PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yeni Başlayanlar İçin Güçleri Kullanma Kılavuzu


Leydihan
05 Ocak 2025, 02:04
[Only Registered Users Can See Links]Öncelikle bu bölümü açarken bir çok kişinin temel bilgilerden yoksun olduğunu gördüğümü belirtmek isterim. Bu yola girmiş bu konuda merak sahibi kişilerin belirli bir temel bilgiyle donanması gerekir.

Sıfırdan bu yola girmiş, yani güçlerini açığa çıkarmak isteyen, hayatı boyunca başarılı olmak isteyen, insan ilişkilerinde başarılı olmak isteyen ve tüm psişik yetenekleri yapabilme arzusundaki kişilerin aşağıdaki sıralamayı bir basamak bile atlamadan takip etmeleri ve uygulamaları gerekmektedir.

1)Meditasyon (Budizmde yoga İslamiyette Namaz Kılmak)
2)Farkındalık
3)Quantum Düşünme
4)Quantum Olumlama
5)Quantum Sıçrama
6)Yaratıcılık
7)Başarı
8)Kineziler
9)Astral Seyahat
10)Durugörü

bu başlıkları tek tek size basit olarak anlatmaya çalışacağım.

Kitap okumanıza gerek yok arkadaşlar. Buradaki ve Farkındalık başlığındaki yazılar yeterlidir.

Bu temel bilgiler hayatımızın her safhasında bizi başarıya iletecektir. Quantum düşünce tekniklerini bilen birisi hem işinde hem ilişkilerinde hem de eğitim ve öğretiminde belirgin bir şekilde başarısını attıracaktır.

-Para kazanmak mı istiyorsun
-Başarılı bir öğrenci olmak mı
-büyük bir sanatçımı
-ya da güçlerini mi kullanmak istiyorsun

bütün bunlar için bir temel eğitim var, ve hayatımızın her aşamasında yapmamız gereken basit egzersizler.

Güçlerle ilgilenmek bu güçlerde uzmanlaşmak istiyorsak oturup roman okuyacak halimiz yok.

Meditasyonu bilmeyenler hiçbir psişik etkinlikte başarılı olamazlar.Bu temellerin üzerine meditasyonu koyup kendimizi geliştirirsek astral seyahatdurugörü vb olguların aslında çok basit olduğunu görürüz.

Temel olarak düşünce yapımızı değiştirmeli ve hayata farklı bir pencereden bakmayı bilmeliyiz. Pozitif düşünmenin zevkini yaşamalıyız.Bir örnekle açıklayacak olursak “ben kısa boylu bir sevgili istemem” diyen birisi kısa boylu bir sevgiliye sahip olur.Ama “ben uzun boylu bir sevgili istiyorum” diyen birisi uzun boylu bir sevgiliye sahip olur.

Einstein ve Edison ‘ un yazılarına bakarsanız hepsinin bu metodları bildiğini ve açık açık Edison’un ampülü bulduğunda “Sırrı biliyorum ama size söylemeyeceğim” dediğini göreceksiniz. Bu durum aslında yukarıda anlattığım şeyden ibaret. Sadece olumlu düşünmek.

Tabi bu o kadar basit değil. Kendimizi zorlayarak başarabileceğimiz bir olgu değil. Bunun belirli bir süreci var ve 5-6 ay kadar bir süreyle telkin ve eğitime dayalı. Bu telkinlere “Olumlama” denilmekte.

Einstein izafet teoreminde bir kare çizmiş ve karenin iki köşesinin arasındaki en kısa uzaklığın karenin köşegeni olmadığını kareyi iki köşesinden çapraz katlayarak iki köşe noktasını üst üste getirerek birbirine değdirmiş ve en kısa mesafe budur demiştir. Buradan anlaşılacak şey uzay boşluğuna uyarlanırsa quantum fiziğinin tanımı ortaya çıkmaktadır. Zaman 4. Boyuttur ve her şey şu anda yaşanmaktadır. Geçmiş ve gelecek yoktur. Carpe Diem (Anı Yaşa) mantığının altında da bu düşünce yatmaktadır.

Eğer bu gerçekliğin farkına varırsak yani yaşanan her olayın şimdi olduğunu anlarsak bizlerde birer Einstein Edison olabiliriz. Meditasyonun’nun ne olduğunu şimdi daha iyi anlıyor olmalısınız. Bu olayı daha önce görmüştüm diyoruz. Aslında tüm olaylar şimdi oluyor zaten.

Biz kaderimizi kendimiz seçeriz. Bu seçimlerde beynimizin gönderdiği sinyallerle olur. Her olumlu sinyal bir quantum noktasında kendini bulur ve kaderimiz o yola girer. Bu durum Kuran’ı Kerim ‘de de aynen bu şekilde anlatılmaktadır. Kadercilik aslında bambaşka birşeydir. İslamiyetteki “Allah herşeyi bilir” önermesinin mantığının altında da bu sistem yatmaktadır.

“Buyruğu içinde gemiler yüzsün, lütfettiği şeyleri elde edersiniz ve belki de şükredersiniz diye denizi emrinize veren Allah’tır. O göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendinden bir lütuf olarak emrinize vermiştir. Bütün bunlarda aslında düşünenler için işaretler vardır” (Casiye Suresi 12-13)

“Dileyin verilecektir. Arayın bulacaksınız, kapıyı çalın size açılacaktır, çünkü dileyen alır, arayan bulur, kapı çalınana açılır” (İncil – Luka 11/9)

Düşünmezsek dilemezsek aramazsak kapıyı çalmazsak yerimizde saymaktan başka bir şey elde edemeyiz. Sürüye katılır standart bir hayat yaşarız.

Bakınız, anı yaşamak, nefesinizi izlemekten ve kendizi izlemek (merkezlenmekten) geçer. Rahat bir şekilde oturduğunuzda bir mum yakın önüne oturun ve sakinleşin. Gözleriniz açık şekilde muma bakın. Bırakın türlü türlü düşünceler gözünüzün önünden geçsin. düşüncelerinizi izleyin ama düşünmeyin. Düşünmemenin yolu da NEFESİNİZİ İZLEMENİZDİR. Muma bakarken nefesinizi burnunuzdan içinize çektiğinizde ciğerlerinize havanın dolduğunu hissedin ve ağızınından nefes verirken de şiddetli bir havanın çıktığını hissedin ve bu şekilde nefesinize odaklanın. Bir süre sonra muma bakarken görüntü bulutlanacak ve karnınız (çakra) faaliyete geçecek ve tüm vücudunuz çekilip (merkezlenip) göbek deliğinize doğru karadelik gibi çekileceksiniz. Biraz canınız yanacak ama o acı size farkındalığın mutluluğunu verecek Bu oluşan karadelik sizin enerji topunuzu (psiball) oluşturmaktadır. Bu enerjiyi telekinezi alanında kullanırsanız kağıt döndürme kaşık bükmeyi başarırsınız, bu enerji uyarıcı hapların yarattığı etkiyi yaratır. Olduğu zaman hissedeceksiniz. Adeta uyuşturucu almış gibi aşırı bir güç sahibi olacaksınız. Bu gücü insan ilişkilerinde kullanırsanız ilişkilerinizde başarı sağlarsınız. Bu enerjiyle ders çalışırsanız bir kez okuduğunuzu anlarsınız. Bu enerjiyi ruhunuzu ayırmada kullanırsanız astral seyahat olur.Kısacası herşeyin temeli bu enerjiye dayalıdır.Bu enerjiye HUZUR denilmektedir. Bu enerjiyi alnınıza çıkardığınızda tabiki tekniklerle astral seyahat gerçekleşir. Hemde 5 dakikanızı bile almaz.Bu enerjiyi bir kez yakalarsanız bir daha kaybetmezsiniz. Hep yanınızda olur.Bu enerji siz merkezlendiğiniz(yukarda anlattım) anda 1 dakika içinde yine göbeğinizde toplanıverir. Artık bir silahınız var.Bu silahı herşeyde kullanabilirsiniz. Olumlu düşünmeyle bu silah birleştirilirse evren her istediğinizi size verecektir.

Lütfen bu yazıyı iyi okuyun. Bundan sonra neden telekinezi yapamıyorum astral seyahat niye olmuyor gibi sorular sormayın. Yukarıda hepsinin mantığının aynı olduğunu temel bir eğitimi olduğunu ve bununda çok basit olduğunu izah etmeye çalıştım.

Ukalalık etmeyin. Ben biliyorum demeyin. Bunları yapın. Bireysel olarak yalnız başınıza. Ve kimseye anlatmayın. Sizin özel bir ibadetiniz gibi olsun.

Yolda yürürken kendinize yukardan ilerden geriden farklı açıdan bakmaya çalışın. Yürürken ayaklarınıza bakmadan ayaklarınızı görmeyi hissedin. Bu telkinler merkezlenmeyi kolaylaştıracaktır. Klasik müzik veya tarzı dinlendirici müzikler dinlemenizi hatta rahatsız olmuyorsanız bwgen tarzı frekans düşürücü programları kullanmazını öneririm. Meditasyonu kolaylaştıracaktır.

Durup dururken birden tarifsiz bir huzur hisseden içini tarifsiz bir sevinç kaplayan arkadaşlar deneyimlerini paylaşabilirler. Böylece birbirimize bilgi aktarmış oluruz. İyi forumlar..

wishdropper
(devam edeceğim)

Leydihan
05 Ocak 2025, 02:09
YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN KISACA VE KOLAYCA MEDİTASYON

Meditasyonla ilgilenen yapmak isteyen deneyen bir çok kimse kitap veya değişik makaleler gibi bir bilgi kaynağını alarak veya meditasyon öğrettiğini iddia eden bir yere mesela bir derneğe giderek işe başlar ve bu kişilerin büyük bir çoğunluğu da hayal kırıklığına uğrar. Çünkü konu kendilerine yanlış olarak anlatılır. Yaptığını ve bildiğini iddia eden kişilerin büyük bir çoğunluğu da kendisine "Anlamamış geri zekalı" dedirtmemek için yaparmış gibi bilirmiş gibi konuşur veya yazar fakat yurdumuzda yayınlanmış ve anlatılmış meditasyon hakkındaki bilgilerin hepsi de eksik veya yanlış.Bu yazıyı kuyanların büyük bir çoğunluğunun da meditasyon denemesi yaptıklarını ve Başarılı olamadıkları için boş verdiklerini "Ben beceremiyorum" düşüncelerine girdiklerini biliyorum. Aslında meditasyon inanamıyacağınız kadar kolay ve sadece dört beş dakikada ne olduğunu anlayabileceğiniz on dakika uğraşırsanız da yapmaya başlayacağınız birşeydir.

Bütün mesele şimdiye kadar ne olduğunu bilmeyen kişiler tarafından yanlış anlatılmış olmasındadır. Meditasyonu anlatmak ve öğretmek için de ne öyle yüzlerce sayfalık kitaplara ve ne de saatler ve günlerce süren konuşmalara gerek vardır.

Benim rastladığım hemen hemen her kaynak meditasyon yapmayı anlatmaya başlarken işin esası olarak "Zihninizi durduracaksınız" veya "Zihninizi tamamen boşaltacaksınız" veya "Hiç bir şey düşünmeyeceksiniz" diye başlıyor. Sonra da bir sürü şey anlatıyorlar. Fakat bu zihni durdurmak boşaltmak düşünmemek nasıl olabilir? Nedir? buna değinen yok. Sanki bu zihin durdurmak gözlerini kapatmak veya kafayı kaşımak gibi insanın tabii bir işleviymiş gibi bahsediyorlar. İşte Başarısızlıklar da burada başlıyor.Şimdi iddia ediyorum ki "Zihin durmaz!" Bu mümkün değildir. Zihni durdurmak düşünmemek boşaltmak ancak bir ölünün beyninde mümkün olabilecek birşeydir.

Hatta ölülerin bile beyin dalgalarının bir süre devam ettiği söylenir. İnsanın veya hayvanın fiziksel bir beyni olan bir canlının zihni durmaz. Boşalmaz. Meditasyon yapmaya kalkıp da bunu başaracağım diye uğraşan kimselerin de Başarısız olmalarının nedeni bu anlatımdır.

Bu şekilde anlatılmasının da bence tek sebebi o kitapları yazanların batıdan ya da isterse doğudan olsun çeviri yaparken olayı böyle anlamalarıdır. Tabii ki yurdumuzda da neyin ne olduğunu anlayan ve uygulayan uğraşa uğraşa kendisine göre değişik bir yöntem bulmuş olan insanlar vardır fakat bu kişiler kendi deneme yanılma deneyleri ile bir sonuca ulaşmışlardır.Yazılı veya sözlü bir bilgiden faydalanarak bunu başarmış değillerdir.Konunun izahına geçmeden önce meditasyonun neden şart olduğunu ve çalışılması gerektiğini biraz anlatmam gerekiyor.

Değişik meditasyon teknikleri vardır. Bunların hepsini bildiğimi iddia etmem bile saflık olur fakat sonuçta hepsi bir noktada birleşirler. Peki meditasyon nedir nasıl yapılır?

ZİHNİ SUSTURMAK

Herşeyden önce bilinmesi gereken "Zihni susturmak" kavramıdır.Durup dikkatle kendinizi dinlerseniz farkedersiniz ki zihninizden devamlı olark bir takım kelimeler zihinsel sesler geçmektedir.Bu düşünürken farkında olmadan yaptığımız birşeydir. Birisini dinlerken bile zihin kendisi kelimeler ve cümleler üretmese bile dinlediğimiz konuşmanın bazı sözlerini tekrarlar. Hiç bir söz tekrarlamadığı zamanlarda bile zihnimizden yerli veya yabancı saçma sapan şarkı sözleri veya müzikler geçer. Bazı zamanlarda da birisi ile yapacağımız ya da yaptığımız bir konuşmayı bilerek veya bilmeyerek zihinsel olarak tekrarlarız. Bu durum zihnin kendi kendisi ile konuşmasıdır. Öyle bir haldir ki bunu sesli olarak yapsak yolda işte evde böyle ilgisiz şeyler söylesek herkes psikiyatrik tedaviye ihtiyacımız olduğunu düşünür.

İşte "Zihni susturmak" zihnin bu konuşmasını durdurmaktır. Bunu yapmak çok kolaydır fakat ilk başlarda sadece bir veya iki saniye sürer ve ne kadar zorlarsanız zorlayın kontrolünüz nederece güçlü olursa olsun bir an gelir ki zihinsel sesiniz hiç aklınızda olmayan bazı kelimeler söylemeye cümleler tekrarlamaya ve hatta küfürler sıralamaya başlamıştır.

Zihninizi susturmayı başardıktan sonra yapılan çalışmalarla bunu biri ki dakikaya kadar uzatmanız çok kolaylaşır. İşte zihni boşaltmak veya hiç birşey düşünmemekten kastedilen budur. Zihin susturulur fakat durdurulmaz. Zihninizin konuşmasını durdurduğunuz zaman da zihin durmuş olmaz. Gözünüzün önünden bir sürü görüntü geçebilir. Çevrede olan biteni farkedebilir sesleri duyabilirsiniz. Tabii bu meditasyon amacı ile sessiz bir yerde oturmayıp yolda yürürken zihninizi susturma denemesi yaptığınız takdirde geçerlidir. Şayet oturduğunuz rahat bir ortamda zihnizi susturmaya çalışıyorsanız ve gözünüzün önüne olmadık görüntüler geliyorsa doğru yoldasınız demektir. Bu görüntüler ister resim şeklinde gözünüzün önüne gelen şeyler olsun ister zihinsel düşünceler olsun hiç farketmeksizin durdurulamazlar! Zaten amacımız bunları durdurmak da değildir. Bu görüntü fışkırmaları bilinçaltımızın temizlenmesidir. Hatta zaman zaman konsantremizi bozacak kadar ani ve çarpıcı görünümler de olabilir.

Merak etmeyin çıldırmıyorsunuz ve hayal de görmüyorsunuz.Sadece bilinçaltınızda düğümlenmiş kirliliklerden arınıyorsunuz.

Birinci Nefes Tekniği;

Burnunuzdan nefes alma süreniz 4 saniyeye yayılsın sonra 2 saniye nefes aldıktan sonra bekleyin. Sonra 4 saniyede nefes verin ve nefes verdikten sonra 4 saniye bekleyin. Bu ilk başta hemen olmaz.

Nefes verdikten sonra ilk seferinde biraz bekleyin ve zamanla bu düzene girmesini bekleyin nefes alışverişinizin. Sakinleşin ve rahatlayın. Nefesinizi hep izleyin. Burnunuzdan giriyor ve içinize doluyor. Nefesinizi verirken de tüm bedeninize yayılıyor verdiğiniz nefes. İçiniz gıdıklanmaya başlayacaktır zamanla.

ZİHİN NASIL SUSTURULUR?

Bunu yapabilmek her durumda mümkündür ve özel bir hazırlığa gerek yoktur fakat ilk başlamada durumu tam olarak yaşayabilmek ve anlayabilmek için birinci nefes tekniğini kullanmak gerekir. Rahat bir yerde oturun. Tercihen odanın ortasında ve bağdaş kurmuş olarak oturmanız iyi olabilir. Bel kemiği zemine 90 derecelik durumda olmalıdır (Çalışma içinde yorulmak ve bu dikliğin bozulması mümkündür. Bu olursa zarar yoktur).İki eliniz iki dizin üzerinde rahat bir konumdadır. Kafa geriye kalkık veya öne eğilmiş değildir. Kafanın dikliği başın arkasının bel kemiği ile aynı doğrultuda olmasına yetecek kadardır. Yani sırtınızı ve başınızı ensenizi bir duvara dayamış gibi bir dikliktesiniz.

Önce on veya yirmi defa birinci nefes tekniğini tekrarlayacaksınız. Nefes tekniği yapılırken düşüncelerin daldan dala atlaması ilgisiz konularra odaklanmaları gerekmez fakat zihinsel bir zorlamaya da gerek yoktur. Burada sadece ciğerler genişletilmekte hazırlanmakdır. Fiziksel bir aktivite içindeyiz.Burundan kısa sürede ve hızla alınan nefes alınır. Bundan sonra ağızdan ağır ağır verilir. Nefesin verilişi mümkün olduğu kadar uzamalıdır. hava boşalınca karın adaleleri kasılıp içeriye çekilerek ciğerlerdeki son hava kırıntıları da dışarıya atılır ve yeniden nefes alınır.Nefes çalışmasını yaparken yorulduğunuz takdirde duraklayıp bir iki normal nefes alıp vermeniz mümkün ve gereklidir. Bu nefes tekniği ve zorlamalar ayrıca fazla sigara içenlere de faydalıdır. Birinci nefes tekniğini kararlaştırdığınız sayıda yaptıktan sonra zihin susturma çalışmalarına başlayabilirsiniz. Burada unutmamanız gereken şey şu anda meditasyon yapmayıp zihni susturmayı öğrendiğimizdir.

Önce gene aynı şekilde nefes alacaksınız ve aynı şekilde nefesi boşaltacaksınız. Herşey birinci nefes tekniğindeki gibidir. Nefesi boşaltıktan sonra karın adalelerinizi kasarken normal nefes çalışmasından daha gevşek davranacaksınız ve içerde çok az miktarda hava kalacak. Boşalmanın sonunda nefesinizi tutacaksınız.

Gözler kapalıdır. Bu durumda yani ciğerlerde hava yokken nefes tutmak nefes aldıktan sonra nefes tutmaktan çok daha zor ve kısa sürelidir. Nefesinizi tutuğunuz anda da zihninizin konuşmasını susturacaksınız. Bu durumun bu şekilde çalışılmasının nedeni ciğerler boşken nefes tutulunca zihnin susturulmasının çok kolay olmaıdır. Deneyin. Bu durumda iken zihinsel sesinizin durmasının normal bir zamanda veya ciğerlerde hava varken durmasından çok daha kolay olduğunu göreceksiniz.

İçinde olduğunuz durum en fazla iki veya beş saniye sürebilir. Bundan sonra ya nefesiniz tüknir ve nefes alma ihtiyacı duyarsınız veya zihinsel konuşmanız tekrar başlar. Her iki durumda da nefes alıp baştan başlayacaksınız. zihinsel sesinizi uzun süre sustursanız da nefesinizi tutmak için zorlamayın.

Ciğerlerdeki en ufak zorlanmada nefes alarak baştan başlayın.İşte nefesinizi tuttuğunuz o kısacık anda zihinsel sesinizi durdurunca zihni susturmanın ne demek olduğunu anlaycaksınız. Bu çalışmayı günde beş dakika ya da iki dakika yapmanız yeterlidir. Zihninizi susturma ve nefes tutma süreniz giderek artacaktır.Bu şekilde onbeşgün bir ay çalıştıktan sonra normal meditasyon çalışmalarına başlayabilirsiniz.

MEDİTASYON

Aynı şekilde oturacaksınız ve aynı şekilde önceden birinci nefes tekniğini az veya çok sayıda uygulayacaksınız. Bundan sonra normal nefes alış verişne geçeceksiniz. Hatta kısa kısa ve az nefes almanız gereklidir. Başlarda gene nefes verdikçe zihinsel sesinizi susturacak tecrübe kazandıkça da normal nefes alış verişi sırasında da nefes gibi şeylerle hiç uğraşmadan zihninizi susturmaya devam edeceksiniz. Gözünüzde patlayan ışıklar renkler görüntüler gibi şeyler konsantrenizi bozarsa baştan konsantre olup devam edeceksiniz. Zihniniz konuşmaya başlayınca tekrar susturacaksınız. İşte herşey bu kadar.Bu çalışmaların on dakikadan fazla sürdürülmesi (Baştaki nefes çalışmaları hariç) hem yorucu hem de gereksizdir. Bu nefeslere ve meditasyona alışınca ilerki seviyelerde yeni teknikler mantra ve enerki çekme ve yönlendirme alışmalarında kullanılacaktır fakat önce bunlarda ustalık kazanmanız gereklidir şarttır.Meditasyon çalışmanızda görsel etkileri yani zihinsel imajları durdurmaya çalışmayın. Hatta çalışmadan sonra aklınızda kalan renk görüntü gibi şeyleri not edin.

Çalışma sırasında bir mum yakılması rahatsız etmeyen bir elektrik ışığında olunması tam karanlıkta oturulması gibi şeyler mümkündür. Gözlerin kapalı olması gerekir fakat tecrübe kazandıkça açık gözle de yapılabilir. Bulunulan yerde mesela herhangi bir kokudaki bir çubuk tütsünün yakılıp yakılmaması tercihinize kalmıştır fakat bu gibi şeyler mümkünse çevreye ritüelistik mabedimsi bir görünüm kazandırmak açısından insanı motive edici faktörlerdir. Ama bunlar olmasa da olur.

FİZİKSEL DENEYLER

Zihnizi susturmayı ve meditasyon halini başardığınız zaman bunu fiziksel yansımalarını çok rahat görebilirsiniz. Örnek olarak en sevdiğim deney kuş deneyidir. Kentteki büyük camilerin avlularındaki ya da Kuşlara yem atılan meydanlardaki güvercin sürülerini herkes bilir. Yerdeki güvercin topluluğuna doğru yürüyün ve zihninizi susturarak meditasyon haline girin. Şayet Kuşları düşünmez ayağınızla birisine çarpmaz tekme atmazsanız normal bir yürüyüşle bir tek Kuşun bile havalanıp kaçmasına sebep olmadan Kalabalık bir kuş sürüsünün içinden yürüyüp geçebilirsiniz. Şayet korkmuyorsanız mesela İstanbul Kadıköy sahilindeki ev hayvanı satılan pazar gibi bir yerde elinizi uzatıp rahatça bir Yılanı tutabilirsiniz. zihinsel sesiniz başlamadan Yılan kıvranıp kaçmaya çalışmaz. Burada önemli olan hayvanları da düşünmeden hareketinizi yapmanızdır. Bu deneyler yapılması gereken şeyler ve şart olan şeyler değil. İsteyen deneyip zihinsel aktivitenin gerçekten de hayvanlar tarafından hissedildiğini görsün diye yazıyorum.

Bir iki yaşlarındaki bir çocuğa yüzünüzü gözünüzü buruşturup korkunç olmadan normal bir yüz ifadesi ile hatta gülümseyerek fakat gözlerinizi kırpmadan ve zihninizi susturarak bakarsanız çok kısa bir an sonra çocuğun korktuğunu veya ağlamaya başladığını görebilirsiniz.

ZİHNİN SUSKUN HALİ TABİİ YAPIMIZDIR

Çok yabancı bir şeyden bahsedermiş gibi anlatmama ve size de tuhaf geldiğini düşünmeme rağmen suskun bir zihin yaratılıştan sahip olduğumuz tabii durumumuzdur.

Konuşan ve kelimeleri bilen tekrarlayan fiziksel beynimizdir. Konuşmak tabii halimiz değil sonradan öğrendiğimiz bir şeydir. Yeni doğmuş bir bebek konuşmayı bilmez. Ana dili dediğimiz şeyi hangi dilden olursa olsun dinleyerek ve anne babasının gayreti ile öğrenir. Bebek önce dünyayı farkeder. Şekilleri görür. Annelerin çoğu çocuğu başka odadayken ve ağlamaya başlamadan önce de onun acıktığını veya altına yaptığını bilir .Bunun nedeni bebeğin zihinsel sesinin olmamasıdır. Bu durumda bebek bir tür telapatik enerji gönderebilir ama bu durumun farkında değildir. Çocuk çevre seslerini duydukça beyin bunları tekrarlamaya başlar ve zihinsel suskunluk kaybolur böylece bebekteki zihinsel enerji gönderme hali de önce kısmen sonra tamamen kaybolur. Mantıklı cümleleri ve konuşmaları anlamaya, tekrarlamaya başladıkça da majikal açılardan tamamen sıyrılırız.

Bu suskun zihin durumu ikinci olarak da ölümden sonra gerçekleşir. Ruhun fiziksle beyni yoktur. Bu yüzden de kelimeleri ve zihinsel sesi de yoktur. Bir ruh sadece imajinasyon görür.

(alıntıdır)

Basit Bir Yansıma Meditasyonu Uygulaması;

Masada duran çay bardağına dikkatli bakın. Bardağın bir tarafında ortamdaki ampülün yada güneşin verdiği ışığın oluşturduğu yansıma noktasını göreceksiniz. Bir beyaz nokta gibi ışığın geri döndüğü yer. O noktaya odaklanın. Gözlerinizi kapatmayın. Hatta kırpmadan bakmaya çalışın. Bir yandan nefesinizi izleyin. Etraftaki gürültüye aldırış etmeyin. Odaklanın sadece bakıcaksınız. Bir süre sonra gözleriniz ağrımaya ve sulanmaya başlıycak .Kırpmak zorunda kaldığınızda kırpın fakat hemen dikkatinizi o noktada tekrar toplayın.2-3 dakika gözlerinizi ayırmadan baktığınızda bir süre sonra uğultu olacak kafanızın içinde ve etraftaki sesleri duymamaya başlayacaksınız. Gözleriniz bulutlanacak beyazlık artacak ve o ışık birden tüm gözünüzün önünü kaplayacak ve dalıcaksınız. Meditasyon yaptınız bile. Bunu deneyipte yapamayan arkadaşım olmadı. En kolay yöntemdir.3-5 saniyede sürse başardınız. Bunu tekrar edin son anda çekilirken korktuğunuz için ilk etapta korkacaksınız ama ilerledikçe zaman meditasyonda kaldığınız süre de ilerleyecek. Karadelik gibi içeri çekileceksiniz.

wishdropper
(devam edeceğim)

Alıntıdır.

Leydihan
05 Ocak 2025, 02:13
Farkındalık nereden çıktı?
Bir an durun. Ve ben ne yapıyorum deyin. Cevap veremeyeceksiniz. Çünkü şimdiki zamanda sorulan soruların cevabı yoktur. Anda kalınca insan tepkisiz ve dingindir. İnsanoğlunun %98 i bir hastalık yaşamaktadır ve hiçbiri bunu fark etmez. Bu hastalığın adı “düşünmek” tedavisi ise “Farkındalık” tır.

Kendinizi tanımlayın dersem size bana nasıl bir cevap verirsiniz?.. özelliklerinde.. yı seven.. şeklinde başlarsınız .Hepsi yalan. S iz aslında tahmin ettiğiniz kişi değilsiniz. Bu anlattıklarınız ego. Ego nedir peki. Bunca sıklıkta duyduğunuz bir kelime. Ego, nefistir, şeytandır, bilinaçaltıdır. Kısaca sizi yöneten ikinci bir varlıktır. Evet o bir varlıktır. O bir canlıdır. O canlı ruhsal boyutta yaşar.

En başa dönelim. Dünyanın yaratılışına kadar başa. Allah (Varlıkta o sınırsız güç, özbilinç..) melekleriyle birlikte insanoğlundan önce yarattığı başka varlıklarıyla ilgilenmekteydi. Bir gün insanı yarattı.

İblis(Şeytan) lanetlenmeden önce meleklerin hocası mıydı?

Evet meleklerin hocası ve reisi idi. İslam âlimleri Allah’ın emri ile bütün melekler Ademe doğru secde etti. Meleklerin hocası olan İblis emri dinlemedi secde etmedi. İblis meleklerle beraber idi. Ateşten yaratılan cinler taifesinden idi. Melekler ise nurdan yaratıldı. İblis’in önceki adı Azazil idi. Cennetin bekçilerindendi. Dünya seması meleklerinin reisi idi. Dünya semasının ve yerin sultanıydı. Meleklerden ilimde üstün idi. Gök ile yeryüzü arasını idare ediyordu bunun için kendini büyük gördü. Bu hâli onu Allah’a isyana sürükledi. Allah da onu rahmetinden uzaklaştırdı.

Bu cevap tüm dinlerde aynıdır. İncilde kuranda tevratta da aynen anlatılmaktadır.

Peki Şeytan neden secde etmedi?

Bir zamanlar Rabb'in meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler): "A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz" dediler. (Rabb'in): "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." Dedi. Bu meleklerin arasında şeytanda vardır. Melekler sadece söyleneni yapabilen hatasız robotlar gibidirler. Düşünemezler. Yorum kabiliyetleri yok denecek kadar azdır. Fakat melekler dışındaki varlıklar düşünebilme kabiliyetine sahiptir. Cinlerden olan Şeytan da düşünebilmektedir. Tıpkı bizim gibi. Fakat onun zekası ve üstünlükleri sıradan bir insana göre çok fazladır. Ama şöyle bir gerçeklik var. Kuranda da belirtildiği gibi “insanlar yaratılanların en üstünüdür” bunun sebebi ise insanlara Yaratıcı kendi nefesinden üflemiş kendinden bir parça koymuştur. Yani Hallacı Mansur(bir evliyadır) “Ben Allah’ım “ dediğinde idam edilmeden önce bu gerçeği anladığını ve gözüm açık gitmeyecek ben artık sırrı çözdüm diyerek ölmüştür. Peki bu sır nedir. Varlığın ta kendisidir. İçimizdeki özümüzdür. Adem yaratıldığında düşünebilme ve seçim yapabilme kabiliyetine sahipti. Düşündü ve artık tedavisi yalnızca “farkındalık” olan hastalığa yakalandı. Şeytan düşüncelerimizi kontrol ediyor.

Bu hastalık nerden geliyor. Cevabı basit Şeytanın ta kendisi. Çünkü o görevini yapıyor. Kurandada anlatıldığı gibi şeytan lanetlendi ve “bende senin (benden daha üstün olarak) yarattığın bu insanlığı senin yolundan çıkaracağım kıyamete kadar vakit ver dedi. Ve Allah’ta izin verdi ama insanoğluna kefil oldu. Aslında tüm dinler bu gerçeği anlatmaktadır. Fakat birçok din zamanla değiştirilip farklı yerlere çekildiği için günümüze kadar tam olarak ulaşamamıştır. İslamiyet bile bugün bir çok değişiklikle karşıkarışaydır. Bunun en basiti kapanmaktır. Peygamber zamanında insanlar kapalı değildi. Sıradan geleneksel örtülerindeydi. Bir başka örnek olarak eskiden kadınlar ve erkekler camide birlikte namaz kılardı bugün kılmıyor gibi.. Ama elimizde orijinal bir kitap var. Değişmemiş.

Diğer dinlere mensup insanlar içinde incilden bazı örnekler verdim. İncilde de birçok yerde farkındalığa işaretler vardır. Hatta genel olarak bakıldığında İncil farkındalığa daha çok yer vermiştir. Tevratta da bir çok ayet vardır. Bugun Siyonistlerin farkındalığı keşfettiği için dünyaya Yahudilerin hükmettiği söylenir.

Bu şeytan bir tane değimlidir bunca insanın içine girmeye nasıl yetişiyor?

Şeytan bir tane değildir. Onun çocukları vardır. Çocuklarınında çocukları. Bu zincire göre peygamberin anlattığı bilgiler ışığında yüzbinlerce şeytan olduğu bilinmektedir. Ayrıca şeytan girdiği bir insanı diğer insanı da yoldan çıkarmak için kullanır. Şeytan kablolardan geçen elektirik gibidir damarlarımızda dolaşır.

Peki şeytan ne zaman içimize girer?

Yeni doğan bir bebek ne kadar saf ve temizdir, farketmişsinizdir. Düşünmez. özgürdür. Bir bardağı yere atıp kırar sonrada güler. Şeytan insanlara ergenlik çağına girmeye başladıklarında girer.10 yaşındaki erkek çocukları sürekli olarak “anne kafamdan düşünceler geçiyor” şeklinde tepkiler vermiştir.

Artık bir kişi değil iki kişi olduğunuzun farkındasınız. Peki gerçekte siz kimsiniz?

Siz gerçekte Allah’ın size nefesinden üflediği kendi parçasından verdiği özüsünüz.İnsan bedenini düşünürseniz Ruh ve beden olarak iki kısımdan oluşur. Beden sadece et parçasıdır.Hiçbir işlevi yoktur. Her şeyi ruh yapar. Çünkü ruh gerekli olan enerjinin kaynağıdır. Bu enerji kalkanı olan ruh bedenimize çakralardan çivi gibi çakılmıştır.7 büyük çarka ve yardımcı çakralar sayesinde sinir sistemi gerekli olan enerjiyi sağlar ve hormonlarla birlikte duyular oluşur.

Bedenimizin içinde karnımızın göbek deliğimizin olduğu hizada(2 parmak üstü) özümüz varlığımız temel çakraya bağlıdır. Ama ego tüm enerjiyi emerek özün faaliyetlerini devre dışı bırakır ve kontrolü ele geçirir. Ego sanki sizmişsiniz gibi hareket eder ve siz bunu fark etmezsiniz. Sizin yerinize düşünür notlar alır geçmişi ve geleceği hafızanıza kaydeder ilerde size acı olarar geri döndürür. Size hayaller kurdurur. Ve onlar gerçek olmayınca sizi üzer.

Nedir şeytanın amacı peki?Bunları neden yapar?
Yukarıda da ifade edildiği gibi amacı sizi mutsuz edip yoldan çıkarmaktır. Çünkü o bu iddaayla yaratıcının huzurundan ayrılmıştır ve kıyamete kadar vakit almıştır.

(wishdropper)
devam edecek

Alıntıdır.

Leydihan
05 Ocak 2025, 02:19
Farkındalık Sahibi Nasıl olunur?

Kısaca değinecek olursak farkındalık yapılan her işi atılan her adımı “farkında” olarak yapmaktır. Yani anda kalmaktır. Mesela çay içiyorsunuz . Sadece çay için. Eylemle bütünleşin. Çay bardağına dokunuyorsunuz elinizle alıyorsunuz yudumluyorsunuz midenize iniyor. İşte farkında olarak çay içtiniz .Farkında olarak yapılan eylemlerde düşünemezsiniz. Sadece anı yaşarsınız. Çay içme anını. İçtiğiniz en güzel çayı içtiniz.

Yürüyorsunuz yolda. Farkında değilsiniz ne yaptığınızın. Çünkü farkında olmanız için durmanız gerekir. Ancak durduğunuz zaman yürüdüğünüzü fark edebilirsiniz. Bunu deneyin. Yolda yürürken birden 15 saniye kadar durun ve bekleyin sonra yürümeye devam edin. Bilinciniz tazelenecektir.

Aslında sürekli olarak aklımızdan düşünceler geçiyor. Hepsi gereksiz hepsi boş. Ve bütün enerjimizi bu gereksiz düşünce emiyor. Zihnimizin neredeyse yüzde 80 i bu düşüncelerle dolu. Bu yüzden yaptığımız işlerde dikkatimiz dağılıyor. Sınavlarda başarılı olamıyoruz. Okuduğumuzu anlamakta güçlük çekiyoruz hatalar yapıyoruz vs.. Bu gereksiz düşüncelerden arındığınızı düşünün. Tertemiz bir zihniniz var artık. Bomboş. Bir kez okuduğunuzu anlıyorsunuz .Dikkatiniz dağılmıyor. Neye elinizi atsanız başarıyorsunuz. İşte hastalık ve tedavisi bundan ibaret. Tedavi sürecinde yapmanız gereken şeyleri ele alırsak;

1) Düşünceleri izlemek
2) Bedenimizi İzlemek
3) Duygularımızı izlemek

Evet Hep izlemek ile bitiyor. Neden izlemek. Bir aynaya baktığınızı düşünün arkada bir hırsız var evinize girmiş. Eğer hırsız sizin onu aynadan gördüğünüzü fark ederse kaçacaktır yakalanmamak için. Ama siz hırsıza müdahale ederseniz beklide sizi öldürecektir.

wishdropper
(devam edecek)

Alıntıdır.

Leydihan
05 Ocak 2025, 02:28
Farkındalık Uygulamaları

İzlemek aslında tanık olmaktır. Aslında herşey bir mücizedir.. Fakat siz yaşamın bu döngüsüne sıradan olaylarmış gibi bakıp farketmediğiniz için bu mucizeleri göremezsiniz. Yuarıda kendimden örnekler vererek teslimiyetin tam olarak ne olduğunu izah etmeye çalıştım. Hiçbirşey düşünmemekten kastımızı düşünceleri izlemenin ne olduğunu. Peki düzenli bir şekilde neler yapabilirizi yazmak istersek..

1)Düşünceleri İzlemek: Düşüncelerimizi izlerken dikkat etmemiz gereken nokta teslimiyettir. Düşüncelerimizin bize ait olmadığını etrafımızı çevreleyen bir varlık tarafından bize fısıldandığını izlemektir. İzleyince onlar silinir ve bir kez daha o düşünceler aklımızdna geçmez.

Nasıl izleriz? Sessizce oturun. Dik bir şekilde. Gözlerinizi kapatın (isterseniz uzanabilirsinizde) nefesinize odaklanın. Tıpkı meditasyondaki gibi. Burnunuzdan mavi hava giriyor bir ışık hüzmesi gibi bedeninize doluyor sonra çıkıyor.

Bunu bir dakika kadar yaptığınızda şeytan hemen devreye girecektir. Birden saçma sapan bir düşünce gelecektir etrafınıza. O düşünce inanamayacağınız kadar alakasız bir düşünce olacaktır. Nefesinizi izlemeye devam edin. O düşünceyi şeytan size yolladığında görecektir ki siz acı çekmediniz tepkisiz kaldınız hemen bir sonrakini yollayacktır bir anda düşünce değişecektir. bir sonraki ... Böyle gidercektir. Bu. O anda aklınızdan geçenleri sildiniz. Bir daha aklınıza siz istemediğiniz sürece gelmeyecek. Çünkü artık kontrol sizde. Geçmişi düşünmeyi sadece siz istediğinizde başaracaksınız. Silinen düşünceler değil onların size hissettirdiği duygular olacaktır. Mesela o anda eski sevgilinizle ayrılmanız geliyorsa aklınıza ilk etapta şeytan sizi haklı çıkarmaya çalışan şeyler gösterir. Baktınız siz tepki vermiyorsunuz onunla yaşadığınız güzel günleri gösterir ki canınız yansın gözleriniz dolsun. Hala tepki vermezseniz konuyu değiştirir.

Bir boks maçı düşünün. Bir taraf diğerine sürekli vuruyor. Rakibi ise heykel gibi duruyor. Vuran taraf ne yapar. Vurmayı keser ve durur. Hey kardeşim vursana bana der. Baktı hala vurmuyor sinirlenir saçma sapan hareketler yapar ve maç biter. İşte size şeytan her vurduğunda tepkisizce durmalısınız. Bunu tüm hayatınıze uyarlayın.

Eve geldiniz. Dışarıda bir sürü şey oldu moraliniz bozuk diyelim. Yada yorgunsunuz sinirlisiniz. Anneniz babanız geldi nerdesin sen saat kaç ******mısın diye başladı. Size vurmaya başladı. Hemen pozisyonunuzu alın sakın cevap vermeyin ama odayada kaçmayın. Tepkisizlik.

Bakın sonra ne olacak

Bağıracaklar size bağıracaklar alakasız yerlere konuyu getirecekler sonra gidecekler. Tam 10 dakika sonra anneniz gelip size güzel şeyler söylemeye başlayacak. Pişmanlık çektirecek şeytan ona .Karnın açmı bari diyecek.ne yaptın anlat bari diyecek ve size sarılacak.

ONLAR BİLMİYORLAR.BİLSELER YAPARLARMIYDI!
Siz farkında olun yeter. Onlar bilmiyorlar. Böyle düşünmelisiniz. Hata yaptıklarının farkında değiller. Bu bir hastalık onlar hastalar. Onları tedavi etmeye çalışmayın. Onlara sen hastasın demeyin. SAKIN AMA SAKIN AİLENİZE VEYA HOCANIZA VEYA ŞEYTANİ EGOSU YILLARCA DOLUP TAŞMIŞ SİZDEN YAŞÇA BÜYÜK BİRİNE bunları anlatmayın. Birşey söylemek zorunda değilsiniz. Bu bireysel bir ibadettir.

Farkındalığın hiçbir dinle alakası yoktur. Tamamen psikolojik birşeydir. Ama bütün dinler ve inanışlar farkındalık hakkında bilgi vermişlerdir.

Sevgilinizle olan ilişkilerinize gelelim. Onunla konuşmalarınızı izleyin. Evet o hatalı davranıyor size göre. Çünkü egonuz her zaman sizi haklı çıkartır. Aslında kimin hatalı davrandığı önemli değil. Önemli olan tepkisizlik. Sevgilinizi aradınız telefonu açmadı.2 sat oldu. Haber de vermedi. Hemen şeytan dereye girecektir. Nerde acaba yoksa geçen gün gördüğüm çocukta varmıki yanında .. şeklinde darbeler geliyor suratınıza. Tepkisizlik.

Bakın tepkisiz olmazsanız size neler olacağını anlatayım

telefonu açınca sizi arayacak ve arkadaşlarlaydım bilmemnerdeydim filan falan diycek.sizde diyeceksiniki insan bi haber verir kim arkadaşların ... sonra o diyecekki işte arkadaşlar..sonra siz bağıracaksınız..sonra oda aynen şu cümleyi kuracak;

"sende geçenlerde ... yapmıştın sende yapıyorsun ...."

sonra siz sende zaten ... yapmıştın asıl sen yapıyorsun...

Böyle gidecek bu. Sonra kazanan kim olucak ? şeytan

Kıskançlık egonun en büyük silahıdır. Kıskanırsınız. Ama farkında bile olmadan. Kimdi o telefondaki dün yanında biri vardı... gider.. sonra egonun en öldürücü darbesi gelir ve hayatınızı mahveder ;

"benden önce birlikte olduğun çocuk kimdi? o mu geldi onunla neler yaşadın..."

Bu cümleyi duyduysanız ilişki bitmiş ego kazanmış demektir. İlişkinizi bitirin. Srtık yapabilcek birşey yok. Sadece acı çekiceksiniz.

bitirmezseniz kendini şöyle savunacaksınız. Ben seni çok sevdiğim için oldu bunlar. Bırak baştan adam gibi başlayalım filan falan. Hepsi hikaye. Egonuz size onun eski sevgilisiyle birlilkte olduğunu eski sevgilisini sizden daha çok sevdiğine inandırdı bile. Yılalrda geçse eninde sonunda ayrılırsınız.

iş buralara kadar gelmeden önce TEPKİSİZLİĞİ uygulamanız gerekirdi.

Bu söylediklerimi her örneğe her diyaloğa her insan ilişkinize uyarlayabilirsiniz. Artık biliyorsunuz. Mutluluğun sırrını..

Alıntıdır.

-Z-
05 Ocak 2025, 08:43
az daha uğraşıversinler yeni bir din yaratacaklar quantumizm diye :D
quantum fiziğini einstein çözememiş ama bizim çılgın teyzeler çözmeyi bırak, quantum fiziğine hükmediyorlar yakında bağlama büyüsü yapacağız diye atomuda parçalarlar :D

bir arada şanlıurfa'da bir yerde uzaylı pisti diye birşey çıkarıp cebi dolu kafası boş tayfadan ziyaret başına binlerce lira tokatlamışlardı :D

Leydihan
05 Ocak 2025, 18:09
az daha uğraşıversinler yeni bir din yaratacaklar quantumizm diye :D
quantum fiziğini einstein çözememiş ama bizim çılgın teyzeler çözmeyi bırak, quantum fiziğine hükmediyorlar yakında bağlama büyüsü yapacağız diye atomuda parçalarlar :D

bir arada şanlıurfa'da bir yerde uzaylı pisti diye birşey çıkarıp cebi dolu kafası boş tayfadan ziyaret başına binlerce lira tokatlamışlardı :D

Aslında okuyunca “Yusuf Güney kafası” dediğimiz her şeyi Amerika ve İsrail gibi devletler önce keşfedip dünyaya hükmediyor. Tabii kullanırken düşüncelerimizin berrak olması lazım. Kötülük için kullanmamak gerekiyor. Daha çok psikolojimiz ve hayata olumlu bakmak için uygulanmalı.

Leydihan
05 Ocak 2025, 20:05
Olduğu gibi kabul etmek

Mevlana dönerken herşeyi olduğu gibi kabul etmiştir. Şİa peygamberde klasik çarmaha gerilme pozisyonunda teslimiyeti gösterir. Herşey duarağan ve dingin. Bir uyum içinde olduğu gibi kabul ettiğinizde kuşların cıvıltısını, havanın temiz kokusunu, hatta ışıkların gülümsemesini görürsünüz. Daha önce hiç dikkatinzi çekmeyen bir tabelaya bakıp gülümseyebilirsiniz. Yaşlı bir teyzeye küçük bir çocuğa bir kediye bakıp huzur hissedersiniz. Ana teslim oldunuz işte.

