PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Mehmet Ali Birand Biyografisi


Asrevya
25 Ocak 2025, 15:30
[Only Registered Users Can See Links] 110907


Mehmet Ali Birand, 9 Aralık 1941 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi.

İlköğrenimini Erenköy Zihnipaşa'da tamamlayan Birand, 1955 senesinde Galatasaray Lisesi'nde eğitime başladı.

1962 senesinde liseden mezun olan Birand, lise mezuniyetinin ardınadan İstanbul Üniversitesi Filoloji Fakültesi Fransızca Bölümü'nde okumaya başladı.

Bir süre eğitime devam ettikten sonra, maddi imkansızlıklar sebebiyle eğitimini yarıda kesmek zorunda kaldı.

Gazeteciliğe, Abdi İpekçi'nin vesilesiyle başlayan Birand, 1964 senesinde Milliyet'te çalışmaya başladı.

Kendisiyle özdeşleşen 32. Gün programını ise, 1985 senesinde TRT'de yapmaya başladı.

1986 senesinde Moskova'da açılan Milliyet bürosuna gitti.

32. Gün ile ülke genelinde tanınmaya başlayan Mehmet Ali Birand'ın ilk büyük ses getiren olayı ise, 1988 senesinde Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan Abdullah Öcalan röportajıydı. Bu röportaj, terörist Öcalan ile yapılan ilk röportajdı ve yayınlandıktan sonra Milliyet Gazetesi toplatıldı, bir süre yayınlanması yasaklandı.

1991 senesinde Türkiye'ye döndü. Sabah'ta çalışmaya başladı. 32. Gün programını da Show Tv'ye taşıdı. 28 Şubat döneminden sonra Sabah gazetesindeki görevi sonlandırıldı ve Show Tv'deki programı da yayından kaldırıldı.

1997 senesinde Aydın Doğan, CNN Türk'ün kuruluşunda Birand'a görev verdi.

2005 senesinde Kanal D Ana Haber Bülteni'nin Genel Yayın Yönetmeni oldu. 2009 senesinde ise hem CNN Türk hem de Kanal D'nin Genel Yayın Yönetmenliğini aynı anda üstlendi.

İlerleyen dönemlerde pankreas kanserine yakalanan gazeteci, bir dizi seri ameliyat geçirdi.

Tedavisi için, safra kesesindeki stentlerin değiştirilmesi gerekiyordu. Bu yüzden ameliyata giren Mehmet Ali Birand, ameliyattan sonra yoğun bakıma alındı. Yoğun bakımdayken 17 Ocak 2013 tarihinde hayatını kaybetti.

Anadolu Hisarı'ndaki aile kabristanında medfundur.

Yazdığı Kitaplardan bazıları :

30 Sıcak Gün
Diyet Türkiye ve Kıbrıs üzerine uluslararası pazarlıklar (1974-1980)
Bir Pazar Hikayesi
Emret Komutanım
12 Eylül 04.00
Apo ve Pkk
Demirkırat: Bir Demokrasinin Doğuşu
10 yılın perde arkası 32. gün
Türkiye'nin Gümrük Birliği macerası (1959-1995)
12 Eylül: Türkiye'nin Miladı
12 Mart: İhtilalin pençesinde demokrasi
Son Darbe: 28 Şubat

yeniakit

Asrevya
25 Ocak 2025, 15:32
[Only Registered Users Can See Links]


9 Aralık 1941 gecesi, Alman Hastanesi’nde dünyaya gelmişim. Kendimi bildiğimde, Erenköy’de 4 dönümlük bir bahçenin içindeki, her tarafı dökülmekte olan üç katlı köşk- konak karışımı bir evde kendimi buldum. Etrafımda sadece annem Mürvet ve ağabeyim Ural vardı. Bir de tavan arasında koşuşturan fareler.

