Orijinalini görmek için tıklayınız : Eski Yunan Toplumunda Büyü
Leydihan
15 Haziran 2025, 00:33
ÖNSÖZ
Antik çağda büyü yapma teknikleri üzerine çok şey yazılıp çizilmiştir. Kötü güçleri kovmada kullanılan kurşun, papirüs veya çanak çömlek üzerine yazılan büyülerin nasıl yapıldığını, ne tür formüller kullanıldığını, tılsımlara hangi sembollerin işlendiğini ve ne çeşit aletlerin kullanıldığını anlamada günümüzde büyük bir yol katedilmiştir. Büyüye olan düşkünlükleri nedeniyle büyü bilgisi koleksiyonları yapan veya ilahi olanla birlik sağlamak ya da daha dünyevi bir amaç olan doğanın gidişatını değiştirmek için büyü ritüelleri yapan kişilerin varlığı ele geçen tabletlerde açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Ele geçen buluntular ise; toplumların yapı dokusundaki çeşitliliği ve zenginliği yeniden yakalamaya çalışan türden sosyolojik ve toplumsal bir tarih niteliği taşımaktadır. Büyücüler ve büyü, çoğu eski toplulukların dokusunun bir parçası idi. Zengin, fakir birçok insanın ev yaşamının yanında siyasi, ticari ve rekabet vb. işlerinin yanı sıra duygusal anlamda olan aşk ve nefret tarzı duyguları içinde belirleyici olmuştur.
Bu çalışma ile, büyülerin varlığına dair arkeolojik anlamda ele geçen reel verilerle, doğaüstü olan kanıtlanmaya ve aynı zamanda büyünün kimliklerinin yanı sıra, toplum içindeki kullanım alanları hakkında da ayrıntılı bir şekilde bilgi verilmeye çalışılmıştır. Bu yapılır iken, M.Ö. 8. yüzyılda Yunan dünyası büyü uygulama ve lanet tabletleri yol gösterici olmuştur. Buluntu alanlarının yoğunluğu göz önüne alındığında, Yunan şehirleri ve Akdeniz kıyı bölgelerinde bulunan Yunan yerleşim yerlerinde ortaya çıkan tabletler örneklendirilerek açıklanmıştır. Yunanca μαγεία (sihir) ve μαγυς‚‚ (büyücü) olan kelimelerin kökenleri hakkında bilgi verilip, Antik Yunan dünyasında kullanılan büyüler hakkında detaylı bir şekilde araştırma yapılıp ortaya koyulmuştur.
Tezimin yazım sürecinden sonuna kadar bilgisini, ilgisini ve sabrını esirgemeyen çok kıymetli hocam ve tez danışmanım Dr. Öğretim Üyesi Murat Orhun’a, merak duygusunu akademik anlamda aşılayan, devam ettirmemi sağlayan, fikirlerini ve desteğini hiçbir zaman esirgemeyen çok değerli hocam Prof. Dr. Yusuf Kılıç’a yürekten teşekkür ederim. Tezimin yazım aşamasında her yazdığım paragrafı sabırla dinleyip, önerilerde bulunan çocuklarım Sevim Nisa Kösekli ve Kadir Kösekli’ye, bu süreçte sonuna kadar yanımda olan eşim Mehmet İlker Kösekli’ye çok teşekkür ederim.
Çalışmamızda Antik dönem büyülü papirüs ve lanet tabletleri ışığında ‘Eski Yunan Toplumunda Büyü’ konusu incelenmiştir. İki bölüme ayrılan çalışmanın birinci bölümünde büyünün ortaya çıkışı, tarihçesi, büyü çeşitleri, korunma yöntemleri, din ve bilim açısından önemi; ikinci bölümde ise Eski Yunan’da büyü ve büyücüler başlığı altında Yunan ve Akdeniz kıyı kesimlerinde yaşayan Yunan devletlerinde varlığını sürdürmüş olan büyü kelimesi ile ilgili kavramlar, büyü çeşitleri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verilerek büyünün sosyal anlamda kullanım alanlarına dikkat çekilmeye çalışılmıştır.
Antik büyüyü özünden ziyade zıtlıklarla tanımlamak her zaman daha kolay olmuştur. Büyülü uygulamalarda kullanılan bağlamlar, lanetler, ayinler, dualar, heykelcikler veya oyuncak bebeklerin şekillendirilmesi vazgeçilmez diyebileceğimiz uygulamalardır. Etkileri için ilahi güçlerin yatıştırılması, zorlamasını kullanan formüller buna verilebilecek örneklerdir. Bu noktada Eski Yunan toplumunda kullanılan lanet tabletleri, erotik büyüler, voodoo bebekleri, kamusal anlamda ki büyüler ve sporcu büyüleri dediğimiz bir çok farklı büyü türü ortaya çıkmıştır.
Uygulayıcıların istediklerini elde etmek için hiçbir şeyden kaçınmadıkları ise gözle görülür niteliktedir
SİMGE VE KISALTMALAR DİZİNİ
(…) : Yazılı tabletlerin okunamayan bölümü
a.g.e. : Adı geçen eser
a.g.m. : Adı geçen makale
ANRW : Aufstieg und Niedergang der römischen Welt
Bkz. : Bakınız
C. : Cilt
Çev. : Çeviren
DTA : Defixionum Tabellae Atticae
DTCF : Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi
DT : Defixionum Tabellae
Ed. : Editör
LL : Latinae Liberae
M.Ö. : Milattan Önce
M.S. : Milattan Sonra
No : Numara
PDM : The Demotic Magical Papyri
PGM : Papyri Graecae Magicae
s. : Sayfa
SEG : Supplementum Epigraphicum Graecum
SM : Supplementum Magicum
TDV : Türkiye Diyanet Vakfı
v.b. : ve benzeri
Vol. : Cilt
GİRİŞ
Antik Greko-Romen dünyasındaki büyü uygulamaları, günümüzde araştırmacıların yeni yeni dikkatini çekmeye başlamıştır. Binlerce lanet, büyü ve büyü uygulamalarının kalıntıları, önemsiz göründükleri için geçmişte göz ardı edilmişlerdir.
Son yıllarda, tarihteki değişen metodolojiler, bilim adamlarının büyü ile ilgili kaynakları yeniden düşünmelerine sebep olmuştur. Lanetler ve büyüler, Akdeniz çevresinde bulunan eski toplumlardaki zihniyeti anlamak için büyük bir öneme sahiptir. Erken Yunan toplumundaki bireyler için sadece tanrılara olan inanç yeterli değildi. Büyünün çekiciliği, fiziksel amaca yönelik bir ritüel olarak kalıcı olduğu için kişinin arzularını, umutlarını, nefretini ve hatta uğursuzluğu kanalize etme yöntemi idi. Örneğin; çiftçiler topraklarını yağmurla kutsamak için büyü kullanarak zengin hasat sağlarken, diğerleri doğurganlığı arttırmak, bir sevgiliyi güvence altına almak, hastalıkları iyileştirmek veya evini toplumsal tehditlere karşı korumak için ayinler yapmışlardır. Antik Dünya’da insanlar ortak korkuları ve belirsizlikleri ortadan kaldırmak için servetlerini iyileşme amacı ile bu tür ritüellere harcamışlardır. Bu büyüler ve ritüeller koleksiyonu, M.Ö. 2. yüzyıldan M.S. 5. yüzyıla kadar uzanan kaynaklardan derlenmiştir. Tylor büyüyü, insan deneyimlerini açıklamanın yanı sıra gelecekteki olayları tahmin etmeyi amaçlayan sahte bir bilim biçimi olarak algılar. Frazer ise büyüyü; amacı doğa güçlerini büyüler yoluyla bükmek olan bir ilkel bilim biçimi olarak tanımlar. Daha sonra din ve büyü arasındaki ayrımın tartışmalı olarak kabul edilmesi ile Marett tarafından bu düşünceye karşı çıkılmıştır.
Küfür lanetlerine baktığımızda, Yunanlılar ‘bağlama büyüsü’ olarak bilinen benzersiz bir lanetleme biçimini kullanmışlardır. Kurşun tabletlere lanet yazma pratiği Sicilya, Attika ve Karadeniz kıyılarını kapsayan M.Ö. 5. yüzyıldan itibaren geniş anlamda belgelenmişlerdir. Bu bağlayıcı ritüellerin umutsuz zamanlarda geleneksel bir kendi kendine yardım biçimi olarak mı yoksa daha yaygın olarak ayinleri gerçekleştirmek için profesyonel bir büyücü tarafından mı yapıldığı tartışmalıdır.
Profesyonel bir büyücü tarafından yazıldığı düşünülen en eski örnek ise; M.Ö. 4. yüzyıla tarihlenen, her bebeğin bağlayıcı lanetlerle oyulmuş bir kurşun kutunun içinde bulunduğu iki farklı mezarda dört kolossoi’nin (küçük ya da büyük heykeller için kullanılan terim) keşfidir. Bu tür tabletler genellikle yeraltı tanrılarına hitap eden mektuplar olarak yazılmıştır, çünkü tanrıları ve tanrıçaları lanetler yolu ile çağırmak nadir değildir. Farklı kültür ve amaçları kapsamaktadır. Hermes ve Persephone yeraltı ile olan bağları nedeni ile çokça tabletlerde karşımıza çıkmaktadır.
Hermes’in haberci rolü, ölülerin ruhlarını yeraltına götürmesi bunu daha da önemli kılmıştır. Bu nedenle Yunanlılar, lanetlerinin gücünün, cesedin mezarlarına yerleştirilen tableti okuyabilme yeteneğine, buna göre hareket kararlarına ve kithonik (yeraltı) tanrılar tarafından verilen geçiş törenine bağlı olduğuna inanıyorlardı. Lanet tabletlerinin kullanımının ötesinde, muska ve takılar da hastalığa karşı koruma biçimi olarak, büyük bir servet elde etmek ve kullanıcıya yönelik olası lanetler için karşı-büyülü olarak kullanılmıştır.
Eski kültürlere baktığımızda, din ve büyüyü iç içe geçmiş iki kavram olarak algılamamız gayet normaldir. Büyünün dinden ayrılması, büyüye olan inancı daha uygun bir ışıkta sunan sonraki çalışmalarda bir sorun olarak kalmıştır.
Malinowski, büyünün bilimin bir ikamesi olmadığını, ondan farklı olsa da din gibi ayırt edici bir sosyal ve psikolojik fenomen olduğunu savunmuştur. İlk insanın, ‘bir amaca ulaşmak için bir araç olarak gerçekleştirilen tamamen pratik eylemler bütünü’ aracılığıyla öngörülemeyen ve muhtemelen tehdit edici olayları kontrol ederek kesinliğe ulaşma çabasıydı.
Evans-Pritchard, büyü inançlarının oluşumunda sosyal bağlamın öneminin altını çizerek, büyünün bir ‘ritüel kompleksin’ vazgeçilmez bir parçası olarak incelenmesi gerektiğini iddia ederek din ile yakın bir bağlantı olduğunu öne sürmüştür.
Durkheim ve Mauss, büyünün yaratılmasında sosyal unsurun önemini vurguladılar. Durkheim ve Mauss için büyü, tıpkı din gibi, kolektif eylemlerle ortaya çıkar, ancak yavaş yavaş ayrılır ve bireysel bir mesele haline gelir.
1930’larda Evans-Pritchard, Nijeryalı Azande gibi erken toplumlarda büyü ve büyü cadılığın toplumsal yorumlarını anlamak için Malinowski gibi büyünün de ayırt edici özellikleri olduğunu uyarlamaya çalışmıştır.
1960’larda ise Stanley Tambiah, Evans’ın düşüncesini reddetmiştir.
Büyü ve dinin tanımlanması zordur. Ancak birbirleriyle ne kadar yakın ilişkilidirler bunu anlamak için lanet tabletlerine bakılması, bunların ‘büyü’ kategorisine eklenip eklenemeyeceğinin belirlenmesi gerekir. Belirli türdeki, lanet tabletleri formüle edilme biçimi açısından ‘az ya da çok’ büyülü olarak görülebilirler, fakat amaçlarının ne olduğu daha önemlidir. Ele aldığımız konu çerçevesinde büyü için kullanılan en eski materyaller, tanımlamalar olarak da kullanılan lanet tahtalarıdır. Defixion’lar (lanet tahtaları) Mısır ve Roma İmparatorluğu sınırları içinde çok çeşitli yerlerde ele geçmiştir.
Antik Yunanistan’da büyü, son yıllarda yoğun bir şekilde incelenmeye alınmıştır. Öncüsü ise; 1987’de Yunanca yayınlanan ‘Greek Magical Papyri’dir. Karakteristik olarak, aşk nesnesi üzerinde yalnızca benmerkezci, fiziksel ve ruhsal eziyetler olarak tanımlanabilecek bir tarzda, o kişiyi mutlak bir güçten düşürme amacıyla, büyü yapanın arzusuna zorla boyun eğdirmek için başvurulmuştur.
Uygulayıcının yararına başkalarının eylemlerini, refahını bağlamak veya kösteklemek için doğaüstü araçlar içeren tanımların, lanet tabletleri yoluyla sonuca varmak üzerine kurulu olduğu bir gerçektir. Greko- Mısır büyülü papirüsü -lanet tabletleri ile birlikte Klasik sonrası Antik Çağ’da fiilen uygulandığı şekliyle en önemli bilgi kaynağımızdır. Antik büyü üzerine yapılan çalışmalar alanlarına göre ayrılabilir, bu alanlarda koruyucu büyü tartışmaları antropolojik tedavilerde kullanılabilmektedir. Frazer, büyünün temel tanımını, esasen yalvarma olduğunu anladığı dinden farklı, zorlayıcı bir eylem olarak yapmıştır. Frazer’ın yaklaşımının sonraki bilimler üzerindeki etkisi bu yüzden çok derin olmuştur. Wilamowitz-Moellendorff, Dieterich, Usener, Wünsch ve Priesendanz gibi bilim adamları tarafından 20. Yüzyılın başlarındaki Alman araştırmaları oldukça çeşitlenmiştir.10 Frazer’ın yaklaşımına karşılık ilk olarak 1960’larda, Brelich, Burkert ve Vernant gibi bilim adamlarının lanet tabletleri ve papirüslerde ayrıntılı olarak açıklanan türden büyü ayinlerine odaklanarak büyü ve din arasındaki geleneksel ayrımı kapatmaya çalıştıklarında görülmektedir. Çalışmaları büyü, ve din arasındaki ilişkiyle ilgili kritik soruları gündeme getirirken, ayinler basitçe dini ritüeller olarak yeniden sınıflandırılmıştır.
Her şeye rağmen Frazer’a göre; antik görüşte büyü, popüler dinin bir unsuruydu ve kullanım amaçlarına bağlı olarak hem olumlu hem de olumsuz çağrışımlara sebep olabilirdi.12 Graf’ın büyü/din ikiliğini yeniden araştırması, antik büyüye ait modern çalışmalara önemli bir katkı sunmuştur. Gager, eskilerin baskın mirası olumsuz ve aşağılayıcı olmasına rağmen, onu çelişkili şekillerde kullandıklarına dikkat çekerek, ‘büyü’ terimini antik anlamda ele almanın etkinliğini sorgulamıştır.
Bunun yerine büyü ve din arasındaki ayrımın tamamen terk edilmesini savunur. Diğer araştırmacılar, belirli kanıt kategorilerine odaklanarak eski büyü çalışmalarına Graf’ın yaklaşımını daha da uygulamışlardır. Örneğin; Faraone, aşk büyüsü ve bağlama büyüleri üzerine yaptığı çalışmalarla kadın bağlamlarında büyüyü araştırırken, Ogden, Yunanistan ve Roma’da lanet tabletleri ve büyücülükle ilgili daha geniş sosyal dinamikleri araştırmıştır.
Antik Yunan edebiyatında, koruma sözcüğüne, sırasıyla ‘bir kişiyi veya şeyleri savuşturmak’ ve ‘savunmak’ anlamına gelen ἀμύνω ve ἀλέξω terimleri ve bunların türevleri hakimdir. Christensen, bu iki kelimenin tarihlerinin Homeros destanlarına kadar uzanmış olabileceğini öne sürmüştür. Onun İlyada'daki ἀμύνω ve ἀλέξω kullanımlarına ilişkin analizi, ikna edici bir şekilde şunu göstermektedir ki, ἀλέξω, ilahi yardım veya insanüstü davranışlar için taleplerde daha sık kullanılırken, ἀμύνω ölümlü korumaları ifade etmek için tercih edilir.
Antik büyüde kullanılan büyü türüne göre bir sınıflandırma mevcuttur; Bunlar, büyülü belgenin türüne göre (edebiyat, lanet tableti, voodoo bebekleri, papirüs tarifleri), ve büyülü aktivitenin türüne göredir. (Ölüm büyüsü, küfür ve erotik çekicilik) Büyülü amaçlar için sömürüye en kolay teslim olanlar, vaktinden önce ölenler, şiddet sonucu ölenler, ölümden sonra defnedilenler ve huzursuz ölülerdir. Genç erkeklerin ruhları, büyüsel işlemler için çok değerli idi.
Yaşayan kişinin ruhunun varsayılan saflığı, ona hayaletler ve diğer güçlerle iletişim kurmada ayrıcalıklı bir konum vermiştir.
Hayaletlerin bir diğer kullanım alanı ise, bağlama büyüleridir. Ana temalarına baktığımızda ise; yasal lanetler, erotik lanetler ve biraz farklı olan ‘adalet için dualar’dır. Erotik büyü bu kategorinin dışında kalmaktadır.
BİRİNCİ BÖLÜM
KAVRAM OLARAK BÜYÜ
1.1. Büyü Nedir?
Araştırmamıza konu olan Eski Yunan Toplumunda Büyü konusuna geçmeden önce, büyü ve büyü yerine kullanılan kelimeler ve onların etimolojik anlamları hakkında bilgi vermek daha doğru olacaktır.
Şuan için dilimizde kullandığımız büyü ve büyücülükle ilgili olan kavramlar; tılsım, sihir, efsun ve fettanlık vb. kelimlerdir diyebiliriz. Anlam bakımından benzer olan bu kelimeler birbirleri yerine de çok sık bir şekilde kullanılabilmektedir.
Geçmiş dönem Türk lehçelerine baktığımızda aps, sihır, sehr, apsun, arbav, buyıv, siykır, arbö, azğırü ve ovsun17 olarak ifade edilen büyü kelimesinin, eski Türk dilinde ise din adamı ve sihirbaz dedikleri bügi ya da bügü kelimelerinden türediği öne sürülmüştür. Eski Farsça’da büyü kelimesinin karşılığı olarak magu kelimesi kullanılır iken Eski İran’da doğaüstü güçlerin varlığına inandığı bilinen ve bunları kullanabilen Med kabilesinde bulunan rahiplere de manguş adı verilmektedir. Batı toplumlarında İngilizce magi veya magic (ek olarak: spell, sorcey, incantation)
Almanca ve Fransızcada ise magie olarak kullanılmaktadır. Kelime kökenlerinde indiğimizde ise Grekçe magos olduğunu görürüz. İslami kaynaklara göre ise mecûs, mecûsî dediğimiz tabiatta var olan bazı olay ve görünmez varlıkları yönettiği, gaipten sesler dediğimiz varlıklar ile iletişim içinde olma dediğimiz ve büyücülükle işleri hallettiği düşünülen sınıf adına kullanılan kelimeler olarak söylenebilir.
Arapça olarak ise büyü; gözbağcılık ve efsunculuk olarak isimlendirilmiştir. Güzel söz söyleme ve şiir gibi kişiyi tutkun eden beceri ve sanatta büyü anlamında kullanılmıştır. Doğaüstü dediğimiz güçlerden yardım alınarak belirlenen amaca ulaşmak ya da olması istenileni yaratmak için kullanılıp uygulanabilen22 insan ve tabiatın bir arada uyumlu olduğu olayları, maddi dünya dediğimiz dünyanın ötesinde gizemli dış güçler yardımı ile birlikte etkileyip onlara bir şekilde yön verdiğine inanılan ve tören eşliğinde yapılan büyü ; Ünal’a göre; insan ile ilgili olan her fenomende olduğu gibi, doğaüstü de denilen büyünün de bir çıkış noktası olduğu aşikardır. İlk olarak büyü, homo sapiens’in içinde bulunduğu çevre ve bu çevre içinde cereyan eden olaylar ve bu durum ile ilgili olan ilişkiler sonucunda ortaya çıkmıştır; yani büyü insanın çevresi ile uyum sağlama ve hayatı ne şekilde olursa olsun, her türlü şartlar altında yaşamını idame ettirme karşısında vermiş olduğu çabaların bir yan ürünüdür. İlk bakışta ele aldığımızda batıl inanç, saçma gelmesine rağmen büyü; kendine özgü kuralları olan ve antropolojik açıdan ele aldığımızda ise insan hayatında önemli bir yere sahip olan yan bir bilim dalıdır.
Bryce’a göre ise büyü; Tanrıları ve farklı olan dediğimiz doğaüstü güçleri etkilemek amacı olan, öğrenilen ve öğretilebilen teknikler biçimidir. Malinowski’ye göre; büyü gücünün her yerde kabul gördüğü ve istediği her alanda yayılabilecek türde evrensel bir güç olmadığı aşikârdır. Ona göre büyünün, tekil, özel bir kudret; muadilleri içinde tek, insanın kendi içinde bulunan ve doğaüstü sanatı kullanabilme yeteneği ile ortaya çıkabilen, kendini sesi ile anlatıp, ifade edebilen ve ayinin uygulanması ile birlikte aktarılabilen bir güç olduğundan bahsetmekle beraber büyünün çok sert koşullara tabi tutularak; bir tılsımın en ince ayrıntılarına kadar ezberlenmesi, ayinin tam ve doğru şekilde eksiksiz bir biçimde yerine getirilmesi ve ayini yapan büyücüye karşı koyulmuş olan kurallara kesin olarak uyulması söz konusudur.
Evans’a göre ise büyü; varmak istenilen sonuca pratik olanaklar olmadığında, onun yerini alabilecek bir eylemdir. İnsanlara cesaret, dinginlik ve rahatlama sağlamasının yanında, yatıştırıcı ve teşvik edici bir işlevi yerine getirir.
En eskiden en yeniye düşündüğümüzde büyü, şiirle de ilişkilendirilmiştir. Buna verilebilecek en önemli örnek ise Bronislaw Malinowski’nin büyünün en etkin özelliğinin şiirde ortaya çıkmış olması ve sözcüklerin değerlerinin, insanı etkileme biçimi ile en uzun süre burada yaşadığını söylemesidir. Buna kanıt olarak ise; sihir, tılsım, büyü, efsunlamak ve büyülemek kelimelerinin şiirdeki gücünü ve sürdürülebilir olmasını öne sürmesidir.
James George Frazer ise: Altın Dal: Büyü ve Din Üzerine Bir Çalışma adlı yapıtında büyünün spekülatif bir kavram olduğundan şu şekilde bahsetmektedir. ‘Büyü yanıltıcı bir davranış klavuzu olduğu kadar sahte bir doğal yasa sistemidir; eksik bir sanat olduğu kadar sahte bir bilimdir.’
Büyünün doğması ve gelişmesi de sayısız şekilde münakaşalara neden olmuştur. Gerçek bilimden uzak doğaüstü olayların ele alındığı bu alanda ise kişilerin ortak bir noktada buluşması olağandışı görünmektedir. Büyüyü yapmaya yatkın olan insanın, gerçeklik dediğimiz somut kanıtlar eşliğinde çalışanın tersine, öznel ve içgüdüsel olarak psikolojik anlamda teknikler geliştirdiği görünmektedir. Buna istinaden büyünün dinin bir şekli olduğu öne sürülmüş olsa da inanılası bir durum değildir.
1.2. Büyünün Yapılış Amacı
Dünya üzerinde yaşayan insanlar ve tabiatta var olan hiçbir şey amaçsız değildir. Hal böyle olunca büyüde bu durumda işlevsel olarak kullanılmıştır ve insan ne olursa olsun amacına ulaşmak için büyünün hemen her alanını kullanmaya özen göstermiştir.
Carveth Read büyünün işlevsellik durumuna atıf yaparak: ‘heyecanların, arzuların, korkuların, öfke vb. nin bir ürünü olan büyü, insanların kaygılarını azaltacak işleve sahiptir’ demiştir.
Büyünün asıl amacına bakacak olursak ise çıkar sağlamaya yönelik olduğu hemen göze çarpmaktadır. Buradan yola çıkarak ise büyü; insanlara ve çevresindeki olaylara etki ederek bol ve çok fazla avlanma, balık tutma, hayvan yetiştirme, düşmanı bozguna uğratma, yenme veya öldürme, çocuk sayısı ve mal artışı isteme, bir kadını elde etme, hastalıktan kurtulma, birinden soğutma, bir insanı öldürme, bir kadının cinsel organını bağlama vb. istekler doğrultusunda insana her şekilde iyi veya kötü şekilde etki ederek olayları kendi lehine çevirme olanağı sağlaması günümüz doğasında da var olmaya devam etmesine olanak sağlamıştır.
Malinowski’ye göre; insanlar zamanla içinde bulundukları anlık öfke ve patlamalar sonucunda kendilerini yetersiz hissetmeyle beraber, çıkmaz bir yola sürüklenmiş, eksik bilgilerini ve yeteneklerinin sınırlarını inceleme ve kavramada yarı yolda bırakıldıklarını düşünmüş ve psikolojik olarak yeni arayışlara dönmüşlerdir.
Bunun sonucu olarak da tam olgunlaşmamış davranış biçimleri ve onu destekleyen inançlar üretilmeye başlanmıştır. Böylelikle büyünün işlevi, insanın iyimserliğini ayinleştirmek ve korkunun umuda dönmesine yardımcı olmasına olanak sağlamıştır.
Büyü yaşamın çöküşü karşısında, özellikle insanlar ölüm karşısında korktukları ve üzüldükleri zaman, dinsel ritlerin yerine getirilmesi ile az da olsa rahatlama sağlamışlardır.
İnsanlar yaşamları içindeki güçsüzlükleri aşmak için gerekli görülen bilgilere sahip değillerdir ve onun yerini alacak olan büyüye başvururlar. Buradan da anlaşıldığı gibi büyü insan hayatındaki güçsüzlüğün yol açtığı gerginliği yatıştırmaktadır. Büyü deneyimsel eylemle aynı öznel sonuçları ortaya koymakla beraber; insanlara güçsüzlüklerinin karşısında güven vermektedir ve kişilerin kendilerine uygun gördükleri yolda ilerlemelerine yardımcı olmaktadır.
Genel anlamda toplamak gerekirse büyünün amacı; ihtiyaç sahibi kişinin dünyadaki çıkarlarına yardımcı olmakla beraber öldükten sonraki dediğimiz yaşam için hiçbir faydası yoktur. Büyüye ihtiyaç duyan insan, din ve bilimin kendisine maddi ve manevi anlamda yardımcı olamadığını düşündüğü zaman hem pratik olması açısından hem de psikolojik olarak duygusal rahatlama için büyüye başvurmuştur. Çünkü insan yaşadığı korku, telaş ve çaresizliği bu şekilde telafi edebileceğini düşünmüş ve bu şekilde kişi kısa sürelide olsa rahatlamaya veya huzura kavuşmuştur. Kısacası büyünün amacı kısa ve netdir. İlkel insan ya da modern insan büyünün amacını hemen anlatabilmektedirler.
1.3. Büyünün konusu
İlkel insanla beraber ortaya çıkmış olan büyü, kişinin kendisi için kullanabildiği iyi veya kötü, bertaraf etmek istediği türdeki şeyler ve elde etmek istediği durumlar için her zaman ve her şekilde birçok alanda kişinin hayatında bulunmuştur.
Kişinin doğumundan ölümüne kadar olan süreçte hemen her alanda büyünün bir şekilde etki ettiği gözlenmekle beraber Orhan Acıpayamlı’ya göre ise; en önemli denilebilecek doğum, evlenme ve ölüm gibi kişinin bir olay örgüsü içinden diğerine geçişinde büyü sıklıkla kullanılmaktadır.
Görünen odur ki yeni doğanın takdim edilişinden, yetişkinliğe geçiş törenlerine, insanın en temel ihtiyacı dediğimiz çoğalma ve beslenmesine kadar inanç ve davranışla bağlantısı kanıtlanmış ve çoğu zamanda abartılmış olan büyü, bir şekilde bu konu ile ilgili kurallar ve geçmişten günümüze törelerle bağlantılı olmuştur. Buna istinaden doğumdan, ölüme, kötüden korunmaya, tehlikeli büyülerden kaçınmaya kadar bu konu ile bağlantılı çeşitli ritüeller ve arınma törenleri ortaya çıkmıştır.
İlkel insanlardan günümüze kadar bir şekilde kullanılmaya devam edilen büyü, günümüze kadar kullanılan ve kullanılmakta olan fiziksel parçalarını içinde barındırmasının yanı sıra, hangi büyünün ne işe yaradığı ya da ne tür malzemelerin kullanıldığı ve büyünün konusu için önem arz etmektedir. Frazer’e göre; yalancı bir bilim dalı olarak ele alınan büyü, içinde bulunulan durumu kendine göre ele almış ve bu şekilde sonuca gitmeye çalışmıştır.
Günümüzde ne kadar önemini yitirmiş olsa da ilkel insan için önem arz eden gece tırnak ve saç kesildikten sonra yere atılmaması, nazar değmemesi için ya da bir kötülüğü kovma amaçlı yere tükürme ilkel insanlar tarafından da yapılan fakat büyüselliğide içinde barındıran faaliyetlerdir.
Hemen hemen her bilim dalı ile bir şekilde bağlantısı olan büyü, belirli bir kuralı olmamasına rağmen her şeyi bir nedensellik içinde ele almış ve ona göre şekillenmiştir.
1.4. Büyünün Tarihçesi
Büyünün ortaya çıkış amacına bakıldığında ilk insanla birlikte varlığından söz etmek mümkündür. Büyüyü bir toplumun üyeleri arasındaki iktidar üzerine özel bir söylem türü olarak düşünürsek, onu, tanımı zamanın geçişine ve değişen koşullara göre değişebilecek bir dizi toplumsal değiş-tokuş olarak tasvir edebiliriz.
Gördüğümüz he mitoloji ve gelenekte büyü her şekilde insanların kullanımında olmuştur. Bundan sebeple büyü doğada var olan olaylar silsilesine bağlı olarak ortaya çıkmaz. İlkel insanlara bakıldığından büyü teslim alınarak var olmaya çalışmıştır.
İlk insanlar aletler icat ederek ve ateşi kullanarak çevreyi kontrol etmeyi öğrenmişler ve bu beceriler onlara sınırlı güç vermesi ile insanlığın kontrolü dışındaki güçlerin ne kadar büyük olduğunun farkına varmalarını sağlamıştır. Güneşin doğuşu ve batışı, doğum ve ölüm gibi gizemleri anlamak için ve kendilerine avantaj sağlama amaçlı olarak ruhsal güçlere yönlenmişlerdir. Bunları kullanma arzusu ise o zamandan bu zamana toplumların bir özelliği olmuştur.
Dünyada yaşayan birçok ruh ile iyi ilişkiler sürdürmek insanlar için hayati önem taşıyordu. Genellikle şaman olarak adlandırılan ritüel uzmanları, ruhlarla iletişim kurmak ve onları etkilemeye çalışmak için ortaya çıkmışlardır. İlahiler, davulların ritmik vuruşlarıyla ya da halüsinojenik otlar veya diğer psikotropik maddeleri içerek ya da yutarak elde edilen translarla kendilerini ruhlar alemine taşıyabilmişlerdir. Yorkshire’daki 11.000 yıllık Scarborough yakınlarında bulunan Star Carr yerleşkesinde ele geçen geyik boynuzlarından yapılmış bir başlığın iki tür işlevinin olduğu düşünülmüştür. (Resim 1)
[Only Registered Users Can See Links]
Resim 1 Star Carr
Kırmızı topraktan yapılmış delikli geyik kafatası ([Only Registered Users Can See Links] 25.05.2021)
Birincisi avlanma esnasında geyiklere rahatlıkla yaklaşabilme amaçlı olarak, ikincisi ise bir şamanın ritüel kıyafetinin bir parçası olarak da kullanılabileceğini düşündürmüştür. Bu görüş neticesi sonunda ise şamanın, ruhlar dünyasına seyahat etmesine izin veren yaşam ve ölüm arasındaki askıya alınmış durumu temsil ettiği düşünülmektedir. Bu tür inançlar, Sibirya’daki yerli halklar arasında modern zamanlara kadar devam etmiştir. Büyüye dayanan eski inançlar 100.000 yıl öncesine dayanıyor olabilir ancak çoğu, bir şekilde çok yakın zamana kadar hayatta kalmayı başarmıştır.
Büyünün ilk çıkış kaynağına paleolitik devirde rastlanmaktadır. Mağara duvarlarına çizilen kargı saplı hayvan resimleri ise buna en güzel örnektir. Geniş olarak ele aldığımızda ise benzer nitelikte olduğu göze çarpmakla birlikte taklit büyüsü ortaya çıkmıştır.
Her ne kadar büyünün çıkış tarihi hakkında net bir bilgiye sahip olmasak da en eski somut kanıtlarına Avustralya Arunta kabilesinde, totemler söz konusu olduğunda hiçbir kısıtlama yoktur. Bu nedenle Arunta totemlerinin, diğer Avustralya kabileleri arasında var olarak tanımlananların tam eşdeğerleri olduğu konusunda belki de şüphe de olabilir. Her Arunta yerlisi, Alcheringa43 ‘daki (Arunta’nın efsanevi kahramanlık çağı veya muhteşem ataları döneme demektir) atasının hayvan veya bitkinin soyundan geldiğine ya da en azından adını totem olarak taşıdığı nesneyle doğrudan ilişkili olduğuna inanmıştır. Melanezya’da ise insanların yerin altında yaşadığı bir dönemden gelmiş ve bu devirde ilk insanlığın doğal bir bilgisi olmuştur.
Yaklaşık 17.000 yıl önce Fransa’daki Lascaux gibi zorlukla erişilebilen mağaralara geyik, at, bizon, sığır ve ayı gibi vahşi hayvanları avlayan insanların resimleri ile süslemişlerdir. (Resim 2)
[Only Registered Users Can See Links]
Resim 2 Lascaux Mağarası Duvar Resimleri
Orhan Bingöl, Arkeolojik mimari’de resim (İ.Ö 30.000-500), Bilgi Kültür Yayınları, 2015, s.14. Bu resimler, av gezilerini daha başarılı kılmak için ritüellerle bağlantılı olabileceği gibi hayvanların ruhlarını yatıştırmak için yapılmış olabileceği düşünülmektedir. Belki de o dönem insanları doğurganlıktan, avlanmaktan veya dünyanın gizemlerinden çok ölümden korkmuşlardı. M.Ö. 60.000’den kalma kırmızı aşı boyası ile boyanmış kemikler bulunmuştur. Bazı mezarlar ise ölen kişiye bir sonraki yaşamda eşlik edecek çiçekler ve kolyeler içermekle beraber İsrail’deki Kebara mağarası’nda neandertaller muhtemelen ölüm sonrası ayin olarak birkaç iskelet ve kafatası kemiği gömmüşlerdir.
Somerset’teki Gough mağarasında, yaklaşık 15.000 yıllık kemikler üzerinde kesikler görülmüş ve bunun yamyamlıkla alakalı olmasının yanında, ölülerin güçlerini elde etmek veya ruhlarının canlılara zarar vermesini engellemek olduğu düşünülmektedir.46 (Resim 3)
Leydihan
15 Haziran 2025, 00:35
[Only Registered Users Can See Links] 3 Somerset Cough Mağarasında bulunan ve üzerine zik zak desenler çizilmiş bir ön kol kemiği ([Only Registered Users Can See Links] ough-magarasi-yamyamlari/ 25.05.2021)
Bunun yanı sıra büyünün ilk çıkış yeri olarak Eski Yakın Doğu olduğunu net bir biçimde söyleyebiliriz.
Öyle ki büyülü bir etkinliğin, genellikle aktarılan bilgiye dayanan bir uzman tarafından gerçekleştirilen ve yapılan etkinliğin nesnelliğinde ani bir değişim ve başkalaşım yani dönüşümü etkilemek için gerçekleştirilen sembolik jestlerden oluştuğunu geçici olarak kabul edebiliriz. Öyleyse üç bin yıllık Mezopotamya tarihinden günümüze ulaşan bir kamış kalemin eğimli kenarı olan yumuşak kil tabletlere basılmış bir yazı olan çivi yazısı ile yazılmıştır. Örneğin; ağlayan bir bebeği susturmak için yapılan bazı büyüler, Mezopotamya’nın kötülüğün gündelik hayata girmesiyle ilgili inançlarına ışık tutması bakımından ilginçtir, öyle ki insanların tehlikeli ve potansiyel olarak zararlı olduğunu düşündükleri ritüel biçimlerini de ele almıştır bu uygulamalardan bazıları yasalarca yasaklanmış, bazıları ise yazılı geleneğin bir parçası olmalarına rağmen zaman zaman belirsiz olarak kabul edilmişlerdir.
Günlük hayattan bir örnekle açıklamak gerekirse; bebeği sürekli ağlayan ebeveynler için, biri doğrudan çocuğa hitap eder ve ona neden ağladığını sorar ‘sen evin tanrısını uyandırdın’ denilirve bu nedenle ebeveynler, bu ilahiyi söyleyen ve uykunun ‘bir barın müdavimleri olan şarap içenler gibi’ gibi bebeğe de bir şeytan kovucudan (Äšipu) yardım istemek zorunda kalırlar.
Buna göre ev tanrısını rahatsız etmek ciddi bir meseledir. Evin kem gözlere neden olan kuş benzeri bir yaratık olan Lamaštu gibi iblislere karşı hiçbir koruması yoktur. Bunu ise böyle bir iblisin verebileceği zararlardan bazılarını listeleyen benzer başka bir büyüden öğreniriz ‘Bebeklerin önünden geçti ve kapıyı açıp aralarında kargaşaya neden oldu. O kadınların kapısının önünden geçerek bebekleri boğdu. Kilere girdi ve mührü kırdı.’ Bu metinlerdeki ‘tanrı’ kelimesi ölüler içinde kullanılabilir ve bu nedenle Lamaštu bir dizi felakete neden olur: genç neslin ölümü, yetişkinlerin açlık çekmesi ve ataları koruyan ölen kişinin kovulması. Böyle bir bebeğin ağlaması yüzünden bütün bir aile mahvolur ve potansiyel olarak kötü etkilerini dağıtmak ve sadece yaşayanlara değil, yaşayan ve ölüler arasındaki uyum sürecini de yeniden düzenlemek için profesyonel bir büyücüye ihtiyaç duyulur.
Bunu, Sümer, Asur ve Babil halkları doğaüstü varlıklardan korunmak ve geleceği keşfetmek amacı ile şeytan çıkaranlar ve omenlerden yardım istemişlerdir. M.Ö. I. Binyılın standart Babil edebiyatında kanıtlandığı şekliyle Mezopotamya büyüsü hakkında birkaç şey söylemek gerekirse; metinlerin çoğu Mezopotamya harflerinin Sami dilinin kolu olan Akadca şeklindedir. Bu belgelerin önemli bir kısmı zengin ve karmaşık bir büyü ve tıp literatürünü oluşturmaktadır. Bu literatür semptomların tanımları, teşhisler, ritüel ve tıbbi reçeteler, büyüler ve dualar, çeşitli biçimsel olarak farklı metinsel türler şeklinde kaydedilmiştir. Bir tür zarar, kaza, korkutucu veya zararlı varlıklarla yüzleşme ve hastalığın kendisi pekâlâ bir ‘cadı’ (kaššapu, erkek; kaššaptu, kadın) yani zararlı büyüye hâkim biri tarafından yapılmış olabilir. Bir metinde ise şöyle icra edilmektedir: ‘Çünkü o, bana karşı kötülük yaptığı ve bana karşı asılsız suçlamalar uydurduğu için, ben yaşamaya devam ederken o ölsün.’ Bu cadıların yapabileceği zararların örnekleri çoktur. Sihirli heykelcikler, kötü niyetin yanı sıra şifa içinde kullanılabilir ve etkilerini yok etmek için MaqlÈ— olarak bilinen karmaşık bir ritüel kullanılırdı.
Burada cadının karşıt görüntüleri çok çeşitli malzemelerden yapılmış, tanrılara özellikle de Ateş Tanrısına sunulmuş ve ardından cadı tarafından gerçekleştirilen, bir fırında yok edilen kötü eylemlerin bir kataloğundan sonra, ritüelin her aşamasına uygun büyüler eşlik etmiştir.
Yaklaşık M.Ö. 700’lerden kalma olduğu bilinen Asurbanipal Kütüphanesinde K.2950 müze numaralı Maqlû serisinin (koruma-sağaltma büyüsü) çivi yazısı ile yazılmış ‘Burning’ adlı dokuz tabletten biri olan yedinci tableti neredeyse eksiksiz bir kopyadır ve tablette kurbanını lanetlemiş olabilecek cadıları kovma amaçlı olarak bir Äšipu için ilahiler içermektedir.(Resim 4)
[Only Registered Users Can See Links] 4 Maqlu Tablet ‘Burning’ ([Only Registered Users Can See Links] 22.06.2021)
Bu tür uygulamalar, Eski Mezopotamya’daki insanların tehlikeli ve potansiyel olarak zararlı olduğunu düşündükleri ritüel biçimlerini inceler. Bu uygulamalardan bazıları yasalarca yasaklanmış, bazıları ise yazılı geleneğin bir parçası olmalarına rağmen zaman zaman muğlak olduğu gerekçesiyle hoş karşılanmamışlardır.
Tartışma ise, uygulayıcıların düzenli olarak gerçekleştirdiği ritüelleri ve ayrıca potansiyel bir hastalık ve talihsizlik olarak kötü ritüelin kültürel yapıları olarak var olan ayinleri de içermektedir. Öncelikle, Äšipu mesleğine odaklanarak, Babil ve Asur’daki daha geniş ritüel betimlemelerini gözden geçirir. Daha sonra kötü niyetli ve tabu ritüel eylemler için Akad terimi olan kišpÅ« ile ilişkileri ve kavramları açıklar ve kišpÅ«’nun basmakalıp kadın failinin bir tartışmasını içerir.
Buda bizi Babil ve Asurluların Akadca Äšipu ya da mašmaššÅ«tu (geleneksel olarak ‘şeytan çıkarma’ olarak tercüme edilir) adlı bir uzmanın yetki alanına girdiğini düşündükleri detaylı bir Sümer ve Akad metinleri grubuna götürmektedir.
Mezopotamya metinsel türleri içinde ikinci bir uygulayıcı olduğu da söylenebilir. Bu hekim anlamına gelen ašÈ— (doktor veya bitki uzmanı) geleneksel metinlerde5 semptomları tanımlayan, ilaçların hazırlanması ve uygulanmasına ilişkin talimatları takip eden kişidir. Hekim; iksirler, bandajlar, losyonlar, fitiller, lavmanlar vb. kullanırdı.
Asif'in işi pratik hekimin işidir. Yaklaşımı teorik değil pragmatiktir. Neyin işe yarayabileceğiyle ilgilenir ve etiyolojiyle çok daha az ilgilenir. Terapisi, akut ve acil semptomların giderilmesine yöneliktir. Sadece ara sıra büyülü sözler de kullanır; kullanımları ikincil ve rastgele olma eğilimindedir ve esas olarak takviye edici bir şifa verici önlem olarak hizmet ederlerdi. Burada dikkat çekilmesi gereken en önemli konu ise şeytan kovucu olarak ya da büyü rahibi de olarak adlandırılan Äšipu doğaüstü güçlerle uğraşma konusunda uzmandır.
Etiyoloji ve teori ile ilgilenmenin yanında din adamları veya tapınak personelinin bir üyesi olarak da kabul edilmiştir. Metin incelemelerine bakıldığında ise; şeytan kovucusunun toplumun daha yüksek seviyedeki insanlarına hizmet ettiği anlaşılmaktadır. Kovucu hem sözlü hem de manuel olarak ayin gerçekleştirebilirdi. Bu ritüeller basit olmasının yanında kapsamlı bir şekilde ayrıntılı olarak da yapılabilirdi. Ritüel esnasında sadece şeytan kovucu ve hasta bulunur, eylem birkaç saat-gün ya da daha fazla devam edebilirdi. Ayin esnasında yağ; kutsallaştırılmış törensel içerik olarak ele alınmış, su veya ateş, (Ea ve Girra) doğal güçler olarak da ele alınabilirdi.
Doğaüstü dünyada tanrılar ve şeytanlar yaşar. Şeytan kovucu kendini tanrıların hizmetkarı olarak gördüğü için genellikle onların habercisi olarak bilinirdi. Kendini böyle tanımlama örneği ise Nineveh versiyonunun VI. tabletinin Uduh.ḫul şeytan çıkarma dizisinde görülür. Şeytan kovucu kendisi hakkında şunları söyler:
‘Ben şeytan kovucu (Äšipu), Enki’nin ( Ea) baş tapınak yöneticisiyim, Lord Enki onu bana (hasta adama) gönderdi, Beni o, ona E’engurra’nın (Enki’nin Eridu’daki tapınağı) habercisi olarak gönderdi.’55 semptomları tanımlayan, ilaçların hazırlanması ve uygulanmasına ilişkin talimatları takip eden kişidir. Hekim; iksirler, bandajlar, losyonlar, fitiller, lavmanlar vb. kullanırdı.
Asif'in işi pratik hekimin işidir. Yaklaşımı teorik değil pragmatiktir. Neyin işe yarayabileceğiyle ilgilenir ve etiyolojiyle çok daha az ilgilenir. Terapisi, akut ve acil semptomların giderilmesine yöneliktir. Sadece ara sıra büyülü sözler de kullanır; kullanımları ikincil ve rastgele olma eğilimindedir ve esas olarak takviye edici bir şifa verici önlem olarak hizmet ederlerdi. Burada dikkat çekilmesi gereken en önemli konu ise şeytan kovucu olarak ya da büyü rahibi de olarak adlandırılan Äšipu doğaüstü güçlerle uğraşma konusunda uzmandır.
Etiyoloji ve teori ile ilgilenmenin yanında din adamları veya tapınak personelinin bir üyesi olarak da kabul edilmiştir. Metin incelemelerine bakıldığında ise; şeytan kovucusunun toplumun daha yüksek seviyedeki insanlarına hizmet ettiği anlaşılmaktadır. Kovucu hem sözlü hem de manuel olarak ayin gerçekleştirebilirdi. Bu ritüeller basit olmasının yanında kapsamlı bir şekilde ayrıntılı olarak da yapılabilirdi. Ritüel esnasında sadece şeytan kovucu ve hasta bulunur, eylem birkaç saat-gün ya da daha fazla devam edebilirdi. Ayin esnasında yağ; kutsallaştırılmış törensel içerik olarak ele alınmış, su veya ateş, (Ea ve Girra) doğal güçler olarak da ele alınabilirdi.
Doğaüstü dünyada tanrılar ve şeytanlar yaşar. Şeytan kovucu kendini tanrıların hizmetkarı olarak gördüğü için genellikle onların habercisi olarak bilinirdi. Kendini böyle tanımlama örneği ise Nineveh versiyonunun VI. tabletinin Uduh.ḫul şeytan çıkarma dizisinde görülür. Şeytan kovucu kendisi hakkında şunları söyler:
‘Ben şeytan kovucu (Äšipu), Enki’nin ( Ea) baş tapınak yöneticisiyim, Lord Enki onu bana (hasta adama) gönderdi, Beni o, ona E’engurra’nın (Enki’nin Eridu’daki tapınağı) habercisi olarak gönderdi.’
Mezopotamya’da büyücü kadınlara miUÅœ. ZU dua yardımı ile ruhları kovan, cinci kadınlara aÅiptum, bilici/kâhin kadınlara ÅÄ’iltum denmiştir.
Klasik biçimlerdeki Sümer büyüleri, iyi tanımlanmış bir dizi türü takip etmiştir. Bazıları doğrudan kötülüğün güçlerine hizmet eder ve şeytan kovucuyu Enki’nin yetkilendirdiği şekilde sunar. En yaygın olan büyü türüne baktığımızda ise, önce şer dediğimiz kötü güçleri ve sebep oldukları belayı genel hatlarıyla anlatır, ardından hasta olan kişiye saldırma şekilleri anlatılır ve Enki’nin hastayı nasıl iyileştireceğine dair Asalluhi’ye tavsiyeyle sona erer. Tamamı šiptu olarak adlandırılan Akadca kıratlar içermektedir. Bunlar; bir tanrıya veya bir grup tanrıya yapılan dualar, ritüelde kullanılan-sıklıkla tanrısallaştırılan bir maddeyi çağıran büyüler, konuşmacı tarafından gerçekleştirilen ritüel eylemlere odaklanmış büyüler ve doğrudan kötülüğün güçlerine hitap eden büyüler olarak ayrılmışlardır. Özellikle sonuncu büyü türü, genellikle mitolojik bir görüntü ya da kısa bir anlatı bölümü tarafından tanıtılırdı. İster Sümerce ister Akadca olsun, çoğu alıntı hedeflerinde, hastanın arındırılması, kötülüğün kovulması, istek olarak analojik büyülerle atıfta bulunulmuştur. Örneğin;
Kendimi onun üzerinde yıkadım (cadıyı temsil eden bir heykelcik) onun üzerinde su ile yıkanıyorum. Kiri ona geri veriyorum, onu almasına izin ver! Tıpkı suyun vücudumdan aktığı gibi ve onun üzerinden aktığı gibi, vücudumda, etimde (ve) damarlarımda bulunan herhangi bir kötülüğün vücudumdan su gibi kaçmasına ve vücudumdan ayrılmasına izin verin. İyilik için vücut!
Yanı sıra bazı günler belirli ritüel türleri için uğurlu sayılıyordu örneğin; büyücülük karşıtı için yeni ay günü. Ä€šipÅ«tu ritüelleri sırasında gerçekleştirilen sembolik eylemler, birkaç cümle ile anlatılamayacak kadar çeşitli ve sayısızdır. Tanrıya hitap, ilahi ve dua şeklinde bile olabilirdi. Törenin kendisi arınma, tanrılara yiyecek ve içecek sunma, tütsü yakma, önemli nesnelere veya sembollere yönelik merkezi bir işlem (örneğin; figürinlerin yok edilmesi) düğümlerin atılması ve çözülmesi, yıkanması, koruyucu muskaların yapılması ve takılması vb. içerebilirdi.
Önemli unsurlar ise şunları i çermektedir: portatif bir sunak, üzerinde ve çevresinde belirli tanrılar için sunulan adaklar, yıkama gibi arınma ayinleri için temiz giysiler, kirlilik transferini simgeleyen ayinler ve kalıcı olarak ortadan kaldırılabilecek maddelere kirlilik ve kötülüğün aktarılmasını sağlayan ayinler ve muskalar, apotropaik figürler, fümigasyonlar (tütsüleme) ve ilaç torbaları62 gibi önleyici tedbirlerdir.
Asur dönemi büyü ve cadılara bakıldığında ise çok korkunç ve çok güçlü olduklarından bahsedilir. Kötü olan cinlerden korunmak için ise fazlası ile muskaların kullanıldığı görülmüştür. Ele geçen bir Asur yazıtında; ‘Evren onun dünyasıdır, her dağda gezinir, tüm sokakları dolaşır, evlere sızar, kalelere girer, dört yol ağızlarında bulunur. Cadı, tanrıların ağzını kapatır ve tanrıçaların dizlerini zincirler...’
Tüm bunların yanı sıra büyücülük veya cadılık, Eski Mezopotamya’da gündelik yaşamın bir parçası durumundadır ve cadılık kanunlar nezdinde de büyü yapan kişiler cezalandırılmış, büyü yaptığı kanıtlanan kadın ve erkek ise ölüm cezasına çarptırılmıştır. Öyle ki Ur-Nammu Kanunları’nın 10. Maddesine istinaden kişi eğer büyücülükle suçlanıyorsa Nehir Tanrısı’nın hakimliğine başvurulmaktadır.