İlişkilerde olduğu gibi kabul etmek çok önemlidir. Duygusal ilişkilerde başarısızlığın temel sebebi olduğu gibi kabul edememektir. Bazen sohbet ederken birisi gelip anlatıyor. Kız arkadaşım böyle böyle yaptı kavga ettik diyor. Birincisi özel hayatınız olmalı ve kimseye ilişkilerinizi anlatmamalısınız. Siz varlığın bir parçasısınız. Birilerine bir şeyler anlatmak zorunda değilsiniz. Birilerine birşey kanıtlama egosunun altında gizlidir bunlar. Bu egoda şeytan tarafından gönderilen düşüncelere maruz kalır.

Bir erkekle birlikte bir kızı ele alalım. Erkek ona diyor ki saçını şöyle yapsana konuşurken şöyle konuşmasana biraz kısa giyinmişsin ne gerek vardı.. gibi sıralamaya başlar. Erkeğin şeytani egosu kızı yumruklamaya başlamıştır. Evet o erkek o kızı sevmiyor. Hepsi yalan

Birini sevmeniz için onu o olduğu için sevmeniz gerekir. Olduğu gibi kabul etmeniz. Bir cep telefonu almaya gidiyorsunuz özelliklerine bakıp alıyorsunuz. Sonra o cep telefonuna diyebilir misiniz kameran daha iyi çeksin ? O telefonu o özelliklerde olduğu için aldınız.

Kız arkadaşınızı değiştirmeye çalışıyorsanız siz aslında onu değil hayalinizdeki kızı seviyorsunuz demektir. Çünkü sizin hayalinizdeki kız sarışın düz saçlı vucudu güzel bir kızdır. Eğer siz kız arkadaşınıza spora git zayıfla diyorsanız onu sevemezsiniz ki.O zaten öyle. Madem onu beğenmiyorsunuz onun eksikleri var neden onunlasınız.

Olduğu gibi kabul etmelisiniz.Ve o size bu tepkiyi verirse bunların bilincinde olup "sen olduğun gibi güzelsin seni böyle olduğun için seviyorum" demelisiniz.o sizin sevgilinizdir.ne eksik ne fazla.tam olması gerektiği gibidir.eğer olduğu gibi kabul ederseniz şeytan yenilir.çünkü elinde kozu kalmaz.Eğer siz birine saçını söyle yap diyorsanız siz saçı öyle olan birini hayalinizde istiyorsunuzdur.Eğer siz ona zayıfla diyorsanız onu değil zayıf birini beğeniyorsunuz demektir.

Her insanı olduğu gibi kabul edin. O öyledir. Ne eksik ne fazla. Tam olması gerektiği gibi.

Alıntıdır.

Leydihan
05 Ocak 2025, 20:11
Düşüncelerimizi izlemek kısmından yeteri kadar bahsettim. Linklerini verdiğim makaleleri okumanız çok önemli. Onları buraya yazacaktım fakat uzun sürmesin yer kaplamasın diye word dosyası olarak koydum. O yazılar Eckhart Tolle dışındaki düşünürlerin yazdıkları yazılardır. Echkart tolle olaya batıdan bakar o yazılarda doğudan bakılmış halidir. Zaten mutlak doğru bir tanedir. Her yol varlığa çıkacaktır.

2)Kendinizi İzlemek Bedeninizi İzlemek Hareketlerinizi İzlemek

Aynaya bakın. Sinirlendiğiniz zaman yada içinizde bir üzüntü olduğu zaman hemen koşup aynaya bakın. Baktığınızda yüzünüzde pis bir gülüş pis bir ifade göreceksiniz. O gülüş size ait değil. Şeytan içinizde ve sizi kontrol ediyor. Bunu kesinlikle göreceksiniz. Aynadaki görüntünüzden korkacaksınız. Sizi ego ne hale getiriyor daha net göreceksiniz.

Nedir kendini izlemek? Kendini izlemek Yunus Emre'nin deyimiyle kendini bilmektir. Kendinizi bilmeniz için önce kendinizi tanımalısınız. Yazının en üstünde ilk mesajlarımda bu başlıkta yaratılış sürecini ve hastalığın ne olduğunu anlattım. Hastalığı biliyorsanız artık kendinizi bilmeye başlamışsınız demektir. Çünkü bir kez çukura düştünüz zaten bir daha aynı çukura düşmezsiniz. Düşüncelerinizin size ait olmadığını biliyorsanız büyük ilerleme katetmişsinizdir.

Kendinizi izleme egzersizlerini toparlayacak olursak. Uyandığınız anda kendinizi izleme başlar. Uyandınız. Dikkat edin bırakın bakalım ne yapacaksınız? Bir uyur gezer gibi rutin olarak gündelik faaliyetleri yapacaksınız. Yüzünüzü yıkayıp kahvaltı edeceksiniz. Sonra ya okula yada işe gideceksiniz. Peki bu yaptığınız eylemleri neden yaptığınızı biliyor musunuz? Daha doğrusu ne yapmaya çalıştığınızın farkında mısınız?

Ben söyleyeyim. Farkında olmadan SÜRÜYE KATILDINIZ bile. Sürü egosuna yenilen insanlar topluluğudur. Sürünün ortak bir amacı vardır. Bu amaç kapitalizm de kendini bulur. Amaç biliçsiz olarak içinizdedir. İlerde... olmak.

Bir şey olmak istiyorsanız artık özgür değilsinizdir. Siz zaten aratılanların en şereflisisiniz. Nasıl bir kalıba girmek istediğinizi seçiyorsunuz şu anda.

Ben doktor olacağım. Okula gidiyorum. Derslerime çalışıyorum. Sonra öss yi kazanacağım sonra üniversiteyi okuyacağım sonra doktor olacağım.

Sonra?

Para kazanacağım...Evleneceğim zengin olacağım..

sonra?

ÖLECEKSİNİZ.

Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız vardığınız yerin önemi yoktur diyor Drucker. Kendisini tanımam ama farkındalığı bildiği apaçık ortada.

Artık nereye gittiğinizi biliyor musunuz?
ÖLÜME gidiyorsunuz. Farkında olun. Ölüm tıpkı doğum gibi bir gerçektir. Fakat siz sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarsınız. Kısacık ömrünüzü mahvedersiniz. Size birisi bir ay sonra öleceğinizi çok hasta olduğunuz söyleseydi ne yapardınız?

Hala liseye gidip derse girer miydiniz?

Elbette hayır. Ne yapardınız? bir düşünün?

Yapamadığınız şeyleri yapmaya çalışırdınız. Belki korkudan dua ederdiniz. Belki ağlardınız. Ego hala devrede. Öleceğinizi bilmenize rağmen. Demek ki egodan ölümle de kurtulamazsınız.

"Olup biten şimdidir ve olması gereken zaten oluyor" (incil ecclesiastes 3:15)

Şimdiye dönmelisiniz. Anın tadını çıkarmalısınız. Kaçırdığınız her anın suçlusu egodur. Pişman olmayın üzülmeyin. Sizin bir kabahatiniz yok ki. Ego sizi üzmek için pişman eder. Keşke..ile başlayan bir cümle kurduğunuzda bilin ki ego devreye girmiştir bile.

Neden keşke dersiniz ki?

Keşke biraz daha çalışsaydım.. boğaz içini kazansaydım.

Pişmanlığın sebebine bakın. Ego sizi ilk önce boğaz içine gitmelisin diye doldurdu şimdide başaramadığınız için aynı yerden sizi bir kez daha vuruyor. Başaramamak?

Neyi başaramadınız?

Okula gitmek nedir ki. Size kitaplar verirler onları okursunuz sonrada sınavda onları sorarlar. Bu kadar basit ve saçma birşeyi mi kafanıza takıyorsunuz. Kendinizi izleyin.

Kendini izlemek TEPKİLERİ İZLEMEKTİR.

Olaylara nasıl tepkiler veriyorsunuz?

Bankada kuyruk var sıraya girdiniz. Hemen yüzünüz asılır. Neden içinizde bir sıkntı oluştu sizce. Hemen izleyin içinizi. Sebebi yok ki sıkılmanızın saçmalık bu. Sıra varsa var size ne. Siz anı yaşamaktan kaçtınız. O an sırada bekleme anınız. Etraftaki insanlara bakın banka kuyruğunda hepsinin yüzü asık hepsi stresli . ne için stres yapıyorlar? onlar ölümü unutmuşlar bile. Onlar yolun sonunu bilmiyorlar gittikleri. Siz biliyorsanız yolun sonunu üzülmek için hiçbir sebep olmadığını da bilin.

İçtiğiniz çayı izleyin, oturduğunuz sandalyeyi, tuşlarına bastığınız kılavyeyi. Baktığınız monitörü. Herşeyi izleyin. Yaptığınız olaylarla bütünleşin. Sadece yaptığınızı yapın. Foruma bir yazı yazın sadece. Başka hiçbirşey düşünmeden. Hiçbir kritere takılmadan insanlara bir şey kanıtlama çabası gütmeden.

Şuan benim yaptığım gibi kelimeler dökülüvericektir özünüzden. Bu yazdıklarımın hepsini sizde yazabilirsiniz. Yeter ki farkında olun. Benim hiçbir insandan farkım yok. Eksikliğimde yok. Hepimiz aynıyız ve eşitiz...

DURMAYIN. ODANIZDA SAKLADIĞINIZ SİZE HEDİYE GELEN KIRMIZI KALP ŞEKLİNDEKİ KOKULU KÜÇÜK MUMLARI YAKIN. BEKLEMEYİN.

Neyi bekliyorsunuz?

Alıntıdır.

Leydihan
05 Ocak 2025, 20:24
Merkezlenme

Çok önemli bir kavrama geldik. Şimdiye kadar ki yeri özetlemek istedim.

İnsan iki çeşit kalkana sahiptir. Birisi içimizdeki bilinçtir. Bu bilinç bizim enerjimizdir. Bu sınırsız gücün yani yaratıcının bize nefesinden üflediği parçasıdır. Biz o enerjiyi kullanarak istersek telekinezi yaparız istersek astral seyahat yaparız istersek reiki yaparız. O enerji sonsuzdur ve saftır. Ama o enerjiyi kullanmanın bir kuralı vardır. Önce o enerjiye ulaşmak gerekir. Bu enerjinin etrafında bir engel vardır. O engel egodur. Ego kötü bir şey değildir aslında. İki kısımdan meydana geliriz.

Bilgisayar gibi düşünün. Özümüz hard disk tir. Ego ise ram dir. Ram olmadan bilgisayar çalışmaz. Ram in içinde önbellek kayıtlıdır. Önbelleğimizin yani egomuzun içinde bir program kayıtlıdır. Programla dili bilen arkadaşlar anlayacaklardır if ve else komutlarıyla yazılmış bir programdır. Bu ram biz doğduğumuzda boştur. çok kısıtlıdır. Sadece ağlamayı ve gülmeyi bilir.0 ve 1 dir. Sonra bizim ram imize ailemiz ve çevremizdekiler kendi doğrularını yüklerler. Sana şeker verirler sen susarsın. Artık if birisi sana şeker verirse = gülümse komutu egoya yüklenmiştir. Sonra if okula gitmezsen = kötü bir çocuk olursun yüklenir ... Bu böyle devam eder. Sonra çevremiz okullar öğretmenler kendi doğrularıyla egoyu doldurur. Taki ergenlik çağına kadar bir sorun yoktur.

Ergenlik çağına geldiğimizde egomuz şeytan tarafından ele geçirilir. Artık kontrol bizde değildir. Şeytan bir virüs gibi egomuzu kafasına göre değiştirmeye başlar. Artık ailemize asi gelen cevap veren tepki veren küfür eden sinirlenen bireyler oluruz. Siz 3 yaşında bir çocuğun ciddi bir şekilde kızdığını göremezsiniz. Ama 10 yaşında bir çocuk çok ciddi şekilde size tepki verir. Çünkü o artık hastalığa yakalanmıştır.

Farkındalık ise egomuzun şeytan tarafından ele geçirildiğini farketmemizdir. Farkındalık aslında kelime anlamı olarak "herşeyi farkında olarak yapmaktır. Eğer egomuzu bizim değil de şeytanın yönettiğini anlarsak şeytan bize tepkiler vericektir. Hemen komut yazmaya başlar. Bu komutlar geçmişten gelir yada gelecek üzerine hayallerdir.

if arkadaşlarınla taksime gitmezsen = rezil olursun
if ailene karşı gelmezsen=rezil olursun

=== taksime git - ailene karşı gel ===

İşte şeytanın bize yaptığı.

Biz bu olayı farkettiğimiz anda yani bu yazıyı okuduğunuz anda if komutları yoğunlaşır. şeytan artık bir müdahelenin farkındadır ve özünüzden beslenerek emdiği gücünüzü kaybetmemek için hayatınızda hiç yaşamadığınız kadar sizi sinirli ve tepkili biri yapar. Bu onun son savunmalarıdır. Artık 2 aylık ömrü kalmıştır. Özümüze ulaştığımızda varlığın gücü onu yakacak ve egomuzun tekrardan çocukluğumuzdaki gibi sahibi biz olacağız.

Peki bu okadar kolaymı?

Değil. Bize şeytanın if le yazdırdığı ne kadar komut varsa onları yani düşünceleri izleyip şeytanın gözünün için baka baka onları izlememiz sonrada onların yok olmasını beklememiz gerekir. Bu yola yükseliş yolu denilmektedir. Yükseliş yoluna giren birisi yalnız kalma eğilimine girer. İnsanlardan uzaklaşmak ister. Çenesi düşebilir çünkü. Saçmalayabilir. bunları güzel şeyler her şeyin yolunda olduğunu gösteriyor. Yüzümüzde sivilceler çıkabilir o çıkan sivilceler içimizdeki gereksiz düşüncelerin dışa atıldığının bedensel göstergesidir. Bedenimiz ruhumuz tüm varlığımız hızlı bir seferberliğe girmiştir. Egonun bize sonradan eklediği tüm komutları temizlemeye çalışır. Bilinç yani yaratıcı artık yanımızdadır. Çünkü onu bulmuşuzdur. Zaten amaç budur. Bütün dinlerin amacı budur. Kuranda anlatılan din günü budur. Artık kendi harddiskimizi kullanmaya hafiften başlarız. Zekamız açılır. Derslerimiz düzelmeye başlar. Yaratcılığımız artmaya başlar. Bu süreç devam ettiği sürece hiç pişman olmamamız gerekir. Unutmayın şeytan en ağır darbeleri sona saklamıştır.

Düşüncelerimizi izleriz. Eğer müdahele ederek düşünce yokolur. Şeytan o düşünceyi saklar sonra tekrar koz olarak kullanır. Bu yüzden izlememiz gerekir. Günde 2-3 saat izleyin. Temizlenin temizlenin. Temizlendikçe gülümseyeceksiniz. Kendinizdeki değişimi farkedeceksiniz.

işte "Merkezlenme" bu noktada çok işimize yarayacak. Merkezlenme içimizdeki özümüzden temizlenme aşamasında yardım almaktır.

Baknız size insanın 2 mekanizmadan oluştuğunu anlattım. Birincisi ego ikincisi varlık. Ego olmadan yaşayamayız dedim. Rami olmayan bir bilgisayar gibi oluruz. Peki ego tamamen yok olabilirmi?

Evet. Sadece ölüm tehditi, korku panik ve aşırı heyecan durumlarında varlık bize destek olmak için egoyu tamamen saf dışı bırakır düşünce kabiliyetimizi 0 a indirir ve bizim yerimize düşünür. Bu geçici bir durumdur. Tehlike geçince eski haline döner. Peki nasıl bir tehlike? Örnek vereyim.

Birisi sizi öldürmek için kovalıyor elinde bıçak var sizi yakaladı. Bıçağı boğazınıza dayadı. Artık ego yokolur. Siz eski sevgilinizi düşünemezsiniz o anda. Yada yarın yatıracağınız kredi kartı faturanızı. O anda varlık devreye girer ve size en mantıklı hamleyi sizin yerinize yaptırır ve en gerekli cümleleri kurar.

Lunaparka gitmişsinizdir. Gondol vardır kamikaze yada. Adrenalin dolu şeyler. Adrenalin egoyu yok eder. Bu yüzden bağımlılık yapar. Uyuşturucu kullanan insanların bağımlı olma sebebi budur. Direk harddiskten düşünürler. Ego yok olur.

Bir çok ünlü bestekarın en iyi bestelerini uyşturucu kullanrak yaptığı bilinmektedir. Tabiki uyuşturucu kullanmak geçici bir farkındalık yaratır. Kontrolsüz bir farkındalık ve düşüşünde ego geri dönünce acısını sizden fena çıkartır.

Gondola bindiğinizde çığlık atmak istersiniz. O anda yine eski sevgilinizi düşünemezsiniz. Sadece korkarsınız heyecanlanırsınız. Birden karnınızda bir gıdıklanma hissedersiniz. Göbek deliğinizin orda. Karnınız tuhaflaşır. İşte o tuhaflaşma sizin enerjiniz. Size burdayım diyor. O enerji sonsuza kadar sizinle olacak. O gerçek sizsiniz. O sizin harddiskiniz. Onun içinde tüm bilgiler kayıtlıdır. Siz sadece hatırlarsınız. Kimse yeni birşey öğrenmez sadece hatırlar. Çünkü içimizdeki yaratıcının parçası herşeyi bilmektedir zaten.

Bazen arabayla giderken yokuştan inerken de karnınız bir tuhaf olur. Heyecan sebebiyle ego yok edilip geçici olarak varlık devreye girer ve karnınızdaki çakradan size sinyal gönderir. Sinir sisteminizi kullanarak yönetimi ele geçirir. Sonra normale döner.

Eğer varlık yönetimi devralmazsa ne olur?

Akli dengenizi kaybedersiniz. Çünkü komutu yazılmamıştır egoda o olayın. Ego if komutuyla yazmadığı şeyleri yapamaz. Gondola 5. 6. kez bindiğinizde artık korkmazsınız. Varlık egoya sizin yerinize if le başlayan komut yazarak o hareketi tanıtır. Bugün hastanede yatanların büyük bir kısmının delirme sebebi budur. Bu delirme türüne otizm denilmektedir. Sinir sistemi enerji desteği alamadığı için felç geçirir.

Merkezlenme işte bu karnınızdaki gıdıklanmayı sürekli olarak yapmanız ve o enerjiyle yaşamaya alışmanızdır. O enerji siz istemediğinizde sadece belli durumlarda devreye girer.

Peki bir düşünün siz bir ressamsınız diyelim.ya o enerjiyi resim çizerken devreye sokarsanız ne olur?

Van Gogh olursunuz

Ya müzikle uğraşırken devreye sokarsanız?
Bethooven olursunuz

Ya fizile uğraşırken?

Einstein yada Edison

Ya siyasetle uğraşırken ?

Atatürk olursunuz.

(ilerde atatürkün bunları bildiğini size kanıtlayacağım kendi sözleriyle)

Öss ye hazırlanan bir öğrenci olursanız?
Derece yaparsınız

Ben samimi olduğum kişilere farkındalığı öğrettim. Ama öğretmek zordur. Tepki verirler size. Tavsiye etmem. Bana sorucaksınız sen kaçıncı oldun ben ünviersiteyi kazandıktan sonra farkındalığı öğrendim. Bir işe yaramadı sınav kısmında. Bende iş hayatıma uyarladım.

Merkezlenme nasıl olucak peki?
O kadar kolay ki bu muydu diyeceksiniz. Nefesinizi bir süre izleyin. Yavaşlatın. Sonra nefes alın mavi hava doluyor içimize sonra verdikten sonra nefesi tekrar almadan bekleyin 2-3 saniye hava tamamen boşalsın. Karnınız gıdıklandı bile bunu sürekli yapın.

Birde kendinize farklı kamera açılarından bakmaya çalışın yukardan aşağıdan arkadan. Hissetmeniz yeterli. Astral seyahatteki ters düşünme gibi.

Alıntıdır.

Leydihan
05 Ocak 2025, 20:26
Sizlere yararı dokunabileceğine inandığım bazı e-kitapları sizinle paylaşmak istedim. Vakit buldukça okuyun. Zaten forumlardaki sağdan soldan alıntıların hepsi bu kitaplardan. 5 mb lık bir rar dosyası yaptım. Artık sağdan soldan bilgi toparlamıza gerek yok. Türkiyede bu tarz işlerle ilgilenen ne kadar forum varsa buralardan alıntı yaparak yazıyorlar. Size direk kitapları vereyim bütün konuları okuyabilin. Tekrar söylüyorum aslında bu kitapların hepsini sizde yazabilirsin. Farkındalığı başarınca bu kitaplar size birşey öğretemiycek. Dikkat ettiğinizde göreceksiniz bütün yazarlar aynı şeyleri yazmışlar. Bende aynı şeyleri söylüyorum. Çünkü içimizdeki harddiskte tek bir bilgi kayıtlı. Hepimiz biliyoruz bunları aslında. Sadece hatırlamamız için farkında olmamız gerekiyor.

James Hewitt - Meditasyon kitabı için; PDF OKU ([Only Registered Users Can See Links])

Shakti Gawain - Yaratıcı İmgeleme kitabı için; PDF OKU ([Only Registered Users Can See Links] 887806)

Chislane Martel - Ben Enerjiyim kitabı için; PDF OKU ([Only Registered Users Can See Links])

Clemant Jagot - Kendi Kendine Telkin ve Hipnoz Kitabı için; PDF OKU ([Only Registered Users Can See Links])

Lobsang Rampa - Üçüncü Göz kitabı için; PDF OKU ([Only Registered Users Can See Links])

LoNeLy
05 Ocak 2025, 20:48
Ilginc bilgilerin oldugu bir konu.Ancak din hakkindaki bazi bolumler hatali.Namaz islamiyete ozgu bir ibadet sekli degil.Semitik dinlerin tamaminda namaz vardir.

Seytan sifati Kuran da gecmez.Kuran da insanin duamani olan varlik,iblis olarak adlandirilir.Seytan lafzi daha cok kitabi mukaddes yeni ahid de kullaniliyor.

Bu alintalarin sahibi bayagi emek vermis olmali.Vaktim olsa aslinda detayli okuyup,nakis olan yerleri duzeltmek isterdim.

Tesekkurler paylasim icin.

Leydihan
05 Ocak 2025, 21:17
Tanrısallığa Uyanışın 12 Belirtisi (Shaumbra)

1) Bedensel ağrı ve sızılar. Özellikle sırt, bel ve boyun belgesinde.

Bu ağrılara yoğun bir DNA değişimi neden oluyor. Bu ağrılar geçicidir.

2) Nedensiz derin bir üzüntü

Geçmişini geride bırakıyorsun sadece geçmişini değil, bütün yeniden doğuşun yol açtığı karmaları. Tıpkı eski evden yeni bir eve taşınırken geride bıraktıkların için üzüldüğün gibi geçmiş yaşamlarla da vedalaşmak üzüntüye yol açıyor. Bu üzüntü geçicidir.

3) Nedensiz göz yaşlarına boğulmak

Bu da tıpkı iki numarada belirtildiği gibi ortaya çıkıyor. Ağlamak iyi gelir ve sağlığa da yararlıdır.

Ayrıca eski enerjiler bu yolla dışarı atılıyor. Bu da geçici bir durumdur.

4) Mesleki hayatta ani bir değişim Bu çok yaygın bir durum. Sen değiştiğin zaman çevren de degişiyor.

Nasıl kendine uygun bir iş bulacaksın diye dert etme. Çünkü bu da geçici bir durum. Şu anda geçiş dönemini deneyimliyorsun. Hayal ettiğin işi bulana kadar farklı farklı iş kollarında kendini çalışıyor bulursan şaşırma.

5) Aile ve akrabalardan uzaklaşma

Karmaların dolayısıyla ailenle aranda bağ vardı. Ancak bu karmalar çözülürken aile ve akraba ilişkilerinin de çözülmesi çok normal. Kendini aile ve arkadaşlarından uzaklaşıyor gibi hissedebilirsin. Bu da geçici.

Korkma. Yakın bir zamanda söz konusu kişilerle farklı bir duzey de yeni bağlar kurabilirsin. Ancak bu kez söz konusu ilişkilerin eski karmalardan arınmış ve yeni enerjiye demirlemiş olacak.

6) Uyku düzeninde bozulma

Tahminen geceleri 02.00 ile 04.00 arasında uyanıyorsun. Kafanda binbir konu seni meşgul ediyor. Bazen da sadece nefes almak için uyanıyorsun.

Endişe etme. Eğer tekrar uyuyamıyorsan kalk ve hoşuna giden şeylerle meşgul ol. Bu durum da geçici

7) Kabus görme

Savaşlar, katliamın yanı sıra korkunç varlıklar tarafından takip edildiğini rüyalarında görüyorsan korkma. Çünkü kelimenin tam anlamıyla eski enerjiyi üzerinden atıyorsun. Savaş katliam takip edilme ve korkunç yaratıklar tam da bunun sembolüdür. Korkma bu durum da geçici.

8) Yönsüzlük duygusu

Bazen kendini yeterince bu dünyaya ait değilmişsin gibi hissedebilirsin. Ya da kelimenin gerçek anlamıyla yeterince ayaklarının yere basmadığı iki alem arasında kıstırılıp kaldığın hissine kapılabilirsin. Bu gerçekten de mekan anlamında öyledir. Bu da geçici bir durumdur.

Bilincin yeni enerjideki geçişi deneyimlerken, bedenin dünyada asılı kalır. Yeterince odaklanmak için ormanda yürüyüşler ya da doğada zaman geçirilmesi önerilir.

9) Kendi kendine sohbetler

Son zamanlara kendini, kendinle sohbet ederken yakaladığın anların çoğaldığını farkedersin. Hatta birden bire son yarım saattir kendinle sohbet ettiğini hatırlarsın. "İcinde yeni bir iletişim düzeyiyle karşı karşıyasın. Bu kendinle sohbetler aysbergin görünen tarafıdır. Bu sohbetler gittikçe derinleşecek ve akıcı hale gelecek.

Birden farkındalıkların arttığını göreceksin. Olaylar arasındaki bağlantıları aniden keşfedeceksin. Merak etme çıldırmıyorsun, sen yeni enerjideki yolundasın.

10) Yalnızlık hissi- Hatta insanlarla birlikteyken bile Kendini yalnız ve insanlardan "ayrı" bırakılmış hissediyor olabilirsin.

Ancak kalabalıklara girmeyi de istemiyor olabilirsin. Kutsal ve yalnız bir yoldasın. Yalnızlıktan ne kadar bunalsan da insanlarla birarada olmak da içinden gelmiyor olabilir.

Ayrıca yalnızlık duygusu enkarnasyonların boyunca yanında bulunan ruhsal rehberinin daha fazla esneyerek gelişmen için sana yer açmak istemesi ve senden ayrılmasından da kaynaklanır. Bu da gecici.

Içindeki boşluk sevgi ve ışıkla yeniden dolacak.

11) Coşku ve tutkunun yitirilmesi

Herşeye karşı kayıtsız olduğun bir dönemde bulunuyor olabilirsin. Endişelenme herşey yolunda. "Hicbirşey yapmak istememe"nin tadını çıkar. Çünkü bu da geçici. Bu tıpkı bilgisayarın yeniden yüklenmesine benzer. Bilgisayarı yeniden daha karmaşık bir programla yüklemek için önce kapamak ardından açmak gerekir.

12) Özlem duygusu

Bu belki de seni zorlayan en güçlü meydan okumalardan biridir. İçinde ta derinlerde bu gezegeni terketmeyi ve yuvaya dönmeyi isteyen bir duyguyu zaptetmek bazen güçleşir. Bunun intihar eğilimi ile ya da öfke ve kızgınlıkla da bir alakası yok. Bu sadece sessizce yuvaya dönmek isteyen bir tarafındır. Sen karmik devrini tamamladın. Bu hayat için imzaladığın sözleşmenin işi bitti. Ek bir hayat için hazırsın. Bu geçiş döneminde diğer tarafın nasıl bir his verdiğini hatırlıyorsun. Burada dünya üzerinde yeni bir göreve hazır mısın? Yeni enerjiye kök salmak için karşılaşacağın meydan okumalara hazır mısın? Evet! Tabii ki hazırsın. Istersen hemen şimdi yuvaya gidebilirsin değil mi?

Ancak bu kadar enkarnasyondan geçtikten sonra bu kadar yol katettikten sonra sonunu görmeden filmi yarıda bırakmanın doğru olmayacağını sen de biliyorsun. Ayrıca Ruh'un sana burada ihtiyacı var. Diğerlerinin de bu geçiş döneminden yeni enerjiye atlaması için sana ihtiyaçları var.

Diğerlerinin de eski enerjiden yeni enerjiye atlamayı göze almış bir "insan"a ihtiyacı var.

Üzerinde şimdi bulunduğun yol sana Tanrısal insan olma yolunda gereken bütün tecrübeleri ve hediyeleri sunuyor. Bu yolculukta bazn karanlığa gömülsen ve yalnız olduğunu hissetsen de sakin unutma.

Asla yalnız değilsin.

Alıntıdır.

Leydihan
05 Ocak 2025, 21:18
SPIRITUEL UYANIŞ Ellen L.Montgomery

GİRİŞ

Son zamanlarda arkadaşlarımın, ögrencilerimin ve müşterilerimin çoğu çok sayıda ve çeşitli değişimler, garip hisler ve fiziksel duyumlar deneyimlediklerini bildirdiler. Kendim de arkadaşlarımınkine uyan bir çok şekilde hayatımın olağan olmayan periyodundan geçmekteyim. Önce bana olmakta olan şeyi orta yaş krizi ve/veya menopoz olarak etiketlendirdim. Ancak benzer durumları erkeklerde ve tüm yaş gruplarında da gözlemeye başladım. Bu noktada notlarımı diğerlerinin ki ile karşılaştırdım ve bu konu ile ilgili biraz araştırma yaptım. Aşağıdakiler bulduklarımın bir derlemesidir. Bunların çoğu bazılarına garip görünebilir, ama bu durumların tüm dünyadan fiziksel olarak sağlıklı zihinsel ve duygusal olarak sağlıklı yetişkinler arasında olduğuna sizi temin ederim. Bir uyarı notu : Hiç kimseye profesyonel dikkat gerektiren, büyük fiziksel veya duygusal durumlara aldırmamalarını tavsiye etmiyorum. Ancak bu liste herhangi bir şekilde bu semptomlardan şikayetçi olanlara yardımcı olabilir.

Belirtilerin çoğu için verilen tavsiyeler de değişik kaynaklardan toplandı ve benim kişisel deneyimimi yansıtmayabilir. Eğer bu faydalı ise iyi. Eğer değilse bunlara aldırmayın. Hepimiz kendi spiritüel gelişimimizi kendi eşsiz yolumuz ile deneyimliyoruz. Bazılarımız için değişimler yavaş oluyor; diğerleri için bir seri olay anı büyümeyi/gelişmeyi tetikleyebilir. Hepimiz aynı belirtileri veya degişimleri paylaşmıyoruz. Ve tabi ki kendi spiritüel inançlarımıza sahibiz. Hepimiz kar taneleri gibi farklıyız ancak ortak bir özü ve genel şekli paylaşıyoruz. Bu bilginin bir kısmı sizinle rezonansa girmeyebilir. Diğer kavramlar sizin için rahatsız edici olabilir. Her birimiz yeni bilgiyi incelemeliyiz ve kendimiz için neyin doğru olduğunu ve bize neyin hizmet etmeyeceğini ayırdetmeliyiz. Bu listeyi okurken bunu kendiniz için yapmanızı istiyorum. Kendi yorumlarınızdan siz sorumlusunuz. (Her konu ile ilgili inançlarınız ve düşünceleriniz sizin kendi sorununuzdur)

Barış ve Sevgi
1. Uyku modellerinin değişimi : Huzursuzluk, sıcak ayaklar, gece iki veya üç kere uyanma. Uyandıktan sonra yorgun hissetme ve gün boyunca uykulu olma. Çoğu kişi için gerçekleşen Üçlü Uyku Modeli : 2 –3 saat uyursunuz uyanırsınız bir başka, iki saat uyku için yatarsınız tekrar uyanırsınız ve yine uyursunuz. Diğerleri için uyku gereksinimi değişir. Daha az uykuya ihtiyacınız olabilir. Bunun bir başka degişkeni “kara – delik uykusu” dediğim uykudur –10 saat veya daha fazla uyursunuz.

Geçen sene taç çakramdan bedenime akan büyük enerji dalgaları deneyimledim. O iyi hissettirdi ama beni uzun bir süre uyanık tuttu sonra sakinleşti. Simdi kara – delik uykusu deneyimliyorum.

TAVSİYE : Buna alışın. Bununla barış yapın ve yetersiz uyku uyuduğunuza üzülmeyin. Ayrıca yüksek benliğinizden bir ara vermesini ve sonra size iyi derin bir gece uykusu vermesini isteyin. Eğer yine de uyuyamıyorsanız uyanık zamanlarınızda meditasyon yapın, şiir okuyun, günlük tutun veya aya bakın. Bedeniniz yeni modele ayarlanıyor. Ve – eğer çok uyuyorsanız buna üzülmeyin. Bedeninizin uykuya ihtiyacı var.

2. Başın taçında aktivite : Kafa derisinde ve/veya aşağıda omurgada karıncalanma, kaşıntı, huzursuz hisler. Bir düşün, başlığından enerji püskürüyormuş gibi başın tepesinde enerji titreşimi hissi. Ayrıca “serpinti/çiseleme” olarak tarif edilen taça enerji akışı hissi. Bu ayrıca başta basınç olarak deneyimlenebilir, sanki biri parmağı ile başınızın merkezine bastırıyormuş gibi.

TAVSİYE : Bu alarma geçecek bir durum değil. Deneyimlediğiniz şey taç çakranın açılmasıdır. Duyumlar ilahi enerjiyi almak için açıldığınız anlamına geliyor.

3. Ani duygu dalgaları : Ağlama. Küçük bir tahrik ile aniden kızgınlık veya üzüntü hissetme. Veya açıklanamayan sıkıntılar. Sonra çok mutlu olma. Çoğu zaman kalp çakrasında (göğsün ortası) tıkanmış duyguların basıncı veya hissi vardır. Kalp çakranız açılıyor ! Bu kalp ile karıştırılmamalı, kalp kalp çakrasının sol tarafında yerleşik.

TAVSİYE : Ortaya çıkan duygularınızı kabul edin ve sonra bırakın gitsinler. Direkt olarak kalp çakrasına gidin ve duyguyu hissedin. Onu dışarıya alanlarınıza doğru genişletin ve göbekten üst göğüse kadar derin nefes alın. Sadece duyguyu hissedin ve bırakın o kendi kendine buharlaşsın. Duygularınızı başkalarına yöneltmeyin. Geçmişinizi temizliyorsunuz. Eğer bunu yapmak için yardım isterseniz, tüm bu eski sorunları salıvermeye niyet ettiğinizi, yüksek sesle söyleyin ve yüksek benliğinizden size yardım etmesini isteyin. Bedeniniz bu duyguları saliverdiği için ve onları size zarar verebilecek şekilde içeride tutmadığı için şükran duyun. Bir kaynak depresyonun artık bize ve bizim frekanslarımıza uymayan insanlarla ilişkilerin, işin vs. bırakılması ile bağlantılı olduğunu öne sürüyor. Bu ilişkileri bırakmakta suçluluk hissettiğimizde depresyon bu acıyı iyileitirmek için bize yardımcı oluyor.

4. Eski “sorunlar” yukarıda tanımlandığı gibi ortaya çıkıyor ve onlarla çalışmaya gereksiniminiz olan insanlar yaşamınıza giriyor. Tamamlama sorunları. Veya belki kendine – değer verme, bolluk, yaratıcılık, bağımlılıklar vs. sorunları ile çalışmaya gereksiniminiz var. Bu sorunlardan geçerken size yardım etmeye gereksinim duyduğunuz kaynaklar veya insanlar ortaya çıkmaya başlıyor.

TAVSİYE : #3 ün aynısı. ilave olarak bu sorunları çok fazla analiz etmeyin. Onları çok fazla incelemek sizi basitçe onlara daha derin seviyelerde tekrar tekrar geri döndürür. Eğer ihtiyacınız varsa profesyonel yardım alın ve ondan geçip gidin. Ondan kaçınmaya çalışmayın veya kendinizi ondan ayırmayın. Gelen ne olursa olsun kucaklayın ve sizin ilerlemenize yardım ettiği için ona teşekkür edin. Bu sorunları salıverme fırsatını verdiği için Yüksek Benliğinize tşsekkür edin. Hatırlayın bu sorunların bedeninizde yapışık kalmasını istemezsiniz.

5. Kiloda değişiklik : Bazı insanlarda kilo artışı olabilir, diğerleri ise kilo kaybedebilir.

İyileştirilmek için baskı altında tuttuğumuz bir çok korkular şimdi yüzeye çıktığı için çoğu zaman kilo alırız. Bir savunma inşa ederek reaksiyon veririz. Ayrıca kendimizi topraklamak veya bedenlerimizde artan frekanslara hacim sağlamaya teşebbüs ederiz.

TAVSİYE : Tiryaki olmayın ama tam şimdi bulunduğunuz yerde onu bir belirti olarak kabul edin. Tüm korkularınız bütünleştiğinde kilo alırsınız/verirsiniz. Bununla ilgili endişeyi salıverin. Sonra sonunda kilo almanın/vermenin kolay olduğunu göreceksiniz. Egzersiz yapın.

Yemekten önce sunu deneyin : Çekici bir şekilde düzenlenmiş bir masaya oturun. Bir mum yakın. Yemeklerin görüntüsünden zevk alın. Kullandığınız elinizi kalbinizin üzerine koyun ve yemeği kutsayın. Bedeninize bu yemeği duygusal açlıklarınızı tatmin etmek için değil bedeninizi zengin şekilde beslemek için kullanacağınızı söyleyin. Sonra elinizi yemeğin üzerinden soldan sağa geçirin ve onu kutsayın. (Reiki verin). Yemeğin soğuk olsa bile elinize sıcak hissettirdiğini görebilirsiniz. Yemeği kutsadığım zaman çok fazla yemediğimi kavradım. Yemekten önce onu kutsamayı unuttuysanız onu herhangi bir şekilde yine kutsayabilirsiniz. Yapabileceğiniz başka bir şey yerken şimdide kalmaktır – TV seyretmeyin veya okumayın. Önünüzdeki şeyden kalpten zevk alın.

6. Yeme alışkanlıklarında değişim : Çılgın arzular ve tuhaf yemek seçimleri. Bazıları eskiden alışık oldukları gibi aç olmadıklarını görüyorlar. Veya daha da acıkıyorlar.

TAVSİYE : Bedeniniz ihtiyacı olan şeyi size söylediğinde bunu ondan esirgemeyin. Eğer emin değilseniz bir gıda seçmeden önce bedeninizin onu isteyip istemediğini görmek için kas –testi deneyin. Ayrıca #5 te tanımlandığı gibi yemeği kutsamayı deneyin.

7. Daha önce başınıza gelmeyen beşin uyumsuzluğu, alerjiler : Daha spiritüel olmaya büyürken etrafınızdaki her şeye daha hassas olursunuz. Bedeniniz artık neye tolerans göstermeyeceğini size söyleyecektir. Belki kendinizi toksinlerden arındırıyorsunuz. Bazı insanlar ağızlarında beyaz bir kalıntı görürler, bir yarışın sonunda koşucularda olana benzer şekilde.

TAVSİYE : Bir akupunkturcu ağızdaki bu filmin 2 yemek kaşığı, soğuk – preslenmiş zeytin yağını ağzınızda 10 – 15 dakika tutarak, giderilebileceğini bana söyledi. (yutmayın) sonra onu dışarıya boşaltın. Dişlerinizi fırçalayın ve aynısını yapın. Sonra fırçanızı temizleyin.

8. Duyuların kuvvetlenmesi : Artan duyarlılık.

a. Görüş : Ağrıyan gözler bulanık görüş, parıldayan nesneler, parlayan parçacıkları, etraftaki insanların, bitkilerin, hayvanların ve nesnelerin auralarını görme. Bazıları daha önce opak (saydam olmayan) gördükleri nesneleri transparan olarak gördüklerini söylüyor. Gözlerinizi kapattığınız zaman, artık karanlık görmüyorsunuz kırmızılık görüyorsunuz. Ayrıca gözleriniz kapalı olduğunda geometrik şekiller veya parlak renkler ve resimler görebilirsiniz. Renkler daha canlı görünür – çimenler şaşırtıcı bir yeşillikte görünebilir. Çoğu zaman toprakta dolaşan ızgaralar görürüm. Siz daha hassas olurken havada şekiller veya hatlar görebilirsiniz özellikle oda hemen hemen karanlık iken. Gözleriniz açıkken veya kapalı iken çevresel görüşünüzde beyaz veya altın şekiller görebilirsiniz (bunlar sizin rehberlerinizdir). Son zamanlarda uyanınca gözlerimi aşırı derecede kuru hissediyorum; onları açmakta zorlanıyorum. Ayrıca ağrılı gözler deneyimledim.

TAVSİYE : Görüsünüz bir çok şekilde değişiyor – görmenin yeni yollarını deneyimliyorsunuz. Sabırlı olun. Ne yaparsanız yapın korkmayın. Bulanık görme esneme ile giderilebilir. Kuruluk için bol bol su için.

b. İşitme : İşitmenin güçlenmesi veya zayıflaması. Diğer belirtiler başın içinde anlamsız sesler, bip sesleri, tonlar (ses perdeleri) müzik veya elektronik modeller işitme. Bazıları su akışı, arı vızıltısı, bağırmalar, gümbürtüler veya çınlamalar işitir. Diğerleri audio dyslexia (ses işitememe) denen şeye sahiptir – insanların söylediği şeyleri her zaman işitmezsiniz sanki, artık kendi dilinizi anlayamıyormuş gibi. Bazıları rüyalarında garip sesler işitirler sanki biri yanlarında duruyormuş gibi. O varlıklardan gitmelerini isteyebilirsiniz veya Başmelek Mikail’den durumu kontrol altına almasını isteyebilirsiniz. Yine korkacak hiçbir şey yok.

TAVSİYE : Ona teslim olun. Bırakın gelsin. Dinleyin. Kulaklarınız yeni frekanslara ayarlanıyor. Bu yaz iki ruhun varlığını hissettim kafaları karışmış veya kaybolmuş iki ruh. Etrafimda havada duruyorlardı ve benim ismimi söylüyorlardı. Önce korktum sonra onların kim olduğunu kavradım (vefat etmiş olan benim sevgili yakınlarım ikisi de felçten öldü). İster inanın, ister inanmayın her durumda da tüm yapmam gereken onlara onları sevdiğimi söylemek ve durumlarını değiştirmelerine ve gidecek güzel bir yer bulmaya yardım edeceğimi söylemekti. Sonra onları parlak ışığa yönlendirdim onlar ışığa ulaşana dek onlarla birlikte olacağıma dair güvence verdim (onlar sonunda ışığı gördüğünde oraya gitmek için daha fazla bekleyemediler !).

c. Güçlenmiş koku, dokunma ve/veya tat duyuları : Şimdi bazı gıdalardaki kimyasal katkıları koklayabiliyorum ve tadını alabiliyorum, hoş olmayan bir şekilde. Diğer gıdalar tamamen mükemmel tat verebilir. Bazı insanlar için güçlenmeler, hem zevkli, hem de dikkat dağıtıcı. Şimdi etrafta çiçek yokken, çiçek kokuları duyabilirsiniz. Mistiklerin çoğu bunu yapardı.

9. Deri döküntüleri : İsilikler, şişler/yumrular akneler kurdeşen, siğiller ve zona. Kızgınlık, ağız ve çene etrafında patlak verir. Eller ve ayaklarımda geçmişimdeki bir olayın iyileşmesine elik eden aylarca süren dermatit vardı. Sorunun çoğu ile çalıştığımda durum iyileşti.

TAVSİYE : Toksin atıyor ve duyguları yüzeye getiriyor olabilirsiniz. Salıverilecek bir sorun olduğunda ve onu bastırmaya çalıştığınızda deriniz siz duyguları isleyene kadar sorunu sizin için ifade edecektir. “Sorununuz” ile çalışın. Etkilenen bölgede sardunya, gül, limon veya bergamot yağlarını deneyin.

10. Sizi yataktan sıçratacak ve eyleme geçirecek yoğun enerji olayları. Birisi bedeninin çılgınca titreştiğini söyledi. Bunu uykusuzluk ve yorgunluk periyotları takip etti. Yorgunluk genellikle büyük degişikliklerden sonra gelir. Bu bir entegrasyon zamanıdır.

TAVSİYE : Enerjinin doğası ile akın. Onunla mücadele etmeyin. Onu “yanlış” yolla hissedilecek hale getirmeyin. Kendinize karşı nazik olun. Yorgunsanız uyuyun. Uyuyamayacak kadar enerji dolu iseniz romanınızı yazın. Bu tip enerjinin avantajını çıkarın.

Leydihan
05 Ocak 2025, 21:19
11. Dua ve meditasyonda değişiklikler : Önceki gibi aynı hisleri hissetmeme. Ruh ile temasta olmanın aynı deneyimine sahip olmama. Odaklanmada zorluk. Meditasyon yapmak için gözlerimi kapattığımda, beni hafifleten daha az yoğun ve enerji ile girdap gibi dönen garip boş bir his algıladım.

TAVSİYE : Simdi ruh ile daha anlık ve değişmez bir iletişimde olabilirsiniz ve his bundan dolayı değişmiş olabilir. Bu yeni hisse uyumlanacaksınız. Siz gerçekte simdi zamanın çoğunu ruh ile partnerlikte geçiriyorsunuz. Meditasyon periyotlarınızın daha kısa olduğunu göreceksiniz.

12. Gücün büyük dalgaları : Aniden başınızdan ayak tırnaklarınıza kadar ısınırsınız. Bu anlık bir histir ama rahatsız edicidir. Bunun tersine bazı insanlar açıklanamayan soğuk hissetmiştir. Ben her ikisini de deneyimledim. Çok yakın bir tarihte benden akan enerji akımları veya dalgaları deneyimledim. Bazen enerji o kadar yoğun görünüyor ki bedenime ilk geldiğinde biraz midemin bulandığını hissettim. Ancak eğer enerjinin ilahi olduğunu düşünürsem ve korkuyu bırakırsam mükemmel hissederim ve duygudan zevk alırım. Eğer siz enerji ile çalışan biri iseniz ellerinizden akan sıcaklığın çok fazla arttığını algılamış olabilirsiniz. Bu iyidir.

TAVSİYE : Eğer rahatsız oluyorsanız, yüksek benliğinizden eğer sizin için iyi ise ve en yüksek hayrınıza ise sıcaklığı biraz artırmasını veya azaltmasını isteyin.

