ekli; ilişkin; aynı kökten
Müteferriât Teferruat; ayrıntı
Müteferrik Dağınık; çeşitli; ayrı ayrı; türlü
Mütegayyib Kaybolmuş; yitmiş
Mütehammil Tahammüllü; dayanıklı
Mütehassıl Doğan; hasıl olan; meydana gelen
Mütehavvil Değişken; kararsız
Mütekabiliyet Karşılıklılık
Mütekabiliyet Esası Bir devletin, başka bir devletin vatandaşlarına uyguladığı hukuki veya fiili bir davranış biçimine karşılık, diğer devletin de aynı şekilde davranması.
Mütemadi Failin harekete geçmesiylehitam bulmıyarak, icrası bir müddet uzayan suçtur; kanuna muhalif olarak bir kimseyi tevkif ve hapsetmek, memnu silah taşımak gibi.
Mütemâyil Eğilimli; taraflı görünen
Mütemerrid Temerrüde düşen (kimse); yapması gereken bir şeyi yapmamakta direnen
Mütemmim cüz Tamamlayıcı parça; mahalli örf ve adete göre, bir nesnenin esaslı unsuru olan, o nesne yok edilmedikçe veya parçalanmadıkça yahut niteliği bozulmadıkça ondan ayrılması mümkün olmayan parçalar, o nesnenin tamamlayıcı parçasıdır.
mütemmimcüz Tamamlayıcı parça, bir şeyin kullanılmasında, kendisinden yararlanılmasında önemli etki ve katkısı bulunan ve asıl şeyden ayrılması imkânsız veya büyük tahribâta sebeb olan parçalar. Nelerin mütemmim cüz olduğunu geleneklere göre belirlemek mümkündür. Bir
Mütenakıs Çelişik
Mütenasip Uygun; denk
Müterâfik Beraber bulunan; karışık; birlikte
Müterettib Sıralanmış; ait olan; …..üstüne düşen; gereken; meydana gelen; dolayı; meydana gelen
Mütesarlülfesat Çabuk bozulan
Müteselsil Zincirleme; dayanışmalı; ardı ardına
Müteselsil Sorumluluk Birden çok kimsenin, bir borcun veya zararın (tamamının) ödenmesinden, zincirleme olarak ve tek başına sorumlu olması.
Mütevakkıf Bağlı
Müteveffâ Vefat etmiş; miras bırakan
Mütevelli Bir vakfın yönetiminin kendisine verildiği kişi; vakıf yönetim kurulu
Mütevellit Doğan; ileri gelen
Müttefik-un-aleyh Üzerine ittifak edilmiş; anlaşma sağlanmış
Müttehaz Verilen; ittihaz olunan; kabul edilen; yürürlükte bulunan
Müttehit Birleşik
Müvekkil Kendisini vekil ile temsil ettiren kişi; vekil eden.
Müvezzi Dağıtıcı
Müzaheret Yardım; koruma
Müzakere Bir mesele hakkında karar vermeden evvel karar verecek kimseler arasında görüşlerin ortaya atılmasıdır.
Müzayaka Sıkıntı, darlık, parasızlık.
Müzayede Artırma; açık artırma
Müzekkere Yargılama makamının, bir kararın yerine getirilmesi konusunda belli bir makama yazdığıyazı.
Mevkufiyet Tutukluluk durumu, Alıkonulma durumu.
Mezkur Bahsi geçen, Zikredilen
Mütemadiyen Devamli olarak
Mübaseret Bir işe başlama, Girişme
Mütalaa Adli davada bilirkişilerin verdikleri fikirler
Mevkute Belirli aralıklarla çıkan (periyodik) yayın
Mağdur Haksızlığa uğramış
Mehaz Bir eser yazılırken başvurulan kaynak, su akacak yer, su mecrası
Mahluliyet kararı Mirasçısı olmadığı için mal varlığının Devlete kaldığına dair mahkeme kararı.
Mütemekkin Yerleşen, ikamet eden, sakin olan
Müstahsil Üretimle uğraşan kimse, yetiştirici
Müennes Dişi, Dişilikle ilgili olan
Mündemiç Bir şeyin içinde var olan, bulunan, saklı olan.
Muteriz Karşı gelen, itiraz eden, itirazcı
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:26
Nafaka yükümü Bir kimsenin kanunun öngördüğü yoksulluğa düşmüş olan yakınlarına yardım etmekle yükümlü olmasıdır.
Nâfıa Bayındırlık işleri
Nağahani Ansızın
Nahiye Bucak; bölge; kenar; kısım; çevre
Nail olmak Erişmek; kavuşmak
Naiplik Vekâlet
nakız Bozan, bozucu aksini yapan. Bir ibâdetin geçerliliğini önleyen, bozan.
Nâkız Bozma; kaldırma;
Nâm-ı müstear Takma ad; eğreti ad nasb atama; tayin etme; dikme; saplama
Nası ızrar Suç olarak düzenlenen mala zarar verme fiili.
Nâsıb Nasbeden; diken; tayin eden; atayan
Nâşî Neşet eden; ileri gelen; ötürü; dolayı; sebebiyle
Nâtık Bildiren; bildirici; gösterici; söyleyen; konuşan; idrak eden; düşünen nazara almak göz önüne almak
Navlun Gemi ile yapılan taşımacılıkta sözleşmeyle belirlenen mal taşıma bedeli.
Navlun mukavelesi Deniz yoluyla eşya taşımak üzere yapılan sözleşmedir.
Nazarı dikkat Göz önüne almak
Nazır Bakan, vekil.
Nebât Bitki
Nedbe Yara izi
Nef’î Çıkar ile ilgili; faydacı
Nema Büyüme; gelişme; kazanç; kâr; getiri; faiz
Neseben Soyla ilgili; soy bakımından
Nesep Ana baba ile çocuklar arasındaki hukuki bağ.
Neşet etmek Doğmak; ileri gelmek; kaynaklanmak
Netice-i talep İddia olunan şey.
Nevi Çeşit; tür
Nez’ Sökme; kaldırma; yoketme
Nezafet Temizlik,paklık
Nezaret Denetim; gözetim; bakanlık
Nezetmek Kaldırmak; ayırmak; ilişiği koparmak
Nısf Yarım; yarı; yarısı
nısıf yarı pay
Nidâ Çağırma; bağırma; ünlem
Nihai karar Yargılama sonunda verilen karar.”
Nisbî hak Ancak belirli bir şahsa veya şahıslara karşı ileri sürülebilen daha geniş bir kitleye karşı kullanılma imkanı olmayan sıradan haklar.
Nispi muvazaa Yapılan asıl muamelenin şartlarını ya da konusunu farklı şekilde göstermeleri
Niyâbet Vekillik;
Niza Ihtilaf; çekişme; uyuşmazlık
Nizâm-nâme Tüzük
Nizasız ve fasılasız Uyuşmazlık konusu olmadan ve hiç ara vermeden; ihtilâfsız ve arasız
Nokta-i nazar Görüş; bakış açısı
Nukud Nakitler; paralar
Nükûl Vazgeçme; cayma; kaçınma
Nümune Örnek
Nüve Bir şeyin özü, Çekirdek.
Nagamât Nağmeler, ağhenkler, güzel sesler.
Nezdinde Huzurunda, gözetiminde, yanında
Nesayih Nasihatler
Norm Kural olarak benimsenmiş, yerleşmiş ilke ya da yasaya uygun durum, düzgü
Namütenahi Ucu bucağı olmayan, sonsuz
Normatif Bir kural değerini, gücünü taşıyan, düzgüsel.
Nispi Butlan Hukukta kendiliğinden geçersiz olma, kanuna, kamu düzenine, ahlaka aykırılık halidir. İşlem hukuken vardır ama yapıldığı andan itibaren geçersizdir.
Nizami 1. Nizâma ve düzene ait, nizâmında olan, tertipli, muntazam. 2. Kanun ve nizama uygun.
Nosyon Anlayış
Niyabet Toplu mahkemelerde bir hakimin,mahkemenin yetki alanı içerisinde;ancak duruşma salonu dışında yapacağı işlemleri mahkeme adına yapmakla görevlendirilmesidir.
Nehbü-Garet yağma, malın yağması
NOTER Çeşitli belge ve işlemlere geçerlik kazandırmak ve yasanın öngördüğü diğer görevleri yerine getirmekle yükümlü, belli nitelikleri ve kendine özgü bir hukuk statüsü olan kamu görevlisi, kâtibiadil.
Nefaset Kıymetli olma, nefis olma durumu. Değerlilik.
Nedamet Pişmanlık
Neşet Meydana gelmek, vücuda gelmek. Büyüyüp kat ve kamet sahibi olmak. Yetişmek, ileri gelmek
Nizamname Tüzük
nisap derece; istenilen had; asıl; esas; yeter sayı; bir kurulun toplanabilmesi veya karar alabilmesi için gerekli sayıda üyenin bir araya gelmiş olması
Nazariye Kuram
nisab Derece; istenilen had; asıl; esas; yeter sayı; bir kurulun toplanabilmesi veya karar alabilmesi için gerekli sayıda üyenin bir araya gelmiş olması
Nevi şahsına münhasır Kendi türüne özgü, emsalsiz, özgün. Bkz. Latince: Sui generis.
nevakıs noksan; eksiklikler, noksanlar
nesafet(nasfet) Soyut ve katı nitelikteki kuralların uygulamada doğurduğu haksız uygulamaları yumuşatarak adalet ve hakkaniyete uygun hale getirilmesi.
nush Öğüt, nasihat
naçar Çaresiz
Nâşi Ötürü, dolayı,yüzünden
Neşir Yayma, dağıtma, yayım
Neşriyat Yayın
numerus clausus sınırlı sayıda
Non Bis İn İdem Aynı dava nedeni için iki kez yargılama yapılamayacağına dair hukuki bir ilkedir.
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:26
Objektif iyiniyet İnsanlar arasındaki münasebetleri kanun, örf ve adetten başka tanzim eden ve hukuk dışındaki mevcut olan ahlak, adap, haysiyet, şeref, doğruluk, insaniyet vs. esaslara denir.
Olası kast Kişinin, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâli.
Olveche O şekilde
Onama Onamak işi, uygun bulma, tasvip.
Orta malları Yollar, köprüler, camiler gibi herkesin kullanabileceği kamu malları.
Ortaç Tümleç olabilen,isim ve sıfat gibi kullanılan fiil asıllı kelime sıfat-fiil. ör: gelen çocuk, adı batası adam.
Ortak Yerler Kat mülkiyetine tabi anagayrimenkulün, kat maliklerince ortaklaşa kullanılıp yararlanılan yerleri.
Ordino 1-Bir poliçenin arkasına yazılan havale emri, 2- Tüccarın malını gümrükten çekebilmesi için vapur kumpanyasından yük konşimentosuna karşılık verilen havale, 3- Denizcilik işletmelerinde gemi adamlarını gemilere atama belgesi.
Ombudsman Kamu denetçisi, şikayetleri ve birtakım teşebbüsleri ele alıp değerlendiren ve bunlara her iki taraf için de tatmin edici çözümler bulan kişidir.
Onur Öz saygı
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:26
Ölüme bağlı tasarruf Gerçek kişilerin, ölümünden sonra hukuki etki ve hükümler doğurmak üzere yapmış olduğu hukuki işlem.
Ölünceye Kadar bakma akdi Taraflardan birinin, ölünceye dek bakma ve kendisini görüp gözetme koşuluyla, malvarlığını veya bir kısım malları öbürküne geçirme (intikal ettirme) borcu altına girdiği sözleşme.
