PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ruzi Nazar Biyografisi


Asrevya
26 Ocak 2025, 20:23
Ruzi Nazar, Sovyet topraklarında bir Özbek olarak, 1917 Ekim Devrimi sırasında dünyaya geldi. İç savaş, yoksulluk, açlık zamanıydı. Okulda din karşıtlığı, evde İslam öğretildi ona. Komünist Parti’ye karşı dağa çıkanları, yakınlarının Stalin şiddetine kurban gidişini gördü. Bağımsız ve özgür Türkistan hayalini bu yüzden kurdu.

[Only Registered Users Can See Links]Önce üvey ağabeyi, ardından 1939’da babası öldürüldü. Aynı yıl, Alman ordusu Polonya’ya saldırınca II. Dünya Savaşı başladı. Sovyet askeri olarak savaşa katıldı. 2 Ocak 1940’ta Margilan Tren İstasyonu’ndan Odessa’ya yola çıktığında, annesini bir daha görmeyecekti.

Ancak Kızıl Ordu subayı olarak başladığı savaşı, Alman ordusu saflarında tamamladı. Kasım 1941’de Alman esir kamplarında 3 milyon eski Kızıl Ordu askeri vardı. Bunların 800 bini Müslüman’dı. Türkiye’nin Almanlara tavsiyesiyle kurulan Türkistan Lejyonları’nda 5 bin’in üzerinde Türkistanlı genci eğitti. Almanların Yahudi diye sünnetli Müslümanları öldürdüğüne tanık oldu.

Savaş bitti, bu kez Yalta Konferansı gereği Almanlar tarafından tekrar SSCB’ye teslim edilme riski doğdu; 8 Mayıs 1945’te üniforma çıkardı, başka bir kimliğe büründü. Berlin yakınlarında, bir Alman yarbayın malikânesinde akla hayale gelmeyecek heyecanlı günler yaşadı. Amerikalılar tarafından yakalanıp toplama kampına götürüldü. Oradan da kurtuldu. Soylu Alman ailenin kızı Linda ile evlendi. Ondan iki çocuğu oldu. Kızı, büyük sükse yapan “Akıl Oyunları” filminin romanını yazan Sylvia (Zülfiye) Nazar’dan başkası değildi.

ROOSEVELT AİLESİ’YLE BERABER

Soğuk Savaş kendini hissettirmişti. Ama ABD’de, bir istihbarat geleneği henüz yoktu. Truman, 26 Haziran 1947’de Milli Güvenlik Kanunu’nu imzaladı. 18 Eylül 1947’de de Merkezi İstihbarat Örgütü (CIA) gözlerini açtı. Ruzi Nazar, Almanların kanlı Gehlen örgütünün, ABD’ye ve CIA’ya nasıl katkı sağladığını gördü. Gladio örgütlenmelerinin içine girdi.

Bir şekilde Almanya’da, Franklin Roosevelt’in oğlu Archibald ondaki yeteneği keşfetti. Ve Ruzi kendini önce Amerika’da, Roosevelt Ailesi’nin yanında, ardından CIA’da buldu. Soğuk Savaş’ın en sıcak yıllarında çok önemli görevler yaptı. İran’da sizin Argo filmiyle bildiğiniz rehine kurtarma operasyonunun asıl kahramanıydı. Afganistan’da, Hizb-i İslami’nin kurucusu Gulbeddin Hikmetyar’ın elinden vatandaşlarını kurtardı. Sovyetler’i “milliyetler meselesi”nin çökerteceğini düşünerek hayatı boyunca bunu sağlamaya gayret etti. 1960’larda Türk yetkilileri, Alparslan Türkeş’i bile bu sefer kaygıyla, Kürt meselesi için uyardı. Ama Türkiye için asıl önemi, Aralık 1959’dan itibaren 12 yıl yaşadığı Ankara’da “CIA casusu” olarak görev yapmasıydı. Bazıları darbelerde onun parmağı olduğuna bile inanır.