Madde 10: ‘Eğer bir adam, bir adamı büyücülükle itham ederse nehir tanrısına (onun adaletine) götürülür. (Nehre atılır) Eğer nehir tanrısı temize çıkarırsa götüren (itham eden) 3 şegel gümüş tartacaktır’ denilmektedir.
Leydihan
15 Haziran 2025, 00:51
Hammurabi Kanunları’nda ise;
Madde 2: ‘Eğer bir adam, bir adam hakkında (onun) büyü (yaptığını) iddia ederse ve onu ispat etmezse (edemezse), üzerine büyücülük iddiası atılan adam, nehre gidecek, (nehre dalacaktır). Eğer nehir onu çekerse (zaptederse) iftira eden onun evini (mülkünü) alacak (sahiplenecektir). Eğer o adamı nehir temize ve selamete çıkarırsa i ftira eden adam öldürülecektir. Nehrin selamete çıkardığı (adam) iftiracının malına ve mülküne sahip olacaktır’ denilmektedir.
Bugüne kadar yapılan büyü çalışmalarında büyünün sosyal ve psikolojik boyutlarına dönülerek toplumda sihrin ortaya çıktığı ana işaret edilmeye çalışılmıştır.
Michael Perrin, büyünün toplumda ne zaman ortaya çıktığını sosyolojik bir bakış açısıyla bulmaya çalışmış ve büyücülüğün bir gruba sızmasının ve yayılmasının genellikle yeni sosyal bölünmelerin ortaya çıkmasıyla aynı zamana denk geldiğini belirtmiştir. Çünkü büyücülük genellikle başkalarına karşı güvensizliğin hissedilebildiği bir evrende yayılmıştır ve her insan kıskançlık ve imrenerek bir başkasına uzaktan ve gizlice zarar vermek istemi sonucu yayılım göstermiştir demiştir.
1.5. Büyü Çeşitleri
Büyünün dayanağını düşünce ilkeleri bağlamında analiz edersek, muhtemelen bunların ikiye ayrıldığını görürüz.
Birincisi; benzerin benzerini üretmesi veya bir sonucun sebebine benzemesi, ikincisi ise; bir zamanlar birbirleriyle temas halinde olan şeylerin, fiziksel olarak temas kesildikten sonra da birbirlerine uzaktan etki etmeye devam etmeleridir. İlk ilke Benzerlik Yasası, ikincisi ise; Temas veya Bulaşma Yasası olarak adlandırılır. Bu ilkelerin ilkinden, yani Benzerlik Yasasından büyücü, yalnızca taklit ederek arzu ettiği herhangi bir etkiyi yaratabileceği sonucunu çıkarırken, Temas veya Bulaşma Yasası dediğimiz ikincisinde ise; maddi bir nesneye ne yaparsa yapsın bu o kişinin vücudunun bir parçası olsun ya da olmasın, aynı şekilde etkilemeye devam edeceği çıkarımına varılabilir. Bu ilkelere göre ilk büyüler sempatik adı altında benzerlik (homeopatik) ve temas-bulaşma büyüleri olmak üzere ikiye ayrılmaktadır diyebiliriz.
1.5.1. Sempatik Büyü
1.5.1.1. Homeopatik ve Temas - Bulaşma Büyüleri
Büyülü düşünmenin bu iki biçimi ideal olarak görülmektedir ve Frazer, pratikte bunların çoğu zaman birleştirildiğini kabul etmektedir. Örneğin; kilden bir heykelcik yapmak ve onu iğneler ile delmek, eğer kurbanımın iğneleri batırdığım noktalarında yaralanmasına sebep oluyorsa, homeopatik bir sihirdir. Kurbanın saçının, tırnaklarının v eya giysisinin bir kısmını heykelciğe dahil edersek ise, bulaşıcı büyü kullanmış oluruz der. Birçok kültürde bir heykelciği şekillendirirken her iki işlemi aynı anda yapmak çok yaygın olduğu için, onu sempatik ilkeye de uygun olacak şekilde analiz etmeye özen gösterilmelidir.
Hem homeopatik hem de bulaşıcı büyü, daha yakından analiz edilebilecek bir sempati kavramını temsil etmektedir.
Örnek olarak, gerçekleştirilen büyülü bir durum genellikle istenen sonuçları taklit etmektedir. Kişinin konuşma ve hareket etmesini engellemek için eğer bir kurşun tableti delersek ve tablete uygulanan eylemi bir bağlayıcı olarak kullanırsak onun hedeflenen şeye aktarılmasını bekleriz.
Bunun sonucunda sempatik davranmış oluruz. Bu aslında homeopatik büyünün arkasındaki fikirdir. Bununla birlikte, büyü eylemi ile onun amaçlanan etkisi arasındaki sempatik ilişki, etkilerin uzayda farklı bir noktada ve zamanın daha sonraki bir noktasında kurbana aktarılması veya iletilmesi gerektiğini ima eder. Bu aktarımlar kültürden kültüre farklılık göstermektedir. Örneğin; Azande, aktarımı büyü ve büyücülüğün ‘mbisimo’ ya da ‘ruhu’ olarak adlandırdıkları şeye atfetmişlerdir.
Büyüsel işlemin kendisi kurbanın eşyalarına veya vücut parçalarına yöneliktir. Örneğin bir Yunan büyücü, erotik duygu ateşini kişiye aktarmak istiyorsa, kurbanın saçını ve giysilerini yakar. Bruhl, bulaşıcı sihri, bir kişi ile eşyaları arasında özel bir bağlantı olduğu zaman mistik ilişkiler fikri ortaya çıkar demiştir. İnsanın kullandığı şeyler, giydiği elbiseler, silahları, süsleri onun bir parçasıdır yani kişinin kendisidir. Yani hiçbir şekilde bu nesneler kişinin kendisinden ayrılamaz.
Daha temelde bulaşıcı büyünün varlığı, genişletilmiş bir ‘kişilik’ kavramını ima etmektedir. Bir kişinin sahip olduğu eşyaların ya da vücut parçalarının dağıtılabileceği ve bir anlamda bu donanımların ve parçaların kişiyi kopyaladığı düşünülebilir. Büyü, dağıtılmış parçalar üzerinde hareket etmenin bütünü etkilemeye devam edeceği inancından yaralanır. Sempatik ilişki, üzerinde etkide bulunulan kişinin parçasının sihirli bir şekilde onun tümünü temsil ettiğini ve bu bağlantının zaman ve mekânda belli bir mesafede ona etki etmeye devam ettiğini garanti eder. Bir kültürün, kişiliğin diğer sosyal veya kurumsal şahsiyet biçimlerine uyabilen veya uymayan büyülü davranışların 21 özel olarak gösterildiği gibi kişiliği nasıl kavradığını da düşünmek en önemli meselelerden biridir.
1.5.2. Ak Büyü ve Kara Büyü
Ak büyü, umumi anlamda insanlar ve toplumun esenliği için yapılan bir uygulama türüdür. İyileştirme ve arındırma ritüelleri; hastalığa yakalanmış bir insanı, kuraklık, bir kaza sonucu yaralanma, maddi hasarı önleme, doğum sonrası yeni doğanları ve kadınları kötücül durumlardan koruma ve iyileştirme, ülkeyi kirleten kötü güçlerden arındırma gücüne sahip olan iyi büyüyü yani ak büyüyü içermektedir.
Din ile karıştırılmış büyüler sergilemesinin yanında, tabiatın sıradanlığı, gizli ama gerçek ve sağlam bir inanç temeli oturtulmuştur.
Ak büyü genel anlamda bakıldığında, dinden ve dinin kutsal bildiği temellerden faydalanır. Din adamlarının büyüye katkısı fazlasıyla görülmekte ve duaların yanında kurbana da ihtiyaç duyulmaktadır. Bu büyü, kişilerin gözleri ile görülebilen ‘güçleri’, ve tabiat habitatını kendi yanına çekmeye çalışır.
Kullanılan formüller ve amaçları doğrultusunda kara büyüden çok farklı olduğu söylenebilir. Ak büyüde ateş, altın, fasulye, fildişi, gümüş, horoz, incir, sarımsak, su, süt, sirke, tavuk, zeytinyağı, tuz, inci, ayçiçeği, elma, elmas, kurşun, kuşkonmaz, portakal kullanılmaktadır. Kara büyüye baktığımızda ise; ölen şeylerden parçalar, idrar, kan, karga, kara kedi, kurbağa, kurt kanı, timsah dişleri, mezarlık toprağı, kara tüy, yarasa gözü ve kanı kullanılmaktadır.
Kara büyü, ak büyünün aksine insan yaşamı, sağlığı, malı ve oturduğu konutuna zarar vermek, sevenleri ve evlileri ayırmak, düşmanı hasta etmek, sakatlamak, öldürmek gibi eylemler için kullanılan büyü türüdür. Amacı iyilikten ziyade kötülüktür ve ak büyü ile tam bir çelişki içindedir. Ak büyünün aksine dinden ve dinsel yönden kudretli objelerden yararlanma amacı olumsuz yöndedir. Dine küfür niteliğinde görüldüğü için kara büyü ile uğraşan kişilere günahkâr olarak bakılmaktadır.
Malinowski ise; kara büyü ile bayanları zinanın sonuçlarından korumak, hukuk kurallarından kaçmanın en etkili yöntem olduğunu savunmanın yanında, kötücül 22 dediğimiz, mahsullerin tahribi, balıkçılıkla uğraşanların çalışmalarını engelleme, domuzları ormana çekmek, muz, ceviz ve palmiye ağaçlarının ölümüne de sebep olabilen çok geniş bir çeşitlilikten bahsetmiştir.
1.6. Büyü ile Alakalı Temel Kavramlar
1.6.1. Tılsım
Arapça bir kelime olan tılsım muhtemelen kökeni Yunanca’ya dayanan ve kutsanmak anlamına gelen Telesma’dan (τελεσμα) türemiştir. Tam olarak büyülü güçlere verilen teslimiyet eylemidir. İngilizce’deki tılsımlar ve nazarlıklar için kullanılan diğer kelimeler arasında yine kökeni Yunanca periapt (περίαπτ) phylakteria (ϕúλακτήρία) kelimeleri de bulunur. Tılsım her zaman bir nedenle hazırlanmıştır.
Gizemli bir güç taşıdığına inanılan şey; kimse anlamına da gelen aynı zamanda iyiliği çekmek, kötülüğü önlemek manasında da kullanılmıştır.
Bununla birlikte, Orta çağ araştırmalarında uzmanlar, genellikle amaç ve kullanım bakımından muskalara benzese de, bunları ayrı ayrı ele almışlardır. Tılsımların ayırt edici özellikleri ise; üzerlerinde yazılı kelimeler veya en azından harfler bulunmasıdır. Bu tür yazıtların gücü en az bitkiler ve hayvanlar kadar büyüktür.
Ünlü Altın Şafak Tarikatı’na göre; bir tılsım güç ile yüklü sihirli bir figürdür. Tılsım yapımında çok fazla özen gösterilmelidir.
Mümkün olduğu kadar evrensel güçleri (tezahürlerine bağlı olarak, genellikle ruhlar, melekler ve doğaüstü olarak adlandırılan gezegensel veya temel kuvvetler) temsil edecek şekilde yapmak ve çekmek istediğimiz kişilerle tam bir uyum içinde olması önemlidir.
Kuvvetlerin uygun şekilde yönlendirilmesine ve kullanılmasına yardımcı olmak için ise, onlara belirli semboller, renkler, sayılar ve mühürler atfedilmiştir. (Resim 5)
[Only Registered Users Can See Links] 1. Tılsımlar için gezegensel özellikler
The Complete Book of Amulets and Talisman, Migene Gonzalez-Wippler, 1991, s. 205. Örneğin; Venüs, aşkı ve zevkleri kontrol eder. Jüpiter, onur ve zenginlik verir vb. mühürler ve tılsımlarda kullanılan çeşitli gezegen ruhları da bu bölümde bahsedilmiştir
[Only Registered Users Can See Links] 5. Ay ile ilişkili olan gümüş için önerilen üç simya sembolü
The Complete Book of Amulets and Talisman, Migene Gonzalez-Wippler, 1991, s. 64.
Bunlara sayı verilmesinin sebebi ise; gezegen tılsımlarının çoğu Kabalistik tılsımların karşılığına gelen geometrik şekillerden yapılmış olmasıdır. Örneğin; sayısı yedi olan Venüs tılsımı yedigen şeklinde yapılmıştır. Sayısı beş olan Mars tılsımı beşgen şeklinde olmuş ve bu böyle devam etmiştir. Bazen büyücü gezegensel güçler yerine temel güçleri kullanmayı uygun görür ve aşağıdaki tabloda da görüldüğü gibi renkleri ve geometrik şekilleri de kullanabilir. (Resim 6)
Leydihan
15 Haziran 2025, 00:54
[Only Registered Users Can See Links] 6 Elementlerin Geometrik Şekilleri
The Complete Book of Amulets and Talisman, Migene Gonzalez-Wippler, 1991, s. 205.
[Only Registered Users Can See Links] 2. Tılsım İçin Elementlerin Özniteliği
The Complete Book of Amulets and Talisman, Migene Gonzalez-Wippler, 1991, s. 206. Bazen büyücüler gezegensel yerine elemental kuvvetleri kullanmaya karar verir.
Bu durumda tablo 2’de gösterildiği gibi tılsımın hazırlanması için renkler ve geometrik formlar kullanılır.
Tattwa elementleri her birine verilen Sanskritçe isimdir ve insani kaygıları kontrol eder. Toprak; iş, para, istihdam.
Hava; sağlık, hastalık, sıkıntılar, tartışmalar, anlaşmazlıklar.
Ateş; güç, hakimiyet, otorite, prestij.
Su; aşk, evlilik, zevkler, mutluluk, sanat, doğurganlık.
Eter; tüm manevi konular.
Aşağıdaki tabloda tılsımların hazırlanmasında kullanılabilen temel kuvvetler ve ruhların isimleri görülmektedir. Tanrı’nın ilahi isimleri, baş melekler, melekler, hükümdarlar ve krallar ile geleneksel olarak ilişkilendirilen her şey tılsım hazırlanmasında kullanılabilir.
[Only Registered Users Can See Links] 3. Elemantel Kuvvetler ve İlahi Özellikler
The Complete Book of Amulets and Talisman, Migene Gonzalez-Wippler, 1991, s. 206.
Tüm bu sembol denilen şeyler, yapan kişi tarafından dikkate alınmıştır. İdeal olarak tılsımlar, etkisi istenen gezegene atfedilen metalden yapılmalıdır fakat bu mümkün olmadığında metalin yerini gezegensel veya temel renkler alacak şekilde parşömen kullanılmıştır. (Resim 7) Başka bir deyişle, parşömen gezegenin veya kullanılan elementin rengiyle boyanmış ve tüm o çeşitli yazılar, temel kuvvetlerin kullanılmasına bağlı olarak siyah veya tamamlayıcı gezegen ve element renginde boyanmıştır.
Ether/Ruh Eheieh and
Ahla
EXARP
HCOMA
NANTA
BITOM
ELEXARPEH
COMANANU Yeheshuah
TABITOM and
ˉ Yehovashah
[Only Registered Users Can See Links] 3. Elemantel Kuvvetler ve İlahi Özellikler
The Complete Book of Amulets and Talisman, Migene Gonzalez-Wippler, 1991, s. 206.
Tüm bu sembol denilen şeyler, yapan kişi tarafından dikkate alınmıştır. İdeal olarak tılsımlar, etkisi istenen gezegene atfedilen metalden yapılmalıdır fakat bu mümkün olmadığında metalin yerini gezegensel veya temel renkler alacak şekilde parşömen kullanılmıştır. (Resim 7)
Başka bir deyişle, parşömen gezegenin veya kullanılan elementin rengiyle boyanmış ve tüm o çeşitli yazılar, temel kuvvetlerin kullanılmasına bağlı olarak siyah veya tamamlayıcı gezegen ve element renginde boyanmıştır.
[Only Registered Users Can See Links] 7 Seals of Talisman of the Sun, Venüs and Mercury. The Complete Book of Amulets and Talisman, Migene Gonzalez-Wippler, 1991, s, 204.
Büyülerde bulunan büyüsel etkinliklere inancı olan ilkel insanlar tarafından gerçekleştirilen büyüsel eylemlerin metinleri ve formülleri incelenirken determinantta üç temel unsur bir araya getirilmiştir.
İlk madde; rüzgar, gök gürültüsü, dalga ve çeşitli hayvan sesleri gibi doğal sesleri taklit eden seslerdir. Bu seslerin belirli fenomenleri simgelediğine ve onları sihirli bir şekilde ortaya çıkardığına inanılıyordu. Öte yandan, bu tür sesler, sihirle ulaşılan amaç için arzu edilen ve uygun olan bazı duygusal durumları ifade etmiştir.
İlkel insanın muska anlayışındaki ikinci temel unsur, ihtiyaç duyulan şeyleri çağıran, organize eden veya düzenleyen kelimelerin kullanılmasıdır. Büyücü bu muskaları kullanarak ya çağırdığı hastalığın tüm semptomlarını anacak ya da ölüm getirecek bir şey söyleyerek kurbanın akıbetini anlatacaktır. Benzer şekilde, sihirbazlar şifa büyüleri yaparken, sağlığı ve fiziksel gücü göstermek için muska kullanırlar. Bütün bunların dışında sihirbaz, tılsımın baskısı altında büyü yaparken hissettiği heyecanı ve bu heyecana anlam veren eylemleri anlatmak için kelime ve cümleler kullanmıştır. Kötü büyüde büyücü, kurbanın vücudunun iç organlarını ve çeşitli kısımlarını kızgın bir tonda göstererek ‘kırıyorum-burkuyorum yakıyorum-parçalıyorum’ gibi kelimeleri tekrarlar.
Bu bize neredeyse tüm tılsımların ritüellerin biçimlerine göre düzenlendiğini ve sözcük seçiminin sihirli öğelerle aynı olduğunu göstermiştir. İlkel halkların muskasındaki üçüncü temel unsur ise; mitolojik ifadelerdir ve hemen hemen tüm tılsım ve ritüellerde bunların yerini alabilecek başka bir unsur yoktur. Burada, ilgili kültürün büyüsünü efsaneden miras alan atalara ve kahramanlara atıfta bulunulmaktadır.
Tılsımların başka bir boyutundan bahseden Mircae Eliade, insanların yanlarında taşıdıkları tılsımlar aracılığı ile temsil edilen kutsal bölgenin kapsamı içerisinde yer aldıklarını söyler.
Örneğin tüm ay muskaları ve takımyıldızları (yeni ay, yarım ay, dolunay vb.) ay ile ilişkilerini etkiler. Bu nedenle ay tılsımını taşıyan kişi, ayın kutsallığına sahip olur ve rünün içerdiği büyü sayesinde ay ile bütünleşir.
Benzer şekilde Hristiyanlığın sembollerinden biri olan haç da Hristiyanlar tarafından muska olarak kabul edilir.
Onlara göre haç, Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesinin bir simgesidir, Hz. İsa ile bütün olmayı ifade etmiştir. Bu nedenden dolayı Hristiyan, kendisini İsa'nın çarmıhta çektiği acıların ortağı olarak görür.88
Günümüzde ülkemizde kullanılan, nesilden nesile aktarılan pek çok tılsım çeşidi bulunmaktadır. Bunlar dilek dilemek, hastalıkları iyileştirmek, insanlar arasında sevgiyi oluşturmak, insanları birbirinden ayırmak için kullanılmaktadır.
1.6.2. Mana
Mana kelimesi Polinezya kökenli olup, mistik ve majik güç’den gelmektedir. Bazı insanlarda, hayvanlarda, bitkilerde ve tabiat unsurlarında bulunan olağandışı belirti ve işlevlerle kendini belli eden mistik ve büyülü güçtür.
Tanrıların ve doğaüstü güçlerin mana ile yüklü olduğuna inanılır; bu güç onlardan liderlere geçer. Liderler; toplumdaki yerlerini göz önünde bulundurarak bunu kabilelerinin üyelerine aktarır. Çeşitli uygulama ve süreçlerle elde edilen mana, olumlu yönüyle insanlara zarar verebilen, olumsuz yönleriyle ise insanlara fayda sağlayabilen değerli bir güçtür. Bu bağlamda mana dolu bir kişiden veya şeyden kaçınmak gerekir. Büyünün paradoksal alanı, mana inancı ile beslenir ve geliştirilir. Tabu’nun kökeninde de aynı inanç sistemi bulunmaktadır.
Mana kelimesi ilk olarak 1889’da antropolog R. H. Codrington tarafından tanıtılmıştır. İnanç şekline baktığımızda ise çeşitli adlar adı altında farlı toplumlarda görülür. Örneğin; Irakular’da ‘orenda’, Algonkinler’de ‘manitu’ ya da ‘manito’, İtiru Pigmelerinde ‘megbe’, Kongolular’da ‘elima’, Eskimolar’da ise ‘sila’ adı ile anılmaktadır.
Bir takım insanlarda, hayvanlarda, bitkilerde ve tabiat olaylarında bazı olağandışı işaret ve işlevlerle kendini belli eden doğaüstü gücün Melanezya’daki karşılığı ‘mana’ dır.
Belirli olabilecek nesnelere kuvvet kazandıran ve kelimenin gerçek anlamıyla nesneleri gerçek kılan bu çeşit bir gücü Melanezya halkı da başka topluluklardan tanımaktadırlar. Siular’da mana ‘wakan’ şeklinde ifade edilmiştir.
Burada en önemli olan nokta ise yalnızca tanrılar, kahramanlar, ölülerin ruhları veya kutsal sayılabilecek şeylerle ilişkiye girmiş olan insan ve nesneler yani büyücüler, fetişler, putlar vb. mana’ya sahip olabilmektedirler. Bu büyüsel-dinsel çeşitliliği benzetme yapan ve ilkel haklardan bahseden en son etnologlardan biri Schebesta’dır.
Ona göre; ‘megbe’ her yerdedir, ama güç ne aynı yoğunlukta ne de benzer görünüşlüdür. Schebesta’ya göre megbe, bazı hayvanlarda çok zengin, yetenekli ve başarılı olarak görülen insanlarda çok fazla iken, kimi kişilerde yok denecek kadar azdır. Schebesta’ya göre bu güç, totemde değişime uğrayarak başka bir insana geçse bile, bir gölge ruha bağlı gözükmekte olduğu için, taşıyan asıl kişi öte dünyaya göçtükten sonra kaybolduğu düşünülmektedir.
İlk incelemeler sırasında (mana, wahan, orenda vb) arasında çok önemli farklar olabileceği de gözden kaçmamalıdır. Örneğin; P. Radin, William Jones, Fletcher ve J. N. B. Hewitt’in ‘wahanda’ ve ‘manitu’ terimleri ile ilgili yapmış oldukları incelemelerde elde edilen sonuçlar neticesinde bu kelimelerin ‘muhteşem, kutsal, güçlü, yabancı, önemli, olağanüstü’ anlamlarını da taşıdıkları ve ‘içkin güç’ denilen kelimeden çok uzak oldukları sonucuna varılmıştır. Radi’den aktarım ile Boas; bireyin dini yaşamını ilgilendiren temel kavram, insan yaşamını etkileyebilecek ve dolayısıyla kişinin faaliyetlerinden etkilenebilecek olan büyü gücünün varlığına inançtır.
Bu anlamda mana’nın gücü insanın özelliklerinden üstün olan harika nitelikler olarak anlaşılmalıdır. Hint zihninde ise; ‘sihirli güçlerin varlığına olan inanç çok güçlü olduğu için, tüm eylemleri kendisine dost olanların iyi niyetini koruma ve düşman olanları kontrol etme arzusu tarafından düzenlenir’.
1.6.3. Nazar
Kökeni Arapça olan nazar kelimesi, Türkçe de genel anlamda göz değme anlamında kullanılmaktadır. Osmanlıca ise isâbet-i ayn (göz değme)’dir.
İngilizce anlamına baktığımız da ise; evil eye (kem göz, nazar)’dır. Bazı insanlarda bulunabileceğine inanılan; özellikle çocuklara, evcil hayvanlara, evlere, mülklere ve hatta cansız nesnelere olmak üzere insanlara, gözlerden uzaklara ateş edebilen ve zarar verebilen inanılmaz ve ölümcül bir güçtür. Kıskançlık, kötü niyet ve psikolojik duygulara dayanan bu çarpıcı gücün, ruhun açılış noktasından yani gözlerden fışkırdığı ve kurbanı vurduğuna inanılır. Gözün işaret ettiği bu vurucu kuvveti engellemenin ve zarardan korumanın ilk yolu ‘göze göz’ dür. Bu karşıt bir fikirdir. Bu nedenle renk ve göze benzer bir şekle sahip her nesne, olduğu gibi veya bazı ek unsurlarla, nazardan korunmak için bir savunma aracı olarak, başka bir deyişle tılsım olarak kullanılmıştır.
Babil halkı, muskayı nazara karşı kullanmasının yanında, Eski Mısır'da ‘Osiris'in Gözü’ veya ‘Horus'un Gözü’ olarak bilinen muskalar çok ünlüdür. Başka bir benzerliği nedeniyle sıklıkla kullanılan bir diğer nesne ise deniz kabuğudur. Birçok kültürde nazara karşı muska olarak kullanılmışlardır. Nazar’a karşı nazar inanışları günümüzde hemen hemen tüm İslam ülkelerinde oldukça yaygındır.
Günümüzde hâlâ Avrupa’nın belirli yerleşimlerinde, İtalya ve Balkanlar’da nazar inancı çok yaygındır. Yunanlılar için ‘mati (μάτι) ya da matiasma (μάτιασμα)’, Araplar için ‘el ayn ya da isabet-i ayn’, İranlılarda ‘bed nezer’, Hintlilerde ‘sıkr’ olarak geçen ve çok çarpıcı olduğu düşünülen bu kuvvetin ise Türkiye’deki adı ‘göz değmesi, göze gelme, pis göz, kem göz veya kötü göz’ olarak geçmektedir.
Birçok kültür, Tanrı'nın gözü olduğuna inanılan göz imgesini nazara karşı bir muska olarak benimsemiştir.
Örneğin: Modern Meksika'da Huichol Kızılderilileri, insanları, evleri ve tarlaları nazardan koruduğuna inanılan Ojo de Dios veya Tanrı'nın Gözü dedikleri bir göz tılsımı hazırlarlar. Nazarlık, çubuklardan ve renkli ipliklerden hazırlanır, her renk özel bir koruma türünü gösterir. Aynı tür muska, Amerika Birleşik Devletleri'nin güneybatı kesimindeki Amerikan Kızılderilileri tarafından hazırlanır.
Porselen gözler ayrıca nazardan caydırıcı olarak iğnelere veya bileziklere takılır. Bunlar Latin Amerika'da çok popülerdir ve genellikle küçük çocukları komşuların ve kötü niyetli kişilerin kıskançlığından korumak için kullanılır.
Nazarın kötücül güçlerine inanç birçok kültürde geçerli ve muhtemelen prehistorik dönemlerden kalmadır. M.Ö. 3000 yıllarından kalma Sümer ve Babil çivi yazılı metinlerinde nazar kelimesinin ilk kayıtları bulunmaktadır.
Sümerce IGI-ḪUL kelimesi tam anlamıyla ‘göz nazarı’ anlamına gelmektedir. Sümerler kendilerini kötü düşmanlardan ve yaşamış oldukları kaygılı hayattan kendilerini korumak için tılsımlar, sihirler kullanmışlar ve nazardan korunmak ve evlerini korumak içinde hem yazılı hem de yazısız çeşitli muskalar taşımışlardır. Evlerini korumak için kil içinde temellere ve duvarların içine gömmüşlerdir.
British Museum’daki tılsım ve nazarlıklar M.Ö. 2500’den önce yapılmıştır. Bunlar arasında dikkat çekenler hayvanlar, kuşlar, balıklar v.b’dir. (Resim 8)
Leydihan
15 Haziran 2025, 01:02
[Only Registered Users Can See Links] 8 Babil ve Asur Tılsımları British Museum Amulets and Superstitions, Ernest Alfred Wallis Bugge, 1930, s. 84.
Görselde de görüldüğü üzere;
1) İki hayvanın baş kısmı birleştirilmiş (boğa ya da aslan?), sembolik olarak iki kat gücü temsil etmektedir. Bütün hayvanlara bu şekilde muamele edilmiş ve bu çağlar boyunca varlığını sürdürmüştür.
2) Mısır’da olduğu gibi sırlı kilde, doğurganlığın sembolü olan kurbağa.
3) İki balık, yan yana, doğurganlığın simgesi. Bunlar burçlar kuşağından balık burcunu temsil eder ve yıldızlara ait bir öneme sahiptir.
4) Boğa, gücün ve erkekliğin sembolü. Mısır Kraliyet ünvanı olan ‘güçlü boğa’ ile karşılaştırın.
5) Domuz? Muhtemelen doğurganlığın simgesi.
6) Erkekliğin simgesi olan koç.
7) Yırtıcı bir kuş mu? Anlamı bilinmiyor.
8) Kutsal bir boğa. Bazı zamanlar alnında bir üçgenle işaretlenir. Herodot şöyle der: Apis Boğasının alnında beyaz bir üçgen olduğunu ve Apis’in bronz figürlerinde veya kutsal Memphis Boğasında bu beyaz alevin alnına işlenmiş üçgen bir gümüş parçasıyla temsil edildiğini söyler. Bu figür mumyalanmış bir Apis Boğası şeklindedir. Kesin anlamı bilinmemektedir.
9) Bir aslanın başı, gücü sembolize eder.
10) Bir at. Sembollerle ifadesi bilinmiyor. Bu muskanın en eski örneği altından yapılmıştır ve Chaldees ‘in Ur şehrinde bulunmuştur. Muhtemelen erkekliği ve doğurganlığı sembolize etmektedir.
Keçi ve buzağının muska figürleri oldukça yaygındır ve Kaptan Spencer Churchill’in elindeki bir mühür üzerinde misk kedisi yontusu görülmektedir
Bu döneme ait çivi yazılı tabletlerden birinde metin şöyle geçmektedir:
. . . LAL2-LAL2 . . . -tum ka-sa-a-tu¹ a-a-lu-u ša
ameli i-kat-tam : GIGAL-LU MULU BA(?)-DUL
. . . . dal-ḫa-a-tum ka-sa-[a]-tu : GAR-LAL-A-AN
. . . . . ka-ba-a-ti ša ma-a-tu : KALAM-MA-GE
. . . . GIG-GA [:] mu-şam-ri-sa a-tu¹ ša ni-ši : NAM-MULU-GIŠGAL-LU-GE
5. [IGI - GAR - ḪU]L - GIM - MA [:] i - ni li - mut - tum
mut - tal - lik - tum : PAP - ḪAL - LA - GE
[UB-KU AB]-ŠI-IN-BAR [:] a-na tub-ḳa ip-pal² -lis-ma
tub-ḳi u-ri-iḳ : UB IM-SU
[DA-KU AB]-ŠI-IN-BAR [:] ana ša-ḫat ip-pal² -lis-ma
³ ša-ḫat u-ri-iḳ : DA IM-SU
[DAGAL KALAM-MA] AB-ŠI-IN-BAR : ana⁴ maš-tak
ma-a-tu¹ ip-pal-lis² -ma maš-tak ma-a-tu u-ri-iḳ : DAGAL KALAM-MA IM-SU
[MULU-GIŠGAL-LU]-PAP-ḪAL-LA-KU AB-ŠI-IN-BAR
GIŠ-KUD-KUD-DA-GIM TIG-KI-A IM-MI-IN-GAM
10. ana a-me-lu mut-tal-li-ku ip-pal²-lis-ma ki-ma iṣ-ṣi
nak-su še-ıb-ri ki-šad-su ur-da-du-ud
DINGIR-EN-KI MULU-BI : ͥ ᶩ ͧ Ea ameli MU⁴-a-tim
i-mur-ma : ŠI-U-NE-IN-GAB Büyük Sümer Tanrısı Ea, genellikle dişi iblis Tiama şeklinde kişileştirilen nazar ile sürekli savaş halindeydi. Ancak çoğu eski yazılarda, nazarı tasvir etmenin en yaygın yolu göz şeklinde idi. (Resim 9)
[Only Registered Users Can See Links] 9 Nazara karşı kullanılan çok yaygın bir tılsım.
The Complete Book of Amulets and Talisman, Miracle Gonzalet Wippler, 1991, s. 167.
Tarihimizin çok erken dönemlerine ait birçok büyülü eserde de ‘gözün içindeki küçük adam’ dan söz edilir fakat bu elbette ki kişinin birinin gözlerine baktığında kendisini gördüğü yansımasıdır. Bu ‘küçük adamın’ çok güçlü olduğuna ve birçok durumda nazarın arkasındaki uğursuz güç olduğuna inanılıyordu.
Kuran'da nazar olayına da dikkat çekilmiştir. Kalem Suresi 68/51'de, zikri inkar edenlerin zikri (K. Kerim) duyduklarında adeta gözlerini üzerinize çevirecekleri söylenmekte ve nazarın insanlar üzerindeki etkisinden de bahsedilmektedir. Tüm toplumlarda yaygın olarak kabul edilen nazar inancı, Yahudilerin kutsal kitaplarında da yer almaktadır. Çünkü Yahudi kutsal yazılarında nazar ölümle ilişkilendirilir ve Babil Yahudilerinin Talmud'unda da şu anlayış vardır: Yüz kişiden sadece birinin ölümü doğaldır ve diğerleri her zaman nazarın kurbanıdır şeklinde açıklanmaktadır.
Eski İbraniler, büyü uygulamalarına karşı şiddetli yasaklara rağmen, bazılarını koruma olarak kullanmayı başarmışlardır. Çocuklarını gizlice mübarek Sabbath103 mumlarının dumanından geçirerek nazardan korumaya çalışmışlar ve Davut Yıldızı'nın nazara karşı güçlü bir kalkan olduğuna inanmışlardır. Dua şallarındaki püsküller ile rahibin cübbesine takılan çanlar, muhtemelen, özünde muskaydı. Saçaklar ve çanlar, eski çağlardan beri kötülüğe karşı tılsım olarak kullanılmıştır. Mısırlılar, Babilliler ve Asurlular, kötü ruhları kovmak için çanları kullanmışlardır.
Komşularının büyüsünden derinden etkilenen İbranilerin, onların büyüsel inançlarından bazılarını kopyalamış olmaları çok olasıdır.
Sonuç olarak baktığımızda ise bu inanç kompleksi, gözün zarar verebilen, soldurabilen veya yok edebilen enerjiyi yansıtan aktif bir organ olduğu fikrini destekler niteliktedir.
Kalpte ortaya çıkan duyguların veya eğilimlerin taşıyıcısı olarak göz, özellikle başkalarının iyi talihini görmenin uyandırdığı ve hayatın tüm iyiliğinin kıt ve sınırlı olduğu fikriyle beslenen haset eğilimi ön plana çıkmaktadır.
Nazar’ın gönüllü olduğu kadar istem dışı çalışması, güç ve canlılığın sembolleri olarak gözlerin cinsel organlarla ilişkisi, rakiplerin itibarını sarmak için nazar suçlamalarına başvurmak, nazarın var olan en tehlikeli ve ölümcül kötülük güçleri arasında olduğu ve bu nedenle çok korkulması ve karşı korunma gerektiren bir güç olduğu fikri ise tüm toplumlar tarafından kabul görmüştür.
1.6.4. Nazarlık
Arapça anlam karşılığı ‘temaim’106, İngilizce de anlam karşılığı ise ‘charm’107 ya da ‘amulet’108 olarak ifade edilen, nazarı kişiden koruduğuna ve ondan uzaklaştırdığına inanılan muska çeşididir. Muskanın nazarı yok ettiğine ve etkisiz hale getirdiğine inanılır. Çeşitli şekillerdeki nazarlıklar, giysinin görünür kısmında taşınabildiği gibi görünmeyen kısmına dikilmiş çeşitli nesnelerden de (mavi kumaş, mavi boncuklar, çimen, sarımsak, leylek gübresi, deniz kabukları, yumurta kabukları, eski para, kurşun, yazı kâğıdı vb.) oluşur.
Nazarlıklar ayrıca evleri, hayvanları, tarlaları ve bahçeleri tehlikelerden korumak içinde kullanılmaktadır. İnsanları, özellikle çocukları korumak için en yaygın kullanılan nazarlık göz şeklinde olandır.
Dünyada kullanılan pek çok tılsım çeşidi olduğu iyi bilinse de en yaygın tılsımların düğüm şeklinde olduğu bilinmektedir.
Dünyanın hemen her yerinde nazarlık yerine düğüm taşındığını söyleyen Eliade, bu tür nazarlıkların genellikle evlilikleri ve genç evli çiftleri koruma amacı üzerine iplik ve düğüm şeklinde kullanıldığını söylemiştir.
Günümüzde Müslümanların evlerinde astıkları Ayetel Kürsi duaları bir nevi muskadır. Çünkü insanlar kem gözlerin kendilerine dokunamayacağına ve dua okunan eve kötülüğün giremeyeceğine inanılır. Nazar için yazılan bir diğer dua ise Yusuf Suresi'nin 12/67 ayetleridir.
Nazarın insanlar üzerindeki etkisi konusunda farklı görüşler olsa da, genel olarak konuşursak, nazar değen kişiler hastalandıklarında esneme, gerilme ve gözlerinden yaş gelme sıklıkla görülebilir. Bunun yanında ise baş ağrısından kişi kafasını yukarı kaldıramayacak kadar güçten düştüğüne inanır.
1.6.5. Muska
Arapça anlamı ‘hırz’ olan kelime; koruma veya sığınak anlamına gelmektedir. Bunun yanında muska kelimesi göz değmesi denilen nazar için kullandığımız nazar boncuğu olarak da kullanılmaktadır. Tılsım anlamına geldiği de söylenebilir. 113 Ayrıca; koruma, penah, maaz ve melce kelimelerinin yerine de kullanılmasının yanında iltica, sığınılacak yer anlamına da geldiği söylenebilir.
Sahibini tehlikeli dış etkenlerde ve çeşitli zararlardan koruyabilen, büyülü ve dini güçler içerdiği kabul edilen doğal veya insan yapımı bir nesnedir. Dinanizmin dünya görüşüne bakıldığında ise, nesnelerin pozitif veya negatif güç taşıdığı inancı, muskaların ortaya çıkmasında her zaman ana etken olmuştur. Doğada bulunan canlı ve cansız nesnelerin parlaklığı, zenginliği, gücü ve tükenmezliği insanı bazen öz ve biçim gibi göze çarpan özellikler karşısında şaşırtmanın yanında, bazen de kendi felaketlerinin ve mutluluğunun bu nesnelerde saklı olduğunu düşünerek korkması ve bunları kendi hizmetlerinde kullanmak istemesine sebep olmaktadır.
Nehir çakılları yaygın nesneler olmasının yanında, doğal olarak erkek cinsel organlarına veya hamile kadına benzeyen örneklerde doğurganlık muskaları olarak kullanılmışlardır.115 Garip şekilli taşlar, hayvan kemikleri, boynuzlar, pençeler, dişler, ahşap ve metalden yapılmış figürler, kağıt üzerine yazılmış dualar, deri ve kumaş parçaları, büyülü metinler, çizilmiş şekiller vb. muska olarak kullanılmaktadır.
Ortaçağ uzmanları büyülü sebeplerle giyilen ya da taşınan nesneleri yazıtsız ise muska olarak adlandırmışlardır.
Örneğin; M.S. 20. yüzyıl başlarında Mısır köyü hakkında yazı yazan Winfrid Blackman, hamile bir kadını korumak için giyilen bir muska çantasını anlatmıştır. Bunlar; bir ibibik başı, bir yılan dişi, bir eşeğin dudak ve kulaklarının parçaları, bir deve dişi, kuru bir bukalemun, yedi ipek iplik ve yazılı bir tılsım içermektedir. Muskalar işlevlerine göre ikiye ayrılmaktadır: Zararlı dış etkileri saf dışı bırakanlar (hastalık, sihir, nazar vb.) ve güzellik-iyilik getirenler.
Muskalar ayrıca evleri, hayvanları, bahçeleri ve tarlaları zararlı dış etkilerden korumak içinde kullanılmışlardır.
Muskanın en temel ülkesi diyebileceğimiz yer ise Eski Mısır’dır. Bazen muska ve tılsım arasında bir ayrım yapılır.
Bir muskanın amacı korumaktır, tılsımın amacı ise kullanıcıda bir kaliteyi arttırmak veya başarıyı teşvik etmektir. Mısır dilindeki SA (bir grup nesneyi, bunların gerildiği ipi veya onları içeren çantayı ve onları ‘etkinleştirmek’ için gereken kelime ve harfleri ifade edebilir. SA kelimesini yazmak için kullanılan hiyeroglif işaretlerden biri ise, ilmekli bir ipi; göstermektedir.) ve MKT sözcükleri esas olarak koruyucu muskalara özgü görünmektedir, ancak muska için başka bir Mısır terimi wedjat-hem kullanıcıyı koruyan hem de sağlık ve canlılık gibi arzu edilen nitelikleri veren nesneler için kullanılır.118 Mevcut örneklemlerde ise en popüler bok böceği türü, Horus’un gözü (Wedjat gözü) betimlemek için sırtı oyulmuş veya boyanmış bok böceği türüdür. Wedjat gözlerinin ‘arketipsel muska’ olduğunu ve hatta Eski Mısır’da kullanılan muska için kullanılan kelimenin bile ondan türediği belirtilmiştir. Wedjat göz tılsımları Eski Krallık’ın sonundan itibaren kullanılmış, Yeni Kralık’tan itibaren hem Mısır hem de Filistin’de en popüler nesne haline gelmiştir. Wedjat göz ilk olarak Mısır’da I. Ara Dönem’de görülmüş, ancak Filistin bağlamında Yeni Krallık ile eş zamanlı olarak Geç Tunç Çağı’na kadar örülmemiştir.119 (Resim 10) terimi-wedjat-hem kullanıcıyı koruyan hem de sağlık ve canlılık gibi arzu edilen nitelikleri veren nesneler için kullanılır.
Mevcut örneklemlerde ise en popüler bok böceği türü, Horus’un gözü (Wedjat gözü) betimlemek için sırtı oyulmuş veya boyanmış bok böceği türüdür. Wedjat gözlerinin ‘arketipsel muska’ olduğunu ve hatta Eski Mısır’da kullanılan muska için kullanılan kelimenin bile ondan türediği belirtilmiştir. Wedjat göz tılsımları Eski Krallık’ın sonundan itibaren kullanılmış, Yeni Kralık’tan itibaren hem Mısır hem de Filistin’de en popüler nesne haline gelmiştir.
Wedjat göz ilk olarak Mısır’da I. Ara Dönem’de görülmüş, ancak Filistin bağlamında Yeni Krallık ile eş zamanlı olarak Geç Tunç Çağı’na kadar görülmemiştir.119 (Resim 10)
[Only Registered Users Can See Links] 10 Wedjat Eye Scaraboids. Kabartma olarak oyulmuş özelliklere sahiptir.
Kama gözünün oval bir kaide üzerine kabartma olarak oyulduğu tiptir, aynı zamanda sır rengi, oyma stili ve derinlik bakımından da birbirlerine çok benzemektedirler. Hiyerogliflerin düzeni, farklı konumlarda ‘mrj’ işaretiyle ikisi arasındaki farkı göstermektedir. Hiyerogliflerin yerlerinin değiştirilmesi, farklı bir zanaatkar tarafından yapıldığı anlamına gelmemekle birlikte, zanaatkarın birinin üzerindeki işaret için yeterli alan bırakmayı ihmal ettiği ve bu nedenle onu sıkıştırmak zorunda kaldığı düşünülebilir.
Mısır’da avlanan hayvanların dişleri, kemikleri ve pençeleri bir küçük bez parçası içinde taşınabildiği gibi, ayak bağlarının üstüne de muskalar iliştirilebilirdi. Muska türleri ise; tanrı, cin, hayvan figürleri, düğüm ve özellikle el-göz amuletleri olarak göze çarpmaktadır. (Resim 11)
Leydihan
15 Haziran 2025, 01:04
[Only Registered Users Can See Links] 11 Wedjat Göz muskalar
A) Sırlı kompozisyon ‘wedjat’ göz tılsımı: bu ajur kompozit ‘wedjat’ göz tılsımı, takılabilmesi için merkezden yan yana delinir. Soluk turkuaz mavisi sırlı kompozisyondan yapılmış olup, detayları sarı ve siyah sırlı olup, altı düzdür. Temel
tasarımı, kuş formunun benimsendiği Lanner Falcon’un (Lanner Şahin) orta büyüklükte gözü ve kaşıdır. Sağ ve sol gözleri sırasıyla güneş ve ay olan göksel yaratıcı tanrı Horus’dur. Bununla birlikte, gözü karakterize eden ve alt kenarın altında görünmesi gereken damla ve kıvrılma işaretleri, ayaklı şahin bacağına ve şahin kanadına dönüştürülmüştür. Kuşun bacağının önündeki alan, güneş diski takmış, yukarı doğru kaldırılmış bir kobra tarafından doldurulmuş ve kıvrımlı gövdesi, şişirilmiş kaputun arkasına doğru kavislidir. Kanadın arkasında tomurcuklarla çevrili papirüs bulunur; kanat ve bacak arasında bir insan gözü vardır. Tasarımın tamamı bir kamış hasır üzerine oturtulmuş ve ciltleri dikkatlice çizilmiştir.
Yükseklik 6-7 cm’dir.
B) Alt tarafı düz, detaysız, iki tonlu, camlı göz. C) Mavi-yeşil ve siyah sırlı, çift taraflı göz, bir sepetin üzerine iki sıra halinde başları üzerine oturtulmuş maymun figürü. D) Yaprak yeşili sırlı kompozisyon göz. Üst taraf dış bükey, arasında rozet ve lotus başları bulunan dörtlü bir wedjat’a sahiptir. Alt düz kısmında çentik görülmektedir. E) Sarı sırlı düz desteğe sahip kompozisyon göz. F) Son derece dış bükey bir üst yüzeye sahip iki tonlu camlı kompozit göz. G) Feldispat (bir mineral grubu adı bknz. [Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links]) ) gözü, her iki yüzü dış bükey. H) Son derece dış bükey bir üst yüzeye sahip iki tonlu cam bileşimli çift taraflı göz. İ) Arkası jasper, düz-oyuk detaylı delikli göz. 18. Hanedan’dan önde disk takan yukarı doğru kaldırılmış bir kobra. J) İki tonlu camlı, ajur çift taraflı göz. Aralıklarında, başları patileri üzerinde olacak şekilde oturmuş Wedjat’lar ve profilden maymunlar görülmektedir.
Bunun yanı sıra Eski Mısır’da Fallüs ve Yürek123 biçimli muskalara da rastlanmıştır. (Resim 12)
[Only Registered Users Can See Links] 12 Kalp Muskaları
A) 18. Hanedan olan Kraliyet katibi Nakhtamun için her iki tarafta da ölülerin yılana benzeyen konteks yüzlü ölü kalbi.
B) Kırmızı cam Düz sırtlı Kalp.
C)Düzleştirilmiş yüzleri olan obsidyen kalp, üst tarafı orijinal olarak işlemeli bir scarab (bok böceği), alt tarafı Amun Shed-Khonsu malikanesinin rahip ve katibi için Ölüler Kitabı sarı dolgulu 30B bölümüne aittir.
D) 19. Haneden, Abydos’tan turkuaz mavisi, siyah üçlü peruk, eller ön kısımda birleştirilmiş, sırlı kompozisyon.
E) Bazalt, dışbükey yüzlü insan başlı kalp, başın üstünde bir lotus ile ayrıntılı üçlü bir peruk takılı, Kanatlı uzanmış BA (Bereket Tanrısı ya da erkeklikle ilişkili bir koç tanrısı, insan başlı kuş vücutlu) muhtemel orijinalde kakma idi. Alt taraftaki isim Paser Ramasside.
F) Turkuaz yeşili düz bir plakaya tutturulmuş dışbükey üst yüzeye sahip, polikrom, sırlı kompozisyon insan başlı kalp muskası. Baş kısım ayrı olarak kakma biçimde yapılmıştır.
Göğsünde Benu kuşu tasvir edilmiştir. 18. İle 19. Hanedanlar arasında Ölüler Kitabı siyah bakışlı 30B bölümüne aittir.
Tapınma olarak baktığımızda ise tüm Mısır tanrıları ellerinde bir Ankh tutar biçimde tasvir edilmişlerdir. Ankh yaşamın bir simgesidir ve Eski Mısırlılar tarafından çok güçlü bir muska olarak kabul edilmiştir. Aynı zamanda, başlangıçta erkek ve dişi genital organlarını temsil ettiği için eski bir doğurganlık sembolü de olduğuna inanılıyordu.(Resim 13)
Mezar lanetleri, izinsiz girenleri bir ankh'ın bir kuşunki gibi boynunu bükeceği konusunda uyarır. Ani ölüme yol açabilen boğulma nöbetleri bu inancın kaynağı olabilir.
Günlük sihirle ilgili değerlendirme listeleri genellikle bir muskanın boyuna uygulanacağını belirtir. Bazı muska dizileri bir bebeğin boynuna bile sığmayacak kadar küçüktür. Bilezik olabilirler, ancak orijinal olarak keten veya deri muska çantalarına konmaları ve boyuna takılmaları da aynı derecede mümkündür.
[Only Registered Users Can See Links] 13 Altın ve Gümüş Bileklik
M.Ö. 2000/1800
([Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
11.10.2021)
Koruyucu semboller, wedjat gözler, djed sütunları ve ankh işaretleri içermektedir. Ayrıca; bir kaplumbağa, yılanlar, babunlar, şahinler, tavşanlar ve Tanrı Bat’ın botnuzlu maskesi de gösterilmektedir.
Günümüzde de göz biçiminde sıklıkla kullanılan muska; Eski Mısır’da, Fenikelilerde, Kartacalılarda, Yunanlılarda, Etrüsk ve Romalılarda da sıklıkla kullanılmıştır. Günümüz Türkiyesi’nde Fatma Ana’nın eli ve göz şeklindeki (Resim 14) muskalara genellikle nazarlık denmektedir.127 İlkel insanlar kendilerini kötü güçlerden korumak ve geleceği tahmin etmek için muska kullanmaya başlamıştır.
Doğurganlığı arttırma, güç kazanma, düşmanları yenme, aile ve mülkü koruma ve en önemlisi nazarın tehlikelerini yenmek için kullanılmasının yanında baktığımızda ilk muskaların gücü animistik’tir.
Koruyucu semboller, wedjat gözler, djed sütunları ve ankh işaretleri içermektedir. Ayrıca; bir kaplumbağa, yılanlar, babunlar, şahinler, tavşanlar ve Tanrı Bat’ın botnuzlu maskesi de gösterilmektedir.
Günümüzde de göz biçiminde sıklıkla kullanılan muska; Eski Mısır’da, Fenikelilerde, Kartacalılarda, Yunanlılarda, Etrüsk ve Romalılarda da sıklıkla kullanılmıştır. Günümüz Türkiyesi’nde Fatma Ana’nın eli ve göz şeklindeki (Resim 14) muskalara genellikle nazarlık denmektedir.127 İlkel insanlar kendilerini kötü güçlerden korumak ve geleceği tahmin etmek için muska kullanmaya başlamıştır.
Doğurganlığı arttırma, güç kazanma, düşmanları yenme, aile ve mülkü koruma ve en önemlisi nazarın tehlikelerini yenmek için kullanılmasının yanında baktığımızda ilk muskaların gücü animistik’tir.
[Only Registered Users Can See Links] 14 Fatma Ana’nın Eli
(Sara Aji’nin ‘Tılsımlar’ı Almelek’te ([Only Registered Users Can See Links]) 28.10.2021
Animizm (Fetişizm) veya ruhani varlıklara inanç, sonunda ilk çok tanrılı dinlere dönüşmüştür. İlkel insan, birçok tanrısını, genellikle tılsımlarda ve diğer büyülü sembollerde yoğunlaşan müthiş büyülü güçlerin sahipleri olarak tasarlamışlardır.