Özel haklar Şahıslar ile şahıslar arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarından,yani özel hukukundan doğan haklardır.
Özel hukuk Kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalı.
Özgülemek Bir şey veya bir yeri birine,bir şeye ayırmak,vermek, hasretmek, tahsis etmek.
Örtülü Boşluk Somut olaya uygulanacak hükmün, yasada yer almasına rağmen, yeterli biçimde arz olunmamasıdır.
Ölüm Karinesi Kişinin ölümüne kesin gözle bakılacak şekilde kaybolmasıdır.
Öjenik genetik olarak insan ırkının ıslahı bilimi
özelge (Mukteza) Bir konudaki görüşü ve yapılması gereken uygulamayı bildiren yazı. Mükelleflerin vergi durumları ve uygulanması bakımından tereddüde düştükleri hususlar hakkında bilgi istemeleri üzerine kendilerine yetkili makamlarca yazılı olarak verilen görüşlerdir.
önel süre
öndelik avans
ÖNEL -iş sözleşmesine göre işçinin işten çıkarılması durumunda tanınan belirli süre -bir işin bitirilmesi için tanınan ek süre.
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:27
Pafta Kadastrosu yapılan yerlerin ada ve parsellerinin, belli ölçülerle çizilmiş haritaları.
Parakete Geminin saatteki hızını anlamak için kullanılan araç.”
Parsel İmar düzeni bakımından belli ölçüler gözönüne alınarak sınırlandırılmış arazi parçalarından her biri.
Paydaş Bir bütünün belli bir kısmından (paydan) yararlanan; hissedar.
Pedavra Köknar ve lâdin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta; hartama.
Peşin Harç İ l a m s ı z takiplerde, takip talebinde bulunan alacaklıdan, alacağın binde beşi oranında tahsil edilen miktar
Pey sürmek Bir sözleşmeyi yapmak için ileri sürülen taminât miktarı önerilen bedel, şart-ı cezâî miktarı.
Pozitif hukuk Belli bir anda belli bir ülkede yürürlükte bulunan hukuk kurallarının tümü.
Pedersahi Ataerkil
Plebisit Halk oylaması
Poliçe Belirli bir sürenin sonunda belirli bir parayı kendi adına veya bir başkasının emrine ödemesi için alacaklının borçluya yazdığı bildiri.
Perdebirun Ağzı bozuk,kötü söz söyleyen, açık saçık konuşan
Pratika Kıyı sağlık idaresi tarafından gemilere verilen giriş çıkış izni
Potkal Kaza veya başka bir olayı karadakilere bildirmek için gemilerden denize salınan,içinde mektup olan şişe
Pacta Sunt Ahde vefa, uluslararası hukuk kurallarının oluşmasında etkili olan ve devletin anayasasında var olan ve devlete antlaşma yapma yetkisi tanıyan kuraldır. Antlaşmalar hukuku kuralıdır. Bu kuralın bağlayıcı niteliği, iyi niyet ilkesine dayanmaktadır.
Paraf 1.Yalnız adın veya ad ve soyadın başharfleriyle atılan kısa imza. 2.Bir yazının görüldüğünü, işlem gördüğünü veya o yazıdan haberdar olunduğunu gösteren kısaltılmış imza.
Peyderpey Azar azar, yavaş yavaş
persona non grata istenmeyen kişi
Peçeleme Sözleşmesi Vergi mükellefleri ve sorumluları; özel hukuk biçimlerini ve kurumlarını olağan kullanımları dışında kötüye kullanarak vergi kaçırma amacı güdüyorlarsa bu amaca yönelik olarak yaptıkları sözleşmelere peçeleme sözleşmesi denir.
Pragmatik (Fr. Pragmatique) Faydacı, yararcı, eylemle ilgili.
Pinhan Gizli, saklı, gizlenmiş.
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:27
Râbıta Bağlantı; bağ; düzen; tertip
Râci Rücu eden; geri dönen; ilgisi olan
Rahin Rehin veren; rehneden
Rakabe Devri ve devir alınması olanaklı bulunan şeyin kendisi; örneğin tarla,köle gibi; mala(şeye) hakim olabilme kudreti; çıplak mülkiyet
Rapt Bağlama; bağlanma; iliştirme; bağlaç
Rayiç Sürüm değeri; geçerli olan
Rayiç Değer Bir iktisadi kıymetin, değerleme günündeki normal alım-satım değeri; piyasa değeri.
Ref etmek Kaldırmak; örneğin itirazın ref’i (kaldırılması)
Refik Arkadaş
Rehin Bir borcun yerine getirilmemesi halinde, alacaklarının teminatı olmak üzere ve paraya çevirtme hakkıyla birlikte alacaklı lehine verilen taşınır veya taşınmaz mal güvencesi.
Reisievvel Birinci reis
Replik Davacının, davalının cevap layihasına (yazısına) karşı verdiği cevap.
Resen Kendiliğinden; herhangi bir isteğe gerek olmadan; otomatikman
Re’sen 1. Kendi başına, kendiliğinden. “
Resim Devlet daire ve kurumlarında görülen hizmet ve yapılan giderlerin karşılığı olarak, sadece o işle ilgisi bulunan kişilerden alınan bir gelir.
Resmi gazete Başbakanlık tarafından çıkarılan ve kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, tüzüklerin ve bazı yönetmeliklerin yürürlüğe girmesi için yayımladığı gazetedir.
Resmi Senet Resmi bir makam ve görevlinin, usulüne göre düzenlediği veya onayladığı belge.
Resülmâl Anamal; sermaye
Reşit Ergin; rüşt yaşını doldurmuş; onsekiz yaşını dolduran veya onsekiz yaşını doldurmamasına rağmen evlenen veya yasal olarak erginliğine mahkemece karar verilen kişi
Rûz-nâme Gündem; yevmiye defteri; takvim
Rücu Dönme; geri dönme; cayma; sözünden dönme; sözünü geri alma; bir ödemede bulunan kimsenin, bu bedeli, asıl ödeme yapması gereken kişiden istemesi;
Rüçhan Öncelik; üstünlük; imtiyaz
Rüsum Resimler; devlet dairelerinde ve diğer kamu kuruluşlarında görülen hizmet ve harcamaların karşılığı olarak alınan vergiler
Rü’yet Davanın bakılmakta olması.
Rad Redden, Geri çeviren,
Rehnüma Rehber, kılavuz
Rıza-i taksim Ortakların kendi aralarında anlaşmak suretiyle ortak mallarını paylaşmaları durumu
Reddiyat Davadaki masrafları karşılamak için tarafların önceden yatırdığı gider avasından para çekme işlemi
Râhin Rehin veren kişi
riziko zarara uğrama tehlikesi, tehlike, zarar ve ziya
Rehnedilen İpotekli, İpotekli mal.
Ruzname Günlük
Rantabilite Sermayenin parasal verimliliğini ifade eder.
Referandum Halk oylaması. Halkın türlü siyasi ve toplumsal sorunlar karşısında olumlu veya olumsuz görüşünü belirlemek için başvurulan oylama.
Rachat İdârenin imtiyaz sahibinin hiçbir kusuru olmasa dahi, hizmet ve kamu yararının gerektirmesi nedeniyle, sözleşmeyi tek yanlı feshettiğinde, imtiyaz sahibinin zararını tamamen gidermek zorunda olmasıdır. 2 Devletin durumunun iyi oldugu zamanlarda sermaye piyasasından kendi tahvillerini alması işlemidir. Yani devlet, durumu iyiyse ve bütçe fazlası varsa piyasadan kendi tahvillerini geri satın alır.
RÖDÖVANS Gelir, irat. Maden İşletme Kirası
REZONANS Bir sistemin (genellikle doğrusal bir sistemin) bazı frekanslarda diğerlerine nazaran daha büyük genliklerde salınması eğilimidir
Reis Başkan
Rüşt Erginlik
Re’sen Vergi Tarhı Resen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanunî ölçülere dayanılarak tespitine imkân bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunmasıdır. İnceleme raporunda bu maddeye göre belirlenen matrah veya matrah farkı resen takdir olunmuş sayılır.
Recim Şeriat düzeninde bir insanı taşa tutarak öldürme cezası.
Rödevans Daha ziyade yeraltı kaynaklarının işletilmesi ve kâr paylarının rödevans şeklinde ifade edilmesinden dolayı, bu tür sözleşmelere rödevans sözleşmesi, imtiyaz payına da rödevans ücreti denilmektedir. İmtiyaz hakkı.
Rölativist Bağıntıcı, göreci
Ram 1. İtaat eden, boyun eğen, itaatli, münkad. 2. Teslim olmak, hükmü altına girmek
rehnli tahvil Genellikle konut yapımına finansman sağlamak için çıkarılan ve karşılığında ipotekle güvence verilen borç senedi.
Resepsiyon Bir toplumun hukukî mevzuatının bir başka toplum tarafından, kendi hukuku olmak üzere alınması olgusunu ifade etmektedir. İktibas.
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:28
Sâdır olmak Çıkmak
Safahat Evreler, safhalar
Sâlif-üz-zikr Zikri geçen; bildirilen
Salih Elverişli; uygun
Saniyen Ikinci olarak
Sarahat Açıklık; netlik; sarihlik; aydınlık
Sarfiyat Harcamalar; giderler
Sari Bulaşan; bulaşıcı
Satış vaadi Bir kimsenin, taşınmaz malını bir başkasına satmayı (ileride yapılacak satım akdini) taahhüt ettiği sözleşme.
Savcılık Devlet adına kamu davasını açan makamdır.
Sây Emek; çalışma
Sayıştay Devlet mallarını kabız ve sarf ve idare ve edenlerin hesaplarını tetkik ve muhakeme ile mükellef bir heyet.Divanı muhasebat
Saylık İçerisinde düz taşların bulunduğu, imar ihyaya elverişli arazi.
Sebketmek Vâki olmak; yapılmak; olmak; ileri geçmek
Sehim Pay; hisse
Sehven Yanlışlıkla.
Selahiyet İzin,müsade,yetki.
Selb Zorla alma; kaldırma; giderme
Selef Önce gelen kimse
Semen Satış parası; satış sözleşmesinde, satana mal teslimine karşılık olarak ödenecek para
Semere Bir maldan elde edilen ürünler; Tabii Semere
Senedât Senetler
Sened-i hâkanî Tapu senedi
Senet Bir kimsenin yapmaya ya da ödemeye borçlu olduğu şeyi göstermek için imzaladığı resmi kâğıt, belgit.
Senevî Senelik; yıllık
Serdetmek Ileri sürmek; öne sürmek; ortaya çıkmak; belirtmek
seyirtmek Koşmak, koşar adım yürümek
Seyrân-gâh Gezme yeri; dolaşma yeri
Sigorta primi Sigorta ettirenin sigortacıya ödemekle yükümlü olduğu ücrettir.
Sin Yaşanılan süre
Sinkâf Erkeklik organı ve ilgili sövgülerin tümünün kısaltılmış biçimi.
Sirayet Bulaşma; yayılma; geçme
Sirkat Hırsızlık; çalma; çalınma
Siyanet Koruma
Siyasi haklar Herhangi bir biçimde devletin yönetimine ve siyasi kuruluşlarına katılmaya yönelik haklardır
Skar Yara izi, kesi, iyileşmiş yara.
Soruşturma Suçun işlenmesinden başlayarak yargı verilinceye dek, kolluk, savcı, yargıç yönünden yapılan inceleme, araştırma ve kanıtların toplanması işleminin tümü.”
Sosyal devlet Fertlerin sosyal durumlarıyla ilgilenen, onlara asgari bir hayat düzeyi sağlamayı, sosyal adaleti ve sosyal güvenliği gerçekleştirmeyi ödev bilen devlettir.