[Only Registered Users Can See Links] Ruzi Nazar’ın biyografisini yazan Enver Altaylı, farklı düşünüyor. O yılları şöyle anlatıyor:

“Ona hep CIA’nın Türkiye İstasyon Şefi diyorlar ama değildi. Ruzi Amerikalılara ‘SSCB’ye karşı Türkiye ile yapılan müşterek operasyonlarda çalışırım. O konularda onlardan bilgi alıp veririm. Yoksa başka yere tayin edin’ dedi. Meselelere sadece Amerika’nın çıkarları açısından bakmadı. Türkiye’ye zararı olur mu bu bilginin, bunu da düşündü.” Peki 12 Eylül’den haberi var mıydı? Altaylı şöyle diyor: “Ruzi o dönemde Almanya’daydı. Bir gün beni aradı ve ‘Türkiye’de iç savaş ortamı var. Askeri müdahale olacak. Darbeden sonra 1. Ordu Komutanı Necdet Üruğ’un başkanlığında bir milli mutabakat hükümeti kurulacak. Türkeş’e söyle, bunun altında kalacak. Tedbirini alsın’ dedi. ‘Peki Amerikalılar ne düşünüyor?’ dedim. ‘Türkiye’de solun gelmesi halinde iç savaş çıkar. Amerika Türkiye’nin istikrarsızlaşmasını arzu etmez’ dedi.”

Ruzi Nazar, yaşlılık yıllarında Türkiye’de bir sahil kasabasında yaşadı. Ama hiç ortaya çıkmadı. Belki 100 yılın ağırlığından, belki ortalığı karıştırmak istememesinden. Ve perşembe günü, sırlarıyla birlikte gömüldü.

BAŞKA KİMDİR?

ARGO’NUN ASIL KAHRAMANI

Oscar ödüllü Argo filminin hikâyesinin asıl kahramanı Ruzi Nazar.1979’da İran’da ABD Büyükelçiliği mensuplarının rehin alınmaları üzerine bir kriz masası oluşturuldu. Ruzi, CIA’yı temsilen bu kriz masasına atandı. O günlerde Tahran’a giden tek CIA ajanı olarak 11 gün bilgi topladı, ABD’ye döndü. Diplomatların Argo ismi verilen operasyonla kurtarılmasına karar verildi. Operasyon Ruzi’nin derlediği istihbari bilgiler ışığında yapıldı. Ona CIA’nın şeref madalyası verildi.

NAZIM MESELESİ

Enver Altaylı: “Nâzım çok büyük şair. Fakat Ruzi’nin 1959’da Viyana’da kendisiyle görüştüğünde edindiği intiba, hayatından memnun olmadığı. Ne pahasına olursa olsun, tekrar tutuklansa, cezaevine girse bile Türkiye’ye gelmek düşüncesinde. Hem vatan hasreti var hem Stalinizm’in uygulamalarından memnun değil. Rusya Nâzım gibi büyük bir şairi dahi kullanmak istedi. Ruzi’ye ‘Siyasete bulaşmamaya gayret et’ diyor ve ekliyor: ‘Bok yiyip büyük devletlerin oyuncağı olmamak gerek.’ Onu kendine söylüyor.

[Only Registered Users Can See Links]ÜRKİYE’NİN KARANLIK YILLARI VE RUZİ NAZAR

Bir dönem MİT’te görev yapan Enver Altaylı, Ruzi Nazar’la onlarca görüşme gerçekleştirerek, yayımlanması için CIA’dan izin alınan bir kitap yazdı: “Ruzi Nazar: CIA’nın Türk Casusu” (Doğan Yayıncılık). Altaylı, Nazar ve Türkiye’deki darbe girişimleriyle ilgili sorularımızı şöyle cevaplamıştı.

– Ruzi Nazar Türkiye’ye geldikten 4-5 ay sonra 27 Mayıs darbesi oldu. Arkasında ABD mi vardı?

İnönü’nün “Darbeler ve ihtilaller ülke için zaruri ve meşru hale gelir. Sizi ben bile kurtaramam” sözleri var. Fakat Ruzi, Demokrat Parti’nin (DP) yaptığı hataları da vurguluyor. Kayseri olayları, İnönü’nün konvoyuna saldırı, basına sansür... “DP’nin yaptığı korkunç hatalar var. Diğer tarafın korkunç tahrikleri var. Bunlar olmasaydı 27 Mayıs olmazdı” diyor.

– Darbeden sonra Türkeş’le birlikte 13 subayın öldürülmesini Ruzi Nazar mı engelliyor?

Ruzi’nin o dönem Amerikalılar nezdinde ciddi çabaları var. Cemal Gürsel’le görüşmelerinden bahsetti. Çünkü seviyor Türkeş’i. Ama ne derece etkili bilmiyorum. Hatta Türkeş’in askerin baktığı bir atı var, 13 Kasım’da atıyorlar dışarı. Hindistan’dan dönünceye kadar ata Ruzi bakıyor.