Sabiilikte insanların yanlarında kolay bir şekilde taşıyabileceği muskalara ‘zraztia’ denmiştir. İnce ve uzun şeritler halinde yazılıp altın ve gümüş koruyucular içinde muhafaza edilmişlerdir. Bu muskalar yapılan kötü büyüleri bozma, kötü ruh ve kötücül güçleri kovma, uğursuzluk, hastalık ve türlü belalardan korunmak amacı ile kullanılmışlardır.
1.6.6. Fetiş
Kelimenin aslı Portekizce feitiçio (büyü, etkileyici güç ve bu amaçla yapılan eşya)’dan, Latince ise; Facticius’tan gelmektedir. Büyü gücüne sahip bu perili nesne, Portekizli denizciler, fetişizmden değil fetişlerden söz etmişlerdir. Zencilerin dinsel eşyası ile büyücülük aletlerini anlatmak için kullanmışlardır. Kutsallaştırılmış nesnelerin listeleri veya ayinleri ile kategorik bir birliğin ve tekil olarak temsil edilebilecek kavramsal bir tutarlılığın öne sürülmesi arasındaki hareket burada ‘fetişin mantığını’ belirtmektedir.
Fetiş (Fetişizm) ilk önceleri Animizm yerine kullanılan bir kelime olmuştur. Bu söz ise dinler tarihine ilk kez XVIII. yüzyılda, 1760’ da De Brosses (1709-1777)’in yayımlanmış olan eseri ‘Fetiş Tanrıların Dini Üzerine’ adlı eserinde literatüre geçip, bahsedilmiştir. De Brosses’un fikrine baktığımızda ise; bunu hemen hemen bütün dinlerle ilişkilendirmiştir. Fetiş ve Fetişlere tapma-ilahlaştırmanın dinlerin kökeninde yattığından bahsetmiştir. De Brosses’un eleştirel yaklaşımı ile fetiş tapınma maddeye ilkel bir bağlılık belirtisi demiştir.
Fetiş kelimesi içinde büyü olduğu için; belirli bir cinin içinde yaşadığına inanılan taş, boynuz, pençe, post, deri, bez parçası, heykel vb. gibi nesnelerden fayda beklemek, onlara korku ile karışık dini ve büyüsel bir saygı duymak anlamına gelmekte olarak tanımlanmıştır. Söz konusu nesnelere ise kişileri kötü yan etkilerden koruyabilecek cisimler gözü ile bakılmış, büyüsel pratik yapma amaçlı olarak kullanılmalarının yanında, muska ve uğurluk olarak da kullanımına devam edilmiştir.
Fetişlerin etki alanları ise değişik niteliktedir: Örneğin; Afrika’da Mogango fetişleri hastalanan kişileri iyileştirme için yardım etmişler, Mbula-figürleri ise köyde bulunan en önemli dediğimiz kişi şefi korumuşlar, buna rağmen kötülük getirdiğine inanılan bir diğer fetişler ise; Khonde ve Mpezo’lardır. En ünlü fetişler dediğimiz şeyler ise çivi fetişleridir. Balmumu heykelcik ile yapılmış olan figürün her bir yerine çivi çakma işlemi yapılır. Bunların üzerine çakılan çivilerin farklı anlamları vardır. Kişinin ağrıyan yeri neresi ise; fetişin o kısmına çivi çakma işlemi uygulanır.
Çiviler yardımı ile fetişi güzelleştirme işlemi de yapılabildiği gibi unutulmamalıdır ki bu işlemleri yapan kişi bir büyücüdür. Büyücüden istenilen şey tamamlandıktan sonra ise çiviler fetişten çıkarılır. Buradan da anlaşılacağı üzere fetişizm dini bir karakterden ziyade büyülü bir karaktere sahiptir diyebiliriz.
Leydihan
15 Haziran 2025, 01:10
1.7. Büyü, Bilim ve Din İlişkisi
Büyü ve din tartışmasında ele alınan en önemli farklılık, bunların özel veya genel bağlamda tek bir büyüde yapılıp yapılmadığıdır. Buradaki sorun, ayrımların sosyal sınırları ve normatif kuralları kurmak ve korumak için nasıl tanımlandığı değil, sosyal bilimcilerin sosyolojik bir tez sunmak için onları nasıl tanımladıklarıdır. Zaman zaman büyü, din ve bilim tanımlarına ilişkin tartışmaları, herhangi bir sosyolojik veya tarihsel soruya açık bir referans olmaksızın kuru tartışmalar haline gelmesinin yanı sıra, çoğu zaman antropologlar ve sosyologlar bu terimleri şu şekilde tanımlamışlardır;
Düşünce biçimleri ve sosyal pratikler hakkında karşılaştırmalı ve tarihsel sorular sormalarına yardımcı olacak şekilde tanımlamayı önermişlerdir.
Genellikle daha büyük bir sayıya sahip olan din takipçileri, daha büyük bir topluma, bir devlete ve sakinlerine hizmet etmeyi amaçlar: ritüeller, kurbanlar ve dualar, kişinin tanrılarla arasının iyi olması için görevini yerine getirmesidir ve halka açık bir alanda gerçekleşir İlkel insanlar doğanın ruhlarına boyun eğdirmek ve kendi istekleri doğrultusunda kullanmak için büyüsel ritüelleri denemişlerdir. Bu şekilde hayatlarının ve yaşamlarının kontrolünü ellerinde tutmaya çalışmanın yanında ibadet ve kurban ritüelleri ile tanrıları yatıştırmaya çalışmışlardır.
Hem büyüde, hem de dinde inançlarımızın ilkelerine hizmet etmek için kendimizde zorunluluk hissederiz. Bu zorlayıcı davranış ise; gerçek dini deneyimin merkezinde yer alır ve insan topluluklarının kültürlerinin önemli bir parçası dediğimiz çeşitli din ve büyüsel uygulamalara yol açmaktadır.
Doğal ve doğaüstü güçleri kontrol etme girişimleri, kehanet, kurban, tabular, dualar, ritüeller ve tabi ki muska ve tılsımlar bu uygulamaların bazılarına dahil edilebilir.
Organize din, büyüsel uygulamalara kaşlarını çatmasına rağmen, kendi ritüellerinde, özellikle koruyucu amaçlar için muskalar ve büyüsel sembollerin kullanımında, fazlası ile büyüden faydalandığı görülmektedir.
Büyünün bilim ile ilişkisine baktığımız zaman ise modern bilim ve teknolojiyi beklemiş olması göze çarpan en önemli unsurdur. İnsanlar bin yıl boyunca gerçekleştirilemeyecek şeylerin hayalini kurmuştur.
Sihirle havada uçma hayali makineler ile gerçekleşmiş, hastalığı iyileştirme ya da uzatma için yapılan büyülü ritüeller yerini farmakoloji ve modern kimyaya bırakmıştır.
Antik büyü ve modern bilim aynı amaçlara sahiptir. O dönem insanlar yasaları formüle etmelerine rağmen, büyü söz konusu olduğunda ise büyük ölçüde yanlış olduğunu düşünmüş olmalarına rağmen bizim bakış açımızdan bilim durumunda doğru olandır. Temelde baktığımızda ise; hemb üyü hem de bilimsel teknoloji vaadi biz bireylerin sahip olmadığı güçleri vermek içindir. Günümüzde giderek karmaşıklaşan teknolojiyi kullanmanın yanında, nasıl ve neden çalıştığını bilmeden elden çıkarma, kırıldığında tamir için bir uzman çağırmanın yanında, teknolojinin her zaman bizim için çalışacağını düşünmemizin yanında, eski insanlarda büyü ile atalarına çalışmışlardır.
Büyü, bilim ve din genel anlamda baktığımızda tüm toplumlarda geçmişten günümüze varlığını hala sürdürmekte olan ayrılmaz bir üçlü olup, birbirleri ile sürekli bir ilişki içinde olduğu yadırganamaz bir gerçekliktir. Mucize ve sihir arasındaki farkın, din tarihinde aşina olduğumuz kabul edilen tanımı, bilim ve sihir arasında ayrım yapmamızı da sağlar. Geleneksel anlamda bakıldığında ise; bu üçlünün koruduğu ortak nokta, gelenekseldir. Zaman zaman sosyal bilimcilerin büyü, din ve bilim tanımlarına ilişkin tartışmaları, herhangibir sosyolojik veya tarihsel soruya açık bir referans olmaksızın kuru tartışmalar haline gelmiştir. Ancak çoğuzaman antropologlar ve sosyologlar bu terimleri tanımlama için; düşünce biçimleri ve sosyal pratikler hakkında karşılaştırmalı ve tarihsel sorular sormuşlardır.
Sosyal bilimcilerin tanımları, çalıştıkları popülasyonların tanımlarından farklı olmasının yanında, tanımlamanın eşru veya uygun olup olmadığı sorusu önemli olmuştur. Büyü, in ve bilim üçlemesini, tarihsel süreçler içinde nasıl ele ldıkları önemlidir. O halde bilimin ilerlemesinin, hem büyüh em de dinde bir düşüşe neden olduğu ayrımı yapılabilir.
.7.1. Büyü - Din İlişkisi
Antik büyünün dini, Tanrının oğlu İsa’yı bulan ve ziyaret edenler bile; din, bilim ve felsefenin bir bileşimi; insan eden, zihin ve ruhun tümü ile ilgili olan ve insanı üç katlı bir varlık olarak tanıyan bir eğitim sistemidir. Bu üçlü birlik mükemmel bir şekilde geliştiğinde, insanı Tanrı ile bir yapar ve ona Magi’nin gücünü verir. İnsan bilimleri içindeki antropolojik ve dini çalışmalar söylemini sıklıkla kategorize eden (ve incelediklerini iddia ettikleri bu halkların düşüncesini çok nadiren inceleyen) ‘mantık öncesi’ düşünce tarzlarında, dışlanmış ortamın yasası oktan beri vardır. Evrimsel bir hiyerarşi kullanarak, bir (sihir), karşıtlarından biri (din veya bilim) tarafından kuşatılır. Büyü her zaman daha eski, din ve bilim daha yeni olarak etiketlenmektedir.
Entelektüalist yaklaşımın en önemli iki Viktorian dönemi savunucusu Edward Burnuett Tylor ve James George Brazer'dı. Her ikisi de ilkel toplumlarda büyü ve dini, dünyayı rasyonel olarak yorumlamaya ve dünyevi hedeflere ulaşmaya çalışan inançlar ve uygulamalar olarak gördüler.
İlkel inançlar, dünyanın gözlemlerinden türetilmesine ve rasyonel düşünce süreçlerini içermesine rağmen, gözlemler hatalı, eksik ve çıkarımlar hatalıydı. Entelektüel gelişim, ilerlemenin özü ve itici gücüydü.
Zamanla gözlemler geliştirildi ve bildiğimiz kadarıyla bilim elde edilene kadar kesintiler düzeltildi. Hem Tylor hem de Frazer, kişisel olmayan güçlere inanç (sihir) ve din arasında ayrım yapmıştır. Tyler, büyünün ya da ‘gizli bilimin’ en düşük uygarlık düzeyine ait olduğuna inanmış ve temel hatalı varsayımın, düşüncedeki bir birlikteliğin gerçekte benzer bir birlikteliği gerektirdiği; öznel ya da ideal bir bağlantının nesnel ya da gerçek bir bağlantıyla karıştırıldığı olduğunu yazmıştır.
Frazer, büyü ve bilimin değişmez kanunundaki temel varsayımı dinin paylaşmadığını varsayarak, din ve bilimin bir arada var olabileceği ihtimalini ortaya atmıştır. Frazer Altın Dal adlı eserinin son baskısında ise; insanın herhangi bir dine ne sahip olduğu ne de istediği, uzak bölgenini çine doğru bile nüfuz etti demiştir.
İnsanların büyü, pratik hedefleri gerçekleştireceğine veya gerçekleştirmeye yardımcı olacağına inandıkları için yaptıklarına dair argümanları, büyüyü soyut kavramların ve sosyal değerlerin simgesi olarak analiz eden İngiliz Antropologların daha çok tercih edilen yorumlarıyla karşılaşılmıştır. Jarvie ve Agassi, sembolik yorumların tamamen keyfi olduğu ve insanların sembolizasyonlarının farkında olmadıkları için, bunların neden sihir yaptıklarını açıklayamayacağını savunurlar.
Modern toplumda dinin özellikleri, entellektüelci bakış açısıyla pek belirtilmez, ancak din, açıklayıcı ve pratik kaygılarını yitirdiği ölçüde, bir sekülerleşme sürecinin meydana geldiği varsayılır. Jarvie ve Agassi örneğinde olduğu gibi, büyü ve din arasında bir ayrım yapıldığında, bunun anlamı bilimin büyünün yerini aldığı, dinin yerini almadığıdır. Büyünün azalmasına rağmen dinin bilimden ayrı işlevleri olduğu için devam ettiğini vurgulayan işlevselci yazarlar tarafından çok daha açık bir şekilde sunulmuştur. Emile Durkheim'ın din üzerine yazıları, işlevselci okul üzerinde önemli bir etki olmuştur, ancak işlevselci analizin ‘Dini Yaşamın Temel Formları’145 adlı kitabında yalnızca bir kol olduğu belirtilmelidir. Durkheim, doğaüstü referanslara dayanan din tanımlarını reddetti ve bunun yerine dinin kutsalı, ayrı ve yasaklanmış şeyleri, kutsal olmayandan ayıran bir inanç ve uygulamalar sistemi olarak tanımlanmasını önermiştir.
Hem din hem de büyü arasındaki fark Durkheim’a göre; büyüsel inançların yaygın olmasına ve ortak olarak kabul edilmesine rağmen, bu çeşitliliğin üyelerini ahlaki bir toplulukta birleştirdiğini öne sürmüştür.
Büyünün organizasyonu; büyücüler ve yaptıran kişiler arasındaki ilişkilere dayanır. İkisi arasındaki temas tesadüfi ya da geçicide olabilir. Durkheim, konferanslarında birinde ise; Frazer’ın sihir anlayışını sahte bir bilim olarak değerlendirmiş ve reddetmiştir. Yazılarına bakıldığında ise hem büyü ve din tanımları, hem de din ve bilim ilişkisi hakkında çıkarımlarda bulunmak mümkündür.
Dinin ifade ve dayanışma işlevlerinin evrensel ve vazgeçilmez olduğunu yazmıştır:
Birliğini ve kişiliğini oluşturan ortak duygu ve düşünceleri düzenli aralıklarla sürdürme ve güçlendirme ihtiyacı duymayan hiçbir toplum olamaz demiştir. Durkheim, din ve bilimin ortak sosyal kökenleri olduğunu yazmış ve Bruhl’un aksine bunların zıt düşünce sistemleri olmadığını savunmuştur. Bilimin üzerine inşa edilen temel kategoriler( zaman, mekan, tür ve nedensellik) dini bağlamda gelişmiş ancak bilim dinden farklılaştıktan sonra iki sistem (sınırlı alan ve olayların doğası) birbiriyle çatışmıştır.
Büyü, bilimin ilkelerinden farklı psensiplere dayanmasına rağmen, önemi ilkel bilimin sınırlamalarıyla ilgilidir. Malinowski, ilkel insanların ampirik bilgi ile büyüyü açıkça ayırt ettiğini, ancak büyü ritüelinin amacının, gerçekleştirilemeyecek pratik amaçlara ulaşmak olduğunu vurgulamıştır. Büyü gibi duygular, dini ritüelin aksinep ratik amaçlara sahip olmamasına rağmen daha anlamlı ve karmaşık demiştir.
Din ve büyü arasındaki en yeni ve en gelişmiş sunum ise Rodney Stark ve William Sims Bainbridge’in The Future of Religion adlı kitabıdır. Çoğu sihrin doğaüstü varsayımlar içermesine rağmen, durumun her zaman böyle olmadığını ve sihir tanımlarının amacının sihir ile bilim arasında ayrım yapmak olduğunu ve büyünün yanlış bilimden, geçerliliği veya yanlışlığı gösterme konusundaki ihmali ile ayırt edilebilir demişlerdir.
Stark ve Bainbridge, çoğu kültün yalnızca sınırlı başarıya ulaştığını kabul etmelerinin yanında, bir dizi güçlü dini geleneğin bir arada var olabileceği bir geleceğin olduğunu savunmuşlardır. Bu geleceğin ise; büyülü değil, dinin olacağını vurgulamışlardır. Bilim gibi diğer kültler bilimsel bir görünüm benimsemiş olmalarına rağmen, gerçekten sihir oldukları için deneye dayalı değerlendirmeye açıktırlar ve Transandantal Meditasyon1 gibi bazı durumlarda sonuç ise; dinin yanlışlanamayan telafi edicilerinin benimsenmesi olmuştur. Geleceğe uygun inançlarda sihir olmayacak, sadece din olacak demişlerdir.
Din-büyü ilişkisini doğal ve doğaüstü anlayış perspektifinden ele alan R.R. Marett ve R. Lowie ve A. Goldenweiser gibi bilim adamları büyü ve din arasındaki farkın doğadan çok doğaüstü ayrımı temsil ettiğini söylemişlerdir.
Sembolist yaklaşımı destekleyen yazarlar, büyünün bilişsel ve araçsal bileşenlerinin, ifade edici yönüyle karşılaştırıldığında önemsiz olduğunu savunmuşlardır.
Bundan sonra ise; sihir ve bilim arasındaki benzerliklerin önemsiz olduğu ve bilimin büyüye mutlaka dine zarar verebileceğinden daha fazla zarar vermesi gerekmediği sonucuna varılmıştır. Örneğin; hastalıkların yorumlanması ve tedavisi sembolikçilere göre, doğaüstü inançlar ve kurtuluşa odaklanan eylemler arasında ayrım yapmaktır.
Bu ayrımlar genellikle büyü ve din açısından kategorize edilmiş ve bir dizi çalışmada faydalı bir şekilde uygulanmıştır.
Robin Horton, ‘büyülü-dinsel’ inançların, büyü ve dinin ayrı bileşenlerine yararlı bir şekilde ayrıştırılamayacağını ileri sürer. Ancak modern Batı Hristiyanlığın, dünyevi olayların tahmini ve kontrolü kendine özgüdür der.
Geleneksel dini ve modern bilimsel düşüncenin sürekliliğine vurgu yapan Horton, geleneksel- modern din arasındaki radikal bir süreklisizliği işaret etmekle birlikte, birtakım sorunları da gündeme getirmiştir. Bu ise Horton’un geleneksel toplumlardaki ‘halk’ düşüncesini batı toplumlarındaki bilimsel Bilişsel ve kişisel işlevler hem büyü hem de bilimde önemli bileşenler olarak kabul edilse de, dinin toplumsal alanda etkinliğinin azalmasının hızlı bir eleştirisi sonucu, bilimin büyünün yerini almasıyla sonuçlandığı söyleminin önemli şekillerde farklı olup olmadığı sorusu ele alınmalıdır. Bunun yanı sıra Thomas Kuhn kuşkusuz bunu inkâr etse de, onun bilim tasviri, din ve büyü arasındaki ayrımı Karl Popper’inkinden çok daha sorunlu hale getiriyor gibi görünmektedir. Fakat bazı sosyologlar Thomas Kuhn’un bilim tasvirinin gerçeğe daha yakın olduğunu savunmuştur.
Sihirle paralellik, belirli büyüsel açıklamaların veya eylemlerin sahtesini yapma olarak kabul edilebilmesine rağmen, temel varsayımların sorgulanmasına gerek olmamasıdır. Sihir pratiği ile Kuhn’un ‘normal bilim’ dediğiş eyin pratiği-yani geniş kavramsal ve metodolojik önermeler ve ‘standart örnekler’ sağlayan kabul edilmiş bilim pratiği arasında benzerlikler kaydedilebileceğini söylemesidir.
Max Weber’in, Ortadoğu ve Batı dini gelenekleri içinde dünyanın büyüsünün bozulmasına ilişkin analizi, bilimsel rasyonalizasyonun sonuçlarından birinin, nesnel olarak anlamlı bir dünya keşfedebilmeye yönelik dini iddianın reddedilmesi olduğu yönünde demiş ve bu tezi savunmuştur. Doğal nedensellik kozmosu ve etik, telafi edici olarak sadece farklı değil, zıtlık içinde demiş ve dini bilginin bilimsel bilgiden farklı bir alanda hareket ettiği şeklindeki savunmaya, bilimin tek mantıklı dünya görüşü olduğu iddiasıyla karşı çıkmıştır.
Bilimin büyü üzerindeki etkilerine odaklanan kısmi savunucular, doğaüstü inançlar ve uygulamalar üzerindeki etkilerini değerlendirirken çok ileri gitmişler ve ilimin ilerlemesinin zorunlu olarak büyünün ortadan kalmasına yol açtığını düşünmüşlerdir.
Sonuç olarak bilim, büyünün sonu anlamına gelmediği gibi, dinin de sonu anlamına gelmez, ancak Batı dini bilime önemli ölçüde uyum sağlasa da, aradaki gerilim devam etmekle beraber, insanların yaşamlarında dini referans olarak görmemeye başlaması hakkında da söylenecek çok şey olabilir.
Leydihan
15 Haziran 2025, 01:20
1.7.1.1. Büyü - Din Benzer ve Farklılıkları
Tıbbi papirüslere bakıldığında kelime dağarcığının tercüme edilmesi son derece zordur, bu nedenle birçok hastalığın ve tedavinin kesin doğası belirsizliğini korumaktadır. M.Ö. 6. Yüzyıldan itibaren, Yunan tıpbına bakıldığında ise kökeninin Mısır’a borçlu olduğu kayıtlar altına alınmıştır.
Terminolojik açıdan ise Mısır’dan çok Yunanca göze çarpmaktadır. M.Ö. 3. Binyılda bilimsel gerçeklik altın çağını yaşamış, ancak daha sonra giderek büyü tarafından kirlendiği teorisi göze çarpmaktadır. M.Ö. 3. yüzyılda ise bazı Yunan düşünürler ‘akılcı tıp’ ile batıl inançlara veya doğaüstü müdahaleye dayalı tedaviler arasındaki ayrımları formüle etmeye başlamışlardır.
Rastgele seçilen bir papirüste ise herhangi bir dönemde hangi tıbbi metinlerin dolaşımda olduğundan emin olmak mümkün görülmediğinden, Mısır tarihinde tıp ve büyünün bir hekimin becerilerinin tamamlayıcı parçaları olup olmadığı hala şüphelidir. Ele geçen yaklaşık on adet papirüsün çoğu, tıbbi ve büyülü ilaçların bir karışımını içermektedir.
İlk çevirmenler; büyülü kısımları göz ardı etmiş ve orijinal metinlere bağlı kalmamışlar ve tedavi yöntemlerinden çok şikâyet türüne göre gruplamaya gitmişlerdir. Tüm şifa büyülerini ise mantıksız olarak damgalamak yararsızdır.
Çoğu yorumcuya göre; ‘akılcı tıp’ ile kastedilen, nesnel olarak doğru olduğuna inandığımız bilimsel dünya görüşüne uygun tedavilerdir diyebiliriz. Bununla birlikte ise; bizlere tuhaf ve mantıksız gibi görünen birçok eski uygulama, vücudun işleyişi veya maddelerin sınıflandırılması hakkında ayrıntılı teorilere dayandırılmıştır. Benzerlik ve isim olarak benzer olmalarına rağmen, gerçekten zararlı olan tedaviler ortaya çıkmış ve bu Mısırlılar için bile başarısızlık nedeninin bulunmasını zorlaştırmıştır. Günümüzde bile; zararlı tıbbi uygulamaların ortaya çıkması sıklıkla uzun yıllar almaktadır.
Büyü ve din; doğaüstü aleme ritüeller ve inançlar yoluyla girmenin yanı sıra, ampirik çözümler sunamayan bu durumlardan ve kısıtlanmalardan kurtulabilmeyi olanak kılmasının yanında, dini alemde var olduğu düşünülen ruhlar ve hayaletlere; yani kaderin ve gelecek nesillerin habercilerine, gardiyanlarına inanmak dahildir. Büyüde ise buna; büyünün kendi içinde olduğu doğaüstü güç ve tesiri girer.
Geçmiş dönemlerde de ele alınan büyü- din benzerliğine bakıldığında, pek çok tıbbi prosedür, hekimin sözlüveya yazılı gelenek yolu ile bildiği formüllerle eşlik edilmiş olabilir. Bazı papirüslerde, bir büyünün sözleri uzun uzadıya verilirken, pratik tedaviler ise kısa bir değerlendirme tablosuna indirgenebilirdi. Örneğin; M.Ö 2. Binyılda boğazına kemik sıkışmış birine yardım etmek için yapılan büyülerde, kemiğe hareket etmesi için belirsiz bir büyü dili kullanılmıştır.
‘Aşağı inen yiyeceklerin geçişi, gece güneşinin yeraltı dünyasından geçişi ile tamamlanmış görünüyor. Sonra gökyüzü tanrıçası tarafından yutulmuştu. Bir değerlendirme listesi, bu büyülerin hastanın yutması gereken bir küspe üzerinde söyleneceğini belirtir’.
Büyünün diğerlerinden daha belirgin olduğu bazı tıp alanları da mevcuttur. Böyle bir ayrım Mısırlıların Edwin Smith Cerrahi Papirüsünde162 erişilmiştir. İyi korunmuş bu ‘vücudun korunması’ büyüsünün günümüze ulaşan kopyası M.Ö. 1700 civarında yazılmış olsa da, bazı bölümler M.Ö. 3. Binyıla kadar uzanmaktadır. Bu papirüste tehlikeye karşı korunmak için ritüel olarak bir keten şerit yapılması önerilir.
Şerit burada büyü ile yazılmamalı ve şekillerle çizilmelidir. Bu durumda muska sadece okunarak ve içine iki düğüm atılarak yüklenir. Cerrah geleneklere göre, yaralanmanın fiziksel manipülasyonuna ilişkin talimatlarının muayeneye dahil etmiştir. Takip eden tedavide, cerrah çıkık çene kemiğini uygun yerine oturttuktan sonra gergin kasları ve tahriş olmuş dokuları yatıştırmaya yönelmiştir. (Resim 14) yardım etmek için yapılan büyülerde, kemiğe hareket etmesi için belirsiz bir büyü dilikullanılmıştır.
‘Aşağı inen yiyeceklerin geçişi, gece güneşinin yeraltı dünyasından geçişi ile tamamlanmış görünüyor. Sonra gökyüzü tanrıçası tarafından yutulmuştu. Bir değerlendirme listesi, bu büyülerin hastanın yutması gereken bir küspe üzerinde söyleneceğini belirtir’.
Büyünün diğerlerinden daha belirgin olduğu bazı tıp alanları da mevcuttur. Böyle bir ayrım Mısırlıların Edwin Smith Cerrahi Papirüsünde erişilmiştir. İyi korunmuş bu ‘vücudun korunması’ büyüsünün günümüze ulaşan kopyası M.Ö. 1700 civarında yazılmış olsa da, bazı bölümler M.Ö. 3. Binyıla kadar uzanmaktadır. Bu papirüste tehlikeye karşı korunmak için ritüel olarak bir keten şerit yapılması önerilir.
Şerit burada büyü ile yazılmamalı ve şekillerle çizilmelidir. Bu durumda muska sadece okunarak ve içine iki düğüm atılarak yüklenir.
Cerrah geleneklere göre, yaralanmanın fiziksel manipülasyonuna ilişkin talimatlarının muayeneye dahil etmiştir. Takip eden tedavide, cerrah çıkık çene kemiğini uygun yerine oturttuktan sonra gergin kasları ve tahriş olmuş dokuları yatıştırmaya yönelmiştir. (Resim 14)
[Only Registered Users Can See Links] 14 A Discolation of the Mandible (Alt çene mandibula çıkığı)
Altçenesinde çıkık olan bir adamı muayene ettiğinizde ağzının açık olduğunu ve ağzının onun için kapanmadığını görürseniz, parmağınızı [? Başparmak] çenesinin iki kolunun arkasında ağzının içinde, iki pençenizi [parmak gruplarınızı] çenesinin altında, onları [yani iki çeneyi] düşünerek [doğru] yerlerine yatsınlar! O zaman onun hakkında iki çenesinin çıkığı olan birinin, tedavi edeceğim bir hastalık olduğunu söyleyeceksin.
İyileşene kadar her gün bal ve bal ile bağlamanız gerekir.
Görüldüğü üzere ise dünya genelinde insanlığın var oluşundan itibaren büyü ile din arasındaki benzerlikler toplumların ruhani yaşantıları sonucu ortaya çıkmış olabileceğini destekler niteliktedir. Büyü her dönem ve zamanda, insani meyillerle, gereksinim ve faaliyetlerle sımsıkı bağlantılı ve belirli bir amacı olması sebebiyle
bilimle de akrabadır. Büyü pratik gerektiren bir amacı gerçekleştirmek için vardır.
Tılsımlar, ayin ve büyü malzemelerini anladığımızda ise büyü ve bilimin belli bir teknik geliştirdiğini saptamış olduk. Her ikisi de heyecan ve gerilim sonucunda ortaya çıkmış ve bu durumlardan etkilenmişlerdir. İnsan oğlunun yaşamındaki olumsuzluklar, önemli görünen yapıtaşlarındaki gerilemeler, yaşamın son bulması, mutlu olunamayan aşk ve geçmek bilmeyen nefret. Dinde bu alanlar için ruhani varlıklara inanmak önemli iken, büyü de işin içine sihrin doğal gücü ve etkileri girer.165 Din ve büyü uygulayıcıları açısından bakıldığı zaman ise; büyücü; kendi mesleğini icra etme, kazanç elde etme, büyü geleneğini devam ettirip bu pratik bilgilerini geleceğe aktarma gibi amaçlar güder.
Din adamı da kendi mensubu olduğu topluluktaki insanlara vaaz vererek inanışları kendinden sonra gelen nesillere aktarılması ve dinin toplumsal sürekliliğinin sağlanması için uğraşır ve ona göre davranır.166 Hem büyü hem de din kesinlikle mitolojik geleneğe dayanır ve her ikisi de mucizevi bir atmosferde, harikalar yaratan güçlerinin sürekli ifşasında bulunurlar. Her ikisi de eylemlerini din dışı dünyanın eylemlerinden ayıran tabular ve gözlemlerle çevrilidir.
Büyü ve din arasındaki farklılıklar neler olabilir diye baktığımızda ise; kutsalın alanı içinde olan büyü, bir amaca ulaşmak için yalnızca araç olan eylemlerden oluşan bir sanat türüdür. Din, amaçların gerçekleşmesinin kendi kendine yeten eylemler bütünü olduğunu savunur. Pratik büyü sanatının sınırlandırılmış tekniği vardır: büyü, ayin ve icranın durumu her zaman onun basmakalıp üç tekniğini oluşturur. Karmaşık yönleri ve amaçları ile dinin böyle basit bir tekniği yoktur ve onun birliği ne eylemlerinin biçiminde ne de konusunun tekdüzeliğinde görülebilir, daha çok yerine getirdiği işlevde inancının ve ritüelinin değerinde görülebilir. Kesin bir büyü ve ayinle belirli kesin etkilere neden olmak her zaman insanın gücünün teyididir. Öte yandan, dinde doğaüstü bir inanç dünyamız vardır: ruh ve iblis pantheonları, totemlerin cömert güçleri, koruyucu ruhlar, gelecekteki yaşamın vizyonu, ilk insan için ikinci bir doğaüstü gerçeklik yaratmıştır.
Büyü, insan mülkiyetine geçtikten sonra, nesilden nesile doğrudan bir soy bağı ile devredilmesi gerekmiştir.
Büyücülük, sadece fiziksel bir özellik değil, aynı zamanda kalıtsaldır. Ebeveynden çocuğa tek çizgili iniş ile bulaşır.
Erkek büyücünün oğulları kendisi gibi iken, kızları değildir. Kadın büyücünün tam tersidir.169 Bu nedenle, uzmanların elinde ilk zamanlardan kalmadır ve insanlığın ilk mesleği bir büyücü veya cadının mesleğidir diyebiliriz. Din ise; ilkel koşullarda herkesin aktif bir şekilde rol aldığı bir inanç sistemidir. İkisi arasındaki diğer bir fark ise; büyücülükte siyah ve beyazın rolünü oynamasıdır, böylece sihir; ilkel insan topluluklarında insana her önemli arayışta veya kritik durumlarda, tehlikeli boşluklar arasında köprü kurmaya hizmet eden kesin bir zihinsel ve pratik bir teknikle, bir dizi hazır ritüel eylem ve inanç sağlar, oysa din ilkel aşamalarında iyi ve kötü niyetli güçler arasındaki karşıtlığın çok azına sahip olması ile birlikte ise; geleneğe saygı, çevreyle uyum, zorluklarla mücadelede ve ölüm ihtimaline karşı cesaret ve güven gibi tüm değerli zihinsel tutumları oluşturmasının yanında, düzeltmiş ve geliştirmeye çalışmıştır.
Kült ve törenler ile somutlaştırılan ve sürdürülen bu inanç, muazzam bir biyolojik değere sahiptir ve böylece ilkel insanı kelimenin tam anlamı ile pragmatik bir şekilde ifşa etmiştir.
Büyünün kültürel işlevine baktığımızda ise; tüm iç güdüler, duygular, pratik faaliyetler, insanın bilgisindeki boşlukların, erken gözlem ve akıl gücünün sınırlarının kritik bir anda ona ihanet ettiği ve bir anda onu açmaza götürdüğü göze çarpmaktadır.
Kötülüğün güçlerine saldırırken, büyücünün yalnızca kendi gücüne güvenmesinin hiçbir faydası yoktu ve bu savaşında kendisini desteklemek için ilahi bir otoriteyi yardımına çağırması gerekmektedir.
Her şeyden önce, büyü katı koşullarla çevrilidir: bir büyünün tam olarak hatırlanması, ayinin kusursuz performansı, büyücüyü zincirleyen tabulara ve törenlere sarsılmaz bir şekilde bağlıdır. Eğer bunlardan herhangi biri ihmal edilirse, büyünün başarısızlığı ortaya çıkar ve sonra en mükemmel şekilde yapılan ayinin, etkileri geri alınabilir.
Bunun sebebi ise; her büyüye karşı, bir karşı büyü olmasıdır. Bazı büyü türlerine bakıldığında ise; örneğin sağlık ve hastalıkta olduğu gibi, formüller çiftler halindedir.
Kesin hastalığa neden olan bir büyü öğrenen büyücü, aynı zamanda kötü büyüsünün etkilerini tamamen ortadan kaldırabilecek formülü ve ayini de öğrenmek zorundadır.
Büyü ve bilim arasındaki ilişki ve farklılıkları ana hatlarıyla belirtmeye çalışmakla beraber, büyü her zaman insan iç güdüleri, ihtiyaçları ve arayışları ile yakından ilişkili olması bakımından bilime benzerlik gösterebilir. Büyü sanatı, pratik amaçlara ulaşmaya yöneliktir. Birbirleri ile belirli benzerlikler göstermelerinin yanında, bilim, vahşi insanın ilkel bilgisi tarafından temsil edilse bile, gündelik yaşamın normal evrensel deneyimine, insanın varlığını sürdürmesi ve güvenliği için doğa ile olan mücadelesini kazanması, tecrübe ve gözleme dayalı olması yanında, kişilerin ve hür toplumların akıl iradelerine dayanır.
Leydihan
15 Haziran 2025, 01:22
1.7.1.2. Büyü - Bilim İlişkisi
Bilimden ne anladığımız insanlık için en önemli teorilerden biridir. Bilim ‘organize sağduyu’ dur. Amacı mantıklı ve düzenli bilgi edinmektir. Doğrulanmış gerçeklerden oluşan bir koleksiyonla sunulan, bilimin bir parçası, onları düzene indirgemek ve onun bilinen şeyler teorisine göre; varlıkları ve evrende yer alan mevcudiyet, beden, varoluş, vücut vb. kelimelerini açıklamaktır. Eğer gerçekler teoriye uydurulamıyorsa, teori genişletilmeli veya bilime göre değiştirilmelidir. Çünkü gerçekler doğrulanırsa, teoride değişim ve genişlemeye ihtiyaç olduğu kabul edilebilir.
Buna göre hipotezlerimiz, doğa ve gerçek insan doğası hakkındaki gerçek bilgilerimizle tutarlı olmalı ve varsayılan nedenlerimiz, sonuçların üretimi için yeterli olmalıdır.
Böylece bilimi yavaş yavaş yeni bilgi alanları edinir ve kendini ona göre düzenler.
Bilim ve büyü ilişkisi, din ve büyü ilişkisi kadar birbirine yakın olmamakla birlikte ziyadesi ile yöntem benzerliğinden kaynaklanan bir ilişki söz konusudur. İlkel insan toplulukları dinden önce büyüye sahip oldukları ve sadece büyünün işe yaramadığını gördükleri için tanrıları icat etmişlerdir. Daha sonra, hayali değil gerçek deneyimi kullanarak, yalnızca meşru hipotezler ile büyü olan bilimi ortaya atmışlardır.174 Büyü ve bilim ilişkisini detaylı bir şekilde ele alan en önemli yazar James George Frazer’dır. J. G. Frazer, bu büyüsel inançların dayandığı düşünce ilkelerini analiz eder. Altın Dal adlı eserinin her iki cildinde de baştan sona ilkel insanların büyü, din ve bilim ilişki ve anlayışını ele almıştır. Bilim ve sihir arasındaki yakın bağı vurgulayan Frazer; büyünün bir tür ilkel bilim olduğu, bilimin doğuşuna kaynaklık ettiği, büyü mekanizmalarının ve eylemlerinin aynı şekilde çalıştığı, benzer sonuçları ürettiğini iddia etmiş ve dayandığı ilkelerin modern bilim gibi aynı olduğunu söylemiştir. Frazer’ın söylemine göre; büyücü, aynı deneylerin, aynı sonuçlara yol açtığına inanmıştır.
Ona göre insanlar ilk olarak, büyü evresini ardından ise din evresini yaşamışlardır. İnsanlar zamanla doğal afetlere karşı tanrıların yetersiz kaldıklarını düşündükleri için, büyü evresini bırakıp, din evresine geçiş yapmışlardır.
Birinci benzer benzeri üretir veya bir etki nedenini kuşatır; ikincisi ise, bir zamanlar birbirleri ile temas halinde olan şeyler, fiziksel temas kesildikten sonra birbirlerine uzaktan etki etmeye devam ederler. Büyücü, Frazer’ın benzerlik yasası olarak adlandırdığı ilk analizi kullanır ve bu etkiyi taklit ederek istenen etkiyi üretmeye çalışır.
İkincisi ise; bulaşma yöntemini kullanarak, büyücü kişiye ait olan bir şey ile kişinin kendisine ne yapmak isterse yapabilir. Buna göre ise büyücü, ne kadar uzakta olursa olsun kişinin acı çekmesine neden olur. Bunu da; kişinin bir tutam saçı veya tırnak parçasını ekleyerek, ikinci dediğimiz benzerlik ve bulaşıcılığı birleştirerek daha büyük bir sihir gücüne kavuşur ve ismi ile hitap edildikten sonra etki daha da güçlenir.
Bütün bunlara rağmen sonuç olarak Frazer’e göre insanlar bunlardan zamanla kurtulmuş ve bilime yönelmiş, bilimin gerçekliliğinin önemini anlamışlardır.
Benzer fikirlerin hatalı bir şekilde birleştirilmesi, homeopatik (bitkilerle yapılan doğal bir tedavi yöntemi) veya taklit sihir üretir: bitişik fikirlerin yanlış bir şekilde birleştirilmesi ise bulaşıcı sihir üretir. Çağrışım ilkeleri kendi içlerinde mükemmeldir ve gerçekten de insan zihninin çalışması için kesinlikle gerekli olmasının yanında, meşru olarak uygulandıklarında bilimi verirler; gayrimeşru olarak uygulama ise aktif olarak uygulanan kardeşi büyüyü verirler. Bu nedenle, büyünün zorunlu olarak yanlış ve kısır bir döngüye sahip olduğunu söylemek, herkesin bildiği bir totolojidir çünkü gerçek ve verimli olsa idi sihir değil bilim olurdu. Din, ilk olarak dünyayı yöneten insanüstü varlıklara dair bir inancı nitelerken, ikinci olarak, onların beğenisini kazanma girişimini içermiştir. Açıkça, doğanın akışının bir dereceye kadar esnek veya değişken olduğunu ve bizim onu ikna edip değiştirebileceğimizi varsaymaktadır. İlk zamanlardan beri insan, doğal fenomenlerin düzenin kendi yararına çevirecek genel kurallar arayışı içinde olmuştur ve uzun araştırmalarda, gerçek ya da altın kurallar dediğimiz uygulamalı bilimin temellerini oluşturmuştur.179 Sempatik büyünün saf katkısız biçimde gerçekleştiği her yerde, doğada bir olayın herhangi bir ruhsal ya da kişisel aracının müdahalesi olmaksızın, zorunlu ve değişmez bir şekilde diğerini izlediğini varsayar. Bu nedenle temel anlayış modern bilimle aynıdır. Büyünün ve bilimin benzer şekilde insan zihni üzerinde uyguladığı güçlü çekim buradan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle her ikisi de bilgi arayışında güçlü uyaranlara sahiptir. Büyü bilime bu şekilde yakınsa yine de dinle arasında bulunan ilişkinin nasıl olduğunu araştırmamız ilk önce yapılması gereken şeydir. Ancak bu benzerlik hakkında alacak olduğumuz görüş, dinin doğası hakkında oluşturduğumuz fikir tarafından zorunlu olarak biçimlenecektir. Bu yüzden, bir yazar öncelikle dinin büyüyle olan ilişkisini araştırmaya başlamadan önce kendi din anlayışını makul bir şekilde tanımlamalıdır.
Diğer bir deyişle büyü ve din ikilisini uzlaştırma için çalışan kişiler, davranışlarının bir ölçüde belirsiz olduğunu, çıkarlarına, iştahlarına veya isteklerine makul bir çağrı ile onları istenen yönde değiştirmeye de çalışabilirler. Böylece din, dünyanın ikna yoluyla amaçlarından döndürülebilecek bilinçli yapıdaki kişiler tarafından yönetildiği sürece, her ikisi de doğanın gidişatını kabul eden bilim kadar büyüye de temel bir düşmanlık içindedir.
Malinowski’ye göre büyü; her zaman insan iç güdüleri, ihtiyaçları ve arayışları ile yakından ilişkili ve belli bir amacı olması nedeni ile bilime benzer. Hem bilim, hem de büyü özel bir teknik geliştirir ve büyüde, diğer sanatlarda olduğu gibi insan yaptığı şeyi geri alabilir ve verdiği zararı onarabilir demiştir. Bilim, vahşi insanın ilkel bilgisi tarafından temsil edilse bile, günlük yaşamın normal evrensel deneyimine, insanın varlığını sürdürmesi ve güvenliği için doğayla mücadelesinde kazandığı deneyime gözleme dayanır ve akıl tarafına sabitlenir.
Büyü ve bilimin birlikte var olduğundan bahseden bir diğer yazar Keith Thomas’ın ‘Religion and the Decline of Magic’183 isimli klasik kitabı din ve büyü arasındaki sınırlamaya yardımcı olmuş ve büyü bilgisi ile bilimsel bakış açısının birlikte var olabileceğine vurgu yapmıştır.
İkisinin birlikte var olması birbirlerini beslenmelere sebep olmuştur.
1.7.1.3. Büyü - Bilim Benzer ve Farklılıkları
Bilim organize sağduyudur. Amacı mantıklı ve düzenli bilgi edinmektir. Doğrulanmış gerçeklerden oluşan bir koleksiyon sunulan, onları bir düzene indirgemek ve varlıkların onu bilinen şeyler teorisine göre açıklamak bilimin bir parçasıdır. Bilimde eğer gerçekler teoriye uydurulamıyorsa, teori genişletilip değiştirilebilir. Çünkü gerçekler doğrulanırsa, teoride değişim ve genişlemeye ihtiyaç olduğunu kabul eder.
Olguların ‘bir araya getirilmesi’ hipotezler gerektirir ve bunlar oluşturdukları anda doğrulanabilir olmayabilir.
Büyünün de bilim gibi kendi hipotezleri vardır o da deneyimlerden akıl yürütür. Genellikle fantastiktir, gerçek dışıdır ya da gerçekse bile, batıl inançların ifade ettiği dışındaki nedenlerle açıklanabilir.
İnsan vücudundaki rahatsızlıkların fiziksel nedenlerden başka uğrayabileceği inancı tıp biliminden daha eskidir ve onunla yan yana varlığını sürdürmüştür. Eski kayıtlara baktığımızda ise, tüm halklar hastalıkları ve hatta bunların nedenlerini gözlemlerinden kaçan sıradan acıları bile büyü ve şeytanların işleri olarak görmüşlerdir.
Hence’e göre hasta olduğunu düşünen kişi, genellikle kabilesinin bir büyücüsünün yardımıyla, şeytanı kovmak ve geri dönüşünü önlemek için araçlar alarak rahatlamak istemişlerdir. Bu nedenle, tılsımların ortak işlevi, kullanıcıyı hastalığa karşı korumak ve kişiyi tedavi etmektir.
Tylor ilginç bir şekilde büyüyü bilim ile karşılaştırmasına rağmen, ilkel kültürde büyüyü doğrudan din ile karşılaştırmaya çalışmamıştır. Tylor büyü sanatlarının ‘sözde bilimler’ olduğunu iddia etmiş ve aynı zamanda, ‘doğal dinin’, ruhları evren üzerinden hareket eden gerçek varlıklar olarak yorumladığı için, kişisel nedenlerin bir teorisi olduğunu da ileri sürmüştür.
Tylor ve Frazer, kişisel olmayan güçlere olan bir inanç ile kişisel doğaüstü varlıklara olan bir inanç ve din arasında ayrım yapmıştır. Tyler, büyünün toplumun en alt düzeyine ait olduğuna inanıyordu ve hatalı varsayımının, düşüncedeki bir birlikteliğin gerçekte benzer bir çağrışım gerektirdiğini yazmıştı.
Modern eğitimli kişiler böyle bir düşünceden vazgeçmişler, ancak büyü cahil kitleler arasında ilkel bir hayatta kalma olarak devam etmiştir.
J. G. Frazer, büyünün Avrupalı köylüler arasında hala varlığını sürdürdüğünü keşfetmiş, ancak hayatta kalma konusunda Tylor’dan daha az ve büyü ve bilim arasında ortaklığa daha fazla vurgu yapmıştır. Büyü, evrimsel ölçekte en ilkel inanç biçimi olmasına rağmen, işleyişi önceden kestirilebilen ve kesin olarak hesaplanabilen değişmez yasalar varsayımını bilimle paylaşıyordu. Ona göre; büyücüler, kişisel olmayan güçlere tabi oldukları için kısıtlanmalarının yanında zorlanıyorlardı ve büyüdeki kusur, değişmez yasalar varsayımında değil, bu yasaları yanlış anlamasında idi. Bu nedenle büyü, ‘sahte bir doğal hukuk sistemi’, ‘yanlış bir bilimdir’ demiştir.
Bazı yazarlar, büyüyü doğaüstü olana ilişkin kişisel olmayan kavramlar ve zorlayıcı yönelimler açısından tanımlarken,
Frazer’dan etkilenmişlerdir. Büyü ve bilim arasındaki ilişkiye odaklanan Goldenweiser, Frazer’ın büyü ve bilim analojisini şu şekilde desteklediğini ve eleştirdiğini söylüyor: Bu tanım büyünün, yani irrasyonel gücün veya doğaüstü büyü eyleminin ve iradesinin özüdür. Büyü eylemini kontrol eden, yani büyücünün iradesini kapsamaz.
Ayrıca, bir büyü eyleminin başarısızlığı, ona olan inancı ve hatta başarısız olan eyleminin etkinliğini bile etkilemez. Başarısızlık, bir başkası tarafından yapılan daha güçlü bir büyü ile açıklanır ve ilk hareketin etkisini geçersiz kılmaktadır. Başka bir deyişle, büyüsel eylem, bilimsel deneylerin öğrettiklerinden etkilenmediği gibi başarısızlıktan da etkilenmez. Bu olduğu zamanda sihir ve bilim arasındaki benzerlik ortadan kalkar. Bilimsel deneyde, bilim adamı tam bir başarısızlık veya eksik başarı karşısında fikrini değiştirmek için zıt eylem ve deneyleri kullanmaya istekledir. Bu şekilde nihayet istediği sonuca ulaşabilir. Bütün bu sonuçlara bakarak dolayısı ile ikisi arasındaki benzerlikte kesinlik söz konusudur diyebiliriz. Sihirbazın kesinliği, sihrin reçetesi, kutsal bir rutinden başka bir şey değildir.
Ancak bilim adamı; kesinliği ve doğruluğu ölçmeyi amaç edinmiştir. Sihirbaz asla değişmeyen ve deneyimin alakasız olduğu bir araç kullanırken, bilim insanın kullandığı araç olan varsayım ve deneyimi esnektir: bilimsel gerçekliği ortaya çıkarma ve en doğru sonuca ulaşmanın gerektiği yerde değişmeye hazırdır.
Bu nedenle bilim, belgelenebilen sistematik olarak organize edilmiş bir ifadeler topluluğudur; bu ifadelerin pratik uygulamasına da teknoloji de denir. Bununla birlikte büyü, tekniğini doğru gözleme dayandırmaz ve başarısızlığının sonunda, nedenini başka şeylerde ararken veya formdaki değişikliklere başvurarak bu tekniği değiştirmeye kabul etmez.
Malinowski, Tylor ve Frazer’ın büyüyü bilimle ‘sözde bilim’ olarak gruplandırma şemasına karşıdır ve bilimi sihirden keskin bir şekilde ayırmıştır. Bilim ona göre saygısız bir faaliyetti, büyü ise din ile gruplandırılmış kutsal bir alana sahipti.
B. Malinowski de benzer bir biçimde ritüellerin topluluk yaşamı içinde temel bir işleve sahip olduğu fikrinden hareket etmiştir. Trobriand Adaları’nda yürütmüş olduğu alan çalışmalarında ise, kaydettiği ritüellerin zor zamanlarda bir tür iyileştirici işleve sahip olduğunu da iddia etmiştir. Bilimi karakterize etmesi bu adadaki insanları bilimsel bilgiye sahip olmalarını da sağladığından hem basit hem de cömerttir demiştir. Eğer bilimle, deneyime dayanan ve ondan mantıksal çıkarımla türetilen, maddi başarılarda ve sabit bir gelenek biçimde somutlaşan, bir tür sosyal örgüt tarafından sürdürülen kurallar ve kavramlar bütünü anlaşılırsa, en ilkel insan bile bilime sahip çıkar demiştir.
Her ikisi de birbirini desteklemiş, bunun yanında ilkel toplumların elinde olan sanat, zanaat ve işteki uzmanlık bilgileri modern dünya döneminde rasyonel bilgi ve bilimsellik ışığında yapılan her şeye yeniden aktarılmıştır.
Leydihan
15 Haziran 2025, 01:24
Malinowski büyü ve bilim farklarını daha sistematik olarak maddeler halinde ele almıştır. Malinowski’ye göre;
1.Bilim deneyimden, büyü ise gelenekten doğar
2.Bilim zihne yöneliktir ve gözlem yolu ile düzeltilebilir, oysaki büyü hiçbirimizin ulaşamayacağı mistik bir atmosferde bulunur ve büyüyü düzeltmek mümkün değildir, ancak başka bir büyü tarafından desteklenebilir. Mitolojik geleneklere dayandırılmaları da söz konusudur.
3.Bilim herkese açıktır ve tüm toplumun ortak yararıdır. Büyü gizlidir, kabul törenleri aracılığıyla öğretilir ve kalıtsal ya da en azından dikkatle seçilmiş ardıllara bırakılır.
4.Bilim doğanın gücünün anlaşılmasına dayanırken, büyü çoğu ilkel insanın inandığı mistik ve gizli bir gücün tasarımıyla doğar. Her ikisi de doğaüstü alana girer.