Sosyal ilişkiler Şahısların birbirleriyle veya toplumla olan ilişkileridir.
Sosyal kurallar Sosyal ilişkileri düzenleyen din, ahlak, görgü ve hukuk kurallarıdır.
Sosyal ve ekonomik haklar Kişinin sosyal ve ekonomik faaliyetleriyle ilgili bulunan hak ve hürrriyetlerdir.
Sözleşme İki veya daha çok kişinin, aralarında bir hukuki bağ yaratmak, bu bağı değiştirmek veya ortadan kaldırmak amacıyla, karşılıklı ve birbirine uygun iradelerini beyan ederek yaptığı hukuki işlem; akit.
Sözleşmeden Dönme Taraflardan birinin, mevcut sözleşmeden cayması; sözleşmeden rücu.
Suç 1. Törelere, ahlak kurallarına aykırı davranış. 2. huk. Yasalara aykırı davranış, cürüm.
Sudur Verilen ; çıkan
Suiniyet Kötüniyet
Sukut Düşme; düşüş
Sulh Barış.
Sureti mahsusa Özel olarak; özellikle; belli amaçla
Sureti mümtaze Öncelikli
Suveri müsaddaka Onanmış örnek
Sübût Sabit olma; gerçekleşme; ispatlama; ispatlanma; kanıtlama
Sükna Oturma yeri; oturulacak yer; konut
Sükna hakkı Bir evde veya evin bir bölümünde oturma hakkı veren kişiye bağlı bir irtifak hakkı; oturma hakkı, bir evde veya evin bir bölümünde oturma imkanı veren bir irtifak hakkı.
Sülüsân Üçte iki
Sürekli edim Borçluyu belli bir süre, belli davranış ya da davranış biçimleri ile bağlı bulunmakla yükümlü kılan edim
Süreli icap Bir kimsenin, belli bir süre bağlı olmak niyeti ile beyan ettiği icap.
Süresiz icap Kabul haberinin kendisine ulaşması ile ilgili olarak herhangi bir süre tayin etmediği icap
sürüm 1. Bir ticaret malının satılır olması, “
Saik-i mümbit Niyetiyle bekleneni verebilen, randımanlı, faydalı
Sarfı nazar Sayılmama, vazgeçme, dikkate almama.
Sefir Elçi, Büyükelçi
Sefaret Elçilik, büyükelçilik
Self-determinasyon hakkı Ulusların kendi geleceklerini belirleme hakkı.
Sermediyet Sonsuzluk, süreklilik, ebedilik
Sulta Otorite, Baskı
Sarf-i nazar etmek Vazgeçmek
Seraser Baştan başa, bütün, hep mecmuan, külliyen
Sebepsiz zenginleşme İki mal varlığı arasında, birinin zararına olan haklı bir sebep olmaksızın meydana gelen değer kaymalarını ifade eder. Bu kaymalar, zenginleşmenin veya fakirleşmenin davranışları ile olabileceği gibi, tabi kuvvetlerin sonucu da olabilir.
Sav ileri sürülen düşünce, iddia, tez
Saik Sebep
Sıra cetveli Satış tutarının tüm alacaklıların alacağını karşılamaması durumunda düzenlenen çizelgedir.
Sanık Suç işlediği sanılan kişi.
Sinkaf Ağır bir küfre tekabul eden kelime.
Suni Hısımlık Evlatlık ile evlat edinen arasındaki bağdır.
semeni satış sözleşmesinde alıcının borcu
Süje Süje
Süje Muhakemede kendine ait bir statüsü bulunan ve diğer bireylerden bağımsız olarak gerçekleştireceği işlemlerle muhakemenin ilerlemesine katkı yapan kimsedir
sarfinazar Hesaba katmamak, saymamak, vazgeçmek.
sadır olmak ortaya Çıkmak
Sahih gerçek, düzgün, doğru, legal, hukuka uygun
Sâkıt susan; herhangi bir görüş bildirmeyen; düşen; düşücü; hükümsüz
Salâhiyet yetki; bir davaya bakabilme
Sarf Harcama, tüketme, kullanma
savıcı başından savan kimse
seddedilmiş Kapatılmış. Hududlanmış
SANIK Kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişi.
SUÇLU Suç işlemiş kişi, mücrim.
SAVCI Devlet adına ve yararına davalar açan, kamu haklarını ve hukuku yerine getirmek üzere yargıç katında sanıkları kovuşturan görevli, müddeiumumi.
Sarih Kolay anlaşılır, belli veya belirgin, açık
Sınai Sanayi ile ilgili, endüstriyel
SALIK Olmuş veya olacak bir olay, bir olgu ile ilgili verilen bilgi, haber
Silsile Birbirine bağlı, birbiriyle ilgili şeylerin oluşturduğu dizi, sıra
simsarlık arabuluculuk
Sabit olmak Bir şeyin varlığı, doğruluğu, gerçekliği kesin olarak belli olmak.
Sübut bulmak (bir suç, durum vb.) belgeyle, delille ortaya konulmak, kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde ortaya çıkmak.
sübuta ermek Gerçekleşmiş eylemin kuşkuya yer olmayacak bir biçimde kanıtlanması, ispat edilmesi.
sübut Kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde ortaya çıkma, gerçekleşme, belgelenme.
Sakıt olmak Geçerliliği kalmamak, düşmek.
Suç vasfının değişmesi Suç vasfının değişmesi, savcı tarafından hazırlanan iddianamede şüphelinin yargılanmasını talep ettiği sevk maddelerinin şüpheliye isnat edilen suça uymaması, başka bir deyişle mahkemece suç tipinin farklı bir hukuki nitelemeye tabi tutulmasıdır.
Sovtaj sigortacılık sektöründe hasar gören malın hasar almayan bölümünün sigortacı tarafından alınarak gelir haline getirilmesine veya hasarlı malın değer taşıyan bölümünün sigortalıya bırakılarak, sigorta şirketinin bu değeri tazminat ödemesinden düşmesine verilen isimdir.
Siber Zorbalık Dijital teknolojiler kullanılarak gerçekleştirilen zorbalıktır. Bu tür zorbalıklar sosyal medyada, mesajlaşma platformlarında, oyun platformlarında ve cep telefonlarında görülebilir. Hedef seçilen kişileri korkutmaya, kızdırmaya ya da utandırmaya yönelik olarak tekrarlanan bir davranıştır.
seyrüsefer Gidiş geliş; trafik
SUJE 1.Fail 2.Muhakemede kendine ait bir statüsü bulunan ve diğer bireylerden bağımsız olarak gerçekleştireceği işlemlerle muhakemenin ilerlemesine katkı yapan kimsedir.
Sui generis “Kendine özgü”, “emsalsiz”, “özgün” anlamlarına gelen, Hukuk gibi birçok disiplinde kullanılan Latince bir ifade. Nevi şahsına münhasır.
sebat Sözünden veya kararlarından dönmeme, bir işi sonuna değin sürdürme, direşme.
sukutu hak müddeti hak düşürücü süre
Sübut Kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde ortaya çıkma, gerçekleşme, belgelenme.
Suça Sürüklenen Çocuk Kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen on sekiz yaşından küçük çocuk.
Sorgu Suç niteliğinde görülen bir konuyla ilgili olarak, durumun aydınlanması için yargıcın sanığa sorular sorması ve sanığın bunları yanıtlaması işi.
Saik hatası İradenin oluşmasında etkili olan bir konuda düşüncenin gerçek duruma uygun olmaması, kişinin olayları yanlış algılayıp, bunları yanlış değerlendirerek, beklenti ve tahminlerinde isabetsiz bir kararla iradesini oluşturmasının sonucu olan yanılmadır.
Sıhhî Sağlıkla ilgili, sağlığa âit
Suç Kanunlar tarafından yanlış veya zararlı olduğu için ceza tehdidiyle yasaklanan ve bazı durumlarda cezalandırılabilen davranıştır.
Sınırlı Ehliyetli Ayırt etme gücüne sahip, ergin olan ve kısıtlı olmayan kişiler. Tam ehliyetli olduğu halde birtakım sebeplerden ehliyeti sınırlandırılmış kişiler. Yasal danışmanları olmadan borç altına giremezler.
Sınırlı Ehliyetsiz Ayırt etme gücüne sahip, ergin olmayanlar ve kısıtlılardır. Ergin olmayanlar veli, vasi olmadan borç altına giremezler. Ayrıca vasilerin rızası olsa dahi kefil olamaz, bağış yapamaz, vakıf kuramazlar.
sıhri hısım Kan bağı ile değil, kanuni yollarla oluşan hısımlıktır.
suç tasnii Suç uydurma
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:28
Şagil Meşgul eden; meşgul olmayı gerektiren; işgal eden; bir mülkte oturan
Şahâdet Tanıklık
Şahbender Konsolos
Şahsı âhar (âher) Başkası; üçüncü kişi
Şahsi edim Borçlunun bizzat bedeni ya da fikri gücü ya da yeteneği ile icra edeceği edim türü
Şahsi haklar Ayni hakların aksine, herkese karşı ileri sürülemeyen haklar; kişisel haklar.
Şahsiyet hakları Şahısların maddi,manevi ve ekonomik bütünlüğü üzerindeki mutlak haktır.
Şamil Içine alan; kapsayan; çevreleyen
Şâmil olmak Kapsamak; içine almak
şantiye 1. Yapı gereçlerinin yığılıp saklandığı veya işlendiği yer.
Şârih Şerhçi; şerh eden; bir konuyu ayrıntılarıyla açıklayan
Şark Doğu
Şartname Satın alma, satma, yaptırma, kiralama vb. işleri gerçekleştirmek isteyen gerçek veya tüzel kişilerin düzenlediği ve işi yapan ile yaptıranın üstlendikleri koşulları belirleyen resmî belge.
Şayi Pay; hisse
Şâyi hisse Ortak (müşterek) mülkiyette, ortaklardan herbirine ait pay
Şayian Ortaklaşa
Şefi Şufa (önalım) hakkı bulunan kişi; önalımcı
Şerait Şartlar; koşullar
Şerh Kişisel hakların, devir sınırlamalarının ve geçici tescilin, tapu siciline yazılmasını gösteren terim
Şerik Ortak; iştirakçi
Şibh (şibih) Benzer; benzeme; benzeyiş
Şifahî beyan Sözlü açıklama
Şimal Kuzey
Şira Satış
Şufa Önalım; öncelikli alım
Şufa hakkı Önalım hakkı; mükellefin, hakkın konusu olan şeyi bir üçüncü kişiye satması durumunda, hak sahibine tek taraflı bir irade beyanı ile satılan şeyin mülkiyetinin kararlaştırılan bedel karşılığında öncelikle kendisine devrini isteme yetkisini veren haktır, y
Şuhut Şahitler
Şura-yı Devlet Osmanlı Devleti’nde günümüzdeki Danıştay’a karşılık gelen yüksek yargı kurumudur.
Şümul Kapsam; içine alma; kapsama
Şüphe 1. Bir olguyla ilgili gerçeğin ne olduğunu kestirememekten doğan kararsızlık, kuruntu, işkil, şüphe, acaba”
Şüyu Paydaşlık; hissedarlık
Şayeste Uygun, yakışır,layık uygun, münasip.
Şayeste Para alıp vermek yetkisi,saklama yetkisi.
ŞÜPHELİ Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişi.
ŞİKÂYETÇİ Zarar gördüğü bir suçun failini, ilgili makam ve memurlara bildiren kişi, müşteki.