– Gelelim 9 Mart sol darbe girişimi ve 12 Mart darbesine. 9 Mart’çı Cemal Madanoğlu, Nazar’ın Bahçelievler’deki evine gidiyor.

Ruzi şöyle anlatıyor: “Buyurun paşam” dedim, viski verdim. ‘Biz askeri müdahale yapacağız. Senin Amerikalı generallere söyle, bize yardımcı olsunlar’ dedi. ‘Paşam yanlış kapı çaldın’ dedim. Çünkü bildiğim ama onların bizim bildiğimizi bilmediği bir şey vardı. SSCB, Türkiye’de sosyalist subaylara bir müdahale yaptırarak Türkiye’nin Doğu Avrupa halk cumhuriyetleri tipi bir cumhuriyet olmasını istiyordu. Sovyet yanlısı subayların Türkiye’de iktidar olması dünyadaki bütün dengeyi altüst ederdi.” Sonra Madanoğlu’nun neden geldiği sorusu kafasına takılıyor. “Amerikalılar’ın darbe teşebbüsümüzden zaten haberi vardır ama Moskova bağlantımızdan haberleri olmayabilir. Onun için ‘Bu tarafı da sağlama alalım’ demiş olabilirler” diye düşünüyor. Ertesi gün ABD Büyükelçisi'ni haberdar ediyor.
Kürşad OĞUZ/HT PAZAR

Asrevya
26 Ocak 2025, 20:27
[Only Registered Users Can See Links]ıl 1954, aylardan Eylül, yerlerden Mekke, Hac zamanı.
Sovyetler’den gelmiş çoğu Türk kökenli 21 hacı adayını taşıyan otobüse, yine Türk kökenli ama Amerika’dan gelen iki kişi daha biniyor.

Biner binmez, “Siz Müslüman değilsiniz” diye bağırmaya başlıyorlar; “Siz komünist propagandacılarısınız, Moskova’daki Allahsızların hizmetindesiniz”. Daha sonra Mekke sokaklarında da Sovyet Müslümanlarını tacizi sürdürüyor; hatta çürük domates filan atıyorlar.

Bu manzarayı 27 Eylül 1954 tarihli Time dergisinden ayrıntılarıyla “Münih’te Bir Cami” kitabında aktaran yazar Ian Johnson’a göre, Kral Suud Amerikalıların tavsiyesiyle durumu şikâyet etmek isteyen Sovyet büyükelçisiyle görüşmeyi bile geri çeviriyor.

Time dergisine göre bu olay, Rusya’daki esaretten Batıya kaçmış Müslümanların samimi isyanıdır. Sonradan ortaya çıkıyor ki, bu CIA’in Sovyetlere karşı Müslümanlar üzerinden başlattığı ilk açık, organize eylemdir. CIA’in bu propaganda eylemine katılanların biri Hamid Raşid, diğeriyse Ruzi Nazar’dır.

Gizemli casus Ruzi Nazar sırlarıyla öldü

Son üç-dört yılını geçirdiği Side’de vefat eden Nazar’ın haberini telefonla Enver Altaylı’dan alınca aklımdan ilk geçenler arasında işte bu Mekke eylemi vardı. Kendisi de bir istihbaratçı, eski bir MİT elemanı olan Altaylı 2013’te “Ruzi Nazar: CIA’nın Türk Casusu” kitabını yazmıştı.

UKRAYNA CEPHESİNDE

Altaylı gibi Nazar da Özbek asıllıydı. 1917’de Fergana Vadisi’nde Margilan şehrinde doğmuş, Taşkent Üniversitesi’nde ekonomi ve kimya okumuştu. Almanya 1941’de Sovyetler’e saldırınca askere alındı ve Ukrayna Cephesi’ne gönderildi.

Burada hayatının akışını değiştiren bir şey oldu: Ukrayna milliyetçileriyle tanıştı. Ukrayna’daki Rus nefreti o dereceydi ki, Moskova’ya karşı Nazi işgal kuvvetleriyle işbirliğine girmiş, cephe gerisinde arkadan vuruyorlardı.

Tam da o sıralarda Naziler Sovyetler’deki etnik grupları Rus milliyetçiliğine karşı kendi saflarında örgütleme siyasetine başlamıştı.