5.Bilim ilkel toplulukların akıl ve kendisine karşı savaşta yaptığı deneyim ve gözlemlere dayanarak belirlenir. Büyü ise özel duygusal deneyimlere dayanır; bu deneyimlerde insan doğayı değil, doğrudan kendisini gözlemler. Zihnin yardımıyla erçekliği bulamayınca, duygusal zekanın insan organizması üzerindeki etkisi ile kendini keşfeder.
Robin Horton bilimin; fikirlerin ve kelimelerin sabit bir gerçekliğe göre değiştiğini varsayar, zihni maddeden ayırt eder ve alternatifler arasında seçimi yöneten normları formüle eder. Yetersiz tahminde bulunan teorileri reddetme ve anormalliklerin yeniden sınıflandırmalarında ortaya çıkabilecek zorlukları kabul eder. Ona göre büyünün farklılaşıp zayıflaması ile yerini din almıştır.
1.7.1.4. Büyü ve Antropoloji
Bugün bildiğimiz şekliyle batı kültürü ve düşüncesini şekillerinden varsayımları anlamaya çalıştığımızda, büyü’nün temel bir kavram olduğu ve Aydınlanma ‘dan beri Batı’nın kendi kendini şekillendirmesinde bir engel olarak kullanmış olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Bu nedenle antropolojik olarak büyünün kökenlerinin tam anlamı ile bilinmesi gerekmektedir. Büyü insanlığın kendisi kadar eskidir. Bununla birlikte, kavramsal bir kategori olarak, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında ve yirminci yüzyılın ilk yarısında İngiliz ve Fransız antropologlar ve sosyologlar tarafından ortaya konulduğu şekilde, son derece istikrarsız ve belirsizdir. Aydınlanma’nın büyüyü, ‘batıl inanç2 olarak damgalanmasından önce, Avrupa’da, eğitimli sınıflar arasında bile yaygın bir büyü ve mistik bilincin var olduğu da kanıtlanmış bir gerçektir. Modern bilimin babası ve aynı zamanda ikna olmuş bir simyacı olan Sir Isaac Newton’dur.
Ronald Hutton, The Triumph of the Moon (1999)’unda, Rönesans entellektüel geleneğinin bir parçası olarak ‘yüksek büyü’ ile bir dizi halk inançları ve uygulaması olarak ‘düşük büyüyü’ birbirinden ayırmayı başarmıştır.
İngiliz Herbert Spencer, büyünün bir tür ilkel yani ön-din olarak tanımlandığı, büyü ve dinin evrimsel modelinin önemli bir kavramsallaştırmasını öne sürmüştür.
Ancak büyüyü akademik araştırma ana konusu olarak tanıtan kişi ise Oxford Üniversitesi ilk antropoloji profesörü Edward Burnett Tylor’dır. 1871’de iki cilt olarak yayımlanan Primitive Culture kitabı Tylor’ın ‘vahşi düşüncenin’, ‘bir ideali gerçek bir bağlantıyla’ karıştırma eğiliminde olduğunu ve bu yüzden yanlış çağrışımlar yaptığını öne sürmüştür.198 Ona göre bu yanlış çağrışımlar, büyülü düşüncenin kökenleridir.
Büyülü analojilerin yanlış olduğunu anlayacak entelektüel yetiye yalnızca modern birey sahiptir ve Tylor ayrıca antropologların görevlerinin kural koruyucu olduğunu ve sözde ilkel kültürleri’ daha yüksek bir düşünce düzeyi geliştirmeleri durumunda eğitime ihtiyaç duyacak çocuklara benzetmiştir.199 Bu alanda ilerlemenin sağlanması için büyüden vazgeçilmesi gerekiyordu. Tylor için sihir, insanlığı şimdiye kadar rahatsız eden en zararlı sanrılardan biriydi.
Bu nedenle ilk büyü analizlerinden biri, büyünün mantıksız ve ilkel olan ‘vahşi’ ile olan ilişkisini vurgulamaya adanmıştır. Tylor’ın çerçevesi büyük ölçüde terk edilmiştir ve kuşkusuz modern analizciye küçümseyici ve emperyalist gelebilir, ancak ilkelliğin lekesi yine de büyünün lekesini çıkarmayı başarmıştır.
1900’lerin başında, sömürge misyonları ve seferlerinde karşılaşılan ‘ilkel halklar’ ile ilgili seyahatnamelerde ve diğer veri analizlerinde gözle görülür bir artış söz konusudur. James George Frazer, Altın Dal’ı201 klasik kaynaklardan birleştirerek oluşturmuştur. İlk olarak sihrin, ‘ilkel’ zihinler tarafından oluşturulan fikir çağrışımlarının ‘yanlış uygulamaları’ ile eşanlamlı olduğunu savunmuştur.
Tyler büyü, aydınlanmamış ve rasyonel öncesi düşünmenin ilk ve en ilkel aşaması olarak kabul etmiş ve entelektüelgelişimin daha yüksek bir aşamasında din ve bilim onun yerini alacaktır demiştir.
Buradaki çağrışımların yanlış uygulamaları, iki tür büyüsel düşünceye ayrılmaktadır: homeopatik ve bulaşıcı büyü.
Homeopatik büyü, benzerliğe dayalı çağrışımlar üzerine kurulması ile birlikte, ilkesi ise belirli bir maddeye üflenen bir fırtınayı teşvik edebileceği fikrinin altında yatar. Bu durumda, havanın hareketi nefes ve fırtına için benzerdir.
Bulaşıcı sihir ise, bitişikliğe dayalı çağrışımlar üzerine kurulmuştur der.203 Bulaşıcı sihir, popüler kültürün ‘voodoo bebeği’ kavramını yönlendiren ilkedir. Kurbanın saçını veya kıyafetlerini bebeğin doldurulmasının bir parçası olarak dahil ederek, bebeğin acı çekmesi için yapılan her şey kurbana uygulanabilir. Buradaki fikir, vücudun bir bölümünün büyülü bir bağlamda deneyimlediği her şeyin, sırayla tüm vücut tarafından deneyimlenmesidir. Kurbanın saçını, tırnaklarını veya giysisini bir kısmını dahil edersek, bulaşıcı sihir kullanılmış demektir.
Frazer, her iki büyü türünü de ‘sempatik büyü’ şemsiye terimi altında toplamıştır, çünkü her ikisinin de bir tür görünmez esir olarak algılayabileceğimiz şey aracılığıyla birinden diğerine iletilen etkinin, gizli bir duygudaşlık yoluyla birbirlerine etki ettiğini varsaydığını anlamıştır.
Frazer, büyü, bilim ve dini sınıflandıran ve 1900’lere kadar bu kavramların incelenmesini sürdürecek evrimsel bir şema geliştirmiştir. Bütün toplumlar büyüden dine ve sonunda bilime ilerlemiştir. Din, büyünün başarısızlığından doğmuştur ve aynı zamanda bir tür sahte bilimdir, çünkü yukarıda da bahsettiğimiz gibi yanlış çağrışımlar sistemine dayanmaktadır.
Büyünün çağrışım ilkelerinin meşru bir şekilde uygulandığı gösterilebilseydi, bu büyü değil bilim olurdu. Yine, büyü akıl eksikliği ile de ilişkilendirilmiştir. Frazer’ın ellerinde, doğru bilimsel düşüncenin tam tersi olmuştur ve din, büyü ve bilimin karşıt kutupları arasında bir tür orta yol tutmaktadır. Bu evrimsel şema, uzun yıllar boyunca önemli bir etkiye sahip olacaktır.
Frazer’ın çağdaşlarından Robert Ranulph Marett ise büyünün dine, bilimden daha yakın olduğunu iddia ederek Frazer’a karşı çıkmıştır.207 Marett, din ve büyünün ‘insan deneyiminin aynı bölümüne’ ait olduğunu savunmuştur.
Ayrıca Frazer’ın büyü ve din arasındaki birçok ayrımından birinin ampirik kanıtlardan yoksun olduğunu öne sürmüştür. Marett’in eleştirilerine rağmen, dua ve manipülasyon arasındaki Frazer ikilisi, modern büyü analizlerinde bile elde edilebilmiştir.
Malinowski ise antropolojide yeni bir çağın başlamasına vesile olmuş ve genellikle saha çalışmasında öncü olarak düşünülmüştür. Pasifik ve Afrika’nın bazı bölgelerindeki çalışmaları ile kültürel sosyal bir amaca hizmet etmek için ortaya çıkmış olarak yorumlayan sosyal antropoloji okulunun temellerini atmıştır.
Malinowski’nin çalışması birçok yönden Tyler ve Frazer’ın çalışmasından daha farklıdır. Sihirle ilgili teorilerini ilk elden, gözlem ve veri analizine, yani etnografiye dayalı olarak luşturmuştur. Malinowski, her ne kadar Frazer’dan etkilenmiş olsa da çalıştığı Trobriand Adalılarının (Kiriwina Islands) hatalı mantıktan dolayı büyü uygulamalarına
başvurmadıklarını keşfetmiştir.
Bunun aksine büyüsel ritüeller uygun kültürel bağlamda mantıklı ve anlaşılabilirdir. Kaçınılmaz tehlikeler karşısında güvence, diğer bilgi kaynaklarının yetersiz kaldığı durumlarda ise ilham veren çözümler sağlamışlardır.
Büyü, amaca yönelik bir araçtı ve bunlar onu dinden ayıran temel özelliktir. Öte yandan din, değerlerin yaratılmasından ve amaçlara doğrudan ulaşılmasından sorumluydu.
Bununla birlikte Malinowski ve Frazer arasındaki en önemli fark ise Malinowski’nin şemasının, büyü ve dinin yan yana uygulanabileceği şekilde evrimsel bir teoloji içermemesi ve daha ilkel bir geçmişin ‘hayatta kalması’ değildir.212 Bunun sonucunda büyü geri çekilirken, büyücülük ve büyü gibi kategorilerin ön plana çıkmasıyla terminolojik bir değişim meydana gelmeye başlamıştır.
E.E.Evans Pritchard bu değişimin başlıca yön verenidir. Çalışmaları en çok etkilendiği Bronislaw Malinowski ve AR Radcliffe Brown arasındaki uçurumu iyice aşmıştır.
Malinowski gibi Evans Pritchard’da büyü uygulamalarının bağlamsal mantığını ön plana çıkarmış ve dünyanın sihirli- din anlayışı konusunda Azande’nin yolunu izlemiştir
Orta Afrika’da bulunan Zande halkının büyüsü, Batılılar için mantıksız görünmesine rağmen, onlar için mantıklıydı.
Bir Zande, bireylerin kalıcı bir koşulu olarak, yalnızca belli durumlarda ve kendi çıkarları ile ilgili olarak büyücülükle ilgilenir.
Kendi büyüsel-dini kozmos anlayışından kaynaklandığını iddia ederek; Zande davranışı ve davranışları için gösterdikleri nedenler mistik olsa da tutarlıdır demiştir. Bu bağlamda mistik fikirleri, gözlemlerini genelleştirmelerine izin vermiş olsa idi inançlarının temelsiz olduğunu algılarlardı.
Victor Turner, Afrika ritüelinde semboller için şu tanımı yapmıştır: Ritüel, tecrit edilmiş bir yerde gerçekleştirilen ve aktörler adına doğaüstü varlıkları veya güçleri etkilemek için tasarlanmış, jestleri, kelimeleri ve nesneleri içeren klişeleşmiş bir faaliyetler dizisidir demiştir.
Kendisi de Emile Durkheim’dan derinden etkilenen A. R. Radcliffe-Brown gibi, Evans Pritchard’da büyü ve ritüelin el ele olduğunu anlamış ve bu nedenle büyülü uygulamaların önemini vurgulamıştır.
Evans’ın antropoloji üzerindeki en görünür etkilerinden biri ise farklı büyü uygulamaları sınıflamaları için farklı terminoloji tanımlamasıdır. Zande terimlerinin farklı büyü etkinlikleri için uygun şekilde farklı İngilizce çevirileri olduğunu hissettiğini bulma ihtiyacından türetilmiştir.
Owen Davies’in kısa bir açıklaması bunu destekler niteliktedir
Zande kelimesi ‘Mangu’ doğuştan gelen güce (Zande anlayışında fiziksel bir madde) sahip olan ve kıskançlık veya öfkeden ilham alan insanların neden olduğu talihsizlik anlamında büyücülük kavramı ile eşitlenmiştir. Evans daha sonra Zande Ngua’nın ayrı bir kategorisi olarak ‘büyücülüğü’ yaratmıştır ve bunu başkalarına gayrimeşru zarar vermek için sihirli tekniklerin, ilaçların veya ritüellerin kullanılması olarak tanımlamıştır.
Antropologlar büyü ve ritüeli, sosyal düzeni yeniden tesis etme işlevine sahip bir dizi resmileştirilmiş eylem olarak görme konusunda hemfikirdir. Örneğin; Güney Avrupa Karnavalı gibi tam da bu düzene zarar veriyor gibi görünen ritüeller vardır, ancak bu sadece sosyal düzeyde değil, aynı zamanda içsel boyutta da katılımcı bir bütünün parçası olduğunu ve bir birey olarak uygun yere sahip olduğunu deneyimler.
Ritüel üzerine antropolojik literatür çok büyüktür. Geertz’e göre ‘herhangi bir dini ritüel ethos ve dünya görüşünün’ sembolik kaynaşmasını içerir: Çünkü dini kavramların doğru olduğuna ve dini direktiflerin sağlam olduğuna dair bu inanç bir şekilde ritüelde (yani kutsanmış davranış) üretilir. Kutsal sembollerin insanlarda uyandırdığı ruh halleri ve motivasyonlar ile insanlar için formüle ettikleri varoluş düzeninin genel kavramları, bir tür törensel biçimde buluşur ve birbirini güçlendirir. Bir ritüelde, yaşanılan dünya ile hayal edilen dünya, tek bir sembolik formlar kümesi altında kaynaştırılarak aynı dünya haline gelir der.
Leydihan
15 Haziran 2025, 01:31
İKİNCİ BÖLÜM
ESKİ YUNAN’DA BÜYÜ VE BÜYÜCÜLER
2.1. Eski Yunan’da mageia, magos, gonteia, goes kelime anlamları ve Gorgias Bu kelimeler etimolojik olarak ‘bir kabilenin üyesi’ anlamına gelen Avestan magu (μογυ) ile akraba olan Eski Farsça bir rahip yani magu için kullanılan sıfattan türemiştir. Doğru olarak mageia (μαγεία) terimi bir magos’un μαγος) faaliyetlerine atıfta bulunur, magikos ilgili sıfattır, Manganeuein terimeleri ise ‘tılsımların kullanımı’ anlamına gelmektedir. Sözcükler Yunanca ve Latince’de (ki burada magus hiç şüphesiz Yunancadan ödünç alınan bir sözcüktür) en az iki farklı anlamda kullanılmaktadır. Pers rahiplerini büyücülerini ya da şarlatanları-sihirbazları göstermektedir. Yunanca ikinci kategori olan gons (γό́́ης) için yerel bir kelimeye sahip olsada, büyücülerle ilgili kelimelerin tamamı, en azından havayı etkilemek veya ölülerin ruhlarını uyandırmak gibi işlerle uğraşanları belirtmek için yaygın olarak kullanılmıştır.
Büyü terimini ve türevlerini daha sonraki tüm Batı kültürlerine ve dillerine veren Yunan dili ve Yunan kültürüydü. Büyü ve büyücü kelimelerinin kökeni Yunan’daμαγεία (mageia) ve μαγοϛ (magos) olarak ortaya çıkmıştır. Homeros’ta ne magos ne de mageia terimlerinden bahsedilmemektedir.
Buna karşılık Μageia, ‘sihir’ teriminin karşılığını açıkça ortaya koymakta olup, bu terimin, Yunanistan anakarasının
çok ötesinden gelen kültürel ve dini etkileri taşıdığını yazmaktadır. Magos kelimesi ise; etimolojik olarak anlayabildiğimiz kadarı ile Medeo-Pers ateş kültü rahiplerinin (magush) adından türemiştir. Davis bunlara atıfta bulunmuş ve büyülü uygulamalar ile ilgisi olmadığını söylemiştir.
İlk magos örneğimiz M.Ö. 472 Aeschylus’un Perslerinde görülür. Ölen Pers komutanlarının yoklamasında, Pers Kraliçesinin habercisi Magos Arabos’tan bahseder.
Persepolis’te bulunan Elamite tabletlerinden magos adının Persler arasında nadir olmadığı bilinmektedir. Bize onlardan ilk bahseden Herodot’dur: gizli bir Pers kabilesi veya topluluğu oluşturan Magolar, kraliyet kurbanlarından, cenaze törenlerinden, kehanet ve rüyaların yorumlanmasından sorumludur demiştir. Yahudi Levililere benzeyen bir rahip kastı oluşturmuşlar bilgelik ve kraliyet ailesinin eğitiminde liderlik yapmış, kehanet ve astrolojide uzmanlaşmışlardır. Örneğin; ölülerle ilgili başka konuların olduğundan da bahseder, Perslerin ölü bedenlerinin kuş ya da köpek tarafından parçalanmadan önce nasıl gömülmediklerini gizli ve belirsiz şekilde tanımlamıştır.
Persler cesedi, toprağa gömmeden önce mum ile mumyalarlar. Bu büyücüler, diğer Mısır kahinlerine çok benzemezler; çünkü kahinler kurban ettikleri şey dışında, yaşayan her şeyi öldürmeyi günah sayarken, Pers büyücüleri, köpekler, insanlar, dışında her canlıyı kendi elleriyle öldürürler. Karıncaları, yılanları, sürünen ve uçan her şeyi aynı şekilde öldürür ve bununla övünürler demiştir.
Pers Kralı Kserkses ve kuvvetlerinin Trakya’daki Strymon Nehrine batıya doğru yürüyüşünü anlatan bir pasajda Herodot, Persler’in orada durduğunu ve magoi’nin iyi alametler elde etmek için beyaz atlardan kan kurban ederken ilahiler söylediğini (καταείδοντες), Strymon nehrindeki kurban töreninden sonra Perslerin, Dokuz Yol adlı bir Edonia kasabasından geçtiklerini, üzerine atılan köprülerin sayısı nedeniyle kasabanın adının bu olduğunu öğrenen μαγοί’nin, daha sonra açıklanamayan bir nedenle, ülke halkından alınan dokuz erkek ve kız çocuğunu oraya diri diri gömdüğünden bahsetmiştir.
Bu fedakarlığın ise Herodot’a göre; kullandığı bağlam ve dil bakımından, at bağırsaklarından kehanet mi yoksa başka bir şeyin mi söz konusu olduğunu kesin olarak anlamamıza yardımcı olmadığını göstermektedir.
Graf’a göre; Ksanthos onları ‘tanrılarla ilgili her şeyde uzmanlar’ olarak tanımlar. Daha sonra Pers rahiplerinin ritüelleri Yunan toplumunda, özellikle gezgin rahipler arasında popülerleşince mageia terimi, magoi’nin (μαγοί) uygulamalarını tanımlamak için geliştirilmiştir.
Her ne kadar mageia kavramı zaman içinde ek 69 nüanslar alsa da μαγεία’nın Roma İmparatorluğu’na kadar devam eden anlamı ise Pers rahiplerinin uygulamalarıydı. I. Darius’un saltanatına ait Elamite tabletlerinde bazı büyücüler Ahuramazda kültü ile bağlantılı olarak bahsedilmiştir ve Ppapatheophanes, Medyan magilerin bir kısmının Heraklitos tarafından gözlemlendiği kadarı ile Efes’e kaçmış olabileceği öne sürmüştür. Osthanes adlı bir μαγί’nin önderliğindeki μαγο’lar Kserkses’in ordusuna Yunanistan’a kadar eşlik etmişlerdir. Yıldızların gizli etkileri hakkındaki bilgileri, onları M.Ö. 5. yüzyıl Yunanlılarının saygınlığında, en etkili dini ve eğitimsel danışmanlar konumundan hileci, alçak ve dalavereci konumuna düşürmüştür.
Ancak Euripides, gerçekleşen bir ortadan kaybolmadan bahsettiği için, doğal fenomenler üzerinde doğaüstü kontrole sahip olanlar içinde kullanılan μαγοί kelimesine aşinadır. Platon bunu mecazi anlamda kullanmaya cesaret ederek ‘o korkunç sihirbazlar ve zorbalar’ demeyi daha doğru bulmuştur. Lucian ise; büyücü veya büyücü kadın kelimesini kullanmayı tercih etmiştir. Bu nedenle Yunanlılar arasında sözcüğün anlamı zamanla rahipten düzenbaza ve sonra da doğal fenomenleri kontrol eden birilerine yani sihirbaza dönüşmüştür.
Yunanca μαγος ‚ sözcüğünün en eski korunmuş oluşumu Herakleitos’un bir pasajında bulunmaktadır. Herakleitos’un kehanetlerinin hedefinin kim olduğu sorusu üzerine şu alıntı yapılmaktadır: Gece dolaşanlar (nyktipolois), büyücüler (magois), ayyaşlar (bacchants, bakchois), kendinden geçmiş kadınlar (maenads, leÌ„nais), üyeliğe yeni kabul edilmiş kişiler (mystais).235 M.Ö. 546’da Cyrus komutasındaki Pers ordusu tarafından Küçük Asya’nın fethi ile birlikte birçok Med ve Pers Magileri buraya yerleşmiştir.
Küçük Asya’nın kuzeybatısındaki satraplık başkenti Daskleion’da Mazdéan ritüelinin reçetelerine göre kurban keser şekilde görülen ünlü bir kabartmada, barsom dalları ve kurban hayvanlarına sahip bir çift μαγί tasvir edilmiştir. Kutsal ateşi kirletmemeleri için ağızları ve burunları (paiti dhana denilen bir bez parçası) örtülü biçimdedir. (Resim 15)
Leydihan
15 Haziran 2025, 01:49
[Only Registered Users Can See Links] 15 Kuzeybatı Anadolu’da Daskleion’dan iki Pers büyücünün kabartması İstanbul Arkeoloji Müzesi
Büyük olasılıkla, magoilerin Bacchic gizem ayinleri ile de bir ilgisi vardır. Bu gizemli ayinler, ölümden sonra ateş tehdidi yerine daha iyi bir yaşam vadediyorsa, Herakleitos’un tercih unsuru olan ateş tehdidi: ölümden sonra yaşam yerine, çok daha kötü bir kader vadeder demektedir.
Böylece, Herakleitos ve belki diğerlerinin μαγοί ‘Pers Rahipleri’ olarak adlandırdıkları ve Pers işgali altında bulunan Doğu Ionia’daki Bacchic gizem kültlerindeki rahipler olduğunu öğrenmekteyiz. Bu, muhtemelen M.Ö. 5. yüzyılın sonlarına tarihlenen teolojik ve felsefi bir inceleme olan Derveni Papirüsü’ndeki238 terim anlamına uymaktadır. Uzmanlık alanı fiziksel eylemler gibi görünen bir din uzmanı olan yazar; μαγοί tarafından gerçekleştirilen ritüel eylemlere atıfta bulunur:
Μαγοί ilahileri, dualar ve kurbanları ruhları yatıştırırken, büyücülerin (büyülerini) engelleyici cinleri uzaklaştırabilir, engelleyici cinler intikamcı ruhlardır.
Μαγοί, bu nedenle, sanki bir ceza ödüyormuş gibi kurbanı yerine getirirler. Kurbanların üzerine su ve süt dökerler, bunlardan ölüler için içkiler de yaparlar, çok fazla ruh olduğu için sayısız çörek ve onlar için kurban adarlar, cenaze törenleri de yaparlar.
Bu μαγοί ritülleri ilahiler (epodaί), libasyonlarla birlikte kurbanlar (hierá), ve mezar libasyonları (choaί), Epodḗ terimi, iyileştirme ayinleri ve büyüler ile ilişkilidir.
Burada ilahiler, gizemli ayinlerde kanıtlandığı gibi kötü ruhları engellemekten uzak durur; yazar onları ölülerin huzursuz ruhları olarak açıklamaktadır.240 Herakleitos, erkek büyücülere μάγοι derken, dolaşarak bu işi yapan profesyonellere ise; γόης, μάντις veya αγύρτης denmekteydi.
Platon, Binbaşı Alcibiades’teki bu etnografik tanımı, genç bir Pers asilzadesinin eğitimi hakkında konuşurken, aralarında Oromasdes’in oğlu Zerdüşt’ten türeyen magoi (mageia) sanatını öğreten en önde gelen öğretmenlerin listesini verir. Tanrıların kültünü içermektedir.
Her şeyden önce beşinci yüzyılın Yunan trajedisinde, basmakalıp bir şekilde kafatasları ve açgözlülüğüyle bilinen şüpheli, Pers olmayan μαγο’lara göndermeler buluyoruz. Bu kanıtlardan bazıları Kutsal Hastalık Üzerine ve Platon’da bulduklarımızla oldukça iyi uyum içerisindedir.
En yaygın örnek ise; beşinci yüzyılın son çeyreğine tarihlenen Sophocles’in Oedipus Tyrannos’undan gelir: Oedipus ne zaman, adı geçen Creon ve mahkeme kâhini, ünlü kör Teiresias’ın onu devirmek için işbirliği yaptığından şüphelenmeye başladığında, o Teiresias’ı bir μαγος, bir entrika dokumacısı ve sadece kâr söz konusu olduğunda görüşü olan kurnaz bir dilenci rahip (agurtēs) olarak kınıyor. Oedipius, Teiresias’ın ‘kıskançlık’ ya da ‘kötülüğünden’ (phthonos) sözde siyasi hırsının arkasındaki itici güç olarak da bu bağlamda söz eder.
Phthonos, Yunan edebiyatında sıklıkla sihirle ilişkilendirilir, çünkü rekabet ve kişisel hırs, genellikle lanet tabletleri içeriklerindeki bazı büyülü suçlamalarla ilişkilendirildiğinden, kıskançlık kötülük veya kötü niyetin önemli bir rol oynadığını kabul etmek kaçınılmazdır.
Pers dinleri tarihinin yeniden inşası olarak bakıldığında Zerdüştlük adının magi’nin etkisinin girdiği saf, rasyonalist, yasal ve ruhani olmayan bir dini geleneğini koruma arzusu ile yeniden inşasına karşı bazı eğilimleri vardır.
Modern İncil bilginleri ve din tarihçeleri sayısız antik kelimeyi, özellikle μάγος, ve magus ‘u büyücü olarak, μάγεία ve magia’yı sihir gibi gösterirler. İlk olarak, bu benzerlik önemli midir? İkinci olarak, bilim adamları ilgi alanlarını incelemek için Yunancada Pharmakeia, Theurgia ve goeteia gibi diğer terimlerin veya Latincede Defixiones ve magus gibi diğer terimlerden bahsetmişlerdir. İngilizce büyü ile Yunanca mageia arasında ortak bir anlam, hatta herhangi bir anlamlı ilişki varsayımı, büyü kullanımında örtük olarak bulunan kavramsal kapasitenin farkındalığı olan gerekli ön koşullardan kaynaklanmaktadır.
Örneğin; Kutsal Kitap (Acts 8:9 da) Philip’in gelişinden önce Samaria’lı Simon’un ‘ ‘Αυὴρ δέ τις ὀυόματι Σίμωυ προϋπη̑ρχευ ἐυ τᾐ πόλει μαγεύωυ καὶ ἐξιστάυωυ τὸ ἔθυος τƞς Σαμαρείαϛ’’ yeni revize edilmiş standart versiyonda (NRSV) ‘Simon adında belirli bir adam daha önce şehirde büyü yapmış ve Samaria halkını şaşırtmıştır’. Simon ‘Elçilerin işleri’ bölümünde bir aldatıcı olarak anlatılmıştır.
Simon’un bu şekilde tasvir edilmesi, peygamberlik niteliğindeki ‘Tanrı’nın Sözü’nü’ vaaz eden Philipus’un tam tersidir. Daha sonra ise NRSV ταῐς μαγείαιϛ kelimesini ‘onun büyüsü ile’ diye tercüme ederken, Yeni Amerikan Standart İncil (NASB) gramatik doğruluk bakımından ‘büyü sanatlarıyla’ (Acts 8:11) olarak ifade etmiştir.
Benzer şekilde Elçilerin işleri (Acts 13) de Bar-Jesus; büyücü anlamına gelen diğer adıyla Elimas ἄνδρα τιʋὰ μάγου ψευδοπροπήʋ Ἰουδαι̂οʋ, ve NRVS bu tanımı ‘belirli bir sihirbaz, bir Yahudi sahte peygamberi’ olarak tercüme eder (Acts 13:6; 13:8). İngilizce konuşanlar ve yazarlar μαγεία’yı çevirmek için sihir kelimesini kullansalar da, bu sihrin eski μαγεία kavramı için kesin bir yargı olduğunu ifade etmez.
Basitçe söylemek gerekirse, μαγεί antik Yunanca konuşanlar için sihrin modern İngilizce konuşanlar için yaptığı gibi tam olarak aynı şeyleri ifade etmemiştir.
Antik μαγεία kavramı ile modern sihir kavramı arasında benzerliklerin olmadığı anlamına gelmez. Örneğin; tıpkı modern büyü kavramında olduğu gibi, bazı eski yazarlar μαγεία’yı genellikle yalnızca bir yanılsama gibi ele almış ve insanüstü ve doğal güçlerin manipülasyonu veya zorlaması olarak görmüştür.
Gerçekte ne antik μαγεία ne de modern büyü tek bir duru kavram değildir; bunun yerine her ikisi de her zaman birbiriyle uyumlu olmayan çeşitli kavramları içeren bileşik bilişsel kategorilerdir.
Yahudi büyüsü ile bağlantılı olarak belirttiğimiz gibi, uygulamaların ve uygulayıcıların kelime dağarcığı çeşitlidir. Magos ve mageia dışında, Yunanca bize γοητεία (goÄ“teía) ve γοες (goēs) sözcüklerini vermektedir. Bunlar bir diğer anlamlarına bakıldığında ise; ölüleri çağırma büyülerinde kullanılmış olmalarına dikkat çekilip, atıfta bulunulur.
Goan fiili ise ‘ağıt yakmak’ anlamına gelmektedir. Buna göre ise; γοες‚ ‘ölüm büyücüsü’ olarak anlaşılabilir.
Kutsal hastalık üzerine ve Platon’un yazarı tarafından tanımlanan bir yanda ‘magosun faaliyeti’ diğer yanda ‘büyü’ anlamına gelen mageia terimi, ilk olarak M.Ö. 5. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Mageia terimi kendi içinde herhangi bir ayırt edici anlamdan yoksundur. Buna karşılık mageia’nın görünüşe göre bu terimin kapsadığı kurban, arınma ve büyü gibi sihirsel faaliyetlere bağlı olmasıdır. Mageia’nın en eski örneği, (M.Ö. 485-380) Leontini’nin Gorgias’ında Helen’in Truva Savaşında ihanetle ününü rehabilite etmeye çalışan bir eser olan Helen’in Enconium’udur. Gorgias çok etkili bir retorik ve sofistti, hitabet tarzı genellikle çağdaşları tarafından parodi olarak görülmüştür. Kutsal büyü burada yalnızca konuşmanın mantıksız gücünü önermek için ortaya çıkar ve gerçekten de büyünün ortaya çıkmasına izin veren şey, hiçbir şekilde onun değeri ve gerçekliği değil, dil ve yargının şiddetli bir eleştirisi ve fikirlerin eksikliklerine olan açık bir inançtır. Gorgias’ın büyüsü tekniktir. Dilin ve etkisini bilimsel bir analiz ile büyücünün gücü gibi taklit etmek istediği için, kelimelerin sihirli büyüsünün teorisyenidir denilebilir.
Ancak bizi esas olarak ilgilendiren konu ise sihirdeki soyağacıdır. Neredeyse ilahi statüsüne dair raporlara ve Etna Dağı’nın ateşli kraterlerine dalarak bu itibarını korumak isteyen ve bunun için intihara teşebbüs eden Empedokles ‘in iddia etmediği tek kelime ise magos (μίγὸς) veya sihirbazdır.
Gorgias’ın Empedocles’in öğrencisi olduğu ve büyülü başarılarına (goeÌ„teia) tanık olduğu söylenir. Bunun yanında benzetme yapmasının bile sihrin mantıksız doğasına uymadığına dikkat edilmelidir. Büyüden bir τέχνη· (sanat) olarak bahseder, bazı konuşma türlerinin sihirli bir şekilde hareket ettiğini tekrarlar (ἐϕαρμάκυσαν καΐ ἐξεγοήτευσαν,, uygulanmış ve meydan okunmuş) ama aynı zamanda da insan vücudunda da bu mizahı geliştirme amaçlı ilaçlardan (ϕάρμακα) bahseder. İlaçlar, sihirden daha fazlasıdır.
Onun için μάγος aşırı güçlere sahip büyük bir kurallar bütünüdür. Esas faaliyet alanı ise erkeklerin duygusal dünyasıdır. Μάγο’ların duygularımız üzerindeki etkisini göstermek için iki farklı türde μαγοί’ye denk gelen iki örnek vermiştir. Şiir ve tanımlı büyüler.
Şiir -- ruh -- duygular
Büyüler -- ruh -- cezbetme
Şiir, dinleyicilerin ruhlarında başkalarının acılarına yönelik duyguları uyandırırken (yani inançsızlığın askıya alınması ile seyirciler edebi olayın gerçekliğine katılır), büyüler ise; büyülü çekicilik yolu ile (γοητείας καὶ μαγείας) ruhun kendi iradesinden bağımsız hareket etmesini sağlar. Her iki örnekte de konuşma ruha fiziksel olarak girer ve uygulanan şema her iki durumda da ortaktır.
Magicus sıfatını ilk kullanan Latin yazar Vergilius’un eserlerinde sözcük iki kere geçmektedir: Eklogae (8:66)259 bir kızın kendine yabancılaşan sevgilisini geri döndürmek için yaptığı ayinleri magica sacra (kutsal büyü) olarak tanımlar ve Aeneid (4.493)260 Dido’nun Aeneas’ı geri kazanmak için kullanacağı Magicae artes (büyülü sanatlar) örnekleri olarak kullanacağı ayinlere atıfta bulunur.
Lanetler ve büyüler yaratma çaba ve istekleri yalnızca Akdeniz Bölgesi’nde değil, M.Ö. 8. yüzyılda Homeros’un Odyssey’si ile başlayıp M.S. 5. yüzyıl Roma’nın batı kısmının gelişmesi ve yıkılışına kadar insanlar üstünde güçlü bir etkiye sahip olup devam eden edebiyat, kanun ve lanet tabletlerinde büyü ve sihir kullanımının kanıtlarına rastlanabilmektedir. Bu durumun dönem boyunca Grek dünyasının her yerine yayıldığından rahatlıkla bahsedilebilmektedir.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:00
2.1.1. Büyü ile ilişkilendirilen Tanrı ve Tanrıçalar
Yunan tanrılarının daha sonraki antik dönemlerin büyülü metinlerinde ortaya çıkmalarının açık ve dolaylı ilginç yolları olmasının yanında, bazen süreç ortak bir kutsal alanı ve bir evi içermektedir. Hangi ritüellerin büyülü olarak kabul edildiği tarihsel bağlam açısından önemli olsa da, bazı türler büyüyle ilişkilendirme açısından diğerlerinden daha yatkındır. Collins, bunları ‘arınma, kan kurbanları, ölülerin yakılması, lanet tabletlerinin yazılması, bağlama büyüleri (katadesmoi), tılsım kullanımı (epoidai), ilaçların kullanımı (pharmaka) ve balmumu heykelciklerin imalatı olarak ayırmıştır.’262 Söylemsel metinlerde, ‘büyücülere atfedilen iddialar çok daha geniştir, ayı aşağıya çekmeyi, güneşi tutmayı ve havayı kontrol etmeyi’ içerir.
Eitrem; Yunan büyülü el kitaplarında gördüğümüz bir dizi kehanet büyüsünün Tanrı Apollon’u geleneksel kült isimleri ile nasıl çağırdığını ve Delphi, Klaros, Didyma’daki kehanet merkezleri ile ilişkili çeşitli araç ve görüntüler gerektirdiğini uzun zaman önce göstermiştir.
Elde edilen birincil kaynak verilere göre; kadınlar ve erkekler gerçek sihir uygularken, ikincil kaynaklarda öncelik kadınlara verilmiş ve güçlü sihir yeteneklerine sahip olarak tasvir edilmişlerdir.
Homeros’da büyü ve büyücülük konusunu, özel bir dinamik taşıyan bir dizi nesne, tanrıların hizmetinde olan ve eylemlerinin etkili olması için kullanılan araçlar olarak görmekteyiz. Bunların bazı durumlarda, sihirli aletler olduğunu hayal etmek zor olmasına rağmen, bazılarının büyü törenlerinde veya büyücünün çeyizinde yeniden ortaya çıkması gerçeğinden ayrı olarak hepsinin temel bir etkiye yanıt verdiği açıktır.
Aslında olan ise; nesnelerin sihirli olduğu değil, doğaüstü güçlere sahip bir şey veya biri aracılığı ile hareket ettirilmesiydi. Örneğin; Etimolojik olarak αἴσσω (acele etmek fiiliyle ilgili olan) Aegis gibi nesnelerden bahsedilebilir. Athena veya Hermes’i her yerde ve esen rüzgarda bile uçurabilen kanatlı sandaletler, ya da tanrılarda bile erotik arzu uyandıran Aphrodite’nin kuşağı, Hephaistos’un zina eden aşıklar olan Ares ve Aphrodite’yi zincirlediği görünmez ve kırılmaz ipler268, Kirke ve Athena’nın travestilik harikaları gerçekleştirdiği çok işlevli altın asa, Odysseus’ta bahsedilen Hermes Psychopomp (ruh taşıyıcısı) ölüleri Hades’e yönlendirmenin yanında uyuma ve uyanmayı tetikleyen bir araç olarak kabul edilmektedir, Zeus’un şimşeği, Poseidon’un üçlü yabası, Hades’in görünmezlik miğferi269 içinde bu durumdan söz edilebilir.
Peşinden koşulan amaca uygun bir şey olmasının yanında, insanın sonsuz özlemine yanıt veren bulut veya sis Papyri Graecae Magicae’de formüller ile görülebilmektedir.
Görünmezlik: ‘Bana gel, başlangıçta ortaya çıkan ve cennette kendi kendine doğmuş olanın emriyle beni sakla, NN.’ Adını söyle… Zaman içerisine bakıldığı zaman büyü ile ilgisi daha yakın olan nesne grubu bitkiler, karışımlar ve merhemlerdir (φάρμακα). Odysseus ‘da bahsi geçen en önemli konu ise; Hermes’in Kirke iksirine karşı kahramana verdiği bitki olan moly’271dir.
Odysseus’da buna benzer şekilde büyüye gönderme fazlasıyla göze çarpmaktadır. Ölü bir kişinin ruhunun kehanet danışmak için çağırılması ritüelinde de, çok açık şekilde büyü unsurlarının varlığından söz edilebilir.
[Kahraman Tiresias’ın Hades yönetimindeki ölülerin ruhlarının yerini alması değil, tüm nesnelerin ve ritüel eylemlerinin kahramanlık kültüne ait olmasıdır: kurban edilen hayvanlar ise kara bir koyun ve kara bir koç, başları yere eğik olarak katledilirler.
Homeros yazmış olduğu kaynaklarda mitolojiye çok fazla oranda yer vermiş ve bunun yanında büyü ve büyücülük ile ilgili kavramlardan da bolca bahsetmiştir. Tanrıça Demeter’in ölümlü bebek Demophoron’a sihirle müdahale etmesi verilebilecek örneklerden biridir. M.Ö. 7. yüzyılın ortalarından altıncı yüzyılın ortalarına tarihlenmekte olan Homerik Demeter ilahisinde tanrıça, yaşlı bir kadın kılığında dünyaya gelmiş ve bir ev hizmetkarı olarak Eleusis Kralının evine yerleşmiş ve yeni doğan Demophoron’un bakıcısı olmuştur. Tanrıça Demeter bakıcılık yetenekleriyle övünmesi yanında, sihir bilgisini de öne çıkarmıştır:
Ben onu büyüteceğim, ben ne bir büyünün ne de ‘alttan kesicinin’ dadısının ihmali yüzünden ona zarar vermesini beklemiyorum.
Çünkü bir ‘oduncudan’ daha keskin bir tılsım biliyorum.;
Öldürücü büyülere karşı güçlü bir koruma biliyorum.
Burada Tanrıça Demeter’in övünmesi, bu tarz tılsımların bazılarının kesici dediğimiz iblislere karşı gerçek anlamda bir koruma şeklini anımsatmakla birlikte, isimsiz dediğimiz bu ilahileri yazanların bu tarz tılsımları bildikleri ve onları Tanrıçaların ağızlarından yazdıkları düşünülebilir. Yunan büyüsünün en önemli eleştirmenlerine bakıldığında ise, Hipokrat hekimlerin ve Platon’un (M.Ö. 429-347) yazılarında M.Ö. 5. yüzyıl başlarında ortaya çıkması ve bu tarz yazarların kendi dönemlerinde bilinen en eski büyülerin yelpaze genişliği hakkında bilgi vermeleridir.
Yunan mitolojisinde tanrıların ve tanrıçaların, kendilerine hitap eden ritüel ve büyülerin ilk uygulayıcıları olduğu göz ardı edilmemelidir.
Hint-Avrupa kökenli olan bir doğa tanrısı olan Helios, Olimposlular’da yer almasa da Yunan antropomorfik ve çok tanrılı dinde yer tutmaktadır. PGM’de Helios, en çok çağrılan ve en güçlü tanrılardan biridir. Kendisine hitaben yazılan büyüler arasında, dört ilahi vezinle, özellikle bir açık iki kapalı heceden meydana gelen hexameter ile yazılmıştır. Örneğin; Helios’a atfedilen bir büyü de, büyücüye görünüp gelecekle ilgili soruları yanıtlayabilmesi için tanrıya yakarma ve yalvarışı amaçlayan isimsiz bir büyünün içinde de görülebilmektedir:
Ön bilgiler; Büyü, küçük yuvarlak ve öğütülebilecek türlü malzemeleri listeler ve ayinde kullanılan bir tripod üzerine çizilecek iki resmi gösterir.
Çağrı; İlahi, büyücünün sorularına cevap verecek bir daimon gönderilmesi için Helios’u çağırır.
İkinci Yakarış; İkinci bir ilahi, tanrının kendisinin ortaya çıkabilmesi için Tanrı Apollon’a yakarır.
Serbest bırakma; İblis\tanrı kısa bir formülle reddedilir.
Ardından büyü için olan ilahi başlar:
Hepiniz, sesinizi ağzınızda sükut edin;
Havanın kuşları sussun,
Yunuslar, tuzlu suyun üzerinden atlamayın.
Dur benim için nehirlerin dereleri ve ırmakların kaynakları.
Şimdi kanatlı kuşlar, gökyüzünün altındaki her şeyi durdurun,
Siz hayvanlar, ininizden gelen çığlığı duyun, korkun,
Ölüler arasında iblisler korkudan titreyerek sessiz kalabilirsiniz;
Kozmosun kendisi gizli sözler karşısında hayrete düşer.
Kral Semea, kozmosun babası, bana lütfetsin,
Bok böceği, sana diyorum, ölümsüz altın saçlı tanrı,
Bok böceği, tüm tanrılar ve insanlar için büyük bir mucize,
Gün doğumunun efendisi, yanarak yükselen Titan;
Sana Zeus’un ilk habercisi, ilahi ΙΑŌ diyorum,
Ve sen, göksel kozmosu işgal eden, RAPHAÄ’L
Güneş doğarken sevinenler, elverişli bir tanrı ol ABRASAX,
Ve sen, en büyük, ruhani, yardımcına MİCHAÄ’L derim,
Ve sen kurtaran…
Mükemmel göz, doğayı geliştiren ve doğadan doğayı (geliştiren) sizler,
Ve ben ölümsüzlere…. SESENGENBARPHARAGGÄ’S;
Sen herkesin tanrısısın, sen, ölümsüz, en büyük;
Ben yalvarırım, parla şimdi, kozmosun lordu, SABAÅŒTH,
Sen günbatımını şafakla saklayanlar, ADÅŒNAI,
Bir kozmos olarak, ölümsüzler arasında tek başına kozmosu gözlemleyen,
Kendi kendine öğrenen, öğretilmeyen, kozmosun içinden geçen,
Ortasında
Geceleri… şafakta, AKRAMMACHARI,
…………….. defne sunuları,
Ve evcilleştirilmiş Styx’in kapıları ve …..
Ben Olympos’un tüm ölümsüz tanrılarının önünde durduğu tanrının mührü ile size sesleniyorum
Titriyor ve açık ara en büyük iblisler
ve deniz duyduğunda sessizce kendini tutuyor.
Ben güçlü Tanrı Apollon adına sana yalvarırken
AEĒIOUŌ.
Bu hymn’de dikkat edilmesi gereken konu ise, ikinci yüzyılda Mesomedes’in Helios’a adadığı ilahisi ile aralarında paralellik olmasıdır. Bu hymn’de farklı kelimeler olsa bile, gökyüzü, yeryüzü, deniz, rüzgarlar, dağlar, ovalar ve kuşlar Phoibos-Helios gibi sessiz kalmaya teşvik edilmiştir.
Diğer bir yandan şeytani güç dediğimiz güçlerle savaşmakla bir bağlantı sağlanamasa da, tanrı Helios önemli bir role sahiptir ve bunlar PGM’de bahsedilen iki duadır:
O halde bu, ilk doğan ve ilk baba olmuş tanrı için kurtuluş duasıdır: ‘Sana sesleniyorum, lordum. Duy beni, kutsalların arasında kalan kutsal tanrı, sürekli şanlı olanların yanında duran kutsal tanrı. Sana sesleniyorum, /[ata] ve sana yalvarıyorum, sonsuz kere, güneş ışınlarının sonsuz hükümdarı, evrenin ebedi hükümdarı, göksel kürenin ebedi hükümdarı, yedi parçalı bölgede duran, CHAÅŒ CHAÅŒ CHA OUPH CHTHETHÅŒNIMEETHÄ’CHRINIA MEROUMI ALDA ZAÅŒ BLATHAMMACHÅŒTH PHRIXA Ä’KE . . . PHYÄ’IDRYMÄ’ÅŒ PHERPHRITHÅŒ IACHTHÅŒ PSYCHEÅŒ PHIRITHMEÅŒ ROSERÅŒTH / THAMASTRA PHATIRI TAÅŒCH IALTHEMEACHE; köke sımsıkı sarılanlar, tüm melekler tarafından kutsanmış olan güçlü isme sahip olan sizlersiniz. Beni duyun, güçlü yıldızlar ve baş melekleri kuran ve yanında sayısız melek bulunan sizler. Sen cennete yükseltildin ve efendi/ senin hikmetine şahitlik etmiş, senin kudretini çok övmüş ve senin de onun gibi, onun kadar kuvvetli olduğunu söylemiştir.’
‘Ey kainatın efendisi, bir ihtiyaç anında sana sesleniyorum; duy beni, çünkü ruhum [sıkıntılı] ve ben şaşkınım ve [her şeyden] yoksunum. [Öyleyse, bu nedenle]bana gelin, ey bütün meleklerin efendisi olan; beni tüm büyü aşırılıklarına karşı koru, hava cininin [ve] kaderin gücü. ‘Evet, Efendim, çünkü gökten dünyaya gizli adınızı çağırıyorum,
ATHÄ’ZOPHÅŒIM ZADÄ’AGÄ’ÅŒOBÄ’PHIA THEAA AMBRAMI ABRAAM THALCHILTHOE ELKÅŒTHŌŌĒĒ ACHTHÅŒNÅŒN / SA ISAK CHŌĒIOURTHASIÅŒ IÅŒSIA ICHÄ’MĒŌŌŌŌ AÅŒAEI, bir saat içinde beni kurtar.’
‘Bunu Helios’a ya da ne zaman yapmak zorunda kalırsan söyle.’279 Bu dua ilk doğanlar için bir kurtuluş duası niteliğindedir. Tanrıyı övgü ön plandadır. Dua eden kişi aynı zamanda tanrının adını taşır ve bu sebepten kendisini havadan gelen iblisler ve herhangi bir büyü gücünden korunma istenebilir. Bu dua metninde bir kez Helios adı geçmez ve sonunda tanrı Helios’a bir sıkıntı anında söylenmesi gerektiğini belirtmektedir.
Diğer bir dua ise; ‘Seni övüyorum’ kozmik dualarla, çağların ve / dünyanın kutsanmış babası.
Bana gel, bütün kainatı havayla dolduran, [semavi] sudan ateşi söndüren ve yeryüzünü sudan ayıran sen, bana gel.
İlahi zaruret konusunda hikmetli olanın sözüne, şekline, ruhuna/yeryüzüne ve denizine dikkat et ve sözlerimi ateşli oklar olarak kabul et, çünkü ben bir insanım, cennetteki tanrının en güzel yaratığı, ruhtan, /çiğden ve topraktan yapılmıştır. Cennet, açık ol; sözlerimi kabul et. Dinle, Helios, dünyanın babası; senin adınla sana sesleniyorum AÅŒ EY Ä’OI AIOÄ’ YEÅŒA OUORZARA LAMANTHATHRÄ’ KANTHIOPER / GARPSARTHRÄ’ MENLARDAPA KENTHÄ’R DRYOMEN THRANDRÄ’THRÄ’ IABE ZELANTHI BER ZATHRÄ’ ZAKENTI BIOLLITHRÄ’ AÄ’ÅŒ OYÅŒ EÅŒ OÅŒ RAMIATHA AÄ’ÅŒ ÅŒYÅŒ OYÅŒ ÅŒAYÅŒ: orijinal elementlere sahip olan tek kişi. Sen kutsalsın ve tüm melekler tarafından kutsal sayılan güçlü sayılan bir isim; beni falan filan her aşırı güçten ve her şiddet eyleminden koru.
Evet, bunu yapın, lordum, tanrıların tanrısı, IALDAZAÅŒ BLATHAM MACHÅŒR PHRIX AÄ’ KEÅŒPH EÄ’A DYMEÅŒ PHÄ’RPHRITHÅŒ IACHTHÅŒ PSYCHEÅŒ PHIRITHMEÅŒ RÅŒSERÅŒTH THAMASTRAPHATI RIMPSAÅŒCH IALTHÄ’ MEACHI ARBATHANÅŒPS, / dünyanın yaratıcısı, evrenin yaratıcısı, efendisi, tanrıların tanrısı, MARMARIÅŒ IAÅŒ. Tanrıları, baş melekleri ve kaderin gücünü yaratan, erişilmez ihtişamından bahsettim. On binlerce melek [sizin] yanında durdu ve / cennetin yüceltti, ve efendi, Aion olan bilgeliğinize, IEOYÄ’OÄ’ IAÄ’AIÄ’OÄ’YOEI, ye tanıklık etti ve onun kadar güçlü olduğunuzu söyledi. Yüz harfli adını andırıyorum / yeryüzünün derinliğine kadar gökyüzü; kurtar beni, çünkü sen her zaman sana ait olanları kurtarmanın sevincini yaşıyorsun, ATHÄ’ZE PHÅŒI AAA DAΙAGTHI THÄ’OBIS PHIATH THAMBRAMI ABRAÅŒTH / CHTHOLCHIL THOE OELCHÅŒTH THIOŌĒMCH CHOOMCH SAÄ’SI ISACHCHOÄ’ IEROUTHRA OOOOO AIÅŒAI (yüz mektup). Sana sesleniyorum, altın yaprağın üzerinde, önünde sönmez kandil durmadan yanan, / bütün dünyayı aydınlatan, Kudüs’te parlayan büyük tanrı, lordum, IAÅŒ AIÄ’ IŌĒ ÅŒIÄ’ ŌΙĒ IÄ’ AIÅŒAI A1 OYÅŒ AŌĒ Ä’EI IEÅŒ Ä’YÅŒ AĒΙ AÅŒ AŌΑ AEÄ’I YÅŒ EΙĒ / AÄ’ÅŒ IEY AEÄ’ IAIA IAÅŒ EY AEY IAÄ’ EI AAA III Ä’Ä’Ä’ IÅŒ IŌĒ IAÅŒ (yüz mektup), bir lütuf için, lordum. 281 Bu dua da ise, Helios güneş tanrısı özelliğinden bağımsız olarak dünyanın babası olarak anılmaktadır ve koruma talebi, genel ve kötü güçlere karşı korunmadan ziyade karşı-tılsım gibidir.