Şahit Tanık
ŞÜMUL İçine alma, kaplama, kapsama.
Şiar Tutulacak yol, ülkü, ilke
Şehadet Yüksek bir ülkü uğrunda ölme, şehit olma
şehadetname Bir işin yapıldığını gösteren, yetkilisi tarafından verilmiş olan onaylanmış belge
Şüheda Şehitler, Şahitler
Şüreka Şerikler, ortaklar
Şûrâ-yı Devlet Şura-yı Devlet Osmanlı Devleti’nde günümüzdeki Danıştay’a karşılık gelen yüksek yargı kurumudur.
şahadetname Bir eylemin yapıldığını, bir durumu gösteren ve yetkililerce verilmiş olan onaylı belge.
Şüpheli Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade eder.
Şecâat Yiğitlik, kahramanlık,cesaret
Şahsi cezasızlık sebepleri Suçun işlendiği sırada var olan ve failin cezalandırılmasına mani olan şahsa bağlı sebeplerdir.
şeriklik Şerik olma durumu, ortaklık. Ceza hukukunda suça yardım etme “şeriklik” biçimlerinden biridir. Suça katkı sağlayan, fakat gerçekleştirdiği davranışı faillik oluşturmayan kişiler şerik olarak kabul edilmektedirler.
şifahen Sözlü olarak, sözle söyleyerek.
Şifahi Sözlü olarak yapılan
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:29
Taaddüd Birden çok
Taahhüdü ihlal Borclunun haciz zaptında borcu kabul ve ödemeyi taahhud edip, tahhüdünü yerine getirmemesi.
Taahhütname Kişinin kendi ad ve hesabına, bir gerçek kişi veya tüzel kişiye karşı, sözleşmeli ya da sözleşmesiz olarak, bir işin yapılmasını veya bir şeyin teslimini üstlendiğini gösterir belge.
Taalluk Ilişiği olma; asılma; ilgi
Taayyün Tayin olunma; belli olma; belirme
Taazzuv Uzuvlaşma, bir biçim alma, teşkilâtlanma, organlara ayrılma.
Tabiyet Kişi veya şeyleri devlete bağlayan siyasi ve hukuki bağ; vatandaşlık. yurttaşlık; bağımsızlık
Tacir Ticaretle uğraşan; bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimsedir.
Tadât Sayma; sayılma; sayım
Tadil Değiştirme; değişiklik
Tafsil Etmek Ayrıntiları ile anlatmak.
Tağyir Başkalaştırma; değiştirme; bozma tahakkuk gerçekleştirme; gerçekleşme
Tahaddüs Ortaya çıkmak
Tahassul Hasıl olma; sonuç olarak ortaya çıkma
Tahavvül Değişme; dönme
Tahdîdât Sınırlamalar; kısıntılar
Tahdidî Sınırlayıcı, tüketici.
Tahfif Hafifletme; azaltma
Tahkik Soruşturma.
Tahkikat Soruşturma
Tahlif Yemin
Tahliye Boşaltma; salıverme; serbest bırakma.
Tahliye taahhütnamesi Kiracının, kiralananı belli bir tarihte boşaltacağına ilişkin yaptığı yazılı irade beyanı.
Tahmil Yükleme
Tahnit Bozulmaması için ölüyü ilaçlama.”
Tahrip Harabetme; yıkma; kırma; bozma
Tahrir Yazım
Tahriren Yazılı olarak
Tahsin Beğenme
Tahsis Emrine verme; özgüleme.
Tahşiye Çıkıntı yapmak
Taht Alt; aşağı
Tahtani Binanın alt kısmı
Tahtani fevkani Altlı üstlü
Tahvil Değiştirme; değiştirilme; borç senedi
Tahvilat Tahviller
Takaddüm Önce gelme; önde gelme
Takarrür etmek Kararlaşmak; kararlaştırmak; istikrar kazanan kararlar
Takas Vadesi gelmiş, aynı cinsten ve karşılıklı iki alacağın birbirine sayışılması.
Takibat Kovuşturma
Takrîr Önerge; anlatma; anlatış; tapuda malını sattığını veya ipotek ettiğini söyleme
Takrir etmek Sağlamlaştırmak
Taksim Ortak mülkiyette bulunan bir malın, ortaklar arasında yapılan bir sözleşmeyle veya dava açmak suretiyle bölüştürülmesi.
Taksir Iradi olarak işlenen bir icra ya da ihmal eyleminden, fail tarafından istenmemiş olmalarına rağmen, kanunun cezalandırdığı sonuçların meydana gelmesi hali
Takyidat Sınırlama, kısıtlama.
Takyit Kısıtlama
Talâk Islâm hukukunda boşanma
Ta’lık Geciktirme; askıda bırakılma
Talik 1.Belli bir zamana bırakma, erteleme.”
Talil Sebep gösterme; illetlendirme, bir şeyi bir illete bağlama.
Talîmâtnâme Yönetmelik
Tanık Duruşmada bilgisine, görgüsüne başvurulan kimse, şahit.”
Tapuyu misil Tarafsız bilirkişinin belirteceği tapu; bedel; değer baha
taraf ehliyeti Hukuk davalarında davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyeti. Medeni haklardan yararlanan herkes kural olarak taraf ehliyetine de sahiptir. Ancak bunu ya bizzat kullanır ya da kanunî mümessili onun adına bu ehliyeti kullanılır.
Taraf teşkili Taraf oluşturma. Davanın taraflarından biri olabilme yeteneği. Uluslararası ihtilaflarda müzakerenin taraflarından birisi olma durumu.
Tarafeyn İki taraf.
Tarh Çıkarma, ıtrah etme, bir sayıdan diğerini çıkarma, vergi koyma, kişinin kazancından vergi payı çıkarma, belirleme. Çoğulu tarhiyyâtdır; vergi koyma işlemleri.
Tarik Yol; yöntem
Târik Terkeden; bırakan
Tariki âmm Herkesin geçebilmesi için bırakılan yol; kamunun yararlandığı yol;
Tasarruf Bir şeyden yararlanabilme ve o şey üzerinde fiili veya hukuki işlem yapabilme gücü.
tasarruf etme Kullanma ve yapma harcama, yönetme, bir şeyi sevk ve idare gücü. Harcamadan bekletme, biriktirme, tutumlu olma. Çoğulu tasarrufâtdır; işlemler, muâmeleler, harcamalar.
Tashih Düzeltme; resmi bir kütüğün, bir hukuki işlemin düzeltilmesi
Tasnif Düzen
Tasrih etmek Açıklamak; belirtmek
Tasvib Doğru bulma; uygun görme; onaylama
Tatbika medar imza Uygulamaya elverişli imza
Tathir Temizleme
Tavassut Aracılık; ara bulma; aracı olma
Tavazzuh Aydınlanma
Tavzif Görevlendirme
tavzih Vâzıh hale getirme, açıklama, bir konuyu anlaşılır hale getirme, çoğulu tavzihâtdır; açıklamalar. Hmk md. 455 vd.
Tavzîh Açıklama
Tazammun etmek Öngörmek; sonucu doğurmak; içine almak; kapsamak
Tazminat Maddi veya manevi zarara karşılık ödenen bedel; zarar ödencesi;hukuka aykırı olarak başkalarına verilen zararların ödetilmesi biçiminde müeyyidedir.
TAZYİK Baskı, sıkıştırma, zorlama, baskı tatbik etme, darlaştırma. Tbmm:, türkiye büyük millet meclisi. 23 nisan 1920’de kurulmuş ve toplanmıştır. Türk temsili demokrasisinin yasama organıdır. 1982 anayasasına göre her 5 yılda bir yapılan genel seçimle seçilen 5
tazyik hapsi Yapılması gereken bir edim yapılmadığında borçlu kişinin onu yapması veya edimi ifası için hapsen tazyikte bulunulurdu. Hapse konulma hali ve böylece borcun ödenilmesini sağlama durumu. Şimdi bu tür bir yaptırım yoktur. Şahitlik veya bilirkişilikten, yemi
Teadül Beraberlik; denklik; birbirine denk gelme
Teahhur(teehhür) Gecikme; temerrüt
Teâmül Örf ve adet; öteden beri olagelen, insanlar arasında yapılagelen belli bir davranış.
Teati Karşılıklı gönderme
Tebaa Uyruk; bir devletin hükmü altında bulunan kimseler
Tebâdür Akla gelme; hatırlanma
Tebârüz ettirme Belirtme; ortaya koyma
tebcil Öğme, medhetme, yüceltme, üstün kılma.
Tebdil Değişme; değiştirilme
Tebeddül Değişiklik
Tebellüğ Bir tebliği alma; tebliğ edilen bir yazıyı imza ile teslim alma
Tebellür Netleşme; net olarak ortaya çıkma; aydınlanma
teberru Bağış, hibe, karşılıksız olarak mal bağışı. Çoğulu teberruâtdır; bağışlar, yardımlar, hibeler.
Tebeyyün Ortaya çıkmak
Tebeyyün etmek Saptanmak ; ortaya çıkmak; aydınlanmak
Tebligat Bir hukuki işlemin yetkili makamca, ilgili kişinin bilgisine sunulmak üzere, kanun ve usule uygun olarak yazı veya ilanla bildirilmesi.
TEBLİĞ Bildirme, duyurma, anlatma, yazılı bir emri, mahkeme yazısını ilgili şahsa teslim etme, imzasını alma. Çoğulu tebliğâtdır; duyurular, anlatmalar.
Tecdit Yenileme; tazeleme, açıkça anlaşılacak şekilde önceki borcun, yeni bir borç kurarak ortadan kaldırılması; yenileme.
Tecezzî Bölünme; doğranma
Tecvîz Ceza verme; caiz görme
TECZİYE Cezalandırma; ceza verme.
Tedabir Tedbirler önlemler
Tedarik Sağlama; temin etme
Tedavül Sürüm; elden ele gezme; dolaşma; kullanılma
tedbir Tedbir, Tedebbür: Bir işin iyi ve sıhhatli olması için arkasını, önünü gözeterek takdir ve idare etmektir. Bütün evreni yönetmek, her işi evirip çevirmek. Tabii düzenini ayakta tutmak, kanunların işlemesini sağlamak.
Tedip hakkı Ana babalara tanınmış çocuğa öğüt vermek, ihtirada bulunmak
Tediye Ödeme; bir borcun ödenmesi
Tedricen Azar azar; yavaş yavaş; aşamalı olarak
Tedvîn Hukuku birleştirmek amacıyla,hukukun bir dalı ile ilgili yasa halinde kurallar koyma
Tedviren vekaleten
Teehhür Gecikme; sonraya kalma
Teemmül Düşünüp taşınma; etraflıca düşünme
Teessüs Kuruluş; kurulma; yapılma; yapılanma
Tefehhüm Anlamak; akıl erdirmek
Teferruat Ayrıntı, geleneklere göre bir malın daha iyi ve daha verimli kullanılmasında yararı olan, asıl mala sıkı sıkıya bağlı bulunmayan, az bir masraf ve hasar ile asıl maldan ayrılabilen mallara mk. Da teferruât denilir. Bir dairedeki asılı levhalar, avizeler,
Teferruğ Satın alanın aldığı mülkün ferağ işlemini yaptırması, tapu kaydını kendi üzerine çevirme
Teffiz Bkz. tefvîz
Tefhim Verilmiş olan kararın veya hükmün,duruşmada hazır bulunan taraflara yargıç tarafından sözle bildirilmesi
tefrik ayırma
Tefrişat Döşeme araçları; bir yeri döşemek için kullanılan eşya
Tefvîz Ihale; sipariş etme; havale etme; dağıtım; ısmarlama; bir taşınmazı belli bedel karşılığında üçüncü kişinin üzerinde bırakma
Tehâlüf Yargıcın iki tarafa da yemin vermesi; birbirine zıt olma
tehir erteleme
Tehir erteleme Ara verme
tehlikeli hükümlü işlediği suçun nitelik ve icra şekli göz önüne alındığında toplum için ciddi bir tehlike oluşturan ve cezaevi güvenlik ve nizamını ihlal edebileceği yönünde kuvvetli delil bulunan hükümlüdür.
