PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : En Özgürlükçüsü 1961 Anayasası'ydı - 1961 Anayasası'nı Özümseyemedik


Leydihan
01 Mayıs 2025, 19:46
Türkiye tarihi bir seçimi geride bıraktı. Önümüzde yine kritik öneme sahip yerel seçimler var. Meclis’in en önemli gündem maddelerinden birini yeni anayasa çalışmaları oluşturacak. Nitekim iktidar sözcüleri yeni “sivil anayasa” üzerinde hazırlık yaptıklarını söylüyor. Peki yeni anayasa nasıl yapılacak? Çalışmalarda bizzat yer alan 1961 Kurucu Meclis’in üyeleri, Cumhuriyet yazarları yuvarlak masada toplandı, anayasanın hazırlanmasındaki süreci anlattı. Üzerinden 62 yıl geçen anayasa nasıl doğdu? Türkiye’nin sorunlarını çözdü mü? Demokrasi getirdi mi? İşte Alev Coşkun, Altan Öymen ve Oktay Ekşi’den Türk siyasi tarihinin yakın tarihine ışık tutacak o söyleşi... Ali Sirmen soruyor, diğerleri yanıtlıyor.

[Only Registered Users Can See Links]

ALİ SİRMEN: Sayın Altan Öymen, Sayın Oktay Ekşi, Sayın Alev Coşkun. 9 Temmuz 2023 Türkiye’nin yaptığı en çağdaş, en demokratik en özgürlükçü anayasa olan 1961 anayasasının referandumla kabul edilişinin 62. yıldönümü. Siz üçünüz de Cumhuriyet’e yazı yazan kişilersiniz. Aynı zamanda o efsanevi anayasanın hazırlanmasında Kurucu Meclis’te yer almış kişilersiniz. Adeta 1961 Anayasası’nın “hayatta kalmış üç silahşörleri” gibisiniz. Sizleri ben öğrencilik yıllarımda 1961 Anayasası’nın Kurucu Meclis’inden tanıyorum. Demek ki bundan 60 sene önce yine siz, yeni bir anayasa peşinde Türk kamuoyunun tanıdığı kişilerdiniz. Şimdi, 60 yıl sonra bu anayasa çalışmalarınız hakkında ne düşünüyorsunuz? Ama ondan önce Kurucu Meclis’te ortam nasıldı?

‘ARALARINDA İHTİLAF ÇIKTI’
ALTAN ÖYMEN: 27 Mayıs 1960’ta müdahale yapıldığı zaman, ne için bunu yaptıklarını izah ederken sözcüler şunu söylediler: “Kardeş kavgasını önlemek için ve en kısa zamanda bir anayasa yapıp yeniden sivil yönetimi başlatmak için yaptık.”

Bir Milli Birlik Komitesi vardı askerlerden oluşan. 38 kişiydi. 38’inin hepsi üniformalıydı. Bir süre bu böyle devam etti. Her şeyi onlar yapıyorlardı. Fakat aralarında bir süre sonra ihtilaf çıktı. Özetleyerek söylüyorum tabii. Bu ihtilafın sonunda içlerinden 14’ü komiteden uzaklaştırıldı. Komite başkanı Cemal Gürsel’in ve diğer subayların inisiyatifiyle yurtdışındaki görevlere gönderildiler. Alparslan Türkeş Hindistan’a, Orhan Kabibay Brüksel’e gönderildiler. Büyükelçiliklerde müşavir sıfatıyla çalışmaya başladılar. Komitenin sayısı da 23’e düştü. Memur olarak statüleri ve maaşları ona göre devam etti. Geriye kalan komite üyeleri ne yapsınlar. Zaten aralarındaki ihtilafın sebebi şuydu: Bu 14 kişinin başlangıçta verdikleri bir an önce anayasayı yaparız sözüne sadık olmadıkları izlenimi vardı. Bir an önce şu işi bitirip sivilleri def etmek istekleri vardı kendi beyanlarına göre. Bu olunca, bunlar gittikten sonra, verilen sözün gündeme sokulması geldi. Zaten bu tartışma Milli Birlik Komitesi’nin gündeminde de vardı ve basında da biraz vardı bir Kurucu Meclis kurmak. Bunu seçimle yapmak... Daha çok aslen sivillerin burada görev alması... Bu, iki meclisli bir parlamento gibi olacaktı. Milli Birlik Komitesi ikinci meclis gibi çalışacaktı. Birinci meclis Temsilciler Meclisi olacaktı. Bu temsilciler meclisine üye kimler olacak? Bir kere Demokrat Parti (DP) dışındaki mevcut partiler (açılan bir dava sonucunda kapatılmıştı) onun dışında bütün partiler kendi içlerindeki kişi sayısına göre ya da son Meclis’teki büyüklüklerine göre delege göndereceklerdi. İsmet Paşa başkanlığında sayın Alev Coşkun’un da aralarında bulunduğu 40 küsur kişi, parti meclisi tarafından seçildiler.

‘KURUCU MECLİS SEÇİMLE OLUŞTURULDU’
ALEV COŞKUN: Sayın Altan Öymen’in dedikleri çok doğru. Ama herkesin bildiğinin tersine, 1961 Anayasası’nı hazırlayan Kurucu Meclis, seçimle oluşturulmuştur. Seçim için 157 sayılı yasa çıkarıldı. Bu yasaya göre partilere, 2 siyasi parti vardı o zaman. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) onlara kontenjan tanıdı. Birine 49 birine 24-25. Diğer kısımlar, diğer bölümler şöyle gerçekleştirildi. Gazeteciler için bir kontenjan, sanıyorum 12 kişi. İşçiler için, işçi sendikaları için bir kontenjan tanındı. Bütün odalar, ticaret odaları, sanayi odaları bir araya geldiler. Türkiye’deki bütün barolar bir araya geldi ve kendi aralarında 10 kişiyi seçtiler. Sendikalar 10 kişiyi seçtiler. Bütün öğretmen kuruluşları bir araya gelip 10 kişiyi seçti. Bütün kooperatifler bir araya geldi, 10 kişiyi seçtiler. Böylece çok önemli çalışma alanlarına dayanan seçim yapıldı.