Yunan kültlerine bakıldığında ise Apollon ve Helios denklemi, tanrıların agorada bulunan tapınaklarında yer alan euthynoi’nin (Atina devlet görevlilerinin tamamını adlandırmak için kullanılan sözcük) seçimi festivali ile ilgili olarak kanıtlanmıştır. PGM’de Helios genellikle Tanrı Apollon ile eşittir. PGM’de yer alan ‘Alternatif Bir Prosedür’ büyüsünde Apollon’un Helios ile eşdeğer görülmesi buna eng üzel örnektir. Bir dal defne alın ve şu iki ismi yazın: :
‘[AKRAKANARBA] KRAKANARBAR AKANARBA AKANARBA KANARBA ANARBA NARBA ARBA RBA BA A’; diğerleri: ‘SANTALALA ANTALALA TALALA ALALA LALA ALA LA A.’
Kutsal bir sözle başlarken, on iki yapraklı başka bir dal alın ve üzerine kalp şeklindeki ismi yazın. Üzerinde iki ismin yazılı olduğu delikten kendinize bir çelenk yapın, etrafına beyaz yünden, aralıklarla kırmızı yünle bağlanmış bir bağ örerek köprücük kemiğine kadar sarkmasına izin verin. On iki yapraklı daldan da benzer bir bağ asacaksınız ve kendinizi tanrıya şu şekilde sunacaksınız: Tamamen beyaz bir horoz ve bir çam kozalağı alın; üzerine şarap dökün, kendinizi meşhedin ve / kurban sönünceye kadar dua edin.
Ardından şu karışım ile her tarafınızı ovun: defne yemişi, Etiyopya kimyonu, itüzümü ve ‘Hermes’in parmağı’. Ayrıca ışık veren veya ışığı yansıtan gök cismine şunları da söyleyin: ‘PERPHAÄ’NÅŒ . . .DIAMANTHÅŒ . . . L DIAMENCHTHÅŒTH PERPERCHRÄ’ ÅŒANOUTH PHROUMEN THORPSOU.’
‘Lord Tanrı, tanrının hizmetkarı, bu gecenin kontrolü sizde, yanımda olun Apollo Paian.’ Başınız güneye dönük olarak yatın. /Bunu güneş doğarken, ay ikiz kardeşler Castor ve Pollux’ta iken kullanın:
‘Laurel, Apollon’un kutsal önsezi birkisi, Bir zamanlar tadı olan lordu bırakan Ve şarkıları kendisi gönderdi, Ieios, Kolophan’da yaşayan ünlü Paian Gökten yeryüzüne ve sohbet et. Ambrosian duakların yanında durun ve ilham verin Benim şarkılarım; gel / şarkının efendisi, kendin; ünlü Şarkının hükümdarı. Duy, mübarek, ağır Gazap ve sert bir şekilde. Şimdi Titan, duy sesimizi, Başarısız olan, görmezden gelme. Burada bekle, Sizin tarafınızdan bir ricada bulunan kişiyle önceden konuşun.
Ambrosian ağız, çabucak, tamamen saf Apollon.’ (güneş doğarken konuşun)
Devamı dediğimiz tebrik formülünde ise Helios’a bol bol övgü söz konusudur:
‘Selam, ateş püskürtücü, dünyanın ileriyi gören kralı,
Ey Helios, asil atlarla, gözetleye
Yeryüzünü koruyan Zeus’tan, her şeyi gören,
Yüce yollarda yürüyen, ey parıldayan ilahi,
Kim hareket eder, cennette, parlak, ulaşılmaz, /
Altından, ateşle güçlü bir disk takan,
Pırıl pırıl göğüs zırhlı, kanatlı, yorulmaz
Altın dizginlerle, altın bir yoldan geçen,
Ve siz, etrafı saranlar, bütün adamları işitin.
Senin için ışığı getiren günün alevleri doğurur
Şafağa ve en ortadaki direği geçerken,
Arkanda pembe ayaklı güneşin doğuşu gider
Üzüntü içinde evine döner; Önde, gün batımı
Sizinle tanışır ve ateşle beslenen atlardan oluşan takımınıza
Liderlik eder /
Okyanusa doğru; Gece uçuşta aşağı ok gibi fırlayan
Cennetten, kırbaç sesini duyduğunda
Bu, atların yanlarına kuvvetle vurur
AAAAAAA EEEEEEE Ä’Ä’Ä’Ä’Ä’Ä’Ä’ IIIIIII OOOOOOO YYYYYYY
ŌŌŌŌŌŌŌ
Ey Musaların asa taşıyan lideri,
Hayat veren, gel bana, çabuk gel
Yeryüzüne, Ieios, sarmaşıkla taçlanmış saçlar.
Ve phoibos, ambrosian ağzıyla ses verir
Şarkıya. Dolu, ateşin bekçisi, / ARARACHCHARA
Ä’PHTHISIKÄ’RE, ve dolu, Moira üçlüsü
Klotho ve Atropos ve Lachis de.
Cennette harika olan, hava gibi olan size sesleniyorum,
Yüce hükümdar, tüm doğanın hizmet ettiği sen
Tüm yerleşik dünya boyunca yaşayanlar.
Sen, koruması on altı dev olan , nilüferin üzerinde oturan ve tüm yerleşik dünyayı aydınlatan282; yeryüzünde çeşitli canlıları belirleyen sizler, Kızıldeniz’in doğu kesimlerinde kutsal kuşa283 / cüppenize sahip olan sizler, kuzey kesimlerinde nilüfer çiçeğine bulaşmış bir bebek çocuk figürüne sahip olduğunuz gibi, Ey yükselen, en çok isimlerden olan, SESENGENBARPHARANGÄ’S; güney kısımlarında kutsal bir şekle sahipsin LERTHEXANAX; / haline gelen havaya ateşli ısı gönderdiğiniz şahin; / batıya doğru olan kısımlarda kuyruklu bir timsah şekline sahipsiniz, içinden yağmur ve kar yağdırdığın bir yılanın; doğuya bakan kısımlarda kanatlı bir ejderhanız, havadany apılmış bir diademiniz var. Göğün ve yerin altındaki bütün ihtilafları bastır, çünkü sen kendini tecelli ettin. Gerçekten tanrı olarak, IÅŒ IÅŒ ERBÄ’TH / ZAS284 SABAÅŒTH ADÅŒNAI SOUMARTA IALOU BABLA YAM MOLÄ’ENTHIÅŒ PETOTOUBIÄ’TH LARMIÅŒTH LAILAMPS CHÅŒOUCH ARSENOPHRÄ’ EU PHTHA Ä’ÅŒLI. Duy beni, ey en büyük tanrı, Kommes, günü ışığınla aydınlatan,NATHMAMEÅŒTH; bir bebek olarakyükselen sen,MAIRACHACHTHA; bir yandan öbür yana geçen sen,T HARCHACHACHAU: kendiyle birleşen ve kendine güç veren, çoğaltan ve her şeyi andınlatan, suların SESENGENBARPHARANGÄ’S’i, en güçlü tanrı, Kommes, Kommes IASPHÄ’286 IASPHÄ’ BIBIOU BIBIOU NOUSI NOUSI SIETHÅŒN / SIETHÅŒN ARSAMÅŒSI ARSAMÅŒSI NOUCHA NOUCHA Ä’ ĒΙ OMBRI THAM BRITHIAÅŒTH ABERAMENTHÅŒOUTHLERTHEXANAXETHRELUOÅŒTHNEMAREBA, en büyük ve güçlü tanrı. Ben O’yum. NN, sana takdim eden ve sen de bana en büyük isminin bilgisini hediye olarak verdin, bu sayı 9999’dur: IÄ’ IE IA IAÄ’ IAE IEY IÄ’A IÅŒA IEY /IÄ’I Ä’IA EA EÄ’ Ä’E ŌĒ Ä’ÅŒ EÄ’E EEÄ’ Ä’EE AAÅŒ ÅŒEA EAÅŒ ŌΙ ÅŒE Ä’ÅŒ EÄ’ EAE III OOO YYY ŌŌŌ IY EY OY Ä’EA IÄ’EA EAE EIA IAIE IÄ’A IOY IÅŒE IOY IÄ’ IÄ’ IÄ’ IÄ’TE;
Paian, Kolophon’un Phoibos’u, Parmasos’un Phoibos’u, Kastalia’nın Phoibos’u; IÄ’EA IÄ’ IÅŒ IY / IE IÅŒA IÄ’A EYA ÅŒEA EYÄ’A ÅŒEYA EYÅŒA EYIE EYIAE EYE EYÄ’ EYIE EYÅŒI EYAE EYÄ’AE, Phoibos Mentor’a ilahi söyleyeceğim,
AREÅŒTH IAEÅŒTH IÅŒA IŌĒΑ AE OÅŒE AÄ’ÅŒ ŌĒΑ ĒŌΑ ΑĒE IE IÅŒ ΙŌ ΙŌ IEA IAÄ’ IEOY EOYÅŒ AA AÄ’ÅŒ EE EÄ’Y Ä’Ä’ EĒΑ CHABRACH PHLIESKÄ’R PHIKRO PHINYRÅŒ PHÅŒCHÅŒBÅŒCH287;Seni çağırıyorum, Klaros’lu Apollon, / EÄ’Y; Kastalian, AĒΑ; Pythian, ŌΑE; İlham perileriA pollon, IEŌŌEI.’ Ayin için hazırlık: İlk gün bir koyunun tırnaklarını [toplayın]; ikincisinde bir keçinin tırnakları; üçüncüsünde bir kurdun saçı veya boğum kemiği. Bunları üç gün boyunca yanmış teklifler olarak kullanın. Yedinci günde henüz gelmemesi durumunda, bugün ölen birinden alınan bez parçasından yapılan saf yağdan bir kandil yakılır ve tanrıya tam anlamıyla iyi niyetle gelmek için başvurulur; yeriniz tüm kirlikten arındırılmış ve temizlendikten sonra, Tanrı’ya yalvarma güvenlidir, çünkü bu çok büyük ve karşık onulmazdır.
[B]Ayin: Çamuru alın ve ritüel saflığı gözlemlediğiniz yatak odanızın kapı direklerini temizleyin, aşağıda verilen yazıyı sağ taraftaki kapı direğine bronz bir kalem ile yazın.
[Only Registered Users Can See Links]ÅŒSI NOUCHA [Only Registered Users Can See Links] ĒΙ ĒΙ ΙΑ ΙΑ ΙE Ä’Y / ABRASAX LERTHEMINÅŒTH.’ Aynı şekilde sol kapı direğine de [Only Registered Users Can See Links]‘ IÅŒE ĒŌΑ ĒΙEΑ IAIA IE IAIÄ’EA HARPON KNOUPHI’288 Kapının üst kısmına: [Only Registered Users Can See Links]‘ AA EE MICHAÄ’L ĒΙΑ EYÅŒ YAE EYÅŒ IAE.’
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:05
[Only Registered Users Can See Links] 16 Scraba PGM, III. s. 17.
Kapının altında, bok böceğini olduğu gibi yazın, taht temizlensin, üzerinde keten bir bez ve altında bir tabure olsun, tahtta alt tarafa yaz, ‘IÄ’ IEA IOAY DAMNAMENEUS ABRAÄ’ ABRAÅŒ ABRAÅŒA; İlham perilerinin lordu, bana karşı lütufkar ol, lütufkar ve merhametli ol; bana saf bir yüz ile görün.’
[Only Registered Users Can See Links] 17 Üzerine büyülü sözler yazılmış bez parçaları PGM, III. s. 18.
Bu figür, şiddetle ölen birine ait bir giysi üzerine yazılır ve saf yağdan bir lambaya atılmalıdır. SENSENGEN BARPHARANGĒS / ŌĒΙΑ ΙŌΑE İstediğin her şeyi öğrendikten sonra onu serbest bırakacaksın, ona onurlu bir şekilde davranacaksın.
Güvercin kanını etrafa serpin, reçineden yakmalık sunu yap ve de ki, ‘Git Lordum, CHORMOU CHORMOU OZOAMOROIRÅŒCH KIMNOE EPOZOI EPOIMAZOU / SARBOENDOBAIACHCHA IZOMNEI PROSPOI EPIOR; Yürü lordum, yara izlerine, saraya dökülmeye, bana güç ve seyirci hakkını sana bırakıyorum.’
Apollon’un Titan ile benzer olarak kabul edilmesi ise Apollon’a Orfik Hymn’de geçmektedir. ‘Dünyayı koruyan Zeus’un gözü’ olarak isimlendirilmiştir.
Homeros, Ilias/Ilyada (̕Ιλιάς) isimli eserinde Akhilleus’un sözlerini bizlere aktarırken, Apollon ve kehanet arasındaki bağlantıya da dikkat çekmektedir:
‘Halk toplanıp gelince bir araya
Ayağı tez Akhilleus kalktı,’ dedi ki:
‘Atreusoğlu, birazdan geri döneceğiz herhal,
Yurdumuza gideceğiz, kurtarırsak ölümden canımızı;
Bak yiyor Akhaları, bir olmuş savaşla salgın.
Gel bir duacıya, bir biliciye başvuralım,
Ya da bir düş yorumcusuna, bilirsin Zeus getirir düşü.
O söylesin, Phoibos Apollon’un bu büyük öfkesi neden?
Adak mı adamadık, yüzlük kurbanlar mı kesmedik?’
Sonraki pasajda ise; Apollon’un kehanet yapma özelliğinden bahsedilir:
‘Bunları söyleyip oturdu o, kalktı Kalkhas,
Thestor’un oğlu, düş yorumcularının en büyüğü,
Biliyordu her şeyi, geçmekte olanı geçmişi, geleceği.
Phoibos Apollon verdiydi bu hüneri ona…’
Tanrı Helios’un Aeetes ve Perses isminde iki oğlu olduğunu söylerler.
Bunlardan Aeetes, Kolkhis’in kralı, diğer kardeşi ise, Tauric Chersonnese’nin kralıydı.
Her ikisi de acımasız ve gaddarlıkları ile dikkat çekmişlerdir. Tanrıça Hekate, Titanlar kuşağından Asteria ve Perses’in kızıdır. (Bazen Zeus ve Asteria’nın, bazen Leto ya da Nyks’in, bazen de Admentos’un Pheraia adlı kadından olan kızı olarak gösterilir.)
Phoibe Koios’la gerdeğe girdi
Ve bir tanrının sevgisiyle bu tanrıça
Leto’yu doğurdu, mavi yaşmaklı,
Doğuştan yumuşak yürekli Leto
Olympos’ta tatlılığıyla ün salan,
İnsanlara da tanrılara da yüreği açık Leto.
Adı güzel Asterie’yi de getirdi dünyaya
Ki Perses götürdü bir gün sarayına,
Ve sevgili eşi oldu onun.
Ve Asterie Hekate’yi doğurdu: (Hesiodos)
Küstahlığı ve kanun bilmezliği babasından geri kalmamıştır. Hayvanları avlanmayı sevmesinin yanında, şansı yolunda gitmediğinde yönünü erkeklere çevirmiş ve ölümcül ilaç (pharmaka) karışımlarının yaratıcısı olmuş, kurtboğan (aconite) otunun keşfetmiştir. Her yaptığı ilacın gücünü ve etkisini yabancılar için verilen yemek ve içeceklere karıştırarak test etmiştir. Babasını bir uyuşturucu ile yok edip, tahtını ele geçirdikten sonra Artemis Tapınağı’nı kurmuş, tanrıçaya kurban kesen yabancıları buraya yerleştirmiştir. Ele alınan kaynaklara bakıldığında en ünlü denilen büyücüler Skylla, Medea ve Kirke, Hekate’nin çocuklarıdır. Paphlagonya’da kültü olan Medea Hekate’nin yeğenidir. Bir başka kaynağa göre ise Hekate hiç evlenmediği için çocuğu yoktur.
Hekate’nin öteki dünyanın anahtarını elinde tuttuğuna ve Ölülerin Efendisi olduğuna da inanılır. Ruhları alıp Hades’e götürmesi onu, ruh, cin, şeytan, hortlak, karabasan vb. öte dünya canavarlarını yöneten kişi olarak tanıtır. İnsanlara her istediği kötücül şeyleri yapar, canavarları yeryüzüne gönderir, veya insanları bu tarz kötülüklerden korur.
Tanrıça Hekate’den ilk olarak bahseden kişi Homeros, ardından ise Hesiodos’un Theogonia (Tanrıların Doğuşu) isimli çalışmasıdır. Theogonia’da Hekate’den bahsedilirken ποτυια θηρωυ ve κουροτόΦος (vahşi hayvanların besleyicisi/koruyucu tanrıçası) olarak Artemis benzeri övgüler söylenmiş ve sağlıklı, özgürlüğüne düşkün, her şeyi başka yönleriyle de görebilen tanrıça olarak çağrılmıştır.
Kavşakların tanrıçası Hekate, ruhun doğumda bedene girişinde ve ölümde ruhun bedenden çıkışında olaya dahil olmuştur. Bunun sebebi ise Eski Yunan toplumunda kirlilik olarak nitelendirilmiştir.
Johnston’a göre; tanrıça Hekate’nin varlığı, ‘beklenen bir şeydi, kirliliğe yaradılıştan gelen bir ilgiden dolayı değil ama daha çok geçişlere rehberlik eden tanrıça rolünden dolayıydı…’ 298 Homeros Theogonia’da, M.Ö. 7. Ve 6. Yüzyıllarda önemsiz gibi görünen tanrıça için ayrıntı vererek kırk bir satır ayırmıştır.
δ᾽ ὑποκυσαμένη Ἑκάτην τέκε, τὴν περὶ
πάντων Ζεὺς Κρονίδης τίμησε: πόρεν δέ οἱ ἀγλαὰ δῶρα
μοῖραν ἔχειν γαίης τε καὶ ἀτρυγέτοιο θαλάσσης.
ἣ δὲ καὶ ἀστερόεντος ἀπ᾽ οὐρανοῦ ἔμμορε τιμῆς
ἀθανάτοις τε θεοῖσι τετιμένη ἐστὶ μάλιστα. (411-415)
Ve Kronos’un oğlu Zeus’un her şeyden çok onurlandırdığı Hekate’ye hamile kaldı ve onu doğurdu. Yeryüzünden ve verimsiz denizden pay alması için ona muhteşem hediyeler verdi. Yıldızlı cennette de onur aldı ve ölümsüz tanrılar tarafından fazlasıyla onurlandırıldı.
Hesiodos, dünyanın üç farklı alanını -yer, deniz ve gök- olarak belirlemiş ve görünmez sınırlar koymuştur. Zeus’un Hekate’ye üç küreden de bir pay vermesi, küreler arasındaki boşluklardan da Hekate’nin sorumlu olduğunu düşündürmektedir. Bir insanın ya da varlığın aynı anda iki küreyi kapladığı bu yarıklara eşik boşlukları denmektedir.
Deniz ve kara arasında geçiş yaparken birinin yardıma ihtiyacı olursa, geçişin tüm yönlerini denetlediği için Hekate’yi çağırırdı. Homeric Hym to Demeter’de Hekate, Persephone’nin Yeraltı Dünyası’na girdiğini görür (54-58), ve sonra döndüğünde onu karşılar.
Πότνια Δημήτηρ ὡρηφόρε ἀγλαόδωρε
τίς θεῶν οὐρανίων ἠὲ θνητῶν ἀνθρώπων
ἥρπασε Περσεφόνην καὶ σòν φίλον ἤκαχε θυμόν;
φωνῆς γὰρ ἤκουσ᾽, ἀτὰρ οὐκ ἴδον ὀφθαλμοῖσιν
ὅς τις ἔην· σοὶ δ᾽ ὦκα λέγω νημερτέα πάντα.
Mevsimleri ve şanlı armağanları veren ilahi Demeter, ölümsüzlerden veya ölümlü adamlardan hangisi Persephone’yi ele geçirdi ve kalbini üzdü?
Çünkü bir ses duydum ama onun kim olduğunu gözlerimle görmedim. Sana hemen tüm gerçeği söylüyorum.
Hekate’nin kithonik doğası, bu efsaneden ve Hekate’yi yaşayan ve ölümlüler arasında Persephone’ye eşlik eden meşaleler ile tasvir eden ‘Medea ve Hekate: dostluktan önce’ isimli vazo resimlerinden kaynaklanmaktadır. (Resim 18-19) Bu ilişki erken Yunan trajedisinde de devam etmektedir.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:07
Eski Yunan Toplumunda Büyü
[Only Registered Users Can See Links] 18 Attik red-figure krater Metropolitan Museum 28.57.23, M.Ö. 440
[Only Registered Users Can See Links] 19 Attik red-figure Hydria British Museum 1868,0606.8, M.Ö. 430
Ne yazık ki Hekate için, Arkaik dönemde Zeus ve Persephone’nin bir zamanlar ona bahşettiği onur ve saygının bir kısmını kaybettiği görülmektedir. Hekate hala eşik boşluklara başkanlık etmekte ancak bu boşluklar daha az önemli hale gelmektedir.
Etkisi, kavşaklarda ve geçitlerde daha belirgin hale gelmiştir. Jonston; hem Hesychius hem de Pausanias’ın tanımladığı Propylaia yakınlarındaki Hekate heykelinin Perikles’in inşaat projesinden önce olduğunu öne sürmektedir. Aristophanes, kesin olmayan bir doğrulukla, Atina’daki her evin kapısına bir Hekate heykeli yerleştirildiğini iddia eder.
M.Ö. 5. yüzyıla ait olan kanıtların çoğunluğu Hekate’yi bir geçiş tanrısı olarak tasvir ederken, zaman zaman daha karanlık bir tarafından bahsedilir. Ogden, Hekate ve Erinyes ile Yeraltı Dünyası ve yılanlarla alakalı ince bir ilişki tanımlar. Ogden, Hekate’yi sağ kolunu iki köpeğe bir ruhu parçalatması için komuta ederken, soldaki üç Erinyes bunu izlemektedir. (Resim 20)
[Only Registered Users Can See Links] 20 Acı çeken bir ruhu Hekate’nin iki köpeği parçalarken, üç Erinyes
olanları izlemekte. Attika’dan siyah figürlü bir Lekythos. Athens National Museum 19765: LIMC Hekate 95.
Trajediler, Erinyesler ve yılanlar arasındaki ilişkiyi Hekate’ye aktarmanın yanında Sophokles, onu metresine eşlik eden başının etrafındaki yılanlarla tanımlar ve hem Homeros İlahisi hem de Erinyes gelenekleri ile - birleştirmekten geri kalmaz. Hekate bir alanla sınırlı kalmadığı gibi bir mite dahil olması, ortama, türe ve yazara bağlı olarakta değişiklik gösterebilmektedir. Karanlık tanrıların güçleri hakkında bize bilgi aktaran Demetra George’a göre; Hekate’nin görmüş olduğumuz zararlı ve yıkıma sebep olan yönleri onun düzgün ve yapıcı olarak nitelendirdiğimiz yönleri ile vurgulanmış ve en son olarak ta gizemli kara büyü ayinlerinde ölüler diyarının tanrıçası olarak çağrılmıştır. George’a göre; Hekate yalnızca ‘Ölülerin karanlık ay tanrısı’ değil aynı zamanda ‘yaratıcılığı, büyümeyi ve iyileşmeyi mümkün kılan gerekli bir güçtür. Ay ışığı tanrısının bu çelişkili özelliği karanlığın içine işlemek içindir;… Bilinçaltının hem hazinelerini hem de dehşetini aydınlatan meşale taşır.’ Ayrıca George, Hekate’yi kadınların cadı, falcı, medyum, şifacı yönleri ve erkeklerin bu enerji ile bağ kurabilmesi açısından tanrıçayı yansıttığından bahseder. Hekate, karanlığın tanrıçası, bilinçaltımızın yol göstericisi ve gardiyanı olmasının yanında kişinin bilinçaltında bulunan en derin katları da gün yüzüne getirir. Onu takip etmek ise; ruhumuzun bir kaosa sürüklenmesini, kabuslara katlanmamızı ve delilikle baş etmemizi içerir.
Kirke ve Medea, Yunan ve Roma dünyasında ilk cadı figürleri olarak bilinmektedir. Bazı araştırmacılar bu durumlarının Yunan edebiyatı boyunca değişmediğini söylerken303, bir diğer grup ise, statülerinin ilk metinlerde farklı olduğunu, daha sonra geliştiğini öne sürmektedir. Hellenistik döneme gelindiğinde Kirke ve Meda’nın soy kütüğü belirli bir şekilde çizilmiştir.
Soyağacına göre elimizdeki en eski anlatım Diodorus Siculus (M.Ö. 1. yüzyıl) tarafından yazılmış olsa da büyük olasılıkla daha eski kaynağa, ya Euhemerus Messene’nin Hiera Anagraphê’sine (M.Ö. 4. yüzyıl) ya da Dionysius Scytobrachion’un düz yazı destanına bakmamız en doğrusudur.
Argonautica (M.Ö. 3. yüzyıl) şöyle yazar: φασί γάρ 'Ηλίου δύο γευεσθαι παίδας, Αίήτηυυ τε καί Πέρσηυ
τούτωυ δὲ τὸυ μὲυ Αὶήτηυ βασιλεῦσαι τῆς Κολχίδος, τὸυ δ՜ ε̋τερου
τῆς Τανρικῆς, άμφοτέρους δὲ διευεγκεῖυ ω̉μότητι.
καὶ Πέρσου μέυ Εκάτηυ γευέσθαι θυγατέρα, τόλμῃ καὶ παραυομίᾳ
προέχονσαυ τοῦ πατρός͘ […]
μετὰ δὲ ταῦτα σνυοικήσασαυ Αἰήτῃ γευυῆσαι δύο
θυγατέρας, Κίρκηυ τε καὶ Μήδειαυ, ἔτι δ᾿ υἱὸυ Αἰγιαλέα.
Gerçekten de Helios’un Aestes ve Perses adında iki oğlu olduğunu söylerler. Bunlardan Aestes, Kolkhis’in diğeri ise Taurya topraklarının kralıydı ve her ikisi de gaddarlıkta mükemmeldi.
Perses’in babasından daha üstün olan bir kızı Hekate vardı. Cesaret ve kanunsuzluk içinde […] Bundan sonra o Aestes ile evlendi ve iki kızı oldu, Kirke ve Medea ve ayrıca bir oğul, Aegialeus. Buna göre Kirke ve Medea güçlü cadılar olarak gösterilir. Yani Hellenistik ve Roma dönemi şiirinde, şiirsel temsillerde sihirle yaygın olarak ilişkilendirilen tüm unsurları birleştiren cadılardır. Birinci olarak, kız kardeşler olarak tasvir edilmeleri, çağdaş metinlerde mitolojik cadıların bir ikilisi olarak ortak görünmelerine tekabül eder, karakterleri büyük ölçüde iç içedir. İkinci olarak Hekate’nin anneleri olması, Hekate’nin M.Ö. 5. yüzyıldan itibaren büyücülüğün tanrıçası olması nedeniyle, onların büyüsel statülerinin altını daha da belirginleştirmiştir. Homeros’un Kirke’si bir ormna vadisinde yaşar.
Apollonius Rhodius’aa göre Medea, Hekate’ye şehirden uzakta ormanda bulunan bir tapınakta hizmet eder.305 Cadı özellikle de sihirli iksirleri için ihtiyaç duyduğu malzemeleri doğadan alır, bu yüzden doğal dünyadaki konumları edebi kaynaklarda sürekli vurgulanmaktadır.
Cadıların iksirleri, gecenin köründe dağların tepesinde toplaması gereken güçlü otları içerir. Sophokles’in Rhzotomoi’sinde, Medea’nın bu bitkilerin köklerini vahşi doğada bronz bir orakla kestiğini gösterir.
Cadıların iksirleri ayrıca vahşi hayvanların parçalarını içerir, ne kadar egzotik olurlarsa o kadar iyidir. Lucan’ın Erictho’su kuduz köpeklerin köpüğünü, bir vaşağın bağırsaklarını, yılanlarla beslenen bir geyiğin iliğini, deniz canavarı Echenais’i, bir ejderhanın gözlerini ve anka kuşunun küllerini kullanır. Ovid’in Medea’sı ise; cıyaklayan baykuşların kanatlarını ve etini, bir kurt adamın bağırsaklarını, bir yılanın pullu derisini, bir geyiğin karaciğerini ve bir karganın yumurtalarını ve kafasını kullanır.
Cadılar hayvanlarla başka şekillerle de ilişkilidir. Homeros’a göre;306 Kirke’nin evi kurtlar, aslanlar ve ayılar tarafından korunur. Cadılar genellikle kendilerini ve diğer insanları hayvanlara dönüştürür: Kirke, Odyseus’un adamlarını domuzlara dönüştürür. Teselya cadılarının Apuleius’a göre; kendilerini kuşlara, köpeklere, farelere ve hatta sineklere dönüştürdüklerini söylenir.
Cadılar genellikle vahşi hayvanlarla veya hayvan benzeri canavarlarla karşılaştırılır. Euripides ve Seneca Medea’yı gazabından bir boğa, dişi aslan, kaplan ve canavarlar Scylla ve Charybdis’le karşılaştırır. Cadıların doğayla olan bağlantısının, kadınların doğal dünya ve insan vücudu ile kültürel ilişkisinin yoğunlaşmasını temsil ettiğini öne sürebiliriz. Cadılar sadece doğa ile ilişkilendirilmez, onunla özdeşleştirilirler. Cadılar vahşi doğada bulunabilir ve hatta kendilerini vahşi hayvanlar olarak tanımlayabilirler.
Bununla birlikte, onların doğa ile özdeşmelerinin ötesinde, hatta doğal fenomenlerin fiili denetimine kadar uzanmaktadır. Örneğin; Ovidius’un Medea’sı doğanın tanrılarına ve ruhlarına şu sözlerle hitap eder:
Ben dilediğim zaman senin yardımınla nehirler pınarlarına döndü, kıyılar şaşırdı; Şişmişleri yatırdım ve büyümle sakin denizleri karıştırırım; Fırtınaları sürüyorum ve bulutları getiriyorum; savurduğum ve çağırdığım rüzgarlar; büyülerimle yılanların çenelerini kırarım; kendi topraklarından çıkardığım canlı kayalar ve meşeler; Ormanların yerinden oynatırım, dağların sallanmasını, yeryüzünün gümbürdemesini ve hayaletlerin mezarlarından çıkmalarını emrediyorum. Sen de Luna, Temesa’nın değişen bronzları acılarına yardım etmeye çabalasa da ben gökten mu çekiyorum; Büyükbabam Güneş’in arabası ile şarkımda sönüyor; Aurora zehirlerimde sönüyor.
Yunan cadıları genellikle Roma dönemi cadılarına göre daha genç ve güzel olarak tasvir edilmişlerdir. Homeros Kirke’yi; açık bukleli olarak tanımlar. Kirke güzelliğini tamamlamak için ‘ince dokunmuş ve güzel uzun beyaz bir kaftan’ giyer. Benzer şekilde Rohoslu Apollonius, Argonautica’dan alınan aşağıdaki satırlarda güzel cadı Medea’nın büyüleyici bir şeklini çizmeye çalışır:
Şimdi, genç kız şafağın ışığını görür görmez, elleriyle omuzlarının etrafında dikkatsizce uçuşan altın buklelerini topladı ve gözyaşlarıyla lekeli yanaklarını yıkadı ve tenini nektar kadar tatlı bir merhemle parlattı, güzel bir bornoz, iyi bükülmüş tokalar…
Son olarak Yunan cadılarına baktığımızda ise; insanları hayvanlara dönüştürme, peygamberlik etme, çocuksuzluğu iyileştirme, nazar etme, bir sevgiliyi büyüleme ve bir düşmanı zehirleme gücüne sahiptir. Tehlikeli oldukları kesin olmasına rağmen, korkunç değillerdir. Sergiledikleri güçler, büyük ölçüde mitsel bir bağlamda kullanılır.
Hellenistik dönem’de Theocritus’un Simaetha’sına kadar, Kirke ve Medea gibi Yunan cadıları, çağdaş ve tarihsel dünyadaki insanlardan ziyade mitolojik figürlerdir.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:09
2.1.2. Tanrıları Bağlamak
Yunan mitolojisinde tanrılarla ilişkilendirilen en yaygın özellik, birbirlerini öldüremedikleri için, hareket kısıtlamak için hapsetme ya da bağlama gibi alternatif yollara başvurulur. Bununla birlikte bazı tanrısallıklar, tam olarak insanlar onları bağlamaya çalıştıklarında ya da başaramadıklarında tanrısal olarak kabul edilir. Örneğin; Tanrı Apollon doğduktan sonra onun için nektar ve ambrosia dökülür ve bize şöyle denir:
Ama Phoebus, ölümsüz yemeği yedikten sonra, Mücadele ederken altın şeritler sizi tutmadı Ve bağlar sizi kısıtlamadı, ama tüm uçları gevşedi…
Apollon’un bağlanamaması, onun tanrısallığının bir işaretidir. Çoğul isim δεσμi , δεrν (bağlamak) fiilinden gelir ve bu da bize lanet tabletlerinde bağlama için en yaygın fiil olan καταδεrν ‘bağlamak’ fiilini verir. Kalıcı olarak bağlanamayan tanrılara en güzel örnek ise Dionysos’dur.
Aniden güzel bir genç adam olarak kıyıya çıkan Dionysos, iyi bir fidye getireceğini düşünen korsanlar tarafından yakalandı ve denizcilere şöyle söylendi:
Onu acı verici bağlarla bağlamak istedi, Ancak bağlar onu tutmadı ve Sepetçi söğüdü dalından yapılmış ipler ellerinden ve ayaklarından çok uzağa düştü ve kara gözlerinde bir gülümsemeyle oturdu.
Sonra dümenci her şeyi anladı ve hemen arkadaşlarına bağırdı ve şöyle dedi: Deliler! Aldığın ve bu bağladığın tanrı nedir? İyi inşa edilmiş gemi bile onu taşıyamaz. Kuşkusuz bu ya gümüş yayı olan Zeus ya da Apollon ya da Poseidon’dur, çünkü ölümlü insanlara değil, yaşayan tanrılara benziyor.
Pasaja baktığımızda Dionysos’un el ve ayaklarının bağlanmasına teşebbüs edildiğini gösterir ki bu da lanet tabletlerinde bir kurbanın el, ayak , kol ve bacaklarının çok yaygın bir şekilde talep gördüğüne karşılık gelmektedir. Hem onu ilahi olarak işaretleyen hem de insanın bir tanrı üzerinde kontrol uygulama yeteneğinin sınırlılığına işaret eden şey, bir tanrısallığın bağlanamamasıdır. Öte yandan, birkaç Yunan efsanesi, tanrıların diğer yaratıkları olduğu kadar birbirine bağlayabileceğini de açıkça ortaya koymaktadır. Örneğin; Hermes’e Homeros İlahisi’nde, Hermes, Apollon’un mutlaka gelip ellerini (veya kollarını) kaburgalarının etrafına bağlayacağını söyler.
Birkaç Yunan efsanesine baktığımızda ise tanrıların diğer yaratıkları olduğu kadar birbirlerini de bağlayabilecekleri açıkça ortadadır. Örneğin; Hermes’e Homeros İlahisi’nde Hermes, Apollon’un sığırlarını çaldıktan sonra, annesi Apollon’un mutlaka gelip ellerini veya kollarını ya da kaburgalarını bağlayacağını söyler daha sonra Hermes’te Apollon’u sığırları sakladığı mağaraya götürür, Hermes onları alır ve ayrılmalarını önlemek için ayaklarını mucizevi bir şekilde kök salan ve sığırları o noktaya görünmez şekilde birleştiren bağlar tasarlar.
Pasajdan alıntı: ὣς ἄρ’ ἔφη, καὶ χερσὶ περίστρεφε καρτερὰ δεσμά ἄγνου. ταὶ δ’ ὑπὸ ποσσὶ κατὰ χθονὸς αἶψα φύοντο αὐτόθεν, ἐμβολάδην ἐστραμμέναι ἀλλήληισιν,
ῥεῖά τε καὶ πάσηισιν ἐπ’ ἀγραύλοισι βόεσσιν
Ἑρμέω βουλῆισι κλεψίφρονος· αὐτὰρ Ἀπόλλων.
Böylece konuştu ve vitex’ten yapılmış güçlü bağları, Önkollarının etrafına dolandı. Ama hemen o noktadan, toprakta ayaklarının altında filizlenmeye başladılar.
Birbirlerine aşılanmış olsalar da, kolayca ve tüm Hermes’in baştan çıkarıcı tasarımlarıyla tarlada yaşayan inekler. Apollo gördü ve hayret etti.
Hikayeye baktığımızda, M.Ö. 5. yüzyılda Hermes’in, Hekate ve Persephone ile birlikte, bağlama büyüsü ile yakından ilişkili yeraltı tanrılarından olması ve Attika tabletlerinde en sık bahsedilenler arasında yer alması şaşırtıcı değildir.
Hera, Poseidon ve Pallas Athena’nın onu prangalara bağladıktan sonra Thetis tarafından serbest bırakıldığını söyleyen Zeus’tur. Zeus’un bir zamanlar altın bir bağ ya da zincirle bağladığı ve muhtemelen bir ihanet için göklere astığı ve kendisine yardım etmeye çalışan diğer tanrıları Olympus’tan attığı karısı Hera hikayesi de meşhurdur.
Zeus’un emri ile Kafkas Dağlarına bağlanan Hera, Zeus’un bile ilahi bir düşmanı alt etme gücünün sınırlarını en belirgin şekilde gösteren Titan Prometheus’dur.
Aeschylus’un Prometheus’unda adaşımız, açılış satırlarında Zeus tarafından ‘ona konan utanç verici bağa’ atıfta bulunulur. Prometheus’un zincirlenmesi genellikle ilahi gücün sınırlarını özetlemek için kullanılabilir. Tanrılar amaçlarına ulaşmak için birbirlerini öldüremeyeceklerine göre, iradelerini kontrol etmek ve hareketlerini kısıtlamak için bir sonraki en iyi önlem olarak bağlama yolunu kullanmışlardır.
Homeros ilahilerinde olduğu gibi, genç tanrıların erken dönem başarılarını betimleyen öyküler, ayrıca bu tanrıların bağlanamamalarının bir mesaj ve uhrevi statülerinin ayırt edici bir belirteci olarak kullanılabilir. Çok az veya hiç kanıt olmamışına rağmen, lanet tabletlerinde bağlamanın mecazi ve harfi harfine kullanımının, bu eylemin özellikle ilahi gücün gerçekleşmesiyle ilişkili olduğuna dair yaygın görüşü yansıtması muhtemel görünmektedir.
Elbette lanet tabletleri insanlar tarafından diğer insanları kontrol etmek için yazılmıştır, ancak M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda amaçlarına ulaşmak için isimlendirilmiş ve bazen isimsiz tanrıların müdahalesine güvenilir. Daha sonraki lanetlerde, lanetin konuşmacısı bazen onun gerçek bir tanrı olduğunu iddia eder. Yunan mitinden alınan bu örnekler, büyüdeki bağlama kavramının, bağlamanın ilahlarla olan ilişkisinden geldiğini kanıtlamazken, bağlama, Yunan dini düşüncesinde bir tanrıyı bir şekilde kontrol etme konusunda metamorfik bir emsal teşkil eder.
Bağlama büyüsü uygulayıcılarının bu arkaik kavramı kendi ölümlü amaçlarına hizmet edecek şekilde uyarladıkları görülebilir.
2.1.3. İlahi temsilciler ve karakterler
Lanet tabletleri kuralları gereği yeraltı tanrılarının ve güçlerinin işbirliğini gerektirdiğinden, kuyulara, pınarlara , atletik lanetler söz konusu olduğundan hipodromlara, dramatik sanatçılar arasındaki lanetler söz konusu olduğunda tiyatrolara ve yeraltı dünyasının kutsal alanlarına yerleştirilmişlerdir fakat yaygın olarak erken veya şiddetli bir şekilde ölen gençlerin mezarlarına yerleştirilmişlerdir. En kuvvetli anlamı ile ise, ‘başlangıçsız ölenler’ çağrılırdı.319 Söylenenlere göre, bu ‘huzursuz ölüler’, öfke ve amansızlıkla karakterize edilir ve büyülü uygulayıcılar kendi güçlerini getirmek için bunu kanalize etmeyi umarlardı. Arkaik ve Klasik dönem Yunanlılarının ölüleriyle etkileşime girme biçimlerinin sayısız yolu ise yakın zamanda Sarah Iles Johnston tarafından araştırılmıştır.
Yunanlıların ölüme karşı tutumlarındaki değişimle ilgili olarak, ölülerin yalnızca Arkaik ve Klasik dönemler arasındaki birkaç temel özelliğine işaret edilebilir.
Örneğin; ölülerin huzursuz olabileceğini Homeros anlatısından Odyseus’un yeraltı dünyasını ziyaret ettiğinde görürüz.
Orada ilk olarak, o ve diğerleri Kirke’nin adasından ayrıldıktan sonra Odysseus’un bilgisi olmadan ölen arkadaşı Elpenor ile karşılaşır. Elpenor’un yeraltı dünyasında huzursuz olmasının sebebi ise; sarhoş olduğunda, Kirke’nin sarayının çatısında uyuya kalır ve sonra düşüp boynunu kırdığından değil, orada onun ölümünü düzgün bir şekilde gömecek ve yas tutacak kimse olmadığı içindir.
Elpenor’un ruhu Odysseus ile konuştuğunda açıkça şunu söyler:
Gitme ve gittiğin zaman beni arkanda yalnız ve gömülmemiş olarak bırakma, Gittiğin zaman, sana tanrıların laneti olurum korkusuyla, Elpenor, bir kahramana yakışır bir cenaze töreni, yani tüm zırhıyla birlikte yakılmasını ve ardından küllerinin deniz kıyısındaki bir mezara defnedilmesini ister.
Elpenor’un huzursuz ruhunun tanrılar aracılığı ile nasıl bir lanete dönüşeceği tam olarak belirtilmemiştir. Ancak Homeros’taki bu ve diğer örnekler, gerektiği gibi gömülmemiş kahramanların yaşayanlar arasında zaten ciddi bir endişe kaynağı olduğu inancını kesin olarak doğrular. Bu endişe ise Klasik dönem ve sonrasında da devam etmiş ve çeşitli şekillerde Yunan trajik dramasında birden fazla olay örgüsünün temeli olmuştur.
Klasik dönemde, lanet tabletlerinde farklı ama geleneksel yollarla bir dizi adlandırılmış ve adsız tanrıya başvurulur. Örneğin; İlk Attika metinlerinde bahsedilen en yaygın tanrılar Hermes, Persephone ve Hekate’dir. Ancak Attika’da bile Gē, Erinyes ve Dikē gibi diğer tanrılardan da ara sıra bahsedilir. Daha doğrusu, sihri gerçekleştirmede tanrıların rolünü karakterize etmek için, örneğin; Attika metninde bulunduğu gibi ‘tanrı olarak adlandırılan, mevcudiyetinde’ formülüne dikkat edilmiştir:
Philonikos’un kölesi Biaios, Bağladım ve Agathon Hermes’in huzurunda (pros ton Hermēn), Bağlayan kimse (katokhos) Burada Hermes, diğer tabletlerdeki Persephone ve Hekate gibi ‘bağlayıcı’ rolünde çağrılır. Lanetin konuşmacısı, kurbanını ‘Hermes’in huzurunda’ bağlar, ancak buradaki kesin anlam konusunda bazı görüş ayrılıkları vardır. Klasik dönemdeki ticari ve hukuki işlemlerde, bir işlem, hakim, tanık veya jüri gibi onu denetleme yetkisine sahip birisinin nezaretinde gerçekleşebilir.
Dolayısıyla lanetin devam etmesi için tanrıların bu lanete başkanlık ettiğini ileri sürer. Bir diğer öneri ise; ilahi varlığın yaşadığı bölge veya mezarlıktaki ifadesine atıfta bulunarak coğrafi olarak görülmektedir. Karşılıklı eylemi içeren durumlarda ise; ile, doğru, için, ellerinde gibi kelimeler içeren olumlu ya da olumsuz bir duyguya sahip olduğunu belirten ve hatta iftira durumlarında, bunun farkında olan kişilere işaret etmek istendiğinde, bu anlamların herhangi biri veya tümü, bağlayıcı bir lanet bağlamında ‘pros ton Hermēn’ gibi bir ifadeyle ima edilir.
Hermes’in rolü, laneti resmen yetkilendirmekten, sadece lanetin dikkatine çağrılan kişi olmaya kadar değişebilir. Lanet tableti yazmanın Hellenistik ve Roma Dönemlerinden daha önce profesyonelleşmesi için ek kanıt olarak kullanılabilir. Ayrıca, bazı tabletlerdeki zarif el yazısının yanı sıra, birçok lanet tableti yazarının, katiplik veya başka türden profesyonel sekreter veya kayıt tutucu olarak gündelik işlerinden ay ışığını aldıkları görüşüne destek olacaktır. Hermes, Persephone ve Hekate’nin liderler ve ölüler için yaşayanlar olarak rolleri M.Ö. 5. yüzyılda daha belirgin hale gelmiştir. Bu değişiklik, sekizinci yüzyılda etki alanları toprak, deniz ve yukarı havayı içeren bir tanrıça olarak tamamen farklı bir role sahip olan Hekate örneğinde özellikle dikkat çekicidir. Bu tanrıların statüsündeki değişiklik kısmen Hermes’in ve bir dereceye kadar Hekate’nin geleneksel olarak yeraltı ve üst dünya arasındaki hareketle ilişkilendirilmiş olması gerçeğinden kaynaklanırken, açıkça yaşayanlar ve ölüler arasındaki geçişle ilişkilendirilen Persephone, ölüler arasında Hades’in kraliçesi olarak hüküm sürmüştür.
Demeter gibi kithonik boyutu olan diğer tanrılara da lanet tabletlerinde değinilmiştir.
Bölgesel farklılıklar burada da belirgindir: Roma Britanyası’nda Bath’daki Sulis Minerva tapınağında bulunan tabletlerde, bu tanrısallıkdan beklediğimiz gibi çokça bahsedilir.326 Her ne kadar tabletin mezarına yerleştirildiği merhumun talebi olmasa da, sıklıkla isimsiz cinlere hitab edilir, çünkü konuşmacının hangi kötü ruha yapıldığından habersiz ve ilgisiz birçok tablet söz konusudur. Önemli olan ise, lanet tabletlerinin, hem tanrılara hem de ölülere yönelik olabilecek arınmalardan farklı olarak, öncelikle ölüler arasında geçerli olmasıdır. Bu nedenle, ya doğrudan ölenlere ya da ölüleri harekete geçirmek için en iyi konumda olan yeraltı dünyası tanrılarına yöneliktir. Hitap edilen tanrıların lanetleri okumak için yaratıldığına dair bazı kanıtlar mevcuttur. Bazı Attika tabletlerinin daha az yaygın fakat önemli bir özelliği de mektup olmalarıdır, yani tabletin kendisinin görünüşe göre ölülere bir mektup olarak yorumlanmasıdır. Bazı bilim adamları bu uygulama için Mısır örneğini öne sürmektedirler; çünkü sözde ‘ölülere mektuplar’ M.Ö. 2300-1200 döneminden kalmadır. Ancak diğerleri ise, bu tür bir etkinin kesin olarak kurulabilmesi için Mısır harfleri ile Yunan lanet tabletleri arasındaki farklara daha fazla dikkat edilmesi gerektiği konusunda haklı olarak uyarıda bulunurlar. Örneğin, kendisini bir mektup olarak kötü ruha ve Persephone’ye gönderildiğini bildiren bir Attik tablet varken, bir diğerinde konuşmacı, onu kendisinin gönderdiğini iddia etmektedir (bu mektup Hermes ve Persephone’ye). Roma’dan gelen ve Yunanca yazılmış üçüncü bir mektupta ise, konuşmacı kendisini ‘bu kurşun tablete yazılı olan siz cinlere ve diğer tanrılara’ hitap eder…..tanrısalların kendilerini uygun alıcılar olarak tanıyacaklarını ima eder. Ayrıca burada, Tomlin’in Sulis Minerva’nın okuryazar olmamalarına rağmen dilekçe sahiplerinden kendi yazılarını yazmalarını talep ettiği varsayımı ile birlikte Bath’daki ‘okuma yazma bilmeyen’ metinler veya sözde yazıtlar da düşünülebilir. Bu birkaç örnek, Mısır pratiğiyle açık bir bağlantı kurmak için yeterli değildir, ayrıca lanet tabletlerinin orginal harfler olarak tasarlandığını kanıtlamak için de yeterli değildir.
Ama hepsi tabletlerin hitap ettiği görünmez tanrıların okuma yeteneğine sahip olarak hayal edildiğini öne sürmektedir.332 Yeraltı tanrıları ve ölüler topluluğu, hizmetlerinden bu kadar düzenli bir şekilde nasıl yararlanıldığını açıklamak için bile olsa da, daha fazla araştırmaya ihtiyaç duymaktadır.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:11
2.2. İlahiyat ve Doğa
2.2.1. Büyü ve kehanet
Ortaya çıkan ilk tema, kehanetlerin ve falın insanların hayatlarındaki olayları anlamlandırmalarına destek olmalarındaki rolleri olmuştur. Hayatlar beklenmedik olaylarla dokuludur ve bazen çalkantılı ve trajik zamanlarda devam edecek gücü bulmak için insanların mücadele içinde anlam bulması gerekir. Kahinler ve kehanet, yaşamlarımıza bağlam ve anlam sağlayabilir ve bu nedenle çok ihtiyaç duyulan bir merhem haline gelir. Goodrich’in belirttiği gibi, ‘Yunan Kahinleri başarılı oldu çünkü kadın ve erkeklerin ihtiyaç duyduğu rahatlık ve teselliyi sundular.’
Princeton Üniversitesi profesörü Michael Wood’un The Life and Afterlife of Oracles kitabında, insanın kendisi için garanti vermeyeceği durumlarda Tanrı’dan gelen cevaplar ve kesinlik bulma ihtiyacı nedeniyle kehanetlerin tarih boyunca önemli olduğu açıklar. ‘Bir tanrının gerçekten kehanet aracılığı ile konuştuğu fikri, dini bir inancın kesinliğinden daha fazlasına duyulan umutsuz bir ihtiyacın işaretidir’ diye yazar. Kitabında insanların iletişim, tavsiye ve tanrılardan güvence alma ihtiyacının psikolojisini de ele almaktadır. Benzer şekilde When Oracles Speak’te Dianne Skafte, farklı zamanlardan ve kültürlerden insanların neden güvence ve yön için enginlere ulaştığına dair bir açıklama sunmaktadır: Kadim halklar kehanet merkezlerine kehanet alma umudu ile değil, derin ruhsal özlemleri yerine getirme arzusu ile çekilirler, bu özlem insan ruhuna özgüdür ve bugün hala bizi aramaktadır.
Bunlar arasında, esrarengiz bir öteki tarafından ele alınma özlemi, bilinci zaman ve mekan sınırlarının ötesine genişletme arzusu ve kişinin var olan her şey’in matrisi ile birliğini onaylama ihtiyacı vardır. Kehanetler bu ihtiyaçları çeşitli şekillerde karşılayabilmektedir.