Tek taraflı irade beyanı Hukuki bir ilişkide taraflardan birinin, o ilişki bakımından hüküm ve sonuç doğurmaya yetecek şekilde iradesini açıklaması.
tekabül Karşılamak,karşılıklı kabulleniş, takasta bulunma.
Tekabül etmek Karşılamak; karşılık olmak
Tekaüd Emeklilik
Tekâyüd Birbirine hile yapma
Tekeffül Birine kefil olma; kefalet verme; garanti etme
tekellüf Külfetli iş yapma, birisine yük yükleme, sıkıntı verme. Yapmacıktan iş yapma.
Tekemmül Tamamlanma; olgunlaşma
TEKERRÜR Tekrarlama, tekrar etme. Bir kimsenin bir suçu işleyip hakkında hüküm verildikten sonra yeni bir suç işlemesi durumu. Mükerrirlik hali. Tck md: 29.
Tekevvün etme Yaratılma; meydana gelme
Tekid Pekiştirme, üsteleme. Önceden yazılan bir yazının peşine ikinci defa bir yazı daha gönderme. Güçlendirme.
teksif Kesâfet arz etme, yoğunlaştırma, bir noktada dikkat toplama, sıkıştırma.
tekzib Yalanlama, kizbetme, asılsız bir haber üzerine bunu düzeltmek için basın kanununa göre ilgili kişinin mahkeme kararıl ile basın aracına gönderdiği düzeltme yazısı, yalanlama yazısı. İlgili kişinin bu hakkı kullanmasına tekzib hakkı denir ki, asılsız haber
Telâfi Zararı karşılama; giderme; eksikliği giderme
telahuk Lühûk etme, bitişme, peşinden bir şeye yetişip ona katılma, eklenme. Birbirine katılma. Sonraki bütçenin öncekine katılması veya genel bütçeye yan bazı bütçelerin katılmasına da mülhak bütçe denilmektedir.
Telâhuk Birbirine katılma; yarışma; hakların yarışması
telhis Hülâsa etme, kısaltma, özetleme.
Telhîs Hülasa etme; özetleme; özet
Telif Yazma; uzlaştırma
Telif hakları Fikir ürünü eserler üzerinde yaratıcısının sahip bulunduğu haktır.
Telvis etmek Kirletmek
Temadi Sürüp gitme; süregelme; devamedegelme; sürme; uzama
temayül TANINMA, MEZİYETLERİYLE TANINIR OLMA, ÜSTÜN GELME, ŞÖHRETE ERME.
temdid Uzatma, medîd hale getirme. Kanunlarda tanınan sürenin bir kısım makamlarca, hâkimce vb. Lerince bir daha uzatılması durumu. Pas. K md. 13.
Temellük Mülk edinme; kendine mal etme; sahip olma; sahiplenme; devralma
Temerrüd Direnme; borcun ifasında gecikme, bir yükümlülüğün yerine getirilmesinde oluşan gecikme; direnme
temerrüt Direnme, inad etme, meredleşme, meredlik gösterme. Alacaklının alacağını teslimde ve borçlunun da borcunu ifada inadına direnmesi, geciktirmeye sebebiyet vermesi. Bk md. 90, 95. Borsa’da yapılan işlemler sonucunda, taahhütlerin gerektirdiği ödeme veya men
Temettü Kâr; kazanç payı; yarar
temhir mühürleme
Teminat Belli bir hukuksal durumu (genellikle borcun ödenmesini) sağlamak için verilen garanti.
Teminat akçesi Bir sözleşmenin kurulması için taraflardan birinin diğerine vermek yükümlülüğünde bulunduğu para
Temlik Devir, alacağın bir başkasına devri, mülkiyetinin geçirilmesi. Alacağın devredilmesi. Bk md. 165.
Temşiyet Meşiyet, dileme, icrada bulunma, yürüme ve yürütme.
temyiz İyiyi kötüden; hayrı, şerden ayırt edebilme yeteneği, akıl gücü. İlk derece mahkemelerince verilen yargı kararlarının esas ve usûl açısından denetime tabi tutulduğu üst derece mahkemesi. Bu denetim isteme işine de temyiz işlemi denilir. Cmk md. 305, 326.
Temyiz Kudreti İyiyi kötüden ayırma ve makul biçimde davranışta bulunma yeteneği.
tenakus Eksikleştirme, azaltma: iki kişinin verecekleri şeylerde karşılıklı olarak azaltmaları, noksanlaştırmaları.
Tenakuz Çelişme, çelişki, tutmazlık
Tenâküz Çelişki
Tenbih Uyarma; uyarı
Tenezzül Inme; alçalma; düşme; kendine aykırı gelen bir işi veya durumu kabul etme
TENFİZ İnfaz etme, bir hükmü uygulama, gereğini yerine getirme. Bir şeyi geçerli kılma.
Tenkis Indirme; azaltma; eksiltme
Tenmiye Nemalandırma; artırma; işletme
Tensip Uygun görme
Tenvîrât Aydınlatma; ışıklandırma
Tenzil Indirtme; azaltma
Terâküm Birikme; biriktirme
Tercihe şayan Üstün tutulan; yeğlenen; tercih edilen
Terditli Kademeli
tereke Ölen kimseden, geride bıraktığı mirasçılarına kalan mal, ölenin terkettiği, sağlara bıraktığı mal.
Tereke (terike) Miras bırakanın mirasçılarına geçen kalıtı; kalıt; mirasçılara kalan malvarlığı
Terekküp etmek Oluşmak
Teressübât Tortulanmalar; dibe çökmeler; durulmalar
Terettüp etmek Düşmek; doğmak; ait olmak; sırası gelmek; gerektirmek
Terhin Rehin olarak verme; emanet bırakma
Terkin Boyama, çizme, bozma, bir kaydın çizilmesi. Tapu kaydının düşürülmesi. Bir kimse üzerinde görülen bir taşınmazın bu durumunun sona erdirilmesi. Bir şeyin parçası ve temel rüknü haline getirme. Asıl unsur yapma. Mk md. 933, 935.
Termim Tamir etme; onarma; düzeltme; iyileştirme
tersim Resmetmek, bir şeyin çizgilerle şeklini çizmek, çizgilerle ortaya koyup anlatmak.
Tersîmât Resmetmeler; resmini yapmalar; çizmeler
Tertip Sıra; düzen; düzenleme
Tesâhub Sahip çıkma; koruma
Tescil Resmi kütük veya defterlere bir konunun (hakkın) yazılması, kayıt düşülmesi.
Tesellüm Teslim alma
teselsül Birden çok kimsenin alacaklıya karşı aynı borcun tamamını yükümlenmelerine veya birden çok alacaklının tek bir borcu istemeye hakkı olduğunu gösteren durum;dayanışma Zincirleme. Zincir gibi birbirine bitişik kısımlar olma. Silsile peyda etme Man: Bak: Del
Tesmiye Ad koyma; isimlendirme; belirleme
Tesviye Sonuca bağlama; çözümleme; gereğini yapma; seviye; düzdüzeltme
teşdid Şiddetlendirme, ağırlaştırma, bir suçun cezasının bazı nedenlerle ağırlaştırılması ve aktarılması. Bunun sebebleri ne de teşdîd sebebleri denilir. Meselâ taammüden adam öldürme, kamu malını çalma, küçüklere laf atma vs. Gibi.
Teşevvüş Karışıklık; kargaşalık
teşhis Şahıslandırma, tanıma, bir kimseyi tanıma suretiyle kim olduğunu ortaya koyma, belirleme.
Teşmil Kapsamına alma; yayma
teşrii Yasama faaliyeti, kanun yapma, kanun koyma işi. Laik hukukta bu yetki ya halkın temsilcilerinindir ya da baştaki yöneten az bir grubundur. İslâm hukukunda ise temelde allah’ındır. Hakikî şâri o’dur. Hz. Peygamber mecâzî anlamda şâridir. Bu faaliyett
Teşrik Yaptığı bir işe ortak almak.
Teşviş Karma karışık yapma, iyiyi kötüye katma, zihnin karışık bir durum alması.
Tevakkuf Bağlı olma; durma
Tevarüs Bir kimseden miras kalma; mirasa konma; kalıtım yoluyla birinden diğerine geçme
TEVDİ Bırakmak, vedia olarak bir yere emânet etme.
Tevdi etmek Vermek; bırakmak; sunmak
Teveccüh Yönelme; yakınlık duyma; sevgi
Tevellüt Doğum; doğma
Tevessül etmek Başvurmak; kalkışmak; girişmek
Tevfik Uydurma; uygunlaştırma
tevfikan Uygun olarak, uygun biçimde.
tevhid Birleme, tekleme, vahdetleme, allah’ı tek olarak kabul etme. İslâm’ın temel amacı allah’ı birlemek ve ona öylece inanmak, şirke sapmamaktır.
tevil Bir kâpalı sözü yorumlama, bir başka anlam katma, amacı dışında farklı biçimde yorumlama.
te’villi ikrar Yoruma müsâid ikrar. Sanığın ikrarının yoruma müsaid olması durumunda yargıtay bunu kabul etmemektedir.
tevkif Tutma, bekletme, bir yerde tutma. Çoğulu tevkifâtdır; tutuklamalar kitle halinde içeri sokma. Para alacaklılarının istihkâklarında yapılan kesintiler, içeride tutulan paralar. Cmk md. 104.
Tevkif Müzekkeresi Tutuklama müzekkeresi. Bu müzekkere hâkim tarafından kesilir, üzerinde sanığın kim olduğu, işlediği .:uç ve tutuklama sebebleri ayrıntılı şekilde yazılır. Cmk md. 106 vd.
Tevkil Vekil olarak tayin edilmiş kimsenin, vekillik yetkisini bir başkasına devretmesi.
Tevlit etmek Doğurmak
Tevliyet Vakfın işlerini yönetmek
Tevliyet davası Mütevellilik davası; vakfın işlerine bakma göreviyle ilgili dava
tevsi Genişletme, yayma, vüsatini sağlama. Çoğulu tevsîâtdır; genişletme işleri.
Tevsî’ Genişleme
Tevsîk Belgelendirme
Tevzi Dağıtma
teyit Destekleme, güçlendirme, tasdik etme.
Tezad Zıdlık gösterme, iki şeyin çelişki arzetmesi.
Tezâyüd Artış; çoğalma
Tezkere-i sâmiyye Sadrazamlık makamından yazılan tezkere
Tezyif Değersiz olarak gösterme, aşağılama.
Tezyinat Süslemeler
Toplu iş sözleşmesi Işçi sendikaları ile işveren veya işveren sendikaları arasında yapılan ve iş şartlarını, tarafların hak ve borçlarını düzenleyen yazılı bir anlaşmadır.
Tutanak Zabıt, zabıtnâme. Bir toplantı ve duruşma ile sorgulama sonunda düzenlenen resmî nitelikli tutanak.
tutuklama Tevkif, ceza muhakemesinde kişiyi koruyucu ve önleyici bir tedbirdir. Cmk md. 104 vd. Nda yer alan ve adresi belli olmayan, ağır cezalı bir suçun sanığı olan, delilleri yok etme gibi ihtimallerin bulunması durumunda hâkimce alınan önlem. Hürriyeti kısıtla
tutuklu Mevkûf, tutuklama kararı verilen.