Ruzi, Kızıl Ordu üniformasını çıkardı, Wehrmacht üniformasını giydi; artık Türkistan Lejyonu’nun bir subayı olmuştu.

Bundan 6-7 yıl önce, konuşurken “Ben hiç SS olmadım” demek ihtiyacını duydu; “Nazi de olmadım, Amerikalılar gibi onlarla da Ruslarla savaşmak için işbirliği yaptım.”

Almanya yenilince Amerikalılarla işbirliği yapan başkaları da vardı. Adolf Hitler’in Askeri İstihbarat Başkanı Reinhard Gehlen Orta ve Doğu Avrupa, Rusya, Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkaslardaki bütün casusluk teşkilatıyla birlikte Amerikan saflarına geçti. CIA böyle kuruldu, Ruzi’nin CIA kariyeri de böyle başladı.

TÜRKEŞ’LE DOSTLUĞU

Nazar, Münih’te iki propaganda radyosunun kurulmasında aktif görev aldı, Hür Avrupa Radyosu Doğu Avrupalı ve Ruslara yönelik, Azatlık Radyosu da Orta Asya ve Kafkaslara yönelik yayın yapıyordu.

Bir görüşmemizde “Amerika’nın Sesi gibi miydi?” diye sordum. “Yok” dedi Özbek aksanıyla; “Amrıkanın Avazı legal yayın yapar idi, biz daha başka işlerdik”.

Washington’da bulunduğu yıllarda Türkçülüğe meraklı Türklerle de temas yolları aradı. İlk tanıştığı kişi Türkiye Büyükelçiliğinin Basın Ateşesi Altemur Kılıç oldu. Onun aracılığıyla NATO irtibat subayı olarak Pentagon’da görevli yaşıtı bir Türk subayıyla tanıştı: Alparslan Türkeş zaten Türkçülükten yatmış çıkmıştı; yıllar süren dostlukları böyle başladı.
*
Bir de Türkiye yılları var Nazar’ın ki hem kendi kariyerinin, hem de Türkiye’nin hâlâ en karalıkta kalan yıllarıdır. 1959’da, 1960 darbesinden önce geldi, 1971 darbesinden sonra gitti.

Resmi görevi bile kulağa alışılmadık geliyordu: Nazar, Sovyetlerle mücadele konularında ABD’nin Ankara Büyükelçisi ile Amerikan askeri heyeti arasındaki irtibat görevlisiydi.

Ama sadece asıl sorumluluk alanı olan Sovyet coğrafyasındaki anti-komünist faaliyetlerle uğraşmıyordu. Türkiye’de sivil toplum, medya, üniversite ve idarede komünizmle mücadeleyi ve siyasette İslamcı ve Milliyetçi akımların yükselmesini sağlamak için yüksek bütçeli fonlar onun kontrolündeydi.

Altaylı kitabında 12 Mart 1971 darbesi öncesinde, 9 Mart darbe girişimi (MİT ajanı Mahir Kaynak’ın sızmasıyla) açığa çıkan Cemal Madanoğlu’nun dahi Nazar ile irtibata geçmeye çalıştığını yazdı.
*
Sovyetlerin Afganistan işgali başlayınca Nazar Sovyetlere karşı İslamcı kabile şeflerinden bir direniş gücü ortaya çıkarılmasında ön saftaydı. Mücahitler Sovyetleri yendi, Sovyetlerin yıkılmasında pay sahibi oldu ama o ortamda ortaya çıkan Taliban, El Kaide gibi örgütler bugün dünyaya kök söktürüyor.

Bugünlere kolay gelmedik, Nazar’ın da bunda payı vardır. Soğuk Savaş’ın muharip-casuslar kuşağının (daha gizli kalıp yaşayan yoksa) sonuncusuydu.

Nazar’ı kitabını yazmaya ikna etmek için çok uğraştım. Altaylı bir kısmını yazdı. O ise hep kızının yazmasını isterdi. Kızı, başrolünü Russel Crowe’un oynadığı Akıl Oyunları filminin romanını yazan Sylvia Nasar’dır.

“Asıl adı Zülfiye’dir” dedi bir görüşmemizde; “Amma Amrıkalılar kolay söylesin diye Sylvia dedik.”
Murat Yetkin/Hürriyet

Asrevya
26 Ocak 2025, 20:30
1959 Yılından İtibaren Türkiye’de 11 Yıl Görev Yapan Türk (Özbek) Asıllı CIA Ajanı: Ruzi Nazar

Soğuk Savaş” döneminde Sovyetler Birliği’ne karşı Türkiye üzerinden yürütülen faaliyetlerin planlayıcısı ve uygulayıcısı olarak bilinen Nazar Sovyetler'e karşı Naziler'in saflarında savaşmıştı.