Bir diğer araştırmasındaa Skafte tarihsel anlatılar, efsanevi ya da mitolojik anlamda, Carl Jung’un rüyalar biçimindeki kahinlerle yaptığı çalışmalar ve kendi kişisel deneyimleri gibi çeşitli öyküler aracılığı ile kehanet deneyimlerinden örnekler de vermektedir. Buna karşılık Wood, insanların nasıl ve neden yaşadıklarının bir resmini oluşturmak için edebiyat ve tarihten örnekleri birleştirmektedir:
Zaman boyunca kahinlere danışıldı, insanlara yardım etmek için kahinlerin önemine dair bu temayı sürdürmek,
anlam inşa etmek ve kendilerinden daha büyük bir şeyle bağlantı kurmak için, Richard Stoneman kitabı The Ancient Oracles: Making the Gods Speak adlı bölümünde bu konuyu tartışmaktadır. Bir kahinin söylediği doğru olsun ya da olmasın, her zaman işe yarar. ‘Umutsuzluk içinde insan, içinde bulunamayacak bir yardım ve güvence arar. Bu kahinler, sosyal/psikolojik bir işlevi yerine getirdikleri için işe yarayabilir.’
Kitapta kapsamlı bir karşılaştırma söz konusudur. Antik Yunan kahinleri ve Küçük Asya, Mısır’daki bazı komşu kahinler, Babil ve İsrail, felsefi, psikolojik ve insanlığın kahin ihtiyacının antropolojik boyutları. Francesca Rochberg’e göre ise; ‘insan ve tanrı arasındaki iletişimi, insanoğlu yararına kullanmayı sağlayan dolaylı bir yoldur.’
Vernant ise; kehanetin daha ayrıntılı bir tanımını sağlamaktadır, ona göre, tesadüfi yapıları nedeni ile tam olarak karşılıklı tartışma gerektiren belirli gerçeklerin dizileri ile ilgilidir. Kehanet, kendilerine uyguladığı usullerle bu gerçekleri tesadüfilerin olaylar çerçevesinden dışlanmasına yol açan genel bir mantık çerçevesinde işlemektedir.
Buradaki fikir ise; ardışık zamansal sarmalı ilişkilerindeki belirsiz ve öngörülemeyenleri, not edebilen ve bir uzay parçasına yerleştirilebilen yapısal homoloji ve yazışma ilişkileri modeli üzerinde yorumlayarak bastırmaktır. Bu karmaşa içinde ise kehanet, sembolik dediğimiz değerleri korumaktadır. Örneğin; kaplumbağa kabukları, kurban edilen hayvanların iç organları, kum üzerine gelişigüzel çizilmiş figürler, belirli kurallara göre tanımlanmış ve yönlendirilmiş alanlar, gökyüzünün görünür kısımları,yü z ve vücudun özellikleri ve zar, mermi veya kart kombinasyonları da denilebilmektedir. Bunlara bakarak ise Vernant; her zaman tanım gereği başlangıçta belirsiz olan olaylar hakkında güvenli sonuçlar çıkarır demiştir.
Kehanet, tek bir bilgi alma veya yorumlamaya dayanmaz, falcıyı birden fazla bilgi akışını işlemeye ve özümsemeye çağırır. Kehanet, gerçekleştiği her yerde, birincil süreç ve ikincil süreç düşünme ve bilme ile ilişkili tamamlayıcı biliş biçimlerimi içerir.
Bir kehanet sırasında, kullanılabilir bilgi inşa edilir. Bunu yapmak için ise çeşitli temsili bilgi ve sembolizm alanlarını duygusal veya sunumsal deneyimle ilişkilendirilir. Bunaek olarak kahinler tüm kehanetlerin gerçek değerleriyle alınmasını ve eleştirel bir filtre olmaksızın toptan kabul edilmesini savunmazlar. Bazı kültürlerde müşteriler, bilgileri çapraz kontrol etmek için aynı konu hakkında farklı köylerden birden fazla falcı görür ve hatta falcıyı kehanet başlamadan önce falcının etkinliğini kanıtlamak için bir dizit estten geçirebilirler.
Keller’in tanımına göre kehanet ise; ‘bir tanrının falcının bedenini ele geçirdiğine inanılan kehanetlerde bile, dikkatli olma ve eleştirel analizle uğraşılır, bu nedenle sahip olma geleneklerinin kendi sağlıklı şüphecilik sistemlerini sürdürmediği anlamına gelmez’ der.
Büyüsel diyebileceğimiz metinleri incelediğimizde karşımıza sıklıkla çıkan kehanet büyüleri, kişinin, devletlerin ya da imparatorlukların gelecek kaygıları ya da çıkarımları için kullanılmalarından anlaşılmaktadır. M.Ö. 4. yüzyıla ait olan kurşun tabletlerde göze çarpan ise, kehanetin günlük durumlarda da kullanılabildiği yönündedir. Kehanet bireyin yaşamına entegre edilmiş kabul edilebilir bir epistemolojik uygulamadır.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:14
2.2.2. Platon ve Yunan Ruh Bilimi
Platon’un yazıları uzmanlar tarafından sunulan sihirli hizmetlerinin türleri hakkında çok fazla iç görü sunar, ancak Platon’un sihrin etkinliği hakkındaki görüşlerini, gezgin tedarikçilerini hor görmesinden farklı olarak belirlemek daha zordur.
Örneğin Platon, uyuşturucular (pharmaka) ve büyüler (epōidai)340 yoluyla doğum sancılarını heyecanlandıran veya dindiren koca karı ilaçlarını ve basit, dağlama, insizyon ve büyüleri içeren tabiplerin deposunu onaylayarak aktarabilir.
Aynı zamanda ‘ölülerin ruhlarını uyandıran’ (psukhagōgein) ve tanrıları kurbanlar, dualar ve büyülerle büyüleyerek onları ikna ettiğini iddia edenleri kınamaktadır. Burada söz konusu olan büyülerin etkinliği ya da ölülerin çağrılması değil, On the Sacred Disease’nin yazarının arınmanın etkinliğini reddetmekle yetinmediği gibi, daha çok onun görünüşüne göre dini hizmetleri olan bireylerdir. En keskin eleştirisini ise, rahipler ve görücüler için yapmaktadır. Bir diğer eleştiri ise On the Sacred Disease’nin yazarı tarafından şöyle tanımlanmaktadır: [ve] dilenci rahipler ve görücüler zengin adamların kapılarına giderler ve onları, Tanrılardan kurbanlar ve büyüler yoluyla bir güç elde ettikten sonra, Zevkler ve festivallerle bir kabahatini iyileştirebileceklerine ve Bir insan düşmanına zarar vermek isterler, Küçük bir bedel karşılığında, tanrıları; büyüler ve bağlayıcı büyüler yoluyla onları yardım etmeye ikna ederek, Adil ve adaletsiz şekilde zarar verebilecektir. der. Bu pasajdaki dilenci rahipler ve görücüler ile On the Sacred Disease’de bahsedilen sihirbazlar, temizleyiciler ve şarlatanlar, yakın zamanda Matthew Dickie tarafından kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Dickie araştırmasında, isimleri farklı olsa da, eski kaynaklarda, bu grupların üyelerinin genel olarak kendi kendini dini uzmanlar ilan eden, serbest meslek sahibi, gezgin ve sosyal olarak aşağı düzeyde oldukları konusunda önemli bir anlaşma olduğunu göstermektedir. Göz ardı edilmemesi gereken kendine has özelliklere sahiptir.
Bu bireylerin yalnızca kendi çıkarları ile motive oldukları, Platon ve Hipokrat yazarının yaptığı gibi bir varsayımdır. Çünkü, maddi ihtiyaçları her iki yazar tarafından da seçilmektedir. Genel olarak, Platon bu grubun faaliyetlerinin özel doğasını kısıtlamak ve büyü konusunda uzmanlaşmış olanları bu tür uzmanlık bilgisine sahip olmayanlardan daha ağır cezalara mahkum etmekle daha fazla ilgileniyor gibi görünmektedir. Platon’a göre; büyü teorisine varan ve ideal durumda büyü uygulayan din uzmanlarını cezalandırma bağlamındadır.
Platon büyüyü ilk olarak iki kategoriye ayırmıştır. Bunlardan ilki, içeceklerin, yiyeceklerin veya merhemlerin neden olduğu zararı içerir ve etkinliğini; doğaya göre maddeye karşı madde yolu ile zarara borçludur.
Buradaki ana fikir ise; bu maddelerin beden üzerinde bilinen etkilerinin olması ve Platon’un buna izin vermiş olduğu görünmektedir. Bu etkilerin temelde biyolojikol olduğunu savunmuştur. Örneğin; birini erotik sihir amacıyla zehirlemenin etkilerini, vücuda zararlı toksinlere borçlu olduğunu öne sürer. Platon, maddelerin inanılan herhangi bir ‘büyülü’ niteliğe değil, ikinci tür büyünün temeline dayandığını söylemiştir. Ona göre; kişinin kurbanlarında üretilen endişeler ve korkular, öncelikle psikolojik gerekçelerle çalışır.
İkinci tür ise; sihirler, büyüler ve sözde bağlamalar yolu ile kurbanlarına zarar vermeye çalışanları bunu yapabileceklerine ikna eden ve kurbanları, büyü yapabilen kişiler tarafından gerçekten zarar gördüklerine ikna edendir.
İnsan ruhuna gelince ise; böyle şeylerden şüphelenenleri, kapılarının eşiğinde, üç yolun birleştiği yerlerde veya mezarlarının üzerinde kalıplanmış balmumu heykelleri görürlerse, ikna etmeye çalışmak doğru değildir. Platon’un büyü uygulamaları kataloğu rastgele olmayıp klasik dönemdeki en yaygın büyü biçimlerini içerir. Etkisini nedenler hakkında yanlış bir inanca dayandırdığı ve yalnızca uygulayıcılarının fiziksel nedenselliği anlaması durumunda ortadan kalkacağını ima ettiği büyüyü nitelendirmesinin, Platon’u bakış açısı bakımından modern kıldığı söylenebilir. İnsanlar büyüler ve bağlama tılsımları yaptıkları, kapı girişlerine ya da mezarlara balmumuhe heykeller yerleştirdikleri ölçüde, Platon, diğer Yunanlıların büyü uyguladıklarını kabul eder, ancak bunların faaliyetlerinin psikolojik etkilerden başka bir şey ortaya koyduğunu iddia etmekten geri durmaz.
Ona göre; bu tür faaliyetler uygulayıcının kendi güçlerine olan inancını pekiştirmesi açısından da önemlidir.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:19
2.2.3. Büyü ve Nedensellik
Platon’un, psikolojik etkileri bir yana, bu ikinci tür büyünün dünyada gerçek bir etkisi olmadığı izlenimi, bizi Yunan nedenselliği düşüncesine götürmektedir. Klasik Yunan kültüründe bulunan nedensellik kavramı bizim düşündüğümüzden farklıdır. On the Sacred Disease kitabının yazarında görmüş olduğumuz gibi, hekimin önündeki sorunun görünmez bir nedenler ağı olup olmadığı değil, belirli bir hastalık durumunda teşhis edilmesi için uygun olanların hangilerinin doğru olduğudur. Hastalık veya yaralanma durumlarındaki genel nedensellik sorunları, trajedi yazarları, tarihçiler, hatipler ve hekimler de dahil olmak üzere M.Ö. 5. ve 4. yüzyıl Yunan aydınlarının büyük ilgisini çeken bir konu olmuştur.
Aynı olayı birden çok neden belirleyebilmektedir. Ancak bunlar bile kendi içinde tutarsız olabilmektedir. Platon’un görüşüne göre; ikinci tür büyünün nedenleri tamamen bireysel uygulayıcı ile konumlandırılması ve büyünün etkin nedenini, eylemlerinin gerçek nedenler doğurduğuna kendilerini ve başkalarının ikna etme yeteneği olarak tanımlaması dikkate değerdir. Aynı zamanda, Platon’un diğer yazılarına baktığımızda, ebeler ve hekimler tarafından verildiğinde büyülerin daha etkili olduğunu kabul etmekle birlikte, ilaç ‘büyü’ yü olduğu gibi kabul etmektedir. Büyü faaliyetlerinin tam olarak neresinde durduğunu bu yüzden belirlemek zordur. Ancak bu belirsizlik yalnız değildir.
Örneğin; bağlayıcı bir lanet tableti bir mezara veya kuyuya gömülebilir ve mahkemede [zaman ve mekan olarak uzaktaki] bir hatibin hafızasını ve sesini kaybetmesine neden olabilir. Bu olayda hafıza kaybı gibi daha realistik görüşler ortaya atılsa da, bu tarz bir oluşumun büyüden kaynaklı olabileceği de göz ardı edilmemektedir. Bir diğer oluşumda Yunan büyüsü iradeye dayanmaktaydı. Bu, bir kişinin arzu edilen bir sonuca ulaşmak için sihri kullandığı ve bunu yaparak bu arzuyu yerine getirmeye yönelik bir dizi olayı harekete geçirdiği anlamına gelmekteydi. Örneğin; insan kontrolü dışında olarak algılanan olayların, sözleşme ve haksız fiil hukuku altında farklı şekilde tanımlanan ‘Tanrı’nın Eylemleri’ yasal statüsüne sahip olması kaçınılmaz olmakla beraber, sözleşmenin veya yükümlülüğün ihlali meydana gelmektedir. Eski Yunanlıların bu tür fenomenleri ne kadar farklı yorumladıklarını anlamak kolay bir iş değildir.
Antik Çağda, bir doğal afet ya da şimşek fırtınası gibi bir ‘Tanrı’nın Eylemi’nin’ yalnızca ilahi nedenleri olabilirdi. Ayrıca olay esnasında acı çeken insanların bundan ahlaki anlamda sorumlu oldukları kabul edilirdi.
Antik Çağ’da, belirli bir olayın açıklamasında insan failliği ve ilahi faillik birbiri ile örtüşebilmektedir. Bu tarz bir olayın nasıl işlediğini ise, M.Ö. 5. yüzyıl sonlarına ait ünlü cirit atıcı vakasını ilişkilendirerek görebiliriz.
Bir gün antrenman yapan bir atlet, cirit fırlattı ve yoluna çıkan bir genci (Pharsalian Epitimus) öldürdü. Bu olayda ölen kişi, ciriti fırlatan atlet tarafından mı, cirit tarafından mı yoksa yarışma yargıçlarının verdiği ölüm nedeni olarak mı hayattan koparılmıştır. İlk başta ciritin kendisinin bir yaralanma nedeni olarak kabul edilmesi garip gelebilmektedir, ancak Atina’da cansız nesnelerin ölüme sebebiyet vermekten yargılandığı bir mahkeme vardı.
Cansız nesneler Atina’da cinayetten, yasal ve ritüel olarak sorumlu tutulabilmekteydi. Müzakere sırasında, ölen gencin babası, cirit atanı sadece hatasının talihsizliğinin ilahi bir etki ile mi yoksa tam tersi şekilde mi gerçekleştiğinin açık olmadığını belirtmektedir. Eğer böyle oldu ise; cirit atan kişinin hatasından dolayı cezalandırılması gerektiğini söyler. Fakat bu olayda ilahi ceza işliyorsa, bazı dinsiz olaylar gencin üzerine düşmüşse, o zaman bu sadece ilahi azaba engel değildir, yani cirit atan kişi cezalandırılmamalıdır. İnsan eyleminde ilahi etkinin olasılığı, ilahi cezanın görünmez bir ağına salt insan hatasının dahil edilebileceği bir durum yaratır ve ilahi cezanın etkileri (cirit tarafından ezilen genç) aynı görülebilir. Her ne kadar bu örnek kapsamlı olmasa da, bir şekilde Yunan esnek nedenselliği hakkında yeterli bilgi vermelidir, bu sayede bir olay insani ve ilahi, görünür ve görünmez, şimdiki ve geçmiş, ayrıca yakın ve uzak faktörler tarafından hem mekânsal hem de zamansal anlamda belirlenebilir. Euripides’in Oreste’indeki Frigyalı bir kölenin sözlerinde, metresi Helen’in nereye kaybolduğu sorulduğunda aynı alternatifliği görürüz. Bunun ya sihir,
ya da sihirbazların sanatsallıkları aracılığıyla ya da tanrılar tarafından çalındığını ve bu çeşitliliğin birbirini dışlamadığını görmek önemlidir.
On the Sacred Disease’deel eştirilen din uzmanları gibi, eğer saralı bir hastayla karşı karşıya kalırsam, nöbetin beşeri veya ilahi nedenlerden mi kaynaklandığını sormam gerekir. Bu nedensel koşullar birbirini dışlamadığı için hepsi aynı anda belirli bir olayda doğru olabilir. Büyünün istemli doğasına fazlasıyla tanıklık eden Greko-Mısır büyülü papirüsleri gibi daha sonraki büyü kaynaklarından çok sayıda doğrudan kanıta sahibiz. Pek çok büyü, ‘Eğer şunu ve şunu yapmayı arzu ediyorsan’ sözleri ile başlar. Platon’un burada gözlemlediği en önemli şey ise; niyetle ilgili olarak büyünün pekiştirilme şeklidir.
Atalarımın mezarı üzerinde bir balmumu heykelcik görsem, heykelciğin etkili olduğuna inanıyor olsam da, bazı düşmanlarımın, belki de ölü atalarımın ruhunu uyandırarak bana zarar vermek niyetinde olduğunu biliyorum. Bilmediğim şey, büyünün fiziksel kanıtlarının ötesinde, düşmanımın niyetlerinin işlerimde nasıl tezahür edeceği der.
Büyü için istemli nedenin en iyi analizlerinden bir Alfred Gell tarafından yapılmıştır. Gell’e göre; isteğe bağlı nedenselliğin, birden çok fiziksel nedeni nasıl kapsadığını ve belirli bir olay için, toplumsal olarak göze çarpan açıklama olarak ortaya çıktığını savunur.
Yunan büyüsü, ister Platon’un heykelcikleri, isterse dinsel uzmanların arınma eylemleri olsun, uygulayıcının amaçlarını gerçekleştirme nedeni ile yapılmaktadır.
Ancak, Platon’un ima ettiği gibi, büyüyü analiz etmek için ‘ne olup bittiğini’ fiziksel nedenler açısından tanımak ve onu olduğu gibi bırakmak yeterli değildir, çünkü fiziksel nedenler nihayetinde kasıtlı nedenlerden de kaynaklanabilmektedir.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:21
2.3. Büyü Çeşitleri
2.3.1. Bağlama Büyüler
Bağlama terimi, Platon gibi yazarlar tarafından büyüyü etkilemek için kullanılan Yunanca κατIδεσμος‚ ‘bağlayıcı lanet’ tabletlere yazılan büyüler anlamına gelir.
Bağlama kavramı, tabletlerin kendilerinde yazılı dilde de bulunabilir. Bu genellikle katadein ‘bağlamak’ katekhein ‘sabitlemek’ gibi fiillerin kullanımı yolu ile istenen eylemi açıkça belirtir. Ayrıca bağlama metaforu, yaygın olarak kurşun tabletlerin katlanması, yuvarlanması ve delinmesiyle gözle görülür bir şekilde gösterilebilir.
Bağlama büyüsü iki şekilde olur: balmumu, çanak çömlek parçaları ve genellikle tabletler dahil olmak üzere çeşitli materyaller üzerine yazılan, daha sonra yuvarlanan veya katlanan ve bazen bir çiviyle delinen bir bağlama büyüsü veya lanet, genellikle balmumu, kil, yün, bazen kurşun ve bronz ya da çok nadir mermerden yapılmış kabaca uzuvları bağlanabilen veya bükülebilen bir erkek veya kadın biçimine benzeyen bir heykelcik şeklindedir. Figürinlere bazen çiviler veya iğneler batırılır, bazen de ince kurşun levhalardan yapılmış tabutlara gömülürler.
Temel bir bağlama figürü standart olmasına rağmen, bağlama büyüleri bilim adamları tarafından atletizm, drama, adli işler veya iş alanındaki rekabetle, seks ve evlilik dahil erotik konularla; intikam ya da adalet için yalvararak yapılır.
Kurşun tabletler şeklinde bulunan en eski bağlama büyüleri M.Ö. 5. yüzyılın başlarına kadar uzanmaktadır.
Önümüzdeki bin yıl boyunca, Roma Britanyası gibi bölgelerden Sicilya, Yunanistan, Kuzey Afrika, Levant, Mısır ve Antakya’ya kadar Yunan ve Roma antik çağında bulunurlar. En yaygın kurşun ortamına ek olarak, çanak çömlek parçaları, kireçtaşı, değerli taşlar, papirüs, balmumu ve seramik kaseler üzerinde yazılı bağlama büyüleri bulunmuştur. Ancak açık ara tercih edilen malzeme ise; kurşun veya kurşun alaşımlarıdır.
Bugüne kadar 1700’den fazla lanet, çoğu Yunanca yazılmış, daha az sayıda Latince yazılmış tabletler bulunmuştur. Bir kurşun lanet tabletini şekillendirmek için yapılması gereken işlem ise; erimiş kurşunun bir kalıba dökülmesi, ardından çekiçle veya pürüzsüz bir yüze sahip olması için ince bir şekilde kazınmasını gerektirir. Levhalar daha sonra daha küçük tabletler halinde kesilir ve üzerine lanetler bronz veya başka bir sert metalden yapılmış bir kalemle yazılır.
Tabletlerdeki el yazısı aralığı, daha kontrollü ve zarif olanlardan yarı okuryazar olanlara kadar önemli ölçüde değişiklik gösterdiğinden, özellikle Roma döneminde profesyonelliğe doğru bir eğilim gösterip, hem profesyonel hem de amatör yazıcıların tablet yazmaktan sorumlu olduğu makul bir şekil öne sürülmüştür. Attika ve Sicilya’da bulunan, M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllardaki en eski tabletlerin çoğu, yalnızca amaçlanan kurbanın isimlerini listeler, bağlama için ek bir fiil ve tanrılardan veya iblislerden herhangi birinden söz edilmez.
Daha sonraki tabletlerde ise daha belirgin rakamlar söz konusudur. İsimler genellikle Yunanca yalın durumda yazılırken, diğer tabletlerde isimler, bir fiilin muhtemelen bağlama eylemine gönderme yapmak için anlaşıldığını ima eden bir durumda görünür.
Bazı bilim adamları, bağlama fiilinin tabletin bırakılmasına eşlik etmiş olabilecek sözlü bir ayinle erkenden okunduğunu ve daha sonra yazıldığını öne sürmüşlerdir.
Yakın zamanda yapılan araştırmalar sonucunda, en eski ve tek isimli tabletler ile klasik dönemde Atinalıların dışlanma pratiği arasında bağlantı olduğunu göstermiştir.
Atinalılar yılda bir kez dışlama düzenlemeye karar vermişler ve bu durumda sürgüne gönderilecek kişilerin isimleri tabletlerin üzerine yazılmıştır. Sürgün edilecek kişilerin isimleri çanak çömlek parçaları veya ostraca üzerine yazılıp, daha sonra agora veya merkezi pazar yerinde belirlenmiş bir yere atılmıştır. En az altı bin oy kullanılmışsa, en çok oyu alan kişi on yıllık bir süre için Atina’dan sürgün edilmiştir.356 Birçok Attika lanet tabletinin Demosthenes, Lycurgus, Xanthippus, Phrynichus ve diğerleri dahil olmak üzere tanınmış politikacıların isimlerini içermesi gerçeği, onların dışlanmanınh edefi olmanın yanı sıra lanet tabletlerinin de hedefi olduklarını kuvvetle ortaya koymuştur.
Ayrıca, klasik dönemden ostraca üzerine yazılmış bir çok bağlayıcı lanette bilinmektedir. Örneğin; M.Ö. 5. ve 4. yüzyılların sonlarından kalma M. Nilsson tarafından yayınlanan siyah eşya parçası ölümcül bir kuvars ateşi ortaya çıktığında ‘Ben yattım’ mesajını taşır.
[Only Registered Users Can See Links] 21 Martin P. Nilsson Geschichte der griechischen Religion, Vol. I. s. 801.
Yunan büyülü papirüsünde ostraca üzerine belirli büyü türlerinin yazılmasını tavsiye eden örnekler mevcuttur.
Dışlanma, olası bağlantıları, en azından Atina’da politik ve demokratik lanetlemenin yanı sıra, dışlanmanın büyülü bir boyutunu da göstermektedir.
Örneğin; Eukles’in dili ve Aristophanis’in dili ve Angeilis’in ve Alciphron’un dili ve Hagestratos’un dili. Eukles ve Aristofanis’in savunucularının dilleri…
Oinotheos’un dili ve …. HAYATTA KALMAK İÇİ EN ERKENLERDEN BİRİ… Bu lanet tableti bir mezarlığın bitişiğinde keşfedilmiştir. Daha önceki lanet tiplerine benzerlik göstermekle beraber, tekrarlanmasına rağmen kısa ve süslemeden yoksundur.
Hedeflenen kurbanların isimlendirilmesine ve özellikle lanetçiyi tehdit eden kısımlarının bağlanmasına odaklanmaktadır. Bir diğer örnek; Evimden ve dışardan erkek, kadın, köle-özgür, yabancı-vatandaş, bana ya da işlerime hasetinden dolayı Hermes’ten önce üzerime bir bağlama büyüsü yaparsa, ister Hermes Eriounios, ister Hermes Restrainer veya Hermes Trickster olsun, ya da başka bir güçten önce, karşılığında tüm düşmanlarımı bağlarım. Rakibimi mahkemede Dion ve Granicos’a bağlıyorum. Bu örneğe baktığımızda ise; kendini gelişmiş bir büyülü ‘silahlanma yarışının parçası olarak görmektedir. Gizlice yapılan lanetlere karşı insan kendini nasıl korur? Yapıcılara karşı lanet koyarak. Adalet için dualar kategorisinde yer al lanet örneği, cezalandırıcıdır, kurbanlarını isimlendirmez ve şartlıdır. Hermes’in en olası engelleyici olduğu, ancak onun çeşitli yönleriyle kısıtlama eylemini gerçekleştirebileceği fikri ise ilgi çekicidir.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:27
2.3.2. Beddua (Lanet) Levhaları
Lanet tabletleri, antik Akdeniz dünyasından sempatik büyüye dayalı ritüel uygulamalar için önemli bir epigrafik kanıt sağlamaktadır. Bin yıldan fazla bir zamana yayılan M.Ö. beşinci yüzyıldan itibaren Yunanca ve Latince benzer formüller kullanılarak yazılmış yaklaşık 80 tablette (çok farklı korunmuş ve okunabilir durumda) bulunmaktadır.
Tanımlamalar veya lanet tabletleri, minimal olarak ‘insanların veya hayvanların iradeleri dışında eylemlerini veya refahını doğaüstü yollarla etkilemeyi amaçlayan, genellikle küçük, ince levhalar biçiminde yazılı kurşun parçaları’ olarak tanımlanmaktadır. Bugüne kadar yeni bulgular ve bilinen ancak daha önce yayımlanmamış metinlerle birlikte yaklaşık olarak 1600’den fazla Yunanca ve Latince defixione tanımlaması yayınlanmış ve bu sayı ise her sene artış göstermektedir. Bir ‘lanet’ somut bir tablette bulunan yazılı olan sihirli bir ifadeye atıfta bulunur. Buta bletler yapılan araştırmalar sonucunda ise; antik dünyanın tüm bölgelerine yayılmış durumdadır. Lanet tabletlerinde kullanılan formüller, erken dönemde Yunan dünyasında dolaşımda olan tek büyü bilgisi formu değildir.
Kurşun tabletler üzerinde yazılmış heksametrik bir büyünün, inisiyelerin yaşadığı mutluluğu vaad eden ve çeşitli büyülü saldırı biçimlerinden korunma garantisi ile biten versiyonları, Girit’te Phalasarna, Magna Greci’da Epizephyrian Locris ve Sicilya’da Selinus gibi uzak yerlerde bulunmuştur. Tabletlerin tamamı M.Ö. 4. yüzyıla aittir. Bu bilgi birikiminin yayılmasından sorumlu kişilerin kimliğini belirlemek zordur, ancak bunların bazıları bir yerden bir yere taşınan özel bilgiye sahip kişiler olduklarını varsaymakla akla yatkındır.
Büyü uygulamalarının kapsamına bakıldığında ise; kişi hayatını etkileme veya değiştirmek için uygulanan, lanet veya diğer ritüeller eski insanları ifade etmektedir. M.Ö. 1. yüzyıldan kalma Philinna Papirüsü, kötülüğe karşı koruyucu içerikte olup ἐπῳδαί kullanımı için özellikle yönergeler vermektedir. İki kadın şifacının ön planda olduğu tıbbi büyünün zarar görmüş parçaları, altı ayaklı dizede oluşturulmuş iki adet büyülü sözü içermektedir.
Keşfedilen en ilginç ve sayısız kaynaklardan bazıları, Defixionum Tabellae olarak bilinen lanet tabletleridir. 2008 yılı itibari ile antik dünyada yaklaşık olarak iki bin lanet tableti ortaya çıkarılmıştır.
Lanet tabletlerinin uygun şekilde oluşturulması, dili standartlaştıran ve sürdüren profesyonel sihirbazlar ve
yazıcılar tarafından M.Ö. 1. yüzyılda profesyonelleştirilmiş ve hem erkek hem de kadınlar çeşitli amaçlar için uygulayıcılardan lanet tabletleri satın alabilmişlerdir.
Tipik olarak kurşundan yapılmış olan büyü, lanetin kurbanı için önemli bir yere gömülmüş ya da su birikintilerine atılmış tabletler üzerine yazılmıştır. Lanet tabletlerinin güçlerinin bir kısmını içine bırakıldıkları su veya toprak yolu ile kazandığına inanılmıştır. Bu büyülü uygulama şekli yüzyıllar boyu devam etmiş ve M.S. 3. ve 4. yüzyıllarda doruk noktasına ulaşmıştır. Ek olarak, Greko-Romen Mısır’da bulunan ve yüzlerce büyü içeren kitaplar çoğunlukla M.S. 3. ve 4. yüzyıla tarihlenmektedir.
Araştırmacıların sihrin kabul edilmesi ve uygulanmasını gösterme amaçlı olarak kullandıkları bir başka kaynak ise PGM’dir. Bu, Greko-Romen Mısır’da büyüden korunmuş ve kopyalanmış bazı lanet tabletleri ile birlikte bir büyü koleksiyonudur. PGM, M.Ö. 2. yüzyıldan M.S. 5. yüzyıla kadar büyüler ve ritüeller içermektedir.365 Bu büyülerin çoğu kısa ve bazılarının deşifresi zor olsa da, yaratılış ve kullanılan kültürler hakkında bilginler için değerli bilgiler içermektedir. Bulunan bazı lanet tabletleri, PGM’de bulunan büyü tariflerine tam olarak uymaktadır.
Bu, Winkler ve Faraone gibi bilim adamları tarafından kullanılan büyü koleksiyonunun profesyonel yazıcılar tarafından kurbanlarını, insan veya hayvanlarını (araba yarışı durumlarında) bağlamak isteyen müşteriler için kişiselleştirilmiş lanetler oluşturmak için kullanılan argümanları güçlendirmektedir. Büyülerin çoğunda, katip için, müşterinin ve kurban isimlerinin girebileceği bir boşluk bırakır, fakat lanetlenen bazı kişilerin isimleri yazılır. Buna göre ise; tamamlanan lanetler müşteriler tarafından satın alınmış ve kurbanları kontrol etmekiç in oluşturulduğu düşünülmüştür. Örneğin; Rüyalar göndermek için bir erkeğe [bir kadın] getirmek için bir büyü (başka bir [el yazması] diyor? (rüya görmek için) tekrar [gizli işaretlerden bir dizi sembol]. Sen bunu bir kamış yaprağına yazmalısın ve koymalısın (o) sen uyurken başının altına. O rüyalar yapar ve rüyalar gönderir. Eğer sen rüya göndermek için yapacaksan, sen onu bir mumyanın ağzına koymalısın. O ayrıca bir kadın da getirir.
Sen bu ismi bir …… ya da bir ibibik kanı ile kamış yaprağının üzerine yazmalısın. Sen kadının saçını yaprağa koymalısın; sen mumyanın ağzına koymalısın; ve sen bu ismi yere yazmalısın, diyerek:
NN’nin kızı NN’yi eve, NN’nin oğlu NN’nin yattığı yere getirin. Şimdi o yine çekici bir cazibe.
Bulunan lanet tabletlerinin üçte biri Latince, üçte ikisi Yunanca yazılmıştır. Bazen karşımıza iki dilli küfürlerde çıkmaktadır. M.Ö. 2. yüzyıla ise en eski Latince lanetler tarihlenmektedir.
M.Ö. 4. yüzyıla ait Attika lanet tabletlerinde farklı türde bir dağıtılmış kişilik bulunmaktadır. Bu tabletlerin çoğu, ciltleme için hedeflenen kurbanın ellerini, ayaklarını, dilini ve ruhunu basmakalıp bir şekilde ayırmaktadır. Bu bağlayıcı eylemlerin, ister günlük ticari faaliyetler olsun, isterse erotik çıkarlarını başka birinden uzaklaştırdıktan sonra güvence altına almak ve sürdürmek olsun, mağdurun faaliyetinin durmasına neden olduğu daha geniş bir şekilde anlaşılmaktadır. Faraone’ye göre; temel bir şekilde eylemin tamamlanması için gerekli parçaları kişiden büyü yakalar.
Yunan toplumunda lanet tabletleri kullananların kurbanlarının hayatlarını sona erdirmeyi amaçlamadıkları, sadece yeteneklerini kısıtlamak istediklerini savunmaktadır.
David Jordan’a göre; insanların veya hayvanların iradesi dışında, doğaüstü yollarla eylemleri ve refahı etkilemeyi amaçlayan, genellikle küçük, ince levhalar biçimde yazılan kurşun parçalardır.
Bu lanet tabletlerinde genellikle kurbanın yetenekleri kısıtlanmaya çalışılmıştır. Kişinin fiziksel özellikleri ve kişisel çekiciliğini doğrudan bir formülle ‘bağlayarak’ veya ‘ikna edici benzetme’ yoluyla kurbanı, lanetin üzerine kazındığı kurşun kadar donuk olarak yapılmaya çalışılmıştır. Ritüelin daha iyi sonuç vermesi için bazen kil bir ‘voodoo bebeği’ dahil edilmiştir. (genellikle ritüel olarak bükülür veya küçük tabutlara gömülürdü.)
‘Ayrılık Lanetleri’ genel olarak adlandırıldığı gibi, yakın ilişki içinde olan iki kişiyi ayırmak için yapılan büyü türüdür. Çiftin bir üyesi, üçüncü bir kişi tarafından hedef alınmıştır. Örneğin; Quintila bir daha asla Fortinalis ile birlikte olmasın! M.S. 1. yüzyılda İspanya’da bulunan bir lanet tabletidir.370 Evlilikte ayrılık lanetlerinde göze çarpan nokta, uygulayıcının, evini yıkacak biri mi, yoksa araya giren bir kişiyi mi ortadan kaldırmak istediğidir.
Buda; köle ve özgür kadınları hedef alan ‘ayrılık lanetleri’ olarak anlaşılır. Bunun yanı sıra, bu tür tabletlerin arkasındaki uygulayıcı, kurbanın efendisinin karısıdır. Köle kadınları hedef alan lanet tabletleri M.Ö. 2. yüzyıldan kalmadır. Bir mezarda bulunan ‘Hostilius’un kölesi Philematium’u’ lanetleyen son derece yozlaşmış bir tablettir.371 Morgantina’da M.Ö. 1. yüzyıla ait buluntu tablette, ‘Venusta, Rufus’un kölesini hedef alır’ yazmaktadır.
Genel anlamda bakıldığında Klasik ve Hellenistik döneme ait Yunan Lanet tabletlerinin yazılmasını elit olmayan kesim üstlenmiş görünmektedir. Eski Yunan toplumlarında okuma yazma bilmemenin yaygın olduğu kabul edilmekle birlikte, okuma yazma bilmeyenlerin veya yetersiz okuryazar olan kişilerin bu işle uğraştıkları öngörüsü hakimdir. Başka bir deyişle, lanet tabletlerinin tüm sosyal kategorileri kapsadığı iddiası, yeterli yazma becerisine sahip olmayanların, yeterli düzeyde okuryazarlığa sahip olanlardan lanet tabletleri aldıkları fikriyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır.
Lanet tabletlerini sınıflandırmanın en iyi yolu ise; materyale yazıldığı duruma göre sıralamadır. Tabletler dört farklı kategoride ele alınmıştır. Birincisi, amatör veya erotik küfürler olarak adlandırılan ‘ilişki lanetleri’, ikincisi, ‘adli küfürler’ (mahkeme işlemleri bağlamında oluşturulduklarına inanılan ve herhangi bir ipucu bırakmadan kişide konuşma yeteneklerini basitçe kısıtlayan tabletler), üçüncüsü, yarışmalar ve oyunlar bağlamında kullanılan ‘rekabet küfürleri’, dördüncü ve son biçimi, işletmeleri hedef alan ‘ticari küfürler’ dir. Son kategoride yer alan lanet tabletleri esnafları, kadınları, hizmetçileri ve zanaatkarları hedef alan lanet biçimi olmasının yanı sıra tüm sosyal kategorileri sekteye uğrattığı varsayılmaktadır.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:28
Bu tablet türünde köylü ve tarım işçilerine gönderme bulunmaması ise ilginçtir.
Kurşun tabletler yazılan adalet duaları ise genellikle genel bir örüntü içinde devam etmektedir. Şöyle ki;
1. İşin sahibi adını söyler
2. İtiraz için bazı gerekçeler sunulur; bu ifade tek bir kelimeye indirgenebilir veya büyütülebilir.
3. Müvekkil, fiilin mazur görülmesini veya olası olumsuz etkilerden korunmasını talep eder.
4. Alışılmış Kitonik tanrıların dışındaki tanrılara sık sık başvurulur.
5. Bu tanrılara, ya üstün karakterleri nedeniyle ya da yumuşatıcı bir jest olarak, pohpohlayıcı bir sıfat ya da üstün bir unvan verilir.
6. Yakarışı ifade eden kelimelerin yanında ilahın doğrudan kişisel yakarışları kullanılır ve
7.Adalet ve cezaya atıfta bulunan terim ve isimlerin kullanılması.
Adalet için yapılan her dua, bu kesin kalıbı izlemez, ancak çoğu durumda genellikle buna uyulur. Bath, adalet için sayısız dua örneği sunmaktadır. Bath’da 1979’da yapılan kazılar sonucunda yaklaşık 90 tablet keşfedilmiştir. Tablet bulmanın yanında yaklaşık olarak 12000 madeni parada ele geçirilmiştir.375 En çok ele geçirilen tabletlerin arasında şu ikisinde adalet için dualar mevcuttur:
… Ben, Arminia, sana şikayet ediyorum Sulis, benden iki gümüş sikke çalan,,, Terentius’un oğlu Vercundinus’u tüketiyorsun. [Onun] oturmasına veya yalan söylemesine [veya…veya] yürümesine [veya] izin vermeyeceksiniz, [çünkü] (onu) mümkün olan en kısa sürede tüketeceksiniz; ve tekrar…[değil] ulaşmak için. Docimedis iki eldiven kaybetti. (Onun) tayin ettiği tapınakta onları çalan (kişinin) aklını [o] ve gözlerini kaybetmesini (istemektedir).
Bu tür yazıtların baskın doğası genellikle bir ricadır. Sulis’in adaleti sağlama ve bunları pınara yerleştirme isteğidir. Bu, Mainz’deki Mate Magna ve Isis tarafından paylaşılan sığınakta bulunanlara benzer, örneğin:
‘Veraca: işlerin böyle gitmeli: ne yaparsan yap düzensizlik olsun, tıpkı bu tersten yazılmış olduğu gibi.’
‘Ulattius Severus’un beni dolandırdığı kocam. Bunu düşmanca yazdığım gibi, her şey ne yaparsa yapsın, ne yapmaya çalışırsa çalışsın, her şey onun için ters gidebilir. Tuz su da nasıl eriyorsa, ona da öyle olsun. Kocam Florus’un mallarından her ne aldıysa benden intikamını almanı rica ediyorum, Mater Magna Hanım’.
Bu iki tablete baktığımızda ilginçlik söz konusudur. İlk tablette, hedefin kaderinin yazdıklarını yansıtmasını umarak sempatik bir büyü kullanılmıştır. İkinci örnekte se; sempatik büyü kullanılmasının yanında açık bir şekilde kurşunu yazmaktaki kişisel düşmanlıklarının hedefi kaderine yansıdığını belirtir.
‘Tuzun suda eridiği gibi’ ifadesinin dahil edilmesi, sempatik büyünün bir başka örneğidir. Yazar yalnızca hedefin erimesini ummakla kalmaz, aynı zamanda arkeolojik bağlamda bu kutsal alandaki çoğu kurşun tabletin, bir parçası olan dini bir ateşte eritildiği anlaşılmaktadır.
Kısmen erimiş tabletlerin yanı sıra çok sayıda kurşun küresi bulunmuştur ve bu erimenin bu bölgedeki ritüelin önemli bir bölümünü kapsadığını göstermektedir. Tüm bu örneklerde, yazara adalet arayışında yardımcı olması için kutsal alanlarda belirli bir tanrı çağrılmış ve bu da bu tabletleri, bağlayıcı bir defixio’nun katı tanımından oldukça farklı kılmıştır. Atina Agorası’ndaki kuyularda bulunan, küfür uygulamaları hakkında çok fazla bilgi alınmıştır.
Agoranın güneybatı köşesine yakın bir kuyudan, benzer bir şablonu takip ettiği anlaşılan lanet tableti ele geçirilmiştir. Bu tabletlerden on iki tanesi bir kişi tarafından, kalan ikisi ise iki farklı kişi tarafından yazılmıştır.
Benzer şablona sahip tabletlerde çoklu küfürlerin kullanılması, küfürlerin sağlanmasında olası bir iş izlenimi verir: şablonun doğası çok net şekildedir ve Jordan’ın makalesinde bulunan bir tableti diğerleri ile karşılaştırabiliriz:
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:35
Bir Numara:
Borphorbabarphorbabarphorbabarborbabaie, kudretli Betpyt, Eutychia’nın doğurduğu size Eutychia’yı teslim ediyorum, onu ve amaçlarını ve onunla birlikte olanları da karanlık havanızda soğutasınız diye. Unutulmanın ve üşümenin aydınlanmamış unutkanlık sonsuzluğuna bağlanın ve önümüzdeki Cuma günü yapacağı güreşi de yok et… Ve güreşirse, düşüp kendini rezil etmek için Mozoune Alcheine Perpertharona Iaia, Eutychia’nın doğurduğu sana Eutychian’ı teslim ediyorum.
Kudretli Typhon Kolchoi Totoonon Seth Sathaoch Ea, Lord Apomx Phriourinx, Eutychia’nın kararması ve üşümesi üzerine Kolchoicheilops, Eutychian’ın üşümesine ve önümüzdeki Cuma güçlü olmamasına izin verin, ama zayıf olmasına izin verin. Bu isimler soğudukça, Eutychia’nın doğurduğu, Aithales’in terfi ettiği Eutychian’ın soğumasına izin verin.
İki Numara:
Borphorbabarphorbabarphorbabarborbabaie, üçlü Betpy, Eutychian’ı ve amaçlarını ve gücünü, güreşini ve karanlık havanızda onunla birlikte olanları soğutmanın için Secundus ile güreşecek olan Eutychian’ı size teslim ediyorum.
Unutulmanın ve üşümenin ışıksız unutkanlığına bağlanın ve aynı zamanda Eutychian, güreşçi güreşini de yok edin. Morzoune Alcheine Perpertharona Iaia, Secundus ile ilgili olarak onu soğutursanız ve Eutychian’ın düşüp kendini rezil etmesi için güreşmesine izin vermezseniz, Eutychian’ı sana teslim ediyorum. Güçlü Typhon, Kolchoicheilops, bırak güreşçi Eutychian üşütsün. Bu isimler soğudukça, Eutychian’ın adı ve nefesi, dürtüsü, çekiciliği, bilgisi, hesabı soğusun. Sağır, dilsiz, akılsız, zararsız olsun ve ona karşı savaşmasın birisi.
Bu iki tablete baktığımızda potansiyel bir iş olarak lanet yazma fikri, raftan satın alınmak üzere hazırlanmış gibi görünen başka bir tablet tarafından belirtilir. Bu örnek önceden hazırlanmış gibi görünmekle beraber, amaç için boş bırakılan boşluklara yazılan hedefin adı adeta bir formmuş gibidir:
Kudretli Typhon, Sophia’nın doğurduğu Tyche’yi sana teslim ediyorum, ona ve --ona – gücünü, kabiliyetini, kaslarını, nefesini, --karanlık havandaki tüm üyelerini. Zayıf olur, Sophia’nın doğurduğu, üşümenin ışıksız unutkanlığına bağlanın ve --eian Ia Iao Iakoubia Iae Bolchoseth Io- - Iomalthalal[? ]ps Ekebenneu Ekeuthi Neuthi Iao Iae Ioseth Anebeth Abrasax Iasai PhaithonToubria --orith Tonorma Aoche Aschephar Tethou Athaphelami Tateimiata Eloe (?) Iartar Iartarmorzouche Morzoune Karmane Dacheine Pepertharora Iaia Acheraira, Sophia’nın doğurduğu, adı geçen, saçları toplanmış olan Tyche’yi size veriyorum. Evet, güçlü Typhon Kolchoi Totolith Seth Basaoth Aea Anoch Apomps Osesero Apoikailemour—karartma üzerinde Ormerpheriarbarmaphriourinx Sophia’nın doğurduğu, kimin saçları bunlar, burada toplanmış. Evet güçlü Typhon Chocheilops Iao Iakoubia Ioerbeth Bolchoseth Basoucha Phatha Thnacha –roserros, Sophia’nın doğurduğu Tyche’ye izin ver, üzerine yazdığım tablet, üşütüp etrafta dolaşmayın.
Evet, güçlü Typhon – eBagel –npho –ri Sontorneth – kuyuda –yerin ve göğün – Bağla, çevir –güç, kabiliyet,, --, eklemler, ciğerlerini yok eder –karın, (yani) Tyche, Sophia’yı kim doğurdu. Bu isimleri yazdığım ve soğudukları gibi, Sophia’nın doğurduğu Tyche’nin bedeni, eti, kasları, kemikleri, organları ve bağırsakları soğusun, öyle ki artık ayağa kalkmasın, etrafta dolaşmasın, konuşmasın, hareket etmesin, ben karanlık havadan çıkana kadar ceset, solgun, zayıf, felçli, üşümüş olarak kalmasına izin ver, onun yerine ölene kadar bitkin ve zayıf kalmasına izin ver.
Evet, güçlü Typhon. Bu tabletin yukarda bahsettiğim iki tabletten farkı ise, önceden hazırlanmış ve etkinliğini arttırmak için katlanan tablet içine saçlar eklenmiştir. Bir hedeften gelen saçın dahil edilmesi, büyü uygulamasında yaygın bir unsurdu. Hedefin annesinin adının kullanılması, lanetin doğru kişiyi hedef almasını sağlamak için başka bir girişimdir.
Anaerkil soyu kullanmak, kişinin her zaman annesinden emin olduğu ama babasından emin olmadığı yönündedir. Jordan, lanet oluşumundaki bu eğilimin M.S. 2. yüzyılda popüler hale geldiğini belirttir. Kuyular yeraltı dünyasına bir giriş olarak görülüyordu ve bu nedenle büyü pratiğine uygun kithonik çağrışımları vardır. Yunan Büyülü Papirüs tarafından sağlanan talimatlar gibi, bu lanetler sayısız tanrıyı (ve muhtemelen gizli, kutsal isimleri) çağırmış, büyülü kelimeler ve formüller kullanmıştır.
Bu özel durumda, laneti yazan kişi, hedefin annesinin kim olduğunu bilmiyor, bu yüzden Sura’yı lanetli bir rahimden doğmuş olarak tanımlamaktadır. Duayı lanetten ayırmaya çalışmak çok zor olabilir ve muhtemelen daha çok modern toplumun bu ayrı doğayı yaratmasını yansıtır. Kurşun tabletler ikisini ayırmada en önemli materyaldir.
Hem adalet için bir dua hem de bağlayıcı bir lanet olarak tanımlanan iki dilli tablet İspanya’daki Fuente de la Mota’da bulunmuştur:
A yüzü;
Kendi adıma ve evim adına, Hades’deki [kata ‘Aden] aşağıdakilere veriyorum,
Nicias’ı, Time’ı ve haklı olarak lanetlediğim diğerlerini teslim ediyorum
B yüzü;
Benim adıma, benim evim adına, lanetlenenler, bağlı (insanlar) aşağıdakilere, lanetlenenler, bağlananlar (insanlar), aşağıdakilere, Time ve Nikias ve diğerleri, (hepsini) haklı olarak ben yukarıda, benim adıma, ailem adına, Time, Nicias, Nicias.
[Only Registered Users Can See Links] 22 Barchin del Hoyo
Lanetin yazarı, sadece Nikias ve Time’ı lanetlediklerini, ancak ölülerin ruhlarını onları bağlamaları için açıkça çağırdıklarını belirtmektedir. İki dilin kullanılması, Yunan ruhları karşılık vermezse, Latin ruhlarının tersini veya daha ağır intikam sağlayacağını umarak, lanetin etkisini arttırmaya yöneliktir. Bu tabletteki yazılanlara bakılarak, lanetin etkisini arttırma önemlidir. Bir laneti güçlendirmek için çeşitli doğaüstü varlıkların çağrılabileceği ortaya çıkmaktadır. Herhangi bir ilah veya büyüyle ilişkilendirilen varlık, ilgili lanet, ölüm veya sadece yabancı ve egzotik olarak kullanılabilir.
1963 yılında Barbara VierneiselSchlörb Atina Kerameikos’unda Kutsal Yol tarafında sözde çocuk mezarında bulunan yazıtta dikkate değerdir. 1999’da Felice Costabile, Kerameikos’tan gelen lanet yazıtlarının tam bir baskısını hazırlama projesinin bir parçası olarak dört tanımın hepsini de kullanmıştır.
Aşağıda bahsedeceğimiz metin, yaklaşık M.Ö. 400’den kalma minyatür bir lahdin bir kapağının iç tarafında çizilmiştir. Aşağıdaki gibi okunmaktadır:
Θοχάρης ὁ κηδεστὴς ὁ Θοχάρος,
Σωσίστρατος, Φιλοχάρης,
∆ιοκλῆς καὶ οἱ ἄλλοι ἀντίδικοι.
Aynı bağlamda lahitle birlikte, elleri arkadan bağlı bir erkek figürünü temsil eden bir kurşun bebek bulunmuştur.
Bebeğin sağ kolunda, ΘΥ7 ve solda bir isim yazılıdır. Costabile, lanet tabletini şu şekilde tercüme etmektedir:
Theochares, Theochares, Sosistratos, Philochares, Diokles ve diğer muhaliflerin ortak noktası.
Costabile, metnin bu şekilde anlaşılması ile ilgili belirli bir soruna dikkat çekmektedir. Κηδεστής,, kanla ilgili akrabanın aksine, ‘evlilik yoluyla akraba’ anlamına gelen bir terim olduğundan bahseder ve Thouchares adı da çok nadir kullanılmıştır. Bu adı taşıyan birinin adaşıyla karşılaşma ve kızıyla veya kız kardeşiyle evlenme olasılığı düşüktür.
Costabile ve David Jordan’ın önerilerine göre ise yazıtta eksiklik söz konusudur. Buda yazıtı yazan kişinin bir ismi unuttuğu ile açıklanabilir. Yazıtı yazan kişinin Thouchares’in bu yakınının adını unuttuğu varsayılmaktadır. Costabile ve Jordan’a göre; yazıtın şöyle olması öne sürülmüştür.
Θοχάρης, ⟨ὁ δεῖνα⟩ ὁ κηδεστὴς ὁ Θοχάρος,
Σωσίστρατος, Φιλοχάρης,
Son yıllarda yayımlanan Sicilya’dan gelen ilginç kurşun lanet tabletleri M.Ö. üçüncü yüzyıldan kalma bir mezardan dor ve Koine karışımı yazılmış iki opistografik örnektir.