ALTAN ÖYMEN: Bir şey eklemek istiyorum. İllerden seçilmiş il temsilcileri..

ALEV COŞKUN: Evet onu da anlatacaktım. İl başkanları artı il yönetim kurulu tarafından seçilen bir kişi, artı parti meclisi veyahut da en yüksek organ, artı disiplin kurulu. Bunlar Ankara’da bir araya geldiler ve o partiye verilen kontenjan üyelerini seçtiler. Bir de her ilden ister büyük ister küçük her ilden bir kişi seçiliyor. Bunun istisnası, İstanbul 4, Ankara 3, İzmir 2. Geri kalan bütün iller 1 üye seçtiler. Peki, kim seçti o üyeleri? O ilde bulunan muhtarlar. O ilde bulunan dernek başkanları, sendika başkanları bir araya geldiler ve seçimi yaptılar.

[Only Registered Users Can See Links]

(1961 Anayasası’nda yer alacak basın özgürlüğü ile ilgili maddeleri konuşmak için İstanbul’da Prof. Sıddık Sami Onar başkanlığında toplanan Anayasa Hazırlık Komisyonu üyeleri, gazeteciler ve sendika temsilcileri bir araya gelmişti. Toplantıda, komisyon üyeleri, Prof. Dr. H. Nail Kubalı, Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, Prof. Dr. Muammer Aksoy ve İstanbul gazetelerinin yazıişleri müdürleri bulunuyordu.)

‘CHP 60 YIL ÖNCE ÇÖZMÜŞTÜ’
ALİ SİRMEN: Çok ilginç bir noktaya değiniyorsunuz. Şöyle ki CHP, Kurucu Meclis’e seçilecek üyelerini, üyeleri de üyelerine seçtiriyor.

ALEV COŞKUN: Üyelerine seçtiriyor. İllerden gelen temsilci, artı parti meclisi ile beraber seçim yapılıyor.

ALİ SİRMEN: Yani, CHP bundan 60 sene önce çözmüş, şimdi çözemiyor ama.

ALEV COŞKUN: Evet doğru söylüyorsunuz.

ALTAN ÖYMEN: Ben anlamadım tam. Şimdi, CHP kendi meclisi ile mi seçiliyor?

ALEV COŞKUN: Parti meclisi artı illerden gelen bir üye. Bütün il başkanları... Saydığınız zaman 250-300 kişiyi buluyor. Şöyle düşünün. 67 vilayetten 2 kişi gelse zaten 134 kişi yapar. Zaten 40-50 kişilik parti meclisi var. Disiplin kurulu var. Gençlik kolu başkanı var, kadın kolu başkanı var. Yani, 250 kişiye varan bir ekip tarafından seçiliyor ve oraya aynı zamanda genel başkan İsmet İnönü de aday olarak kendini gösteriyor. İl temsilcilerini söyledim. Her il bir temsilci seçiyor. Her ildeki muhtarlar, o ildeki sendika başkanları, o ildeki dernek başkanları tarafından seçiliyor. 157 sayılı kanunda kurallar konulmuş. Diyelim ki Kırşehir. Kırşehir’deki bütün bu saydığım kişiler toplanıyorlar ve seçim yapıyorlar.

ALTAN ÖYMEN: O zaman Yüksek Seçim Kurulu (YSK) var mıydı?

OKTAY EKŞİ: Var. Onu anlatabilirim.

ALTAN ÖYMEN: Pratiği anlatabilir Oktay. Bizim seçimlerin hepsinin bir usulü vardı. Bizim seçimde gazeteciler kuruluşlarının temsilcileri bir araya gelecek. Ankara’da, İstanbul’da ve İzmir’de ve bütün Anadolu’da. Burada...

‘BİZİM SEÇİMİ BOZDULAR’
OKTAY EKŞİ: Anlatayım hemen. 157 sayılı kanun, rahmetli Turhan Feyzioğlu’nun kaleminden çıkmıştır. O kanuna göre, az önce Sayın Alev Coşkun’un da anlattığı gibi, partilere ve çeşitli meslek kuruluşlarına verilen kontenjanlar var. Basına da 12 sandalye verildi. Bu sandalyelerde 4’ü İstanbul gazetecileri tarafından seçilecekti. 3’ü Ankara gazetecileri tarafından, 2’si İzmir, 3’ü de Anadolu gazetecileri tarafından... Bize kanun çıktı, biz de aday olduk, girdik kampanyaya. Ankara’yı anlatayım: Ankara’da Ankara Gazeteciler Cemiyeti’nin, Ankara Gazeteciler Sendikası’nın ve Türkiye Gazeteciler Federasyonu vardı o zaman. Onun temsilcileri katıldı. Seçmenler olarak bir araya geldiler. O gün oylama yapılırken, hademe geldi içeriye, seçim yapacağız. Dedi ki spor yazarları kapıyı çaldı. Onlar da oylamaya katılmak istiyor. Ben de çıktım dedim ki, biz Ankara Valiliği’ne buna ehil olan, seçime katılma ehliyeti hangi şahsiyetlerdeyse, onu bize bildirin diye genel sekreter olarak mektuba yazmıştım. Vilayetin cevabını onlara gösterdim. Az önce söylediklerim. Ankara Gazeteciler Cemiyeti, Sendika, Türkiye Gazeteciler Federasyonu. Hatırladığım bunlar. Onlar zaten toplandı. Dedim ki bu mektupta vilayet, spor yazarları diye bir şey yazmıyor, onun için alamayız kusura bakmayın dedik. Biz seçildik. Altan, ben, rahmetli İlhami Soysal, üçümüz seçildik. Sonra dediler ki spor yazarlarına, biz Yüksek Seçim Kurulu’na başvuracağız. Biz, 24 Aralık’ta seçimi yapmıştık. Kurucu Meclis 6 Ocak 1961’de başlayacaktı fiilen. Yani şeyden 15 gün önce biz seçimi yaptık. YSK’ye başvurdular. Yüksek Seçim Kurulu’ndan bir karar çıktı. Vilayetin gönderdiği yazı, sehven eksiktir. Spor yazarlarının da bu seçime katılması lazım, bu nedenle seçimi yenileyin diye. Bunun üzerine biz ne yapalım, çok da vakit kısalmıştı, dedik ki 4 Ocak 1961 günü ikinci seçimi yapalım. Çağırdık spor yazarlarını da. Dedik ki YSK karar verdi siz de dahil olun. Tekrar seçime girdik ve tekrar üçümüz seçildik. Biz 6 Ocak günü ikinci defa seçilmiş olarak Meclis’e gittik. YSK vardı. Bozdular yani bizim birinci seçimi. İstanbul’dan 4 kişi seçildi, İzmir’den 2...