Nazar'a Theodore Roosevelt'in CIA’da çalışan oğlu Archibald Roosevelt ajanlık teklifi yapmıştı. 1951 yılında Bonn’da Nazar ile görüşen ve Ankara Büyükelçi yardımcısı olan Roosevelt, aslında CIA’nın Türkiye İstasyon Şefiydi. Teklifi kabul ederek ABD'ye yerleşen Nazar, Columbia Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü’nde çalışmaya başladı. Nazar, burada Türkiye Büyükelçiliği Basın Ataşesi Altemur Kılıç, Pentagon’daki Genelkurmay temsilcisi Kurmay Binbaşı Alparslan Türkeş ve Askeri Ataşe Agasi Şen gibi isimlerle tanıştı.

Milli İstihbarat Teşkilatı’nda (MİT) “Sovyetolog” olarak çalışan Enver Altaylı'nın yazdığı “CIA’nın Türk Casusu: Ruzi Nazar” kitabına göre Nazar-Türkeş dostluğu ömür boyu sürdü. Nazar'ı anlatan kitapta 13 Kasım 1960'da tutuklanan Türkeş'i Nazar'ın öldürülmekten kurtarma hikayesi gibi ilginç ayrıntılar dikkat çekiyor.

ODATV

Adı, Ruzi Nazar…

Özbekistan’ın Margilan şehrinde 21 Ocak 1917’de doğdu…

Ailesi ipekçilikle uğraşıyordu.

Liseyi bitirdikten sonra Komünist Parti’nin gençlik örgütünde çalışmaya başladı.

Taşkent’te Planlı İktisat Teknikumu’nda ekonomi okudu. Sonra, Pedagoji Enstitüsü’ne devam etti. “Genç Leninci” dergisinde çalıştı.

1939’da Kızıl Ordu’ya alındı. Piyade asteğmendi.

İkinci Dünya Savaşı’nda Odessa’daydı. Almanlara esir düştü. Hitler’in kurdurduğu “Türkistan Lejyonu”na katıldı. Alman Propaganda Bakanlığı’nın radyosunda çalıştı.

Savaş sonrasında Almanya’da ABD istihbaratçılarıyla temasa geçti. (ABD Başkanı Theodore Roosevelt’in oğlu) Amerikan Askeri Ataşesi (sonra CIA istasyon şefi olarak Ankara’ya atanacak) Archibald Roosevelt aracılığıyla ABD’ye gitti.

New York’ta CIA’nın kurduğu Amerika’nın Sesi radyosunda görev yaptı.

Archibald’ın ablası Ethel Roosevelt aracılığıyla resmen CIA görevlisi oldu. Yıl, 1954 idi. (Bu aileden Kim Roosevelt, CIA’nın Ortadoğu ve Güney Asya şubelerinin başında yer aldı.)

Ve yıl, 1955…

Ruzi Nazar, Teksas/Arlington’daki evinde Amerikan Harp Akademisi’ni bitiren ve Washington’da NATO Daimi Komitesi’nde görev yapan Binbaşı Alparslan Türkeş’le tanıştı. (Bu görüşmede ileride 27 Mayıs 1960 harekatına katılacak Askeri Ataşe Agasi Şen de vardı. Ve Türkeş yurda dönünce Çankırı’ya “Kontrgerilla Öğretmeni” olarak atanacaktı.)

Ruzi Nazar, ABD’de Türkeş aracılığıyla, CIA’da istihbarat eğitimi alan Yüzbaşı Fuat Doğu ile tanıştı. (Fuat Doğu, 1962’de MAH -yeni adıyla MİT- Başkanı olduğunda Ankara’daki binayı CIA ajanlarıyla birlikte kullanacaktı.) Çok geçmedi…

DOSTLUK İLİŞKİSİ

Yıl 1959…

Ruzi Nazar, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ne istihbarat görevlisi olarak atandı. Ankara Bahçelievler’de eski Genelkurmay başkanlarından birine ait bahçeli bir ev kiraladı.