Tüzel Kişi Kendisini oluşturan gerçek kişilerin üzerinde ve onlardan bağımsız bir varlığı ve belirli bir amacı bulunan.
Tüzük Bir kanunun uygulamasını göstermek veya kanunun emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak şartıyla ve Danıştayın incelemesinden geçirtilerek Bakanlar Kurulu tarafından çıkartılan yazılı hukuk kurallarıdır.
Taaddi Başkasının Hakkında El Uzatma.
Tedenni Gerileme, Gerilemek, Düşme.
Trampa Değişim
Temlikname Bir hakkın diğer bir kimseye geçirildiğini gösteren belge
Tecessüm Boyut kazanma, cisimlenme
Terkip Birleştirmek, Bir araya getirmek.
Tahakküm Hakimiyet ve kontrol altına alma.
Tezahür etme Belirme, görünme, ortaya çıkma
Tahakkuk Gerçekleşme, meydana gelme, bir şeyin doğruluğunun ortaya çıkması
Tagyir Bir şeyi değiştirme, başkalaştırma, aslından saptırma
Tahkir Aşağılama, onur kırma, onuruna dokunma
Teşdit Makul orandan arttırma, şiddet, şiddetini arttırma, güç verme
Tarumar Dağınık. Karışık. Perişan
Tekdir Azarlama, Paylama
Tardetmek Kovmak, Def etmek, Uzaklaştırmak
Temyizen Temyiz suretiyle. Temyiz yoluyla.
Taharriyat Araştırmalar, Aramalar
Taharri Arama, araştırma
Takriben Tahminen, yaklaşık olarak, aşağı yukarı
Tasallut Musallat olma, saldırma, sarkıntı
Taakkul Akıl erdirme, zihin yorarak anlama, hatıra getirme
Taaffün Kokuşma, bozulma, çürüme
Taadül Beraberlik, eşitlik
Taaccüb Şaşkınlıkla karşılama, hayret etme
Tahkim Taraflar arasında çıkan uyuşmazlıkların devletin resmi yargı organları yerine, kendileri tarafından belirlenen hakemlerce çözümlendiği bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir.
Tanzim Düzenleme, düzeltme, yoluna koyma
Teşdiden Cezada alt sınırdan ayrılarak üst hadden ceza verme
Tenzih Ayrı tutmak
Tahrirat Resmi bir dairece yazılan yazılar ve mektuplar
Temsilci Hak ve görev bakımından birinin veya bir topluluğun adına davranan kimse, mümessil.
Telemmu Pırıldama, ışıldama
Tehir-i icra icranın geriye bırakılması
Teraküm Birikme, yığılma
tevdi etmek vermek, bırakmak, sunmak
Tüze Hukuk. Doğrunun, hakkın korunması
Tenfiz İnfaz etme, bir hükmü uygulama, gereğini yerine getirme, bir şeyi geçerli kılma.
Tecziye Cezalandırmak
Tecezzi Parçalara ayrılma, ayrılma, bölünme
Tapu Sicili Taşınmazlar üzerindeki haklarını göstermek üzere devletçe tutulan resmi sicildir.
Tecrit Bir insanın dış dünyadan koparılarak kendi haline bırakılması olayıdır. İlişkide bulunduğu topluluktan çıkarmak, sosyal ekonomik ve kültürel olarak yalnızlığa terk etme halidir.
Tenzilat İndirim.
Temerrüt Faizi Temerrüte düşen borçlunun borcun muaccel olması anından borcun ifasina kadar geçen zamandaki faiz.
Teyakkun İyiden iyiye araştırıp şüphesiz tam olarak bilmek.
Tevkifat 1. Para konusunda kesintiler. 2.Tutuklamalar (hukuk)
Teşebbüs Girişim, girişme.
Tekaüd Emeklilik
TEAMÜL bir yerde öteden beri olagelen davranış,hukuksal olarak toplumun örf ve adetlerinin en küçük hali anlamındadır.
Tedvin Derleme
Tevcih Yöneltme,aşama, makam, mevki verme, terfi ettirme.
TAHSİS Bir şeyi bir kimseye veya bir yere ayırma
terkin Bir alacağın tahsil edilmesinin olanaksız olması nedeniyle,bu alacağın,idârî bir kararla düşürülüp,idârenin alacak defterinden çıkarılmasıdır.
Tefekkür Düşünme,fikretme,akıl erdirme;Bir konuda kişinin kendi kendine değerlendirmede bulunması.
Tüzel Hukuki, hukuksal
Tebarüz etmek Belirmek, görünmek.
tehir i icra Yapılan yargılama sonucunda yerel mahkeme tarafından verilen alacağın tahsiline dair kararı temyiz eden borclu tarafın , icra işlemlerinin durdurulması için yargıtay’dan talep etmesi mümkün olan; karşılığında tüm dosya alacağını icra veznesine teminat olarak yatırmayı gerektiren , teminat bedeli icra dosyasına yatırıldığı vakit yerel mahkeme kararı gelinceye kadar icra işlemlerini durduran karar.
Tatbik uygulamak
Takyit söz konusu taşınmaz mal üzerinde var olan kısıtlama
Teşri Yasama
teşbih benzetmek
teselsul karinesi iki veya daha fazla kişi ticari işlerde borç altına girmiş ise , borcun tamamından her birinin sorumlu olma hali
Tevziat Dağıtmalar,üleştirmeler
takbih Çirkin görme, beğenmeme. Kınama
Tilâvet Kuran’ı yüksek sesle, güzel ve yöntemince okuma.
Tröst Aynı alanda iş yapan çeşitli ortaklıkların pay belgitlerinin bir ortaklıkça elde edilmesi ve yönetimlerinin bu ortaklığı yöneten gruba aktarılmasıyla oluşan, tekelci anamalcılığa özgü bir ortaklıklar birlik
Teşhir Gösterme,sergileme
Tahrik harekete geçirme,kımıldatma
TEKÂSÜL Üşenmek. Gevşeklik. İhtimamsız davranmak. Tembellik.
Temevvüç Dalgalanmak, çalkalanmak.
TANIK Davacı veya davalı olmadığı hâlde duruşmada bilgisine, görgüsüne başvurulan kimse, şahit.
Tevellüt Doğum tarihi
Tebliğ Bildirmek haber vermek
Tekit Belirli süre zarfında cevap alınamaması halinde tekrar yazı yazarak cevap istenmesi .
termin belirli zaman, randevu
tecil Erteleme.
tavik Geciktirme, erteleme
Töhmet Birine isnat olunan suç; işlenildiği sanılan, fakat henüz aydınlanmamış olan suç, suçlama.
Tasfiye Bir ticaret kuruluşunun batması, kapanması gibi nedenlerle hesapların kesilerek ortada kalan maldan ve paradan alacaklılara paylarına düşen miktarın verilmesi işlemi.
Tehiri İcra İcranın Geri Bırakılması
Tefhim Mahkeme tarafından verilen kararın, duruşmadan hazır bulunan tarafa veya taraflara hakim tarafından sözle bildirilmesi.
Tezkiye Temize çıkarma, aklama.
Tafsilat Ayrıntılı bir şekilde, detayları da ortaya konulmuş açıklama
Tezyid Artırma, miktarca çoğalma, ziyadeleşme
Terviç Bir düşünceyi tutma, destekleme
Tahrif Bozmak, aslını değiştirerek yozlaştırmak.
Tecelli belirmek, ortaya çıkmak, görünmek; belirti, görüntü
Tevkifhane Tutukevi
Tetkikat İncelemek, araştırmak
Talimatname Yönetmelik
Terahi Herhangi bir konuda ileriyi düşünerek çekinmeyi gerektiren sebep veya durum, rezerv, ihtiraz. Savcının yasada yazılı yetkilerine dayanarak, tüze işlerinden dolayı kendilerinden bir işin yapılmasını istediği devlet görevlilerinin, işten kaçınmaları ve görevlilerin görevlerini yapmakta olumsuz davranmaları.
Tensip Zaptı Açılmış olan davaya ilişkin olarak, davayı incelemekte olan mahkeme tarafından yürütülecek olan inceleme faaliyetlerine ilişkin saptama ve hükümleri barındıran, bir çeşit yol haritasıdır.
Tevhit Birleştirme
Teknokrat 1.Yönetimde ve ekonomide uzmanlığı nedeniyle devlet yönetiminde söz sahibi bulunan, uzmanlığı kuramdan çok tekniğe, uygulamaya dayanan, ekonomik ve yönetimsel düzeneklerin işletiminde insan öğesini her zaman yeterince göz önünde bulundurmayan üst düzey devlet görevlisi.
tenasüb uygunluk, orantı.
teşkilat-ı esasi anayasa
Tevali 1. Arası kesilmeksizin sürme. 2. Art arda gelme, ardı arası kesilmeme, sürüp gitme.
Tehir-i İcra İcranın Geri Bırakılması
taksimat Bölüştürmeler; bölümleme
Tasvip Etmek Bir düşüncenin ya da davranışın doğru, uygun, yerinde olduğunu belirtmek, onu uygun bulmak, onamak, onaylamak.
Törebilim Iyi, kötü, yarar gibi sorunları inceleyen, töresel bir davranış yasası geliştiren, ahlak ve onun ilkeleriyle uğraşan felsefe kolu.
Tevil Yollu İkrar Kaçamaklı ikrar; şüpheli veya sanığın suçlama konusu vakıanın kendisi tarafından işlendiğini dolaylı bir şekilde kabul etmesidir.
Tadadi birer birer söylemek, saylamak; örnek olarak sıralamak
Tegayyür Değişmek, başka bir hale geçmek
Tedhiş Yıldırı, terör, terörize etme, şiddet içerikli korku yayma
Teyide Muhtaç Henüz doğrulanmamış
Tensip Zaptı Davanın açıldığı mahkemenin ilk duruşmadan önce, duruşmaya kadar yapılacak iş ve işlemleri belirlemek için tuttuğu bir tutanaktır.
Telakki Anlayış, görüş
Teffi taauf Anlaşılır ve tarif edilir
Tevali etmek Arkası gelmek, sürüp gitmek.
Taammüt Bir işi ya da suçu bilerek, tasarlayarak yapma, işleme.
Tasfiye 1.Katışıksız bir duruma getirme, arıtma, temizleme. 2.Bir ticaret kuruluşunun batması, kapanması gibi nedenlerle hesapların kesilerek ortada kalan maldan ve paradan alacaklılara paylarına düşen miktarın verilmesi işlemi.
Tevellüt Doğma, doğum
Tefrit Herhangi bir konuda geride kalma , yeterli olmama durumu ‘ dur.
Tabâbet 1.doktorluk, hekimlik. 2.hekimlik bilimi, tıp.
Tekamül 1.olgunlaşma, olgunluk. 2. gelişim, gelişme, evrim.
Teselsül Karinesi Birden çok kişinin ticari sayılan bir iş dolayısıyla bir kimseye karşı borçlanmaları halinde bunlar arasında var olduğu kabul edilen zincirleme sorumluluktur. Bu borçluların her biri söz konusu borçtan dolayı müteselsilen sorumlu olurlar.