ALİ SİRMEN: İstanbul’dan kimler seçildi?

OKTAY EKŞİ: Kemal Zeki Gençosman, Ali İhsan Göğüş, Babür Ardahan ve bir de Ömer Sadi Coşar. İzmir’den İlhan Esen, Şeref Bakşık, Anadolu’dan Selami Savaş, Adana’dan Celal Ferit Güven... Bursa’dan Sami Taşman.

ALTAN ÖYMEN: 62 sene önce toplanmış.

ALİ SİRMEN: DP döneminde DP’ye muhalif olan CHP Türkiye’de iyi bir anayasa olursa sorunların çözüleceğini ileri sürüyordu. Siz de bu görüşü benimsiyordunuz. Girdiniz ve bu anayasayla da Kurucu Meclis’teki ilk anayasayı yaptınız. Bu anayasa ile Türkiye’nin sorunları çözüldü mü? Siyasi sorunları çözüldü mü, demokrasi geldi mi? Yani, umduklarınız gerçekleşti mi?

OKTAY EKŞİ: Kendi adıma ben söyleyeyim. Bu anayasa yapılırken, benim gözlemim, son derece içtenlikle ve bütün bilgi birikimini ciddi ve samimi hukukçular, aynen bizim gibi demokrasiye inanmış otoriteler, orada üye olanlardan söz ediyorum. Hatta daha önce de İstanbul’da ve Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde bir anayasa taslağı hazırlanmıştı. Onları da dahil etmek lazım ama Kurucu Meclis’tekilerin hepsi yeni bir anayasayla, çok düzgün bir anayasayla demokrasinin Türkiye’ye olgun bir şekilde geleceği inancındaydı. Ben de öyleydim. İnanıyordum ki bu anayasa, Türkiye’de Adnan (Menderes) Bey, İsmet (İnönü) Paşa, çatışması, o gergin ortam artık olmayacaktı. Bu 6 Ocak’tan 27 Mayıs tarihine kadar bu anayasa önce Anayasa Komisyonu’nda, sonra da genel kurulda didik didik edilerek konuşuldu, tartışıldı ve geçti. Sonra 9 Temmuz’da da az önce Altan’ın ifade ettiği gibi halk oylamasına sunuldu ve yüzde 61.5 oyla kabul edildi. Bu anayasanın hazırlığı ve uygulanmasıyla ilgili beklentiler zannediyorum ki aşağı yukarı herkeste benimki gibiydi: Yani bu anayasayla artık Türkiye’de çatışan, birbirinin boğazını sıkan siyasi kavgalar dönemini geride bırakacağız. Dürüstlük egemen olacak. Hukuk devleti egemen olacak ve her şey son derece medeni bir çerçeve içinde yürüyecek.

[Only Registered Users Can See Links]

‘EN İLERİ EN DEMOKRATİK ANAYASA’
ALİ SİRMEN: Alev Bey siz de mi aynı fikirdeydiniz?

ALEV COŞKUN: Sayın Oktay Ekşi’nin dedikleri aynen geçerlidir. Ancak ben başka bir açıdan bakıyorum. Bu anayasa gelecek her şey düzelecek. İçtenlikli arzu bu olmasına rağmen şu ortaya çıktı ki ne kadar ileri demokratik anayasa olursa olsun, önemli olan o anayasayı uygulayan kişilerin anayasaya olan inançlarıdır. Bu 1961 Anayasası’nın en önemli boyutu veyahut noktası şudur: Türkler büyük tarihleri boyunca yaptığı en ileri, en demokratik, hukuk devleti ilkelerine bağlı bir anayasa yaptılar. Bu görüş, dünya çapında anayasa hukuku üzerinde isim yapmış olan en önemli anayasacılar ve siyaset bilimciler tarafından kabul ediliyor. O da bu anayasanın Türklerin yaptığı en demokratik, en ilerici ve hukuk devletine bağlı bir anayasa olduğudur. Bunun yaratılması, böyle bir kompozisyon, çünkü bu anayasada iki meclis var. Kuvvetler ayrılığı var. Bu anayasayla ilk kez kanunların anayasaya uygunluğunu denetleyen Anayasa Mahkemesi kuruluyor. YSK güçlendiriliyor. Yargıtay, Danıştay, Sayıştay güçlendiriliyor ve bağımsızlaştırılıyor. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) kuruluyor. Emekçinin sendika hakkı... Bunlar son derece ilerici hareketlerdir. Bu anayasa uygulanmamış olsa bile, bu anayasa kenara itilmiş olsa bile, ama o anayasa orada var. Bu çok önemli. Ben bunu söylemek isterim.

OKTAY EKŞİ: Bu anayasa kabul edildikten ve uygulamaya girdikten sonra, bu konuda yazı yazan otoriteler, sadece Türkiye’nin kendi siyasi tarihi, anayasa tarihi açısından değil, ilerici olduğunu az önce Alev’in de söylediği gibi biz de kabul ediyorduk ama Avrupa’da uygulanan kabul edilmiş anayasalardan da en ileri, en demokratik, en sağlıklı anayasa diye takdim edildi o sırada.

DEVAMI YARIN

Leydihan
01 Mayıs 2025, 19:46
1961 Anayasası’nın 62. yıldönümünde Ali Sirmen sordu; Altan Öymen, Oktay Ekşi ve Alev Coşkun yanıtladı.

[Only Registered Users Can See Links]İ SİRMEN: Peki bu anayasa beklenen çözümleri getirdi mi?