13. Bir seri fiziksel tezahürler : Ellerde ve/veya ayaklarda yoğun enerji kemiklerde ağrılar başağrıları, boyun ağrıları grip – benzeri belirtiler (bu titreşimsel grip olarak adlandırılıyor.) sindirim sorunları sırt ağrıları kas spazmları veya kramplar hızlı kalp atışı, gögüs ağrıları ve enfeksiyonlar artan mukus cinsel isteklerde değişim, kol va bacaklarda uyuşukluk veya ağrı ve istemeden yapılan beden hareketleri ve ses çıkarmalar.

TAVSİYE : Eğer gereksiniminiz varsa, tıbbi yardım alın. Bunun tıbbi bir durum olmadığını belirlemişseniz bunun geçici olduğunu bilerek gevşeyin.

14. Daha genç görünme : Yuppie ! Duygusal sorunları temizlerken ve sınırlayıcı inançları ve geçmişten getirdiğiniz ağır bagajı salıverirken hafiflersiniz. Frekansınız yükselir. Kendinizi ve hayatı daha çok seversiniz. Gerçekten olduğunuz mükemmel size benzemeye başlarsınız. Bazı arkadaşlarım saçlarının daha koyulaşmaya başladığını bildirdi. Yüzümün an be an değiştiğini algılıyorum.

15. Canlı rüyalar : Bazen rüyalar o kadar gerçek ki kafanız karşmış olarak uyanırsınız. Kontrol ettiğiniz net/anlaşılır, rüyalar da görebilirsiniz. Çoğu rüyalar mistik olabilir veya sizin için mesajlar taşıyabilir. Ve bazı rüyalarda “rüya görmediğinizi” bilirsiniz – bu her nasılsa gerçek olan bir şey.

TAVSİYE : Hatırlamanızın önemli olduğu şeyi hatırlayacaksınız. Hiçbir şeyi zorlamayın. Her şeyin üstünde korkunun dışında kalın.

16. Yaşamınızı tamamen değiştiren olaylar ; ölüm boşanma, iş durumunda değişiklik, evinizi kaybetme, hastalık ve /veya diğer facialar – bazen çoğu aynı anda ! Sizin yavaşlamanıza basitleşmenize, değişmenize, kim olduğunuzu ve yaşamınızın sizin için ne anlama geldiğini yeniden incelemenize neden olan güçler. Görmemezlikten gelemeyeceğiniz güçler. Tutkunluklarınızı bırakmanıza neden olan güçler. Her şey için sevgi ve şefkat hissinizi uyandıran güçler.

17. Sınırlayıcı modellerden, hayatı tüketen işlerden, tüketici yşsam tarzlarından ve toksik insanlardan ve durumlardan özgürleşme arzusu : “Kendinizi bulma ve yaşam amacınızı bulma zorlayıcı ihtiyacını hissedersiniz—şimdi! Gerçekte olduğunuz yaratıcı ve özgür kişi olmak istersiniz. Kendinizi sanata ve doğaya çekilmiş bulabilirsiniz. Kendinizi artık size hizmet etmeyen şeylerden ve insanlardan uzaklaştırmak istersiniz.

TAVSİYE : Onu yapın ! Korkmayın. Ruhunuz bunu yapmanız için sizi çağırıyor.

18. Duygusal ve zihinsel karışıklık : Yaşam tarzınızı düzgünleştirmek için gereksinim hissedersiniz – o bir bela/karışıklık gibi hissettiriyor. Ama aynı zamanda kaotik hissedersiniz ve odaklanamazsınız.

TAVSİYE : Kulağınızı kalbinize koyun ve kendi ayırt etmeniz bunu izler.

19. Kendi duygu ve düşüncelerini izleme yalnızlık ve daha dışa dönük aktivitelere ilginin kaybolması : Bu aşama daha önce kendilerini dışa dönük olarak gören çoğu kişilere bir sürpriz olarak gelir. Onlar “bunun neden olduğunu bilmiyorum ama eskisi kadar dışarı çıkmayı sevmiyorum” derler.

20. Yaratıcılık patlamaları : Çok büyük oranda imgeler, fikirler, müzik ve diğer yaratıcı ilhamları alma.

TAVSİYE : En azından bu ilhamları kaydedin çünkü ruh amacınızı nasıl gerçekleştireceğiniz ve gezegenin iyileşmesine nasıl katkıda bulunacağınız ile ilgili sizinle konuşuyor. Yaratıcılığa yaşamınızda öncelik verin !

Leydihan
05 Ocak 2025, 21:19
21. Zamanin hızlandığı algısı : Yaşamınıza eşi görülmemiş hızda giren bir çok değişikliğe sahipsiniz. Değişikliklerin sayısının arttığı görülüyor. Bazen zaman çöküyor gününüzde büyük zaman boşlukları varmış gibi hissediyorsunuz. Zaman – uzay algılamamız değişiyor.

TAVSİYE : Gününüzü görüşmelere bölmeniz ve zaman parçaları hızlanma hissini artırır. Şimdiki ana gevşeyerek ve elinizde olana dikkatinizi vererek zamanı yavaşlatabilirsiniz, önünüzde olacakları umarak değil. Yavaslayın ve kendinize bir sürü zamanınız olduğunu söyleyin. Yüksek benliğinizden size yardım etmesini isteyin. Dikkatinizi şimdide tutun. Bir etkinlikten bir sonrakine akmaya çalışın. İçsel rehberliğiniz ile uyumlu kalın Ayrıca sadece onun olmasını isteyerek zamanı bükebilirsiniz. Acele ettiğinizi hissettiğiniz zaman şöyle deyin “Zaman lütfen bükül. ....yapmak için biraz daha zamana ihtiyacım var.” Sonra gevşeyin.

22. Olması yakın olanı hissetme bir şeyin gerçekleşmek üzere olduğunu hissetme. Bu endişe yaratabilir.

TAVSİYE : Üzülecek hiçbir şey yok. Her şey kesinlikle gerçekleşiyor ama endişe sadece sizin için daha çok problem yaratır. Pozitif veya negatif olsun tüm düşünceleriniz duadır. Korkacak hiçbir şey yoktur.

23. Sabırsızlık : Daha iyi bilirsiniz ama bazen ona yardım edemezsiniz. Yolunuza çıkar görünen şeyle başa çıkmak istersiniz. Belirsizlik rahatlatıcı değildir.

TAVSİYE : Belirsizlik ile yaşamayı öğrenin siz hazır olana dek, hiçbir şeyin size gelmeyeceğini bilin. Sabırsızlık gerçekte güven eksikliğidir, özellikle yüksek benliğinize olan güven. Şimdiye odaklandığınız zaman, mucizeler deneyimlersiniz – evet trafikte bile.

24. Anlam, amaç, spiritüel bağlantı ve ifsa (açığa vurma) için derin istek : Belki yaşamınızda ilk kez spiritüel olana ilgi. K.D. Lang’in söylediği gibi “Değişmez arzu”. Materyal dünya bu arzuyu tatmin edemez.

TAVSİYE : Kalbinizi izleyin ve yol sizin için açılacaktır.

25. Her nasılsa farkli olduğunuz hissi : Yaşamınızdaki her şeyin yeni ve değişik olduğu kaygılandırıcı hissi eski beni arkanızda bıraktınız. Sizsiniz. Siz imgeleyebileceğinizden daha büyüksünüz.

26. Size spiritüel yolculuğunuzda yardım etmek için mükemmel zamanlama ile “öğretmenler” her yerde ortaya çıkar : insanlar kitaplar filmler olaylar Anne Doğa vs. Kutupluluk tuzağında düşündüğünüz zaman öğretmenler negatif veya pozitif olarak ortaya çıkabilir ancak daha yüksek bir perspektiften onlar daima mükemmeldir. Sadece gereksiniminiz olan onlardan öğrenmek ve ilerlemek. Başa çikabileceğimizden fazlası ile karşılaşmayız. Her meydan okuma ondan geçerken, bize üstatlığımızı göstermek için bir fırsat sunar.

27. “Size en derin seviyelerden konuşan” spiritüel bir iz bulursunuz. Aniden daha önce hiç düsünmediğiniz bir perspektif kazanırsınız. Daha fazla bilmek için açlık çekersiniz. Okursunuz başkaları ile paylaşırsınız, sorular sorarsınız ve kim olduğunuz ve neden burada olduğunuz ile ilgili daha fazla keşif yapmak için içinize çekilirsiniz.

28. Öğrenme ve kişisel sorunlar vasıtası ile hızlı adımlarla ilerliyorsunuz : “Ona isteyerek sahip olduğunuzu” hissediyorsunuz.

TAVSİYE : Şeylerin iyileştirilmeye hazır olduklarında size geleceğini hatırlamayı sürdürün. Daha önce değil. Gelen şeyler ile cesaretle başa çıkın ve bu sorunlardan hızla ilerleyeceksiniz.

29. Görünmeyen Varlıklar : Bazı insanlar, geceleri varlıklar ile çevrelendiklerini hissettiklerini veya kendilerine dokunulduğunu hissettiklerini veya kendileri ile konuşulduğunu hissettiklerini bildirdiler. Çoğu zaman bir başlangıç ile uyanıyorlar. Bazıları bedenlerinin veya yatağın titreştiğini hissediyor. Titreşimler duygusal temizlenme gerçekleştikten sonra enerjisel değişimlerden kaynaklanır.

TAVSİYE : Bu hassas bir konudur ama uyumadan önce yatağınızı ve onun etrafını kutsamanız daha iyi hissettirebilir. Sadece en mükemmel spiritüel varlıklar ile çevrelenmeyi garanti ederek dinlenirim ve her zaman Tanrı’nın dikkatinde güvendeyim. Ancak bazen beni korku sarar ve Başmelek Mikail’i veya Başmelek Uriel’i çağırırım.

30. İyi ya da kötü şeylerin habercileri vizyonlar “illüzyonlar” rakamlar ve semboller : bunları görmenin sizin için spiritüel önemi vardır. Rakamların farkındalığınızda nasıl eşzamanlı olarak ortaya çıktığına dikkat edin. Eğer bakmak için zaman ayırırsanız her şeyin bir mesaji vardır. “Mesajlar alma” deneyiminden hoşlanıyorum.

Leydihan
05 Ocak 2025, 21:20
31. Artan bütünlük : Sizin için gerçeğinizi arama ve konuşma zamanı olduğunu kavrarsınız. Aniden daha gerçek, içten, orijinal olmak daha kendiniz olmak, sizin için önemli görünür. Geçmişte memnun etmeye çaliştığınız insanlara “hayır” demek zorunda kalabilirsiniz. Kim olduğunuzu desteklemeyen bir evlilikte işte veya yerde durmayı çekilmez bulabilirsiniz. Ayrıca saklanacak hiçbir yer olmadığını gizleyecek hiçbir sır olmadığını görebilirsiniz. Tüm ilişkilerinizde dürüstlük önemli olur.

TAVSİYE : Kalbinizi dinleyin. Eğer rehberliğiniz size bir ieyi yapmamanızı söylerse eyleme geçin. Bunun gibi sizi zorlayan şeye “evet” demek zorundasınız. Spiritüel bağımsızlık elde etmek istiyorsanız suçluluk hissetmeden diğerlerini hoşnut etmeme riskini almalısınız.

32. Mevsimlerle ve döngülerle uyum : Mevsimlerle ayın devreleri ile ve doğal döngülerle daha uyumlu olursunuz. Doğal dünyadaki yerinizin daha çok farkındalığı. Dünya ile güçlü bir bağlantı.

33. Elektriksel veya mekanik fonksiyon bozuklukları : Etrafta olduğunuzda lamba ampülü sönüp yanar/titreşir bilgisayar kilitlenir veya radyo karmakarışık olur.

TAVSİYE : Makinenin cihazın etrafına koruyucu bir ışık alanı koyması için meleklerinizi rehberlerinizi çağırın. Arabanızı mavi ışıkla çevreleyin.

34. Artan eşzamanlılıklar ve bir çok küçük mucizeler : Bunlardan daha çoğunu arayın.

TAVSİYE : Eşzamanlı olaylar size doğru yolda olup olmadığınızı veya doğru seçimler yapıp yapmadığınızı söyler. Bu ipuçlarını onurlandırın doğru yoldan çıkmış olamazsınız. Ruh sizinle iletişim kurmak için eşzamanlılığı kullanır. Bu günlük mucizeleri deneyimlemeye başladığınızdadır.

35. Artan sezgisel yetenekler ve değişen bilinç durumları : Birini düşünmek ve anında ondan haber almak. Daha çok eşzamanlılık. Geçmişten modeller veya olaylar ile ilgili ani iç görüler almak. Duru görülük beden – dişi deneyimler ve diğer psişik fenomenler. Yoğunlaşan hassaslık ve biliş. Kişinin kendi özünün ve diğerlerininkinin farkında olması. Meleklere ve Mesih – bilinçliliği enerjilerine kanal olmak.

36. Ruh ile iletişim : Melekler ruhsal rehberler ve diğer ilahi varlıklar ile temas kurmak. Gittikçe daha çok insana bu fırsatın verildiği görülüyor. İlham hissetmek ve yazma, resim, fikirler iletişimler, dans vs. şeklinde bilgi indirmek.

37. Her Şey İle Birlik Hissi : Bu Bütünlüğün direkt deneyimi. Aşkın farkındalık. Tüm yaşam için sevgi ve şefkat ile dolup taşma. Her şey için merhametli olma ve koşulsuz sevgi, bizi bilinçliliğin ve neşenin daha yüksek seviyelerine yükseltir.

38. Neşe ve çok büyük mutluluk anları : Derin sonsuz bir huzur hissi ve asla yalnız olmadığınızı bilme.

39. Entegrasyon : Duygusal, psikolojik, fiziksel ve spiritüel olarak güçlü ve berrak olursunuz. Yüksek benliğiniz ile uyum içinde olduğunuzu hissedersiniz.

40. Amacınızı yaşama : Sonunda dünyaya neden gelmiş olduğunuzu bilirsiniz. Yeni ustalıklar ve armağanlar ortaya çıkar, özellikle iyileştirici olanlar. Yaşam/iş deneyimleriniz, şimdi bir noktada birleşir ve anlam ifade etmeye başlar. Sonunda onların hepsini kullanırsınız.

TAVSIYE : Kalbinizi dinleyin. Tutkunuz sizi gitmeniz gereken yere götürür. İçinize gidin ve Yüksek benliğinize sorun “Benden ne yapmamı bekliyorsun?”. Eşzamanlılıkları gözleyin. Dinleyin.

Leydihan
05 Ocak 2025, 21:20
41. Hayvanlara, kayalara ve bitkilere daha yakın hissetme : Bazı insanlar için hayvanlar şimdi davranışlarında daha “insan” görünmektedir. Vahşi hayvanlardan daha az korkuluyor. Bitkiler sevginize ve dikkatinize öncekinden daha çok yanıt veriyor. Bazılarının sizin için mesajı bile olabilir. Kayalar ve taşlar hissedebileceğiniz enerji yayıyorlar. Bunların çoğunun şifa verici ve temizleyici özellikleri var.

42. Diger boyutlardaki varliklari görme : Boyutlar arasindaki perde daha ince bu sasirtici degil.

TAVSİYE : Bağımsızlığınızda/hakimiyetinizde kalın. İmgeleyebileceğinizden çok daha güçlüsünüz korkuyu ağırlamayın. Eğer korkuya kayarsanız rehberlerinizden yardım isteyin.

43. Kişinin gerçek formunu görmek ve sevdiklerinizi farklı bir yüzle görmek – geçmiş yaşam veya paralel yaşam. Veya onunla karşılaşmadan önce birini görme.

44. Düşüncelerin ve isteklerin daha hızlı ve etkili tezahür etmesi.

TAVSİYE : Düşüncelerinizi denetleyin. Tüm düşünceleriniz duadır. İstediğiniz şeye dikkat edin.

45. Sol – beyinin sisli olması : Psişik yetenekleriniz, sezgisel bilisiniz, hisleriniz ve şefkatiniz bedeninizi deneyimleme yeteneği, vizyon görmeniz, ifade ediciliğiniz hepsi sağ beyinden çıkar.

Beynin bu yanını daha tam olarak geliştirmek için sol beyin biraz işi durdurmak zorundadır. Düzen organizasyon yapı lineer sıralama, analiz değerlendirme kesinlik odak problem – çözme ve matematikler için normal olarak sol – yarımkürenin kapasitesi, sağ beynimize hükmeder. Sonuçlar hafıza kaybı sözcükleri yanlış sıraya yerleştirme çok uzun şeyleri okumada yetersizlik veya isteksizlik odaklanma yetersizliği ; biraz önce söylediğiniz şeyi unutmak ; iletişimin lineer şekillerine sabırsızlık (işitsel veya yazılı formatlar) ; bir boşluk hissi dağılmak ; araştırmaya veya kompleks bilgiye ilgi kaybı ; sözcükler konuşma ve bilgi ile bombardımana tutulma hissi ve yazmaya isteksizlik. Bazen donuk, monoton hissedersiniz ve analize entelektüel bir tartışmaya veya araştırmaya ilginiz olmaz.

Diğer taraftan kendinizi heyecan verici şeylere çekilmiş bulabilirsiniz: videolar resimli dergiler, güzel sanat eserleri, filmler, müzik, heykel, resim insanlarla olma, dans, bahçecilik, yürüyüş ve ifadenin diğer devimsel formları. Spiritüel doygunluk, hatta bilim kurgu arayabilirsiniz.

TAVSİYE : Kalbinize ve beyninizin sağ tarafına sizi yönlendirmeleri için izin verirseniz sol beynin sizi uygun şekilde desteklemek için aktive olduğunu keşfedebilirsiniz. Ve bir gün iyi – dengelenmiş ve her iki yarı küreyi ustalıkla kullanıyor olacağız.

46. Baş dönmesi : Bu siz topraklanmadığınız zaman meydana gelir. Belki henüz büyük bir duygusal sorunu temizlediniz ve bedeniniz “daha hafif” duruma ayarlanıyordur.

TAVSİYE : Protein yiyerek kendinizi topraklayın. Herhangi bir yiyeceği kendiniz için doğru veya yanlış yapmayın. Belli bir anda neye ihtiyacınız olduğunu bilmek için rehberliğinizi kullanın. Ayakkabılarınızı çıkarın ve ayaklarınızla birkaç dakika çimenlere basın.

47. Düşme kaza geçirme kemik kırılması : Bedeniniz topraklanmamış veya belki yaşamınız dengede değil. Veya bedeniniz size yavaşlamanızı söylüyor yaşamınızın belli yönlerini inceleyin veya belli sorunları iyileştirin. Her zaman bir mesaj vardır. Ayak bileğimi kırdığımda (iki kere) anladım ki ayak bileğim basa çıkmayı reddettiğim şeyi kendi üzerine alıyor.

TAVSIYE : Ayakkabılarınızı çıkarın ve çimlere basın; daha iyisi altınızda bir örtü olmadan çimlerin üzerinde yatın. Altınızdaki dünyayı hissedin. Doğaya çıkın. Yavşslayın ve dikkatinizi verin. Yaptığınız şeye dikkat edin. Hisleriniz yüzeye çıktıgında onları hissedin. Şimdide kalın. Kendinizi sallantıda hissettiğinizde kendinizi mavi ışık ile çevreleyin.

48. Kalp çarpıntıları: Hızlı kalp atışı genellikle kalbin açılmasına eşlik eder. O sadece kısa bir süre devam eder ve duygusal bir salıvermeden sonra kalbin kendini yeniden – ayarladığı anlamına gelir.

TAVSİYE : Gerektiği zaman tıbbi bakım almanızı söylediğimi hatırlayın. Rahatsız olduğunuz herhangi bir durum için doktorunuza danışın.

49. Hızlı saç ve tırnak büyümesi : Bedende daha çok protein kullanılıyor. Bedenimize saçımızın ne zaman büyüyeceğini ve ne zaman büyümeyeceğini söyleyemememiz çok kötü değil mi? (Belki yapabiliriz?)

50. Ruh eşinizi veya ikiz alevinizi bulma arzusu : Öncekinden daha fazla en arzu edilir göründüğümüze uyan bir ilişkiye sahip olabilme fikri.

TAVSIYE : Gerçek şu ki çekmek istediğimiz kişiye benzemeliyiz. Daha “mükemmel” bir eşi çekebilmeden önce kendimizi ve tam şimdi bulunduğumuz yeri sevmek zorundayız. İş evde başlar. Bunun nasıl çalıştığı ile ilgili düşüncem : Bu kişi için arzuyu kalbinizde tutun ama tutkunluk düşkünlük olmadan. Bir gün size daha uygun olan biri ile karşılaşacağınızı, umun ancak bunun kim olacağı ve ne zaman olacağı beklentilerini bırakın. Kendi yaşamınızı temizlemeye ve olmak istediğiniz kişi olmaya odaklanın. Simdi mutlu olun. Yaşamınızdan zevk alin. O zaman görebilirsiniz....

51. Anıların yüzeye çıkması : Bedenin anıları bastırılmış anılar geçmiş yaşamların ve/veya paralel yaşamların imgeleri. Biz iyileşiyoruz ve “benlerimizi” bütünleştiriyoruz, bu nedenle bu deneyimlerin bazılarına sahip olmayı bekleyin.

TAVSİYE : Sadece zihninize geleni yeniden çağırmanın en iyisi olduğunu hatırlayın kalanını bırakın her şeyi ölümüne analiz etmeyin ve hisleriniz yüzeye çıkarken onları hissedin. Rehberlerinizden yardım isteyin.

52. Diğer çakra açılmaları :

a. Üçüncü – göz veya alın çakrası : Alındaki kaslar veya sinirler seğirir, sanki üçüncü göz açılmaya çalışıyor gibi. Karıncalanma hisleri. Üçüncü gözden bir ışın gibi enerji fırlamasını hissetme.

b. Timüs çakrası : Timüsümde keskin bir agrı vardı. Bu ağrı kalbin açılması ve bedene giren yeni enerjilerin işlenmesi ile ilgiliydi. Bu noktaya parmağımla hafifçe vurmak çoğu zaman yardımcı oluyor.

c. El çakraları : Avuçların merkezinde artan titreşim sıcaklık enerji dalgaları.

Leydihan
05 Ocak 2025, 21:23
Kuantum Düşünme Nedir?

[Only Registered Users Can See Links] bilim adamları suyla yaptıkları bir deneyde belirli sonuçlara varmışlardır. Bir miktar suya küfür edilip molekülünün resmi çekilmiş. Daha sonra bir miktar suya seni seviyorum denilerek resmi çekilmiş bu uygulamayı klasik müzik dinletİ memetal müzik dinletme.. Daha bir çok şekilde devam ettirmişlerdir. Merak edenler Masaru Emoto - Suyun Gizli Mesajı kitabını okuyabilirler. Sonuçlarımı?

Düşünceler Suya bu şekilleri veriyorsa sizce bize neler yapabilir?
Hastalığın düşünmek olduğunu daha önce anlatmıştım. Bu sorunu farkındalık sayesinde çözdük. Artık düşüncelerin ne kadar önemli olduğunu ağzımızdan çıkan her sözcüğün birşeylere etki ettiğini anladınız. Mesela siz şu anda çok sıkıldım diyorsunuz. Radyo dalgaları gibi görünmeyen bir frekansta düşünce yola çıkıyor ve o civardaki diğer insanlara temsa ediyor onlardan başkalarına ve oradan tüm evrene.

Farketmişsinizdir bazen ortama birisi girer ağzını bile açmaz ama neşeniz kaçar. Bazende birisi girer hiç konuşmadan neşeniz yerine gelir.

Ağzınıdan çıkan her kelimeye dikkat etmeye geldik. Ağzınızdan çıkan her kelime evrene yani yaratıcıya kuant olarak yollanır. Bu kuant yaratıcıya ulaşana kadar bir sürü yere değer emilir başkalarına temas eder vs. ve yolladığınız kuant yani isteğin yaratıcıya ulaşması gecikir .Bu gecikmenin sebebi yollanan o isteğinize daha sonra "olmadı" şeklinde olumsuz bir telkin yollamanızdır. Bu kuantı durdurur ve size olumsuz olanını geri gönderir.

Basit düşünelim bir örnekle. Siz diyorsunuzki benim param yok. Durumum iyi değil. Bu bir kuanttır ve evrene gönderilir. Evrende "paran yok" şeklinde bunu algılamaz. " parayı istemediğini algılar" ve sana istediğini vermez. Ama sen durumum çok şükür iyi gelirim bana yetiyor derseniz para sıkıntısı çekmezsiniz. Ama siz "ben para sahibi olmayı diliyorum para sevgidir bende sevgiyim" derseniz zengin olmanız için evren seferberliğe girer ve size bir kuant yolu sunar. Bu dilekleri "kuantum olumlama" kuralları çerçevesinde yollamamız gerekir. Bir yöntemi vardır. Yöntem basittir sadece pozitif cümle kurmak. İlerde örnek olumlamalar koyacağım.

3. cüyü seçtiğimizi varsayalım. "ben para sahibi olmayı diliyorum para sevgidir bende sevgiyim" dedik. Kuant yolumuz hazırlandı. Bir dizi olasılıklar zinciri. Ama sizin herşeyi bu kuant yolunda olan bir adım olarak algılamanız ve hiçbir şekilde olumlamayı bozacak negatif bir düşünceye kapılmamanız gerekir. Farkındalık size bu desteği verecektir.

"ben para sahibi olmayı diliyorum para sevgidir bende sevgiyim" dedik ve hayatımıza devam ediyoruz. Eğer siz 2 gün sonra "param yok işte araba alamıyorum otobüslere mahkumuz" derseniz kuant kesilir ve ikinci söylediğiniz devreye girer ve paranız olmamaya devam eder.eğer olumsuz bir cümle kuramadan beklerseniz (süresi 1 aydır) 1 ay sonra kuantınız yaratıcıya ulaşır ve o size bir kuant yolu hazırlar (olaylar dizisi) ve isteğinizi çeşitli şekillerde vasıtalarla yerine getirir.

Mesela siz bir iş başvurusunda bulunursunuz ve reddedilirsiniz. Üzülürseniz kuant bozulur. O olayı "ben para sahibi olmayı diliyorum para sevgidir bende sevgiyim" demiştim demek ki bu olay ilerde başıma gelecek daha güzel bir teklifin habercisi demelisiniz. Daha sonra çok alakasız gibi görünse de bir bakmışsınız bir tanıdığınız vasıtasıyla hiç ummadığınız bir yerde işe başladınız ve istediğinizi aldınız.

Artık ağzınızdan çıkan her cümleye dikkat edin. Çünkü her söylediğiniz gerçek oluyor.

"Ahiret gününe inanan insan ya hayır söylesin ya da sussun" (Hz.Muhammed)

İzlemeniz gereken bir belgesel var altyazılı. "Ne biliyoruz ki" 2 saate yakın sürüyor. Belgesel size herşeyi anlatacak.

[Only Registered Users Can See Links]ıntıdır.

Leydihan
09 Ocak 2025, 00:07
4)Quantum Olumlama

Farkındalık sahibi olmayı sağladıktan sonra artık kunatum kurallarına uygun bir yaşam biçimine sahip olduk. Bakınız yaratıcıdan bir şey istediniz. Örnedğin " para sahibi olmak". Siz bu isteğinizi söylediğinizde kuant yolladınız. Kuant yola çıktı. İşte o yoldayken egonuz devreye girecek ve bak olmadı işte zaten annen baban sana kızıyor biran önce şöyle yapmalısın gibi kafanı karıştıracak ve kuantını engelleyecek hamlelerde bulunur. Bu sebeple önce FARKINDALIK öğrendik. Çünkü egoyu yenersek kuantımızın önünde bir engel kalmayacak ve direk yaratıcıya ulaşacak. O sınırsız güç bizi yaratan bize istediğimizi verecek. Elbette sükredip isyan etmezsek. İsyan etmek egoya yenik düşmektir. Olumsuz düşünmektir.

Olumlama nedir?

Olumlama dua etmektir. Dinlerde dua denen şey budur. Olumlama bir şeyi düzenli olarka istemektir. İslamiyette namaz kıldıktan sonra tesbih çekilir. Aynı şey tekrar edilir 33 kez. İşte bu tekrar quant yolumuzun kapanmasını sürekli olarka engelleyecektir.

Olumlamalar belirli kurallara göre yapılır. Öyleki dinlerde bile örneğin islamiyette Allah kuran-ı kerim'de nasıl dua edeceğimizi bile anlatmıştır. Çünkü dua etmenin de bir kuralı vardır. Mesela hiç kimse Allah'ım Ahmet'in işlerini batır benimkini düzelt diye dua edemez. Olumlamanında kuralları vardır.

Dil Realitemizi oluşturan en önemli araçlarımızdan birisidir. 21 gün - 1 Ay aralığında yapılan pozitif olumlamalar içsel egomuzun ve inanışlarımızın yerini alarak yaydığımız titreşimleri değiştirecek ve hayatımızda realiteye dönüşücektir. Ayrıca bilinçaltınızda yeni ve yapıcı düşünce şablonu oluşturmanızada yardım edecektir. İçinde bulunduğunuz maddi şartlar sosyal şartlar ailevi şartlar ülke şartları ve ruh durumunuz ne olursa olsun içsel sesinizi değiştirdiğniz anda yaşadığınız dünyanın değiştiğini görebilceksiniz. Bu anlamasının zor olduğunu biliyorum. Bu yüzdenfarkındalığınızı arttırmanızı öneriyorum.

Önemle belirtmek isterim ki Gün içinde söylediğiniz sözlerin dinlediğiniz şarkıların verdiğiniz tepkilerin hayatımıza direkt etkileri vardır.

"Biz adam olmayız"
"Çok şansızım"
"İlişilerim hep aynı"
"Çok Sakarımdır"

İşte çoğu insan farkında olmadan klişeleşmiş bir takım sözcükler seçiyor. Söyledikleri bu cümleler gayri ciddi ve espiri olsa bile bilinçaltları bunu bir emir olarak algılayıp realiteye dönüştürmek için çalışmaya başlıyor. Bilinçaltımızın bu mükemmel sadakatini malesef olumsuz şeyleri hayatımıza çekmek için kullanıyoruz...

Yani sorunları olduğu içinmi söz ettiklerini yoksa sorunlardan söz ettikleri içinmi sorunların içinde olduklarını bilmeden !

SÖZ bir enerji paketçiği ve düşüncenin somutlaşmış şekli olarak hayatımızda çok dikkat çekici etkiler yapar. Çevremizi ve hayatımızı deiştirebiliriz.

Bunun en iyi yöntemide BİLİNÇLİ OLUMLAMADIR

Olumlamalar rastgele hazırlanamaz. Kelimesi kelimesine özenle seçilmelidir. "Olacak yapacak" "istiyorum" "Her şeye rağmen" gibi kelimeler KULLANILMAMALIDIR

OLUMLAMA NASIL YAPILMAZ

SE-SA eki;
Eğer çok Param olursa Mutlu olurum

Bu kalıp sizin hiç bir zaman mutlu olma becerisine sahip olamadığınızın ifadesidir. Çünkü mutluluğun sonucu bir şarta bağlıdır.

MELİ-MALI
Güçlü Olmalıyım

Zorunluluk öğesidir. Şimdiki zamanda güçsüz olduğunuz gerçeğini bilinçaltınıza verirsiniz.

ECEK-ACAK
Herşey çok güzel Olacak

Bu kalıp sizin isteğinizi hep geleceğe erteleyecektir.

TERSİNE SÖYLEM
Korkmuyorum

"Güvendeyim" yerine "korkmuyorum" derseniz korkuya odaklanırsınız ve bu çözüm değildir.

BELİRSİZLİK
İyi bir hayat istiyorum

Nasıl bir hayatın sizin için iyi olacağını belirtmediğiniz için belirsizlik ifadesi vardır.

Leydihan
09 Ocak 2025, 00:08
OLUMLAMA NASIL YAPILIR

- Olumlama yapmak için ilk önce geçmiş düşüncelerimiz ele alınmalıdır. Bilmeliyiz ki; geçmişteki anılarımızın oluşturduğu çekirdek inançlarımızı kırmadan ileriye gitmemiz çok yavaş ve zor olacaktır. Geçmişimizde bizi üzen insanlar kötü anılar maddi zorluklar hep blokaj oluşturacaktır. BU YÜZDEN İLK OLARAK AFFETME OLUMLAMALARI YAPILMALIDIR. Hayatımız boyunca geçmişimizde bizi üzen ve küstüğümüz insanların hayatımızda blokaj oluşturduğunu biliyormusnuz. Ne yaşarsanız yaşayın geçmişteki herkesi kalben affetmeniz gerekmektedir. Kabul bu çok zor olabilir. Ama 1 ay içinde Hayatınızdaki mucizelere hayret edeceksiniz

- Olumlmaların her ay 1 konu üzerinde ve aynı olumlama metni üzerinde yapılmalıdır. Çünkü bilinçli yaptığınız olumlamalar 21. gün sonunda bilinçaltınız tarafında kabul görür ve hayatınızda gerçekleştimek için çalışmalara başlar. Bir olumlamayı 3 gün yapıp bırakırsanız hiç bir fayda etmeyecektir. Yada 2 farklı olumlama yaparsanız enerji kanalınızı dağıtırsınız.

- Olumlama sesli bir şekilde yavaş tempoda hissederek yapılmalıdır. Sabah ilk uyandığınızda ve gece yatmadan 2-3 er kere yapılan olumlamalar bilinçaltına daha fazla ulaşırlar. Kendinizle yaptığınız bu konuşmalar bir süre sonra içsel egonuzun size inandırdıklarını silecek ve yerine yenilerini koyacaktır. Bilinçaltına kodladığınız yeni söz ve düşünceler inançları yeniler ve çekim yasasını harekete geçirir.

- Olumlamaları Ses kaydı haline getirip gün içinde dinleyebilirsiniz. Yaptığınız ses kaydını uyurken çalışırken kitap okurken dinleyebilirsiniz. Ses rahatsız olmayacağınız sevyede normal düzeyde olabilir. Zaten dikkatiniz başka yerde olacağı için SUBLİMİNAL etkisi yapacak ve bilinç daha kolay kırılıp bilinçaltına ulaşacaktır. Sakın bilinçli olumlamaları bırakmayın. Sadece ses kaydı ve subliminal telkin dinlemek çekim yasasını dağınık çalıştırıcaktır.

- Yine gün içinde belirli kalıpları tekrarlayabilirsiniz. Örneğin o ay içinde "Bolluk ve bereket" olumlaması yapmaktasınız. yaptığınız çalışmalarla beraber boş zamanlarınızda yada dışardayken sadece "bolluk bereket para" diyerek veya tekrar edilerek odaklanma sağlanabilir ve bu kesinlikle faydalıdır.

Bir süre sonra görmeye başlıcaksınız ki çevrenizde size olumsuzluk veren kişiler gidecek yerinde sizin düşüncelerinizi destekleyen insanlar gelecektir. Geçmişte istemeden yada isteyerek söylediğiniz olumsuz sözcükler yerini olumlu ve yapıcı sözcüklere bırakacaktır.

İnançlarınızı değiştirmek için bu 1 er aylık çalışmaları yapın. Sakın olumsuzluğa kapılmayın...Çünkü işe yarıyor...

olumlama yaparken işaret ve orta parmağın 'Ben noktası' denilen yere ko***** yapılması daha etkili olduğu görülmüştür.ben noktası göğsümüzün iki meme arasındaki yeridir.

Söz büyüdür. Bu nedenle kullandığınız her sözcüğün niyetinizle varmak istediğiniz noktayla ilgili olmasına özen gösterin. Ağzımızdan çıkan en küçük bir söz bile tüm vücudumuza tüm evrene yaydığımız bir emirdir. Dolayısıyla odaklandığımız düşünceler ve sıkça ağzımızdan çıkan sözler bir süre sonra bizim gerçekliğimiz olmaya başlar.

Bugüne kadar kim bilir size neler söylendi? Sadece öyle söylendi diye hiç denemeden farkında bile olmadan kabul ettiğiniz kim bilir neler var? Ancak bunların artık önemi yok. Önemli olan nasıl bir "siz" yaratmak istediğiniz. Hayal ettiğiniz yeni sizi yaratırken kelimelerin hedefinize uygun olumlama cümlelerinin gücünü unutmayın. Bu cümleleri boş kaldığınızda araba kullanırken uykuya dalmadan önce sabah kalkar kalkmaz aynaya bakarak sık sık yüksek sesle tekrar edin. Ödev verilmiş bir ilkokul çocuğu gibi sayfalar dolusu yazın. Yazı evrenle yaptığınız bir sözleşmedir.

kendi olumlama cümlelerinizi yazmak isterseniz dikkat etmeniz gereken birkaç nokta var:

1. Olumlama cümleniz olumlu olsun! Yani Hasta olmak istemiyorum yerine Sağlıklıyım gibi tamamen olumlu kelimelerden seçilmiş kalıplar kullanın.

2. İstiyorum ifadesinden kaçının. Mutlu bir hayat istiyorum demek yerine Mutlu bir hayata sahibim deyin. Evren onaylayandır. İstiyorum dedikçe istemekle kalırsınız. Sahibim dediğinizde tüm hücreleriniz o andan itibaren mutlu bir hayata sahip olduğu komutunu alır ve size bunu yaşatmaya başlar.

3. Cümleler hedefinizi net içersin. Zayıflıyorum gibi sonunun nereye gittiği belli olmayan cümleler kullanmayın. Eğer muhakkak zayıflamakla ilgili bir cümle kurmak istiyorsanız varmak istediğiniz hedef kiloyu da içine koyarak 55 kilodayım hatta 55 kiloda olduğum için şükürler olsun deyin.

4. Belirsiz ifadelerden kaçının. Kurduğunuz cümle herkes tarafından anlaşılabilecek basitlikte olsun.

5. Cümlelerinizi gelecek zaman yerine şimdiki zaman veya geniş zaman kipinde kurun. Çok mutlu olacağım demek yerine Çok mutluyum deyin. Gelecek zaman kipi yaşamak istediğiniz durumu her zaman daha ileri bir zamana öteler. Böylece hiçbir zaman o durumun içinde olamazsınız.

6. Olumlamalarınız başka insanlar hakkında değil kendiniz hakkında olsun. Bana saygı göstersin demek yerine saygı görmeyi hak ediyorum deyin.

7. Cümlelerinizi yumuşatabilirsiniz. Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum şeklinde ilk başta ikna olmakta zorluk çektiğiniz cümleleri kendimi olduğum gibi kabul etmeye başlıyorum kabul etmeyi öğreniyorum şeklinde yumuşatın. Zamanla bu cümleleri kabul ediyorum şeklinde değiştirirsiniz.

Hayatınızı değiştirmek istiyorsanız mutlaka kullandığınız cümleleri de değiştirin ve olumlama cümlelerini bol bol kullanarak ruh halinizi daha olumluya çekin.Yukarıda olumlamanın nasıl yapılacağını anlattım buraya örnekler koyuyorum kendinizde yapabilirsiniz yada bu hazırları okuyabilirsiniz.ilk etapta hazırla daha güzel olacaktır.Bunları bir kağıda yazın yada yazıcıdan çıkartın ve okuyun.

Arkadaşlar aşağıda yazdıklarım çok önemli.Bağ kesme ve Affetme olumlamalarıyla işleme başlayacağız.Olumlamaların her birini en az 1 ay sabah kalktığınızda ve gece yatmadan önce bir kağıda yazıp okumanız gerekir.bir kaç kez okumanız daha güzel olur.İlk olarak affetmeyi yapın ve egodan kurtulmayı yapın derim.Sonra isteklerinize geçmeniz daha doğru olur.

Birini seçin kağıda yazın yada yazıcıdan çıkartın (ilk olarak affetme tavsiyemdir) gece yatmadan önce ve sabah kalkınca 2-3 kez okuyun.

Leydihan
09 Ocak 2025, 00:36
1) Affetme ve Bağ Kesme (geçmişle) olumlaları

Bağışlıyorum ve bırakıyorum… Anlıyorum ve biliyorum…

Kendi hayatımın yaratıcısıyım… Seçerek planlayarak bu yaşamımı ev birlikte olacağım yol arkadaşımı seçtim… Annemi babamı ve diğerlerini…

Benim için en faydalı sonuçları almak üzere ince planlar yaptım. Yüksek benlik düzeyinde en uygun araçları yarattım…

Benim hayat amacıma en uygun kişileri… Daha çok anlayış daha çok bilgelik daha çok sevgi ifade ve özgürlük için… Bu amaç bilinçaltımın derinliklerinde benim onu keşfetmemi bekliyor…

Her an her deneyim bu planı açığa çıkaran bir kurgu aslında. Zaafiyetimi güce acıyı sevince yenilgiyi galibiyete dönüştürmek için…

Anlıyorum bağışlıyorum ve teşekkür ediyorum. Bu hayatımı bu şekilde planladığım için kendimi kutluyorum ve sonra meleklere teşekkür ediyorum bütün olanakları bana koşulsuz sunduğu için Allah’a şükrediyorum…

Bana sevgisini sunmayanlar içimdeki sevgiyi beni onaylamayanlar kendimi keşfetmeyi beni anlamayanlar ifade gücümü arttırmak için benimleydiler… Onlara teşekkür ediyorum…

Bu rolü onlara ben vermiştim… Onlarda benle oynamayı istediler… beni üzen beni yoran bana haksızlık eden beni aldatan insanlar yapabiliceklerinin en iyisini yaptılar. Daha fazlasını ev daha başkasını yapamazlardı. Zaten ben onları bunun için seçtim… bende yapabiliceğimin en iyisini yapıyorum… Bağışlıyorum ve teşekkür ediyorum. Aynı sahneyi paylaşan oyuncular gibiyiz onlarla… Şimdi bu anlaşmadan doğan ışığı onların varlığına gönderiyorum… ihtiyacım olan bütün kaynakların kendi içimde olduğunu kabul ediyorum…

Onları kullandıkça başka insanlara duyduğum bağımlılık kayboluyor. Ben onlara gerçek bir sevgiden beslenen gerçek bir ilişki kuruyorum.

Hayatımın efendisi olduğumu biliyorum. Mutluluğu ve kendimi ifade etmeyi seçiyorum…

Her düşüncemin her davranışımın hayatıma şekil veren araçlar olduğunu bilerek yaşıyorum…

Hayatım ve inançlarım arasındaki birebir ilişkiyi biliyorum… Bu yüzden dikkatli özenli ve düşünerek yaşıyorum…

Konuşurken yaratıyorum. Ve eylem haline gelerek şekilleniyor.

Beni güçsüz bırakan ve sınırlandıran bütün inançlarımı bir bir değiştiriyorum… yerine beni geliştiren ve büyüten inanç ve düşünceleri koyuyorum…

Mazeret aramdan ertelemeden küsmeden devam ediyorum hayatıma…

Hayatımın bütün olaylarının ve hayatımdaki insanlarla yaşadıklarımın gerisindeki anlamı çözüyorum… Orada benim asıl hayat amacım gizli… Ben bu amacı gerçekleştirmek için geldim…

Kimse beni kıramaz üzemez kötülük yapamaz eğer ben izin vermesem.

Şimdi gücümü kabul ediyorum ve ele alıyorum… (R.Şanal )

2)Şükretme Olumlaması

ŞİMDİ ŞÜKREDİYORUM. YAŞADIĞIM HERŞEYİÇİN.ÖZELLİKLEDE BAŞLANGIÇTA KÖTÜ SANDIĞIM HERŞEY İÇİN GÖZYAŞLARIM KORKULARIM İÇİN ONLARIN BENİM TARAFIMDAN YARATILDIĞINI KABUL EDİYORUM. ONLARI KUCAKLIYORUM ONLAR BENİM GELİŞMEM VE KENDİMİ FARK ETMEM İÇİN KULLANDIĞIM ARAÇLARDI YANLIŞLARIMI VE DOĞRULARIMI KUCAKLIYORUM YAPTIKLARIM VE YAPMADIKLARIMI ONLARDAN GEREKLİ DERSİ ÇIKARDIM ŞİMDİ ANCAK BENİ GERÇEKTEN İYİ HİSSETTİRECEK DUYGU VE DÜŞÜNCELERİ SEÇİYORUM BÜTÜN O YAŞADIKLARIM ARASINDAN DENEYİMİN ÖZÜNÜ VE ANLAMINI BİLGELİĞİNİ ALIYOR VE AĞIRLIKLARINI BIRAKIYORUM O BENİ HER ZAMAN EN İYİ YERDE BARINDIRDI VE KORUDU ŞİMDİ BEN ÖZÜMDEKİ O OLAĞANÜSTÜ PARLAKLILIĞI FARKEDİYORUM. GÜCÜMÜ FARKEDİYORUM VE KULLANIYORUM. ONLAR SAYESİNDE GEÇMİŞTE YAPTIĞIM YANLIŞLAR VE DENEYİMLER SAYESİNDE BU ANLAYIŞA ERDİM.

TANRIYA TEŞEKKÜR EDİYORUM BANA BU İMKANI VERDİĞİ İÇİN SEÇTİM ÖZGÜRCE VE SEÇİMLERİMİN SORUMLULUĞUNU YAŞADIM KAHRAMANCA İNSAN OLMANIN ONURUNU YAŞADIM. HAYATI YALNIZ BAŞIMA DOĞRU VE YANLIŞIN AÇIK VE NET OLARAK ORADA OLMADIĞI BİR YERDE DENEDİM.

DÜŞE KALKA ÖĞRENDİM AĞLAYA GÜLE.
KAH KORKTUM YERİMDE ÇAKILI KALDIM KAH BİRİLERİNDEN MEDET UMDUM KAH BAŞKALARININ DÜMEN SUYUNDA YAŞADIM OLSUN! ONLAR BENİM HAYATIMDI. BÜTÜN BUNLARI DENEMEYE HAKKIM VARDI BENDE DENEDİM

HİÇ BİR BAHANENİN VE MAZERETİN ARKASINA SAKLANMADAN ORTAYA ÇIKIP SORUMLULUĞU KABUL EDİYORUM. KİMSEYİ KINAMIYOR SUÇLAMIYOR VE KIZMIYORUM KUCAKLIYORUM BÜTÜN DENEYİMLERİMİ .
KEŞKE!! DEMİYORUM AMA!! DEMİYORUM SADECE EVET!! DİYORUM
(R.şanal)

3)Egodan Kurtulma ve Farkındalık olumlaması

Ben Kişisel Mükemmellik Yolcusu ..... (Kendi Adınızı Yazın)

Bugün bu saat şu an hayatımın dönüm noktası!Bugün yepyeni sevgi dolu mutlu bir hayata başlıyorum!

Geçmişimdeki tüm olumsuzlukları siliyorum! Gelecek ise seçim yapmamı bekliyor! İşte tam bu anda bilinçli bir şekilde yarınlarıma yön veriyorum!

Geçmişte yaptığım tüm hatalar için kendimi bağışlıyorum! Kendimi şu an huzurlu mutlu harika hissediyorum! Enerji dolu güçlü ve sağlıklıyım ve bunun tadını çıkarıyorum!