Tebellüğ Etmek Kendisine gönderilen resmi bir belgeyi bildirimi imza karşılığı aldığını kabul etmek
Teberru Bir malın karşılıksız olarak verilmesi. Mecburiyet olmadığı hâlde birisine bir malı vermek.
tagayyür başkalaşma,değişim,yeni bir hal alma
temdit uzatma,devam ettirme
Tahdit Sınırlı, belirli bir sayıda ya da çerçeve ile belirtme
Tasdik Doğrulama, onaylama. Var olan bir işlemin yetkili resmi veya özel kurum ya da gerçek veya tüzel kişi tarafından onaylanması.
Tecavüz 1.Ötesine geçme, sınırı aşma 2.Saldırı
tasaddi Teşebbüs etme, sataşma
Tam Ehliyetli Ayırt etme gücüne sahip, ergin olan ve kısıtlı olmayan fiil ehliyetinin tüm koşullarına sahip kişileri ifade eder.
Tam Ehliyetsiz Fiil ehliyeti hiç olmayan kişilerdir. Ayırt etme gücünden yoksundur.
Tahkim Tarafların, aralarındaki hukuki ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünü, ya yasal bir zorunluluk ya da anlaşmak suretiyle Devlet mahkemeleri yerine, hakem olarak nitelendirilen kişi veya kişilere bırakmalarına denir.
tahdîdî Sınırlı, belirtilen sayıda. Numerus clausus.
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:29
Uhde Görev; birinin yapmakla yükümlü olduğu iş; bir işin yapılacağına söz verme
Uhdesinde Üzerinde; sorumluluğunda
Ulak Haberci; haber götürücü
Umran Bayındır
Umranî Bayındırlıkla ilgili; imarlı hale getirme
Umur Işler
Urup Arşının sekizde biri
Usul Şekle ilişkin.
UYARMA İkaz, ikaz etme, dikkatini çekme. Bir tür idârî disiplin cezasıdır
Uygulama imar plânı Onaylı halihazır haritalar üzerinde, varsa kadastral durumu işlenmiş olarak, nazım imar plân esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzeni, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama plânlarına esas olacak u
Uyrukluk Şahısları veya şeyleri devlete bağlayan hukuki ve siyasi bağdır.
Uzatılmış mal ortaklığı Evlilik birliğinin, eşlerden birinin ölümüyle son bulması halinde, sağ kalan eşin, ölen eşin çocuklarıyla birlikte devam ettirdiği mal ortaklığı rejimi.
uzlaşma Anlaşma, bir ihtilafın sona erdirilmesi, sulhlaşma, sulh olma.
Ukud Karşılıklı anlaşılan şeyler, şartlar, sözleşme
Usuli Müktesep Hak Usuli kazanılmış hak, görülmekte olan bir davada taraflardan birinin ya da mahkemenin yapmış olduğu bir usul işlemi ile yanlardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakka usule ilişkin kazanılmış hak denilmektedir.
ukubat İslâm ceza hukuku
Uyuşmazlık İki tarafın bir konu üzerinde farklı görüşlere sahip olmasından ortaya çıkan anlaşmazlık.
usül bir kimsenin kendisinden geriye doğru kan bağı olan kimseler, ana, baba, dedeleri ve nineleri., yukarıya doğru devam eden üst soy hısımlar
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:30
Üçüncü şahıs Bir sözleşmenin, davanın veya icra takibinin taraflarından olmayan kişi.
Üst hakkı Taşınmaz malikinin, bir başkasına, arsasının üstünde ya da altında inşaat yapma veya mevcut inşaatı koruma (ona sahip olma) yetkisi verdiği irtifak hakkı.
Ücret-i Vekalet Emeği karşılığı avukata ödenen vekalet ücreti.
Üst Soy- Alt Soy Kan Hısımlığı Ebeveyn- çocuk ilişkisine bağlı hısımlıktır. Anne, baba üst soy iken, çocuk ve torun alt soydur.
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:30
Vabeste Bağlı
vade Belirlenen süre, borcun ödeme zamanı, ifa zamanı. Ecel, ölüm, ölüm olayı.
Vakfiye Vakfedenin vakfa ilişkin bildirimini ve hakimin tescilini kapsayan belge
vakıa Olay, gerçek, olgu. Vuku’: Düşüş. Başa gelen, çatan büyük iş.
Vakıf Tesis; başlı başına bir varlığı bulunmak üzere bir malın belirli amaca tahsisi
VÂKİ vuku bulan,olan,olmuş.
VALÖR Bankacılıkta, faizin fiili olarak hesabına esas alınan tarihe VALÖR denir. Bankadan çekilen para için aynı günün, yatırılan para için tahsil edilen tarihi izleyen ilk iş günü VALÖR olarak kabul edelir.
Varaka Belge; yazılı kağıt
Varant Rehin senedi; umumi mağazaya tevdi edilen mallara ve tahıla ilişkin rehin hakkını gösteren ve bu mallar üzerinde herhangi bir alacaklı yararına bu hakkın yaratılmasını sağlayan senet
vareste Kurtulma, kurtulan, yoksun tutma, ilişiğinin kalmaması. Mahkemedeki duruşmalara gelme mecburiyetinin kalmaması.
Varîd Gelen; vasıl olan; gerçek olan; varolan
Vâridât Gelirler; devlet(kamu)gelirleri
Vâris Mirasçı
VARİT Gelen, bir yere ulaşan, meydana gelen, ortaya çıkan.
Vasıl olmak Ulaşmak, erişmek
Vasi Kanunun öngördüğü durumlarda, küçük veya kısıtlı kişilerin haklarını korumak üzere mahkeme tarafından atanan kanuni temsilci.
Vatandaşlık Bir hakiki şahsı bir devlete bağlayan hukuki bağdır.
Vaz’ Koyma; konulma (yürürlüğe koyma)
Vazıyed etme Bir şeye veya bir işe el koyma
Vaziyet Durum; hal
Vecîbe Borç
Veçhile (bu) yönden; böylece; uyarınca
veda Ayrılma, allah’a ısmarladık deme, bırakma, sonverme.
Vedia Saklama
Vefa hakkı Hak sahibine, sattığı şeyin mülkiyetinin kararlaştırılan bedel karşılığında tekrar kendisine devrini, tek taraflı irade beyanı ile isteme yetkisi veren hak
Vehle Öncesi; baş tarafı; dakika; an
Vehle-i ûlâ Ilk başlangıç; birdenbire
vekâlet Vekillikte bulunma, birisini temsil etme. Başkası nâm ve hesabına bir sözleşmeyle temsil eden kimse. Bakanlık, nâzırlık, icra organında görev alan ve belli işleri yürüten kişinin makamı. Bk md. 386 vd.
Vekalet Sözleşmesi Kişinin, bedelli veya bedelsiz olarak, bir işi yürütmeyi veya yerine getirmeyi başkası adına üstlendiği sözleşme.
vekaletname Vekil bırakanın vekiline yazılı olarak verdiği temsil belgesi. Genelde noterlerce düzenlenen ve hangi konularda ne şekilde müvekkili temsil edeceğini gösteren yazılı belge.
vekil Nâzır, bakan. Bir kimseyi vekâlet sözleşmesi ile temsil eden. Başkası nam ve hesabına hareket eden ve bir kısım işler yapan.
Velayet Ana ve/veya babanın, reşit olmamış çocukları üzerindeki (kanundan doğan) eğitim ve terbiye hak ve yetkisi.
veled Çocuk, erkek veya kız çocuğu için kullanılır. Halk arasında çoğu kez erkek çocuğu içindir.
Velev Olsa bile; hatta; ister; isterse
Veli Velayet hakkına sahip bulunan ana ve/veya baba.
veraset Mirasçı olma, soya çekim, bir kimsenin kendi atasına çekmesi.
veraset ilamı Ölen bir kimsenin mallarına kimlerin ne miktar ve ne nisbetle mirasçı olacağını gösteren mahkeme kararı.
veraset ve intikal vergisi Ölenin vârislerine kalan mal ve paradan alınan vergi
Verese Mirasçılar
Vergi ziyaı Vergi kaybı. Vergi mükelleflerinin, işlemlerde yaptıkları eksiklikler ve gecikmeler sebebiyle vergi kaybına neden olması, vergi kaçırmaya girişmesi.
Vergide adalet ilkesi Herkesin mali gücüne göre vergiye tabi tutulmasıdır
Vesait Vasıtalar; araçlar
Vesayet Küçük veya kısıtlıların haklarının korunması amacıyla özel hukuk tarafından düzenlenen ve bir kamu hizmeti niteliğini taşıyan kurum.
Vezâif Vazifeler; görevler
Vicahî Yüze karşı; tarafın yüzüne karşı
Vikaye Koruma
voli Balıkçının bir yere, denize balık ağı sermesi. Buraları kamunun ortak yerleridir. Balık ağının serpildiği yerler. Kısa yoldan kâr ve kazanç sağlama.
Vuku bulmak Olmak; oluşmak; meydana gelmek
Vücut bulmak Doğmak; yapılmış olma
Vaki (vâki) Bir şeyi ıslah edip düzene sokmak, himaye etmek, bir şeyi korumak, görüp gözetmek
Veçhe Yön, taraf
Veto Bir yetkinin, bir yasanın, bir kararın yürürlüğe girmesine karşı çıkma hakkı. Reddetme
Vasiyet Kişinin sağlığında tek taraflı irade açıklaması ile yaptığı ölüme bağlı tasarruf
Vezaif Vazifeler
Vakar Ağırbaşlılık,kişinin bulunduğu makamına uygun bir ciddiyet göstermesi.
Vürud Vârid Olma, Gelme, Bir Evrakın Varması Gereken Yere Ulaşması, Gelmesi
vaveyla çığlık , feryat, bağırış
Vakf Tecvidde, durmak ve durdurmak mânalarına gelerek, nefesle beraber sesin kesilmesine denir. Yâni: Kur’an-ı Kerimi tilâvet ederken herhangi bir kelime üzerinde bir müddet sesi kesip, nefes alarak dinlenme halidir
Vukuat-ı mahal olay yeri
Vazıülyed 1.Bir şeye veya bir işe el koyan kimse. 2.Bir şeyi elinde bulunduran kimse.
Vakıf senedi Vakfın adı, amacı, bu amaca özgülenen mal ve haklar, vakfın örgütlenme ve yönetim şekli ile yerleşim yerinin yazılı olduğu belge.
Vergi Tarhı Vergi alacağının kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden idari muameledir.
Verginin Tahakkuku Tarh ve tebliğ edilen bir verginin ödenmesi gereken bir safhaya gelmesidir.
Verginin Tahsili Kanuna uygun surette ödenmesidir.
Vergi Mükellefi Mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettübeden gerçek veya tüzel kişidir.
Vergi Sorumlusu Verginin ödenmesi bakımından, alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişidir.
Verginin İdarece Tarhı Mükelleflerin verginin tarhı için vergi kanunları ile muayyen zamanlarda müracaat etmemeleri veya aynı kanunlarla kendilerine tahmil edilen mecburiyetleri yerine getirmemeleri sebebiyle zamanında tarh edilemiyen verginin kanunen belli matrahlar üzerinden idarece tarh edilmesidir.
Vergide Usulsüzlük Vergi kanunlarının şekle ve usule müteallik hükümlerine riayet edilmemesidir.
victimiloji Mağduroloji, suçları mağdurun bakış açısından inceleyen, kriminoloji içindeki disiplindir.
Vergi ziyai Mükellef veya sorumlu tarafından görevlerin yerine getirilmemesi nedeniyle, verginin hiç tahakkuk etmemesi, zamanında tahakkuk etmemesi, eksik tahakkuk etmesi veya verginin haksız yere geri ödenmesine neden olunmasıdır.