OKTAY EKŞİ: Getirebilirdi. Getirmedi. Uygulamaya girdikten hemen sonra, 1961’in ekim ayında seçim yapıldıktan ve partiler parlamentoya girdikten sonra sağından solundan delik arayanlar çıktı. Ama asıl önemlisi 1964’te veyahut 1965’te Adalet Partisi iktidara geldikten sonra merhum Süleyman (Demirel) Bey, Adalet Partisi’nin başına geldikten sonra bu anayasa hâkimlerin anayasası, hâkimler hükmetsin Türkiye’ye diye...

ALEV COŞKUN: Anayasa boldur, Anayasa dardır tartışmaları...

OKTAY EKŞİ: Nihat Bey de anayasa boldur diye 71’den sonra, Nihat Erim, bu anayasa Türkiye’ye göre bol bir anayasadır. Bize göre fazladır dedi.

ALİ SİRMEN: Yani o anayasa tutmadı diyebilir miyiz?

OKTAY EKŞİ: Yani tabii ki sonuç olarak tutmadı demeye mecburuz.

ALİ SİRMEN: Nedeni neydi?

OKTAY EKŞİ: Bence anayasayı uygulama ve sahip çıkma konumunda olan siyasi partilerini ve liderlerin, özellikle isimlerini de saydım. Rahmetli Süleyman Demirel ile rahmetli Nihat Erim, birisi 1964’te seçimi de kazandıktan sonra, Nihat Erim de 1971’de 12 Mart tezkeresinden sonra hükümeti kurduktan sonra bu anayasanın uygulamalarını kendi işlerine gelmeyen uygulamalar olarak gördüler ve eleştirmeye, kıyısından kenarından bunu kırpıp istedikleri şekilde uygulamaya niyetlendiler. Sonra da bozuldu tabii.

ALİ SİRMEN: Bunun uygulanamamasının sebepleri arasına idamları da katabilir miyiz? Anayasa, toplumun bir kısmının karşı olduğu bir metin halinde mi?

OKTAY EKŞİ: Orada şöyle, az önce sözü edildiği 157 sayılı yasa 27 Mayıs’a kadar Demokrat Parti’yi alenen desteklemiş kişileri ve Demokrat Parti üyelerini Kurucu Meclis’te seçmen statüsü almaktan mahrum etti. Zaten onlar da 9 Temmuz 1961 tarihli halk oylamasında, referandumda, yüzde 31 oranında hayır oyu vererek tepkilerini ifade ettiler. Ama Kurucu Meclis’in kendi içinde Demokrat Partili kimse yoktu. Açıkça destek vermiş üye de yoktu. Kendisini Demokrat Parti’ye canhıraş bir şekilde vermiş olan, adamış olan kimse Kurucu Meclis’te üye de değildi. O yüzden tabii ki kırgın olanlar da vardı. Onlar Demokrat Partili ve onları destekleyen kişilerdi. Onların tepkisini de zaten oylama gösterdi.

[Only Registered Users Can See Links]‘BU BİZE BOL GELİYOR’
ALEV COŞKUN: Özet verirsek sizin sorunuza, şimdi burada, kapatılan Demokrat Parti üyelerinin bir şekilde Kurucu Meclis’te temsil edilmesi çok yararlı olurdu. Bu yapılamadı. İkincisi, yeni kurulan Adalet Partisi daha sonra liderliği ele alan Süleyman Demirel, bu anayasayı bir bayrak olarak, bir muhalefet bayrağı olarak, bunu biz yapmadık, bu bize bol geliyor, diye hep öne sürdü. Şimdi buradan şöyle bir noktaya varmak lazım. Anayasalar, halkın, çoğunluğu bunu benimsemiyorsa, yaşayamıyor. Yani kusur, 1961 Anayasası’nda değil, onu özümsemede. Onu özümseyebilmeniz için demokrasiyi özümseyebilmeniz lazım. Zaten başka ülkelerde de demokrasi hemen 5 yılda 10 yılda gerçekleşmiyor. Uzun bir süreç geçiriyor. Biz de bu süreçleri geçiriyoruz işte. Daha ileri gidecek, geri gelecek... Sayın Oktay Ekşi’nin dediği gibi bu anayasa bütün bilim kitaplarında Avrupa’da, Amerika’da 1960’ların yani 20. asrın ikinci yarısında yaratılan en önemli anayasalardan biri olarak kabul ediliyor. Ama bunun metin olarak ortaya konulması başka şey, anayasanın çoğunluk tarafından benimsenmesi başka bir şey.

ALİ SİRMEN: Bu anayasa için uzun süre “askerlerin anayasası” dendi. Oysa ki Kurucu Meclis tarafından yapılmıştı.

OKTAY EKŞİ: Hiç haklı değildi. Askerler bizim Temsilciler Meclisi’nin yaptığı anayasaya bir tek şeyde itiraz ettiler: “Genelkurmay başkanı, başbakana mı bağlansın, milli savunma bakanına mı bağlansın?” Tek itirazları buydu. Var mıydı başka?

ALEV COŞKUN: Yok.

OKTAY EKŞİ: O gün geldiler Genel Kurul salonuna. Localarda paşalar yer aldılar. Hatta o sıralarda bir de kulislerde haber yayıldı. Eğer bu Genelkurmay Başkanlığı’na bağlanmazsa, dağıtılabilir bu Meclis diye. Askerler de geldiler orada oturuyorlar. Tek konu budur. Başka hiçbir şekilde... Sen hatırlıyor musun?

ALEV COŞKUN: Hiç hatırlamıyorum.

OKTAY EKŞİ: Sen hatırlıyor musun Altan? Askerlerin bizim çalışmalarımıza doğrudan ya da dolaylı olarak müdahale ettiğini?