Ben Kişisel Mükemmellik Yolcusu .....(Kendi Adınızı Yazın)

Son derece huzurluyum! Hayatımdaki iyiliğin gücüne inanıyorum!Koşullarda hiçbir güç yok!Yalnızca iyilikte ve doğrulukta güç var!

Şu anda içimde bulunan güce engel olabilecek hiçbir insan yer nesne durumveya ortam yok! Hiçbir şey bana karşı değil hiçbir şey beni rahatsız edemez! Geçmişimde olanların beni incitecek hiçbir gücü yok!

Şu anki iyi düşüncelerle geleceğimi hazırlıyorum! Bugünü şu anı yaşıyorum geleceğe güveniyorum geçmişten hiçbir pişmanlık duymuyorum! Tüm hayatın benimiyiliğim için el ele verdiğine inanıyorum! Rahatım mutluyum huzurluyum!

Ben Kişisel Mükemmellik Yolcusu ..... (Kendi Adınızı Yazın)

Kendi düşüncelerimi kendim seçerim! Başkalarının benimle ilgili düşünceleri beni bağlamaz!

Ben izin vermedikçe kimse benim düşüncelerimi biçimlendiremez! Kendim için sağlık mutluluk sevgi ve anlayış düşüncelerini seçiyorum!

Korku ve nefrete düşüncelerimde yer yok! Bu andan itibaren “Hayatımın Hakimi Ben’im!”

Ben Kişisel Mükemmellik Yolcusu ......! (Kendi Adınızı Yazın)

Gerçekten ben çok özelim! Kendimi seviyorum ve kendimi çok iyi hissediyorum!

Kendimi geliştirmek için hergün çalışmama ve hergün daha iyiye gitmeme rağmen bugünkü beni seviyorum! Ve yarın daha iyi olduğum zaman da kendimi seveceğim!

Bütün dünyada gerçekten benim gibi kimse yoktur! Daha önce asla başka bir ben yoktu ve tekrar başka bir benolmayacak!

Ben Kişisel Mükemmellik Yolcusu ......! (Kendi Adınızı Yazın)

Ben tepeden tırnağa eşsizim! Bazı hallerde başkaları gibi görünebilir hareket edebilir veyakonuşabilirim ama ben onlar değilim! Ben benim!

Birisi olmak istedim ve şimdi olduğumu biliyorum! Dünyadaki herhangi biri olmaktansa kendim olmayı tercih ederim!

Hissetme tarzımıseviyorum düşünme tarzımı seviyorum ve işleri yapma tarzımı seviyorum! Kendimi ve kimliğimi beğeniyorum!

Ben Kişisel Mükemmellik Yolcusu .....! (Kendi Adınızı Yazın)

Benim birçok güzel niteliğim var! Yeteneklerim hünerlerim ve kabiliyetlerim var! Henüz bilmediğim yeteneklerim bile var! Ve sürekli kendi içimde yetenekler keşfediyorum!

Ben olumluyum! Ben kendimden eminim! İyi şeyler yansıtırım! Eğer yakından bakarsanız etrafımda bir parlaklık bile görebilirsiniz!

Yaşam doluyum! Yaşamayı seviyorum ve hayatta olduğuma memnunum! Çok özel bir zamanda yaşayan çok özel bir kişiyim!

Ben Kişisel Mükemmellik Yolcusu .....! (Kendi Adınızı Yazın)

Akıllıyım! Zihnim çabuk uyanık zeki ve eğlencelidir! İyi şeyler düşünürüm ve zihnim benim için her şeyi yoluna koyar!

Çok fazla enerji şevk ve canlılığa sahibim! İlgi çekici biriyim ve kendim olmaktan gerçekten hoşnutum!

Başka insanlarla birlikte olmaktan hoşlanırım ve başka insanlar benimle olmaktan hoşlanırlar! İnsanlar söyleyeceklerimi işitmekten ve düşündüklerimi bilmekten hoşlanırlar!

Ben Kişisel Mükemmellik Yolcusu ......! (Kendi Adınızı Yazın)

Çok gülümserim! İçimde mutluyum ve dışarıda mutluyum!

Pek çok şeyle ilgilenirim! Sahip olduğum tüm nimetlerin öğrendiğim şeylerin bugün yarın ve ebediyen –varolduğum sürece- öğreneceğim herşeyin değerini biliyorum!

Sıcak samimi dürüst ve içtenim! Ben bunların hepsiyim ve daha fazlasıyım! Ve bütün bunların hepsi benim! Kendimi seviyorum ve ben ben olduğum için memnunum!

Ben Kişisel Mükemmellik Yolcusu .......! (Kendi AdınızıYazın)

Yapabileceğime inandığım her şeyi yaparım! O tanımlanmayan nitelik bende var ve bu her gün artıyor! Bende yetenek beceri ve hüner var!

Hedefler belirler ve onlaraulaşırım! hayattan ne istediğimi biliyorum! Onun peşine düşer ve elde ederim!

İnsanlar benden hoşlanır ve ben kendimle ilgili iyi şeyler hissederim! Ben olduğum için gurur duyuyor ve kendime inanıyorum!

Hiçbir şey beni durduramaz! Çok kararlıyım! Sorunları avantajlara çeviririm! Diğer insanların hiçbir şans görmediği durumlarda bile çözümler bulurum!

İstediğim her şeyi başarabileceğimi biliyorum ve olumsuz herhangi bir şeyin beni engellemesine veya yolumda durmasına izin vermeyireddediyorum !

Ben Kişisel Mükemmellik Yolcusu .....! (Kendi Adınızı Yazın)

Hiç kimsedenve hiçbir şeyden korkmuyorum! Kuvvete yeteneğe inanca ve güvene sahibim! Mücadeleyi severim ve balıklama dalarım! Özellikle bugün!

Dünyanın zirvesindeyim ve meydan okuyorum! Zihnimde istediğim şeyin net bir resmi var! Onu kendi önümde görebiliyorum! Ne istediğimi ve onu nasıl elde edeceğimi biliyorum! her şeyin bana bağlı olduğunu ve bunu yapabileceğimi biliyorum!

Engeller isteğimi azaltmaz! Onlar yalnızca hayatta ve hareket halinde olduğumu bana anlatırlar ve benhiçbir şey için hareketsiz kalmayacağım!

Ben Kişisel Mükemmellik Yolcusu ......! (Kendi Adınızı Yazın)

Kendime güvenirim! Başarı için ne gerekiyorsa fazlasıyla sahibim veonu nasıl kullanacağımı biliyorum! Bugün kimse beni durduramaz! Kendimi topladım ve hergün biraz daha toparlıyorum! Ve bugün dikkat et dünya ben geliyorum!

Sınırlar! Onları sınırlar olarak bile kabul etmiyorum! Kazanamayacağım hiçbir mücadele yoktur! Tırmanamayacağım hiçbir duvar yoktur! Yenemeyeceğim ya da tersine çevirip kendi yararıma kullanmayacağım hiçbir sorun yoktur!

Dimdik ayaktayım! Dürüst ve içtenim! İnsanlarla ilgilenmeyi severim ve onlar da benden hoşlanırlar! İyi düşünürüm; net düşünürüm; planlıyım; kendime ve çevremde olan her şeye hakimim!

Ben Kişisel Mükemmellik Yolcusu .......! (Kendi Adınızı Yazın)

Kendi kartlarımı kendim oynarım hiç kimse onları benim için oynamakzorunda değil! Hayatımdaki olaylar için hiç kimseyi suçlamam! başarısızlıklarımı kabul ederim ve onları zaferlerimin ödüllerini kabul ettiğim kadar kolaylıkla aşıp ilerlerim!

Kendimden asla mükemmellik talep etmem amaverebileceğimin en iyisini beklerim ve elde ettiğim de en iyisidir!

Kendime asla mazeretler bulmam! İşleri zamanında ve doğru yaparım! Bugün her zamankinden daha fazlasını yapacak içsel gücüm var!

Ben özel bir insanım! hedeflerim ve kendime olan büyük inancım hedeflerimi gerçeğe dönüştürür!

Hayallerimi yaşama gücüm var! Onlara kendime inandığım gibi inanırım! Ve bu inanç öyle güçlüdür ki benim yenilmez ruhumu zayıflatabilecek hiçbir şey yoktur!

Biliyorum ki yücelik yüce olanın zihninde başlar! Biliyorum ki kendimle ilgili inandığım şey benim olacaktır! Bu yüzden kendim için en iyiye inanırım!

Pratik ve gerçekçiyim ayağımı yere sağlam basarım! Ama aynı zamanda kendime en yoğun beklentilerime uygun yaşama özgürlüğünü deveririm!

Kendimi asla başkalarının dar görüşlü inançlarıyla sınırlamam! Bunun yerine kendimi sınırsız olanakların engin ufuklarına açarım!

Birisi “yapamam” dediği zaman “nedenolmasın?” diye cevaplarım! Birisi “bu imkansız” dediği zaman “Olacağına inandığım ölçüde hiç bir şey artık imkansız değildir!” diye cevaplarım! Benim inancımla benimle her şeymümkündür!

Ben Kişisel Mükemmellik Yolcusu .....! (Kendi Adınızı Yazın)

Ben de gayretheves dayanıklılık ve sabır var! Kendimle ilgili ve yaptığım her şeyle ilgili iyi güçlü kazandıran bir tutumum var! Pratik ve gerçekçiyim ama aynı zamanda her durumda en iyi sonuca inanırım!

Geçmişte kendimle ilgili herhangi bir şüpheye sahiptiysem bile bugün onları bir kenara koymak için iyi bir gün! Beni bugüne kadar tutan herhangi bir güvensizlikten kurtulmak için iyi bir gün!

Biliyorum ki ben doğru kazanmaya götüren tarafa yöneldim ve ileriye bakıyorum asla geriye bakmıyorum! Bir konuya bir kerede odaklanma yeteneğim var bu yüzden elimdeki işe dikkatimi yoğunlaştırırım ve onu bitiririm!

Ben Kişisel Mükemmellik Yolcusu .....!(Kendi Adınızı Yazın)

Bugün hiçbirşeyin yolumda duramadığı o günlerden birisi!Kararlılığa gereksinim duyduğumda ona sahibim! İş veya mücadele ne olursa olsun onu bitirmek için gücüm ve sonuna kadar gidecek sabrım var!

Tam şu anda kendimekendimle ilgili gerçekleri anlatırken bile biliyorum ki başarabilirim ve başarıyorum! Şu anda önümde duran herhangi bir mücadele hakkında düşünürsem bu mücadeleden dolayı daha başarılı olacağımı biliyorum!

Leydihan
09 Ocak 2025, 00:40
4)Para ve Bolluk Olumlaması
1. versiyon

Her geçen an para bana artarak geliyor. Bolluk ve bereket içindeyim yaşamımda bolluk ve bereket içinde bana gelen parayı severek alıyorum ve o da daha çok geliyor.

Evrenin bana vermek istediği tüm bolluk ve bereketi ayırım yapmaksızın olduğu gibi kabul ediyor ve istiyorum.

Bu bilinç ve sorumlulukla onu paylaşmak için elimden geleni yapacağım.

Çok PARA yı hakediyorum.
Çok PARA ya layığım.
PARA bana sevgiyle geliyor.
Ben parayı sevgiyle alıyorum.

Çok zengin ve bolluk içinde yaşamak benim en doğal hakkım.
İşimde çok başarılıyım çok param var ve mutlu bir yaşamım var.
Ben ..... tarihinde işe başladım ve maaşım istediğimin çok daha ötesinde.
Kişisel kulanımım için yeterli olandan daha fazla paraya sahibim.
Şu anda parasal olarak büyük bir bolluk yaşıyorum ve bunun tadını çıkarıyorum.
Ben maddi manevi beni doyuran bir işte çalışıyorum işimi çok seviyorum.
Bu ya da daha iyi birşey şimdi benim ve ilgili herkes için tamamen doyum
verici ve uyumlu bir biçimde gerçekleşiyor.

Ben göründüğümden çok daha fazlasıyım.
Ben PARA yı kendim için bolluk içinde harcıyorum ve her istediğimi alıyorum.

2.versiyon (tavsiyemdir)

Para insanlara duyduğum sevgi ve saygıyla en iyi yaptığımı yaparken yarattığım farkın karşılığıdır...

İşimle bilgimle yeteneğimle insanlara yaptığım katkının en güzel karşılığıdır.

Para bütün bunları hissettiğimde bana gelir. Ve bunları hissetmek sadece benim elimdedir.

Hayatı bütün sadeliği ve muhteşemliği ile yaşamak için. İnsanca yapacağım her iş için...

Eğlence Dinlence yardım ve günlük ihtiyaçlarımı en iyi şekilde karşılamak için...

İşlerimi geliştirmek ve tasarılarımı gerçekleştirmek için Para en değerli araçtır. Onu seviyorum...Hayatı kendimi insanları çalışmayı sevdiğim gibi...

Yaptığım işten bolca para kazanıyorum... İşimi kalbimle ruhumla aklımla yapıyorum.

Ve ben işimi çok iyi yapıyorum... Büyük bir keyif ve dikkatle ibadet eder gibi... Ve karşılığında bolca parayı kendime çekiyorum...

Yaptığım işi bulunduğum anı ve karşıma çıkan insanı seviyorum. ve bütün bunlara değer veriyorum. Değerli olduklarını bilerek... Ve değer üretiyorum...

Ve Para Kazanıyorum Bolca ve Bereketli Paralar...

Elimdeki her bir lira on lira gibi değerleniyor... Ve her bin lira on bin gibi...

Asla haksızlık yapmadan keyifle kazanıyorum ve sevinçle harcıyorum...

Para sevgidir ve ben parayı seviyorum...

Hesap ederek gereksiz harcamalar yapmadan gösterişe ve aşırılığa kaçmadan...

Mutlu olmak ve mutlu etmek için... İnsanca yaşamak için... Para harcarken hep tanrıya şükrediyorum...

Kazandığım paradan mutlaka ihtiyacı olanlara sevgiyle veriyorum. Çünkü; biliyorum ki bu onların hakkı... Hiç Tanınmamış olsam da... Bana yardım etmemiş olsalar ve yardımları dokunmayacak olsa bile...

Bilirim ki ben karşılığını almayı düşünmeden kendimdeki iyiliği vermeyi bildiğimde hayatta bana hep en iyiyi verir. Bu hayatın döngüsüdür. Bu hayatın alma ve verme döngüsüdür. ve ben vererek bu döngüye katılmış olurum...

Zaten ben asla yoklukta olamam... Çünkü benim varlığım bütün varlıkların temelinin bulunduğu yerdedir her zaman...

Çünkü Allah benim rızkıma kefil olmuştur. Bu onun sözüdür ve ben ona güvenirim. Bolca kazandığım paranın bir kısmını biriktirir bir kısmını verir bir kısmını yatırıma dönüştürür. bir kısmınıda neşeyle harcarım...

Parayı severim hayatı sevdiğim gibi. O bana hep akar gelir... Bir ırmak gibi... Bolluk ve bereket seli...

Emeğimin karşılığında mutlaka alırım. Emeğim kutsaldır ve karşılığıda... Kimsenin benim emeğimi çalmasına izin vermem... Bu öncelikle onların iyiliği içindir. Böylece onların haksızlık yükünü sırtlarına vurmamış olurum.

ihtiyaçta olanlara kendimden sevgiyle veririm... Zenginlik ve bolluk hayatımın gerçeğidir...

Herzaman yaptığım şeyi daha iyi yapmak için daha çok öğrenmek ve hizmet etmek için yeni yollar çareler ve buluşlar yaparım... Keyifle ve neşeyle çalışırım... Çalışmak benim en büyük eğlencemdir.

Hayatıma her an bolca para akar ve bu parayı sadelik ve sükunetle kullanırım. Ve sonra başkalarınında bolluk bilincine ulaşmaları için çaba gösteririm.

Biz topluca bolluk bereket içinde sadelikten ayrılmadan sükunetle yaşadığımızda Allah'ın muradı yerine gelmiş olur. Çünkü; Allah bütün hazineleri yaratandır ve bizim onlardan faydalanmamızı ister.

Para sevgidir ve ben hayatı seviyorum...

5)Dikkat ve Hafıza

Gördüğüm okuduğum ve dinlediğim her şey belleğimde depolanırlar. İstediğimde bunları birer birer hatırlarım.

Bilinçaltımın sonsuz saklama gücü bütün bilgileri kaydetmek yeteneğine sahiptir.
Saniyede milyonlarca veriyi yükler bilinçaltım. Bende bunları ihtiyaç duydukça hatırlarım.
Sesleri renkleri sözcükleri onların anlamlarını ve diğer milyonlarca detayı...
Hatırlarım açık ve berrak bir biçimde hatırlamak istediğim herşeyi...
Bildiğim ve öğrendiğim şeyler düzgün ilişkili ve anlamlı bir biçimde saklanırlar.
Bilinçaltımda herşeyi bir başka şeyle ilişkilendirdiğim hatırlama çivileri vardır. Biri diğerini hatırlatır bana oda bir başkasını...

Hatırlarım açık ve berrak bir biçimde...
Bir şeye baktığımda bütün renkleri en ince detayına kadar farkedebilirim. Ve de bütün sesleri en ince ayrıntısına kadar...

Bir şeye bütün varlığımla bakarım. Yaptığım şeyi bütün varlığımla yaparım.
Her anımı ibadet eder gibi yaşarım...

ben dinlenirken uyurken günlük işlerimi yaparken bilinçaltımdaki bilgiler işleniyor olurlar en mükemmel şekilde ve kendiliğinden. Onlar üzerinde düşünmediğim zaman bile düşünmüş olurum...
Eğlenmeye ve dinlenmeye zaman ayırırım. yaptığım işi keyifle ve neşeyle yaparım.

Ozman zihnim tamamen açılır. Bütün kapasite ortaya çıkar.

Öğrendiklerimi içselleştirmek için başka şeyler yaparım... Keyifli şeyler...
Bir süre sonra dönüp arkama baktığımda öğrenmiş olduğumu farkderim...
Çok şeyi öğrenirim. Bazı şeyleri iyi yapmak için. Bu yüzden ihtiyacım olanları hatırlarım kolayca... Diğerini ise her an hatırlamam gerekmez...

Sadece yapabildiğimi en iyi şekilde yaparken başka birşey için kaygı duymadığımdan yaşadığım ana odaklanmak benim için çok kolay olur...

Öğrenmek anlamak bilmek ve hatırlamak ve sonra bunları hayatımda daha çok başarı ve mutluluk ve de hizmet içib kullanmak bana müthiş bir keyif verir...

Bir şeyi öğrenirken gevşek neşeli ve rahat olmam zihnimi açar ve genişletir... Tüm kapasitesiyle kullanıma hazır hale gelir...

Hatırlarım açık ve berrak bir şekilde hatırlamak istediğim herşeyi...

6)Özvarlık Olumlaması (video)

Leydihan
09 Ocak 2025, 00:41
7)Karşı Cins etkileşimi Olumlaması

ERKEKLER İÇİN

Kadınlarla kolayca küçük konuşmalar yapıyorum.
Kadınların yanında rahat ve huzurluyum.
Kadınlar beni karşı konulmaz buluyor.
kadınların yanında sakinim.
Alfa bir erkeğim
Usta bir baştan çıkarıcıyım.
Ben seksiyim.
Kadınlarla bir aradayken gözlerine bakıyorum.
Güzel kadınları çekiyorum.
Herhangi bir kadına kolaylıkla gidiponunla konuşmaya başlıyorum.
Kadınlarla buluşmak benim için gitgide daha kolay oluyor.
Kadınları kolayca güldürebiliyorsun.
reddedilmenin benim üzerimde bir etkisi yok.
Kadınlarla buluşmayı seviyorum.
Başarılı kadınlarla karşılaşıyorum.

BAYANLAR İÇİN

Erkekler bana doğru çekiliyor.
Erkeklerin yanında kendimden eminim.
Harika adamlarla kolayca karşılaşıyorum.
kendimden eminim.
Erkeklerle buluşmaktan keyif alıyorum.
Harika bir mizah anlayışım var.
Erkeklerle kolayca göz kontağı kuruyorum.
Sevgi doluyardımseverşefkatli ve çekiciyim.
Erkeklerin yanında rahatım.
Erkekler benimle konuşmaktan keyif alıyorlar.
Erkeklerle buluşmak benim için daha kolaylaşıyor.
Düzgünnazikiyi ve yardımsever erkekleri çekiyorum.
Erkeklerin yanında sakin ve rahatım.
Başarılı erkekler sık sık bana yaklaşıyor.

8)Ruh Eşini çekmek olumlaması

Ruh eşimi yaratmaya hazırım.
Yüksek güçler sana yol gösteriyor.
Ruh eşim için alan yaratıyorum.
Duygularımla gurur duyuyorum.
Şimdi ruh eşimi çekiyorum.
Hayatımdaki insanlara değer vermeyi seviyorum.
Mükemmel bir ruh eşiyim.
Hayatımdaki değişiklikleri not ediyorum.
Çekim yasasına inanıyorum.
Güçlü bir yaratıcıyım.
Ruh eşimle birlikte olmayı seviyorum.
Hayatım mucizelerle dolu.
Düşlerim gerçekleşiyor.
Ruh eşim beni seviyor.

9)İş Hayatında Başarı olumalamarı

Güçlü bir lider olacağım
BEN Güçlü bir liderim…

Yeteneklerimi insanlarla paylaşmak ve çok büyük BAŞARI’lara imza atmak istiyorum
Yeteneklerimi insanlarla paylaşarak çok büyük başarılara imza atacağım
BEN Yeteneklerimi insanlarla paylaşıyorum ve çok başarılıyım…

Tüm bunlara hem aklımla hem de yüreğimle inandım…
Tüm bunları HAKEDİYORUM
Liderliği başarıyı bolluğu bereketi huzuru ve SEVGİYİ HAKEDİYORUM…

Bana verilen özel yeteneklerime güveniyorum
O tüm insanlar canlı cansız tüm varlıklar tüm evren tüm kainat ve tüm alemler
Zamansızlıkta var olan Geçmişte yaşamış gelecekte yaşamaya devam edecek ve şu an yaşayan tüm büyük kudretli ve pozitif güçler şahittir ki;
BEN KENDİME GÜVENİYORUM
BEN GÜVENİLİYORUM
GÜVEN VERİYORUM VE GÜVEN ALIYORUM…

Başarı para iyi ve güzel nimetler kolayca ve bolca bana gelir
O; Başarı para iyi ve güzel nimetleri kolayca ve bolca bana verir
O beni sever O beni korur O bana dost
Başarı para iyi ve güzel nimetleri kolayca ve bolca bana verdiği için
ONA teşekkür ediyorum…

Önüme çıkan engelleri kolayca aşıyorum
Artık engeller önüme çıkmıyor O yolumu temizliyor
O beni sever O beni korur O bana dost
Hayatımı kolaylaştırdığı güzelleştirdiği ve tüm imkanları bana sunduğu için
ONA teşekkür ediyorum…

BEN;
DÜŞÜNCELERİMİN EFENDİSİYİM.
BEN;
KADERİMİN EFENDİSİYİM.
BEN;
HAYATIMIN EFENDİSİYİM.

ŞİMDİ SAHİP OLDUKLARIMLA
ŞU AN KENDİMİ;
HARİKA HİSSEDİYORUM
MÜKEMMEL HİSSEDİYORUM
ÇOK İYİ HİSSEDİYORUM
ÇOK MUTLUYUM.

BANA HİÇLİKTEN VERİLEN SONSUZ NİMETLER YETENEKLER İMKANLAR
VE SONSUZ KAYNAK İÇİN ONA TEŞEKKÜR EDİYORUM…

10) Topluluk Önünde Konuşabilme olumlaması

Konuşurken eminimkendime güveniyorum.
Mükemmel konuşmacıyım.
Faydalı bilgiler ediniyorum.
Dinleyicilerim benden hoşlanıyor.
Ben çekici ve sempatik bir konuşmacıyım.
Dinleyicilerim bana değer veriyor.
Mükemmel sunumlar yapıyorum.
Soruları kolayca ele alıyor ve yanıtlıyorum.
Konuşurken tutkuluyum.
Konuşurken mükemmel hazırlanmış oluyorum.
Dinleyicilerinle göz kontağı kuruyorum.
Sunumlarım açık ve net.
Doğru şeyleri söylüyorum.
Grupla harika etkileşim kuruyorum.

11)İyi DileK Olumlamaları

Enerjimi Tüm Dünya Barışının korunması ve sürekliliği için kullanıyorum;

Enerjimi Tüm Dünyanın Saygı sevgi ile refah bolluk ve bereketi için kullanıyorum;

Enerjimi Tüm Dünyanın her alanda gelişim sağlaması için kullanıyorum;

Enerjimi Tabiatın Doğanın dengelerinin korunması için kullanıyorum;

Enerjimi Doğadaki canlıların çeşitliliği ve insanlarla uyumu için kullanıyorum;

Enerjimi Küresel Isınmanın durdurulması ve yemyeşil bir DOĞA için kullanıyorum;

Enerjimi Ailemin Yakınlarımın Dostlarımın Mutluluğu için kullanıyorum;

Enerjimi Tüm sevdiklerimin benimle birlikte sevgi ve huzur dolu uzun bir ömür sürmesi için kullanıyorum;

Enerjimi Zor durumda olan herkese yardımcı olmak için kullanıyorum;

Enerjimi Başarı ve zafere ulaşan iyi yürekli insanları kutsayarakdestek olmak için kullanıyorum;

Enerjimi ve varlığımı tıpkı bir güvenlik kamerası gibi Tüm Dünyayı izlemek her şeyin farkında olmak ve Dünyaya her an değerli bir şeyler katarak yardımcı olmak için kullanıyorum…

Ben Bana hiçlikten verilen bu SONSUZ yaşam için “ONA” her zaman teşekkür ediyorum ve “ONUN RIZASI İÇİN” yaşıyorum…

Teşekkür ederim…
Gerçekten yürekten teşekkür ederim…

12)Sevgi Olumlamaları

Kendi varlığımdan çok memnunum
Kendime ve çevreme oldukça yeterliyim
Bu yüzden kendimle gurur duyuyorum
Kendimi çok seviyorum…

Kendime duyduğum sevgi ve saygıyı sevdiklerime yakınlarıma diğer tüm insanlara da
Aynı şekilde duyuyorum…
Hayatı yaşamayı insanlarla paylaşmayı onlara değer vermeyi seviyorum…
Onlar da beni aynı şekilde sevip sayıyorlar ve çevreme yaydığım pozitif enerji her zaman mutluluk ve huzur olarak bana fazlası ile geri dönüyor…

İnsanların hatalarını bilgelikle karşılıyorum ve olayları iyi yanlarından ele alarak hem onlar hem de kendim için gelecekle ilgili çok önemli dersler çıkarıyorum…İnsanların başarılarını takdir ediyorum onları kutluyorum en az onlar kadar mutlu olduğumu ve gurur duyduğumu onlara özenle hissettiriyorum…

Çevremdeki insanların statüsü ne olursa olsun mutlaka ve mutlaka bana ihtiyaç duyabilecekleri en az bir iki konu olduğunu düşünerek bir şeyler verebilmek faydalı olabilmek adına hazır ve tetikte bekliyorum…

Çevreme verdiğim SEVGİ ne kadar çok olursa ve karşılıksızsa içimde hissettiğim HUZUR ve MUTLULUK duygusunun yüceliği de kat kat artarak çoğalıyor…

Bana hiçlikten verilen hayatın anlamını amacını ve paha biçilmez değerini düşünmek bile ONA sonsuz bir SEVGİ ile bağlanmam ve şükran duymam için yeterli oluyor…

Doğaya bitkilere hayvanlara koparılamaz bağlarla kenetlendiğimizi sevgi ve ihtiyaç döngüsü ile bir bütün oluşturduğumuzu bu dengenin ne kadar hassas ve üzerine titrenecek bir sevgi ilgi açlığı çektiğini biliyorum ve tüm bunların farkında olarak şükrederek ve gerekli sağduyuyu her şekilde onlara sunarak yaşıyorum…
Bana sunulan tabiat için aldığım her nefes için her an teşekkür ediyorum…

Girdiğim her ortamda ışıltılı gülüşümle o ortamı kutsayarak bir değer kattığımın farkındayım ve aynı şekilde o derin ve inanılmaz kutsanma duygusunun bir çığ gibi büyüdüğüne beni ve tüm evreni içine aldığına şahitlik etmekten mutluluk ve gurur duyuyorum…

SEVGİ ile tüm zorlukların üstesinden gelmenin hayatı sevgi ile yaşanabilir kolay ve değerli kılmanın HAYATA hak ettiği değeri vermenin yaşamın hakkını vermenin dayanılmaz ve tarifsiz hazzını yaşadıkça içimdeki SEVGİ’ yi daha da büyüterek DÖNÜŞ yolunda büyük adımlarla ilerliyorum…

Bana göre hayatın doğduğu kaynak zaten SEVGİ PINARIDIR…
SEVGİ PINARINDAN doğmuş bir hayatı ana besini olan SEVGİ’ den başka bir şeyle büyütmeye çalışarak vakit kaybetmek yerine kolay ve doğru olanı yapıyorum…
Hayatın her zerresinde yaydığım SEVGİ YANSIMALARI ile değerli ve kalıcı bir iz bırakarak TÜM BU SONSUZLUĞU SAF SEVGİ İLE YARATAN O GÜCE YİNE SAF SEVGİMLE KARŞILIK VEREREK bu YARATI FESTİVALİNE EŞLİK EDİYORUM…
Bana sunulan hayatı TUTKU ile seviyorum ve ONA bunun için teşekkür ediyorum…

13)Başarılı Cinsel Hayat Olumlamaları

Cinsellik hayatımın kutsanması varlığımın taçlandırılmasıdır.
Bir esrime anı ve kutsal bir dokunuştur...
Cinsellik diğer parçamla yaptığım büyük buluşma ve birleşmedir.
Bu yüzden cinsel deneyim anı bir ibadet anı gibi beni yüksek hazlara götürür ve beni çoğaltır.
Kendi cinsel kimliğimin en yüce ifadesi...
Eşime daha çok haz vermek için çaba sarfettikçe bütün bedenimle hazzı hissetmek çok güzel bir duygu...
Cinselliğimi doğal bir biçimde ifade ederken kendiğiliğinden eşimin bana sunduğu hazzıda keyifle kabul ederim...
Kendi cinsel kimliğimi seviyorum.
Cinsel organlarımda saklı olan enerjiyi ve bunu ifade etmeyi seviyorum... bedenimi seviyorum...
Bedenimin bütün parçalarını...
Eşimin bedenini seviyorum...
Bedeninin bütün parçalarını...
Kendimi seviyorum... Bakışımı gülüşümü ve duruşumu...

14)Mutlu Evlilik / İlişki olumlaları (sevgiliyseniz sevgilim ilişkim diyebilirsiniz)

Eşime karşı sadık ve özveriliyim.
Evliliğimde sevgi her gün daha çok artıyor.
Evliliğim sevgidürüstlük ve sadakat ile inşa edildi.
Ben mükemmel ve sevgi dolu bir eşim
Her geçen gün daha mutluyum ve seviliyorum.
Evliliğin cennette yapılmış gibi uyum dolu.
Güzel ve sevgi dolu evliliğim için şükran duyuyorum.
Eşimle derin bir aşk içindeyiz.
Mutlu bir evliliğim var.
Aşksevgi ve mutluluu hakediyorum.
Bol bol sevgi veriyorum ve alıyorum.
Ben tutku dolu bir aşk yaşıyorum.
Evliliğim hayatıma mutluluk katıyor.

Yukarda verdiğim olumlama örnekleri sık kullanılanlar.Kendinizde kurallara uygun olarak olumlamalar yapabilirsiniz.

edit=yazdıklarımın bir kısmı alıntıdır.olumlama cümlelerin büyük kısmı Yaratıcı İmgeleme - Shakti Gawain kitabından ve R.Şanal - Kuantum olumlama kitabından derlenmiştir.

Alıntıdır.

Leydihan
09 Ocak 2025, 00:43
Evet arkadaşlar. En başında itibaren geldiğimiz yerleri toparlayalım.

1)Meditasyon
2)Farkındalık
3)Quantum Düşünme
4)Quantum Olumlama
5)Quantum Sıçrama

Kuantum sıçrama bir olumlamayı yaptığınızda hayatınızdaki kuant yolunun değişmesiyle başka bir kuant yoluna sıçramanızdır. Olumlamarı yaptıkça (herbirini 1 ay süreyle en az) hayatınızda ciddi sıçramalar göreceksiniz.
Yaratcılığınız (İmgemele yakında anlatacağım buna hayal panosu egzersizleride denilmektedir) artacak ve BAŞARACAKSINIZ istediğinizi. Böylece ilk 7 aşama tamamlanmış olacak.S onra telekinezimi istiyorsunuz astral seyahatmi durugörümü buyrun yapın. Önünüzde engel kalmayacak.

Farkettinizmi bilmiyorum ama sanki bir dine benziyor yazılanlar. Evet. Bütün dinlerin çıkış kaynağını öğrendiniz. Bütün dinler bu şablon üzerine kuruludur. Çeşitli kalıplarla bilinsizce uygulanır ve insanlar namaz kılıp allaha dua ettik ve başardık derler.sebepleri budur. Okunmuş su içerler (suya düşüncelerin etkisi) oruç tutarlar (1 ay olumlama ulaşım süresi) tesbih çekerler dua ederler (şükretme olumlaması) namaz kılarlar (olumlama günde 2-3 vey 5 kez yapılıryahudiler 3 vakit namaz kılar müslümanlar 5 vakit) dinlerim ilk kuralı bir olan yaratıcıya inanmaktır (farkındalık)

işte size evrenin SIRRINI anlattım.

Buraya kadar gelmeniz için bekleyeceğim.2-3 aylık bir süreç gerekiyor. Süreci tamamlandığınızda BAŞARI gerçekleşince bu yazdıklarımı okuyunca güleceksiniz. Ben bunları zaten biliyordum diyeceksiniz. Hatırlama gerçekleşecek ve yaratıcılık paneli açılacak. O zaman yaratıclık yaratıcı imgeleme ve hayal panosu öğretilerine geçeceğiz. Astral seyahat, telekinezi ve duru görü zaten forumda anlatılmış.

Yaratıcılık ve imgeleme konusu biraz zordur. Buraya kadar olan kısmı tamamlamanız şarttır.

huzur dolu günler diliyorum.Sorularınızı elimden geldiğince cevaplayacağım.

Leydihan
09 Ocak 2025, 00:49
Teslimiyet Kader ve Kuantum

Kader nedir biliyor musun?

Kuantum olasılıklarının salt toplamıdır. İslamiyetteki kadere inanmak ise şöyledir;

Allah (yaratıcı varlık) bütün kuantum olasılıklarının sonunu ve yolunu bilir. Sonunuda bilir. Ama milyonlarca kuantum yolundan birini seçmeyi insana teşrii iradeye bırakır.

Tamam yazacağım bu konu önemli..

Öncelikle TESLİMİYET kavramından başlayalım. Farkındalık konusunda kendimizi ve düşünceleri izlemek kısmını anlatmıştım. Son aşama ise DUYGULARIMIZI İZLEMEK ti.

En zor olan kısmı budur. Duyguları izlemek. Mesela birisi size ters ters bakar sonrada küfür eder siz de sinirlenirsiniz. İşte bu bir duygudur ÖFKE . Mesela anneniz size bağırır nerdeydin işte saat kaç vs..vs. anneniz size bir duygu sunmuştur.

Peki teslimiyet nasıl olacak?

Teslimiyet size karşı yönlendirilen egonuzda olumsuz ve tepki verilmesi gerekli görülen (yukarda verdiğim iki örnekteki gibi) duyguların karşısında bir ağaç gibi tepkisiz ve dingin durmaktır. Anneniz size bağırdığı esnada cevap vermek istersiniz. Siz değil aslında egonuz ister. O anda tepkisizce gülümseyere durup nefesizini izlerseniz FARKINDALIĞIN ATEŞİ sizi yakacak ve huzura kavuşacaksınız.

Anneniz bir süre sonra bağırmayı kesecek ve daha sonra gelip gönlünüzü almaya çalışacaktır. Boksör örneğini vermiştim yukardaki yazılarımda. Bir boksör diğerine vurmaya başlıyor ama vurduğu boksör öylece duruyor tepki vermiyor. Ne olur? Vuran boksör vurmayı keser ve noluyor der. İşte vurmayı kesicek annenizde arkadaşlarınızda sevgilinizde. Bu farkındalığın en son aşamasıdır. Duyguları izlemek Yani teslimiyet.

Teslimiyet kavramını biraz daha ileriye taşıyalım. Farkındalık kısmı duyguları izlediğinizde tamamlanmış olur. Artık farkındasınızdır. Peki teslmiyet devam ediyorsa ne işe yarayacak bu teslimiyet?

Olaylara karşı teslimiyete geçersiniz. Burada kuantum kavramı devreye girer.

Güne başladınız uyandınız. Sonra farzedelim okula gidiyorsunuz. Otobüse bindiniz. Otobüs sıkışık trafik var. Ne yaptınız bir duygu serdiniz ortaya SIKINTI STRES..

Teslmiyet neydi? Eğer otobüs sıkışık ve trafik varsa bunun bir sebebi vardır. Belkide otobüs sıkışık olmasaydı gideceğiniz yere 10 dakika erken gidecektiniz. Gittiğiniz yerde karşıdan karşıya geçerken size araba çarpacaktı ve sakat kalacaktınız.

Öyleyse kuantum yolunuzu bilmediğinizi kabul edip sadece "başıma gelen şeyler kuantum olumlama yöntemiyle istediğim arzumun evren ve yaratıcı tarafından bana sunulan olaylar zinciri" olduğuna inanmak zorundasınız.

Şu an bilgisayarınızın başındasınız. Mesela benim önümde bir bardak var.o bardağı birazcık sağa çektim. Evet dünyayı değiştirdim bile. Kaderimide..
Nasılmı?

Bardağı sola çekmem 3 saniye sürdü. Bu demek oluyor ki bu masadan 3 saniye geç kalkacağım.3 saniye sonra dığarı çıkacağım ve 3 sonra çıktığımda önümden geçen insan eski bir arkadaşım olucak . o eski arkadşaımla selamlaşacağız ve birden bir iş kuracağız. Sonra bambaşka bir boyuta gelicek herşey.

İşte kuantum budur. Bu olaylar zincirine islamiyette gayb denilir ve kuran dada belirtildiği gibi "Gaybı Allahtan başkası bilemez". Biz sadece seçebiliriz. Milyonlarca olasılıktan birini.

O zaman attığımız her adımın farkında olmalı ağzımıdan çıkan her düşüncenin fakrında olmalıyız. Bu sebepledirki Kuantum Olumlama çok önemlidir.

Olumlama isteklerimizi farkındalık sahibi olarak yaratıcıya sunmaktır. Yaratıcıdan bir bardak su istemekle 5 milyon dolar istemek arasında bir fark yoktur. Ama egonuz bazen devreye girip saçmalama böyle istek mi olur diyerek sizin olumlamanızı bozar.

Teşrii irade yaratıcının bize ruhundan üflediği 7 özelliği arasında bulunmaktadır. İrade kelime anlamı olarak dileğini yaratabilmesidir. Ol demesi yeterlidir. Bizde de bu özellik vardır sınırlıdır. Ama biz irademizle Allahın izin ve onay verdiği şeyleri yaratabiliriz.

Ne istiyorsun? son model bir arabamı?

evet yaz bir kağıda hatta fotoğrafını koy. Gece yatmadan önce ve her sabah bak. İstediğini söyle. Ama sakın "ben bu arabayı alamam benim arbam yok.." gibi cümle kurma. Sadece iste.

İnanmıyor musun sonsuz güç sahibi yaratıcının senin isteğini yerine getirmeyeceğine?

Arabayı istedin ve o istek iletildi. Artık sana yeni bir kuant yolu açılır. Bir bardağın yerini değiştirirsin farkında olmadan ve o değişen kader yolu seni istediğin arabaya götürür.

O halde sakın isyan etmeyin. Sadece olumlu cümleler kurun. Ağzınızdan çıkanlara dikkat edin. Şeytan fm in oyununa gelmeyin.

Olayların akışına TESLİM olun. Unutmayın..

"Başınıza gelen her olay (iyi veya kötü) sizi yaratıcıdan istediğiniz arzunuza götürüyordur"

Bazen alakasız birşey olur kızarsınız. Mesela adamın birisi size çelme takar düşersiniz çamurun içine. Öyle olması gerekiyordur demelisiniz. Tamam kızarsınız edersiniz o ayrı da o olayı yorumlamayın. O olay 5 dakika sürdüyse "kuantum yolunuz" sizi orada 5 dakika oyalamak zorundaymış demekki. Demek ki 5 dakika önce gitseymişsiniz gideceğiniz yere "yaratıcıdan istediğiniz arzunuz" belki de gerçek olmayacaktı. Bunu bilemeyiz.

Sadece dingin bir şekilde olaylara teslim oluruz.

Teslim olun.. Rüzgara.. Bırakın essin.. Sizi "yaratıcıdan istediğiniz arzularınıza götürsün"

"Ey Muhammed! Sen onlara dünya hayatının misalini ver. Dünya hayatı gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki bu su sayesinde yeryüzünün bitkileri (her renk ve çiçekten) birbirine karışmış nihayet bir çöp kırıntısı olmuştur. Rüzgarlar onu savurur gider. Allah her şeye gücü yetendir." (Kehf Suresi 45)

Leydihan
09 Ocak 2025, 00:50
DUYGU NEDİR?

Senin düşüncelerin bir göldeki dalgalardan başka nedir? Senin duyguların ruh hallerin hislerin nedir? Senin tüm zihnin nedir; sadece bir karmaşa! Ve bu karmaşa yüzünden sen kendi doğanı göremezsin. Sen sürekli kendini ıskalarsın. Dünyadaki herkesle buluşursun ve asla kendinle buluşmazsın.

Sen öfkelisin fakat sen sonsuza dek öfkeli kalamazsın. En öfkeli insan bile arada bir güler gülmek zorundadır. Öfkeli olmak sürekli bir hal olamaz. En üzgün insan dahi gülümser ve sürekli gülen insan bile arada bir ağlar ve gözünden yaşlar akar. Duygular sürekli olamaz. Bu nedenle onlara duygular (emotions) denir. İngilizcedeki bu sözcük hareket anlamına gelen motion ‘dan türemiştir. Onlar hareket ederler. Bu yüzden de onlar duygulardır. Birinden diğerine sen sürekli olarak değişirsin. Şu an üzgünsün sonraki an çok şefkatlisin şu an sevgi dolusun sonraki an nefretle dolusun sabah güzeldi akşam çirkindir… bu böyle sürer.

Herkes kalbin sevgi nefret ya da öfke gibi duyguların kaynağı olduğu görüşündedir. Nasıl ki zihin kavramsal düşüncelerin kaynağı ise kalp de duygusallığın ve hassasiyetin kaynağıdır sanırlar. Genel geçer bakış açısı budur. Bu geleneksel ayrımla bu duyguların ve hislerin ve duyarlılıkların kalbe ait olduğu yanılgısı ile büyütüldük. Ancak senin kalbin yalnızca bir pompalama mekanizmasıdır. Düşündüğün hayalini kurduğun ya da hissettiğin her şey zihninle sınırlanmış bir şeydir. Zihnin 700 tane merkezi vardır. Onlar her şeyi kontrol eder. Fakat Buda kalp derken varlığın tam merkezi demek ister. Senin sevginin nefretinin her şeyinin zihninden çıktığının farkındadır. Bunu kendin deneyebilirsin. Öfkenin nereden ortaya çıktığını görebilirsin. Duyguların nereden yükseldiğini görebilirsin. Zihninden. Zihin büyük bir olgudur o kavramsal düşünceyi kapsar senin duygusal kalıplarını hislerini kapsar. Bunu anlamak gerekir. Duygular kafandadır ancak bilinç kafanda değildir. Aslında kafan bilincin içindedir. Bilinç engindir sonsuzdur. Duygular arzular hırslar kafandadır. Onlar kuruyup gidecektir. Fakat senin kafan tamamıyla düşüp toprağın içinde kaybolsa bile bilincin kaybolmayacaktır. Bilincini içinde taşımıyorsun. Sen bilincin içindesin. O senden daha büyük. Bu kesinlikle doğrudur. Duyguların hislerin düşüncelerin kısaca zihne ait olan tüm alet edevat DIŞARDAN GELİR. Dışarısı tarafından kontrol edilir. Zihnini doldurmuş olan tüm şeyler sana ait değildir sen onların ötesindesin. Sen onlarla özdeşleşirsin ve yegane günah budur.

Zihin düşünen kısımdır ve kalp ise aynı zihnin hisseden diğer kısmıdır. Hissetmek ve düşünmek düşünceler ve duygular… Fakat tanıklık her ikisinden de ayrıdır. Düşünüyor olsan da tanık seyreder. Bir düşünce geçip gidiyor öfkeli olsan da tanık hala seyreder. Bir duygu geçip gidiyor tıpkı bulutların geçmesi ve senin onları görmen gibi. Sen ne iyisin ne de kötüsün ne hoşsun ne de hoş değilsin ne duygusun ne de düşüncesin ne zihinsin ne de kalpsin. SEN TANIKSIN.

Sevgi her zaman kişiyi sinirlendirir. Onun kişiyi sinirlendirmesinin nedenleri vardır. O bilinçaltından gelir ve senin tüm yapabildiklerin bilincin içindedir. Senin tüm becerilerin senin tüm bilgin bilinçtedir. Sevgi bilinç altıdan gelir ve sen onunla ne yapacağını onunla nasıl başa çıkacağını bilmezsin ve o çok fazladır. Bilinçaltı bilinçten dokuz kat daha büyüktür. O yüzden bilinçaltından gelen her şey boğucudur. Bu yüzden insanlar duygulardan hislerden korkarlar. Onlar insanların elini kolunu bağlar insanlar onların kaos yaratacağından korkarlar ve yaratırlarda. Fakat kaos güzeldir. Düzene ihtiyaç vardır. Ve kaosa da ihtiyaç vardır. Düzen gerektiğinde düzeni kulan bilinçli zihni kullan kaosa ihtiyaç olduğunda bilinçaltını kullan ve bırak kaos olsun. Tam bir insan her ikisini de kullanmaya muktedirdir. Bilincin bilinçaltına bilinçaltının da bilince müdahale etmesine izin vermez.