Vuzuha kavuşmak Açıklığa kavuşmak
Vicahi Yüz yüze olan veya yapılan
Vaid İleride gerçekleştirilecek bir şeye dair söz vermek
vacibürriaye Bağlayıcı, riayet edilmesi (uyulması) zorunlu
vedia Bir kimseye, bir şeyin korunması ve gereğinde geri verilmesi için bırakılan eşya, emanet.
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:31
Yabancı Bir devletin ülkesinde oturan ve o devletin uyruğunu iddia etmek hakkı olmayan kimselerdir.
Yalamuk Çam ağacının reçineli kabuğu; soymuk
Yapı imar hukukunda karada ve suda, sürekli veya geçici, resmî veya özel yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan sabit ve hareketli tesisler
Yapı alacaklısı ipoteği Bir yapıyı yapanların, o yapıdan doğan alacaklarını teminat altına almak için koydurdukları gayrimenkul rehni
Yapı kullanma izni Iskân belgesi
Yapı malikinin sorumluluğu Bir binanın veya diğer yapı eseri malikinin, bunların çürük yapılmasından veya korunmasındaki kusurundan dolayı sorumlu tutulması
Yapı ruhsatı Inşaat izni; inşaat ruhsatı
Yargı Hukuk kurallarının bağımsız ve tarafsız mahkemelerce belli bir olaya uygulanmasıdır.
yargıç hakim
YARGITAY Temyiz mahkemesi, bir üst derece mahkemesidir. Hukuk ve ceza mahkemelerinden verilen kararların denetim mercii. Hukuk ve cezâ dairelerinden oluşur. Her daire bir başkan ve en az dört üyeden ibârettir. Askerî ceza yargısında ise bu mahkeme askerî yargıtay
Yayla Çevresi dik bayırlarla çevrili, düz ve yüksek yer; genellikle yüksek platolarda yer alan, insanların serinlemek ve hayvanlarını otlatmak için yaz aylarında gidip kaldıkları yer
Yaylak Bir veya birkaç köy ya da beldeye, ayrı ayrı veya ortak olarak, yaz mevsimini geçirmeleri ve hayvanlarını otlatmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanılagelen arazi. hayvanların yayılıp otlamasına uygun yer; otlak
Yed El ;elinde bulundurma
Yed’i istirdat Mal üzerindeki yitirlmiş egemenliği, tasarruf gücünü geri almak, yeniden ele geçirmek
Yediemin Uyuşmazlık konusu şeyin saklanması ve idaresi kendisine verilen kişi; güvenilir kişi; yediadl
yeknesak HER TARAFI DÜZ, TEK DÜZE, BİR İHTİLAF VE PÜRÜZ BULUNMAYAN YAPI TEK DÜZEN, BİR PARÇA HALİNDE OLUP KARIŞIK OLMAYAN.
Yekûn Toplam
Yeni arazi teşekkülü Kimsenin mülkiyetinde olmayan yerlerde birikme, dolma, kayma ya da kamunun malı olan akarsuların yatak veya seviyelerinin değişmesi gibi olaylarla oluşan toprak parçası.
Yeniden değerleme Vergi matrahının hesaplanmasıyla ilgili ekonomik kıymetlerin takdir ve tespiti; paranın değer kaybı gözönüne alınarak, bilançolardaki stoklar, sabit varlıklar gibi kalemlerde düzeltmeler yapılması.
Yerleşme alanı Imar Plânı sınırı içindeki yerleşik ve gelişme alanlarının tümü
Yeşil alan Şehir imar plânlarında toplumun yararlanması için ayrılan ve üzerinde inşaat yapılması mümkün olmayan ve ileride veya şimdiden park, çocuk parkı vb. hizmet alanı olarak ayrılmış alan
Yokluk Keen-lem-yekûn, sanki hiç olmamış. Mutlak butlan. Bir çeşit yaptırım türüdür. Emredici kurallara uymama durumunda bir kısım işlemlerin geçerli kabul edilmemesi. Meselâ resmî nikâhla evlenmeme, tapulu gayrı menkûlün el senediyle satışı gibi.
Yönetim planı Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre anagayrimenkulün yönetimini düzenleyici hükümler içeren ve bütün kat maliklerini bağlayan sözleşme
yürürlük Mer’iyet, tatbikâta girme. Bir kanunun yayımından sonra pratiğe konulması. Bu da ya belirtilen tarihte olur ya da yayımından 45 gün sonra.
Yan Soy Hısımlığı Biri diğerinden gelmeyip de, ortak bir kökten gelenlerdir. Kardeş, dayı, amca, hala vs. yarı soy hısımlarıdır.
yalan gerçek olmayan uydurma söz
Yandal Yandal eğitim, üniversitenin bir lisans programına kayıtlı olan bir öğrencinin, bilgisini artırmak amacıyla ikinci bir lisans programından ders almasıdır.
Yayım Kitap, gazete vb. okunacak şeylerin basılıp dağıtılması, neşir.Yayma işi.
Yayın Basılıp satışa çıkarılan kitap, gazete vb., neşriyat
yazanak rapor
Yed-i emin Uyuşmazlık konusu şeyin saklanması ve idaresi kendisine verilen kişi; güvenilir kişi; yediadl
Yetkinlik Belgesi Ruhsat
Yönetmelik Anayasanın 123. maddesinde tarif edildiği şekliyle; Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren konularda, kanunlara ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine aykırı olmamak koşuluyla çıkardıkları yazılı hukuk kurallarıdır.
Yerindelik Denetimi Üst bir birimin altta bulunan bir birimin yapmış olduğu eylem ve işlemlerin yerinde olup olmadığına karar vermesidir.
Yafta Üzerine asıldığı veya yapıştırıldığı şeylerle ilgili bir bilgi veren yazılı kâğıt parçası
yedinde olmak Tasarruf etme yetkisinde olmak
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:32
Zabıt defteri Eski hukukta, tapu sicili gibi kullanılan defter.
Zabıtname Tutanak
Zahir Açık
Zâhire Yiyecek; gerektiği zaman harcanmak üzere ambarda saklanan hubûbat
Zâhirî Görünen; görünüşte
Zail Zeval bulma; bitme
Zamanaşımı Kanunda öngörülen ve belirli koşullar altında geçmekle, bir hakkın kazanılmasını, kaybedilmesini veya bir yükümlülükten kurtulmayı sağlayan süre.
Zamin Bir şeyi tazmin eden; kefil
zanlı sanık, şüpheli
zayi KAYIP, YİTİK. ÇOĞULU ZÂYİÂTDIR. YİTİKLER, YOK OLANLAR, KAYBOLANLAR ‘
Zevâid (zevait) Vakıfta gelirin dağıtılmasından sonra geri kalan
Zeval Son; bitim; nihayet; yok olma
Zevciyyet Kocalık,karılık; karı-kocalık; eşlik
zeyil name Ek yazı, bir belgenin eki ve açıklaması niteliğindeki yazı.
Zımnında Dolayısıyla; için; olarak
Zımnî Üstü kapalı; açık olmayan
Zikretmek Anmak; anılmak; bildirmek; belirtmek
zillyetlik Sahibi olsun ya da olmasın, bir malı elinde bulunduran veya kullanan kişi.
Zilyet Bir şeyi fiilen elinde bulunduran kişi; bir şeyde tasarrufta bulunan kişi; elmen
Zilyetlik Bir şey üzerinde fiili hakimiyet veya bi eşyayı fiili hakimiyet ve kudret alanı içinde bulundurma demektir.
Zinhar Sakın, asla
Ziyade Fazla; çok; aşırı
Zuhur Ortaya çıkma, görünme, belirme, baş gösterme, meydana çıkma.
Zuhur etmek Ortaya çıkmak; doğmak
Zürriyet Bireyin neslinden gelenler
Zaman-i rücu Cayma akçesi, Pismanlik akçesi; Sözlesenlerden birinin sözlesmeden caymasi halinde diger tarafin alikoyma hakkina sahip oldugu miktar
Zuhulen sehven, yanlışlıkla, hata sonucu
Zarar-ı Has Genel zarar
Zimmet Temellük mal edinme. Kurum ve kuruluşlarda çalışanlara veya para işleri ile uğraşan görevliye imza karşılığı teslim edilen para veya eşya. Bir kimsenin yasal olmayan yollardan üzerine geçirip ödemeye zorunlu olduğu para. Bir ticaret kuruluşunun borçlarının tümü
Zaruret Gereklilik, zorunluluk, sıkıntı
Zımni Açıktan olmayarak, dolaylı anlatım.
Zilyedlik Bir şey üzerindeki fiili hakimiyet.
zaviye Köşe, Anlayış, görüş, bakış açısı
Zannetmek Sanmak, tahmini bilgilere dayalı olan görüşler.
Zina Zina Bekar Biri İle Veya Evli Biri İle Girilen İlişki.
ZABIT KÂTİBİ Mahkemelerde duruşma zabıtlarını tutmak ve öteki yazı işlerini yürütmekle görevli adliye memuru.
Zecrî Zorlayıcı, zorlayan, yasaklayan
zihni kayıt bir kimsenin bilerek ve isteyerek, asıl iradesiyle uyuşmayan bir beyanda bulunması
Zımnen Üstü kapalı bir biçimde, dolaylı olarak
Zillet hor görülme, horlanma, aşağılanma, alçalma.
Zabıt katibi Adliyelerde, mahkemelerde veya diğer yargı kurumlarında çalışan bir kamu görevlisidir. Temel görevi, duruşma salonunda yapılan konuşmaları ve alınan kararları yazmak, tutanakları düzenlemek, evrakları takip etmek ve diğer yazılı işleri yerine getirmektir.
Zinhâr Sakın,asla
Zıya Kaybolma, yok olma, bir şeyin elden çıkması
zecri Zorlayıcı, zorlayan, yasaklayan
Sürmenaj
24 Haziran 2025, 02:32
Âhir Son; sondaki; en son; en sondaki
Âkideyn Her akitte akdi yapan iki taraf
Âkidîn Sözleşenler; sözleşme yapanlar
Âkit Bir işi karşılıklı olarak kararlaştırıp üstlerine alan taraflardan her biri; sözleşme veya mukavele yapan
Âmil Yapan; etken; etmen; sebep; faktör
Âmir Emreden; buyuran; bir memurun vazife bakımından büyüğü; bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan, buna gücü yeten
Âmm Genel; umumi; herkese ait
Âmme hükmî şahsiyeti Kamu tüzel kişiliği
Ânif’ül-beyan Az önce beyan olunan, bildirilen
Âra Reyler; oylar
Âri Boş; çıplak; soyut; arınmış; yüksüz
Âriyet Ödünç; eğreti; ödünç sözleşmesi
Âtî Gelecek; gelen (kişi veya şey); gelecek zaman; istikbal
Âzâ Uzuvlar; üyeler; organlar
Âzâde Serbest; hür; özgür
Âdab Edeb’in çoğuludur. Terbiye, güzel ahlak, iyi davranış. Usul, Erkan, Tarz
Âriyeten Emaneten
Ârif Anlayışlı, sezgili
Âlude Bulaşmış, karışmış
Âlikadr Kıymeti yüksek
Âlicenab Yüksek ahlaklı
Âlemsümul Dünya çağında
Âdi Kefalet Borçlar kanununda esas olan adi kefalet sözleşmeleridir. Adi kefalet sözleşmelerinde esas olan, alacaklının öncelikle esas borçluya takip yapmasıdır. Bu takip sonucunda borcun karşılığı alınamazsa kefile gidilmektedir.
Âlâm Elemler, kederler, üzüntüler
Îrâd Gelir; gelir getiren yapı; söyleme, getirme
vBulletin v3.8.11, Copyright ©2000-2026, Jelsoft Enterprises Ltd.