ALTAN ÖYMEN: Hakikaten ben de hatırlamıyorum. Şimdi zaten usulü vardı bunun. Önce Temsilciler Komisyonu’ndan çıkar Anayasa Komisyonu’ndan bu. Parça parça çıkardı hazırlık çabuk olsun diye. Bizde görüşülen maddeler hemen Milli Birlik Komitesi’ne giderdi. Milli Birlik Komitesi de ya kabul eder aynen veyahut da itiraz ederdi. İtiraz edince yine bize gelir, biz yine ısrar edersek Kurucu Meclis’te birleşik toplantı yapılır... Mesela milliyetçilik üzerinde çok bir şeyler olmuştu orada gidip gelmişti falan. Ama çok sıkı bir tam müzakere, mümkün olduğu kadar vakit ayrılarak çok sıkışık bir şekilde çalışıyordu tabii. Öyle olmuştu. Bu anayasa ne oldu geldi. Şimdi bir talihsizliği şudur. 9 Temmuz’da bu kabul edildi. Eylülde 15’inde galiba Menderes idam edildi.

OKTAY EKŞİ: Adnan (Menderes) Bey 17’sinde eylülün.

ALTAN ÖYMEN: İdamlar olduğu andan itibaren bu idamlar bu yönetimin şeyidir. Milli Birlik Komitesi geldi bilmem ne etti. Ve sanki anayasa bunun sebebiymiş gibi bir hava esti doğal olarak. Çok da üzgündük doğal olarak. Hiç kimse benim tanıdığım Temsilciler Meclisi üyeleri arasında idam taraftarı olan kimseyi hatırlamıyorum ben.

OKTAY EKŞİ: Ben de hatırlamıyorum.

ALTAN ÖYMEN: Hiç yoktu ve şimdi bu bir talihsizliktir. Fakat biraz önceden şunu söylemek istiyorum. Bu anayasa hakikaten bence de zaten söylendiğine göre mukayese de edilerek dünyanın en çağdaş anayasasıydı. Sebebi de şu. Hitler döneminden geçilmiş, hepsinin anayasası var veyahut yok. Bizimki İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra böyle ben bu memleketi, kurtaracağım şöyle yapacağım deyip de demokrasi yoluyla iktidara gelip de sonra da bundan vazgeçip diktatörleşen kuvvetler var. İtalya’da Mussolini, Almanya’da Hitler, Portekiz’de Salazar ve böyle örnekler demokrasinin kötü bir rejim olarak tanımlandığı şeylerdi başlarda... 1930’larda... İşte çabuk karar alınamaz, tek adamlık bilmem ne iyidir falan. Zaten hepsinin öyle unvanları vardır. Führer Almancada kılavuz, önder falan demek. Şimdi burada anayasaya aykırılık diye bir mefhum falan yok o zamanki Alman anayasasında da. Bakıyorsun adam geliyor temiz yüzlü bir adam. Demokrasiyi getireceğini vaat ediyor. Ben buna kandım verdim oyumu ama adam öbür türlü yapıyor. Bunu nasıl önleyeceksin. Şimdi burada püf noktası bağımsız ve tarafsız hâkimler tarafından kurulan Anayasa Mahkemesi şart. Bunu getirdi 1961 Anayasası. Ondan sonra da bir kural getirdi. 1924 Anayasası’nda bizde şey şuydu. Kanunlar Meclis’e çıkar şu olur bu olur ve... Mesela basın özgürlüğü. Matbuat hürriyeti o zaman. Matbuat hürriyeti... Matbuat kanun dairesinde hürdür. Bütün öteki hürriyetler öyle. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri serbesttir doğuştan hakkıdır herkesin. Haber vermeden yapabilirler. Bizim anayasa, 14. maddesi ile şunu getirdi. Kanun düzenler ama kanun bir özgürlüğün, bir hürriyetin özüne müdahale edemez, dokunamaz. Yargıçlar falan nasıl seçilir? Anayasa mahkemesinin yargıçları. Temelinde yine hâkimler şeydedir. Bu o zaman Demokrat Parti’nin de ilkelerine uygundu. Aslında Demokrat Parti kapatılmıştı falan ama Demokrat Parti de seçimlerin her şeyinin hâkimler kontrolü altında yapılmasını... Yani özetle bu anayasa şeyde de geliştirildi. Seçim Kanunu açısından. Aynı zamanda bir de Seçim Kanunu çıkarıldı bunların yürürlüğe konulması sırasında. O Seçim Kanunu’ndaki maddeler de sonra değiştirildi. Onda da mesela 3 bakan seçimlerden 3 ay önce istifa ederdi. Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı ve Ulaştırma Bakanı diye hükümler bile vardır.

Sonuç ne oldu: Sonuç, aslında biz demokrasiyi yaşadık. Tam 9 sene. Komünistlik başta olmak üzere her türlü sol hareket yasaktı daha önce. Bir kanunlar yoluyla, iki fiilen yasaktı. Nâzım Hikmet’in şiirleri basılamıyordu. Adam 51 affıyla çıkmış dışarıya gitmişti fakat o sırada Yön Dergisi çıkıyor ve Nâzım Hikmet’in şiirlerini yayımlamaya başlıyordu. Bunun gibi daha Kapital’in tercümesi yayımlandı bilmem ne. Solun tehlike olmaktan çıktığı bir dönemdi. Tıpkı Fransa’daki gibi neredeyse komünist partisi de kurulabilir gibiydi ama ismini yazarak değil başka türlü. Türkiye İşçi Partisi kuruldu yani. O listeye dahil. Bir de Seçim Kanunu ile yine aynı dönemde Milli Bakiye Sistemi çıktı. Milli Bakiye Sistemi geldiği zaman 1965 seçiminde İşçi Partisi 15 milletvekili ile geldi. Yüzde 3 oy almıştı. 450’ydi mebus sayısı. Temsilde adalet ilkesine uyan Seçim Kanunu da refakat etti. O dönemde basın mensuplarının da hapse girmesi falan pek fazla örneği yoktu.

[Only Registered Users Can See Links]‘HAK VE ÖZGÜRLÜKLER SINIRLANDIRILAMAZ’
ALİ SİRMEN: 1961 Anayasası ile anayasal denetim devam ediyor. Fakat Türkiye’de bir partinin laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı olduğu kabul edildi ama yaptırım olarak, yapılan devlet yardımının kesilmesi yaptırımı uygulandı.