Babam, ben iki yaşındayken kalp krizi sonucu ölmüş. Annem 42 yaşında iki çocukla dul ve beş parasız kalmış. İzzet Birand, Maliye Bakanlığı Kaçakçılık Şubesi’nin başındaymış. Benim tanıdığımda epeyce yaşlanmış olan köşk, babamın döneminde Erenköy’ün en eğlenceli yeriymiş. Zamanının en tanınmış şarkıcıları, Necmi Rıza Zobu veya Naşit ve Vasfi Rıza gibi tiyatrocuları her hafta toplanıp yemek yer, rakı içer, şarkılar söyler, oyunlar oynarlarmış.

Annem, babamın üç aylıklarıyla bizi ve kendini geçindirmenin çaresizliği içindeydi. Kışları, kömür sobası etrafında toplanıp ısınmaya çalışarak geçirir, haftada bir yanan alt kattaki hamamda yıkanır, günde sadece 7-8 defa sefer yapan özel bir otobüsle, kar yağdığında yollar kapanmazsa, bir saatlik yolculukla Kadıköy’e, oradan da vapurla şehre gidip gelerek yaşardık.

İşte öylesi karlı bir gece, annem üç yaşındaki beni yıkamak için sobanın üstünde su ısıtırken, üstünden atlamaya kalkmışım ve kovayı devirmişim. Kaynar su sol bacağımı yakmış. Böylece, hayatımın gidişini etkileyen, 5 ayrı ameliyat geçirip, toplam bir yılımı hastanelerde geçirdiğim, ölümün ucundan bir şans eseri kurtulduğum talihsizlik dizisi başlamış.

Hayat hep kötü rastlantılarla geçmez tabii. İlk şans, ilkokulu Erenköy Zihnipaşa’da tamamladıktan sonra 1955’te Galatasaray Lisesi’ne girmemle bana gülmüş. “Gülmüş” diyorum, zira o dönemlerde hiç farkına varmamıştım. Sonradan, bu gelişmenin beni nasıl değiştirdiğini anladım.

O şansı bana, dayım Mahmut Dikerdem verdi. Dışişleri Bakanlığında küçük bir diplomattı. Çok para kazanılan bir düzeyde olmamasına rağmen, ablasının küçük oğlunun eğitimini üstlendi. Annemin beni GS Lisesinde okutacak imkânı yoktu. Dayım okul taksitlerini yüklendi.

1962‘de Lise bittikten sonra, İstanbul Üniversitesi Filoloji Fakültesinde Fransızca bölümüne girerek eğitimimi sürdürmeyi denedim, ancak olmadı. Anamın artık takati tükenmişti. Ne yapıp edip çalışmam gerekiyordu. İkinci şansım, Kenan İnal oldu. Koç Gurubu’nun önde gelen isimlerinden biriydi. Aile dostumuzdu. Vehbi Koç’un benimle ilgilenmesini sağladı.

1963’te önce İngiltere’ye ayağımdan beşinci ve sonuncu ameliyatımı olmaya gittim. Dönüşümde de Koç Holding’e girecektim. Londra’ya giderken, GS Lisesi yıllarımda tanıştığım Abdi İpekçi, Milliyet’in Londra muhabirliğini verdi. “İlginç şeyler bulursan mektupla bize bildirirsin” demişti. Ben de, ameliyat bir yanda, İngilizce öğrenme ve Milliyet’e mektupla haberler gönderme öte yanda, bir yılımı tamamlayıp geri döndüğüm 1964 yılı Temmuzunda, Koç Holding yerine, kendimi Milliyet’te buldum.

Üçüncü şansımı, yani gazetecilik hayatımı, Abdi İpekçi önüme açtı. Vehbi Koç ile konuşup “ Bırakın bir süre bizimle çalışsın. İki dili olan genç bir insan. Üstelik gazeteciliği seviyor ve yetenekli görünüyor. Bir deneyelim. Eğer yapamazsa size geri döner” deyip, Vehbi Bey’in onayını almıştı.

(MEHMET ALİ BİRAND, 2010'da yazdığı bir yazıdan)