Lilybaeum’da, baskılarını Palermo Üniversitesi Profesör Antonietta Brugnone’ye borçluyuzdur. Harf biçimlerinden yola çıkarak, çizimlerinde gösterildiği gibi, iki metin muhtemelen birbiri ile çağdaştır ve hatta aynı elden bile çıkmış olabileceği düşünülmektedir. İlginç özelliklerinden en az biri de kişisel isimleridir. İlak lanet ΑπιΘαμβ.αλ adlı bir adama, ikincisi Ζωπυρίων τας Μυμβυρ.αλ isimli kişiye yöneliktir. Yunanca olmayan bu iki isim kabul edilemez görülüyor ve ΑπιΘαμβ.αλ yasal bir dava (πραξις) açmak üzeredir ve Zopyrion da belli ki bir davaya girmek üzere, ikinci yazıtın ifadesinden bunu anlarız. Karşı lanetZopyrion, ‘Kitonik Titanlar’, ‘iğrenç ölüler’ ve ‘Demeter’in Rahibesi’ne’ atıfta bulunması bakımından da sıra dışıdır.
Herhangi bir Yunan lanetinde başka yerde bu şekilde adlandırılmış açık bir söz konusu değildir. Burada Brugnone’un yayınladığı çizimler en güzel kanıt niteliğindedir.
Τàν πρâξιντ τàν ΑπιΘαμβ.αλ ποτì Nυμήριον
Καταδίδημι παρà καταχθονίοισι θεοîσι
Καì Δαμ[έ]αν, őπως [μ]ὴ δύναται άντíα,
Son yıllarda yayımlanan Sicilya’dan gelen ilginç kurşun lanet tabletleri M.Ö. üçüncü yüzyıldan kalma bir mezardan dor ve Koine karışımı yazılmış iki opistografik örnektir.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:39
[Only Registered Users Can See Links] 23 Two Curse Tablets from Lilybaeum, David Jordan,
Τàν πρâξιντ τàν ΑπιΘαμβ.αλ ποτì Nυμήριον
Καταδίδημι παρà καταχθονίοισι θεοîσι
Καì Δαμ[έ]αν, őπως [μ]ὴ δύναται άντíα
Őπως μ[ὴ] δύναται λέγειν,
Ποτὶ πȃ[σα] πρȃξι άντία λέγειν
μ[η]δδὲ μισîν.
Son olarak, çok sayıda lanet tableti aşağı yukarı dikdörtgen metal levhalar üzerine, diğerleri ise görünüşte şekilsiz olarak yapılmış, bazıları ise tabula ansata, kazıma yazıtlı yuvarlak veya disk biçimli kurşun levhalar (Resim 24-25-26) şeklindedir. Lanet tabletleri üzerine yapılan araştırmalar, cesaret verici gibi görünse de, lanet tabletleri üzerine yapılan arkeolojik araştırmalar geride kalmıştır.
[Only Registered Users Can See Links] 24 Waldmössingen. Yuvarlak lanet kurşun tableti. A-B ön, C-D arka.
Fotoğraflar: M. Scholz, Çizimler: C. Berbüsse and M. Scholz. Litterae Magicae, Vol II, Edited by: Celia Sanchez Natalias, Published by: Libros Portico, Spain, 2019, s. 41.
Yazılar sağdan sola doğru okunmalıdır: [---?]amando duci nu(…). Amando, sevimli veya sevilmesi gereken anlamına gelebilir veya Amandus kişisel adı da olabilir.
Tercümesi ise muhtemelen; Baştan çıkarılmak için tanrıçaya (muhtemelen Venüs) yardım ediyorum. Sevimli tarafından/Amandus nu(…)
[Only Registered Users Can See Links] 25 Augsburg, Yuvarlak sahibinin kurşun etiketi,
ikincil olarak lanet tableti olarak kullanılır. A-B ön, C-D arka, Fotoğraflar: A. Kirsch, Çizimler: C. Berbüsse ve M. Scholz.
Litterae Magicae, Vol II, Edited by: Celia Sanchez Natalias, Published by: Libros Portico, Spain, 2019, s. 43.
Kurşun disk neredeyse yuvarlaktır, 0,5-0,7 mm kalınlığındadır ve 4,3 ila 4,7 cm3 arasında bir çapa sahiptir.
13,3 gr ağırlığındadır. Yüzeyi hafif hırpalanmış veya donuk darbeler nedeniyle eşit olmayan şekilde deforme olmuştur.
Kenar çevresinin deforme olması sebebi ile, en geç kazıma yazıt ile örtüşme görülmemektedir. Yazıtlara hem ön hem de arka tarafın işlenmesine bağlı olarak iki kullanım süresi tespit edilmiştir. Diskin sağ kenarı daha eski bir zamanda yırtılmıştır. Kırık kenarda bir deliğin olduğu görülmekle beraber bu deliğin asmak için kullanıldığı düşünülebilir.
İçerik olarak ise; bir askeri sahibinin bir süvari askerine ait yazıtı söz konusudur. TVRMA CII[L?]S[INI?] SV[---] – ‘(Süvarinin mülkü) Su….Celsinus(?) filosundan’, arkada ayrıca iki yazı mevcuttur. İlk aşama aynı zamanda bir askeri sahibinin yazıtı gibi görünmektedir. Bu sefer bir daire içinde değil, diskin tüm genişliği boyunca uzanan iki satırda düzenlenmiştir. Bununla birlikte, birileri açıkça yazıtı düz bir şekilde döverek yok etmeye çalışmış olmalıdır, belli belirsiz var olan harflerden bu çıkarım yapılabilir.
>(centuria) O[2-3]C or L[I?]QVII? (blows or lines) SENTIO[NIS]?. Bu sahibin etiketi, aslen askere ait olup üzerine doğrudan yazılmayan bir nesneye, bir giysi parçasına, bir heybeye vb. şeylere yapıştırılmış olabilir.
İsimler yeterince spesifik olmadığı ve sadece parçaları kaldığı için kökenler veya birimler hakkında hiçbir sonuca varılamaz.
Kurşundan yapılmış bu tür yuvarlak askeri etiketler nadir olmakla birlikte, bunlara erken imparatorluk Dönemi’nde daha sık rastlandığından söz edilebilir. Mainz’de bulunan lanet tabletlerinden en önemli farklılığı ise; etiketlerin ortadan delinmiş olmasıdır.
Bununla birlikte, birileri açıkça yazıtı düz bir şekilde döverek yok etmeye çalışmış olmalıdır, belli belirsiz var olan harflerden bu çıkarım yapılabilir.
>(centuria) O[2-3]C or L[I?]QVII? (blows or lines) SENTIO[NIS]?. Bu sahibin etiketi, aslen askere ait olup üzerine doğrudan yazılmayan bir nesneye, bir giysi parçasına, bir heybeye vb. şeylere yapıştırılmış olabilir.
İsimler yeterince spesifik olmadığı ve sadece parçaları kaldığı için kökenler veya birimler hakkında hiçbir sonuca varılamaz.
Kurşundan yapılmış bu tür yuvarlak askeri etiketler nadir olmakla birlikte, bunlara erken imparatorluk Dönemi’nde daha sık rastlandığından söz edilebilir. Mainz’de bulunan lanet tabletlerinden en önemli farklılığı ise; etiketlerin ortadan delinmiş olmasıdır.
[Only Registered Users Can See Links] 26 Porta S. Sebastiano deposundan (geç IV. Period), at başlı bir ruh durumunu gösteren parçalı kurşun plak, gövde boyunca beş karakter içeren tabula ansata ile gösterilmiştir.
R. Wünsch’ten Sethianische Verfluchungstafeln, Berlin, 1898, s. 11, no. 6.
Sonuç olarak, insanların eylemlerini veya refahını doğaüstü yollarla etkilemeyi amaçlayan, genellikle küçük, ince levhalar biçiminde yazılmış kurşun tabletlerdir. Bu tabletler düşman denilen kişiyi öldürmekten ziyade kişiyi bağlama, kısıtlama veya zarar vermek üzere yapılmışlardır. Lanet tabletleri güçlerinin bir kısmını içine bırakıldıkları su ve toprak yoluyla kazandığına inanılıyordu. Bu büyülü taktik yüzyıllar boyu uygulanmış ve M.S. 3. ve 4. yüzyıllarda zirveye ulaşmıştır. Ek olarak, Greko-Romen Mısır’da bulunan yüzlerce büyü içeren büyü kitapları çoğunlukla M.S. 3. ve 4. yüzyıllara aittir. PDM’deki385 parşömenler, bilim adamlarının Akdeniz dünyasındaki ortaya çıkardıkları zaman dilimi olan M.S. 3. yüzyıldaki Greko-Romen Mısır’dan olması nedeniyle Akdeniz dünyasının her yerinden tanrılar ve dini inançlar, PGM ve PDM’de bulunan beş yüzün üzerinde büyüde görülebilmektedir.
2.3.3. Aşk (Erotik) Büyüleri
Erotik büyü içeren bağlayıcı küfürler, kurbanı kontrol edilemeyen tutkuyu ya da eros’ları bağlamak için kullanılır.
Bunlara genellikle agôgê386 ya da agôgimon (yönlendiren büyü anlamına gelen bu iki kelime, genç kadınları evlerinden uzaklaştırmak için kullanılan teknikleri belirtirler) büyüleri denmektedir. Bu da teknik olarak ‘yol açan bir büyü’ anlamına gelmektedir. Çünkü amaç bir kurbanı büyünün uygulayıcısını yönlendirmektir. Erotik küfürler ayrıca vücut parçalarından da bahseder, genellikle şiddetli bir tonlama ile. Konuşmacının kullandığı laneti görünmez güçlerine kurbanını geri getirmelerini emreder.
Bağlama büyüsünün ikincil temsilcisi olan erotik büyüler için tariflere baktığımızda, onlara eşlik edecek kil veya balmumu heykelciklerin üretimi içinde talimatlar içerir.
Bilinen bağlama büyülerine göre yapılmış gerçek figürinlerde arkeolojik olarak ele geçmiştir.387 Yunan aşk büyüsü genellikle erkekler tarafından kadınlara erotik tutku aşılamak için kullanılan ritüeller ve genellikle kadınlar tarafından erkeklerde sevgiyi sürdürmek veya arttırmak için kullanılan tür olarak ikiye ayırılabilir.
PGM’de birçok farklı büyü türü vardır, baş ağrısı ve akrep sokması tedavilerinde, bir hırsız bulmak ve yakalamak için sözlü bir büyüye kadar her şey, toplu olarak GMPT389, PDM veya PGM’yi oluşturan yüz otuz papirüs parşömeninde açıklanır. Antik Yunan aşk büyüsünün bir sınıflandırması.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:39
Tablo 4. Antik Yunan aşk büyüsünün bir sınıflandırması
[Only Registered Users Can See Links] Faraone, 1999, s. 28.
AgapÄ“, kök anlamında aile üyeleri, arkadaşlar ve eşler olarak geçmektedir fakat bunlarla sınırlı değildir, sevgi ve duygusal yakınlık anlamına da gelmektedir. Bedensel tutkuları da belirtmek için kullanılabilir, ki bu tam olarak Hera’nın Zeus’ta cinsel arzu uyandırmak için bir muska kullandığını İlyada’da görürüz. Eros’ları uyandıran tılsımlar
ise hemen hemen her zaman kurbanları evlerinden ve büyüyü yapan kişinin kollarına zorlayarak yeni bir ilişkiye başlaması için kullanılır. Bu durumda büyü, Yunanca ErÅ�s ve pothos isimlerinin ve ilgili fiil ve sıfatlarının tekrar tekrar kullanılmasından kaynaklı olarak kurbanın cinsel arzusunu uyandırmak için açıkça tasarlanmıştır. Arkaik ve Klasik Yunan söyleminde, istilacı ve tehlikeli erÅ�s’ların başlangıcı genellikle karşılıklı sevgiye dayalı bir ilişkiyi tanımlayan terim olan philia’nın daha iyi duyguları arasında açık bir fark vardır.
Böylece, en erken dönemlerden itibaren Yunanlılar eros’ların istilacı, şeytani bir saldırı olarak tanımlaralar ya da Aphrodite’in erÅ�s veya pothos’dan birini fırlatıp vurduğu söyleyen balistik bir model kullanırlar. Öte yandan Yunanlılar hiçbir zaman philia ve agapÄ“’yi kişiselleştirmez veya şeytanlaştırmazlar, ayrıca ölümlülere düşmanca bir şekilde philia ve agapÄ“ fırlatan bir tanrıyı hayal etmezler.
Ancak bu ayrım Philia büyüsü’nün cinsel bir bileşenini inkara edecek şekilde abartılmamalıdır. Aslında burada erotik büyü, ile erotik olamayan büyü arasındaki kutupsal karşıtlıktan kaçınmaya özen gösterilmelidir. Çünkü Yunanca agapÄ“ ve philia ile ilgili fiiller ve isimler, bazıları evlilik, ailevi ve diğer ilişkileri geniş bir bağlamda tanımlar.
Şöyle ki; dudak ve yanaklardan öpmek, kucaklamak, okşamak gibi yakın temas gerektiren ve evlilik ya da eşcinsel arkadaşlık durumunda cinsel ilişkiyi de gerektiren anlamlarında da kullanılmaktadır. Genel anlamda batığımızda ise bu iki büyü türü, korunmayı amaçlayan ‘beyaz büyü’ ve düşmanı yok etmeyi ya da zarar vermeye çalışan ‘kara büyü’ ile karşılık gelmektedir. Bu nedenle, geleneksel olarak kadınlar tarafından kullanılan bazı philia tılsımları (merhemler ve muskalar) Yunan kadınlarının süslenmesiyle bariz bir şekilde ilişkilendirilebilse de, bunların (özellikle de gruba aşk iksirlerini dahil ettiğimizde) Yunan külliyatına çok güçlü yakınlıkları vardır.
Bu, tüm bu philia büyüsü dalının mevcut bir ilişkiyi korumayı veya hasta bir ilişkiyi iyileştirmeyi amaçladığını düşündüren bir gerçektir.
Doğuya ait sayısız teknolojik yeniliğin (anıtsal tapınakların inşası ve alfabenin kullanılması) batıya karşı, daha ilkel diyebileceğimiz Yunan şehir devletlerine doğru kaymaya başlaması ile Yunan Rönesansı olarak adlandırabileceğimiz döneme girilmiştir. Ancak, Walter Burkert tarafından ortaya atılan ‘dini teknolojinin’ sürekli doğudan batıya doğru kayması en önemli temel olmuştur. Arkeolojik ve dinsel kanıtlar, örneğin; tütsü yakma, arınma ritüelleri ve tapınaklarda toplanan birikimlerin kullanımının tümü iyi belgelenmiş Yakın Doğu uygulamalarının, ilk kez sekizinci yüzyılda Yunanistan ve Etruria ‘da M.Ö. 7. yüzyılda ortaya çıkmaya başladığını göstermiştir.
Ayrıca, Klasik ve Hellenistik dönemler boyunca Yunanistan’a doğrudan ya da Mısır yoluyla gelen Mezopotamya tariflerinin bir başka karmaşıklığı da söz konusudur. Gerçekten çivi yazısı ritüel metinleri Hellenistik zamanlara kadar iyi bir şekilde kopyalanmaya devam etmiş ve bazı Mezopotamya tariflerinin Yunan büyülü el kitaplarına ve Hellenistik döneme aktarıldığına dair kanıtlarda mevcuttur.393 En şaşırtıcı olanı ise; Mısır’da bulunan ve Yunanca yazılmış sihirli bir el kitabına gir en ve ‘…,
Gaddaralı Suriyali kadın’—özellikle kuzey Filistin’deki Gadara gibi oldukça Helenleşmiş ve merkezi konumdaki şehirlerde bu farklı büyü geleneklerinin yakınlığının şaşırtıcı bir kanıtıdır.
Doğu ile Batı arasındaki karşılıklı etkileşim, sihirle ilgili en eski Yunan referanslarında belirginliğini açıkça göstermektedir. Odyssey’de Helen, Mısır’dan büyülü pharmakayı öğrendiğini iddia eder ve Hermione, Andromache’ye karşı öfkeli eleştirilerinde, onu kendisine karşı büyüler yapmakla suçlar ve ‘Asyalı kadınların zihinlerinde bu konuda yetenekli olduğuna’ işaret eder.395 Yunanlılar tarafından kullanılan büyüler çok erken bir dönemde Mezopotamya ve Levant’tan ödünç alınmıştır.
Buna da en güzel kanıt ise; M.S. 4. yüzyıla tarihlenen ve muhtemelen Mısır tapınak rahipleri tarafından kaleme alınmış olan sihirli el kitabı PGM IV’teki ‘Muhteşem Erotik Bağlama Büyüsü’nden anlarız.396 Kullanıcısına balmumu
veya kilden erkek ve kadın olmak üzere iki heykelcik yapma talimatını verir. Erkek, sol elinde kılıcı ikinci figürün boynuna saplamaya hazır, kolları arkasında ve diz çökmüş bir dişi Ares şeklinde yapılmıştır. Örneğin; Başına, kollarına, gözlerine, kulaklarına, omuzlarına, ellerine, göğsüne, karnına, cinsel organlarına, kalçalarına ve ayak tabanlarına Mısır ve Yakın Doğu referanslı çeşitli sesli büyüler veya büyülü sözler yazılmalıdır. Bunlar büyük ölçüde Atina ve Minturna lanet tabletlerinde de bahsedilen vücut bölümlerinin aynısıdır. Bu vücut parçaları yazıldıktan sonra kadın heykelciğe ön üç bakır iğne ile bir beyin, iki kulak, iki göz, bir ağız, iki orta kısımda, bir ellerde, iki ayakta olmak üzere delinecektir. ‘Falanın şu veya bu organını deliyorum, böylece başka kimseyi hatırlayamaz’ demesi gerekmektedir. Daha sonra kullanıcıya bir kurşun tablet alması, üzerine aynı büyüyü yazması ve okuması söylenir. Erotik bağlama büyüsü bağlamında bu heykelciğin delinmesi, Haiti voodoo bebekleriyle yapılan popüler çağrışımlardan ayırt etmek önemlidir. Vücudun kilit noktalarının delinmesi, delmeye eşlik etmesi gereken erotik büyüyü ortaya çıkardığı gibi, kurbanın hafızasını canlandırmaya ve onu sihirli uygulayıcıya karşı dikkatli tutmaya hizmet etmektedir.
Kalıcı yaralanmayı amaçlayan bağlama büyüsünde kullanılan figürler Voodoo bebekleriyle karşılaştırılabilir, ancak erotik büyü, kurbanın iradesinin fiziksel olarak uygulayıcının isteklerine bağlı olmasını gerektirir. Engelli ve yaralı olmasını değil.
Orta Mısır’da delinmiş ve katlanmış bir kurşun lanet tableti ile birlikte diz çökmüş, ayakları birbirine bağlı ve kolları arkasından bağlanmış, ön üç iğne ile delinmiş bir kilden yapılmış bir kadın heykelciği içeren bir toprak kap bulunmuştur.397 (Resim 27)
[Only Registered Users Can See Links] 27 Louvre Museum, E27145, Seviye -1
Tablet, laneti yaptıran Sarapammon adında bir adamla ilgili ve Ptolemais, cezbetmeyi amaçladığı kadındır.
Bu bağlayıcı tılsımı sana ,kithonik tanrılara, Pluto ve Korb Persephone Ereskhigal ve Barbaritha olarak da adlandırılan Adonis’e ve Kithonik Hermes Thoth PhÅ�kensepseu erktathou misonktaik ve Hades’in kapılarının anahtarlarını elinde tutan Anobuis Persephone’ye ve kithonik ikincil tanrıları, zamansız bir ölüme maruz kalan erkek ve kadınlar, gençler ve bakireler, yıldan yıla, aydan aya, günden güne, geceden geceye. Buradaki tüm cinlere bu ikincil tanrılara yardım etmeleri için sesleniyorum.
Antinous, benim için ayağa kalk ve her yere, her çeyreğe git ve Horigenes’in kızı Aias’ın doğurduğu Ptolemais’i bağla ki, belaya bulaşmasın, rahatsız olmasın, başkasının keyfi için hiçbir şey yapmasın. Area’nın doğurduğu sadece benim Sarapammon dışında, başka erkeğin zevki için hiçbir şey yapmayın ve onun yemesine, içmesine, direnmesine, dışarı çıkmasına ya da Area’nın doğurduğunun benden ayrı uyumasına izin vermeyin. Sana sesleniyorum, ceset ikincil tanrılar, Antinous, adının sesiyle yeryüzünün açılacağı, adının sesiyle iblislerin, nehirlerin ve ırmakların titrediği kişinin korkunç ve ürkütücü adını sesleniyorum.
Size sesleniyorum, ceset-ikincil tanrılar Antinous, Barbaratham cheloumbra barouch AdÅ�nai and by Abrasax and by IaÅ� pakeptÅ�th pakebraÅ�th sabarbaphaei and by MarmaraouÅ�th ve Marmarachtha mamazagar tarafından. Antinous’a itaatsizlik etme, ama benim için ayağa kalk ve her yere, her mahalleye, her eve gir ve bana Horigenes’in kızı Aias’ın doğurduğu Ptolemais’i getir. Bana, Area’nın doğurduğu Sarapammon’a gelinceye kadar onu yiyip içmekten alıkoy ve sadece benim Sarapammon’dan başka bir erkekle deneyim yaşamasına izin verme.
Benden, Area’nın doğurduğu Sarapammon’dan ve ben, Horigenes’in kizi Aias’ın doğurduğu Ptolemais’ten, hayatım boyunca bana tabi olması, bana düşkün olması, beni sevmesi, aklından geçenleri bana söylemesi için onu saçlarından, iç kısımlarından sürükleyin. Bunu yaparsan seni serbest bırakırım.
Bu tablet açıklamasında laneti yapan kişi, cazibesinin yeraltı tanrıları tarafından kabul edilmesini talep ediyor.
Tipik Yunan yeraltı tanrıları, genellikle Hekate ve Korb Persephone ile tanımlanan yeraltı dünyasının Babil Tanrıçası Ereskhigal ve melek figürü olan Adonis ile birlikte adlandırılır. Anoubis ve Thoth Mısır tanrılarıdır. Anoubis mumyalamayı yöneten çakal tanrıdır ve Thoth Yunanlıların Hermes ile özdeşleştirdiği bilgelik, yazı, sihir ve ölülerin ruhlarının yeraltı rehberidir.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:41
Lanetin son satırlarında istediği yerine getirildiğinde Tanrı Antinous’u serbest bırakacağını söylemesi dikkat çekmektedir. Daha sonraki lanetler sıklıkla uygulayıcı ile hitap edilen şeytani veya ilahi figürler arasında karmaşık bir ilişki sergiler. Burada, ikincil tanrı Antinous’un aslında özgürlüğüne de önem verildiğini görebiliriz. Bu, onun huzursuzca dolaşmaktan ve belki de gelecekte daha fazla büyüsel anlamda sömürülmekten kurtulacağı anlamına da gelecek şekilde yorumlanabilir.
Ptolemais bulunduğunda, ikincil tanrılar, Sarapammon
dışındaki diğer erkeklerin onunla cinsel ilişkiye girmesini önlemek için özellikle onu bağlamaktadır. Örneğin, delmenin anlamı bir tür tıkanıklık veya kısıtlamaya işaret ederken, PGM IV’te tüm delme, büyü uygulayıcısını kurbanın zihninde tutmaya yarar.
Ancak bir kadının diğer erkeklerle birlikte olmasını en azından kısmen engellemeyi amaçlayan bir lanetle, heykelciğin delinmesinin cinsel olarak da müstehcen olmadığına inanmak zor görünmektedir. Sarapammon’un daha sonra Antinous’tan Ptolemais’te uyandırmasını istediği açlık, susuzluk ve uyku yoksunluğu, erotik tabletlerde yaygın gördüğümüz isteklerdendir. Çünkü bunlar kurbanın dikkatini dağıtmaya hizmet eder, rahatlama sadece lanet uygulayıcısı ile mümkündür.
Ayrıca, yöntemlerin kurbanda kontrol edilemez bir tutkuyu (eros) kışkırtması amaçlanmaktadır.399 Örneğin, birçok Yunan şairinde, erÅ�s’lar açıkça bir hastalık (nosos) olarak adlandırır. Klasik dönem vazo resimlerinde olduğu gibi genç, kanatlı bir çocuk olarak tasvir edilsin, isterse soyut terimlerle konuşulsun, eros kurbanlarını sıklıkla, ‘eritir, çekiçler, kırbaçlar veya yakar.’
Bunların yanında, erotik büyüde, bazen kolossoi olarak adlandırılan balmumu heykelciklerin yakılması ve eritilmesi, erotik olmayan ritüellerde de bulunabilen önemlib ir eylemdir. Örneğin; kolossoi’nin yakılması ve eritilmesi, yeminleri tesis eden halka açık ritüellerde bulunabilir.
Yemin edenler bağlanır ve balmumu heykelcikler yakılır, birinin yemini ihlal etmesi durumunda heykelcikler gibi eriyip çözülecekleri konusunda hem fikirdirler.400 En iyi biline örnek ise; Hellenistik şair Theocritus’un (M.Ö. 270)
Idyll 2’dedir. Aşka düşkün bir kadın Simaetha, sevgilisi Delphis’in bir kez daha onun için tutkuyla yanacağını umarak mumdan heykelini yakar.401 Dünya’da köklü bir geçmişi olan aşkta yanma ve erimenin mecazi çağrışımının dışında, Yunan şiir geleneğine göre yakma eylemi işkencedir ve kurbanın sevgilisini unutmasını önlemek için geçici acı ve ıstırap uyandırmak içindir.
Audollent’in yaptığı araştırmalar sonucunda en yaygını erotik büyüler ve lanetlerdir. Tüm bu büyüler rekabetin ortadan kaldırılmasını içermektedir. Graf ‘a göre; erotik sihrin erkeklerin sosyal durumlarını ilerletmek için yaratılmış olabileceğine inanır.402 1992’de, bilim adamları Audollent’in çalışmasını analiz etmek ve ekleme yapmak için uğraş vermişler ve John Gager daha spesifik kategorilere sahip bir lanet tabletleri koleksiyonu derlemiştir. Bunlara arasında tiyatro ve arenada rekabet, seks, yasal ve siyasi anlaşmazlıklar, ticarethaneler ve meyhaneler ile adalet ve intikam talepleri yer almaktadır.403 Bilim adamlarının şu ana kadar ortaya çıkardığı yaklaşık iki bin lanet tabletinin büyük bir bölümü kadın ve erkek arasındaki romantik ve cinsel konularla ilgili anlaşmadır. Gager’in topladığı lanetten, yüzde 16.1 ‘i erotik lanet konuları ile ilgilidir. Faraone, antik dünyadan bilinen seksen erotik lanet tabletinden sadece dokuzunun kadınlar tarafından yazılmış olduğunu bulmuştur. Büyük bir olasılık ile profesyonel erkek bir katip tarafından yazılan tableti alan kadın, onları erkek kurbanlarına karşı kullanmak için satın almış olabilir.
Faraone’nin yapmış olduğu araştırmalar sonucunda kadınların M.Ö. 8. ve 1. yüzyıl arasında yaratmış olduğu büyü neredeyse yok denecek kadardır ve hiç kanıt yoktur. M.Ö. 1. yüzyıldan M.S. 4. yüzyıla kadar olan dönemler arasında ise fazlasıyla ele geçmiştir. Kadınlar bu döneme gelene kadar muhtemelen aşk seçeneklerinin farkında değillerdi.405 Bir diğer görüşüne göre ise; kadınlar lanet tabletlerinin aksine muska ve aşk iksirleri kullanmaktaydılar. Bunun sebebi ise Yunan kadınlarının tanrılardan daha fazla iyilik ve koruma almak gibi diğer sorunları çözmek için muska ve ilaçlara aşina olmalarıdır.
Erkekler tarafından daha fazla rağbet gören aşk tabletleri muhtemelen kadınlar tarafından kolayca ulaşılabilir değildi. Antik Yunan kadınları pasif büyü biçimlerine sınırsız erişime sahip oldukları için, şiddet içeren lanet tabletleri gibi agresif, erkeksi büyü biçimleri kullanan kadınlara dair çok az kanıt bulması şaşırtıcı olmamalıdır.
Bununla birlikte, küfürler ve erotik büyüler arasındaki benzerliğin en çarpıcı şekli, düşmanları birbirine bağlama ve onları itaatkâr bir konuma zorlamak için eşleştirilmiş tasvirlerin kullanımıdır. Örneğin; M.Ö. 1. yüzyılda Apollon’un Klaros’taki kâhini, Anadolu’nun güneyindeki bir Yunan kenti olan Syedra’nın sakinlerini, haydutların veya korsanların şehirlerine saldırmasını önlemek için, zincirlerle bağlı ve Tanrıça Dike’ye dua eden Ares’in bir suretini dikmeye yönlendirmiştir. Burada haydutları hedef alan sihirli bir bağlama ritüelinde, bir Ares heykeli bağlanacak ve hâkim bir adalet figürüne göre daha düşük bir konuma yerleştirilecekti.
Çok benzer görüntü çiftleri, erotik amaçlar için kullanılan özel ayinlerin açıklamalarında görülür. Bu Apollon kâhini ile çağdaş Roma şairi olan Horacee, büyüde kullanılan ve görünüşe göre erotik bir fethi olan bir çift bebek betimler:
‘Cezalarla daha küçük, oysa o ölmek üzere olan bir köle gibi orada öylece yatıyordu’. Ortaçağ yorumcuları bebeğin kadın
uygulayıcıyı temsil ettiği, daha küçük, balmumu heykelciğin ise talihsiz bir erkek kurbanı, hatta belki de Horace’ın kendisini tasvir ettiği yönünde öneri sunmuşlardır.
Bu senaryonun bir benzerini ise Yunan dilinde korunan bir erotik büyüde de görmekteyizdir:
Harika ‘bağlayıcı aşk büyüsü’: Bir çömlekçi çarkından balmumu [veya kil] alın ve bir erkek ve bir dişi olmak üzere iki figür yapın. Erkeği tamamen silahlı, sol elinde bir kılıç tutan ve onu boynunun sol tarafına sokmakla tehdit eden Ares şeklinde yapın.
Ve onu kollarıyla arkasında ve dizleri üzerinde olacak şekilde yapın…
Erkek egemen biçiminde yapılan bu heykelciklerin Ares olarak nitelendirilmesi, işkence görmüş dişiyi ise Aphrodite olarak düşünebiliriz. Bahsi geçen ‘bağlayıcı aşk tılsımında’ Ares’i bağlı bir kadın kuklasını tehdit ederken görmekteyiz.
Benzerlik ne olursa olsun ele geçen tabletlerden anlaşılacağı gibi uygulayıcı, karşı tarafa boyun eğdirme ve kendilerine üstün bir nitelik vermeyi amaçlamıştır.
2.3.4. Figürinler
Akdeniz havzasında bağlayıcı bir lanet bağlamında kullanılan büyülü figürinler tespit edilmiştir. Balmumu, kil, yün, kurşun, bronz ve mermerden yapılmış heykelcikler hem Yunan anakarasında hem de adalarda (Attica, Arcadia, Cephalonia, Delos, Girit, Euboea) Sicilya ve İtalya, Kuzey Afrika, Mısır, Filistin, Küçük Asya ve Karadeniz’e yakın yerlerde bulunmuştur.409 Figürinlerin bazıları kurşundan yapılmış sıkıca kapatılmış ve kapakları çalıştırılabilir ‘tabutlar’ içinde bulunmuştur.
Bu figürinlerin başkaları tarafından rahatlıkla özetlenen bazı tipik özellikleri vardır.
Figürinlerin uzuvları ve bacakları genellikle bağlı ve bükülmüş haldedir. Bazı figürinler çivi ile delinmiştir. (Resim 28)
Yazıtın metni, onu kamu davaları ile ilgili lanetler kategorisine yerleştirmektedir.
Metin ise şöyledir;
Barburtides Xophugos
Nikomachos Oinokles
Mnesi machos
Chamaios Teisonides
Charisandros
Demokles
And if there is any one else with them
as an advocate or witness
Barburtides Xophugos, Nikomachos Oinokles, Mnesi machos, Chamaios
Teisonides Charisandros, Demokles ve yanlarında başka biri varsa, avukat veya tanık olarak…
Baş ve ayaklar ve bazen de üst gövde, yine bir bağlama biçimi olarak bükülmüştür. Figürinler ve bazen de tabutlar, kurbanın adıyla ve daha uzun lanetlerleyazılmıştır
Barburtides Xophugos, Nikomachos Oinokles, Mnesi machos, Chamaios
Teisonides Charisandros, Demokles ve yanlarında başka biri varsa, avukat veya tanık olarak…
Baş ve ayaklar ve bazen de üst gövde, yine bir bağlama biçimi olarak bükülmüştür. Figürinler ve bazen de tabutlar, kurbanın adıyla ve daha uzun lanetlerle yazılmıştır.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:43
[Only Registered Users Can See Links] 28. Kerameikos’tan kurşun heykelcik ve minyatür tabut.
Büyünün ana hedefi muhtemelen sağ bacağına yazılan Mnesimachus’tur. Yazıtın altında ve sağda, muhtemelen bir çiviyle açılmış iki delik vardır. Figürin parçalanmış insan iskeleti kalıntıları yanında bulunmuştur. Figürin pelvise yerleştirilmiştir. Mezar M.Ö. 400’e tarihlenmektedir.
Baş ve ayaklar ve bazen de üst gövde, yine bir bağlama biçimi olarak bükülmüştür. Figürinler ve bazen de tabutlar, kurbanın adıyla ve daha uzun lanetlerle yazılmıştır.
Figürinler, Yunan ve Roma hayal gücünde yeraltı dünyasına girişlerle ilişkilendirilen tüm yerlerde, mezarlarda, kutsal alanlarda ve su olan yerlerde bulunmuştur. Heykelciklerin bazıları erotik büyü için ve dolayısıyla bir kurbanı çekmek
için kullanılmış olsada, diğerleri bir uygulayıcının düşmanlarını dizginlemek veya bağlamak için kullanılmıştır. Örneğin Atina’daki Kerameikos’ta iki genç erkek çocuğunun mezarında ele geçen ve M.Ö. 400 yıllarına tarihlenen üç kurşun heykelcik, kurşun tabutlarıyla birlikte genişlemiş erkek cinsel organını göstermektedir. ancak tabutların içine yazılan küfürler doğası gereği mahkemede bir rakibi kısıtlamayı amaçlamaktadır. Tabutların üzerinde hedeflenen kurbanın adı yazmaktadır.
‘Theochares’in damadı (?), Sosistratos, Philochares, Diokles ve hukuktaki diğer muhalifler’.
Verilebilecek bir diğer örnek ise; Louvre vodoo bebeği, antik dünyanın en ünlü transpecti bebeğidir. (Resim 29)
Oxyrhynchus’un kuzeyinde bulunduğuna inanılsa da orijinal yeri bilinmemektedir. Bebek, içinde kil vazo ve erotik büyü içeren kurşun bir tablet ile birlikte bir mezarda bulunmuştur. Nesneler vazoya yerleştirilmiş ve gömülmüştür.
[Only Registered Users Can See Links] 29 Louvre Voodoo Doll, Musée du Louvre, 27145 ABC
Bu bebek pişmemiş kilden yapılmış ve ateşleme olmamasına rağmen ustaca şekillendirilmiştir. Yüz hatları belirsiz, ancak anatomi dikkatli bir şekilde yapılmış, dolgun uzuvlar ve kasık kılları belirgin bir şekilde görülebilmektedir. Kadının saçları özenle yapılmış ve bebek oval küpeler takmaktadır. Yüksek düzeyde ayrıntı, bebeğin belirli bir insan öznesinden sonra modellendiğini göstermektedir. Bebek, büyünün parçası olarak on üç yerinden çivilenmiştir.
Karystos Zencefilli Kurabiye Bebek ise bir diğer önemli buluntudur. Euboea adasındaki Karystos’ta bulunduğuna inanılır, ancak orijinal bağlamında bilinmemektedir. Bu bebek M.Ö. dördüncü yüzyıla tarihlenmektedir. Yassı kurşun heykelciğin belli bir cinsiyeti yoktur. Uzuvları oval şekilde bırakılmıştır.
Bununla birlikte, bir kol kafaya bir kurşun şerit ile bağlanmıştır. Bu döngü, bebeği havada askıya almanın veya anlamlı bir şekilde yere indirmenin bir yolu olabileceği düşünülmüştür.
Bu bebeğin eşsiz olmasının nedeni ise; düz lanet tableti ve alternatif olarak büyülerle birlikte kullanılabilen üç boyutlu sihirle bebeklerle evlenebilmesidir. Bebeğin her iki tarafı da yazıtlıdır. A yüzündeki yazıt iyi bir şekilde korunmuştur, vücudun üst kısmını baş ve sağ kolu ile vücudun alt kısmını, sol bacak ve alt gövdeyi kapsamaktadır. Büyü, bağlama büyülerinde yaygın olan tanrı Kısıtlayıcı Hermes’i çağırır. Büyüde Isis, adında bir kadın bağlanmıştır ancak bağlamayı gerektiren durum belirsizdir. (Resim 30)
[Only Registered Users Can See Links] 30 Karystos Gingerbread Doll, Gager 1992, s. 87.
Mevcut araştırmalarda yaygın olduğu gibi, büyülü figürinlerin kullanıcıları tarafından sembolik olarak görüldüğü anlamına gelmemelidir. Basitçe söylemek gerekirse, heykelciklerin amaçlanan kurbanı ‘temsil etmek’ için şekillendirildiği, sonra büküldüğü, bağlandığı ya da delindiği görülmektedir. Figürinlerde dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise; Ares gibi tanrılara adanan kült heykellerin bağlanmasıyla karşılaştırmaya çalışılmasıdır.
Örneğin; M.Ö. beşinci yüzyılda yaşamış Thasos’lu Theagenes, zamanında bronz heykellerle olan ilişkisi ile ünlü imiş. Pausanias’a göre; Theagenes öldükten sonra kendi suretinde bronz bir heykel dikilmiştir. Theagenes’in düşmanlarından biri, yaşamı boyunca ondan intikam alamadığı için, geceleri heykelin kendisi Theagenes’miş gibi defalarca kamçılamıştır. Ama heykel adamın üzerine düşerek öfkeyi durdurmuş ve ölen adamın oğulları heykelin cinayetten yargılanmasını istemiştir.
Bir heykeli cinayetten yargılamak ilk bakışta saçma gelebilir. Atinalılar cansız nesnelerin yargılanması içinde özel bir mahkeme olan Prytaneum’u kurmuşlardır.
Cansız nesneler örneğin; heykeller, ahşap, kayalar, demir. Bu nesneler tıpkı insanlar gibi eylemlerinden yasal ve ahlaki olarak sorumlu tutulmuşlardır.
Theagenes heykelinin öldürdüğü adamın davasında heykel cinayetten suçlu bulunmuş ve cinayet kararlarında geleneksel olduğu şekilde sürgüne mahkûm edilmiştir. Bu durumda heykel, Thasian sınırlarından çıkarılmış ve sürgünün temel talebini karşılayan denize atılmıştır.
Heykelin denize atılmasından sonra ise Thasoslular kıtlıkla sınanmış ve bunu aşmak için ise Delphi kahininden yardım istemişlerdir. Kâhin heykelin geri alınması gerektiğini söylemiştir. Balıkçılar heykeli denizden kurtarmış ve Thasoslular onu orijinal yerine koyup onu yatıştırmak için tanrıya kurban sunmuşlar ve kıtlık ortadan kalkmıştır. Bir tür sosyal fail olarak, Theagenes’in heykelinin hikayesine bakıldığında, büyülü figürinleri hareket etmese bile, yaralama ve cezalandırma yeteneğine sahip olarak görmek tamamen mantıklıdır.
Sonuç olarak büyülü figürinler sembolik eylemler olarak değil, öfke uyandırma için bükme ve bağlama yoluyla kötüye kullanılmışlardır. Buna karşılık öfkelerini bir şekilde hedeflenen kurban veya kurbanlara boşaltmaları bekleniyordu. Bu nedenle isimlerini ve istenen laneti heykelcik veya tabut üzerine yazmaları gerekiyordu. Heykelciklerin kime saldıracağını bilmesi çok önemliydi.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:47
2.3.5. Hukuki Anlamdaki Büyüler
Klasik Dönem Yunan hukukunda büyü ile ilgili şaşırtıcı derecede az kanıt vardır. Atina gibi bazı şehir devletleri için, herhangi bir türde doğrudan büyüyle alakalı hiçbir mevzuat günümüze ulaşmazken, Teos, Küçük Asya’da Efes’te sihirle ilgili olabilecek veya zararlı ilaçların imalatına karşı bir yasak söz konusudur. Arındırmalar, büyüler, birden çok lanet tableti ailesi, bağlama büyüleri ve heykelcikler dahil, gördüğümüz geniş sihir faaliyetleri hakkında Yunan hukuku açıklanamayacak şekilde sessizdir. Bununla birlikte, mevzuatın yokluğunun sihirle ilgisizliğin anlamına geldiğini düşünmemek ve yargılarımızı dayandırabilecek tam bir Atina hukukuna sahip değilizdir. Bazı büyü türlerinin diğerlerinden daha zararlı olarak kabul edildiğine ve buz ararlı büyünün kişiye zarar verebileceğine dair çok sayıda dolaylı kanıt söz konusudur.
Büyünün etkisi ile özellikle de yaralanma ve ölümle sonuçlanan, ciddi bir yasal endişeye işaret eden hem gerçek hem de varsayımsal birkaç yasal dava göze çarpmaktadır.
Teknik olarak ‘philtres’ Yunanca ‘philtra’yı temsil etmekle birlikte, erotik büyü bağlamında da philtra ve pharmaka tam karşılık gelmektedir. Homeros’un İlyada ve Odyssey’deki en eski ifadesi, pharmaka genellikle yararlı mı yoksa zararlı mı olduklarını gösteren sıfatlar ile nitelendirilmektedir. Yunanlıların büyüsel bağlamda bir ‘ilaç’ olarak pharmakon ile onun uygulanabileceği olumlu veya olumsuz kullanımları arasında ayrım yaptıklarına dair daha fazla kanıt sunmaktadır. Dolayısıyla Antik hukukme selelerinde, onlara hangi yorumu vereceğini belirleyen pharmaka değil, kullananların sağlam ve amacıdır. Belirli bir yasal durumda, bir pharmakon’un zararlı bir sihirli ilaçol arak mı yoksa tıbbi çare olarak mı yorumlanacağı, bazen tamamen gözlemlenen zararın niteliğine ve ilgili tarafların ifadesine bağlıdır. Yaralanmalar ve ölümle sonuçlanan pharmaka davaları, yasal olarak en dikkati çeken davalardır.
Kasten adam öldürme veya yaralamayı içeren davalar, Demosthenes ve Aristoteles’ten öğrendiğimiz kadarıyla, Atina’nın en eski ve saygıdeğer mahkemesi olan Areopagus’ta yargılanıyordu. Zehirlenmeye karşı bu Atina yasası, her yıl kamu görevlileri tarafından okunacak olan ve Teos’tan M.Ö. beşinci yüzyıldan kalma bir yazıtla karşılaştırılabilir.
Zarar veren veya öldüren pharmakalara önemli ölçüde atıfta bulunur, fail ve tüm ailesi ölüm cezasına çarptırılır. Teian fermanı her şeyden önce devlet çıkarlarını korumakla ilgilidir ve bu, pharmaka hakkındaki kanunun ardından gelen yasakla daha da doğrulanmaktadır.
Dolayısıyla hem Atina hem de Teos davalarında, zehirler veza zararlı büyülü ilaçlar olarak anlaşılan pharmaka, üreten ve yöneten bireylerin yargılanmasında devletin ve siyasi yapısının çıkarları için tehlike arz etmektedir. Klasik dönemden kalan birkaç vakada pharmaka’nın belirsiz statüsü, hem savcıların hem de sanıkların gerçekte ne olduğu hakkında birbiriyle rekabet eden ve taban tabana zıti ddialarda bulunmalarına izin vermektedir.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:48
2.3.6. Olympiyat Oyuncuları için Yapılan Büyüler
Antik Yunan kültürünün belirleyici özellikleri arasında spora olağanüstü bir bağlılık, güçlü bir rekabet ahlakı ve sosyopolitik organizasyonun kilit bir biçimi olarak şehir devletlerinin önemi vardır. Bunların hepsi Olympia’da özellikle açık bir şekilde mevcuttur ve karmaşık etkileşimlerinin sonuçları, antik Yunan şehir devleti kültürünün işleyişinin en iyi örnekleri arasında yer almaktadır.
Olympia, uzak Yunan dünyasının her yerinden çok sayıda Yunanlı tarafından ziyaret edilmiştir. Bu bakımdan Delphi ile aynı şekilde Panhellenik tapınak biçimindedir. Ancak Olympia, yarışmaları düzenleyenv e yöneten sitenin kontrolünü herkese açık hale getiren büyük şehir devleti Elis’in şehir dışı bir sığınağıdır.
Olympia’daki genel atmosferin siyasallaşması sonucu yarışmalar sadece sporcular arasındaki yarışmalar olarak değil, sporcuları ile güçlü bir şekilde tanımlanan şehir devletleri arasındaki yarışmalar olarak da düşünülmeye başlanmıştır.
Yarış beddualarının ilk örneği Pindaros’un eserinde karşımıza çıkmaktadır. ‘Poseidon… Oinomos’un tunçtan kargısını bağla!’ günümüze ulaşan tabletlere baktığımızda ise; ağırlıklı olarak olympiad müsabakalarından ziyade tiyatro yarışmalarına aittir: Bütün koro eğitmenleri ve Theagenes’in de aralarında bulunduğu eğitmen yardımcıları, hem eğitmenler hem de eğitmen yardımcıları.
Zeus heykeli karşısında toplanan sporcular, yanlış hareket yapmayacaklarına, hakemlere rüşvet vermeyeceklerine, diğer sporculara zarar vermeyeceklerine ve kara büyü kullanmayacaklarına söz verirlerdi. Eğer sözlerini tutmazlarsa Zeus tarafından lanetleneceklerine inanırlardı.
Büyü ya da lanete başvuran sporcunun Zeus tarafındankü le döndürüleceği heykel önündeki taş levha üstünde yazmakta idi. Buna rağmen; oyunculara, güreşçilere, pandomim sanatçılarına en yaygın olarak savaş arabalarına karşı doğaüstü güçleri harekete geçiren 80’den fazla tanımlama ve kurşun lanet tabletleri ele geçmiştir. Bazı durumlarda tabletler, araba sürücülerinin atlarına yöneliktir ve başlangıç kapılarının yakınında veya arena komplekslerinin ahırlarında gizlenmiş olarak bulunmuştur.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:51
Kartaca’da bulunan bir tablette şöyle yazmaktadır:
Adlarını ve suretlerini sana emanet ettiğim atları bağla [23 atın adları]. Koşmalarını, güçlerini, ruhlarını, atılmalarını, hızlarını birbirine bağlayın. Zaferlerini elinden alın, ayaklarını birbirine dolaştırın, engelleyin, köstekleyin, böylece yarın sabah hipodromda koşamayacak, yürüyemeyecek, kazanamayacak, başlangıç kapılarından çıkamayacak ya da yarış pistinde ilerleyemeyecekler.
Dönüm noktasının etrafında daire çizin, sürücüleriyle birlikte düşebilirler.
Aşağıdaki tarifte belirtildiği gibi, zaferi garantilemek veya büyüleri savuşturmak için sihir de denenebilir:
Siz yıldızların arasında koşan melekler, N’nin yarıştığı atları ve onlarla yarışan arabacısını kuvvet ve cesaretle kuşanacağınıza yemin ederim. Bırakın koşsunlar, yorulmasınlar ve tökezlemesinler. Bir kartal gibi koşsunlar ve hızlı olsunlar. Önlerinde hiçbir hayvanın durmasına izin vermeyin ve başka hiçbir sihir veya büyünün onları etkilemesine izin vermeyin.
Bunun gibi tanımlamalar, seyircilerin en sevdikleri grupların veya sanatçıların kaderiyle hissettikleri yakın özdeşleşmeyi göstermekle kalmaz, aynı zamanda bazıta raftarların yarışmaların sonucunu etkilemede aktif rol oynayabileceklerine inandıklarını da ortaya çıkarır. Araba yarışlarına eşlik etmiş gibi görünen kumar miktarı göz önüne alındığında, bir taraftarın favori takımının zaferine yaptığı yatırım, duygusal bir yatırımdan daha fazlasıdır. Bu tabletler bazen seyircilerin sanatçılarla hissettikleri yoğun etkileşimi önerir.
Duygular, özellikle başlangıç kapılarına veya yarış pistine gömerek etkinleştirdikleri kurşun lanet tabletleri kullanarak yarışların sonucunu etkilemeye çalışan hayranlar için yüksekti. Bu tabletler büyücüler tarafından içgüdüsel görüntülerle ve rakipleri sakatlamak veya öldürmek için iblisleri çağıran şiddetli, ayrıntılı lanetlerle yazılmıştır. Start ve dönüşler, yarışın en tehlikeli kısmıydı ve sonucu üzerinde en fazla etkiye sahipti. Çıkışta bekleyen atlar, kapıdan çıkarken sık sık ayağa kalkar ya da birbirini ısırır ve çarpışırdı. Benzer şekilde, metaların etrafındayü ksek hızlı dönüşler büyük beceri gerektiriyordu ve kazalara eğimliydi. Yarış görevlileri, yarışmacılar ve seyirciler, yarışları bozulmalardan korumak için karşı önlemler almaktaydılar.
Defixionlar kısa menzilli silahlardı ve konumları başarılarının anahtarıydı. Yeraltı ruhlarına erişim gerektirmenin yanı sıra, lanet tabletlerinin hedeflenen hedefin bulunduğu yere yakın bir yere bırakılması gerekiyordu. Bu nedenle büyücüler genellikle arena yakınındaki mezarlara defixionları gömmeye çalışırlardı.
Diğer yaygın olan taktik ise; pistin başlangıç kapılarına ya da dönüş direklerine gömmekti. Mezarlıklara veya arena kumlarının altına gömülerek siyasi ve dini otoritelerden gizlenmişlerdir.
Yeminler ve adaklar yoluyla gökyüzünün, hasatın ve adaletin tanrılarına yalvaran aynı seyirciler ve rakipler, lanet tabletleri ile yeraltı cinlerinden yardım istemişlerdir.
Daha da önemlisi ise, tanımlamalarla çağrılan tanrılar yalnızca ölülerin gölgeleri değil, aynı zamanda Zeus ve Hermes gibi yerleşik devlet kült tanrıları idi.
Leydihan
15 Haziran 2025, 02:56
2.3.7. Ticari Büyüler
Elimize geçen ticari anlamdaki büyü tabletlerin çoğu Klasik ve Hellenistik Dönemden kalmadır. En iyi örnekleri ise Klasik dönem Atina’sındandır. Levhaların öncüsü ise, Homeros ya da Hesiodos’a yöneltilen ve Hexametron vezni ile yazılmış olan ‘Çömlekçi Fırını’ isimli şiirdir. Şiirde şair; ‘Kıran, parçalayan, tuz buz eden, sönmemiş ve pişmemiş çömlekleri patlatan gibi çömlekçilerin mesleğine uygun bir takım isimlendirmeler ile ifritlerin kötücül huylarını davet etmekte ve çömleklerin bir atın dişleri arasında ezilmişçesine un ufak olmasını dilemektedir.’
Ticari beddualar genellikle rekabet halinde olan tüccarlar tarafından yapılmıştır. Klasik dönemin öncüsü sayılan Arkaik dönem de bu tür tabletler hakkında Hesiodos’tan bilgi almaktayızdır. Örneğin; Komşu komşuyu kıskanır, mal mülk peşinde koştuğundan Budur insanlar için iyi olan rekabet.
Çömlekçi, çömlekçiye garaz bağlar, doğramacı,d oğramacıya; dilenci dilenciyi kıskanır, şarkıcı şarkıcıyı…
Bir diğer tablet, esnaflara karşı tavan arası kurşun ticareti lanet tabletidir.