ALEV COŞKUN: Şimdi şöyle bir giriş yapabilirsek, 1961 Anayasası’nın en önemli noktası şudur. Türk toplumunda ilk defa 1876 Anayasası var. Ondan sonra 1921 Anayasası var. Ondan sonra 1924 Anayasası var. Şimdi bu 1961 Anayasası’nda vatandaş hak ve özgürlükleri için özel bir bölüm ilk defa Türk anayasa tarihinde kabul ediliyor ve hak ve özgürlükler hiçbir şekilde sınırlanamaz. 11. madde konuluyor.

OKTAY EKŞİ: Evet 11. maddeyi okuyayım. Temel hak ve hürriyetler anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabilir. Kanun, kamu yararı, genel ahlak, kamu düzeni, sosyal adalet ve milli güvenlik gibi sebeplerle de olsa bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz.

ALEV COŞKUN: Şimdi bu çok önemli. Bir hakkın, hürriyetin özüne dokunulamaz kuralı getiriliyor. İkincisi, idarenin eylem ve işlemlerinin yargı denetimi dışında tutulamayacağı ilkesi getiriliyor.

ALİ SİRMEN: Zaten CHP muhalefetinin görüşü bu noktadaydı.

Alev Coşkun: Evet, anayasaya giriyor. Üçüncüsü, hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir yetkiyi kullanamaz. Şimdi bütün bunların en ileri giden noktası Anayasa Mahkemesi. Çünkü Anayasa Mahkemesi, anayasaya aykırı olan yasaların denetimini yapabiliyor. Yani tam bir kuvvetler ayrılığı ilkesi böyle çıkıyor meydana.

ALİ SİRMEN: Peki Anayasa Mahkemesi şimdi bu işlevi görüyor mu?

ALEV COŞKUN: Zorlanıyor.

OKTAY EKŞİ: Uzunca bir süre görevini tam olarak gördü. Tabii arada bazı kararlarının bazı siyasi etki altında yer aldığını biliyorum. Şahsen bazı kararlara siyaseten bu böyle kararlaştırılmıştır diye baktığımı hatırlıyorum ama 1961’den belki 2010 belki 2015’e kadar, hatta bu sırada bile o koşullara göre daha iyi Anayasa Mahkemesi. Ama 2010’a kadar falan Anayasa Mahkemesi çok iyi çalıştı. Bazen bana sempatik gelmeyen başkanlar geldi. Bazıları daha hırslıydı. Bazıları şu veya bu tandanstaydı. Ama Anayasa Mahkemesi’nin güvenilir bir otorite olduğu bence...

ALEV COŞKUN: Aynen katılıyorum. Yani şimdi Anayasa Mahkemesi’nin olmadığını düşünün. Çok kötü olur. Ama Anayasa Mahkemesi buna rağmen bugün en tartışmalı noktalarda bile zaman zaman kendini gösteriyor.

OKTAY EKŞİ: Anayasa Mahkemesi’nin o sağlıklı görüntüsü bence zedelendi. Neden zedelendi. Çünkü üyelerden boşalanları Cumhurbaşkanı belirliyor ve gönderiyor oraya. Tabii belli nitelikteki kişileri gönderiyor. Ama aslında onlarda bir taraf kimliği olmasını istiyor gönderirken de. Kendisinden yana bir taraf kimliği olmasını istiyor. Bunu Anayasa Mahkemesi’ne yaptı, bunu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na yaptı. Bunu bütün yüksek mahkemeye yaptı ve halen böyle devam ediyor.

ALTAN ÖYMEN: Anayasa Mahkemesi nasıl kurulur 145. madde. Anayasa Mahkemesi 15 asıl ve 5 yedek üyeden oluşur. Asıl üyelerden 4’ü Yargıtay, 3’ü Danıştay genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleriyle başsavcı ve başkanının sözcüsü arasından üye tam sayısının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir. Çoğunluk Meclis dışında hâkimlerde.

ALEV COŞKUN: İşte ama bu ana ilke değiştirildi. Meclis’e verildi bu yetki. Cumhurbaşkanlığı’na verildi. Onun için Anayasa Mahkemesi’nin yapısı değişti ve çok hırpalandı.

ALİ SİRMEN: Anayasa Mahkemesi fiilen cumhurbaşkanının kontrolü altında oldu diyelim. Ayrıca bazı kurallar dikkate alınmadığı için, mesela Meclis’te yapılan seçimin nitelikli çoğunlukla seçilmesi lazımdı. Nitelikli çoğunlukla seçilmediği takdirde çoğunluk partisinin denetiminde oluyordu. Bugünkü bu madde yetkiyi tamamen cumhurbaşkanına veriyor.

ALTAN ÖYMEN: Evet. Tabii ama madde olarak da veriyor. Şeyden de istifa ederek birtakım olağanüstü hal bilmem ne birtakım şeyleri kendi bünyesine alıyor. Yani bu hukuken içerisine bir şey olarak yapılabilir örneklerle metin karşılaştırmalarıyla falan. Şimdi bu Anayasa Mahkemesi sırasında söylüyordum da hürriyetler vesaire diye. 1971’e kadar bu sürdü. 1971’de Nihat Erim geldikten sonra iki defa Anayasa değişikliği yapıldı. Askeri şeyin isteği üzerine. Ve işte Demirel de ona eklendi. Bu elbise bize bol geliyor daraltmak lazım bilmem ne diyerek bazı şeyleri kısmaya başladılar. Sonra bunların zamanında hele bu son değişiklik ile rezalet hale getirdiler. Böylelikle Türkiye’de demokrasi kalmadı.

ALİ SİRMEN: 62 yıllık 1961 Anayasası en ileri anayasaydı dediniz. Daha sonra geçen zaman zarfında Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap verecek bir sivil anayasa yapılabildi mi?

‘REZALET HALE GETİRDİLER’
ALTAN ÖYMEN: İki defa bir tecrübesi oldu bunun. Bir tanesi bu hükümet zamanındadır. 1970’ten sonra 12 Mart döneminde iki değişiklik yapıldı. Sonra şeyde tamamen değiştirildi 82 anayasasıyla bizim yaşadığımız şey, zamanlar, Lale Devri diyeyim. O şeyle 1961’den itibaren hakikaten 1971’e kadar, o 9 sene 10 sene fevkalade iyiydi. Sonra 1969 olayları, Kanlı Pazar falan çıktı. Buna karşı komünizm gelişti ama Komünizmle Mücadele Derneği diye ayrı bir... Anayasayı mahvetmek için birçok şey yapıldı. Bu söyleşinin ne kadar faydalı olabileceği şimdi anlaşılıyor. Unutmuşuz bunları ben bile hatırlarken şey yapıyorum. Bu genç nesil hiç bilmiyor ya. Demokrasi nedir deyince bugünkü gibi bir şey zannediyor işte...