Biz hayatın kendi bütünlüğüne gündüzlerine gecelerine güneşli günlerine ve bulutlu günlerine inanıyoruz. Biz hayattaki her şeyden keyif alınacağına inanıyoruz. Sadece biraz daha FARKINDALIĞA gerçekleşmekte olanın daha fazla bilincinde olmaya ihtiyacın var. Sen zihnin değilsin sen bedenin değilsin. Senin içinde bir yerlerde zihne duygulara fizyolojik tepkilere bakabilecek olan bir tanık var. BU TANIK SENSİN. Bu tanık bir kez orada MERKEZLENİRSEN her şeyden keyif alabilir. Zihnin azap çeker acı çeker; o her çeşidinden duyguları bağlılıkları arzuları ve özlemleri hisseder. Ancak bunların tümü zihnin YANSIMALARIDIR. Zihnin ötesinde asla herhangi bir yere gitmemiş olan senin gerçek ÖZÜN vardır. O her zaman buradadır ve burada olacaktır.

Şayet öfkeliysen o zaman öfkeli ol ve onu iyi ya da kötü diye yargılama. İşte bu olumlu ve olumsuz duygular arasındaki farktır. Eğer belirli bir duygunun farkında varabiliyorsan ve duygunun farkında vararak o duygu kayboluyorsa OLUMSUZ DUYGUDUR. Eğer belirli bir duygunun farkında vararak duygunun kendisi oluyorsan ve duygu yayılıyor ve senin varlığın haline geliyorsa o OLUMLU DUYGUDUR. Farkındalık iki durumda değişik şekilde çalışır. Şayet o zehirli bir duyguysa farkındalık aracılığıyla ondan kurtulursun. Şayet o iyiyse mutluluk vericiyse keyif vericiyse onunla bir olursun. Farkındalık onu derinleştirir. O halde benim için kriter şudur; “ İyi şeyler farkındalıkla derinleşir kötü şeyler farkındalıkla yok olur ”. Farkındalığın içinde barınmayan şeyler GÜNAHTIR. Aslında günah ve sevap toplumsal kavramlar değillerdir. Onlar içsel farkındalıklardır.

Sana diyorum ki şayet gerçekse OLUMSUZ DUYGULAR dahi iyidir. Ve eğer onlar gerçekse yavaş yavaş onların gerçekliğinin ta kendisi onları dönüştürür. Giderek onlar daha çok olumlu hale gelir ve tüm pozitif ve negatifliğin kaybolduğu bir an olur. Sen basitçe sahici hale gelirsin. Neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmezsin. Neyin pozitif neyin negatif olduğunu bilmezsin. Sen basitçe gerçeksindir. Bu gerçeklik sana hakiki olan hakkında ipucu verir. Sadece gerçek olan gerçeği bilebilir. Sadece hakiki olan hakikatı bilebilir.

Duygular ve Aşırı Hassasiyet

Duygu bir saflıktır. Aşırı hassasiyet ise bir kandırmacadır. Sen bir numara bir sihir öğrenmişsindir. Kadın ağlarsa kazanacağını bilir. Şimdi bazen gözyaşı gelmeyebilir. Çünkü ağlamak kolayca yönlendirilemez. Fakat o onu getirmeye çalışır rol yapar oyun oynar. Bu gözyaşları sahtedir. Gözlerden akıyor bile olsalar sahtedir. Çünkü onlar gelmiyor getiriliyor. Aşırı hassasiyet kurnazca yaratılmış yönlendirilmiş duygudur. Aşırı hassasiyet duyguların çarpıtılması rasyonellik ise mantığın çarptırılmasıdır. Şayet sen rasyonelsen gerçekten rasyonelsen bir bilim adamı olacaksın. Eğer sen gerçekten duygusalsan bir şair olacaksın. Bunlar güzel şeyler. Ancak yine de diyalog daha kolay olsa da mümkün olmayacaktır. Rasyonellik ve aşırı hassasiyet ile bu çok zordur. Fakat mantık ve duygu ile o kadar da zor olmaz. Yine de zorluklar olacaktır fakat şefkat birbirini anlamak için bir çaba haline gelecektir. Pek çok insan aşırı hassasiyetin maneviyat olduğunu düşünür. Duygular da düşünceler kadar zihinseldir. Ve senin kalp olarak adlandırdığın şey kafanın içindedir. Sen çok kolay duygusallaşabilirsin. Ağlayabilirsin ve gözlerinden büyük inci taneleri gibi gözyaşları dökülebilir. Fakat ruhsal hiçbir şey yoktur. Gözyaşları herhangi başka bir şey kadar fizikseldir. Gözler bedenin parçasıdır. Ve duygular fiziksel enerjideki bir karmaşadır. Ağlarsın ve gözyaşı dökersin elbette rahatlamış hissedeceksin. Rahatlayacaksın. Dünyanın her yanındaki kadınlar bunu bilir. Onlar bunun işe yaradığını çok iyi bilir. Ancak bu rahatlamada manevi bir şey yoktur. Ancak insanlar ruhsal olmayan şeylerin ruhsal olduğunu düşünmeye devam ederler. Kalp bir ara istasyondur varış istasyonu değildir. Varış istasyonu TANIKTIR. Varlıktır.

Bastırma ve Kontrol

Asla bir hayvanı savaşa giderken göremezsin. Elbette arada kavgalar olur fakat onlar bireysel kavgalardır. Doğunun tüm kargalarıyla batının tüm kargaları ya da Hindistan’daki köpeklerle Pakistan’daki köpeklerin toplanıp savaştığı dünya savaşları göremezsin. Köpekler de kargalar da bu kadar aptal değildir. Evet bazen kavga ederler ve bunda yanlış bir şey yoktur. Eğer onların özgürlüğü ihlal edilmişse kavga ederler fakat kavga bireyseldir. Şimdi sen ne yaptın? İnsanlığı bastırdın ve bireyleri n bir arada öfkelenmesine izin vermedin. Böylece öfkeler bireylerin içinde toplandı ve toplandı. Sonra bir gün herkes o kadar çok zehirle doldu ki bu yine bir dünya savaşı olarak patlak verecektir. Her on yılda bir dünya savaşları olur. Bu savaşların sorumluları kimlerdir? Sözde azizler ahlakçılar yardımseverler yani senin hiçbir zaman doğal olmana izin vermemiş olan insanlar. Bastırma yaşaman gerekmeyen bir hayatı yaşamak demektir. Bastırma hiçbir zaman yapmayı istememiş olduğun şeyleri yapmaktır. Bastırma olmadığın bir kimse olman demektir. Bastırma kendini yok etmenin bir yoludur. Bastırma intihardır elbette çok yavaş bir şekilde ama çok kesin yavaşça zehirlenmedir. İfade etmek hayattır bastırma intihardır. Niçin insan bu kadar çok bastırılıp sağlıksız bir hale gelir? Çünkü toplum sana dönüştürmeyi değil kontrol etmeyi öğretir. Ve dönüştürmenin yöntemi tamamıyla farklıdır. Hepsinden önce o kontrol etme yönteminin tam tersidir.

Bastırarak zihin bölünür. Kabul ettiğin kısım bilinç haline gelir ve reddettiğin kısım bilinçaltı haline gelir. Bu bölünme doğal değildir. Bastırma yüzünden oluşur ve bilinçaltına toplumun reddettiği tüm pislikleri atmaya devam edersin. Ancak unutma oraya attığın her ne olursa olsun giderek daha çok senin bir paçan haline gelir. İlk şey; kontrol etmede bastırırsın dönüştürmede ifade edersin. Fakat başka birisine ifade etmeye gerek yoktur. Çünkü “başka birisi” konu dışıdır. Bir dahaki sefer öfke hissettiğinde git ve evin etrafında koş sonrada bir ağacın altına otur ve öfkenin nereye gittiğini izle. Onu bastırmadın onu kontrol etmedin onu hiç kimsenin üzerine kusmadın. Çünkü eğer bunu birisinin üzerine kusarsan bir zincir oluşur. Çünkü diğerleri de en az senin kadar aptaldır senin kadar bilinçsizdir ve onlarda gider başkasına kusar ve düşmanlar oluşur.

Öfkeni kimsenin üzerine kusma öfkenin kusulmaya ihtiyacı varsa tuvalete gider kusarsın. Yediğin yemek bozukmuş demek ki kustun. Onu içinde tutma ve tutmaya zorlama hemen kurtul ondan. Öfke sadece zihinsel bir kusmuktur. Senin tüm psişik varlığın onu kusmak ister. Onu başkasının üzerine kusmamalısın.

Ne zaman doğal olursan bunun anlamı önceden planlanmış bir fikre göre hareket etmiyorsun demektir. Aslında bir şey yapmak için hazır değildin. Eylem bir yanıt olarak kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Şu birkaç kelimeyi anlamak durumundasın. İlki TEPKİ ve YANIT arasındaki ayrımdır. Tepki diğer kimse tarafından kontrol edilir. O sana hakaret eder sen öfkelenirsin ve o zaman sen öfkeyle harekete geçersin. İşte bu tepkidir. Sen bağımsız bir insan değilsin. Herhangi birisi seni şu yöne bu yöne çekebilir. Sen kolaylıkla etkilenebilirsin. Duygusal olarak şantaja maruz kalabilirsin. Tepki duygusal bir şantajdır. Sen öfkeli değildin. Adam sana hakaret etti ve onun hakareti öfkeyi yarattı. Artık senin eylemin öfkeden kaynaklanır. YANIT ise özgürlükten gelir. O diğer kişiye bağlı değildir. Diğer kişi sana hakaret edebilir. Fakat sen kızmasın. Tam tersine bu olay üzerine derin düşüncelere dalarsın. Niçin sana hakaret ediyor? Belki de o haklıdır. O zaman ona kızmaktansa şükran duyarsın. Belki de o haksızdır. Şayet haksızsa onun yaptığı yanlış için niye kendi kalbini öfkeyle kavurasın?

Duygular senin tam bir birey haline gelmene yardım etmeyecek. Onlar sana sağlam bir ruh hali vermeyecek. Sen tıpkı ölü bir ağacın dalı gibi nedensizce rüzgarda sağa sola savrulup duracaksın. Duygular insanı tıpkı alkol gibi körleştirir. Onların sevgi gibi iyi isimleri olabilir. Onların öfke gibi kötü isimleri de olabilir. Arada bir seninde birisine öfkelenmen gerekebilir. Bu seni rahatlatır. Bazen köpekleri sokaklarda seks yaparken görebilirsin ve insanlar onlara tepkiyle bakarlar. Şimdi bu zavallıcıklar kimseye zarar vermiyor ve onlar da senin gerçekleştirdiğin biyolojik ritüeli gerçekleştiriyor. Sadece onlar evlerinin içinde saklanmak zorunda değiller. İnsanlar bunlara tepki gösterir. Arada öfkelenmeye ihtiyaç duyarlar. Tıpkı arada bir birisine aşık olmaya birisinden nefret etmeye ihtiyaç duydukları gibi.

Yaşa dans et ye uyu. Her şeyi mümkün olduğunca tam yap. Ve tekrar tekrar hatırla. Ne zaman kendini herhangi bir problem yaratırken yakalarsan hemen onun dışına sıyrıl. Bir kez problemin içine girersen o zaman birde çözüme ihtiyacın olacaktır. Ve bir çözüm bulsan bile bu çözümün içinden başka bir problem çıkacaktır. Bir kez ilk adımı kaçırdığında tuzağa düşmüşsündür. Ne zaman problemin içine çekildiğini görürsen KENDİNİ YAKALA KOŞ ZIPLA DANS ET ama sakın problemin içine girme. Hemen bir şey yap böylelikle problemi yaratmakta olan enerji akışkan eriyik hale geçsin ve kozmosa geri dönsün.

Hiç öfkelenmeyen ve öfkesini sürekli olarak kontrol eden kişi çok tehlikelidir. Ona dikkat et seni öldürebilir. Şayet eşin hiç öfkelenmiyorsa onu polise bildir. Arada bir öfkeleniyorsa ondan korkmaya gerek yoktur. Hiç kızmayan bir eş bir gün ansızın üstüne atlayıp seni boğacaktır. Ve bunu sanki bir şey tarafından ele geçirilmiş gibi yapacaktır. Katiller mahkemelerde asırlardır “Suçu biz işledik fakat ruhumuz ele geçirilmişti” demişlerdir. DUYARLILIK FARKINDALIKLA birlikte gelişir. Kontrolle sen cansız ve ölü hale geçersin. Kontrol mekanizmasının bir parçası budur. Cansız ve ölüysen hiçbir şey seni etkilemez. Sanki beden bir kaleye bir savunmaya dönüşüverir. O zaman ne hakaret ne de sevgiden etkilenirsin. Ancak bu kontrolün bedeli ağırdır. Çok gereksiz bir bededir. O zaman bu hayatının tüm çabası haline dönüşür. Kendini nasıl kontrol etmelisin ve sonrada ölmelisin? Tüm bu kontrol çabası senin bütün enerjini alır. Ve sen sonra basitçe ölürüsün. Hayat donuk ve ölü bir şeye dönüşür. Sen bir şekilde onu taşımaya devam edersin. Toplum sana kontrol etmeyi ve yargılamayı öğretir çünkü bir çocuk sadece bir şeyin kötülendiğini hissettiği zaman kontrol edecektir.

Zihin sessiz olma oyunu oynayabilir. O hiçbir duygunun ve düşüncenin olmaması oyununu oynayabilir. Fakat onlar sadece bastırılmıştır. Bütünüyle canlı hemen dışarı sıçramaya hazır bir vaziyettedir. Sözde dinler ve onun azizleri zihni hareketsizleştirmek gibi bir yanlışa düşmüşlerdir. Eğer sessiz bir şekilde düşüncelerini kontrol etmeye çalışarak duygularına izin vermeden içinde hiçbir şeyin hareket etmesine izin vermeden oturmaya devam edersen yavaş yavaş bu senin için bir alışkanlığa dönüşecektir. Bu dünyada kendine yapabileceğin en büyük kandırmacadır. Çünkü her şey tam olarak birbirinin aynıdır. Hiçbir şey değişmemiştir. Fakat sanki sen bir dönüşüm geçirmişsin gibi gözükür.
(OSHO - DUYGULAR)

Arkadaşlar çok önemli bir kitap bu. Bu sebeple hiç üşenmeden 32 sayfasını wordde yazdım. Siz de umarım okumaya üşenmezsiniz.

Leydihan
09 Ocak 2025, 00:52
ÖFKE

Şayet gerçekten öfkenin ne olduğunu bilmek istersen onun içine gir onun hakkında derinlemesine düşün onu pek çok şekilde tat onun senin içinde oluşmasına izin ver onunla çevrelen etrafını bir bulut gibi sarsın tüm ACIYI ve SANCIYI hisset ve onun ağrısını ve zehrini ve seni nasıl aşağı çektiğini varlığın için nasıl karanlık bir vadi yarattığını onun aracılığıyla nasıl cehenneme doğru çekildiğini onun nasıl aşağı doğru çeken bir akıntı olduğunu hisset. Bunu hisset bunu bil. Ve bu anlayış sende bir dönüşüm başlatacak. Hakikatı bilmek dönüşümün ta kendisidir. Hakikat özgürleştirir fakat o sana ait olmak zorundadır.

Öfke Nedir?

Öfkenin psikolojisi şudur. Sen bir şeyi istersin ve birisi ona sahip olmanı engeller. Senin tüm enerjin bir şeyi elde ediyordu ve birisi enerjiyi engelledi. Sen istediğin şeyi elde edemedin. Şimdi engellenmiş olan bu enerji öfkeye dönüşür. Arzunu yerine getirme olasılığını yok etmiş olan kişiye karşı ÖFKE haline gelir.

Senin öfken hakikidir. Çünkü o sana aittir. Sana ait olan her şey hakikidir. O nedenle bu öfkenin kaynağını nereden geldiğini bul. Gözlerini kapa ve içine doğru yönel. O kaybolmadan evvel onun kaynağının olduğu yere git ve boşluğa ulaş. Daha da geriye doğru git daha çok içeriye yönel daha derine in ve artık öfkenin olmadığı bir an gelecek. İçeride merkezinde.

Öfke Nereden Gelir?

O asla senin merkezinden gelmez. O EGODAN GELİR ve ego sahte bir şeydir. Şayet derine inersen onun merkezden değil çeperden geldiğini göreceksin. Merkezde boşluk vardır. O sadece egodan gelir ve EGO TOPLUM TARAFINDAN YARATILMIŞ SAHTE BİR VARLIKTIR. Ego bir kimliktir. Görecelidir. Ansızın bir darbe alırsın ve ego incinmiş hisseder öfke oradadır.

Sen öfkelisin. O kadar çok öfke biriktirdin ki artık öfkeli olmadığın bir an bile yok. En iyi ihtimalle arada bir daha az bazen de daha çok öfkelisin. Senin tüm varlığın bastırmak yüzünden zehirlenmiştir. Öfkeyle yiyorsun ve bir kimse öfkeyle yediğinde bunun başka bir türlü niteliği olur. Bir kimse öfke olmadan yediğinde ise onu izlemek çok güzel gelir. Çünkü o şiddetsiz bir şekilde yer. Et yiyor olabilir ama şiddet olmaksızın yer. Belki sen sadece meyve ve sebze yiyor olabilirsin. Fakat öfke bastırılmışsa vahşice yersin. Sırf yiyerek dişlerin ağzın öfke açığa çıkarır. Sen yiyeceği sanki düşmanmışçasına çiğnersin.

Bir dahaki sefer aşk yaparken izle. Saldırgan olduğun zamankilerle aynı hareketleri yapıyor olacaksın. Yüzünü izle etrafında bir ayna olsun ki yüzüne neler olduğunu görebilesin. Öfkenin ve saldırganlığın tüm ifadeleri oradadır. Yemek yerken öfkelenirsin. Birisine yemek yerken bir bak. Birisine öpüşürken bak öfke o kadar derine inmiştir ki öfkenin tamamen zıddı olan bir eylem olan aşk dahi zehirlenmiştir. Kesinlikle nötr olan yemek gibi bir eylem dahi zehirlenmiştir. O zaman sadece kapıyı aç ve öfke oradadır. Kitabı masaya koy ve öfke oradadır. Ayakkabıları çıkart ve öfke oradadır. Çünkü artık sen KİŞİLEŞMİŞ BİR ÖFKESİN.

Şayet öfkeyi tanımak istersen sadece ondan kurtulmak çok zor bir şeydir. Bunun nedeni öfkeden kurtulma tavrının bir bölünme yaratmasıdır. O zaman sen öfkenin kötü olduğu “öfkesizliğin” iyi olduğu seksin kötü ve sekssizliğin iyi olduğu hırsın kötü hırssızlığın iyi olduğu varsayımına başlamışsındır. Tıpkı biriyle olmanın kötü yalnız olmanın iyi olduğu varsayımı gibi. Gerçekte var olan özellikleri tanımak için pek çok zorlukla karşılaşacaksın. O zaman onları aşsan bile o sadece BASTIRMA olacaktır. Basit ve içten gelen doğal bir eylem ve ansızın sen bu dünyadan başka bir dünyaya geçersin. Sevgi ve hatta öfke… Ben sana pozitif duyguların bile sahte olduğunda çirkin ve doğal olan negatif duyguların bile güzel olduğunu söylüyorum. Tüm varlığınla onu hissettiğinde varlığın her hücresi onunla titreştiğinde ÖFKE bile güzeldir.

Öfkelenmiş küçük bir çocuğa bak ve o zaman onun güzelliğini hissedeceksin. Onun tüm varlığı içindedir. Işıldar. Yüzü kıpkırmızıdır. Bu kadar küçük bir çocuk tüm dünyayı yok edebilecek kadar güçlü görünür. Ve çocuk bir kez öfkelendiğinde ne olur? Bir dakika birkaç saniye sonra her şey değişir ve yeniden mutludur. Ve evin çevresinde koşup dans ediyordur. Bu niçin sana olmaz? Sen bir yanlıştan diğerine geçersin. Gerçekte öfke sürekliliği olan bir olgu değildir. Doğası gereği o anlık bir şeydir. Eğer öfke gerçekse birkaç saniye sürer. Ve o sürerken hakikidir güzeldir. O kimseye zarar vermez. Gerçek olan kendiliğinden olan bir şey hiç kimseye zarar vermez. Sadece sahtelik zarar verir. Doğal bir şekilde öfkelenebilen bir insanda birkaç saniye sonra bu hezeyan kaybolur. O mükemmel bir şekilde tam diğer uçta rahatlar. O sonsuz bir sevgi haline gelir. Tam tersini yeniden yaratır sevgiyi. Ve onu yeniler.

Önerebileceğin ilk şey kendini iki parçaya bölme. Gözlemci olmanı da önerebilirdim ama zamanı gelmedi henüz. Öyle olamazsın. Gözlemlemekle bütünüyle bir olmadan önce TÜM OLUMSUZ DUYGULARINLA CEHENNEMİN İÇİNDEN GEÇMEK ZORUNDASIN. AKSİ TAKDİRDE ONLAR BASTIRILACAK VE HER AN HERHANGİ BİR ZAYIFLIK ANINDA ORTAYA ÇIKABİLECEKTİR. Bu nedenle onlardan kurtulmak daha iyidir. Fakat onlardan kurtulmak demek onları gözlemlemen anlamına gelmez. Önce gözlemlemeyi unut. Hissettiğin tüm duyguları yaşa. Bu sensin işte nefret dolu çirkin değersiz. Her ne ise gerçekten onun içinde ol. Öncelikle onlara tamamıyla bilince gelebilmeleri için bir şans tanı.

Şu an gözlemleme gayretiyle onları bilinçaltına taşıyorsun. Ve sonra günlük işlerinle meşgul oluyorsun. Tekrar onları geri dönmeye zorluyorsun. Onlardan kurtulmanın yolu bu değil. Bırak ortaya çıksınlar. Onları yaşa acısını hisset. Onları kendin olarak kabul ettiğinde senin kendini bu şekilde yaratmadığını dolayısıyla da kendini yargılamana gerek olmadığını anlarsın. Kendini bu şekilde bulduğunu anladığında hiç bastırılmadan onları bilinçli bir şekilde yaşadığında onların kendiliğinden ortadan kaybolmaya başladığını görüp şaşıracaksın.

Onların senin üzerindeki gücü azalıyor. Ensenden yakalamış olan eli o kadar sıkı değil. Ve onlar uzaklaşırken senin gözlemleye başlayabileceğin zaman gelebilir. Beni yanlış anlamamak için hatırla; “olumsuz duygularını ifade et” dedim. “HERKESİN ORTASINDA” demedim. Şimdi şayet birisine öfkeliysen ve öfkeni diğer kişiye ifade etmeye başlarsan o kişi sessizce oturmayacaktır. O da öfkesini ifade edecektir. Bu da sende daha çok öfke yaratacak ve diğer tarafta da şiddetlenecek böylece daha fazla öfke şiddeti ve intikam duygusunu yaratacaktır. Şayet öfkeliysen odana git kapıları kapat minderleri döv aynanın önünde dur kendi görüntüne bağır hiç kimseye söyleyemediğin ve hep söylemeyi istediğin şeyleri söyle. Fakat bu mahrem bir şey olmalı aksi takdirde bunun bir sonu yoktur. Her şey döngüsel bir şekilde hareket eder ve biz ise bunun bitmesini istiyoruz. O halde herhangi biri hakkında olumsuz bir duygu hissettiğin an diğer kimsenin konuyla bir alakası yoktur. Öfkeyi kimsenin üzerine kusmaya gerek yoktur. Tuvalete gidebilirsin uzun bir yürüyüşe çıkabilirsin yani içindeki bir şeyin acilen bir eyleme ihtiyacı var ki onu yaptığında rahatlasın. Sadece birazcık koşu yap ve rahatlamış hissedeceksin.

Öfke güzeldir. Seks güzeldir. Ancak güzel şeyler çirkinleşebilir. Bu sana kalmıştır. Şayet onları kötülersen çirkinleşebilirler. Şayet onları dönüştürürsen ilahi hale gelirler. Dönüştürülen öfke ŞEFKAT haline gelir. Çünkü enerjileri aynıdır. Sekste SEVGİ haline gelir. O halde anımsa şayet doğal bir olguyu kötülersen zehirli hale gelir seni mahveder tahrip edici ve intihara meyilli bir hal alır. Onu dönüştürürsen ilahi bir hal alır. Senin öfken kısmidir ılıktır. Bir yabancıya nasıl davranacağını bilmeyen bir köpek gibidir. O kişi belki de efendisinin dostudur. Bu yüzden kuyruğunu sallar. Belki de bir düşmandır o yüzden havlar. O her ikisini de birlikte yapar. Bir yandan havlamaya devam eder bir yandan da kuyruğunu sallamaya devam eder. O bir diplomat gibi davranıyor. Durum neye dönüşürse dönüşsün hep haklı hissedebilir. Eğer efendi gelir ve efendisinin dostane davrandığını görürse havlama duracaktır ve tüm enerjisi kuyruğa yönelecektir. Şayet efendi yabancıya karşı öfkeliyse o zaman kuyruk duracak ve onun tüm enerjisi havlamaya yönelecektir.

Senin öfken de böyledir. Ne kadar ileriye gidebileceğini tartıyorsun. Öfke ve KEDER aynıdır. Keder pasif öfkedir ve öfke de aktif kederdir. Keder daha kolay geldiğinden öfke zor görünür. Çünkü sen fazlasıyla pasif haldesin. Kederli bir kimsenin öfkelenmesi zordur. Kederli birini öfkelendirebilirsen kederi hemen kaybolacaktır. Öfkeli bir kimse için de üzülmek çok zordur. Şayet onu üzebilirsen öfkesi hemen ortadan kalkar. Tüm duygularımız temel kutupluluk üzerine kuruludur. Öfke erkektir keder dişidir. Eğer kederliysen onu öfkeye geçir. Onu dışarı çıkar. Saçma bile görünse yap bunu. Kendi gözünde bir soytarı ol ama yine de onu dışarı çıkar. Şayet öfke ve keder arasında serbestçe akabilirsen her ikisi de aynı şekilde kolaylaşır. Aşmış olacaksın ve o zaman izleyebileceksin. Ekranın önünde durup bu oyunları izleyebilirsin ve o zaman her ikisinin de ötesine geçebilirsin. Ancak öncelikle bu ikisi arasında kolayca gezinebilmelisin. Yoksa kederli olmaya meyledeceksin ve bir kimse yük taşırken aşkın hale geçmesi zordur.

Hatırla iki enerji zıt enerji tam olarak benzeşiyorsa yüzde elliye elliyse o zaman onların dışına çıkmak çok kolaydır. Çünkü onlar birbirleriyle savaşıyor ve birbirini yok ediyor ve sen de kimsenin boyunduruğunda değilsin. Kederin ve öfken eşit enerjiler. Bu sayede onlar birbirlerini yok ediyorlar. Ansızın sen özgür kalıp dışarı sıyrılabilirsin. Ancak eğer keder yüzde yetmiş ve öfke yüzde otuzsa o zaman bu zordur. Yüzde otuz öfkeye karşılık yüzde yetmiş keder demek yüzde kırk keder hala kalacak ve onun dışına sıyrılamayacaksın demektir.

O halde içsel enerjilerin temel yasası şudur. Her zaman zıt kutupların eşit konuma gelmesine izin ver ve sonra onların dışına sıyrıl. Bu tıpkı iki kişinin kavga etmesi ve senin aradan kaçman gibidir. Onlar birbirleri ile o kadar meşguldürler ki endişelenmene gerek yoktur. Kolayca kaçabilirsin. Zihnini araya sokma. Bunu sadece bir egzersize dönüştür. Her ne oluyorsa oluyor. Onu kabul et bırak senin önüne gelsin. Aslında sadece “bastırma” demek yeterli değildir. İzin verirsen “onunla dost ol“ demek isterim. Kederli misin onunla dost ol. Ona şefkat dur. Kederinde bir varlığı vardır. Ona izin ver onu kucakla onunla otur ellerini tut. Onu sev. Keder güzeldir. Onda yanlış bir şey yok. Kim sana kederli olmanın yanlış olduğunu söyledi? Aslında sadece keder sana derinlik verir. Kahkaha sığdır mutluluk yüzeyseldir keder ise kemiklerine iliklerine kadar işler. Hiçbir şey keder kadar derine inemez. Bu nedenle endişelenme onunla kal ve keder seni en derinindeki öze götürecektir. Onunla gidebilirsin ve kendi varlığınla ilgili hiç bilmediğin bazı şeyleri tanıyabilirsin. Bu söylediklerim sadece kederli bir haldeyken ortaya çıkmaz. Karanlık da güzeldir. Karanlık da ilahidir. Sadece gündüz yaratıcıya ait değildir. Geceler de O’na aittir.

Her şeyi terk etmek ve bir ağacın altında oturup mutlu hissetmek zor değildir. Bunu herkes yapabilir. Yapılacak bir şey yokken mesafeli durabilirsin yapılacak çok şey varken bağlanırsın. Ancak her şeyi yaparken aynı zamanda mesafeli durduğunda kalabalıkta hareket ederken hayatın içindeyken ama yine de tek başınaysan işte o zaman gerçek bir şey oluyordur.

Tek başınayken öfkelenmemenin bir önemi yoktur. Tek başına öfkelenmeyeceksin çünkü öfke bir İLİŞKİDİR. O öfkelenecek birisine ihtiyaç duyar. Deli olmadığın sürece tek başınayken öfkelenmezsin. O içerde olur ama dışarı çıkmak için yol bulamaz. O zaman başka birisi varken öfkelenmemek marifettir. Hiç paran hiçbir şeyin evin bile yokken şayet etkilenmeden kalabiliyorsan buradaki zorluk nedir? Fakat her şeyin var ve sen etkilenmeden kalabiliyorsun. Saraydaki bir dilenci gibi. O zaman çok derin bir şeye erişilmiştir. Tüm uyumsuz noktaların zıtlıkların bir sentezisin. İki kıyı arasındaki köprüyü içeren bir akort gerçekleşir ve sadece hayat en karmaşık olduğunda en yüksek olan mümkündür. En yüksek olan yalnızca KARMAŞIKLIKTA oluşur.

Öfkeyi başkalarında gördüğünde kendi içine git ve kazmaya başla ve onu orada bulacaksın. Başkalarında çok fazla ego görürsen sadece içine gir ve egonu orda otururken bulacaksın. İçerisi bir projeksiyon gibi çalışır. Diğerleri ekranlara dönüşür. Ve sen diğerlerinin üzerinde gerçekte kendine ait kasetleri görmeye başlarsın. Çaresizlik öfke umutsuzluk keder mutsuzlukla ilgili yanlış olan tek şey senin onlardan kurtulmaya çalışmandır. Tek engel budur. Onları yaşamak zorundasın. Öylece onlardan kaçamazsın. Onlar hayatın bütünleştiği ve geliştiği koşulların ta kendisidir. Onlar hayatın meydan okumalarıdır. Kılık değiştirmiş rahmettir. Onlardan kaçmaya çalışırsan bir şekilde onlardan kurtulmak istersen o zaman bir sorun ortaya çıkar. Çünkü bir şeyden kurtulmak istersen ona asla doğrudan bakmazsın.

Sana söylüyorum DOĞRU YA DA YANLIŞ DİYE BİR ŞEY YOKTUR. Öfkeliysen bir din adamı sana öfkenin yanlış olduğunu öfkelenmemeni söyleyecektir. Ne yapacaksın? Öfkeni bastırabilirsin onun üzerine oturabilirsin onu sözcüğün gerçek anlamıyla yutabilirsin ama o senin içine sisteminin içine girecektir. Öfkeni yut ve miden ülser olacak. Er ya da geç kanser olacaksın. Öfke zehirdir. Fakat ne yapacaksın? Öfke yanlışsa yutmak zorundasın. Ben öfke yanlış demiyorum. Ben öfke ENERJİDİR SAF VE GÜZEL ENERJİDİR diyorum. Öfke ortaya çıktığında onun FARKINDA ol ve mucizenin gerçekleşmesini izle. Öfke geldiğinde onun farkında olursan hayatının en büyük sürprizini yaşacaksın. Farkında olmaya başladıkça öfke kaybolur. Öfke dönüştürülür. Saf enerjiye dönüşür şefkat olur bağışlayıcılığa dönüşür sevgiye dönüşür ve bastırmana gerek yok. Sen öfkelenmiyorsun kimseyi incitmiyorsun. Her ikisi de kurtulur. Diğer kişi öfkenin hedefi kurtulmuştur ve sen de kurtulmuşsundur. Geçmişte ya diğer kişi ya da sen eziyet çekmek zorundaydın. SADECE FARKINDA OL FARKINDALIĞIN ORADA OLMASINA İZİN VER. Öfke ortaya çıkacaktır ve farkındalık tarafından tüketilecektir. Kişi farkındalıkla öfkelenemez hırslanamaz ve kıskanç olamaz. FARKINDALIK altından anahtardır. Onun neden olduğunu anlamaya çalış. O nereden geliyor kökleri nerede nasıl gerçekleşiyor nasıl işliyor sana nasıl hükmediyor öfkeden nasıl deliriyorsun. Öfke daha önce de başına gelmişti. Şimdi de gerçekleşiyor. Şimdi ona yeni bir unsur daha ekle. ANLAYIŞ. Yavaş yavaş göreceksin ki öfkeyi ne kadar çok anlayabilirsen o kadar az gerçekleşir. Onu tam olarak anladığında ortadan kalkar. ANLAYIŞ ISI GİBİDİR. Sıcaklık belirli bir derece geldiğinde su buhara dönüşür.

Öfke kötüdür diyorlar. Herkes sana öfke kötüdür dedi. Ama kimse sana öfkeyi nasıl tanıyacağını söylemedi. Herkes seks kötüdür der. Seksin kötü olduğunu öğretiyorlar. Ve hiç kimse seksin ne olduğunu ve onun nasıl tanınacağını anlatmıyor. İstersen babana sor. Rahatsız olacaktır. Böyle kötü şeyler hakkında konuşma diyecektir. Ancak bu kötü denilen şeyler hayatın gerçeğidir. Baban bile bundan kaçamamıştır ki sen dünyaya gelmişsin. Sen çıplak bir gerçeksin. O halde gerçek bir arayan için hatırlanması gereken bir şey vardır. “KENDİ GERÇEKLERİNLE KAL ONLARI BİLMEYE ÇALIŞ”. Toplumun sana ideolojisini dayatmasına izin verme. Kendine başkasının gözlerinden bakma. Senin gözlerin var kör değilsin. Ve senin iç dünyanın gerçekleri var. Gözlerini kullan. İdrak etmek budur. Sen idrak edersen bu problem teşkil etmeyecektir. Hiçbir peşin hüküm olmadan hiçbir varsayım olmadan kendi içine gir ve öfkenin ne olduğunu gör. Bırak öfke sana öfkenin ne olduğunu açıklasın. Kendi varsayımlarını ona dayatma. Onu tüm çıplaklığıyla keşfettiğin gün onun dışına adım attığında ansızın keşfedeceksin ve öfke yok olacak. Her türlü hastalık bu şekilde tedavi edilir. Süreç aynıdır hastalık aynıdır Sadece isimler değişir.

Niçin insanlar sana kızıyor? Onlar sana kızgın değil aslında ondan senden korkuyor. Ve sahip oldukları korkuyu gizlemek için öfke yansıtıyorlar. Öfke her zaman korkuyu gizler. Bugüne kadar tutunmuş olduğun fikirlerine ters geldiğini hissetsen de ben basitçe senin tüm boyutlarda açılmana yardım ediyorum. O zaman bile hatta daha fazlasıyla onlara hazır hale geleceksin çünkü bu düşünmüş olduğun şey her ne ise onun doğru değil mi olduğuna karar vermek için bir şans. Bugüne kadar rasyonel olduğunu düşündüğün kendi fikirlerine düşüncelerine zıt bir şeyle karşılaştığın zaman bu altın değerinde bir an olacaktır. Peki onlar gerçekten rasyonelse o zaman bu korku nedir?

İnsanları kapalı tutan şey korkudur. Onlar seni duyamazlar. Onlar duymaktan korkuyor. Ve onların öfkesi aslında tersine çevrilmiş korkudur. Hemen öfkelenen kimse sadece korkuyla dolu olandır. O öfkelenmese o zaman onun korkusunu göreceksin. ÖFKE KORKUYU ÖRTEN BİR ÖRTÜDÜR. Öfkelenerek seni korumaya çalışıyor. Onu korkutmaya çalışıyor. Buradaki basit psikolojiyi görüyor musun? Korktuğunu bilmeni istemiyor. Yegane yol seni korkutmak ancak o zaman tamamen rahatlayacak. Sen korkuyorsun o korkmuyor ve korkan birisinden korkmak için hiçbir neden yoktur. Öfke kendilerini kandırmak için bir araçtır. Onun seninle hiçbir alakası yoktur. Fakat öfke basitçe korku olduğunu gösterir. Her zaman hatırla “ÖFKE BAŞININ ÜSTÜNDE AMUDA KALKMIŞ BİR KORKUDUR”. Korku öfkenin diğer yüzüdür.

(OSHO - DUYGULAR)

Leydihan
09 Ocak 2025, 00:53
KISKANÇLIK

KISKANÇLIK NEDİR? NEDEN BU KADAR ACITIYOR?

Kıskançlık kıyaslamaktır. Bize kıyaslamak öğretilmiştir. Başka birisinin bizden daha iyi evi var başka birisinin vücudu daha güzel başka birisinin dersleri daha iyi bilmem kimin oğlu doktor oldu. Sonuç büyük bir kıskançlık olacaktır. Kıyaslamayı bırakırsan kıskançlık kaybolur. O zaman sen basitçe bilirsin ki sen sensin ve senden başka kimse değilsin ve buna hiç gerek yok. Kendini ağaçlarla kıyaslamaman iyidir yoksa çok kıskanabilirsin. Niçin sen yeşil değilsin? Sen sadece insanlarla kıyaslama yaparsın. Çünkü öyle şartlandırıldın. Kıskançlık çok aptalca bir tavırdır. Çünkü her kişi eşsizdir ve kıyas kabul etmez. Bir kez sende bu anlayış yerleşirse kıskançlık kaybolur. Her kişi eşsizdir ve kıyaslanamaz. Sen sadece kendinsin. “HİÇ KİMSE ASLA SENİN GİBİ OLMADI VE OLMAYACAK”. Yaratıcı sadece orjinalleri yaratır. O karbon kopya kullanmaz.

Seks kıskançlık yaratır ama kıskançlık ikincildir. O nedenle mesele kıskançlıktan vazgeçmek değildir. Ondan vazgeçemezsin çünkü seksten vazgeçemezsin. Mesele seksin sevgiye nasıl dönüştürüleceğidir. O zaman kıskançlık kaybolur. Şayet birisini seviyorsan sevginin kendisi yeterli garantidir. Sevginin kendisi yeterince güvenlidir. Birisini seversen onun başka kimseye gidemeyeceğini bilirsin. Ve eğer giderse de gider. Yapabilecek hiçbir şey yok. Ne yapabilirsin? O kişiyi öldürebilirsin ama ölü bir kimsenin pek faydası olmaz. Birisini sevdiğinde onun kimseye gidemeyeceğine güvenirsin. Şayet giderse sevgi yoktur ve hiçbir şey yapılamaz. Sevgi bu anlayışı getirir. Kıskançlık yoktur. O nedenle şunu çok iyi bil ki “KISKANÇLIK VARSA SEVGİ YOKTUR”. Sen bir oyun oynuyorsun. Sevginin altında seksi gizliyorsun. Sevgi sadece parlatılmış bir sözdür. Gerçek ise sekstir.

İnanılması neredeyse imkansız pek çok şekilde toplum bireyi sömürmüştür. Öylesine kurnazca ve zekice araçlar yapmıştır ki onların araç olduğunu tespit etmek neredeyse mümkün değildir. Bu araçlar onda hiç şüphe uyandırmadan kendisine yapılan şey hakkında bir kuşkuya dahi kapılmadan bireyi sömürmek içindir. Onun onurunu yok etmek içindir. Kıskançlık bu muazzam güçteki araçlardan biridir. Her toplum her kültür her din çocukluktan itibaren herkese KIYASLAMAYI öğretir. Kıskançlık kıyaslama içinde yaşamak demektir. Biri senden yukardadır bu canını yakar. Bu seni mücadele kavga halinde mümkün olan her şekilde hareket halinde tutar. Çünkü eğer başarırsan hiç kimse senin doğru ya da yanlış şekilde başardığını umursamaz. Başarı senin haklı olduğunu kanıtlar. Başarısızlık ise senin hatalı olduğunu kanıtlar. Senden yukarıda kim olursa olsun o başarılı olduğu ve sen başaramadığın sürece bu durum sende kıskançlık yaratır. Baştan doğru kabul ettiğin çıkarımlar seni bir inanan yapar bilim adamı değil. Ben onun hakkında derinlemesine düşün dediğimde İZLE diyorum. İç dünyanda bir bilim adamı ol. Zihin laboratuarın olsun ve gözlemle. Unutma kötülemeden izleyeceksin.

“Kıskançlık kötüdür” deme. Kim bilebilir. Öfke kötüdür deme. Evet duymuştun birisi sana söylemişti. Ama bu başkalarının söylediği bir şey senin tecrüben değil. Son derece varoluşçu ve deneyci olmalısın. Deneyin kanıtlanmadığı sürece hiçbir şeye evet ya da hayır dememelisin. Son derece yargısız olmak durumundasın. Ve o zaman kıskançlığı yahut öfkeyi yahut seksi izlemek bir MUCİZE olur. Hiçbir yargı olmadan izlediğinde olayları daha derinlemesine görmeye başlarsın. Kıskançlık saydam hale gelir. Onun aptallığını ve ahmaklığını görürsün. Karar ver demiyorum. Sen basitçe hiçbir karara varmadan onun tam olarak ne olduğunu görmek için git.

Adına kıskançlık denen şu enerji nedir? Ve onu bir gülü izler gibi izle. Sadece onun içine bak. Bir sonuç olmadığında gözlerin daha nettir. Berraklık sadece hiçbir sonuca varamayanlar tarafından elde edilir. İzle onun içine bak ve o saydamlaşacak ve sen onun aptalca olduğunu bileceksin. Bildiğin anda o yenilecek ve kendiliğinden kaybolacak.

Diğerini bir başkasıyla bir dakikalığına dahi mutlu görmeye katlanamıyorsun ve diğeri için ölebileceğini düşünüyorsun. Sadece diğer kişi için içinde ne olduğunu görmeye çalış ve kıskançlık kaybolacak. Çoğu durumda kıskançlıkla birlikte sevginde kaybolur. Ancak bu iyidir çünkü kıskançlıkla dolu sevgi olmayan bir aşkın ne anlamı var. Şayet kıskançlık kaybolursa ve sevgi hala kalıyorsa o zaman hayatında sahip olmaya değecek somut bir şeye sahipsin demektir. Kıskançlık kendin hakkında başkaları hakkında ve özellikle de ilişkiler hakkında en fazla PSİKOLOJİK CAHİLLİĞİN hüküm sürmekte olduğu anlardan birisidir. İnsanlar sevginin ne olduğunu bildiğini zannederler. Bilmiyorlar. Ve onların sevgi hakkında yanlış anladıkları şey kıskançlığı yaratır. İnsanlar hayatın basit bir gerçeğini bile anlamadan “sevgi” diyerek bir çeşit tekeli sahip olmayı kastediyorlar. Unutma yaşayan bir şeye sahip olduğun an onu öldürmüşsündür. Hayat sahip olunamaz. Onu avucuna alamazsın. Ona sahip olmak istersen ellerini açık tutmak zorundasın.

Seni kıskanç yapan ne? Kıskançlığın kendisi kök değildir. Bir kadını seversin bir erkeği seversin erkeğe ya da kadına sırf belki yarın o başka birisiyle gidebilir diye korktuğun için sahip olmak istersin. Yarının korkusu bugünü mahveder. Ve bu kısır bir döngüdür. Şayet her gün yarının korkusuyla mahvedilirse er ya da geç adam başka bir kadın aramaya başlayacaktır. Çünkü sen sadece bir BAŞ AĞRISI OLDUN ONUN İÇİN ARTIK. Ve o başka kadınları aramaya başlarsa ya da başka kadınlarla vakit geçirmeye başlarsa kıskançlığında haklı olduğunu düşünmeye başlarsın. ASLINDA HERŞEYİ KENDİ KISKANÇLIĞIN YARATTI. OLMAYAN BİR KISKANÇLIK UYDURDUN VE GERÇEK OLDU. ONU BUNALTTIN BAŞ AĞRISI OLDUN VE GERÇEKTEN UZAKLAŞTI SENDEN.

O nedenle hatırlaman gereken ilk şey: YARINLARI UMURSAMA BUGÜN YETERLİDİR. BİRİSİ SENİ SEVİYOR İŞTE. BUGÜN COŞKULU BİR GÜN OLSUN KUTLU BİR GÜN. Bugün sevginin içinde o kadar bütün ol ki senin bütünlüğün ve senin sevgin erkeğinin senden uzaklaşmaması için yeterli olsun. Kıskançlığın onu senden uzaklaştıracak. Yalnızca senin sevgin onu senin yanında tutabilir. Yarını düşünme YARINI DÜŞÜNDÜĞÜN AN BUGÜNKÜ YAŞAMIN YARIM KALIR. Sadece bugünü yaşa ve yarını bırak onun da zamanı gelecek. Ve bir şeyi aklından çıkarma; ŞAYET BUGÜN BÖYLESİNE GÜZEL BİR DENEYİM OLDUYSA BÖYLESİNE BİR RAHMET OLDUYSA YARIN BUGÜNDEN DOĞAR. O HALDE NİÇİN ENDİŞELENİYORSUN?

Şayet bir gün sevdiğin adam sevdiğin kadın başka birisini bulursa (mutlu olmak sadece insanı bir şeydir fakat sevdiğin kadın başka birisiyle mutlu) onun seninle yahut başka birisiyle mutlu olması fark etmez. O mutludur. Ve sen onu o kadar çok seviyorsan mutluluğunu nasıl mahvedebilirsin?

Eşi başkasıyla mutlu hissediyorsa gerçek bir aşk her zaman mutlu olur. Bu durumda kadın başka birisiyle birlikte olduğunda sen hala mutluysan ve hala sevdiğin kadına şükran duyuyorsan ve yine de ona “SENİN TAM ÖZGRLÜĞÜN VAR SADECE BÜTÜNÜYLE MUTLU OL BENİM MUTLULUĞUM BUDUR. KİMİNLE MUTLU OLDUĞUNUN BİR ÖNEMİ YOK ÖNEMLİ OLAN ŞEY SENİN MUTLU OLMAN” diyebiliyorsan kesinlikle sana geri dönecektir. Er ya da geç. Böyle bir adamı hangi kadın terk edebilir?

Kıskançlığın her şeyi mahvediyor. Sahip olma isteğin her şeyi mahvediyor.