Tablette:
Yerel dükkancı/mürekkepçi [katadÅ�] Callias’ı ve karısı Thraitta’yı, ve kel adamın dükkanı/hanı ve bitişikteki Anthemion dükkanı/hanı ile…[eksik] ve dükkancı mürekkepçi Philon’u bağlıyorum. Bütün bu insanların ruhlarını, işlerini, ellerini, ayaklarını, dükkanlarını/hanlarını bağlıyorum. Sosimenes’i, erkek kardeşi ve kölesi, keten tüccarı Carpos’u ve Malthake adını verdikleri Glycanthis’i ve dükkan sahibi Agathon’u bağlarım. Komşum Cittos’u, kenevir işçisini, Cittos’un zanaatını, işini, ruhunu, zihnini ve Cittos’un dilini bağlıyorum.
İlkbahardaki dükkancı/hancı Mania’yı ve Eleusisli Aristander’in dükkanını/hanını, işlerini ve aklını birbirine bağlıyorum. Nefs, eller, dil, ayaklar, akıl: Bunların hepsini kabirlere bağlarım…[eksik] Kısıtlayıcı Hermes’ten önce.
Örneğe baktığımızda bağlanan insanların farklı meslek ve ticaret kollarından olduğu görülmektedir. Eğer lanetçinin bir dükkanı veya hanı varsa, onun motivasyonu, ticareti ne olursa olsun, komşu dükkan sahiplerinden daha iyisini yapma arzusu olabilir.
Ya da belki de lanet, bu çeşitli kuruluşlar tarafından dolandırıldığını hisseden bir müşteri tarafından da yapılmış olabilir. Bağlama için belirtilen vücut parçaları aralığı, çok amaçlı genelleştirilmiş bir liste gibidir. Ruhların yeraltı dünyasına refakatçisi olan Hermes’e, bağlayıcı yürürlüğe koymaları ve katılmaları için başvuruda bulunulur.
Çeşitli meslek türleri için yapılan lanetlerde dikkat çekenlerden bir diğeri ise muhabbet tellalı ve fahişeler ile ilgili olandır:
Cercis, Blastos, Nikandros, Glycera. Bu evlenmemişlerin (ölülerin) huzurunda Cercis’i ve onun sözlerini Ve Cercis’in ylemlerini ve dilini bağlıyorum; ve onlar her ne zamanbu nu okusalar, Cercis’in istenmediğini söylesinler. Theon’u bağlıyorum kendisini ve kızlarını, ticaretini ve çalışma sermayesini ve konuşmasını ve eylemlerini de. Yeraltı tanrısı Hermes, bu kısıtlama eylemini gerçekleştirin ve bu insanlar yaşadığı sürece bunu okumaya devam edin.
Bu lanet tableti, bir muhabbet tellalı ve kızlarını dizginlemek ve müşterilerini cezbetmek için kullandığı konuşması için yazılmış olmalıdır. Bağlama, yeraltı tanrısı Hermes ve bir şekilde bekarların hayaletleri tarafından desteklenecektir. Ölüler ise; amansız ve uygun oldukları için kullanılmışlardır. Bu hayaletler çok farklı şekillerde sömürülmüşlerdir. El, bağlama eylemine katılmak için yeterince güçlü olmalıdır; diğer yandan okuma bile bilmemeleri Cercis’in dilini susturmak için sempatik bir şekilde kullanılmıştır.
Bir diğer lanet ise çömlekçilere karşı geleneksel bir yarı ticaret laneti:
Bana ödeme yaparsanız, çömlekçiler, şarkı söylerim. Bana gel Athena ve fırını elinle koru. Bardaklar ve tüm yemekler iyi bir şekilde tamamlansın, güzelce pişsinler, iyi bir fiyat getirsinler ve pazarda ve sokaklarda çok miktarda satılsınlar. Çömlekçiler iyi kazançlar elde etsinler ve bu nedenle onlara şarkı söylememi bana bahşetsinler.
Ama siz çömlekçiler utanmaz bir tavır takınır ve bana yalan vaadlerde bulunursanız, o zaman ben de fırınları yok edenleri, Baher’ı Smasher’ı ve bu zanaatın birçok belasınısağlayan Aşırı Ateş, Shatterer ve altındaki ateşi çağıracağım. Fırın ve atölyeyi çöpe atın, tüm fırın şaşkına dönsün ve çömlekçiler uzun uzun inlesin. Atın çenesi nasıl öğütüyorsa, fırın da içindeki tüm kapları öğütüp parçalasın.
Bana da gel, Helios’un kızı, birçok uyuşturucunun Kirke’si. Vahşi büyülerinizi yapın ve bu adamlara ve eserlerine zarar verin. Chiron, hem Herakles’in elinden kaçan hem de öldürülen Kentaurlar ordusunu bana getirin. Bu işleri parçalasınlar, ve fırını yok etsinler. Çömlekçilerin kendileri bu korkunç eylemlere ve ağıtlara tanık olsunlar. Ama onların talihsiz zanaatlarına baktığımda sevineceğim.
Onlardan biri fırının içine bakarsa, ateşle yüzünün tamamı kavrulur ki, hepsi insanlara adaletli davranmayı öğrensinler.
Lanette anlaşıldığı üzere çömlekçileri, pişirme esnasında yapılan işlerin başına gelebilecek çeşitli felaketleri temsil eden bir dizi iblis çağrısıyla tehdit etmektedir. Çağırıcı, Kirke’yi çağırırken lanetleme faaliyetini cadı geleneğiyle ilişkilendirmiştir.
Önce güzel esenliklerle başlayan bir tabletin sonrasında çağırıcıyı kandırma girişiminde bulunurlarsa çömlekçilerin başlarına gelebilecekler hakkında bir uyarı niteliği de taşımaktadır diyebiliriz.
Leydihan
15 Haziran 2025, 03:01
2.3.8. Vodoo Bebekleri
Yunanca σώματα ‘küçük bedenler’ kelimesi, insan figürinlerini temsil etmek için sıklıkla kullanılmaktadır. Platon, εἴδωλον’u görüntü olan nesneler olarak tanımlar.
Latince’de Apuleius, küçük oyuncak bebeğini ifade etmek için simulacrum kelimesini kullanır. Ancak εἴδωλον, ölü bir kişinin görüntüsü gibi hayalet anlamında da kullanılır.
Κολόσσοι kelimesi hem büyük heykeller hem de küçük kişisel görüntüler için kullanılabilmektedir. Hayaletleri dağıtmak için kullanılan Cyrenaean yazıtına ahşap veya topraktan yapılmış (κολόσσı) erkek ve dişi figürinler denir.
Aγάλμα genellikle tanrıların onuruna yapılan heykellere atıfta bulunur. Platt, bu terimin işlevine, ‘kendisinden olan bir şey’ olarak atıfta bulunduğunu yorumlamıştır.
Büyülü papirüslerde αγάλμα kelimesinin kullanılması, sihirli bebekler tarafından ifade edilebilen tanrısallığı ifade ediyor olabilir, çünkü uhrevi güç ritüel yoluylad izginlenebilir.
Sihirli papirüsün büyülü bebekler büyülerinin çoğunda, uygulayıcıdan PGM IV. 2359-73’deki ‘Hermes yap’ ve PGM XIII. 310-319’daki ‘bir su aygırı yap’ gibi çok özel bir görüntü türü yapması istenir. Bunlar halk tarafından çok iyi bilinen bir ikonografiye atıfta bulunur. PGM IV.
3125-3171’de uygulayıcıdan bir ἀνδριάντα,, küçük bir adam görüntüsü yapması istenir. Büyülerin kendisinde, ζῴδια kelimesi sıklıkla sihirli bebekler için değil, aynı zamanda papirüs veya yazılı taşlar üzerindeki küçük resimler için de kullanılır. ζῴδια alışılmadık bir kelime seçimidir.
Küçültme en erken M.Ö. 3. yüzyılda ortaya çıkar, ancak Mısır’da M.S. 3. yüzyıla kadir nadiren kullanılır.
ζῴδια kullanımı, orijinal olmasa da, Roma Mısır’ında büyülerin transkripsiyonunun bir belirteci olabilir, yaygın kullanıma girdiği yerin burası olduğu düşünülebilir.
Büyüler Mısırlı rahipler tarafından derlendiyse ve dağıtım amaçlı değilse, dilin nüansı dikkate alınmamış olabilir.
Alternatif olarak, papirüs derlendikleri bölgenin yerel lehçesini yansıtıyor olabilir. Bebeklere atıfta bulunmak için kullanılan kelime dağarcığı farklılıklarına rağmen, sihirli papirüslerde sihirli oyuncak kullanımı yaygındır.
Gager’e göre; büyü yapanların bir papirüs veya lamel, bir kurşun tablet üzerine sadece bir büyü yazmakla yetinmedikleri takdirde figürinlerin kullanılacağınıs öylemektedir.
Birkaç antik büyü bilgini, yaratmanın ve onu manipüle etmenin, bir büyüyü duygusal acıyı iyileştirmede etkili kılmak için yeterince temizleyici olması gerektiğini öne sürmüştür.
Okuma yazmayı fazla bilmeyen bir insan topluluğunda küçük figürünler çok fazla öneme sahiptir. Stewart; bir oyuncağın natürmort’u durmuş bir yaşam temasını tekrarlar demiştir. Ama oyuncak bir kez canlandırıldığında, başka bir dünyayı başlatır der. Bir minyatürün, bir oyuncak bebeğin yaratılması, güçlü bir görüntünün yaratılmasıdır.
Wilburn, arkeolojik alanlarda ritüel veya sıradan bağlamlarda bulunan lambalardan herhangi biri olabilecek, kehanet büyülerinde kullanılan lamba örneğini kullanmıştır.
Bir ev lambası geçici olarak kehanet için kullanılabilir ve daha sonra daha faydacı amaçlara geri döndürülebilir.
Küçük tanrı figürinleri genellikle dinsel olarak yorumlanır; katılımcı figürinleri dekoratif olarak yorumlar, arkeolojik kayıtlarda karşımıza çıkan bebekler, bariz bağlayıcı özelliklere sahip olduklarında genellikle büyülü olarak yorumlanır. Bir arkeoloğun onu sihirli olarak kabul etmesi için bebeğin bükülmüş uzuvları veya iğnelerle delinmiş olması gerekir. Bir oyuncak bebeğin doğası gereği dini, dekoratif veya büyülü olup olmadığı sorusu, eserlerin çok sayıdaki olanaklarından dolayı gerçekten cevaplanamayan bir sorudur. Bunun en önemli sebebi ise; ilk bakışta ‘ritüel’ ve ‘dini’ olarak tanımlanmasıdır. Bu eserlerin ayrıntılı şekilde incelenmesi sonucunda, büyü potansiyeli ortaya çıkabilir. İlahi görüntüler, güçlü doğaüstü varlıkları temsil ettikleri için; bazen insan kemiği parçaları, şifalı bitkiler veya yazılı nesneler gibi canlandırıcı bileşenlerin eklenmesiyle desteklenen görsel bir ilişki vardır. Bu doğaüstü varlık daha sonra oyuncak bebek aracılığı kontrol edilebilir ve yönlendirilebilir.
Bu doğaüstü, bir kült heykelinin tedavisine benzer şekilde, bebeğe muamele temyiz edilmiştir. İkna edici görüntüler tipik olarak hedefin adıyla yazılır veya hedefin adıyla yazılmış bir nesneyi içerir. Görsel bir referanstan ziyade bu yazılı referans, oyuncak bebek ile hedef arasındaki bağlantıyı kurar. Bebeğin yaratılması, doğaüstü gücü belirli bir amaca yönlendirmek içindir. İkna edici bebekler daha sonra istenen etkinin metaforunu canlandırmak için fiziksel olarak manipüle edilebilmektedir. Büyülü bebeklerin tipolojik özelliği bu durumda çok önem arz etmektedir.
Leydihan
15 Haziran 2025, 03:07
[Only Registered Users Can See Links] 5. Büyülü bebek tipolojisi
İlahi ve ikna edici antropomorfik ve zoomorfik bebekler, büyülü papirüslerde erotik büyüler, kehanet büyüleri ve ticaret büyüleri gibi birçok farklı büyü türünde bulunur. Bu bebekler tipik olarak küçük kült heykeller olarak kabul edilir. Büyünün ustasına onlara kurban kesmesi, dua etmesi, onları küçük bir lambanın üzerine dikmesi vb. talimat verilir. Bu tedavi yoluyla, büyü yapan kişi, bir tanrının gücünü küçük heykelcik aracılı ile kanalize ettiğine inanır. İlahi bebekler bazen, kült heykellerin canlandırılmasında benzer bir yöntemle, genellikle temsil ettikleri ilahi figürle ilgili şifalı otlar olan pharmaka veya papirüslerle canlandırılır.
Materyaller, bu amaç için tasarlanmış heykelciğin arkasındaki bir oyuktan göğüs boşluğuna sokulur. Dini heykeller genellikle amaçlanan tanrısallığın gücünü, Apollon için defne, Eros için dut ağacının gücünü yakalamak için belirli ortamlarda yapılmıştır. Hekate heykellerinin kertenkele, mür, sakız ve buhur da dahil olmak üzere bitki ve hayvan malzemesi karışımından yapılması gerekmektedir.
Bu bileşenler, büyücünün bir tanrıyla bağlantılı olduğuna inanılan güçlü bir görüntü yaratmasına yardımcı olmuştur.
Bu sahte bağlantı ile, büyücü sihirli amaçlar için ev yapımı ilahi bir bebeğe hitap edebilir. İkna edici bebekler, temsil ettikleri ve somutlaştırdıkları hedefi etkilemek için bağlanır, bükülür veya delinir. İnsan hedefi bebeğe, büyünün hedefine ait bir saç veya giysi parçası olan οὐσία adının yazıtıyla bağlanır. Bebeklere yapılan bu ritüel şiddet, doğada similia similibus olarak da bilinen ikna edici bir sihirdir.
Faraone, ikna edici sihir kullanan sihirli oyuncak bebeklerin, zayıf konumlardaki bireyler tarafından, güçlü konumlardakilere karşı kullanıldığını savunmuştur.
Güç farklılıklarını da içerebilecek durumlarından dolayı hüsrana uğrayan bireyler, büyü kullanımına yönelmiş
hissedebilirler. Bu güç eksikliği, duygusal veya sosyal dezavantaj açısından doğru olabilir, ancak bu hipotezi kanıtlamak imkansızdır. Metinlerden anlaşıldığı üzere, delmenin arkasındaki amacın şiddet değil, kontrol düşünülmektedir. Amaç, hedefin acısı veya yıkımı değildir.
PGM IV.296-466, ‘Benden başka kimseyi hatırlamaması için, NN’nin böyle bir üyesini deliyorum, NN’, yazmaktadır.
Erotik bir büyünün içindeki ikna edici bebek, sevgi nesnesini sakat bırakmamak için hedefin duygusu ve düşüncesi üzerinde kontrol sahibi olmak için delinir. Erotik olmayan bağlayıcı bir büyüde, hedefin iş uygulamalarında veya rekabette felç edilmesi veya etkisiz hale getirilmesi amaçlanmıştır. Bebeklerin çok şiddetli görünümü, büyücünün daha kişisel motivasyonlarını yalanlamaktadır.
Bulunan kaynaklara göre malzeme kaydında iki tür ikna edici oyuncak bebek tanımlanmıştır. Aversi veya bükülmüş bebek terimi, bağlamayı etkilemek için bükülen bebekleri tanımlamaktadır. Bu bebekler ister mahkemede, ister iş hayatında veya başka bir sosyal konuda olsun, hedefi felç etmek için kullanılırlardı.
Transspecti, bu oyuncak bebekleri iğneli veya çivili olarak tanımlamaktadır. Transspecti bebekleri çoğunlukla erotiktir, ancak bebeklerin de arzulanan sonucu etkilemek için aşıklar gibi birbirine dolandığı bulunmuştur. Bu tür
manipülasyon muhtemelen sihirli oyuncak bebeklerin en az metaforik kullanımıydı.
Aversi bebekler, transspecti bebeklerin en ünlüleridir. (Resim 29 Louvre Voodoo Bebeği).
Antropomorfik ilahi bebekler, ilahi figürleri temsil eden insan şeklinde bebeklerdir. Genellikle adaklar ve dualar dini ikonlar olarak muamele görürler ve onlara hitap edilirler; nu bebekler büyü tekeri tarafından bükülmez, bağlanmaz ve delinmezler.
Büyülü metinlerde, antropomorfik ilahi bebeklere genellikle tanrıların isimleri ile atıfta bulunulmuştur. Örneğin; Hermes veya Eros vb. Bazen referanslar belirsiz olabilmekte ve talimatlarda bir ‘dilenci’ veya ‘köpek’ görüntüsü istenebilmektedir. Greko-Romen dünyasının kült heykelleriyle benzerliklerine rağmen, bebeklerin temsil ettiği tanrılar her zaman Greko-Romen panteonundan alınmamıştır. PGM IV. 125-171, Mısır tanrısı Pantheos’u temsil eden ve Yunan tanrısı Agathos Daimon ile asimile olmuş üç başlı bir tanrıya sahiptir.
Bazı erotik büyüler, büyünün yararlanıcısını temsil etmesi amaçlanan oyuncak bebeklerin kullanılmasını gerektirir. En iyi örnek Mısır’da bulunmuştur ve bir papirüs içine sarılmış birbirine bükülmüş iki balmumu bebekten oluşur.
Bebeklerin etrafına sarılmış papirüse göre, bebeklerden biri döküm ustası, Theon’u, değeri ise Euphemia’yı temsil etmektedir. Bu, kendini temsil eden bir oyuncak bebeğin yaratılmasının tehlikeli bir şey olup olmayacağı sorusunu gündeme getirerek, döküm ustasını savunmasız bırakmaktadır. PGM IV. 296-466’da hedefi temsil eden bir kadın bebek, büyüde Ares adında bir erkek bebekle eşleştirilir. Antropomorfik bir ilahi bebek olan Ares, fiziksel olarak tehdit edici bir duruşta antropomorfik ikna edici bir oyuncak bebek olan kadın bebeğin boynuna bir kılıç tutacak şekilde şekillendirilmiştir. Büyünün uygulayıcısına daha sonra dişi bebeği, cinsel organları da dahil olmak üzere anatomisinin birçok yerinde iğnelerle delmesi talimatı verilir. Bu farklı antropomorfik bebekler, farklı sihir türlerini kanalize etmek için eşleştirilirmiştir. Ares bebeği, büyüyü yoğunlaştırmak için döküm ustası tarafından tasarlanırken, isimsiz dişi bebek, antropomorfik ikna edici bebek, büyüyü bireye hedeflemek için tasarlanmıştır.
Zoomorfik büyülü bebeklere baktığımızda ise; genellikle hayvan biçiminde tasvir edilmişlerdir. Mısır tanrılarına ithaf edilmişlerdir. PGM XIII. 310-319, su aygırı formuna sahip bir tanrıça olan Thoeris’i temsil etmektedir. PDM desteği 117-130’da çakal başlı tanrı Anubis’i temsil etmesi amaçlanan bir çakal bulunur. PGM XIII.321- 326’daki gibi timsah bebekleri, Roma Mısır’ında Dioscuri ile ilişkilendirilen bir tanrı olan Soben’e atıfta bulunmaktadır.
(Resim 28 Bkz.) Her ikisi de rüya göndermek için kullanılan çakal ve su aygırı, küçük kült olarak kabul edilen zoomorfik ilahi bebeklerdir.
Bir başka zoomorfik ilahi bebek, PGM VII. 1-63 ‘teki babundur. Bu bebek, Hermes miğferi takan ve Hermes etiketli bir papirüs tarafından canlandırılan, bağdaştırıcılığın açık bir sonucudur. Hermes Greko-Romen Mısır’da Thoth ile ilişkilidir. Başka bir bebek büyüde Kerberos olarak adlandırılan PGM IV. 1872-1927’nin mumlu köpeği öldürülen bir adamın kemiğinin sokulmasıyla canlandırılmıştır.450 Kerberos ilahi bir figürdür, ancak tipik olarak pek hoş karşılanacak bir figür değildir. Büyü malzemeleri ise; ölü bir adamın parçalarıdır. Dökümcü ölülerin ruhlarına yalvarır: ‘Havlayan köpek,
sana yalvarırım Kerberos, kendini asanlar, ölüler, şiddetle ölenler adına: onu bana çek, NN, annesi NN.’451 Ölülerin ruhları ve Kerberos birlikte bir sevgiliyi eve çekmek için kullanılır. Bu, hem aktif hayaletlere hem de ilahi bir figüre hitap ediyor gibi görünmektedir. PGM XIII. 321-326’da, insan hedefin sihirle bağlanması amaçlandığından bir timsah bebek bağlanır. Büyü, ‘karınızın başka bir adama sahip olmamasını istiyorsanız’ olarak etiketlenmiştir.
Dökümcü ustasına pişmiş topraktan bir timsah yapması ve onu kurşun bir tabuta koyması talimatı verilir. Timsah ne delinmiş ne de bükülmüş olsa da, tabut hedefi bağlama yöntemidir. Kerameikos’un kurşun bağlama bebeği, tamamen aynı formülün ürünüdür, ancak yasal bir rakibi bağlamak içindir.
Zoomorfik bebek büyüsünde, tipoloji potansiyel uygulaması, çarpık Hermes büyüsüdür. Bu büyü, birçok filolojik tartışmanın odak noktası halindedir. Faraone ve Versnel, bu büyüyü bağlayıcı bir lanet olarak yorumlarlar, ancak büyünün sihirli bir oyuncak bebek kullanıp kullanmadığı konusunda anlaşmamışlardır. Faraone’nin çevirisi aşağıdaki gibidir:
ὥσπερ στρέφεται ὁ ἑρμῆς
τοῦ μυελου καὶ ἀλήθεται τοῦ
το τὸ πιττάκιον, οὕτως στρέψον
τὸν ἐγκέφαλον καὶ τὴν
καρδίαν καὶ πᾶσαν διάνοιαν
Ζητοῦν <τ> ῆ <ς> ἐπικα
λουμένης Καλημέρας.
ἤδη ἤδη ταχύ ταχύ.
Büyü ikna edici bir benzetme kurar. ὥσπερ… οὕτως…… formülü, genellikle bir tabletin gömülü olduğu bir cesete, oyuncak bebek veya tabletin yapıldığı kurşun malzemeye atıfta bulunarak, küfürler boyunca görülür.
Yüzünde, büyü, tıpkı ἑρμῆς‚ döndüğü gibi, hedefin beyni ve kalbinin de döndürülmesi gerektiğini öne sürmektedir.
Versnel, ἑρμῆς’ı hayvansal yağ veya kemik iliğinden yapılmış tanrı Hermes şeklinde bir bebek olarak okumaktadır. Bu oyuncak bebek daha sonra erotik niyetin hedefi olarak anladığı büyünün hedefini bağlamak için bükülmüştür.
Versnel ayrıca, Mısır inançlarında spermin ilikte üretildiğine inanıldığından, erotik büyüde iliğin kullanımını
Mısır büyüsüne kadar takip eder.
Versnel, papirüs ve sihirli oyuncak bebekleri büyünün ayrı öğeleri olarak okumaktadır. Yapılan arkeolojik kazılar bize göstermiştir ki, sihirli oyuncak bebekler, evlerde, kutsal alanlarda, su kütlelerine ve eski yollardaki çatallarda bulunmalarına rağmen, en yaygın olarak mezarlarda ele geçmiştir.
Eski kaynaklar, büyünün maddi kültürünün yazılı veya yazılı nesnelerden, figürinlerden ve temsillerden, insan kurbanının parçaları da dahil olmak üzere biyolojik materyallerden ve ayrıca sihirli kullanım için yeniden tasarlanmış ev eşyalarından oluştuğunu ileri sürmüşlerdir.
En eski büyülü bebekler Yunanistan’ın Arkaik dönemine (M.Ö. 800-480) aittir.457 En son tarih ise M.S. 4. yüzyıla tarihlenir. Büyülü bebekler için kullanılan balmumu, pişmemiş kil, ahşap, mermer, kurşun gibi çeşitli malzemelerden arkeolojik olarak pişmiş kil ve kurşun varlığını sürdürebilmiştir. Balmumu bebekler ise nadir durumlarda ele geçmiştir. Sihirli papirüs talimatlarına baktığımızda ise; okuyucuyu oyuncak bebek yapmanın büyünün etkisinin hayati bir parçası olduğunu düşünmeye yönlendirmesidir. Gerçekte papirüsler, ihtiyacı olan kişilerin başvuracağı uygulayıcılar için daha çok el kitabı işlevi görmüşlerdir. Örneğin; Filistin’de bulunan kurşun kaplı bebek, kitlesel ölçekte bir bağlama büyüsünden ziyade, gerektiğinde kullanılmak üzere profesyonel bir sihirbazın ekstra bebek koleksiyonu olarak düşünülmüştür. (Resim 31)
Leydihan
15 Haziran 2025, 03:09
[Only Registered Users Can See Links] 31. Tell Sandahannah’dan bağlı kurşun heykelcikler.
Bazı figürinler cinsel özellikler göstermektedir. Kaynağı belli olmayan bir mago. Kullanıcılar için hazır tablet ve figürinler. Boyları 5 ile 8 cm. arasında değişmekle beraber, çoğu ellerinden veya ayaklarından , bazıları ise her ikinden de bağlıdır. Figürinlerin bazılarında saç, baş, yüz, göbek, göğüs ve uzuvlar görülebilmektedir. J. Gager, 1992, s. 205.
Karanis büyülü bebeği, ev içi büyünün en iyi örneğidir. Bir ocağın veya bir mumun düşük ısında, dökümcü tarafından şekillendirilip ateşlenen pişmiş toprak büyülü oyuncak bebeğidir. 1933 yılındaki kazı sırasında bir çocuk oyuncağı ve küçük bir idol olarak tanımlanmıştır.
Küçük heykelcik pişmiş kilden yapılmıştır. Bebeğin kabaca yapılmış saçları, göğüsleri ve gözleri, burnu, ağzı, meme uçları ve bir aletle çizilmiş cinsel organı vardır. Bebeğin renk çeşitliliği ya açık alevde pişirildiğinin ya da sihirli bir ayinin parçası olarak yakıldığının kanıtıdır.
Oyuncak bebek ayrıca boncuklar, ostraca ve üç kemik iğnesi içeren bir topluluğun parçasıdır. Bu bebeği şekillendirmek için beraberindeki kemik iğnelerinden biri kullanılmıştır. Bebeğin içindeki yanma ve iğne delikleri Louvre Voodoo bebeği gibi erotik bir büyüde kullanılmış olabileceğini de düşündürmüştür. Tabletler, lanet kaseleri ve değerli taşların lanet formüllerini taklit ettiği, ancak kelimelerin kullanılmadığı tespit edilmiştir.
Öne çıkan cinsiyet özellikleri ve yüzeydeki yanık izleri, ev ortamında yapılan erotik bir büyünün parçası olduğunu göstermektedir. Karanis bebeği, antropomorfik bir bebektir. (Resim 32)
Oyuncak yakılmış ve delinmiştir. Büyülü bebeklerin yakılması, papirüslerde değil, antik çağlarda kanıtlanmıştır.
Bebekler, cinsiyet özelliklerinin ötesinde hiçbir tanımlayıcı tasvire sahip değildirler. Wilburn ise, bebeğin erotik büyü için yapılmış olabileceğini düşünmüştür. Bu bebekten çıkarılabilecek sonuç ise; bir antropomorfik bulgu ve ikna edici oyuncak bebek olduğudur
[Only Registered Users Can See Links] 32. Karanis Bebeği, Kelsey Museum, 7525.
Karanis Revealed, Discovering the Past and Present of a Michigan Excavation in Egypt, Edited by T. G. Wilfong, Kelsy Museum Publication 7, Michigan, 2014, s. 82
Sonuç olarak, büyü kullanarak düşmanları ve hayaletleri bağlama pratiği, Akdeniz kültürlerini kapsamaktadır. İblisler, hayaletler ve düşmanlar Asur Maqlu törenlerinde kovulmuştur. Cyrene’de yemin etme ve hayalet yerleştirme törenlerinde balmumu bebekler eritilmiştir Bu farklı kültürlerin uygulamaları arasındaki yazışmalar açık olsa da, günümüze ulaşan kanıtlar çok azdır. Bundan sebep, bu uygulamaların kökenlerini net bir şekilde tahmin etmemiz olanaksızdır.
2.4. Büyülerden Korunma Yöntemi Olarak Muskalar
Apotropaia terimi, geleneksel olarak bir nesnenin, insan kullanıcılarından kötülüğü önlemek için doğaüstü bir yeteneğe sahip olduğu belirli bir koruyucu büyü tipine atıfta bulunmaktadır. Antik Yunanistan’ın koruyucu büyüsüne böyle bir evrensel yaklaşımın uygulanması köken olarak sorunlu olabilmektedir. Kelime anlamına baktığımızda ise Apotropaia, ‘dönmek veya uzak durmak’ anlamına gelmektedir.
Arkaik ve Klasik dönemlerde koruyucu büyünün, birincil koruyucu ajanlar olarak büyük ölçüde tanrılara ve bu ilişkinin, koruyucu nesnelerin ve ritüellerin işlev gördüğü bağlamlarda yansıtıldığını göstermektedir. Bu nedenle, koruma amblemleri sıklıkla dini yapılar bağlamında veya Athena veya Apollon gibi koruyucu tanrıların kişisel süsleri
üzerinde ortaya çıkarken, koruma ritüelleri, apotropotik tanrılara kurban gibi kamusal dini eylemler biçimi almıştır.
Mezar çevresi, fırınlar, sur duvarları veya gemiler gibi bir topluluğa fayda sağlayan alanlarda sıklıkla bulunmuşlardır.
Arkaik ve Klasik dönem korunma şekilleri koruyucu tanrılara ve iblislere yapılan çağrılarla kanalize edilirken,
Hellenistik dönem, insanlar tarafından gerçekleştirilen koruyucu ritüellerde, insanlar tarafından giyilen koruyucu kıyafet ve insanlara benzeyen koruyucu amblemlerde
sıklıkla görülmeye başlanmıştır.
Leydihan
15 Haziran 2025, 03:17
Muskalar
2.4.1. Muskalar
Muskaların veya kişisel koruyucu cihazların incelenmesi karmaşık bir girişim olmakla birlikte, büyülü metinlerde sıklıkla işlenen bir nesne olarak muska, yalnızca antik Yunan büyülü papirüslerini değil, aynı zamanda antik büyülü edebiyatın daha geniş bağlamı olan, bağlama büyülerini ve lanetleri, aşk büyüsünü, tılsımları, oymalıta şlar ve kabartmalı taşları filtreler. Yunan dünyasında koruyucu büyünün failindeki kronolojik değişim sorunuyla ilgili olarak ise; büyülü taşlar ve muskalar gibi erkenko ruyucu kişisel süs eşyalarının temsil örneklerine bakmak gerekmektedir. Muska terimi hem sihirli taşlar hem de φυλακτήρια veya sihirli metinler ve sembollerle oyulmuş minik metal lamel levhalardan yapılmış koruyucu işaretler için kullanılmıştır.
Φυλακτήρια Yunanca, çoğu fiziksel, metafizik veya tıbbi hastalıklardan korunma aradığından, büyük ölçüde koruyucu bir işleve sahiptir. Bu lameller genellikle bir süspansiyon içine sarılır ve kişisel koruyucular olarak giyilir.
Kişilerin kendileri için yapılan büyüleri bozmaları için gereken en önemli şeyler, karşı büyü yapma (bağlama büyüsü) ya da yapılan büyünün yerini bulmadır. En zor olanı ise büyünün bulunup imha edilmesidir. Karşı büyüye bir örnek:
Hem başım ağrıyor hem de başka ızdıraplarım var diye beni Demetrios’un evinden kovan insanlardan öcümü almak ve onlara aynı şekilde karşılık vermek boynumun borcudur diyerek, Philonides ile Ksenodikos’u bağlıyorum. Eğer beni saracak bir bağlama büyüsü (peridesmos) dökülürse dillerinden, karanlıklara gark olsun bu büyü. Philonides dilerim dilleri tutulur, sesleri kesilir ve sevişemezler. Bu tür süslemeler değerli ve adi metallerden yapılabilir. Ancak kurşun, özellikle aşk büyüleri veya küfürler gibi kötü niyetlinsihir olarak adlandırılan şeylerin kullanımı için ayrılmıştır. Lamellerin çoğu, koruyucu yazıtlara ek olarak çeşitli büyülü görüntüler veya işaretler içermesine rağmen, esasen metinsel niteliktedirler.
Phalasarna tılsımı dışında, bugüne kadar bulunan en eski örnek, Makedonya’daki antik Beroea’dan gümüş bir lameldir. Metin M.Ö. 1. yüzyıla tarihlenmektedir:
Ἀνοχ αι / Ἀκραμμαχαμαρι / Βαρβαθιαωθ /
Λαμψοθηρ / Λαμμηηρ / Λαμφορη Ἰαω / Ἀβλαναθαναλ- / βα, κύριοι ἂνγελοι / σώσετε τὸν ὲγεν- / νη<σ>εν Ἀταλάντη / Εὺφήλητον.
[Only Registered Users Can See Links] 33. Beroea, Makedonya’dan gümüş lamel. Yükseklik: 7.3 cm. genişlik: 5.8 cm. R. Kotansky, a.g.e., s. 212.469
Metin sekiz sihirli sözcükle başlamaktadır. Ardından bir Atalante’nin oğlu Euphiletos’u kurtarması için egemen melekler κύριοι ἂνγελοι’a başvurur. Roy Kotansky’ye göre; büyülü kelimeler Mısır, Kıpti ve İbrani köklerini gösterirken, σώσετε kelimesi genellikle kurtuluş için Hristiyan dualarında görünür.
Leydihan
15 Haziran 2025, 03:23
Dikkat çeken diğer bir büyü, Pontus’un Seleukos krallığında Amisos’taki bir mezardan bronz bir kapsül içine sarılmış gümüş bir lameldir. Muska metni aşağıdaki gibidir:
Ἐγώ εἰμι ὁ μέγας ὁ ἐν οὐ- / ρανῷ καθήμενος, / τὸ μολὸν κύτος ὄλου / τοῦ κοσμοῦ,
Ἀρσενοφρε- / φρης, σάον ὄνομα Μιαρ- / σαυ ὠς δέμων ἀγα- / θός, Βαριχαα Κμῆφι, ὁ /
βασιλε<υ>ων τῶν βασιλέ- / ων, Ἀβριαώθ, Ἀλαρφώθ, / οι Εηθθ, ὁ ὤν μηκέτι / κακὸν
φενέοθω
ἀπελα- / σον, ἀπελασον ἀπὸ ῾Ρου- / φίνης τὴν ὐπόθεσιν / καἰ εἴ τίς με ἀδικήσι ἐπέκινα, /
162
ἀπόστρεψον μήτε με φάρ- / μακον ἀδικήσι βασιλέα / βασιλέων, Ναρβιαων τω /
ορθιαρη ἐγώ ὁ
βασιλί- / ζων τὸν τόπον εἰς ὀνόμα- / τι Μούσι<ς>
M.Ö. 1. yüzyılın sonlarına tarihlenen muska, 1. yüzyılın başlarına kadar, koruma ajanının Olympia’dan ziyade insan köklerine sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Metin, Rufina adında bir kadını olası davalardan ve zehirden korumayı amaçlamaktadır. Sahibini yasal veya fiziksel zararı önlemek için korumasını talep ettiği ‘büyük birine’ μ μέγας) benzeterek başlamaktadır.
[Only Registered Users Can See Links]
Resim 34.Ἐγώ εἰμι ὁ μέγας ὁ ἐν οὐ- / ρανῷ καθήμενος: : kişi güneş tanrısına ve daha sonra bir krala benzetilir. R. Kotansky ,a.g.e., No, 1-2, s. 184,
Bu tanımlama, özellikle Hellenistik hükümdarlar tarafından popüler hale getirilen bir ünvana atıfta bulunduğundan, 7-9 ve 15-18 satırlarında ‘Kralların Kralı’ (βασιλέα βασιλέων) ifadesinin kullanılmasıyla büyülü metinde daha da vurgulanmaktadır.
Leydihan
15 Haziran 2025, 03:29
Muska, giyen insanı bu koruyucu figüre benzeterek, ilahi vesayet güçlerinin ölümlüler tarafından elde edilebileceğini vurgulamaktadır. Ayrıca Kotansky muskanın 15-18. satırlarındaki ‘zehir ona zarar vermesin’ (μήτε με φάρμακον ἀδικήσι)ifadesiyle bağlantılı olarak kraliyet ünvanını kullanmasının, zehirlere karşı efsanevi savunmasızlığı ve Hellenistik krallığa eşlik eden yarı tanrı kavramı göz önüne alındığında, özellikle Mithridates VI Eupator'a atıfta bulunmalıdır.
Mithridates VI Eupator'a yaşamı boyunca Dionysos, Herakles, bir Yakın Doğu güneş tanrısı ve ilahi Büyük İskender olarak tapıldığı biliniyordu ve o burada ilahi korumanın çok uygun bir temsilcisi olarak rol almıştır.
Bunu yaparken, muska bir Olympos tanrısının değil, eski tanrıların yerini alan bir insan hükümdarın vesayet kurumuna Helenistik bir inanca tanıklık etmektedir. M.Ö. ikinci yüzyıla tarihlenen bir altın muska da şunlar yazılıdır: Πανχουχι θασσου / Πετοτεσια / Ενεφερως / Παν πεμαμ / Ψα / Ποσεδαεν
Metin sağlık veya bir korumadan söz etmektedir. Yazıtta: Poseidon’a, taşıyıcının böbreklerini herhangi bir rahatsızlıktan kurtarması için bir çağrı da bulunmaktadır.
Örneklerden de anlaşılacağı üzere, koruma aracısının, Olympos tanrılarından bir tanesi olmakla birlikte, genellikle genç nesil tanrılar arasında yer alan bir kadın tanrı olduğu görülmektedir. Aşk meselelerinde önceliği Aphrodite dışında, koruyucu diğer tanrılar Artemis ve Hygeia’nın seçimi daha geleneksel koruma ya da (örneğin; Apollon, Ares ya da Asklepios) şifa alanlarında aynı yeteneklere sahip eski erkek tanrılar göz önüne alındığında özellikle kışkırtıcı görünmektedir. Buradan yola çıkarak ise; geleneksel yaşlı erkek Olympos tanrıları pek rağbet görmemiş gibidir.
Bir diğer korunma yöntemi ise, sihirli taşlardır. Sihirli taşlar, üzerine büyülü metinler, resimler veya her ikisi ile yazılmış ve küçük şekilde işlenmiş taşlardan oluşmaktadır. Bu tür birçok muska üzerinde bulunan yazıtlara göre, oymalı taşlar genel koruma büyüleri yapma, lanetler yapmak, aşk büyülerini iletmek ve hastalıkları önlemek için kullanılmışlardır.
Yunan tarihinin hemen hemen her döneminde, koruyucu güçteki değişim sorununun peşinde sadece Arkaik, Klasik ve Hellenistik dönemlerden oyulmuş taşların temsili bir örneğine odaklanmak en güzeli olacaktır.
Sihirli yazılara sahip taşlar, amaçlarına göre kolayca tanınırken, yalnız figürleri veya olağandışı sembolleri tasvir edenleri, doğaüstü kullanımı ima edilen veya amaçlanan benzer taşlardan ayırt etmek daha zordur. Figürlü taş tılsımların erken teşhisleri, taş oymacılığının ve yöneliminin kalitesine ilişkin sübjektif değerlendirmelere dayanmış görünmektedir. Çoğunlukla döküm ustası tarafından yapılan kaba oymalı taşlar ve doğru yönlendirilmiş mühür izleri üretmek için ters oyulmamış görüntülerin modern bilim adamları tarafından muska olarak etiketlenmesi daha olası olmuştur. Maddi
kayıtlar, birçoğu kesinlikle taşıyıcıları için doğaüstü önem taşıyan tanrı veya canavarların incelikle oyulmuş figürlerini betimleyen mücevher örnekleri ile doludur.
İnce oyulmuş bir mühür taşının hem sihirli hem de pratik bir öneme sahip olmamasını için hiçbir neden olmadığından, mücevherlerin ikili amaçlara sahip olma olasılığının da tamamen dikkate alınması da önemlidir.
Bunun yanı sıra, Arkaik, Klasik ve Hellenistik Dönemlere ait oyma taşlar, büyük ölçüde büyülü olamayan nesneler kategorisine alınmış olmalıdır. Örneğin; Arkaik Dönemde, kompozit yaratıkların, kahramanların, av sahnelerinin veya hayvan dövüşlerinin görüntüleriyle oyulmuş taşlara sıklıkla rastlanmaktadır ve bok böceği taşları olarak adlandırılan bu buluntular, M.Ö. 6. yüzyıla tarihlenmekle beraber bu tarz taş ve sahnelere New York Metropolitan Museum of Art mücevher koleksiyonunda görülebilmektedir. Gisela Ritcher, bu tür mücevherlerin büyülü nesneler olarak hizmet edebileceği yorumunu, ‘tılsım olarak kullanılan taşlardaki gravürün, mühürlerde olduğu gibi’ görünmediği gerekçesi ile reddetmektedir.
Bu ayrım noktası, oymalı taşlar üzerindeki figürlü sahnelerin doğası ışığında tutarsız görünmektedir. Örneğin; New York’ta geç Arkaik bir Carnelian bok böceği üzerinde görülen bir geyiğe saldıran aslan sahnesinin anlamı, olumlu ya da olumsuz izlenimde olsun semantik görünmektedir. (Resim 35)
[Only Registered Users Can See Links] Resim 35. Carnelian scarab. M.Ö. beşinci yüzyıl, Metropolitan Museum of Art, New York, No. 41.160.434.
Klasik Dönem boyunca sihirli taşları tanımlamak da benzer şekilde zor olmuştur.
Richter burada, büyük Olimpiyat tanrılarının, fantastik yaratıkların ve efsanevi kahramanların popülerliğinde, tanımlanmamış oymalı taşların konusu olarak karşılık gelen bir düşüşe dikkat çekerken, ‘halkın, özellikle de kadınların günlük yaşamının’ sahneleri oldukça yaygınlaşıyor. Büyülü güçleri olan taşlara, Aristophanes’in Ploutos’unda gerektiğinde satın alınabilecek tıbbi ihtiyaç grubu olarak görmekteyiz.
Ancak söz konusu rahatsızlıkların tedavilerini nasıl etkilediği konusunda belirsizliğini korumaktadır. Richter, Aristophanes’le ilişkilendirilen pasaj’da yüzüklerin kullanımına ek bir doğaüstü görsel yönü gösteren ‘nazardan kaçınabileceklerini ve yılanlara karşı korunabileceklerini’ belirtir.
Hellenistik Döneme gelindiğinde ise; taşların büyülü amaçlarını tespit daha da zorlaşmıştır. Mücevher tasarımındaki kabartmalar ve oymalar, doğaüstü olan taşların tespiti açısından belirsizlik teşkil etmiştir. Örneğin üzerine güneş ve ay işlenen ve kötücül durumlardan kişiyi koruması istenerek boyna tüylerle asılan bir ametist ya da kartalla oyulmuş zümrütlerin hem havaya bağlı olan dolu’yu hem de çekirge istilasını önlediği, zehire karşı panzehir görevi gördüğü ve krallara erişim sağladığı söylenmektedir.
Koruyucu olan muskalar üzerinde daha küçük olan Yunan tanrıları ile karşılaşılmıştır. Arkaik ve Klasik dönemlerde koruyucu büyünün, birincil koruyucu ajanlar olarak büyük ölçüde tanrılara ve iblislere dayandığını ve bu ilişkinin, koruyucu nesnelerin ve ritüellerin işlev gördüğü bağlamlarda yansıtıldığını göstermektedir. Bu nedenle, koruma amblemleri sıklıkla dini yapılar ve anıtlar bağlamında veya Athena veya Apollon gibi koruyucu tanrıların kişisel süsleri üzerinde ortaya çıkarken, koruma ritüelleri, apotropoik tanrılara kurbanlar gibi kamusal dini eylemler biçimini alır.
Hellenistik dönem boyunca, koruyuculuk ilişkisi, ilahi veya doğaüstü varlıklar ile insanlar arasında değişir, çünkü ikinci grup yavaş yavaş koruma temsilciliğini kazanır.
Böylece koruyucu nesneler ve ritüeller, dini yapılar bağlamında daha az ve bireylerin kişisel ve özel alanlarında daha sık ortaya çıkmaya başlamıştır.
Leydihan
15 Haziran 2025, 03:33
SONUÇ
Büyüleyici bir bilimsel araştırma alanı olarak, antik çağda büyü çalışması, Eski Yunanistan'ın kültürel ve sosyal tarihinin yanı sıra ayrıntılı inanç sistemleri ve gelenekleri hakkında daha derin bir fikir edinmemizi sağlamaktadır.
Büyü uygulamalarına bakış, çağlar ve bölgeler arasında farklılık gösterse de, büyünün inkar edilemez popülaritesine rağmen genellikle cesareti kırılmış ve hatta cezalandırılmıştır.
Yetkililer tarafından kamuoyunun onaylamamasına maruz kalmış, ancak toplum üzerindeki kontrolünü tamamen durdurmak için çok az şey yapılmıştır. Platon bile büyücülerin müşterilerini ve müteakip kurbanlarını yine yanılttığını iddia ederek Yunan toplumundaki varlığını aldatıcı olarak eleştirmiştir. Sokrates büyünün insanlarıis temeyerek de olsa gerçeklerden mahrum bıraktığını ileri sürmüştür: ‘büyülenmişler…… zevkle büyülenen [veya] bir korkuyla dehşete düşenlerdir.’ O, büyüyü haz ve korku duygularını kontrol etmenin bir yolu olarak tanımlayarak;
kurbanlarını fikirlerini değiştirmeye ve isteksiz davranmaya zorladığını belirtmiştir.
Büyü, doğru kanıları kovarken, kurbanlarına kötü olarak görülen yanlış fikirler aşılamıştır. Büyünün batıl inançların alanı olarak geçmişteki bilimsel eleştirilerine rağmen, onun evrenselliği ve toplumun tüm sınıfları üzerindeki etkisi göz ardı edilmemelidir. Kim bilir, belki de biri kurbanın elinde, diğeri bilinmeyen bir mezardaki eşleşen voodoo bebekleriyle gömülü kurşun yazıtlar, çağlar boyunca sürecek bir lanet bırakmış olabilir.
Asur’da M.Ö. 2. binyıldan itibaren sürekli olarak hem kişisel hem de insanüstü düşmanları yok etmeyi veya en azından engellemeyi amaçlayan önleyici savunma ritüellerinde büyüler gömülüp, yakılmışlardır. Eski Yunan’da, Homeros şiirinde atıfta bulunan mitler ve Tunç Çağı ile Arkaik Döneme tarihlenen eserler benzer amaç ve kapsamda törenlerin varlığına işaret etmiştir. Örneğin; Ares’in bağlanması ve bronz bir kazana hapsedilmesi, bir nekropol, bir agora kapı girişi ya da yakınları, su kuyuları, evlerin kapı girişlerine duvara asılabilen muskalar ve tabletler ile uygulayıcılar düşmanlarına ya da sevdiklerine yaptıkları büyüler. Bu da bize Asur, Hitit ve Mısır büyü uygulayıcılarının ritüellerini hatırlatmaktadır. Atina Keramikos’undan bulunan voodoo bebekleri, benzer şekilde gömülmüşlerdir.
Büyü, yüzyıllar boyunca Greko-Romen dünyasında temel bir yapı taşı olarak görülmüştür. Kurbanda tutku duygularını uyandırmak için lanet tabletleri ve büyülerin kullanılması, genellikle erkekler tarafından kadın kurbanlara karşı kullanılan bir uygulama olmuştur. Bunun en güzel örnekleri ise; kurşun lanet tabletleri ve büyü kitapları içinde ki mevcut erotik lanet tabletlerinde görülmektedir. Bu çalışmada, çağrılmakta olan ilahi tanrılar, doğaüstü yardımcılar, melekler ve şeytanların kullanım amaçları ile; kehanet, şifa, kötülükten koruma ve sevgi için insanların yaşamlarında ifade edilen güçlerin yanı sıra, sapkın ve şeytani sayılabilecek lanet tabletleri hakkında bilgi verilmiştir. Kullanılan güçler, güçlerin bir kişide muhafaza edilmesi ve bazen tılsımlar ya da muskalar yardımı ile giyilmesi sayılabilecek güçler için bir koruma görevi görmüştür. Çok farklı koruma ve okunabilirlik durumlarında yaklaşık 80 tablette doğrulanan benzetme formülleri (similia similibus), sempatik büyü bağlamında ve edebi benzetmelerin aksine, ikna etmeye dayanan ifadeler olarak karşımıza çıkmaktadır.
1960’ların sonlarından bu yana gelişen Greko-Romen dünyasının dini ve mitolojisi, daha geniş araştırmaların canlanmasına sebep olmuştur. Ele geçen kanıtlar doğrultusunda büyüsel ritüellerin, nesnelerin ve kelimelerin yaratılmasına dair bolca kanıt bulunmaktadır.
Bu yazılı ya da söylenen sözler, büyü, efsun ya da tılsım olarak adlandırılmış ve sosyal anlamda ritüel ve kavramsal olarak sözcük dağarcığına girmiştir.
Son dönemde bilim insanları, ‘büyülü ve dini’ uygulamaları hem bireysel hem de toplumsal biçimleri kapsayan bir sürekliliğin parçası olarak görmüşler ve bu bakış açısı sonucunda, antik büyü çalışmalarını daha merkezi bir konuma taşımışlardır. Büyü, belli bir anlamda Antik çağa ve onun mirasına aittir.
Özellikle Akdeniz dünyası açısından Greko-Romen büyü papirüsleri bilim açısından büyük bir heyecana sebep olmuştur. Köken bağlamında incelendiğinde ise Mısır büyüleri ile olan benzerlik ön plana çıkmaktadır. Büyü çeşitliliğine göre kullanılan malzemeler, büyünün ne için kullanıldığı hakkında daha detaylı bilgi vermektedir.
Tanrılarla da dolaylı ya da doğrudan bir bağlam olduğu görülmektedir.
Hekate, M.Ö. 5. yüzyılda kavşakların tanrıçası adını almış ve büyünün ana tanrıçası olmuştur. Büyünün tam anlamıyla işlemesi için uygulayıcı sihirli sözleri eksiksiz ve doğru bir şekilde söylemelidir. Büyü yapılan kişiden alınan bir parça; saç, tırnak vb. şeyler büyünün etkinliğini daha da arttırmaktadır.
Yapılan araştırmalarda insanın korku, aşk, intikam, çekememe ve merak içerisinde büyüye duyduğu ihtiyaç şekli incelenmiştir. Yasak ve zararlı olduğu düşünülen bu tür ritüellerin zamanla sosyolojik olarak toplumun her tabakasında yaygın olarak görülmeye başlandığı görülmüştür. Lanet tabletleri, aşk büyüleri, kamusal anlamda büyüler, sporcu büyüleri, voodoo bebekleri, figürinler, insan ve toplum yaşamında geniş bir alana etki etmiştir. İnsan bu şekilde kendisini tanrılara eşit saymıştır.
Çıkarılması gereken en önemli sonuç ise; Yunan büyüsünün insan yaşamının etkileyici ve yaratıcı bir alanı olduğu ve bu ölçüde yeni bilimsel yorumlara da açık olduğudur. Türlerine baktığımız zaman ise; büyünün statik olmadığını, uygulamaların zaman içinde zorunlu olarak değiştiğini ve günlük yaşamı bilgilendiren aynı nedensellik ve faillik içerdikleri görülmektedir. Örneğin; görünmez bir varlık için talimatlar içeren bir lanet tabletini mezara bırakmak, bu tür görünmez varlıkların zaten insan ihtiyaçlarına yanıt veren önemli bir rol oynamadığı bir dünyada hiçbir anlam ifade etmemektedir. Büyü, din ve bilimin eski olgunlaşmamış halidir. Modern insanların yaşam tarzlarında kabul etmek istemedikleri, büyünün din ve bilimin tamamlanmamış eksik parçası olduğudur
vBulletin v3.8.11, Copyright ©2000-2026, Jelsoft Enterprises Ltd.