ALEV COŞKUN: Böyle bir sarkaç gibi bazen... Şimdi dünyanın başka ülkelerinde de demokrasinin gerçekleşmesi kolay olmadı. Nitekim Avrupa’nın en ileri sanayi ülkesi olan Almanya’da biraz önce Sayın Altan Öymen’in söylediği gibi demokrasinin seçim araçlarını kullanarak diktatörlük geldi. Aynı şekilde İtalya’da diktatörlük geldi. Yani demokrasi bir anda kabul edilemiyor, özümsenemiyor. Uzun yıllar bunun mücadelesinin yapılması lazım. Türkiye’deki en sıkıntılı noktalardan biri de şudur: Avrupa’da demokrasiyi güçlendiren bazı unsurlar var. İşçilerin, emekçilerin, örgütlü bir şekilde güçlenmesi ve demokrasiye bağlanmaları. İkincisi “kent soylu” adı verilen burjuvanın şu ya da bu şekilde, ilerici olsun, gerici olsun, demokratik toplum ilkelerini özümsemeleri ve kabul etmeleri... Şimdi Türkiye’de bunlar yok... Emekçilerin örgütlenmesi kısıtlandı. Burjuvazi de bu işlerle uğraşmıyor. Onun için bizim daha gidecek çok yolumuz var.

BİTTİ

Kaynak ([Only Registered Users Can See Links])

ihaveanidea
01 Mayıs 2025, 19:59
Yazıyı keyifle okudum. Evet gerçekten de Türkiye tarihinde asıl demokrasi 1961-1971(muhtıraya kadar) olmuştur. Çünkü 1961 Any. çok özgürlükçü idi. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi gibi hukuk alanında önemli bir aktör olan mahkeme de yine bu anayasa ile kurulmuştur. Fakat gelgelelim marjinal örgütler bahane edilerek bu özgür anayasadan adım adım uzaklaşılmıştır. Zira 1982 Any. ilk haliyle Türkiye tarihindeki en kısıtlayıcı Anayasa olmuştur.

Sürmenaj
20 Mayıs 2025, 17:32
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1961)
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası veya 1961 Anayasası, 9 Temmuz 1961 tarihli referandum ile kabul edilen ve 12 Eylül Darbesi'ne kadar yürürlükte olan anayasadır.

Türkiye'de anayasal süreç
1961 Anayasası, genç subayların yaptığı 27 Mayıs Darbesi'nin ardından, 37 yıllık bir dönemde gelişen politik yaşamın ve özellikle de çok partili siyasi ortamın ihtiyaçlarına daha iyi cevap verebilecek bir anayasaya gerek olduğu düşünülmüştür. Bu anayasanın Soğuk Savaş döneminin genel akışına aykırı olarak özgürlükleri artıran bir anayasa olduğu ifade edilir fakat bazı hukukçular bu görüşe anayasanın getirdiği özgürlükleri kullanmaya imkan verecek mekanizmaların getirilmediğini söyleyerek karşı çıkarlar.


[Only Registered Users Can See Links] Umûmî'nin açılışı, 1877.

Hazırlanışı
TSK mensubu 38 subay, iktidardaki Demokrat Parti'nin baskıcı politikalarını gerekçe göstererek 27 Mayıs 1960'ta DP iktidarına son vererek yönetime el koydu. 1924 Anayasası ve TBMM feshedildi; cumhurbaşkanı, başbakan, genelkurmay başkanı ve diğer pek çok kişi tutuklandı.

Ardından Millî Birlik Komitesi kuruldu. Bu komite Anayasa oluşturulana dek geçici yasalar çıkarttı ve hem yasama hem de yürütme yetkileri, bu subayların (23 kişi) oluşturduğu Millî Birlik Komitesi'nde toplandı.

Yetkileri ele geçirmesinin ardından Millî Birlik Komitesi hızla yeni anayasa çalışmalarına başladı.

İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Sıddık Sami Onar başkanlığında çeşitli öğretim üyeleri derhal Ankara'ya getirildi ve İstanbul Komisyonu kuruldu. Bu komisyon, yürütme organını yetkilerini azaltan bir anayasa tasarısı hazırladı ancak bu tasarı çok tepki aldı. Bunun üzerine toplumu daha iyi temsil edecek bir Kurucu Meclis kurulması kararlaştırıldı.

Kurucu Meclis 6 Ocak 1961'de 2 parçadan oluşturuldu: Bir parçası Millî Birlik Komitesi, diğer parçası da TBMM yetkilerine sahip olan Temsilciler Meclisi idi.

Bu meclisin üyelerinin bir kısmı çift dereceli seçim sistemi ile; bir kısmı siyasi partilerin vekilleri ile; bir kısmı da gazeteler, barolar, sendikalar, yargı mensupları, öğretim görevlileri ve üniversiteler, gençlik ve esnaf dernekleri, ticaret ve sanayi odalarının temsilcilerinden oluşuyordu.

Daha sonra Enver Ziya Karal ve Turhan Feyzioğlu başkanlığında Kurucu Meclise bağlı 20 kişilik bir anayasa komitesi kurularak yeni anayasa için çalışmalara başlandı. 20 kişilik Komisyon'da Emin Paksüt, Muammer Aksoy, Turan Güneş, Tarık Zafer Tunaya, Coşkun Kırca, Amil Artus, Doğan Avcıoğlu, Münci Kapani, Muin Küley, Ragıp Sarıca, Bahri Savcı, Celal Sait Siren, Mümtaz Soysal, Cafer Tüzel, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Abdülhak Kemal Yörük, Sadık Aldoğan, Nurettin Ardıçoğlu, Hazım Dağlı vardı.