6 ay sonra 27 Mayıs 1960 müdahalesi oldu…

Nazar’ın ilk önemli görevi; 27 Mayıs’ın lideri Cemal Gürsel’e başyaveri Agasi Şen aracılığıyla ulaşarak, “İhtilalin Kudretli Albayı” Türkeş’in, “sol cunta” Cemal Madanoğlu ekibi tarafından öldürülmesini önlemek oldu.

Nazar, 1962 ve 1963’teki Talat Aydemir ayaklanmalarına yakından tanıklık etti. Yeni MİT Yasası’ndan, Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin kurulmasına kadar çok alanda faaliyet gösterdi. (Bu derneğin Erzurum’daki kurucuları arasında Fethullah Gülen de vardı.)

Nazar, Türkiye’de çalıştığı 11 yıl boyunca çok önemli ilişkiler kurdu. (Örneğin, işadamı Ayhan Şahenk, -kiminle evleneceğini danışacak kadar- yakın arkadaşı oldu!)

MİT Müsteşarı Fuat Doğu ile birlikte TSK’daki solcu subayları tasfiye eden, idamlara ve aydın kıyımına yol açan 12 Mart 1971 askeri darbesini başardıktan sonra Washington’a döndü. Kısa bir süre sonra Almanya’ya gönderildi.

KOD ADI, ÜMİT

Bir gün… Ruzi Nazar’ın Almanya/ Bonn’da kapısını Enver Altaylı çaldı. “Yeni İstanbul” gazetesinde çalışırken tanışmışlardı. Türkeş ve Fuat Doğu gibi ortak tanıdıkları vardı.

Enver Altaylı, 1963’teki Talat Aydemir ayaklanmasına katıldığı için kovulan Harp Okulu öğrencilerdendi. Ardından Fuat Doğu tarafından MİT’e alınmıştı. Kod adı “Ümit” idi. Uzmanlaşması için Almanya’ya gönderilmişti…

Nazır’ın yakın dostu Enver Altaylı, MİT’ten “ayrıldıktan” sonra, 1973’ten 12 Eylül 1980 darbesine kadar geçen süreçte, Türkeş’in en yakınındaki isim oldu.

Almanya’da MHP’nin parti müfettişliğini yaptı.

İstanbul’da MHP’nin günlük gazetesi Hergün’ün Genel Yayın Yönetmeni oldu. (Cemaat operasyonları gösterdi ki kimileri herkesi gazeteci sanıyor! Eklemeliyim; Enver Altaylı yazdığı “Ruzi Nazar: CIA’nın Türk Casusu” adlı kitabını, Hergün’de birlikte çalıştıkları Taha Akyol aracılığıyla Doğan Kitap’tan çıkardı. Hergün’ün, Papa ve Abdi İpekçi suikastındaki azmettirici rolü hiç araştırılmadı. Düşünün ki, İpekçi’nin gazetesi Milliyet’e Taha Akyol köşe yazarı yapıldı!)

Yine bir gün… Enver Altaylı gazeteci olarak Mart 1980’de gittiği Bonn’da, her daim yaptığı gibi ABD Büyükelçiliği’nde Ruzi Nazar’ı ziyaret etti.

Nazar, akşam eve gelmesini istedi. Yemekten sonra Nazar, Altaylı’ya şöyle dedi:

“Türkiye’de yakında darbe olacak. Ama bu aşağıdan cunta harekatı değil. Yüksek Komuta kademesinin yani Genelkurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanının yöneteceği bir darbe. Terör ve anarşiye karşı olağanüstü tedbirlerin yanı sıra yeni bir sistem getirecekler.”

Ve…

Gladio’nun Türk tetikçileri darbenin meşrutiyeti için daha çok kan döktüler.

Darbeden sonra kimileri hapis yattı, kimileri yeni görevler için yurtdışına kaçırıldı.

Örneğin… Alman istihbaratı (BND) görevlisi olup, MHP (ve Ilıcakların Tercüman gazetesi) ile yakın ilişkisi olan Dr. Hans E. Kannapin ve Fritz Michel kendileriyle çalışması için Enver Altaylı’ya teklif götürdü. Tanışıklıkları eskiydi… Altaylı 9 Şubat 1976 günü, Paris’ten Türkeş’e yazdığı mektupta temaslarını anlatmaktaydı:

“4 Mayıs 1976 günü Dr. Kannapin Köln’e gelecek, burada beni Alman iç istihbarat teşkilatı Türkiye masası başkanı ile tanıştıracak.”
Soner YALÇIN