Bu evrensel bir problemdir. Ve çözümü yoktur. Sadece aşılabilir. İnsanlar onu çözmeye çalışıyor. Onlar daha çok problem yaratır. Dünyanın her tarafında yapıla gelen şey budur. Bu problemler yani kıskançlık ve sahiplenme gerçekte problem değil sadece problemin belirtileridir. Sevginin ne olduğunu bildiğimizi zannettiğimizde KISKANÇLIK ortaya çıkar.

Tüm ihtiyaç duyduğun şey kıskançlığı unutmaktır. Çünkü bu negatif bir savaştır. Bu karanlıkla savaşmaktır. Bu anlamsızdır. Onun yerine bir mum yak. Sevgi budur. Bir kez sevgi akmaya başladığında kıskançlık ve sahiplenme olmayacaktır. Onarın nereye gitmiş olduğuna şaşıp kalacaksın. Sen bir kandil yaktın. Onlar ise ışığın olmaması idi. Artık her taraf aydınlık.

KISKANÇLIK SEVGİNİN YOKLUĞUDUR.

Benim yaklaşımım kıskançlığı umursamamaktır. Aksi takdirde öylesine bir tuzağın içine düşeceksin ki asla ondan kurtulamayacaksın. Unut gitsin onu. O belirtidir. O göstergedir. Sevginin henüz oluşmadığını gösteriyor sana. Sevgine yönel artık ve sevginden daha çok keyif al. Daha az kıskançlık olacaktır. Bırak sevgin bütünlük olsun çılgınlık olsun. Gerçek seven asla kıskançlığı yaşamamıştır.

O yüzden sana kıskançlıkla ilgili bir şey yapmanı söylemiyorum. Ona teşekkür et. O sana bir uyarı bir mesaj verdi. Sevgi henüz oluşmamış. SEVGİYE DAHA ÇOK ENERJİ KOY.

Kıskançlığı analiz etmeye daha çok enerji vereceğine sevgiye daha çok enerji koy. Aksi takdirde yoldan çıkacaksın. Kıskançlığın peşine düşeceksin ve bu bir çöldür. Doğrudan sevginin içine git. Benim önerim şudur;

AŞKI MUAZZAM BİR KUTLAMAYA DÖNÜŞTÜR. Tüm enerjini hiçbir gelecek düşüncesi olmadan onun içine koy. Herhangi birisiyle sevişirken kendini tutma. Şayet o an kendini tutarsan BU KISKANÇLIĞA DÖNÜŞÜR. Aşkı bir şölene dönüştürmelisin.

KISKANÇLIĞIN SEVGİ İLE HİÇBİR ALAKASI YOKTUR. Aslında senin sözde sevginin de sevgiyle hiçbir alakası yok. Bunlar senin ne anlama geldiğini bilmeden kullandığın gelişigüzel sözcüklerdir. Sürekli o kelimeyi kullanırsın. Sanki anlamını bildiğini sanırsın. Sevgi hakkında ne biliyorsun? Bunu bil. KISKANÇLIĞIN OLDUĞU YERDE SEVGİ YOKTUR. KISKANÇLIK SEVGİNİN DEĞİL SAHİPLENMENİN BİR PARÇASIDIR.

Hayatın boyunca kıskançtın. Ondan ne öğrendin? Bu deneyimlerinden bir şey öğrenmiyorsan hayatını tekrar etmek zorunda kalacaksın. Büyük ya da küçük her deneyimden bir şeyler öğren. Kıskançlık hissettiğinde ateştesin yüreğin yanar ve sen kendine ne yaptığını biliyorsun. Onun yanlış olduğunu biliyorsun ama başkaları öyle söylediği için bunu biliyorsun. Bu senin kendi anlayışın değil. Senin kendi iç görün değil. Bırak o senin kendi iç görün olsun bu sayede bir dahaki sefere kıskançlık ortaya çıktığında ona gülebilirsin; böylelikle aynı durum ortaya çıktığında aynı eski davranış kalıplarıyla hareket etmezsin eski kalıpların dışına çıkabilirsin. Sessiz olmak güzeldir.

REKABETÇİ olmaktan nasıl kurtulmalı? Çünkü hep rekabetçi olma diye öğretirler ama diğer taraftan da bir şey ol derler. Onlar sana idealler verir. Dindar ol. Fakat milyonlarca dindar var. O zaman rekabet etmek zorunda kalacaksın. Kıskanç olma derler ama bir kadını bir adama bağlayıp insanları kıskanç olmaya zorlarlar. Bahar geçince ve aşk kaybolunca adam ve kadın gizli saklı yollar ararlar.

Kim sana senden daha zeki daha güçlü daha zengin birisini kıskan dedi? Niçin kıskanç olmayı seçtin? Kıskançlığın enerjini gereksiz yere mahvedecek. Kıskanç olmaktansa enerjinle ne yapabileceğini neler yaratabileceğinin yollarını bul.

(Osho - Duygular)

Leydihan
09 Ocak 2025, 00:54
KORKU
Sadece temel bir korku vardır. Tüm diğer küçük korkular her insanoğlunun beraberinde taşıdığı ana korkunun yan ürünleridir. KENDİNİ KAYBETME KORKUSU. Bu ölümle olabilir sevgiyle olabilir ama korku aynıdır. Sen kendini kaybetmekten korkarsın. Ve en garip olan şey şudur ki kendini kaybetmekten korkanlar kendisine sahip olmayanlardır. Kendisine sahip olanlar korkmaz. O yüzden gerçekte bu kendini açığa vurma meselesidir. Senin kaybedecek bir şeyin yok. Sen sadece kaybedecek bir şeyin olduğuna inanıyorsun.

İnsanlar hayattan korkar çünkü hayat sadece sen sevginde şarkında dansında VAHŞİ olduğunda mümkündür. Korkunun olduğu yer burasıdır. Ölümden kim korkuyor? Ben hiçbir zaman böyle birisiyle karşılaşmadım. Karşılaştığım herkes hayattan korkuyordu. Bu korkuyu bırak. Çünkü ya korkabilirsin ya da yaşayabilirsin. Bu sana kalmış. Ve korkacak ne var. Hiçbir şeyi kaybedemezsin. Her şeyi ise kazanabilirsin. Tüm korkularını bırak ve hayatın içine bütünüyle atla. O zaman ölüm düşmanına değil hoş karşılanan bir konuğa dönüşecektir ve sen ölümden hayattan adlığından daha çok keyif alacaksın çünkü ölümünün kendi güzelliği vardır. Ve ölüm çok nadirdir çünkü o arada bir gerçekleşir. Hayatsa her gündür.

Şayet ne olduğunu tam olarak bilmiyorsan bu iyi türden bir korkudur. Bu sadece bilinmeyen bir şeyin eşiğinde olduğun anlamına gelir. Korkunun belli nedenleri varsa bu sıradan bir korkudur. Kişi ölümden korkuyordur. Bu çok sıradan bir korkudur içgüdüseldir. Muhteşem hiçbir yanı yoktur. Birisi yaşlılıktan yahut hastalıktan korktuğunda bunlar sıradan korkulardır.

Özel korku onun nesnesini bulamadığındaki yani herhangi bir neden bulamadığındakindedir. Bu kişinin gerçekten ödünü patlatır. Bir neden bulunca zihin tatmin olur. Korkuyorsun. Niçin olduğunu sorma. Korku doğaldır. Suçluluk duygusu din adamının yaratımıdır. Suçluluk duygusu insan yapımıdır. Korku doğuştandır ve çok gereklidir. Korku olmadan sen hayatta kalamazdın bile. Korku normaldir. Korku yüzünden elini ateşe sokamazsın. Korku nedeni ile ülkendeki kanun sebebiyle sağdan ya da soldan yürüyemezsin. Korku sayesinde zehirden kaçınırsın. Korku yüzünden kamyon şoförü kornaya bastığında kenara çekilirsin.

Şayet çocukta hiçbir korku yoksa onun hayatta kalma olasılığı olmayacaktır. Onun korkusu hayatı korumanın aracıdır. Kişinin bu kendisini koruma eğiliminde yanlış hiçbir şey yoktur. Korunması gereken son derece değerli bir hayatın var ve korku sana yardımcı oluyor.

KORKU ZEKADIR.

SADECE AHMAKLARIN KORKUSU OLMAZ. Salakların korkusu yoktur mesela. Bu yüzden deliler ve salaklar korunmaya muhtaçtır. Yoksa onlar kendilerini yakar ya da binanın tepesinden atlar. Korku anormal hale gelebilir. Örneğin bir kimse bir evin içine girmekten korkar. Mantıken yanlış olduğunu da kanıtlayamazsın. Evin yıkılmayacağının garantisi nedir? Der. Başka bir adamın korkusu vardır. Tren kazaları olduğu için seyahat edemez. Başkası arabaya binemez bir diğeri uçağa binemez. İşte bu tür korkular zekice değildir. O zaman yatağında da korkman gerekir çünkü insanların yüzde doksan yedisi yataklarında ölürler.

Her şeyin enerjisi vardır. Korku öfke kıskançlık nefret. Sen tüm bu şeylerin hayatını tükettiği gerçeğinin farkında değilsin.

Ölüm korkusu aslında ölüm korkusu değildir. O tatmin olmadan kalma korkusudur. Öleceksin ve hayatın aracılığıyla hiç ama hiçbir şeyi yaşayamadın hiç olgunlaşma yok hiç gelişme yok hiç açan çiçek yok. Boş ellerle geldin boş ellerle gidiyorsun. Korku budur işte. Korkuyla yaşayan insanlar yaşamıyorlardır çoktan ölmüşlerdir.

KORKU YAŞAMIN DEĞİL ÖLÜMÜN BİR PARÇASIDIR.

Yaşamın anlamı risk almaktır maceradır bilinmeyenin içine dalmaktır. O nedenle korkularını anlamaya çalış. Bir şeyi unutma ONLARI DESTEKLEMEMELİSİN. ONLAR SENİN DÜŞMANINDIR. Hala içinde canlı olan dürtüye destek ol onu bir aleve dönüştür ki bu sayede senin tüm korkuların yanıp kavrulsun ve sen arayış içine girebilesin.

Yalnız olma korkusu. Hiç kimse yalnız olmak istemez. Herkes bir kalabalığa ait olmak ister. Sadece tek bir kalabalığa da değil pek çok kalabalığa. Birisi dini bir kalabalığa siyasi bir kalabalığa rotary kulübüne ait olmak isteyebilir. Kişi günde yirmi dört saat destek almak ister. Çünkü sahte olan destek almadan hayatta kalamaz. Kişi tek başına kaldığı an GARİP BİR DELİLİK HİSSETMEYE BAŞLAR. Bu sadece senin korkun değil Bu herkesin korkusudur. Çünkü hiç kimse varoluşun olması için desteklediği kişi değildir.

Toplum din kültür eğitim sistemi hepsi birden masum çocuğun üzerinde fesat oyunlar oynamaktadır. Onlar tüm güce sahipler çocuksa onlara bağımlı ve çaresizdir. Bu yüzden çocuktan her ne yaratmak isterlerse bunu başarırlar. Onlar çocuğun kendi doğal kaderine doğru gelişmesine izin vermezler. Bir çocuk kendi başına gelişmesi için bırakıldığında menfaat gruplarının işine yarayıp yaramayacağını kim bilebilir? Toplum bu riski almaya hazır değildir. O çocuğu yakalar ve toplum tarafından ihtiyaç duyulan bir şeyin kalıbına döker. Şurası kesindir ki bu çocuğun ruhunu öldürür ve ona sahte bir kimlik verir. Bu sayede o asla ruhunu kendi varlığını özlemez. Sahte kimlik gerçeğin yerine yerine geçen bir şeydir. Ancak gerçeğin yerine geçen şey sadece sana onu veren aynı kalabalığın içinde işe yarar. Tek başına kaldığın an sahte olan dağılmaya başlar ve bastırılmış olan gerçek kendini ortaya koymaya başlar. Dolayısı ile de tek başına kalma korkusu…

Sen kendinin belirli birisi olduğuna inandın ve sonra ansızın bir yalnızlık anında kendinin bu olmadığını hissetmeye başladın. Bu korku yaratır. O zaman sen kimsin? Gerçeğin kendisini ortaya koyması zaman alır. İkisi arasındaki eksik kısım mistikler tarafından şöyle adlandırılmıştır. “RUHUN KARANLIK GECESİ”. Son derece uygun bir ifade. Artık sahte değilsin ve henüz gerçek de değilsin. Sen arada kalmışsın kim olduğunu bilmiyorsun. Özellikle de Batı’da bu problem daha da karmaşıklaşmıştır. Çünkü onlar gerçeği mümkün olan en kısa sürede keşfedecek ve bu sayede bu ruhun karanlık gecesini kısaltacak herhangi bir yöntem geliştirememişlerdir. Meditasyon söz konusu olduğunda batının hiçbir bilgisi yoktur. Meditasyon ise sadece tek başına sessiz olmanın gerçeğin kendisi göstermesi için beklemenin diğer adıdır. O bir eylem değildir. O sessiz bir rahatlamadır. Çünkü yapacağın her şey sahte kişiliğinden kaynaklanacaktır.

Sevdiğin insanlar saydığın insanlar tarafından dayatılmış olan yılların sahte kişiliği. Onlar sana isteyerek bu kötülükleri yapmıyorlardı. Onların niyeti iyiydi. Sadece onların FARKINDALIKLARI yoktu. Onlar annen baban öğretmenlerin siyasetçilerin… bilinçli insanlar değillerdi. Ve iyi bir niyet bile bilinçsiz insanların elinde zehirli hale dönüşür. O yüzden ne zaman tek başına kalırsan derin bir korku vardır çünkü hemen sahte kaybolmaya başlar ve gerçek ise belirli bir zaman alır. Onu yıllar önce kaybetmiştin. Bu boşluğun doldurulabilmesi gerçeğine biraz anlayış göstermelisin.

Sahte benliğin var olması için kalabalık bir gerekliliktir. O yalnız kaldığı an çıldırmaya başlarsın. Kişinin meditasyonu birazcık anlamaya başlaması gereken yer burasıdır. Endişelenme çünkü kaybolabilen bir şey kaybolmayı hak ediyordur. Ona yapışmak anlamsızdır. O senin değildir. O sen değilsin.

“Ben kimim” sorunu senden başka hiç kimse yanıtlayamaz. Bunu sen bileceksin. Tüm meditasyon teknikleri sahte olanı yok etmek içindir. Onlar sana gerçek olanı vermez çünkü gerçek olan verilmez. Verebileceğin bir şey gerçek olamaz. Gerçeğe sen zaten sahipsin. Yalnızca sahte olan alınıp uzaklaştırılmalıdır. Meditasyon sadece sessiz ve tek başına olma cesaretidir. Yavaş yavaş sen kendindeki hiç kimseden ödünç alınmamış senin içinde büyüyen yeni bir niteliği canlılığı güzelliği yeni bir zekayı hissetmeye başlarsın. Onun senin varoluşunda kökleri vardır. Eğer sen bir korkak değilsen o meyvelerini verecektir.

Senin korkularının hepsi özdeşleşmenin yan ürünleridir. Bir kadını seversin ve aynı paketin içinde korku da gelir. Seni terk edebilir. Zaten birisini terk etti ve seninle geldi. Bir tehlike vardır. Belki sana da aynı şeyi yapacak. Korku vardır karnında düğümlenmeler hissediyorsun yutkunuyorsun çünkü çok bağlandın. Çok basit bir şeyi anlayamıyorsun. “DÜNYAYA TEK BAŞINA GELDİN”. Dün de bu kadın olmadan son derece iyi bir şekilde karnında hiçbir düğümlenme olmadan buradaydın. Yarın eğer bu kadın giderse bu düğümlenmelere neden ihtiyaç olsun? Onsuz nasıl olabileceğini biliyorsun. Çünkü daha önce öyleydin.

Yarın bir şeylerin değişebileceği korkusu. Birisi ölebilir iflas edebilirsin işini kaybedebilirsin. Değişecek bin bir tane şey olabilir. Sen korkular ve korkuların altında eziliyorsun ve onların hiçbirisi geçerli değil. Çünkü sen dün de gereksizce bu korkularla doluydun. Bir şeyler değişmiş olabilir ama sen hala yaşıyorsun. KORKU KARANLIK GİBİDİR. Karanlıkla ilgili doğrudan ne yapabilirsin? Ondan kurtulamazsın onu fırlatıp atamazsın onu içeriye sokamazsın onunla ilişki kuramazsın. Sadece içeri ışık getirirsin. Karanlığa yol ışık aracılığıyla gider. Karanlık istemiyorsan ışığı aç.

Niçin kadınlardan korkuyorum? Bu kişisel değil neredeyse evrenseldir. Tüm erkekler kadınlardan korkar ve tüm kadınlar da erkeklerden korkar. Çünkü tüm insanlar sevgiden korkar. KORKU SEVGİDENDİR. Biz sevgiden korkarız çünkü sevgi küçük bir ölümdür. Sevgi bizim TESLİM olmamızı gerektirir ve biz teslim olmayı hiç istemeyiz. Biz diğerinin bir köle olmasını isteriz hep.

Tüm korkular tek bir korkuya indirgenebilir. ÖLÜM KORKUSUNA. “Bir gün yok olmam gerekebilir bir gün ölmek durumunda kalabilirim varım ve var olmayacağım gün yaklaşıyor” korkusuna. Bu ödünü patlatır. Korku budur. Bu korkudan kaçmak için öyle bir şekilde hareket etmeye başlarız ki bu sayede mümkün olduğunca uzun yaşayabilelim. Hayatımızı güvence altına almaya çalışırız uzlaşmaya başlarız korku yüzünden giderek daha çok GÜVENLİ GÜVENCELİ hale gelmeye başlarız. Felçli hale geliriz çünkü ne kadar güvencedeysen o kadar cansız olursun.Korku yüzündendir ki bir GÜVENCE için banka hesabı için sigorta için evlilik için daha yerleşik bir hayat için bir ev için yanıp tutuşuruz. Bir ülkenin bir parçası oluruz. Siyasete üye olur dine katılırız.

Korku neden yapılmıştır? Korku kişinin kendisi hakkındaki cehaletinden yapılmıştır. Sadece tek bir korku vardır. Kendisini pek çok şekilde dışa vurur. Bin bir şekilde ortaya çıkabilir ancak temeldeki korku tektir. “En derinlerimde var olmayabilirim” ve bir anlamda senin var olmadığın bir hakikattır.

Cesaret tüm korkulara rağmen bilinmeyenin içine girmektir. Cesaret korkusuzluk demek değildir. Korkusuzluk sen şayet giderek daha çok cesur olmayı sürdürürsen gerçekleşir. Sen korkularını abartmışsın. Onlara bak ve sadece onlara baktığında küçüleceklerdir. SEN ONLARA HİÇ BAKMADIN. Onlardan kaçıp duruyorsun. Korkunun gözlerinin içine doğrudan bakmaktansa ona karşı koruma duvarları yaratıyorsun. Korkulacak tek bir şey bile yoktur. İhtiyacın olan tek şey FARKINDALIKTIR. O yüzden korkun ne olursa olsun onu yakala ve dikkatlice bak bir bilim adamının incelemesi gibi incele.Şaşıracaksın.Bir kar tanesi gibi erimeye başlıycak ve yok olacak. Ve özgürlük hiçbir korku olmadığında mevcut olacak. Kabullenilen korku özgürlük getirir. Reddedilen kötülenen korku ise suçluluk haline gelir. Şayet korkuyu durumun bir parçası olarak kabul edersen onun koşulların bir parçası olduğunu anlarsın.

Korkuyu bırak. Korku çocukluğunda bilinçsizce senin tarafından edinilmişti. Artık onu bilinçli olarak bırak ve olgunlaş. O zaman hayat sen geliştikçe yoğunlaşan bir ışık olacaktır.
(Osho - Duygular)

Leydihan
09 Ocak 2025, 00:55
DÖNÜŞÜMÜN SIRRI ANLAYIŞTIR

Sadece tüm hislerini duygularını biraz daha anla. Onların hepsinin senin varlığının bütünsel ahenginde bir yeri vardır. Ancak hepimiz kendi potansiyelimiz boyutlarımız konusunda körleşmiş bir halde tutulduk. Her şey hakkında biraz daha tetikte ol ve her zaman için doğal olanın üstün olduğunu hatırla. Ta en başından beri kişi hiçbir tozun dumanın olmadığı her şeyin saf ve temiz son derece boş olduğu sırf boşluğun olduğu bir yerin bir alanın arayışı içinde olduğunu anımsamalıdır. Kişi en başından itibaren neyi aradığımız konusunda net olmalıdır.

Kötülemeye değil FARKINDALIĞA ihtiyaç vardır. Farkındalık aracılığıyla dönüşüm de eşzamanlı olarka gerçekleşir. Öfkenin farkında olursan anlayış nüfuz eder. Hiç yargılamadan iyi demeden kötü demeden sırf bakmak sırf içsel gökyüzünü izlemek.

Şimşekler çakıyor. Öfke var ateş gibi hissediyorsun tüm sinir sistemin zangır zangır titriyor ve çatırdıyor ve sen tüm bedenini saran bir titreme hissediyorsun. Güzel bir an çünkü enerji iş görüyorken sen kolayca izleyebilirsin. O işlemiyorken izleyemezsin.

Gözlerini kapat ve onun üzerine meditasyon yap. Savaşma sadece neler olduğunu izle. Sadece yere uzan ve gökyüzüne bak.

Bulutlar vardır. Çünkü bulutlar olmadan şimşekler olamazdı. Karanlık bulutlar vardır yani düşünceler. Birisi sana hakaret etmiş birisi sana gülmüştür birisi sana şunu ya da bunu demiştir. İçsel gökyüzünde pek çok bulut karanlık bulutlar ve çok sayıda şimşek vardır. İzle bu güzel bir manzara. Aynı zamanda berbat çünkü sen anlamıyorsun. O gizemdir ve şayet gizem anlaşılmazsa berbat hale gelir. Ondan korkarsın ve ne zaman bir gizem anlaşılırsa o bir zarafete bir armağana dönüşür. Çünkü artık senin bir anahtarın vardır. Ve anahtarlarla birlikte sen bir efendisindir. Kontrol etmiyorsun onu farkında olduğunda sen basitçe efendi haline geliyorsun ve ne kadar farkında olursan o kadar içeriye doğru nüfuz edersin. FARKINDALIK İÇERİYE DOĞRU GİTMEKTİR. O her zaman içeriye doğru gider DAHA FARKINDA = DAHA İÇİNDE bilinçsizsen tamamen dışarıdasındır. Ayı görmek için bulutların ötesine geçmelisin. O aya zihinsizlik gerçek zihin ya da boş kalp denilebilir.

Boş kalp ebediyete açılan kapıdır. o seninle varoluş arasındaki bağlantıdır. O fiziksel yahut maddi bir şey değildir o zihinsel yahut psikolojik bir şey de değildir o her ikisinin de ötesindedir her ikisinden de aşkındır o senin maneviyatındır. Anlayış dönüşümün sırrıdır. Şayet öfkeyi anlayabilirsen hemen o an üzerine MERHAMET yağacaktır.

Öfkeden kıskançlıktan nefretten cinsel tutkulardan kurtulmak için bir yol var mıdır?

Öfkenin tüm aşamalarını izle onunla ilgili olarak uyanık ol ki seni bilinçsizken yakalamasın öfkenin her adımını görerek pür dikkat kesil ve şaşıracaksın. Öfke gelişirken farkındalık yoluna çıktığında öfke buharlaşacaktır. Öfke ortadan kalktığında huzur vardır. Nefret ortadan kalktığında sevgi vardır. Sevgi pozitif bir kazanç değildir. Kıskançlık ortadan kalktığında derin bir dostluk vardır.

Ne zaman bir coşku olsa onun dışarıdan geldiğini sanırsın. Bir arkadaşınla buluştun. Coşku sanki onu görmenden kaynaklanıyormuş gibi görünür. Gerçekte durum böyle değildir coşku her zaman senin içindedir. Arkadaş sadece bir ortam oldu sadece dışarıya çıkmasına sebep oldu. Öfkede böyledir kederde kıskançlıkta.
(Osho - Duygular)

Leydihan
09 Ocak 2025, 00:58
Duygular için TEKNİKLER

MESELEN NEDİR?
Benim yöntemim çok basittir. Yedi gün boyunca her gün zamanın çoğunu neyin aldığını çoğu zaman neyin fantezisini kurduğunu hali hazırda enerjinin nereye aktığını günlüğüne not et. Ve sadece yedi gün boyunca defterine notlar alarak ana karakteristiğinin ne olduğunu bulabilirsin.

Ve bu bulgu zaferin yarısıdır. Düşmanı tanımak sana güç verir.

Uygulama 1 - Öfkenin dönüştürülmesi

Minder meditasyonu:
Zaman: her sabah
Süre: 20 dakika
Dönüştürmedeki ilk şey öfkeyi ifade etmektir. Fakat kimsenin üzerine değil. Çünkü birisinin üzerine kusarsan bütünüyle ifade edemezsin. Fakat bu bir mindere yapılabilir. Minder tepki vermez. Anımsanması gereken ikinci şey ise Farkında olman gerektiğidir.

Koşmak:
Zaman : sabah
Öfkeyi korkuyu sevgiyi tam olarak ifade etmek için.

Öfkeyle doğrudan çalışmak zordur çünkü o derin bir şekilde bastırılmış olabilir. Koşmak çoğu öfke ve korkunun buharlaşmasına yardımcı olacaktır.

Birinci aşama: sabahleyin sokakta ya da parkta koşmaya başla 750 metre ile başa sonra 1500 metreye çık sonunda 5000 metreye ulaş tüm bedenini kullan baston yutmuş gibi koşma.

İkinci aşama: sonra bir ağacın altında otur terle ve taze esintilerin gelmesine izin ver huzuru hisset sen basitçe titremekte olan bir bedenden canlı bir bedenden ibaretsin.

Yorum: kas sistemi rahatlamalıdır. Yüzmeye de gidebilirsin.

Uygulama 2 - Kaynama noktasına getirmek
Zaman: ne zaman kendini iyi hissedersen
Süre: 15 dakika
Gerekli alet : bir adet alarmlı saat

Birinci aşama: odanın kapısını kapat ve alarmı 15 dakika sonrasına kur. 15 dakikalığına öfkelen 100 dereceymiş gibi ısınmaya başla zirveye kadar çıksın fakat serbest bırakma onu zorlamaya devam et öfkeden kudur ama bir mindere bile tekme atma.

Karnında patlayacakmış gibi bir his olursa karnını içeri çek onu gerginleştir. Her yerini gerginleştir. İçinde volkan kaynasın ama tut kendini kusma.

İkinci aşama: alarm çaldığında sessizce otur gözlerini kapat ve neler olduğunu izle. Bedenini gevşet.

Sistemi bu şekilde ısıtmak kalıplarını erimeye zorlayacak.

Uygulama 3 – Kıskançlık Uygulaması (Çiftler İçin)
İlişkilerinizde takılmış hissediyorsanız.
Zaman: gece
Süre: 30 dakika

Birinci aşama: Birbirinize bakarak oturun birbirinizin ellerini çaprazlamasına tutun

İkinci aşama: 10 dakika birbirinizin gözlerinin içine bakın. Şayet beden hareket etmeye sallanmaya başlarsa izin verin gözlerinizi kırpabilirsiniz ama bakmaya devam edin ve ellerinizi sakın bırakmayın.

Üçüncü aşama: 10 dakika sonra her ikinizde gözlerinizi kapatın ve 10 dakika daha sallanmaya izin verin

Dördüncü aşama: şimdi ayakta durun ve birbirinizin ellerini tutarak 10 dakika boyunca sallanın enerjileriniz karışacaktır.

Uygulama 4 - Korkunun içine girmek
Zaman: gün içinde herhangi bir zaman aç karna tercih sebebidir. Kusabilirsin.
Birinci aşama: kapıyı kapat mümkünse çıplak ol. Bacaklar çapraz biçimde otur.

İkinci aşama: ellerini göbek deliğinin 5 cm altına koy ve oraya bastır. Sonra baskıyı serbest bırak bastırmak tetiklemeye yarar bir şeyler olmaya başladığında aşağı yukarı 1-2 dakika sonra bastırmayı bırak.

Bir korku yükselecek nefesin kaotik bir hale gelecek ona izin ver ve içine gir. Çok büyük bir titreme hissedebilirsin onunla işbirliği yap yerde yuvarlanmak isteyebilirsin. Yuvarlan. İçinden dans etmek geliyorsa dans et izin ver kontrolü bırak. 25-45 dakika sürebilir bu ve son derece yararlıdır. Bunu tamamlamak 2 ay sürebilir.

Üçüncü aşama: uyumaya başlamadan evvel yatağına uzan ve kapalı gözlerle bir karatahta hayal et mümkün olduğunca siyah olsun. 3 rakamını 3 kez gözünde canlandır sonra tahtadan sil. Sonra 2 rakamını 3 kere canlandır onu gör ve sil. Sonra 1 rakamını en sonda 0 rakamını. Büyük bir sessizliğe gireceksin. 2-3 dakika yap bunu.

Uygulama 5 - Korkuyla yüzleşmek
Zaman: Her gece
Süre: 40 dakika
Birinci aşama: Işıklar sönmüş halde odanda otur ve korkmaya başla. Her çeşidinden korkunç şeyler düşün hayaletler yaratıklar filan. Etrafında döndüklerini düşün korkunun içine gir ve içinde kal.

İkinci aşama: korku ortaya çıkarsa onu kabul et reddetme onu aşman gereken yanlış bir şey olduğunu düşünme onu kabul et ve yaşa onunla. Korkunun yapay bir şey olduğunu dışarıdan geldiğini keşfet.

Uygulama 6 – Korkudan Sevgiye
Süre: 40-60 dakika

Birinci aşama: Sağ elin sol elin altına konmuş ve baş parmaklar birbirleriyle birleşmiş şekilde rahatça otur.

İkinci aşama: Gözlerini kapat ve gevşe alt çenen gevşesin. Burnundan değil ağzından nefes al. Ağızdan nefes alınca beyin devre dışıdır.

Uygulama 7 - Çocukluğu yeniden yaşamak
Zaman: her gece uyumadan önce 10-15 dakika

Birinci aşama: Karanlıkta yatağına otur küçük bir çocuk hayal edebildiğin hatırlayabildiğin en küçük yaşındaki çocuk halin ol. Ve tek başınasın.

İkinci aşama: ağlamaya başla anlamsız sesler çıkar çıldır ve bırak herşey orada çıksın 10-15 dakika bağır tuhaf sesler çıkar içinden geldiği gibi.

Üçüncü aşama: şimdi çocuksu ve masumlukla uyu.
Vakit buldukça çocuk gibi ol. Kumdan kaleler yap küvette plastik ördeklerinle oyna deniz kabukları topla. Çocukluğunu yeniden yaşa.

Uygulama 8 – Topraklanma
Zaman: Vakit buldukça

Ayakların çıplak şekilde sahilde yürü ormanda yürü toprakta yürü. Parkta yürü ve parkta toprağa otur.

(Osho - Duygular)

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:02
ŞEYTAN FM (Kıyamete Kadar Sürecek Bir Radyo Yayını) (Bölüm 1)

5000 kez yazılarımı okuyanlara teşekkür ederim. Bende sıkılmadan ve yılmadan size 5000 kez anlatmaya söz veriyorum. Hayat nedir? Dünyaya neden geldik? Nereye gidiyoruz? Ne yapmalıyız? Mutluluk nedir? Hayattayken de cennette olabilir miyiz?

Bütün bu soruların cevaplarını aslında yukarıdaki yazılarımda anlattım. Fakat toparlamak ve özetlemek her zaman güzel olacaktır. En baştan tekrar özetleyelim. Soru cevap olarak.

Bir insan olarak dünyaya neden geldik? Yaratıcı bizi neden yarattı? Amaç nedir?

Yaratıcı (Allah RabTao ZenSınırsız Güç Varlık Baba..) adı üstünde yaratandır. Melekler verilen görevleri yerine getiren geçmişi ve geleceği görebilen ve görev dağılımıyla hareket edebilen nurdan yaratılmış hatasız varlıklardır. Bunları kainatın moderatörleri gibi düşünebilirsiniz. Bilgisayar programı gibi olaya bakarsanız meleklerin çipine farklı bir program yazılmıştır. O programda üstün yetenekler vardır. Melekler doğa olaylarını kontrol edebilir ölümü ve yaşamı gerçekleştirir ve bunun gibi birçok şey. İnsanlar gibi yaşayan başka canlı türleri de vardır. Hatta bu türlerin bazıları insanlardan daha önce kainattaki yerini almıştır. Bu türlerden birisi de cinlerdir. Cinler de tıpkı insanlar gibi yemek yer doğar büyür ve ölürler. Bizim için geçerli olan kuralların kalıpların yaşam biçiminin hepsi onlar için de geçerlidir. Onalrın da iyisi kötüsü hırsızı in***** inanmayanı vardır.

Onlarında düşünebilme kabiliyeti vardır. Melekler ise yorum yapmazlar. Sadece Allah'I tesbih ederler ve amiyane bir benzetme ile robotlar gibilerdir. Fakat cinler ve insanlar teşrii yani bağımsız iradesiyle düşünebilmektedirler. Yorum yapabilmekte karar verebilmekte seçim yapabilmektedirler.

İşte insanlardan daha önce yaratılan cinler de bir hayat sürmüşlerdir. Onlara cin denilmesinin sebebi ise "CAN" adıyla yaratılan (bizim de Adem) ilk cinin soyundan gelmiş olmaları sebebiyledir. Can' ın kavmi tıpkı bizim Nuh tufanında yaşadığımız gibi bir olayla tamamen yokedilmiştir ve Can da ölmüştür. Can dan sonra Cin soyunun devamını sağlaması için İblis (Şeytan) görevlendirilmiştir ve cin kavminin yeni temsilcisi olmuştur. Cin kavminde en yetkili isim İblistir. İblis aynı zamanda bir melektir. Hatta o kadar yetkili bir melektir ki ilk 5 büyük melek arasında adı geçmektedir. Fakat tam olarak melek de değildir tam olarak cin de değildir. Melekler ölümsüzdür. Dolayısıyla şetyan da ölümsüzdür. Ama meleklerin tepki verme ve düşünebilme kabiliyetleri olmamasına rağmen Şeytan cin özelliğinden dolayı düşünüp yorum yapabilmektedir. Bu sebeple şeytan "Yer yüzü ve gökyüzü meleklerinin başkanlığı" görevine getirilmiştir.

Daha sonra yaratıcı "insan" adını vereceği başka bir türü yaratacağını söylemiş ve yönetim kurulunu yani melekleri toplamıştır. Doğal olarak meleklerin arasında şeytan da vardır. Şeytan da diğer melekler gibi Allah'ın en önemli yardımcılarındandır. Aslında şeytan kötü filan değildir. İnsanlar dünyanın ilk yaratılmasından itibaren onu öyle kabul ettiği için öyle sanılmaktadır. Bu da satanizm inancının temelini oluşturur.

Şöyle düşünün bir firmada müdürsünüz. Yeni bir ürün var ve patron size ve diğer müdürlere ürünü gösteriyor. Fakat diğer müdürler robotlar ve tepki veremiyorlar. Siz tepki verebiliyorsunuz eleştiri yapabiliyorsunuz. Şeytan da öyle yapıyor.ve aynen şöyle diyor ;

"Yer yüzünde bozgunculuk çıkaracak ve sana isyan edecek kulları neden yaratıyorsun ki zaten biz seni her zaman överek tesbih ediyoruz (Kuran -ı Kerim) "

Yaratıcı da cevap olarak aynen şöyle diyor;

"Ben sizin bilmediklerinizi bilirim"

Daha sonra yine aynı surede anlatılan olayın devamında Adem meleklerin önüne çıkarılıyor ve yaratıcı meleklere bir şeyler söylüyor şimdi bunları size tekrar soracağım ve bunları ezberleyip bana tekrar söyleyeceksiniz diyor. Aynısını ademe de soruyor.A dem hafıza sahibi ve düşünme kabiliyeti olan bir insan olduğu için ezberleyip cevap verebiliyor. Melekler ise cevap veremiyorlar ve yaratıcı "öyle ise secde edin diyor"

Meleklerin arasındaki şeytan bunu ezberleyip tıpkı adem gibi cevap verebildiği için secde etmiyor ve ben ateştenim o ise topraktan diyor. Daha sonra yaratıcı "insan yaratılmışların en üstünüdür çünkü biz ona nefesimizden üfledik" deyince şeytan cevap veremiyor. Çünkü yaratılan mahlukların arasında yaratıcının özelliklerini taşıyan ve onun nefesinden üflediği tek varlık insandır. Cinler ise bu özelliğe sahip olmadığı için insanlar gibi göremez duyamaz dokunamaz ve bu denli zeka ve idrak sahibi değildir. Şeytan ise bu terbiyesizliği ve düşüncesizliği sebebiyle cezalandırılır. Kuran ı kerimde olayın devamı aynen şöyle anlatılır.

"Artık sen lanetlendin"

Şeytan ise;

"Allah'ım o zaman bana kıyamete kadar zaman ver. Bu bozgunculuk çıkaracak insanlarını bende yoldan çıkaracağım ve onları kandıracağım. Onlar seni bulamaycaklar. Seni düşünen ve tesbih edenler hariç"

Yaratıcı ise;

"Ben onlara kefilim onlara elçiler peygamberler göndereceğim ve gerçeği bulmalarını sağlayacağım. Peki. Sana kıyamete kadar zaman veriyorum" der.

Şeytan ise yılan kılığına girerek ademin yanına gider ve ilk insanı yoldan çıkarmak için seferber olur. Elma ağacından yememesi söylenir ademe. Bu aslında ademe bir imtihandır. Elmada bir zehir vardır. Onu yerse o zehir tüm insanlığı etkileyecektir.

Adem şeytana kanarak o elmayı yer ve zehirlenir.

O ZEHİRİN ADI İSE "EGO" DUR.

"Elmalar ne güzel onlardan yiyebilirsin Elmayı kopar"

Adem elmayı sahiplenmiştir. Ego işte bu sahiplenmenin adıdır. Yunus Emre bu olay üzerine düşünerek aydınlanmasını gerçekleştirir.

Yunus bir gün kırda dolaşırken sarı bir çiçek görür. Eğilir ve çiçeği koklar. Sonra onu koparmak ister. Tam koparacakken çiçek birden canlanır ve ağlamaya başlar sonra çiçekle yunus yer değiştirir ve yunus çiçek olur sarı çiçek ise yunus olup onu koparmaya çalışıyordur yunus da ağlar ve bakar ki çiçeğin de ailesi var annesi var babası var.ve birden geri çekilir. Bu olaydan çok etkilenir ve ağlar. Sonra bir şiir yazar. O şiir binlerce yıl unutulmaz. Şiir ilahi olur. Hepimizin bildiği "Sordum sarı çiçeğe annen baban varmıdır.." şeklinde devam eden ilahidir.

Ego yani diğer anlamıyla sahiplenmek zehrin ta kendisidir.Zaten hayatın amacı da bu olayları bilip çözmektir.

Yunus çiçeği koparamaz ve cenneti yaşar hayattayken ve oyunu kazanır. Adem ise oyunu kaybetmiştir. Adem ile havvanın iki çocuğundan olan Habil ve kabil birbirini kıskanırlar ve zehir etkisini göstermeye başlar. Birisi diğerini "Annem ve babam seni daha çok seviyor hep seninle ilgileniyor" diyerek öldürülür. Bu ilk cinayettir. Dünyada 4 kişi varken bile biri diğerini öldürmüştür. Daha sonra ademe kurallar öğretilir. Neler yapması gerektiği ve insan nesli belirli bir düzende çoğalır. Düşünebilme kabiliyetleri sayesinde insanlar içlerindeki ego zehriyle doğar büyür ve ölürler. Yaratıcı ise söylediği gibi peygamberler göndererek insanlara doğru yolu göstermeye çalışır. İşte amaç buraya kadar anlatılan gerçekleri bilip bu dünyanın bir oyun alanı olduğunu anlamak ve ölüm ile yaşam denen şeylerin ve bildiğimiz tüm kavramların aslında sanal olduğunu anlamak ve yaratıcıya ulaşmaktır.

Bu sebeple peygamberler ve dinler gönderilir kalıplar oluşturulur. Kültür oluşur hukuk kuralları vs.. Bazı insanlar bu yolu bulsa da büyük kısmı egoya yani şeytanın zehrine yenik düşer. Bu zehir bir virüs gibidir. Tüm düşüncelerimize bulaşan bir virüs.

wishdropper
(devam edeceğim)

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:03
HRİSTİYANLIĞIN DUYGULARA VE FARKINDALIĞA BAKIŞI

(çok güzel bir yazı okumanızı öneririm)

ÇÖL DÜŞÜNCELERİ–KISKANÇLIK VE KENDİNİ KIYASLAMA

Bu hafta sizinle 8. Çöl düşüncesine bakacağız. Kıskançlık ve kendini başka kişilerle kıyaslama hakkında konuşacağız. Ayrıca kendi başına çabalamanın tehlikeleri hakkında da konuşacağız. İlk olarak sizi teşvik etmek istiyorum ki geçen vaazımda da söylediğim gibi siz çok özel birisiniz. Ve Tanrı’nın sizin yaşamınız için hazırladığı özel bir plan var. Bu yüzden başka hiç kimseyi kıskanmanıza gerek yok. Kutsal Kitap Süleyman’ın Meselleri 14:30’da şöyle der. “Huzurlu yürek bedenin yaşam kaynağıdır hırs ve kıskançlık ise insanı için için yer bitirir.”

Tanrı’nın halkı arasında kıskançlık olmamalı ama bazen bu oluyor. Hatta Tanrı’nın başka kişilere verdiği armağanları kıskananlar bile oluyor. Oysa her birimizle neler yapacağı tamamen Tanrı’ya ait bir karardır. Biz Tanrı’ya aitiz kendimize ait değil dolayısıyla seçme hakkı O’nun kıskançlık ve çekememezlik bizim çok kötü davranmamıza neden olur. İçimizdeki en kötü şeyleri ortaya çıkarırlar. Elç İş 7;9 ""Yusuf'u kıskanan atalarımız onu köle olarak Mısır'a sattılar. Ama Tanrı onunla beraberdi ve onu bütün sıkıntılarından kurtardı. Ona bilgelik vererek Mısır kralı Firavun'un gözüne girmesini sağladı. Firavun da onu Mısır ve tüm saray halkı üzerinde yönetici tayin etti." ayette Yusuf ve Kardeşlerinin örneğini görüyoruz. Kutsal Kitap Ağabilerinin Yusuf’un kendisinden nefret edecek kadar kıskandıklarını söyler. Üstelik sadece nefret etmekle kalmadılar O’nu köle olarakta sattılar. Çukur kazdılar daha sonra Yusuf’u içine attılar ve daha sonra ise köle olarak sattılar.

İnanıyorum ki her birimiz dürüst bir şekilde yüreklerimizi kontrol etmeliyiz. Yüreğimizde bir başka kişiye karşı kıskançlık veya çekememezlik olup olmadığını kendi kendimize sormalıyız. Tanrı diğer kişilerin aldığı bereketlerle sevinmemizi ister. Bizim sahip olmadığımız bir şeye sahip oldukları için onlardan nefret etmemizi değil. Bazen kiliselerdeki kişilerin birbirlerini kıskandıklarıyla karşılaşıyoruz. Tanrı bana kıskançlık ve çekememezliğin güvensizlikte köklendiğini göstermeye başladı.

Kendimizle ilgili korkularımızda köklenir. İtiraf etmeliyim ki Hayatımın bir döneminde benimde bazı insanları kıskandığım ve onlarla kendimi kıyasladığım zaman olmuştu. Diğer erkeklerin benden daha iyi olduklarını düşünüyordum bir başkasının saçlarına bakarak keşke onun saçları bende olsaydı derdim keşke onun armağanları ve becerileri bende olsaydı derdim veya benim vücudumda keşke onun gibi olsa derdim. Kendimden hiç tatmin olmuyordum sık sık gözüm başkalarının sahip olduğu şeylerdeydi. Fakat bu sorunla yüzleşmeye başladığımda gerçekle yüzleştiğimde Tanrı beni özgür kılmaya başladı. Şimdi daha iyi bildiğim bir şey var oda hiç kimseye benzemeyen özel biriyim. Ben özel biriyim ve Tanrı’nın benim için özel bir planı var. Şimdi diğer insanlarla olmaktan zevk alıyorum eğer birbirimizi kıskanıyorsak birbirimizin beraberliğinden zevk alamayız.

Tanrı bana gösterdi ki o kişilerin sahip olduğu armağanı benim zevk almam için onlara verdi. Tanrı bana sözünü öğretme ve önderlik armağanı verdi. Bunu yapmasının nedeni sizin bundan zevk alabilmeniz ve yararlanmanız içindir. Fakat bir kişi benim armağanımı kıskanıyorsa Tanrı’nın o kişiye vermek istediğinden zevk alamaz. Ben vaaz verebilirim ama iyi şarkı söyleyemem ve çok iyi gitar çalamam. Bazen keşke iyi bir sesim olsa yada gitarı daha iyi çalabilsem dediğim zamanlar oldu. Diğer kişilerin şarkı söylediğini duyduğumda keşke bende onlar gibi söyleyebilsem dedim. Bazı önderler hem vaaz verip hemde çok iyi ilahi söyleyebiliyorlar oysa ben sadece önderlik yapıp vaaz verebiliyorum. Ondan sonra Tanrı bana gösterdi ki onların armağanlarını kıskandığım için onların armağanlarından zevk alamıyordum. Bu yüzden kendinizle dürüst olmanız için sizi teşvik etmek istiyorum. Eğer bu yönde bir sorununuz varsa Tanrı’nın önüne getirin bunu ve sizi özgür kılmasını isteyin.

Çekememezliğin tanımı şöyledir ; Bu tanım Grekçe sözlükte geçer. “Çekememezlik başkalarının başarılarını ve refahını gördükçe hissedilen rahatsızlıktır.” Diğer kişiler bereket aldıkça bundan memnuniyet duymalıyız. Ben kardeşlerimi sizi çok seviyorum ve sizler bir bereket aldıkça hiçbir rahatsızlık duymuyorum. Tam tersine eğer kardeşlerim bereket alıyorsa bende bir anlamda bereket alıyorum diye düşünüyorum. Bizim olgunluğumuzun yada olgun olmayışımızın seviyesi başkaları bereket aldığında biz bereket almıyorsak ortaya çıkar. İçimizdeki duygular hakkında dürüst olmalıyız.