Yürürlüğe girmesi
9 Temmuz 1961'de halkın oyuna sunularak oylamaya katılanların %60.4'ü tarafından kabul edilmiştir. 1961 Anayasası referandumla yürürlüğe giren ilk Türk anayasasıdır. Ayrıca 1961 Anayasası için yapılan bu referandum Türk tarihinin de ilk referandumudur.

Referandum sonucunda yüzde 39 oranında ret oyu, bu anayasanın toplumun tüm kesimlerince benimsenmediğinin göstergesi olarak yorumlandı.

Bunun sebepleri arasında şu sebepler gösterildi:
DP'lilerin, bu darbeyi kendi iktidarlarına karşı yapılmış haksız bir darbe olarak görmesi ve bu darbenin ürünü olan yeni anayasayı da benimsememesi.

Anayasa yapım sürecinde CHP ve CKMP partileri aktif rol almışken DP'nin dışlanması.

Demokrat Parti ve ardılı Adalet Partisi, bu anayasadan önce de, sonra da iktidar partisi olmayı başardı. Ancak bu anayasaya dek parlamenter rejimin yetkileri genişti, sonrasında ise bu yetki çeşitli devlet organları arasında paylaştırıldı. Bu yüzden DP'liler kendilerini sınırlandırılmış hissettiler.

Özellikleri
Güçler ayrılığı sağlanmıştır. (Yasama, yürütme, yargı)
Cumhurbaşkanı olan kişinin partisi ile bağının kesilmesine karar verildi.

Çoğulcu demokrasi ilkesi benimsenmiştir.

TBMM, Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

Yargı bağımsızlığı sağlanmıştır.

Çıkan yasaların anayasaya uygunluğunu kontrol eden Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Yasama yorumu kaldırılmıştır. Hakimlik teminatı getirilmiştir.

Yürütmenin, yönetimin tüm eylemleri, kararları anayasal bir kuruluş olan Danıştay denetimine verilmiştir. Yani TBMM egemenlik hakkını kullanan tek organ olmaktan çıkıp Anayasa'da sözü edilen yetkili organlardan biri olmuştur.

Kişinin temel hak ve özgürlükleri Anayasa ile güvenceye alınmıştır. Temel hakların sınırlandırılmasının ancak Anayasa'nın ruhuna uygun olmak kaydıyla ve ancak kanun ile yapılabileceği belirtilmiştir.

"Siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmezidirler." hükmü ile ilk kez siyasi partilerden ve çoğulcu yapıdan bahsedilmiştir.

İşçi ve memurlara sendika kurma hakkı ile grev hakkı tanınmıştır. Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuştur.

Üniversiteler ve TRT özerkleştirilmiştir.

Yerel yönetimlerin yetkileri kısmen artırılmıştır.

Önceden izin almaksızın dernek kurma hakkı ve gösteri/protesto yapma hakkı tanınmıştır.

Kurumların yönetimindeki üst düzey kişilerin yargı kararı olmaksızın yönetimden uzaklaştırılmaları imkânı kaldırılmıştır.

Sosyal devlet kavramı eklenmiştir.

1971-1973 değişiklikleri
1961 Anayasası ilerleyen yıllarda da AP'lilerce benimsenmedi. AP politikacıları sık sık anayasanın değiştirilmesi gerektiğini, mevcut anayasa ile ülkenin yönetilemeyeceğini ileri sürdüler.

Anayasanın özgürlükçü içeriği sayesinde 60'lı yıllar boyunca liberal ve sosyalist fikirler yayılmaya başladı, sendika hareketleri güçlendi. Bu durumdan hoşlanmayan kesimler anayasadan soğumaya başladı.

70'lere doğru siyasi tıkanıklıkların çözülememesi, terör olaylarının artması ile Anayasaya yöneltilen suçlamalar daha da arttı. Bunun üzerine TSK, 32. Türkiye Hükûmeti'ne muhtıra verdi ve hükûmet istifa etti.

Ardından partiler üstü bir yönetim kurularak 1961 Anayasası'nda değişikliğe gidildi.

Değişiklikler
Bakanlar Kuruluna Kanun Hükmünde Kararname çıkartma yetkisi verildi.

Vergi ve harçlarla ilgili Bakanlar Kurulunun yetkileri artırıldı.

Üniversitelerin özerkliği azaltıldı; TRT'nin özerkliği kaldırıldı.

Memurların sendika hakları kaldırıldı.

Anayasa Mahkemesindeki davalara tüm partilerin iptal davası açabilme hakkı daraltılıp yalnızca TBMM'de grubu bulunan partilerle sınırlandırıldı.

Hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması için gereken koşullar azaltıldı.

TSK görevlileriyle ilgili hukuki işlemler Danıştay'ın yetki alanından çıkartıldı, bu işlemlerde Askerî Yüksek İdare Mahkemesi yetkilendirildi.

Feshedilmesi
12 Eylül 1980 günü TSK, TBMM'nin görevini yapamaz hâle geldiğini ve ülkede yaşama güvenliğinin kalmadığını gerekçe göstererek 'emir ve komuta zinciri içinde ve emirle' hareket ederek yönetime el koydu.

Ardından Millî Güvenlik Konseyi kuruldu.

Millî Güvenlik Konseyi'nin çıkarttığı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun'uyla birlikte 1961 Anayasası'nın yürürlüğü resmi olarak sona ermiştir:

Anayasada TBMM'ye, Millet Meclisine ve Cumhuriyet Senatosuna ait olduğu belirtilmiş bulunan görev ve yetkiler 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren geçici olarak Millî Güvenlik Konseyince; Cumhurbaşkanına ait olduğu belirtilmiş bulunan görev ve yetkiler de Millî Güvenlik Konseyi Başkanınca yerine getirilir ve kullanılır.

Millî Güvenlik Konseyinin bildiri ve kararlarında yer alan ve alacak olan hükümlerle, Konseyce kabul edilerek yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunların 9 Temmuz 1961 tarihli Anayasa hükümlerine uymayanları Anayasa değişikliği olarak; yürürlükteki kanunlara uymayanları da kanun değişikliği olarak yayımlandıkları tarihte veya metinlerinde gösterilen tarihlerde yürürlüğe girer.