Kıskaçlığın sözlük tanımı ise şöyle ; “sahip olduğunuz bir şeyi bir başka birine kaptırma korkusu. Bir başkasının başarısından rahatsızlık duymak. Ve çekememezlikten dolayı ortaya çıkan duygular.” Eminim beni dinleyen bir çoğunuzun yaşantısında bir çağrı var. Ve aranızda hepinizin ayrı ayrı armağanları var. Birlikte çalışabilmemiz için Tanrı her birimize ayrı ayrı armağanlar verir. Bu yüzden sizleri kıskançlığın ve çekememezliğin kötü ruhuna karşı direnmeniz için teşvik etmek istiyorum. Kargaşa yaratmak isteyen kötü bir ruhtur bu. Birbirinizi sevme becerisini ortadan kaldırıp nefret yaratmak ister. İsa’nın öğrencilerinin bile aynı konularda sorunları vardı. Şeytan bize bu yönden saldıracak olursa bundan dolayı suçluluk duymamıza gerek yoktur. Sadece bununla yüzleşip Tanrı’nın halletmesini beklememiz lazım.

Yuhanna 21:21’de "Petrus onu görünce İsa'ya "Rab ya bu ne olacak?" diye sordu." Petrus’la ilgili örneğe bakalım. Önce size kısa bir Tarihçe vereyim 15. Ayetten başlayacağız."Yemekten sonra İsa Simun Petrus'a "Yuhanna oğlu Simun beni bunlardan daha çok seviyor musun?" diye sordu. Petrus "Evet Rab" dedi "seni sevdiğimi bilirsin." İsa ona "Kuzularımı otlat" dedi." İsa Petrus’a beni seviyor musun? diye soruyor. Üç kez Petrus’a aynı soruyu soruyor. Ve her seferinde Petrus evet Rab seni sevdiğimi biliyorsun diyor. Ve İsa ona eğer Beni seviyorsan kuzularımı otlat diyor. Fakat İsa’nın aynı soruyu Petrus’a üç kere sormasının bir nedeni vardı. Çünkü Petrus’a bazı sıkıntılardan geçmesi gerektiğini açıklamak üzereydi. Ve en sonunda hiçte hoş olmayan bir şekilde ölüme katlanacaktı. 18-19 ayetlerde 18 "Sana doğrusunu söyleyeyim gençliğinde kendi kuşağını kendin bağlar istediğin yere giderdin. Ama yaşlanınca ellerini uzatacaksın başkası seni bağlayacak ve istemediğin yere götürecek." 19 Bunu Tanrı'yı ne tür bir ölümle yücelteceğini belirtmek için söyledi. Sonra ona "Ardımdan gel" dedi. Petrus’un nasıl acı çekip öleceğini bildirdi. Petrus ters bir şekilde çarmıha gerilerek öldürüldü imanı uğruna.

20. Ayeti okuyalım şimdi "20 Petrus arkasına döndü İsa'nın sevdiği öğrencinin kendilerini izlediğini gördü. Bu öğrenci akşam yemeğinde İsa'nın göğsüne yaslanan ve "Rab seni ele verecek olan kimdir?" diye soran öğrencidir.". İnanıyorum ki Petrus’un Yuhanna’nın kişiliği ile problemleri vardı. Petrus çok cesur ve çok açık sözlü birisiydi. Yuhanna ise çok farklıydı her zaman İsa ile birlikte idi. Çok sevecen birisiydi Yuhanna İsa ile çok zaman geçirmişti. Hatta kendisini İsa’nın sevdiği öğrenci diye tanıtır. Petrus’un kişiliğini göz önüne alarak baktığımızda bunun Petrus’u rahatsız ettiğini görebiliriz. Ben daha çok Petrus’a benziyorum Petrus’un kişiliğine daha yakınım. Bu yüzden biliyorum ki Yuhanna beni rahatsız ederdi. İsa Petrus’a acı çekeceğini söyledikten sonra nasıl öleceğini dile getirdikten sonra Petrus’un içinde kıskançlığın ortaya çıktığını görüyoruz. Ve yaptığı ilk şey Yuhanna ile ilgili İsa’ya dönüp “Ya Rab ya buna ne olacak” diye sordu.

İşte bizlerde sık sık böyleyiz. Bu kişiye ne olacak diye soruyoruz Tanrım niçin ben bu zor zamandan geçiyorum da onların başına hiçbir şey gelmiyor. Onlar neden çok rahatlarda ben değilim yada bekar biri evlenen kişiyi kıskanabilir. Ve içindeki kıskançlık yüzünden arkadaşı için memnuniyetlik duyamaz. İnanıyorum ki kıskançlıktan kurtulmanın yolu şu “Tanrı’nın her birimiz için iyi bir planı olduğunu bilmeli ve buna yürekten iman etmeliyiz.” Göklerden direk olarak bize gelen bir planı var. Ve Tanrı’nın benim için olan planı sizin için olan planıyla aynı değil. Tanrı her birimize farklı yaklaşır. Her birimizin ilerleme süreci farklıdır. Her birimize farklı armağanlar ve farklı maddi imkanlar verir. Ve Tanrı’nın bize verdikleri ile tatmin olmalıyız. Yuhanna 3;27’de incil şöyle der. “***** şöyle yanıt verdi. İnsan kendisine gökten verilmedikçe hiçbir şey alamaz.” Yani armağan göklerden gelir başka hiçbir yerden gelemez. Armağanı veren Tanrı’dır başka hiçbir yerden armağan alamazsın Tanrı herşeyi bilir ve hikmetlidir. Ve ona güvenmeliyiz.

Birbirimizi kıskanmamalıyız bu yüzden. 22 ayet’e bakalım İsa Petrus’a cevap veriyor şimdi. İsa Ona “Ben gelinceye dek onun yaşamasını istiyorsam bundan Sana ne?” dedi. “Sen ardımdan gel” yani İsa bir anlamda Petrus’a diyordu ki sen kendi işine bak. Petrus yapmanı istediğim şeyi öğren ve onu yap yeter. Tanrı’dan alacağım ödül bir başkasının işiyle ilgilendiğim için gelmeyecektir bana Tanrı’dan alacağım ödül seni yargıladığım için gelmeyecektir. Ödülüm Tanrı’nın ne yapmamı istediğini Tanrı’nın ne olmamı istediğini ve neye sahip olmamı istediğini öğrenip Tanrı’nın benim için hazırladığı plana konsantre olmamla gelecektir. Ben kendim ve senin için güvendim ona eğer biz başkalarının işine karışıyorsak eğer bizim zihinlerimiz onların işiyle ilgileniyorsa o zaman bu bir çöl düşüncesidir. Ve bu çöl düşüncesi bizi vaat edilen topraklara girmekten alı koyacaktır.

Yakup 4;1-2’ye bakalım"Aranızdaki kavga ve çekişmelerin kaynağı nedir? Bedenlerinizin üyelerinde savaşan tutkularınız değil mi? 2 Bir şey arzu ediyorsunuz ama elde edemeyince adam öldürüyorsunuz. Kıskanıyorsunuz ama isteğinize erişemeyince çekişiyor ve kavga ediyorsunuz. Elde edemiyorsunuz çünkü Tanrı'dan dilemiyorsunuz."

Çekişmeler kilisedeki başlıca sorunlardan bir tanesidir. Çekişme tartışma ve anlaşmazlık anlamlarını içerir. Öfke dolu gizli bir yaklaşımdır. Yada kısaca birbirinden hoşnut olmamak bir şey hakkında sürekli kavga içerisinde olmak. İsa bizi esenlik için yarattı çekişme için değil. Bu ayetler çekişmelerin başlıca sebeplerinden birini gösterir ve bize şöyle der. “Aranızdaki kavgaların çekişmelerin kaynağı nedir? Bedeninizin üyelerinde savaşan tutkularınız değil mi?” ikinci ayeti dinleyin şimdi “Bir şey arzu ediyor elde edemeyince adam öldürüyorsunuz. Kıskanıyorsunuz isteğinize erişemeyince çekişip kavga ediyorsunuz. Elde edemiyorsunuz çünkü Tanrı’dan dilemiyorsunuz.” Tanrı bize diyor ki eğer başkalarının sahip olduklarını kıskanırsak kendi isteklerimiz asla gerçekleşmeyecektir.

Diğer kişilere olan kıskançlıklarımız geçene kadar Tanrı benim yaşamımda harekete geçmeyecektir. Ondan sonra insanlardan nefret etmeye başlarız kıskançlık içinde öfke dolu aradığınız mutluluğu esenliği bulamıyorsunuz hiçbir zaman ve çok önemli bir ayet bu “Elde edemiyorsunuz çünkü Tanrı’dan dilemiyorsunuz.” Yaşantımın belli bir döneminde bu benim için başlıca bir dersti. Tanrı’dan istemek yerine kendi başıma bazı şeyleri yapmaya çalışıyordum. Diğer kişilerin yaptığı hizmetlere bakıp kendi hizmetimi onların ki gibi yapmaya çalışıyordum. Tanrı’yı dışarıda bırakıyordum isteklerimiz için Tanrı’ya gitmeliyiz. Ve eğer isteğimiz bizim için iyi ise Tanrı’nın bunu bize vereceğini bilmeliyiz. Ve bunu yapana kadar gerçek anlamda olgunluğa ulaşamamışızdır demektir. Tanrı’yla uzun bir yol kat ettim ve benim için çok şeyler yaptı Tanrı ve halada yapıyor. Sözünü ettiğim şeyler Tanrı’nın iman hayatımda bana öğrettiği şeylerdir. Beni özgür kılan şeylerdir. Yaşamımda mutsuz bir imanlı olduğum dönem vardı. Tatmin olmayan bir hizmetkardım. Sonunda esenlik ve sevinç için büyük bir açlık duydum. Başkalarını kıskanırken esenlik duyamayacağımı öğrendim.

Eğer insanlar kilisede çekişmeler yoluyla şeytanın işlemesine izin veriyorlarsa. Sonuç olarak birbirlerini yargılamaya ve dedikodulara fırsat veriyorlar her hafta birbirlerini görmelerine rağmen yüreklerinde çekemezler. Bize güç veren sevgide yürümektir. Kıskançlıkta değil yaşantılarımızdan çekememezliği ve kıskançlığı uzak tutmak için üzerimize düşen sorumluluğu üstlenmeliyiz. Eğer birisi size bir dedikodu ile gelirse onu dinlemeyin insanlar bana gelip dedi kodu yapmak istedikleri zaman onları doğru bir şekilde Tanrı’nın isteğine yönlendirmeye ve hatalarını göstermeye çalışırım çünkü bu benim ve hepimizin sorumluluğudur. Eğer böyle yapmazsam bende onun günahına ortak olurum bu günahın büyümesine izin vermiş ve katkıda bulunmuş olurum daha sonrada ortay çekememezlik ve kıskançlık çıkar.

Çekememezliğin bir kilise için ne kadar tehlikeli olduğuna dair ayetlere bakalım şimdi İbraniler 12;15 bu ayet çekememezlikten uzak durmak için birbirimize yardım etmemiz gerektiğini söyler. “Dikkat edin kimse Tanrı’nın lütfundan yoksun kalmasın. İçinizde sizi rahatsız edecek ve birçoklarını zehirleyecek acı bir kök filizlenmesin.” Yani bu ayet diyor ki kilisede birbirimize dikkat etmeliyiz. Eğer birisinin çekememezlik ve kıskançlık içinde olduğunu görürsem bundan kurtulması için ona yardım etmeliyim. Eğer birisinin bir başkası hakkında her zaman şikayetçi olduğunu duyuyorsam o kişi hakkında ben iyi bir şeyler bulmalıyım. Eğer bunun durmasına yardım etmezsem bu yayılır ve pek çok kişi bundan zehirlenir. Tarihte bu yüzden yıkılan bir çok kiliseler örneği var. vaftiz nedir? nasıl vaftiz olunur teslis nedeir baba oğul ve kutsal ruh adıyla vaftiz

Galatyalılar 5;15’e bakalım “Ama birbirinizi ısırıp yiyorsanız dikkat edin birbirinizi yok etmeyesiniz!”burada görüyoruz ki tüm kilise çekememezlik yüzünden yok olabilir. İncil fikir birliğinde güç olduğunu söyler. Matta18;19 fikir birliği edilen duadan söz eder çok güçlü bir duadır bu. Hem fikir olup sevgide yürüdüğümüzde sevgimiz katlanır. Eğer çekememezlikten kurtulup anlaşma içinde yaşamak istiyorsak kendimizi alçaltmalıyız. İncil 2. Timoteyus 2. Bölümde “Rab’bin kulu kavgacı olmamalı” der. Bu yüzden her zaman kavgadan ve çekememezlikten uzak kalmanızı hatırlamanızı istiyorum. Yaşantılarımızdan çekememezliği ve kavgayı uzak tutmak için sürekli çaba içerisinde olmalıyız. Birbirimizin düşüncelerine saygı göstermeyi öğrenmeliyiz.

Biz gençlik gurubumuzda her hangi bir çekememezlik sürtüşme veya bir olumsuzluk görürsek kişilerin hayatında hemen müdahale ediyoruz çünkü hemen müdahale edilmezse yara her geçen zaman daha çok büyüyor. Hamdolsun bu konuda hem gençlik gurubu önderlerimiz hem de gurubumuzdaki kardeşlerimiz çok duyarlılar. İşte bu yüzden aramızda bir sıcaklık var ve bunu aramıza gelen insanlarda söylüyorlar siz çok samimisiniz ve çok iyi bir gurubunuz var ve aranızda gerçek bir sevgi olduğunu görüyoruz diyorlar. Hamdolsun bende gurubumuzu Tanrı’nın meshettiğine bereketlediğine ve kullandığına inanıyorum.

Tanrı’nın hepimizi daha çok bereketlemesini ve kullanmasını istiyorsak. Bu yüzden çekişmelerden uzak durun kıskanmayın ve çekememezlik yapmayın birbirinizi başkalarıyla kıyaslamayın çünkü Tanrı’nın hepiniz için çok iyi bir planı var.

Antalya incil Kilisesi Pastörü Ramazan ARKAN (Vaazından Alıntıdır)

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:03
ÖZGÜRLÜK NEDİR?

Krishnamurti: Merak ediyorum acaba özgürlüğün ne olduğunu gerçekten bilmek istiyor mu! Özgürlüğün ne olduğunu hiçbirimiz biliyor muyuz? Bütün bildiğimiz bir şeyler yapmaya zorlandığımız; koşullar ya da kendi korkularımız yüzünden bir şeyler yapmaya zorlandığımız ve bu durumdan kaçmak istediğimiz. Engellerden zorlamalardan korkudan ya da başka bir şeyden kaçmaya özgürlük diyoruz. Lütfen dinleyin.

Engelden sınırlamadan zorlamadan kaçmak özgürlük değildir. Özgürlük bir şeyden özgürlük değildir kendinde bir şeydir. Lütfen bunu anlayın. Hapishaneye atılan bir tutuklu bir nedenle kaçmak ve özgür olmak ister. Yalnızca kaçmayı düşünür. Öfkeliysem öfkeden kaçabildiğim anda özgür olacağımı duyumsarım. Kıskançsam kıskançlıktan kurtulmak özgürlük değildir; kaçmak kurtulmak bastırmak aynı şeyi bir başka yoldan dışavurma biçimidir; özgürlük değildir. Özgürlük bir şeyden özgürlük değildir kendinde bir şeydir. Bir şeyi o olduğu için sevmek özgürlüktür. Size ün ya da konum kazandırdığı için değil resim yapmayı sevdiğiniz için resim yapmakta özgürlük vardır. Okulda resim yapmayı seviyorsanız bu sevgi özgürlüktür ve bunun anlamı zihnin bütün yollarının şaşırtıcı bir biçimde anlaşılmasıdır. Ayrıca bir şeyi size getireceği ödül ya da ceza için değil yalnızca o olduğu için yapmak çok kolaydır. Bir şeyi o olduğu için sevmek özgürlüğün başlangıcıdır.

Dersinizin on dakikasını bu konularda konuşarak geçiriyor musunuz? Yoksa doğrudan coğrafyaya matematiğe İngilizce'ye mi başlıyorsunuz? Ne yapıyorsunuz? Gerçekte sizi ilgilendirmeyen ama yapılması gereken saçma birtakım şeylerle zamanınızı tüketmek yerine neden gününüzün on dakikasını bu konulara ayırmıyorsunuz? Neden öğretmeninizle birlikte sınıfta biraz zaman ayırıp bunları konuşmuyorsunuz? Bu sizin çok büyük başarılı ya da ünlü biri olmanızı sağlamasa da size yaşamınızda yardımcı olacak. Eğer her gün on dakika boyunca zekice korkusuzca bu konularda konuşursanız bu size bütün yaşamınızda yardımcı olacak çünkü sizi düşündürecek papağan gibi aynı şeyleri yinelemenizi engelleyecek. Öyleyse lütfen öğretmenlerinizden sizinle bu konularda konuşmalarını isteyin. O zaman hem sizin hem de öğretmeninizin daha zeki
insanlar olmaya başladığını göreceksiniz.

Rajghat Okulu'nda Çocuklarla Birlikte Varanasi 20 Ocak 1954
Özgürlük Üzerine - J. Krishnamurti (Ayna Yayınevi)

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:11
ŞEYTAN FM (Kıyamete Kadar Sürecek Bir Radyo Yayını) (Bölüm 1)

Tüm Düşüncelerimize bulaşaşan bir virüsün varlığından bahsettik .Peki bu virüsten nasıl kurtuluruz? Bunun bir yolu var mıdır?

Artık bir mekanizmanın varlığından haberdarız. Beynimizde bir bios var. Bu bios çipinde ego yeralmakta. Buradaki komutlar bizim kontrolümüz dışındaki tepkilerimizi oluşturuyor ve bizler bazı olaylara karşı tepkilerimizi istemsiz olarak o biostaki komutlardan veriyoruz ve farkında olmadan duygular oluşuyor. Biosumuzdaki bu virüs sayesinde, ne gerçek duyguları yaşayabiliyoruz, nede gerçek şekilde düşünebiliyoruz. Hep kriterlere göre karar veriyoruz. Bu kriterler toplum yargıları, din kalıpları gibi bize sonradan yüklenen bilgiler ışığında gerçekleşiyor. Bu sebeple neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmeden, doğru dediğimiz şeyleri kabul edip, yanlış diye bize öğretilenleri yapmama gayretine giriyoruz. İşte şeytan bu döngüyü bildiği için bize acı çektirmenin çok kolay bir yolunu buluyor ve "yanlış" diye öğrendiğimiz şeyleri bize yapmaya zorlayarak, onları bize tatlı göstererek, bize acı veriyor ve görevini yerine getiriyor. Daha sonra biz hatalarımızı anlasak bile tekrar düzelmeyelim diye "pişmanlık" mekanizmasını devreye sokuyor ve acımızı dindiremeyelim diye o hatayı sürekli aklımıza getiriyor.

Peki hata nedir, doğru nedir?

Cevap basittir. Sen neyi hata, neyi doğru kabul ettiysen odur. Bu hatalar toplum yargılarına göre, törelere göre değişebilir. Dinlere, hatta dinlerin içindeki mezheplere göre bile değişebilir.

Eski uygarlıklarda seks yapmanın ibadet sayıldığı dönemler olmuştur. Çok eski uygarlıklarda örneğin Fenikelilerde erkek çocukları kurban edilirdi. Araplarda ise kız çocukları. Fenikeliler erkek çocuklarını öldürürlerdi, çünkü onlara göre seks yapmak ibadetti .O haftanın en çalışkan, ve en iyi en yardımsever erkekleri mahallenin en güzel kızlaıyla tapınakta seks yapma hakkını kazanırdı. Ve kızların aileleri büyük bir sevinç ve gözyaşıyla kızlarını süsleyip tapınağa yollardı. Kızların o seçilenlerin arasına girebilmek için yarıştığı bilinmektedir. Araplarda ise kızım biriyle seks yapacak sonra bozulacak korkusuyla doğduğunda diri diri gömülmüştür.

Hangisi doğrudur?

Size hangisi öğretildiyse.

O halde hata diye birşeyin varlığı söz konusu olamaz. Bu sadece bir kritere göre doğrudur. İslamiyet inancında hanefilere göre köpeği sevmek abdesti bozmazken, şafilerde duş almayı gerektirir. Şafilere göre köpek pistir. Sana göre hata değildir ona göre hatadır.

Demek ki doğrular ve yanlışlar bize toplum tarafından öğretilmektedir. Onları biz kabul etmemişizdir ve FARKINDA olmadan kabul etmişizdir. Bir çok insan günümüzde mensup olduğu dini bile annesinden babasından görmüştür.

Bu durum virüsün daha da belirgin hale gelmesine sebep olmaktadır. Bu döngü sayesinde hiçbir ilerleme katemeyen insanlık, sürekli olarak üzülür, acı çeker ve başarısız olur. Başarısız olup tekrar üzülür ve pişman olur. Sevgilisiyle ayrılıp da 5 yıl unutamayanlar vardır. İşte bu unutamamanın sebebi virüstür. Eğer farkında olup zihninizi kontrol edebilseydiniz, birşeyi unutmak veya hatırlamak sadece bir saniye sürecekti.

Bilgisayardan bir dosyayı silmek bir saniye sürüyor. Hiç siz bilgisayarın "ooff o oyunu çok özledim onu niye sildin" dediğini göremezsiniz. Çünkü onu sizin dışınızda kontrol eden başka bir mekanizma yoktur.

Ama bazen farkedersiniz, birden durup dururken internet sayfaları açılır, bilgisayar yavaşlar ve kontrolü kaybedersiniz ve bilgisayar bozulur. Bu bozulmaya " bilgisayara virüs bulaştı" deriz. Virüs bulaşır ve dosyaları bozar. Ya bilgisayar format atmalısınızdır, yada iyi bir antivirüs programı ile virüsleri silmelisinizdir.

Peki biz ne yapacağız? Antivirüs programı mı kullanacağız Format mı atacağız?

İkisi de.

Bu virüs programının adı FARKINDALIKTIR.NEDİR FARKINDALIK NASIL ÇALIŞIR?

İnsan beyni, tüm zihinsel ve duygusal faaliyetlerin kontrol merkezidir. Hatta bazı insanlar zihnini çok iyi kontrol ederek cisimleri oynatabilirler (telekinezi). O halde herşeyi zihnimiz yapıyorsa, zihnimizi kim kontrol ediyor? Cevabı yukarda verdik. Biz etmiyoruz. Şeytan bulaştırdığı bir virüsle kontrol ediyor. Bu virüsü silmenin tek yolu ise işte buraya kadar anlatılanların FARKINDA olmak ve FARKINDALIK UYGULAMALARI ile antivirüs programını çalıştırmaktır.

FARKINDALIK UYGULAMALARI NELERDİR ? ANTİVİRÜS NASIL ÇALIŞACAK?

Farkındalık uygulamaları 3 tanedir. Virüs temizleme işlemi 3 aşamalı olarak gerçekleşir

1)Düşünceleri İzlemek
2)Kendini (Bedenini) izlemek
3)Duyguları İzlemek

İzlemek ile gerçekleşecek bir temizleme işlemine başlıyoruz. Çok kolay sadece izlemek. Müdahele etmeden.

UYGULAMA (Her gün düzenli olarak 1-2 ay kadar)

1)Düşünceleri izlemek:

Etkili temizlik için, Sırt üstü uzanın, gözlerinizi kapatın ve düşüncelerin filim şeridi halinde geçmesine şahit olun. Bir sürü gereksiz düşünce ve olay peşpeşe film şeridi gibi bir slayt gösterisi halinde geçecektir. O düşüncelerden birini seçerseniz, o düşünce size acı, üzüntü gibi duygular verecektir. Hastalık budur zaten. Biz bu olayın farkında olarak uzandık ve film şeridini izliyoruz ama müdahele etmiyoruz. Sadece izliyoruz. Hiçbirine odaklanmadığımız ve seçmediğimiz için, birisi geçiyor sonra diğeri geliyor, bu şekilde yarım saat kadar izliyoruz ve gittikçe düşünceleriniz geçmişe doğru gitmeye başlayacaktır. İlkokulda hoşlandığınız kızı bile gösterecektir size. Şeytanın tek amacı onlardan birini seçip, MÜDAHELE ETMENİZ ve yorum yapmanızdır. Eğer müdahele edip yorum yaparsanız, şeytan kazanacaktır ve virüs sizi üzmeyi, sinirlendirmeyi, öfkelendirmeyi başarır. Ama sadece izlerseniz izlediğiniz, film şeridindeki virüsler yokolacak ve o olayları ARTIK SİZ NE ZAMAN İSTERSENİZ, O ZAMAN HATIRLAYACAKSINIZ VE HATIRLASANIZ BİLE SİZE ACI VEREMYECEKTİR.

Bu egzersizi yolda yürürken düşünürseniz de yapın, sürekli yapın. Heran farkında olun, düşünceler geldi mi, heh yine başlıyor. Şeytan FM radyosu deyip izlemeye başlayın.

2)Kendini İzlemek (Bedenini İzlemek) :

Yunus Emrenin Kendini bilmek dediği durumdur.

Uygulama;

* Sabah kalktığınızda sinirli olursunuz ve gergin olurunuz genellikle. Hemen aynaya gidin ve 5 dakika aynaya bakın. Aynada pis bir gülüş göreceksiniz. Bu ben değilim diyeceksiniz. Evet değilsiniz. O gördüğünüz şeytani virüs.S izi kontrol ediyor. Onu izleyin ve gülümseyin. Müdahele etmeyin tepki vermeyin sadece izleyin. Bu uygulamayı her sabah yapın.

* Gece uyuduğumuzda düşüncelerimizin durduğunu sanırız ama şeytan malum uyumaz. Gündüz düşünceler, gece rüyalar olarak radyo yayınına devam eder. Gece yatmadan önce "Bu gece rüyalarımın farkında olacağım" deyip yatmak, şeytanı gece de izleyeceğiniz telkinini size verecektir.

* Yolda yürürken kendinize dışardan bir başkasının gözünden bakmaya çalışıın. Ellerinizi, gözlerinizi, yüzünüyüzü, tüm bedeninize dışardan bakmaya çalışın ve bedeninizi hissedin. Varlığınızı hissedin.

3)Duyguları İzlemek: En son ve zor olan aşamadır. Teslimiyet ve Tepkisizlik gerektirir.

Uygulama;
* Birisi sizi sinirlendirdiğin de yada kızdığında yada bağırdığında anında duygularımı izliyorum deyip tepkisizlik moduna geçmelisini. Hiçbir şekilde cevap vermemelisiniz. Tepki vermemlisiniz sadece yaşanan bu "ŞEYTANİ" olayı izlemelisiniz. Örneğin anneniz size bağırdı niye geç kaldın saat kaç derslerine çalış vs.. tepki vermeyin cevap vermeyin. Eninde sonunda susacaktır. Unutmayın karşınızdaki insan virüsün etkisiyle bunları yapıyor. O virüs tepkisiz kalırsanız etkisini kaybedecektir böylece karşınızdakini de kurtaracaksınız.

Öfke kıskançlık ve korku 3 ana duygudur. Özellikle bu duyguları izleyin ve tepkisiz olun.

Yukarda anlatılan 3 virüs temizleme uygulamasını aynı anda 2 ay yapın. Her an uygulamaya çalışın. İlk günler kaçıracaksınızdır. Ama günler geçtikçe kaçırmalarınız azalacaktır ve artık her hareketinizi kontrol edebilecek seviyeye geleceksinizdir.

Sakın PİŞMAN olmayın. Kaçırdım işte bak şeytan yaptırmıştı bunu demeyin. Sadece gülümseyin. Bunu bile virüs yaptırıyor çünkü. Siz sadece yapın. Önemli değil kaçırmanız hata yapmanız. Sadece yapın..

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:12
MEVLANANIN TEPKİSİZLİK (AYNA OLUNUZ) VE KUANTUM DÜŞÜNME (OLUMLU DÜŞÜNMEYE BAKIŞI

Her zahmete öfkelenmede kin gütmedesin; peki ama silahlanmadan nasıl ayna olacaksın? (Tepkisizlik nasıl olacak)

Kimin bedeninde ateşe tapan nefis (şeytanın ele geçirdiği ego) olduysa güneş de onun buyruğuna ram olur bulut da.

Gönlü ışık yakmayı aydınlanmayı öğrenen kişiyi güneş bile artık yakamaz. (farkındalığı öğrenen)

Akıllı o kişidir ki çekilen beladan dostların ölümünden ibret alır.

Noksan sıfatlardan münezzeh olanın huzurunda
Gönlünüzü koruyun gözetin de
Kötü zanlar yüzünden utanca düşmeyin.
O
Gizli şeyleri de düşünceleri de kuruntuları da arayıp taramaları da
Arı-duru sütün içindeki kıl gibi görür.

Şekilden geçip gönlünü arıtan kişi
Gizli şeylere ayna kesilir. (tepkisiz olur)
Bizim gizli şeylerimizi de hiç süphe yok ki anlar;
Çünkü inanan in*****n aynasıdır.

Dostların ziyaretine eli boş gelmek değirmene buğdaysız gitmektir.

Ana rahmindeki çocuk gibi azıcık oyna kımılda da sana ışıkları gören duygular versinler.
(temizlen düşüncelerini izle ve çocuk haline dön)

Varlığın aynası nedir? Yokluk.
Ahmak değilsen yokluğu seç.
(tepkisiz ol)

Çünkü gerçekten de zıddı meydana çıkaran onun zıddı olan şeydir;
Bal sirkeyle belirir.

Kendisini olgun sanansa ululuk sahibi Tanrı'ya bu zannı yüzünden ucup ulaşamaz.
A sapık olgunluk zannından vehminden daha beter birşey yoktur senin canında.
(bu olay bir tek benim başıma geliyor ben farklıyım diye düşünmek)
Senden bu kendini görüş gidinceye dek gönlünden gözünden çok kanlar akar.
(kendini izlemek)

Kulum köleyim o kişiye ki her konakta bir sofra basına çökeceğini ummaz.
Adamın bir gün evine ulaşabilmesi için
Birçok konakları bırakıp gitmesi gerek.
(teslimiyet)

Kendine bir bak korkudan titreyip duruyorsun.(kendini izlemek)
Bilki yokluk da böyle tir-tir titremektedir.
Yüce mevkiler elde etsen bile gene kaybetmek korkusundan can çekişirsin.
Güzeller güzeli Tanrı aşkından başka ne varsa hiçtir;
Şeker bile yesen can çekişmektir.
Hatta can çekismek de ne?
Ölüme uğramaktır.
Ab-ı hayata el atmamaktır.

Ateşe benzeyen şehvet yanıp durdukça eksilmez; (düşünceler geçerse geçsin)
O ona dileğini vermemekle eksilir. (sen düşüncelerine tepki vermeksen müdahele etmezsen)

Bir ateş odun attıkça hiç söner mi? Hiç odunu yakmaz mı?
(Sen sana tepki verilene tepki verirsen ateşe odun atmış olursun)
Fakat odun atmazsan ateş söner; (yani tepkisiz olursan)
Çünkü bu çekinmek ateşe su serper.(iki boksör örneği gibi verdiğim)

Öfke padişahlara padişahtır.

O'nun eli kırıkları sarar onarır;
O'nun kırması gerçekten de onarmaktır.
Fakat sen kırarsan gel yap bakalım der;
Yapamazsan; elin ayağın yok ki.
Demek ki kırmak kırılanı onaran kişinin harcıdır.
Dikmeyi bilen yırtar da; neyi satarsa yerine daha iyisini alır O.

Akıl bir başka akılla çift oldu mu ışık çoğaldı yol belirdi demektir.
Fakat nefis bir başka nefisle sevindi mi karanlık artar yol belirsiz olur.
(kendi özünden değilde egodan düşünürsen)

Güzel güzeli çeker;
Bunu bil de ona "Temizler Temizlerindir" ayetini oku.
Dünyada herşey birşeyi çekmiştir; (olumlu düşünürsen olumlu şeyler olur)
Sıcak sıcağı çekmiştir soğuk soğuğu.(olumsuzluklar olumsuzlukları çeker)
Aslı olmayanlar aslı olmayanları çeker-durur. (hayal kurmanın sonu yoktur egodur)
Ölümsüzler de ölümsüzlerden sarhoştur.
Cehennemlikler cehennemlikleri çeker ışıklılar ışıklıları ister.


Malını düzenbaz bir düşman alıp-götürürse
Bir yol kesen bir yol keseni götürmüş olur.

Dünyada diken tohumunu eken kişi...
Kendine gel
Onu gül bahçesinde arama sakın. (dışarda arama o senin içinde)

Sufinin defteri harflerin karalaması değildir;
Kar gibi bembeyaz gönülden başka defteri yoktur onun.

Bedenine yağlı - ballı yemekler verdikçe
Özünde bir semizlik göremezsin.
Beden miskler içinde olsa gene de ölüm günü pis kokusu duyulur.
Miski bedenine değil gönlüne sür;
Misk nedir; ululuk sahibi Tanrı'nın tertemiz adı.

Düşüncen gülse gül bahçesisin
Dikense külhanına atılacak odunsun.

Hikmeti istediğin kadar söyle
Sen ehil değilsen uzaktır o senden.
İster yaz belirt ister söyle anlat faydası yok.
O senden yüzünü gizler
O inatçı bağlarını koparır da kaçar senden.
Fakat yanar - yakılırsan okumasan bile yanlışını görür de o bilgi
Elinde alışmış bir kuşa döner.
O her usta olmayan kişinin yanında durmaz.
Köylünün evindeki tavuş kuşu gibi hani.

Sana Tanrı'yı anmaya O'na dua etmeye izin verildi
O dua edişten gönlüne bir ululuk geldi.
Kendini Tanrı'yla konuşuyor gördün
Hey gidi-hey niceler var ki bu zan yüzünden Tanrı'dan ayrı düştü.

Dini babandan bedava miras olarak buldun(dini babanızdan gördüğünüz için kabul ettiniz araştırmadınız)
O yüzden başını diktin şükretmiyorsun.
Mirasa konan adam malın değerini ne bilecek?


Ağlatırsam Rahmetim coşar
O coşup köpüren de nimetlerimi yer-içer.
Birisine birşeyi vermek istemezsem
O isteği de vermem o seyi de belirtmem ona;
Fakat birinin gönlünü de daralttım mı
Gönlünü açarım ferahlatırım onu.
Acımam o güzel ağlayışlara bağlıdır;
Birisi ağladı mı
Acıyış denizi kabardı dalgalandı demektir.

Can İsa'n seninle beraber
Ondan yardım iste;
Hoş bir yardımcıdır o.
İsa'dan beden diriliğini arama;
Musa'ndan Firavun'un dileğini dileme.
Gönlüne geçim düşüncesini az getir.
Sen kapıda kapı eşiğinde ol da
Neşe az gelmez rızkın azalmaz.

Bu beden canın otağıdır; yahut da Nuh'un gemisine benzer.
Bize güç şeyleri kolaylaştıran
Dünyada olmayacak şeylerden sen bizi kurtar.
Rızık diye gösterdiğin meğer tuzakmış.
Herşeyi nasılsa öyle göster bize.(olduğu gibi kabul etmek)

Zanlar kimi çağda yanlış olur
Ama bu ne biçim zandır ki yoldan kor olarak geliyor?
A baskalarına ağlayan göz
Gel bir zamancagız otur da kendine ağla.(kendini izle başkalarını izleyip durma)
Dal ağlayan bulutun yüzünden yeşerir tazelesir
Mum ağlayışı yüzünden daha da aydın bir hale gelir.

Bir parıltı vurmasa da
Denizden su çekebilecek hale gelinceye dek iyi dostlardan gelen parıltı gerekli bir şeydir.
İlk önce gelen aks'i taklit bil;
Ardı-ardına gelmeye başladı mı gerçek olur artık.
Gerçek akse ulaşıncaya dek dostlarından ayrılma.
Sedefi bırakma; o katre daha inci olmadı ki.


Sabır iman yüzünden baş tacı olur
Çünkü sabrı olmayanın imanı yoktur.
Peygamber "yüreğinde sabır olmayanınTanrı'ya imanı yoktur" dedi.

Varlık alemi çarelerle dopdolu ama
Tanrı sana bir pencere açmadıkça hiçbir çaren yoktur.
Şimdi ondan haberin bile yok ama ihtiyacın oldu mu onu belirtir Tanrı.

Güneşin ışığı duvara vurdu onu ısıttı
Duvarın eğreti bir ışıktır elde etti.
A yüreği temiz er ne diye bir ker***e gönül verdin?
Hiç sönmeden ışıyanı ara.

A kişi sen hem kendi aklına aşıksın
Hem de kendini puta tapanlardan üstün görüyorsun.
Duyguna vuran akıl ışığıdır;
Onu bakırın üstündeki altın yaldız gibi eğreti bil.
İnsandaki güzellik de altın yaldızdır
Öyle olmasaydı güzellik kart eşeğe döner miydi?

Azar-azar yavaş-yavaş o güzelliği alırlar ondan...
Azar-azar yavas-yavas fidan kurur gider.
Yürü "Yaşattığımızın gücünü-kuvvetini azaltırız" ayetini oku;
Gönle girmeye gönül almaya bakkemiğe gönül verme.

Eşek nefsin boşanmış kaçıyor
Bir kazığa bağla onu;
Ne vakte dek işten yükten kaçıp duracak?
İster yirmi yıllık yol olsun ister otuz yıllık İster ikiyüz yıllık.
Ona sabır yükünü yüklemek ona bu yükü taşıtıp götürmek gerek.

Birisi ansızın bir define buluverir de
Ben de bunu istiyordum işte;
Artık işle-güçle dükkanla ne işim var der.
Baht işidir bu; ama pek az olur böyle sey.
Bedende güç-kuvvet oldukça çalışıp kazanmak gerek.
Çalışıp cabalamak define bulmaya engel değil ya.
Sen işten ayak çekme de kısmetse o da arkadan gelsin.


İnsanoğlu dilinin altında gizlidir (konuştuklarınıza dikkat edin)
Şu dil can kapısının perdesidir. (ağzınızdan çıkan herşey gerçek olur)
Yel perdeyi kaldırdı mı evin içinde ne var belirir bize. (kuantum olumlama ile farkındağı başardıktan sonra istediğin herşey sana verilir)
O evde inci mi var buğday mı
Evin içi altın hazinesi mi yoksa yılanlarla akreplerle mi dolu?
Yoksa içeride define mi var da kıyısında yılan bekliyor?
Çünkü altın definesi de bekçisiz olmaz ya.

Cömertlik gözden geliyor elden değil.
Görüştür iş gören;
Gözü görenden başkası kurtulamadı gitti

Gönül her dosttan bir gıda alır;
Gönül her bilgiden bir temizlik elde eder.


Bu sözler mana bakımından
Ya Rabbi...! sözüne benzer...
Harfler tatlı dudaktan çıkan soluğa tuzaktır.
Kulun "Ya Rabbi..!" demesine karşılık "buyur kulum" cevabı gelirse
Nasıl susar nasıl Ya Rabbi..! demez kul?
Bir buyur kulum var ki duymana işitmene imkan yok;
Fakat baştan sona dek de tadabilirsin onu.

Her bir kötü huyunu bir diken bil
Dikenler kaç keredir ayağını yaraladı.

Beden ağacının köküne kurt düştü...
Onu söküp ateşe atmak gerek.
Kendine gel a yolcu kendine gel...
Akşam oldu;
Ömür güneşi kuyuya düşmek üzere.
Gücün kuvvetin varken şu iki günceğiz olsun
Kocalığını cömertlik yolunda harca.

(Mevlana Celaleddin Rumi - Mesnevi )

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:13
ŞEYTAN FM (Kıyamete Kadar Sürecek Bir Radyo Yayını) (Bölüm 2)

Farkındalığın ne olduğunu ve nasıl yapılacağını anladık. Zor birşey olmadığını, sadece hayata farklı bir yaklaşım tarzı olduğunu açıklamaya çalıştım. Önyargılar yerine yargısızlıklar, tepkiler, sinirlenme ve öfke yerine tepkisizlik ve dinginlik (ayna olunuz) ve her olayı ve yaşadığımız herşeyi orada varolarak.. İZLEMEK (fakat yorumlamadan) sinirlenince sinirlendim kötü birşey demeden ama iyi birşeyde demeden pişman olmadan, kendimiz olarak her eylemle bütünleşerek (çay içiyorsan sadece çay iç) yaşamak..

Farkındalık egzersizlerine mümkün olduğunca dikkat ediyoruz ve her hareketimize 1-2 ay süreyle uyarlıyoruz ve bir süre sonra virüslü olan tepkiler ve duygular temizlenip, yeni sistem yazılıyor ve farkındalık bitiyor.

Peki farkındalık sahibi birisi olarak neler yapabiliriz ya da yapmalıyız?

Artık düşüncelerimizi kendimiz yönetmeyi anladık. Duygularımızıda. Kısaca "kendimizi biliyoruz" artık. Artık kontrol bizde ve artık teşrii irademizi yani yaratıcılığımızı dileğimiz kadar kullanabiliriz. İzlemek farkındalıktı.

Peki hayal kurmak, şeytan fm in işidir dedik. Egodan gelir dedik. Onları da izlemeliyiz dedik. Biz o zaman hiçbirşey istemeyecek miyiz?

İşte artık şeytan fm den kurtulduğumuz için çok daha samimi bir şekilde İSTEYECEĞİZ hemde istediklerimizi HAYAL OLARAK değil GERÇEKTEN İSTEYECEĞİZ.

Nasıl mı?

KUANTUM DÜŞÜNME

Ruhun ne olduğunu, ne için yaratıldığımız herşeyin sanal bir gerçeklik olduğunu anladık. Oyunu çözdük yani. Artık bu oyunun içinde yapacak birşey kalmadı mı yoksa?

Cennet ve cehennem şu an yaşadığımız hayatta.

CENNET HER İSTEDİĞİMİZİN GERÇEK OLMASIDIR.

Artık cennettesiniz. İsteyin ve gerçek olsun..

Unutmayın, sonsuz kudret sahibi yaratıcıdan 1 bardak su istemekle, 1 milyon dolar istemek arasında bir fark yoktur.

"o halde size sunduğumuz nimetlerden dilediğiniz kadar faydalanın" (kuran ı kerim)

Kuantum sürekli duyduğumuz bir kelime .Nedir kısaca değinelim tekrardan.

Kuantum, tıpkı radyo dalgaları gibidir. Nasıl ki bir radyo istasyonu vericileri sayesinde yayın yaparsa bizde öyle yayın yapıyoruz. Şeytan da yapıyor (şeytan fm) bunu uzunca anlattım

Artık şeytam fm yoksa biz varız. Kendi radyo istasyonumuza sahibiz artık.

Düşünceler bir dalga boyu olarak tıpkı telvizyon ve radyo yayını gibi evrene yayılır. Su molekülü deneyinde bir bardak suya küfür edilmiş, bir bardak suya seni seviyorum denilmiş ve moleküllerine bakıldığında küfür edilen molekülün çok çirkin bir görüntü de olduğu, seni seviyorum denilen su molekülünün çok güzel bir görüntüde olduğu görünmüştür.

eee büyüklerimiz boşuna mı okunmuş su içirirler bize ..

Evet düşüncelerimizle suyu etkileyebiliyorsak sizce bu etkiyi sağlayan dalglalar (kendi radyo istasyonumuzdan yaydığımız) başka nelere etki ediyordur?

Herşeye. Şu an bir düşünce dünyanın öbür tarafına kadar gidiyor. Haitide depremden ölenler hakkında düşündüğümüzde haitideki insanların beyinlerine bu dalgalar gidiyor.

Zaten bunun böyle olduğunu tüm Reiki ustaları bilir. Öyle olmasa uzaktan reiki ile tedavi nasıl mümkün olurdu..

Öyleyse düşünceler ne kadar önem kazanıyor değil mi? Her düşüncemize dikakt etmeliyiz. Olumsuz düşünce suyun şeklini hatırlayın. Nasıl da çirkin bir hale gelmişti. O halde her zaman olumlu düşünmeliyiz. Hiç bir zaman -se-sa meli malı eklerini kullanmadan ecek acak kullanmadan sadece geniş zaman ve şimdiki zamanda düşünmeliyiz.

Reiki de basit bir yöntem vardır. Avuç içlerimizle gözlerimizi kapatırız ve uzanırız sırt üstü. Baş ağrısı için etkili bir yöntemdir. O esnada ne denir telkin olarak? Başım ağrımıyor denmez, sağlıklıyım, huzurluyum, tüm bedenim iyileşiyor .. şeklinde düşünülür. Başınızın ağrıdığını hatırladığınız sürece baş ağrısı geçmez.

İşte farkındalıkla çıktığımız yola, kuantum, olumlama ile devam ediyoruz. Hep olumlu cümleler kuruyoruz. Artık ağzımızdan çıkanları izleme aşamasına geldik.

"Ben insanlara faydalı işler yapıyorum. Bu sebeple bigilerimi paylaşıyorum. Bilgiler öğreniyorum. Gülümsüyorum insanlarda bana gülümsüyor. Bağışlıyorum evrende beni bağışlıyor. Bedenimi seviyorum. Ben sevgiyim, sevgi güçtür. Güçlüyüm ve huzurluyum"

Doğaçlama bir cümle yazdım bile

Sizlerde bu şekil cümleleri kullanarak kontrol etmekte zorlandığınız DUYGULARINIZA maruz kaldığınızda, onlardan cümlelerle kurtulabilirsiniz.

"Ders çalışmayı seviyorum. Bilgi birikimim sayesinde geleceğe umutla bakıyorum insanlara faydalı bir birey oluyorum. Bilgi güçtür. Güçlü olmayı seviyorum. Derslerime huzur içinde çalışıyorum ve bilgilerimi sınavlarda hep hatırlıyorum ve başarıyı seviyorum. Ben başarılıyım."

Hayatımızın her aşamasında uygulayabiliriz

"sevgilimle bir bütünüz birbirimizi tamamlıyoruz. Gülümsüyorum o da bana gülümsüyor. Sevgi paylaşılıyor ve çoğalıyor.."

Artık isteklerinizi söylemeniz yeterli.. Siz isteyin verilecektir..

"Ben sevgi dolu bir ilişkiyi hakediyorum. Sevdiğim insanla bir bütün oluyorum.."

Bir sevgili isteyen birisi böyle cümle kurmalı.

Aradığım insan şöyle şöyle böyle böyle dememelisiniz. O olay daha yaşanmadan sanki şimdi yaşıyormuşsunuz gibi istemelisiniz.

Unutmayın herşey ŞİMDİ oluyor.

"Ben arabayı seviyorum. Arabayı hakediyorum ve seyahat etmeyi seviyorum. Arabayle gezmek bana keyif veriyor"

Araba istedim bile. 1 ay sabah kalkınca ve gece yatmadan tekrar etmem yeterli.

Arabam yok dikkat edin. Ama var olduğunu hissediyorum ve biliyorum. Onu yaşıyorum.

İstediğiniz her şeyi yaşamalısınız. Olmadığını söylediğiniz anda isteğiniz ulaşmayacaktır.

Benim arabam yok, benim sevgilim yok, param yok... vs. dediğiniz sürece onlar olmamaya devam edecek.

Sadece isteyin. Tüm kalbinizle.

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:15
DEĞİŞMEZLER

1. Evrenin her yanı enerjiden meydana gelmiştir. Herşey enerji enerjinin farklı türleridir.

2. Her enerji mutlaka artı eksi akımlardan oluşan bir bütündür. Sadece artı veya sadece eksi akımdan oluşan tek yanlı enerji olamaz. Enerjinin tek yanlı oluşu onun patlamasına ya da kendi içine çökmesine sebep olur. Bu durumdaki dengesiz enerji çevresine zarar verir ve yok olur.

3. Bütün enerjiler Özenerji denilen bir kaynaktan neşrolmuştur. Bu oluş artı eksi olmadan dengesiz ya da nötr durumdaki Özenerji'nin kendisini artı eksi olarak bölmesi ve parçalaması ile gerçekleşmiştir.

4. Özenerji ayrışmasını kendi bilinç istek ve planı ile yapmıştır. Özenerji zekidir düşünür farkındadır bilgi toplar ve planlar. Evreni ve başka bir ifade ile kendisini değiştirecek güce sahiptir.

5. Özenerji ölümsüzdür. İstese bile yapabilmesi imkansız olan tek şey ölmektir. Kendisine göre olan bir süreç içinde yaşarve kendi iradesi ile artı eksi olmayan bir tek yanlı dengesiz enerjiye dönüşür. Bu durumda kendi üzerine çökerek bütün evreni bünyesine toplar bir kozmik yumurtaya dönüşür. Kendi bilincini sıfırlar temizler ve her şey yeniden başlar.

6. Bütün Evren Özenerji'den onun dağılması yüzünden oluşmuştur. Fakat Özenerji gene de bir bütün olarak her zaman olduğu gibi şu anda da bir yerlerde mevcuttur. Bu yüzden kullanılan Özenerji deyimi ile her halde mevcut olan bu bilinçli parça kastedilmektedir.

7. Özenerji Evren'in işleyişine bazı istisnai durumlar haricinde müdahele etmez. O iyinin ve kötünün üzerindedir. Sadece gelen bilgileri alır gözlemler kendini idrak eder. Varlıklarına karışmaz.

8. Varlıkları düzenlemek için görevlendirilmiş ya da bu seviyeye yükselebilmiş bazı alt varlıklar ve hatta ırklar vardır. Bunlar insani anlayışa göre Tanrı seviyesindedir.

9. İşleyişteki istenmeyen yönelmeler için Özenerji Evren'deki üst ve alt varlıklarına çok ender olarak bazı bazı saplamalar hafif müdaheleler yapar. Fakat bunu üst düzey varlıklar arasında yapar. Bu saplamaların bize yani insanlara yansıması da söz konusu varlıklar vasıtası ile olur.

10. Evren tek bir boyuttan ibaret değildir. Başka bir ifade ile Evren bir çok boyuttan meydana gelir. Bunların herbiri bildiğimiz uzay yıldızlar galaksiler gibi ayrı bir âlemdir ve herbiri bir madde âlemidir. Esas olarak yedi boyut vardır fakat bu yedi boyutun herbirinin de bir çok paraleli vardır. Her paralel boyut da bize göre başka bir boyuttur. Bu açıdan bakınca milyonlarca boyut vardır denilebilir.

11. Evren sözünden sadece bizim yaşadığımız paralel ve çevrede gördüğümüz milyarlarca yıldız ve galaksi değil de tüm bu boyutların tamamı anlaşılmalıdır.

12. Bütün boyutların çakıştığı birbirine girdiği tek bir temas noktası vardır. Bu nokta Özenerji'nin kendisi madde halidir.Bütün boyutlar Özenerji'den kaynaklanıpneşrolduğuna göre her boyut ve her paralelin bir noktası Özenerji ile temas halindedir. Bu açıdan bakınca bizim bulunduğumuz paralelde de uzay içinde yeterince ilerleyebilirsek bir noktada Özenerji yani Tanrı ile fiziksel olarak fakat tabii bulunduğumuz boyutta bulunan kısmı ile karşılaşabiliriz.Bununla beraber onu algılayabilmek için cihazlarımızın yeterli
olup olmadığı ayrı bir tartışma konusudur.

(Bülent Kısa - Büyü sohbetleri)

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:18
ÖZENERJİ

Herşey Özenerji ile başlar Özenerji ile biter. Özenerji'yi bilmek Evren'i bilmektir. Aynı zamanda da kişinin kendisini bilmesidir. Her ne kadar kişi Özenerji'nin tamamını bilmeye muktedir değilse de Onu kendisini ve Evrenin bilmesi gerektiği kadarını bilecek kadar bilebilir. Bundan çok çok uzun zaman önce hiç bir şey yoktu. Olan şey hiçti. Bu hiçi bizim anlayışımız bilemez. Aynı şekilde hiç bir boyutun hiç bir yüksek varlığı da bilemez. Bu hiçliği Özenerji de bilemez ancak tahmin edebilir çünkü hiçlik varken Özenerji de yoktu.

Sadece "Şey" vardı. Şey diyoruz çünkü Şey'in bir ismi yoktu. O zamanlar isim de yoktu. Aslında zaman da yoktu.Çünkü ister izafî olsun ister herhangi bir boyut ya da dünyadaki gerçek zaman olsun zaman ancak Özenerji ile başlamıştır. Şeyh için içinde hiç halinde bilinçsizdi. Şey herşeydi. Şeyden başka şey yoktu. Şey'in dışında bir şey de yoktu. Aslında hiçlik de yoktu çünkü hiçlik de Özenerji ile başlamıştı. Şey herşeyi bünyesinde toplamış olarak uykudaydı. Kendisini bilmiyordu. O zaman enerji de yoktu. Bu yüzden Özenerji de yoktu. Şey hiçin içinde kendisi dışında hiç bir şey olmayan bir kozmik yumurta olarak uyuyordu."Bir gün" diyemiyoruz çünkü ne gün vardı ne de bir. Çünkü Bir'de Özenerji ile var oluştur. Bu yüzden gün olmayan Gün'de bir olmayan Bir'de bir gün Şey uyandı. Bilgisi ve zihni sıfırdı.Sıfır o anda oldu. Ondan önce sıfır da yoktu. Şey kendisinin bir enerji olduğunu bildi. Enerji o andan itibaren oldu. Aynı şekilde Bilmek de An da o anda mevcut oldu. Şey artık şey değil enerjiydi. Kendisinden başka şey olmadığı için O herşeyin kaynağı olan enerjiydi ve herşeyin özü olan Özenerjiydi. Özenerji kendisini idrak ettiği anda kendisini böldü. Çünkü tek yanlı ve dengesiz enerji olamıyacağını da bildi. Kendi içinde artı ve eksi'lere ayrıldı. O zamana kadar artı ve eksi de yoktu. Bundan sonra Özenerji kendisini bölerek patlatarak ya da dağıtarak Evren'i yarattı. Yarattı demek de yanlış. Olmayan birşeyi yapmadı. Evren'i kendisinden oluşturdu. Ya da kendisini Evren yaptı. Ancak bu işte kendisinin tamamını kullanmadı. Bir kısım bilinci zekası ve maddesi geride kaldı. Özenerji'nin Evreni oluşturmasının Boyutları ve varlıkları yaratmasının ne kadar sürdüğü bizi hiç ilgilendirmez. Bütün bunlar bir saniyede mi oldu yoksa milyarlarca yılda mı gerçekleşti? Ne farkeder? Evren yavaş yavaş gelişerek mi oluştu boyutlar birer birer mi oldu her şey bir anda mı oldu? Bunların ne şekilde olduğunu bilemeyeceğimiz gibi biliyor olmamız da bir şey değiştirmez. Bu oluşumu merak eden her kimse bunu kendi zevkine ve mantığına göre kabul edebilir. Hiç bir şey farketmez. Sonuçta olması gerektiği gibi oldu.Evren'den geriye kalan Özenerji (bütünün büyük parçası mıyarısı mı küçük kısmı mı isterse bir zerresi olsun bu da farketmez) aslında bir tek bilinç olan bilincini Evren ve kendisi olarak böldü ve Evren'i gelişmesi ile özgür bıraktı. Herşeyin Özenerji olmasına rağmen Özenerji sadece geride bıraktığı parçası ile Özenerji olmak istedi. Çünkü kendisini bilmek istedi.

Kendi kendisine iken ve bir bütünken kendisini tam olarak bilememekteydi çünkü bilgisi sıfırdı. Şey olmaktan uyanıp Özenerji olunca kendisini sıfırlamıştı. Çünkü kendisini sıfırlamak için Şey olmuştu. Şimdi; bazı kaynaklar der ki Tanrı tektir. Bilinmek istedi ve kendisini bilsinler diye insanları yarattı. Ne büyük bir yalan ne büyük bir yanlışlık ve ne büyük bir kendini beğenmişlik! Kendini beğenmişlik çünkü bütün bu çok boyutlu Evren'de milyarlarca gezegendeki bir o kadar sayıdaki varlık türü içinde Tanrı kendisini bilsinler diye bu dünyada yaşayan sefil insanları yarattı. Yanlış çünkü Tanrı sadece insanları değil bütün boyutları ve varlıklarını kendisini bilmek için yarattı. Çünkü O Şey olmaktan çıkıp Özenerji olduğu zaman kendisini bilmesi de sıfırdı. Çünkü O sadece bunu sağlamak için Kozmik yumurta olmuştu. Herşeyi sıfırlamak bütün bilgisini silmek için toplanıp Şey haline gelmişti ve hiç olmayan hiçin içindeydi. Kendi bilgisini toplamak için de Evreni oluşturmuştu. Herşeyin başı ve sonu Evvel ve Ahir'i olan ve herşeyi kendisinden oluşturan bütün bilgilerin kaynağı olan Özenerji'nin de bilemeyeceği bazı şeyler vardır.

Bunlardan birisi Şey halini almadan önce ne olduğudur. Çünkü Şey haline girince herşeyi sıfırlamıştı. Eğer Şey olmadan önce ne olduğunu bilseydi kendisini sıfırlama istek ve kararı gerçekleşmemiş olurdu. Bilemeyecek olduğu ikinci şey ise zamanı gelip tekrar Şey olduğu zaman ve tekrar uyanıp tekrar Özenerji olunca Evreni tekrar yapıp yapmayacağı ya da nasıl bir formda yapacağıdır. Çünkü bunlara dair bir karar alsa bile kendisini sıfırlayınca o kararlar da yok olur. Tekrar Özenerji olunca da kendisinden başka şey olmayan ortamda eski kararlarını kendisine hatırlatacak bir şey de olamaz. Ayrıca mantıken böyle bir şeye gerek de yoktur. Çünkü Özenerji bir karar almak ilerde de şöyle yapayım demek durumunda da değildir. Bu gibi şeyler bize mahsus yaşama belirtileridir.

Özenerji Evren'i meydana getirdikten sonra ona müdehale etmedi. İyiye kötüye karışmadı. Her şeyle kendi oluşturduğu alt varlıkları belli bir hiyerarşik sıra içinde ilgilendiler. Aslında en üst seviye yöneticileri de maddesel ortamlardaki gelişime müdahale etmediler. Boyutlar varlıklar dünyaların var ya da yok edilmesi daha alt seviyeli yönetici varlıkların işiydi. Özenerji üst seviye yöneticileri vasıtasıyla sadece bilgi toplamaktadır. Önemli olan yapılan bilgi aktarımıdır. İyilik Kötülük Karanlık ve aydınlık tabii ki vardır.

Bunlar olmasaydı deney de olmazdı varlıkların tekamülü de olmazdı ve bilgi de aktarılamazdı. Fakat bunların türü ile ya da iyinin veya kötünün üstün gelmesiyle Özenerji ilgilenmez. Çünkü bunların hepsi onun varlıklarıdır ve ona bilgi aktarmak için çalışırlar. Özenerji bizzat ya da onun üst seviye yöneticileri ancak dengenin zararlı olacak ve bilgi aktarımını kesecek kangren edecek şekilde bozulması ihtimali belirince herhangibir şeye müdehale ederler.

Bu da çok ender olur. Eğer yaradılıştan beri olan savaşı aydınlık ya da karanlık kazanırsa denge bozulur. Bu durumda savaşı kazanan kendisi diğer taraf haline girer. Herşey durur ve İlahi plan bozulur. Bu yüzden de kozmik savaş hiç bitmeyecek denge bozulmayacaktır.

Yaşayan her varlık Özenerjiye bilinçli ya da bilinçsiz olarak bilgi aktarır fakat bazan bu bilgiler tıkanabilir. O zaman tıkanan bilgi kaynakları ortadan kaldırılır yenilenir ya da çok kötü durumda değilse ıslah edilir. Kısaca Özenerji durmadan bilgi toplar. Her bilgi kırıntısı onun için değerlidir. Bu şekilde devamlı olarak kendisini bilir. Aynı şekilde üst boyutların varlıkları da bilgi toplarlar. Sonunda çok çok sonra bir gün Evende edinilecek bilgi kalmayınca Özenerji kendi bilgisi ile tam olarak dolduğu zaman kendisini tam olarak bilecek artık bilinecek bir şey kalmayacaktır. İşte o zaman Özenerji gene kendisini sıfırlamak isteyecektir. Kaadiri mutlak ve herşeyin yaratıcısı olan sınırsız Özenerji'nin istese bile yapması mümkün olmayan tek bir şey vardır ki o da ölmektir. Özenerji istese bile ölemez çünkü O ölümsüzdür. Çünkü ölüm denilince akla gelen şey zaten yoktur ve çünkü Ölüm de ancak Özenerji ile ve onun içinde mevcut olmuştur. Onun tarafından yaratılmıştır. Bu durumda Özenerji kendisini sıfırlamak için tekrar Evreni kendi bünyesine geriye toplar. Tekrar bir bütün olur. Tekrar kendisini bir kozmik yumurta haline getirir. Artı ve eksi yok olur. Özenerji tek yönlü bir enerji olur. Sonra enerji de olmaz. O artık Şey olur ve olmayan hiçlikte uyur.

Bunlar ne zaman olacaktır. Bu soruya herhangibir varlığın cevap verebilmesi pek mümkün görünmüyor. Fakat bunun olacağı zamanı şöyle açıklayabiliriz. Evrenin tamamında yapılması mümkün olan her şey yapılınca olması gereken her şey olunca. Bildiğimiz ve bilmediğimiz milyarlarca şeyden ikisini mesela müzik ve şiiri ele alalım. Müzik denilince sadece bizim yaşadığımız boyutu veya dünyayı da düşünmeyelim. Evrenin tamamında insan kulağının duyma sınırları içinde veya dışında mevcut olan bütün seslerle yapılabilecek bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün notalarla yapılabilecek her kombinasyon yapılıp çalınabilecek her müzik parçası çalınınca ve artık daha önce hiç çalınmamış olan yeni bir beste yapılmasına imkan kalmayınca Evren'in sonu gelecektir. Aynı şekilde bütün varlıklarda mevcut olan bütün kelimelerle söylenmesi mümkün olan bütün şiirler söylenince ve artık daha önce kurulmamış olan yeni bir söz dizisi kurmaya imkan kalmayınca her şey bitecektir.

Ve Bir olmayan Bir'de Gün olmayan Gün'de bir gün Şey gene uyanır ve herşey baştan başlar. Özenerji hakkında söyleyebileceklerimiz bu kadardı. Fakat burada bazı eklemeler yapmak gerekti. Bu çalışmadaki bölümler yazılıp bittikleri zaman Saki tarafından gözden geçirilmekte ve konunun iyi anlatılıp anlatılmadığı değil bizim tam olarak anlayıp anlamadığımız kontrol edilmektedir. Özenerji konusunda Saki'nin söylediklerini aşağıya olduğu gibi almak daha uygun görünüyor.

(Bülent Kısa - Büyü Sohbetleri)

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:22
BOYUTLAR

Evren çok boyutludur. Çevrede görebildiğimiz ya da şu veya bu şekilde algılayabildiğimiz her şey bizim bulunduğumuz boyuta aittir. Dünya Uzay görebildiğimiz ya da henüz hiç bir cihazla algılayamadığımız milyonlarca galaksi hepsi tek bir boyutun tek bir paraleline aittir. Çevre faktörlerinin bu boyuta ait olması sadece görülen cisimlerle sınırlı değildir. Bilimimiz tekniğimiz, zevklerimiz, duygularımız, inanç sistemlerimiz, fizik kurallarımız ve hatta evrendeki en değişmez şeylerden biri olan matematiğimiz bile sadece bu paralele aittir.

Diğer boyutlarda herşey farklıdır. Her boyut; uzayı yıldız sistemleri farklı dünyaları ve farklı canlı türleri ile tıpkı bildiğimiz bu âlem gibi bir yerdir. Tabi ki bu "Bildiğimiz bu âlem gibi" izafî bir sözdür. Yıldız sistemleri bize benzeyebilir hiç benzemeyebilir ya da tıpatıp aynı olabilir. Boyutlar yanyana ya da farklı mekanlarda değil aynı anda ve aynı yerde içiçedirler. Bu biraz televizyon yayınlarına benzer. Çevremizde yüzlerce televizyon kanalının yayını ve bu yayınları taşıyan dalgalar vardır. Evimizdeki alıcıyı hangi kanala ayarlarsak o kanalı seyrederiz. Yayınlar birbirine karışmaz. Bizim bu paraleldeki durumumuz evindeki televizyon alıcısında tek bir kanal olan ve bu televizyonu da başka bir kanala ayarlaması imkansız olan bir adama benzer. Bu kişi hayatı boyunca değişik kanallara sâhip olan başka bir televizyon alıcısı ve değişik bir kanalı görmediyse televizyon denilen şeyi kendisinin seyrettiği alet ve tek kanaldan ibaret zanneder.

Esas olarak Yedi tane boyut vardır. Bunların bazıları bizden ileri bazıları da geridir. Yedi ana boyut olmakla birlikte her boyutun bir çok paraleli vardır. Burada kullanılan "Paralel" kelimesi aslında bildiğimiz "Boyut" kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Bunun kullanılış sebebi de şudur: Yüzlerce binlerce ve belki de milyonlarca boyut mevcut olmakla birlikte bu boyutlar kendi aralarında belli tekamül seviyelerine göre guruplaşmışlardır. Bu gurupların her birine "Boyut gurubu" ya da "Boyut sistemi" demek mümkündür. Bu yüzden mesela 3. boyut denildiği zaman bir tek boyut değil de hemen hemen aynı tekamül seviyesinde ya da hiyerarşik sıralamada aynı skalada olan bir çok boyut kastedilmektedir. Bu yüzden gene mesela bizim yaşadığımız boyut kastedilmek istendiği zaman 3. boyut değil de 3. boyutun bizim yaşadığımız paraleli denilmektedir. Paralel aynı boyut sistemine ait olan boyutlardır. Bizler üçüncü boyutun paralellerinden birindeyiz.

Aslında 1. Boyut 2. Boyut diye bir ayırım da yoktur fakat burada bazı şeyleri belirleyebilmek için bu gibi ayırımları kullanmak zorundayız. Boyutların parallerinden bahsederken bir ana boyut mesela bizim bulunduğumuz 3. Boyut ve bunun alt gurupları var da zannedilmemelidir. 3. Boyut bir çok paralelden meydana gelen bir sistemin ismidir. Yani 3. Boyut gurubundaki bütün boyutlar birer paraleldir. Hernekadar yedi ana gurup var denmişse de bize göre her paralel değişik bir boyuttur ve bu açıdan bakınca milyonlarca boyut var demek de mümkündür. Kısaca şu şekilde tarif etmek daha uygun olabilir. Yedi tane boyut gurubu vardır. Bizden ister daha ileri ister daha geri olsunlar diğer boyut paralelleri ile zaman zaman ilişki kurmamız mümkündür fakat belli bir dereceye kadar. Mesela 4. Boyut'la ya da 2. Boyut'la hasbelkader kontak kurmamız zor olmakla beraber mümkündür fakat bir 5. Boyut ya da 6. Boyut varlığı ile ilişki kurabilmemiz ancak kendileri herhangi bir sebeple bunu isterlerse mümkündür. Bizim en rahat ilişki kurabileceğimiz seviyeler gene 3. Boyutun bize yakın paralelleridir. Gene spiritüalistlerin Spatyum dini kesimin ahret dedikleri yer de 3. Boyutun başka tür paralellerinden ibarettir. Aslıda Ahret denilen yer bir parelel değil de Astral âlemdeki boyutlar arası bir yerdir. Aradaki fark şudur; paraleller bizim âlemimiz gibi maddi âlemlerdir.

Buralarda bedenli varlıklar vardır. Astral âlem ve ruh enerjilerinin fizik beden ölünce geçtikleri yerler ise ancak bedensiz olarak bulunulabilecek yerlerdir. Bizim 3. Boyut varlıkları olduğumuzu belirtmiştik. Bu 3. Boyutun bütün parelelleri bizimle aynı seviyededir anlamına gelmez. 3. gurupta bizden çok ileri ya da çok geri paraleller de mevcuttur.

Hatta değişik bir paralelden bahsetmek bile gereksizdir. Bulunduğumuz paralelde bile uzay içinde bizden daha ileri ve daha geri uygarlıkların olabileceği zaten herkes tarafından kabul edilen bir şeydir.

Bütün boyutların fiziksel ve coğrafi yapısının bizden çok farklı olmasına rağmen bize tıpatıp benzeyebileceklerin de olabileceğini belirtmiştik. Aynı şekilde boyutlarda bulunan varlık
türleri de bize benzeyebileceği gibi bizden çok farklı hatta bize göre korkutucu bile olabilir. Bu yedi ana boyut gurubunu kaba şekilde aşağıdaki gibi tasnif etmemiz mümkündür.

BİRİNCİ BOYUT:

Birinci boyut tamamen içgüdüsel davranışlar içinde olan düşünme ve kendiliğinden haraket kabiliyetine sahip olmayan ilkel varlıklar boyutudur. Bu boyut gurubunun varlıkları bizim alışık olduğumuz ya da varlık denilince aklımıza geliveren güzel çirkin korkunç vs. formlarında olmayabilirler. Küresel ya da küp şeklinde varlıklar da olabilirler.

Bulunduğumuz dünyaya uyan bir benzetme yapılırsa bitkiler 1. Boyut varlıklarıdır denilebilir. Tabii burada dünyadaki bitkiler 1. Boyuta aittir gibi bir iddiada bulunmuyor sadece bir benzetme yapıyoruz. Kısaca 1. Boyut varlıkları haraket kabiliyetleri sınırlı olan ve düşünemeyen varlıkların toplamıdır. Bununla beraber bu varlık kavramını çok da geniş tutmak gerekir ancak bunların tamamının herhangi bir enerji yansıması yoktur. Verilen tek yanlı emirlere göre eylem gösterirler.

Kendiliklerinden bir şey yapabilme kabiliyetleri yoktur. Çeşitli majikal çalışmalarda 1. Boyut'tan ya da birinci boyut varlıklarından istifade etmek mümkündür. Ancak bu kullanım sınırlıdır. Çalışmalarda genellikle 2. Boyut ve daha az da 3. ve 4. Boyut varlıkları kullanılır. 1. Boyut varlıklarının kullanımına örnek olarak Kblan kitabında anlatılan bir kat çalışması yapıldığını ve bir insan üzerinde katlarda uygulama yapıldığını düşünelim. Bu kimsenin Astral formu üzerinde çeşitli seviyelerde çeşitli işlemler yapılabilir. Yüksek seviyede sayılabilecek katlarda da çalışma yapılabilir fakat kurbanın formu mesela bir taşa bağlanıyorsa işte o taşın kendisi bir 1. Boyut varlığıdır ya da 1. Boyut varlığının Astral formudur. Kurbanın formu sırf kötü durumda olsun diye bir yere gömülüyorsa o gömülen yer 1. Boyut'la rabıtalıdır. 1. Boyut varlığı kişiler üzerinde nasıl etki yapabilir? Bu şu şekilde olmaktadır; varlık ya da varlığın benliği Astral bölgeye çekilir. Bunun biliçli olarak yapılması gerekmez. Söz konusu varlık mesela bir taş formunda ise kişinin formu o taşa ne amaçla bağlandı ise varlık bu amacı ilkel bir emir olarak alır. Kişinin formu üzerinde aynı etkiyi bilinçsizce sürdürür. Bir noktada kişinin fizik plandaki fiziksel benliğine yapışır. Aynı şekilde kişilerin Astral benliklerini ya da bazı çok ileri seviye çalışmalarında bizzat fiziksel bedenini 1. Boyuta atmak mümkündür çünkü 1. Boyut genel olarak sıkıntı verici sınırlayıcı kara bir mekandır. Özet olarak söylemek gerekirse kat çalışmalarındaki Sıfır ve Birinci katların bazı bölgelerine benzer.

İKİNCİ BOYUT:

İkinci boyut varlıklarının da zihinsel sistemleri bizden yavaştır. Temel olarak beslenme cinsellik yani üreme ve yok etme yani savaş içgüdüleriyle sınırlıdırlar. Bizdekine benzer bir ego vs. gibi duyguları yoktur. Aslında tekamül açısından onlardan pek az bir farkımız olduğunu söyleyebiliriz. İkinci boyut varlıklarının düşünce aktarımında bulunabilmeleri yani diğer boyutlarla bilgi alış verişleri yoktur.

Kendi içlerinde bazı değişimler söz konusu olabilir fakat bunun için de üçüncü boyut varlıklarına ihtiyaç duyarlar. Tek başlarına fazla bir gelişme gösteremezler. Bunlara rağmen İkinci boyut varlıkları ve İkinci boyut asla gereksiz değildir. Bütün galaksi sistemlerinde İkinci Boyut varlıkları vardır. Bunlar kendi içlerinde ve Boyut sistemlerinde belli bir ekolojik dengeye göre haraket ederler. Bu varlıklar Üçüncü boyut tarafından kullanılmak üzere programlıdırlar. Yani Özenerji bunu böyle uyarlamıştır. Sadece bizim paralelimiz değil bütün 3. Boyut gurubu için bu geçerlidir.

Bizim paralelimiz ve bizim dünyamız bu durumdan belki de en az haberdar olanlardan
birisidir. 2. Boyutu tek yönlü düşünce boyutu olarak nitelendirmek de mümkündür. Buradaki varlıkların haraket kabiliyetleri olmasına rağmen düşünce kabiliyetleri yoktur. Sadece verileni uygulayabildikleri için de buradaki varlıkların majikal çalışmalarda yardımcı olarak kullanılmaları mümkündür. Kblan kitabında anlatılan bütün kat çalışmalarının büyük bir bölümünde görülen varlıklar 2.Boyut varlıklarıdır. Özellikle 4. Kat çalışmalarında görülen yardımcı varlıklar ve Sıfır katındaki mesela Yaki ismiyle tanınan varlık 2. Boyut varlığıdır. Bunlar da gene içgüdüsel ve saldırgan davranışlar içinde olan varlıklardır. Yukarda 2. Boyut varlıklarının tekamül edebilmek için 3. Boyut varlıklarına gerek duyduklarını belirtmiştik. Hem bunun ne şekilde olabildiğine hem diğer boyut varlıklarının nasıl olup da bizim tarafımızdan kullanıldıklarına ve hem de bu tekamüle örnek olarak Yaki konusundan biraz daha detaylı bahsetmek gerekmektedir.

Yaki sıfır katında ilk rastladığımız varlıklardan biridir. İlk andaki görünümü dehşet vericiydi. İriyarı adaleli fakat deforme bir vücut goril gibi uzun kollar elinde tuttuğu uzun bir mızrak ve hepsinden kötüsü timsah ve yaban domuzu karışımı bir yüzü vardı. Bütün bunlar bulanık bir şekilde görülüyordu. İlk karşılaşmada Yaki bütün konsantremizi bozacak şekilde korkunç çığlıklarla saldırdı ve Saki bizi uzaklaştırmasaydı ne yapacağımızı bilemezdik.

Sonraki çalışmalarda Yaki ile bir çok defa karşılaştık. Üzerinde çalışmalar yaptğımız bazı insanların formlarını Yaki'ye verdik. O da bunları alıp kendi bünyesine dahil etti. Söz konusu insanlar fizik planda ani kötülüklerle karşılaştılar. Hayatları bir anda altüst oldu. Buna karşılık Yaki formu gün geçtikçe bir anlamda evcilleşti. Zamanla daha gelişmiş bir varlık izlenimi vermeye başladı. Görünümü inceldi ve sonunda düzgün adeleleri olan çok mükemmel bir bedenle görülür oldu. Kafası yelesi olan bir erkek arslan başı haline geldi. Sadece ön kollarının yarıdan aşağısı pullu bir deriyle kaplıydı ve el yerine korkunç pençeleri vardı. Bacakları da kaval kemiklerinin yarısından aşağısı pullu şekilde kaldı. Son gördüklerimizde düşünce yapısı yani zihinsel olarak da gelişmiş daha bir bağımsızlık kazanmış gibiydi.

Yaki formunun gerek ilk görünümünün ve gerekse son hâlinin tabi ki bizim müşterek bilinçaltımızın yarattığı daha doğrusu karşılaşılan enerjiye onun uyandırdığı vibrasyona yakıştırdığı imajlar olduğunun farkındaydık. Aslında Yaki isminin bile bizim bilinçaltımızdan Saki isminden çağırıştırılarak çıkartılmış bir isim olduğunu biliyoruz. Ancak şu kesin ki yabancı bir enerji türü ile karşılaşmıştık ve ilk karşılaşmada saldırgan olan bu enerji zamanla dost ve hatta uşak olmuştu. Yaki'deki değişimi ilk başlarda ona verilen insan formlarından çektiği enerji yüzünden zannetmiştik. Çünkü Yaki'nin en baş fonksiyonu insanların enerjilerini sömürmek çekip almaktı. Sonraki konuşmalarımızda Saki bunun kısmen doğru olduğunu fakat değişimin bizimle devamlı kontak halinde olmaktan bizden alınan bir gelişme olduğunu söyledi. Burada söz konusu olan bu Boyut konuları açılana ve Boyut varlıklarından bahsedene kadar Yaki konusu ile ilgilenmedik. Şimdi Yaki olayını daha iyi anlayabilmekteyiz.

Her boyutun ya da her paralelin kendisine has ayrı bir Astral âlemi ya da katları vardır. Yaki veya eğer bir ismi varsa gerçek ismi her ne ise o bir 2. Boyut varlığıdır. Onun gerçek fizik bedenini ele almamız ve kullanmamız zaten kat çalışmaları seviyesinde imkansızdır. Biraz karışık bir anlatım da olsa biz Yaki'nin kendi Astral katlarındaki enerjisini kendi katlarımıza çekerek kullanmış oluyoruz. Bu durumun da ne gerçek Yaki ve ne de biz bilinçli olarak farkındayız. Biz Yaki ile çalıştıkça sanki ona bir bedel öder gibi gelişmesine katkıda bulunuyoruz.

Gelişme Astral enerjiden 2. Boyuttaki gerçek Yaki'ye yansıyor ve onda da bazı gerçek gelişmeler söz konusu oluyor. Sonuçta iyi bir alış veriş oluyor.İşte 2. Boyut varlıklarının 3. Boyut varlıklarının yardımı ile gelişmelerinin basit bir örneği. Başka paralellerde ve seviyelerde 2. Boyut varlıkları ile 3. Boyut varlıklarının fiziksel olarak birbirlerinin boyutuna geçerek karşılaşmaları ve daha farklı tekamüllere sebep olmaları da mümkündür.

(Bülent Kısa - Büyü Sohbetleri)

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:24
ÜÇÜNCÜ BOYUT:

Bulunduğumuz boyut gurubu ve kısmen bizim türümüzdeki varlıklardır. 3. Boyut'tan itibaren varlıklar çift yönlü haraket edebilirler ve düşünme kabiliyeti başlar. 3. Boyut varlıklarının hem emir alma hem de emir verme kabiliyetleri vardır. Bu boyut varlıklarının en azından bazı paralellerin varlıklarının da bazı çalışmalarda kullanılmaları mümkündür. Buna örnek olarak Kblan kitabındaki 13. Kat çalışmalarını gösterebiliriz. Bu varlıkların Astral enerjilerinin dünyamızda yaşayan herhangi bir insanın içine monte edilmesi mümkündür. Bununla beraber bunlar bir insana monte edildikleri zaman o bedene hakim olup zamanla gene kendi istedikleri gibi haraket edebilirler.

Buna rağmen gene de belli bir emir sistemine bağlı olurlar. 3. Boyut paralellerine ve varlıklarına gerçek bir örnek olarak İslami Cin kavramını gösterebiliriz. Tabii bunun batılı karşılıkları çeşitli Ortaçağ Grimoire'larında görülen demonlar spiritler ve benzeri varlıklar da vardır. Bunlar tamamen 3. Boyut'un Dünya'ya yakın paralelleridir fakat bir çok paralel de bildiğimiz bu dünya seviyesindedir. Burada bahsedilen Cinler 3. Boyut paralellerindeki bazı varlıklardır ve 4. Boyut konusunda anlatılan Cin benzeri denilen yarı enerji varlıklarıyla ilgileri yoktur.

Bildiğimiz Cinler 4. Boyut varlıklarına göre fazlasıyla ilkellerdir. Birinci ve İkinci boyut varlıklarının kendi boyutlarının üstünde bir ilerleme ve başka boyutlara atlayabilme imkanlarının olmamasına karşın üçüncü boyut varlıkları için tekamül ve atlama yolları açıktır fakat bu da her varlık için geçerli olmayabilir. Üçüncü Boyut gurubunda bizden çok daha fazla gelişmiş varlıklar vardır. Bunlardan bazıları 2.Boyut varlıklarına hiç gerek duymazlar. Bu tür varlıklar kendilerinde daha büyük bir enerji toplamış ve zihinsel olarak daha gelişmişlerdir. Genel olarak bütün 3. Boyut paralellerinin varlıkları daha üst seviyelere atlayabilirler.

Fakat bunun için de çok fazla gayret göstermeleri zaman içinde bazı şekil değişikliklerine uğramaları gerekebilir. Bu gibi şeyleri başaranlar dördüncü boyuta atlayabilirler. Zaten 4'e geçtikten sonra sırayla diğer üst boyutlara atlamak ve zamanla yönetim mekanizmasına kadar ulaşmak mümkündür. Yönetim mekanizması denilince tabii bu sadece Özenerji'nin altında ve ona bilgi aktarmaktan ibaret olan bir aşama kastedilmektedir.

DÖRDÜNCÜ BOYUT:

Bu boyutun varlıkları yarı enerji varlığı yarı bizim yapımızda olan varlıklardır. Yarı enerji varlığı oldukları için Astral bölgede çok rahat haraket edebilirler. Fiziksel olarak da Astral yapı olarak da çok rahat geçiş yapabilirler. Bu varlıklar da dünya sistemine çekilebilirler. Bunları bilinen sadece tarif için İslami Cin varlıklarına benzetebiliriz. İslami Cinler 3. Boyutun paralellerinin birinin varlıklarıdırlar.

Dördüncü Boyut varlıklarında da beslenme ve cinsellik olayı devam eder. Bu boyutta maddesellik hala mevcuttur fakat bu boyut varlıkları istedikleri takdirde maddeselliklerini ortadan kaldırabilirler. Kendilerini isteklerine göre Üç veya beşe göre yönlendirebilirler.

BEŞİNCİ BOYUT:

Beşinci boyutta maddesel görünüşe gerek yoktur. Her varlık bir enerji varlığıdır. Maddesellik olmayınca yemek beslenme gibi şeylere de gerek kalmaz. Bu boyutun varlıkları 5. Boyut varlıkları olmalarına rağmen kendi başlarına haraket etme imkanları kısıtlıdır. Sadece bir üst boyutun yönlendirmesi ile eylemde bulunurlar. Netice olarak 6. Boyut'un alt kademesidirler. Durum biraz 1. Boyut'un 3. Boyut'un alt kademesi olması gibidir.

ALTINCI BOYUT:

Altıncı Boyut tamamen enerji boyutudur. Bu boyut varlıkları genel olarak tek tek ya da bir plan olarak alt boyut varlıklarına bilgi aktarabilirler. Düşünme kabiliyetleri çok gelişmiştir. Alt varlıkları kontrol edebilirler. Bütün alt boyutların olumlu ya da olumsuz bütün bilgiler için 6. Boyut varlıklarına ihtiyaçları vardır. Mesela 3. Boyut ve bizim paralelimize 4. Boyut'tan ya da 5. Boyut'tan bilgi aktarımı mümkün olmakla beraber bu daha karmaşık bir bilgi olur. Ayrıca bu bilgiler de onların 6. Boyut kanalı ile aldıkları bilgilerdir. Kısaca İster Rahmani ister Şeytani bütün eğitim ve öğretim mekanizması Altıncı boyuttur. Bu boyutun varlıklarının kendi içlerindeki sınıflanmaları oldukça fazladır. Altıncı boyut ileri bir seviyedir fakat gene de bu boyutun varlıkları bir dereceye kadar tek yönlüdürler. Artılar ve eksiler olarak tek haraket ederler. Kendi içlerinde birleşme imkanları yoktur. İstedikleri anda fiziksel yapıya da dönebilirler ve madde planına da inebilirler. 6. Boyut varlıkları dünya realitesine göre değerlendirildikleri zaman bir dereceye kadar Melek veya Şeytan olarak nitelendirilen varlıklarla ya da bunların karışımı ile eş değerde kabul edilebilirler. Mitolojik tanrılara benzetilmeleri de mümkündür.

YEDİNCİ BOYUT:

Yedinci boyut alt boyutlara çok istisnai durumlar haricinde hiç karışmaz. 7. Boyut yönetim kademesidir ve doğrudan Özenerjinin altında bulunur. Buradaki varlıkların sayısı çok azdır. Genel olarak nitelendirilmeleri gerekirse bu boyut varlıklarına üst seviye yöneticileri demek mümkündür. Doğrudan Özenerji ile bağlantılı bir boyuttur. Bilgi yapısı çok değişiktir.

Sayıca diğer boyutlara göre az olan varlıklar konulara göre bölünmüşlerdir. Mesela 20 değişik konu varsa 20 varlık vardır. Buradaki sistem Özenerjiye gelen kolların tamamının bulunduğu yerdir. Eğer Özenerji 30 konu üzerinde haraket ediyorsa ki gene mesela dünyada bunların ancak onu bilinebilir bu otuz ana sistemin hepsi buradadır. Altıncı boyut da 7'nin alt seviyesidir. Yukardaki örnekteki gibi 7. Boyut'a göre 30 konu varsa 6. Boyut varlıkları bu 30'un dalları bir tür alt programları olarak ayrılırlar.

Burada Saki gibi varlıklar bulunmaktadır. Saki bir öğretici olarak geçmektedir. Saki gibi Bilgi verici Bilgi alıcı Yok edici Öldürücü Yaşatıcı vs vs bir sürü varlık olabilir. Mesela aşağıdaki bölümlerde göreceğimiz Tragna uygarlığı ya da Tragnalılar 6. Boyut varlıklarıdır. Bunlar da meydana getirici yaratıcı ki aslında yaratıcı demek hatadır ya da deney yapıcı inceleyici türden varlıklardır.

Değişik işlevlerdeki varlıklar birlikte çalışabilecekleri gibi birbirlerine karşıt ya da birbirlerinden habersiz de olabilirler. Özet olarak bütün varlıklar 7. Boyut'a doğrudan bağlı olup 1'den 5'e kadar bütün alt boyutların bilgisini yukarıya aktarmakla görevlidirler. Diğer boyutların böyle bir şey yapabilme imkanları yoktur. Alt boyut varlıklarının da 6. Boyut varlıklarının da Özenerji'ye direk ulaşmaları söz konusu değildir. Ancak 7. Boyut direk bir üste bilgi verir. Bir 6. Boyut varlığının 7. Boyut seviyesine yükselebilmesi mümkünse de bu çok çok uzun zaman ve pek çok da gelişimden geçilmesini gerektirir.

Yukarıda 7. Boyut'un nüfus yoğunluğu olarak çok az olduğundan bahsedildi. Aslında birden yediye bütün boyutlarda seviye yükseldikçe varlık sayısı azalmaktadır. Bu
durumda en yoğun boyut en ilkel boyut olan birinci boyut olmaktadır.

Buna göre evrenin yapısını geometrik olarak hayal etmek istersek ya da bunu bir kağıt üzerinde sembolik bir çizimle göstermek istersek tepesinde Özenerji'yi temsil eden küre veya herhangi bir sembol olan yedi basamaklı bir piramit düşünürüz. Piramitin en alt ve en geniş basamağı 1. Boyutu en tepedeki en dar basamak da 7. Boyut'u temsil eder tarzında yakıştırabiliriz fakat bu tasavvur hem doğru hem yanlıştır. Eğer boyutlardaki varlık sayısını yani nüfus yoğunluğunu göstermek istersek bu çizimi bir grafik değerlendirme olarak kabul edebiliriz. Fakat şayet boyut yapısının bir anlamda coğrafi genişliğini göstermek istersek ki zaten sembolik olarak bile kağıt üzerindeki bir çizimde bunu gösterebilmek fazlasıyla zordur. Bunun için farklı bir sembol bulmamız üç boyutlu düşünmemiz gerekir.

Önce bir piramit düşünelim. Bunun tabanının uzunluğu 3 cm. yüksekliği 21 cm. olsun. Bunun üzerinde onu tam olarak kaplayan ve sadece en üstteki tepe noktasından temas eden ikinci bir piramit düşünelim. Bu ikinci piramitin de tabanı 6 yüksekliği 21 cm. olsun. Bunun da üzerinde 9 santime 21 santim oranlarında bir üçüncü piramit koyalım. Üçüncünün üzerine 12 santime 21 santimlik bir dördüncü dördüncünün üzerine 15'e 21'lik bir beşinci bunun üzerine 18'e 21'lik bir altıncı piramit ve en üste de 21'e 21'lik bir yedinci piramit yerleştirelim. Bunların hepsinin üzerine de gene tepe noktasından diğerlerinin hepsine temas eden son bir piramit koyalım. Bu son piramit Özenerji olursa bir alttaki 7. Boyut ve en içteki ilk piramit de 1. Boyut olur. Boyutlar dünyalar değişik galaksiler hepsi de piramitlerin yan yüzeyleri olsun.

Bu durumda santimetrekare olarak en ufağının birinci piramit ya da birinci boyut olduğunu görürüz. Yedinci boyut veya yedinci piramit ise en geniş alana sahip olanıdır. Tabii Özenerji'yi temsil eden piramit ayrıca hepsinden büyüktür. Özenerji'nin tek bir varlık olduğunu biliyoruz. Bu durumda en geniş alan nüfus olarak en az olanıdır. 7. Boyut boyutlar içinde en geniş alana ve en az varlık yoğunluğuna sahip olanıdır. Bu şekilde aşağıya doğru inildikçe alan azalmakta fakat ters orantılı olarak varlık yoğunluğu artmaktadır.

Boyutlar hakkındaki bilgimiz bu kadar. Aslında tüm bu anlatılanlar son derece kısıtlı bilgilerdir. Belki de bu bilgiler baştan aşağıya yanlıştır fakat insanoğlunun hiç bilmediği şeyler hakkında insanı çok az tanıyan bir varlıktan başka bir boyuttan alınan bilgi de ancak bu kadar açıklama içerebilir.

Bilinmeyen değil kafalarımızda mevcut olmayan kavramlardan bahsediyoruz. Mesela Saki bize kendi boyutunda olan ve bizim hiç bilmediğimiz algı alanımızın dışında kalan bir rengi nasıl gösterebilir veya işitme sınırlarımızın dışında kalan gırtlağımızın asla uygun olmadığı bir sesi nasıl çıkarttırabilir?

Saki'nin bizim için hiç olan bilgileri ancak bizim kalıplarımıza uyarlayara* verebileceği için ortaya çıkan sonuç budur. Bir'den Yedi'ye kadar bütün boyutlarda mevcut olan tek ortak içgüdü cinselliktir. Cinsellik iki şey için gereklidir. Birincisi üremek; Özenerji dışında hiç bir şey ölümsüz değildir. Üst boyut varlıkları enerjiden ibaret olsalar bile oraları da sonuçta kendisine göre birer madde âlemidir. Bu varlıklar da kendilerine göre birer maddeye sahiptirler. Burada insanların dini anlayışlarına göre meleklerden değil madde varlıklarından bahsediyoruz. Bizden çok daha uzun yedibin yıl veya yirmibin yıl yaşayabilirler fakat zamanı gelince onlar da ölürler. Başka bir ifade ile Özenerjiye dönerler. Dolayısıyla üremeye ihtiyaçları vardır.

Cinselliğin ikinci amacı kendini deşarj etmek için zıt enerji ile birleşmektir. Bilgi alış verişi için zihinsel karışımdır. Bütün evren Pozitif ve Negatif enerjilerden meydana gelir. Her varlık artı veya eksidir. Artı enerjinin bir şekilde eksi enerji ile birleşmesi gerekir. Bu şekilde bilgi aktarımı ve kendi geriliminden kurtulmak mümkün olur. Üst boyutlarda yani Altı veya Yedi'de üremeye gerek olmayabilir. Varlıklar direk olarak Özenerjiden ayrılarak da meydana gelebilir fakat söz konusu kutuplaşma yüzünden cinsellik gerekli bir şey olur. Bu anladığımız anlamda cinsellikten çok zihinsel birleşim karışımdır. Üst boyutlarda da cinsellik için bir beğeni bilgi eşitliği tercih söz konusudur. Cinsellik sadece Özenerji seviyesinde yoktur fakat O bile kendi içinde kendisini artı eksi olarak bölmüştür.

Unutulmasın ki yeni ham yeni şeyler öğrenmeye açık ve bilinenlerden farklı bir enerji ancak farklı vasıflardaki iki enerjinin karışımından ortaya çıkan bir sentezdir.

(Bülent Kısa - Büyü Sohbetleri)

Astral Boyutla İlgili yazıyı "Yeni başlayanlar için astral seyahat" başlığına koyuyorum

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:29
Farkındalık uygulamaları hakkında;

1) Uzanın yatağa, yada oturun biryere ve gözlerinizi kapatın. Gözleriniz kapalıyken, bir karanlık görüntü görüyorsunuz. Peki gözleriniz kapalıyken, bir hiçlik olması gerekmez miydi. İşte o karanlık görünütüyü gören başka bir gözünüz var. O gözden bakmaya çalışın. Ama bu sefer ters açıdan yani gözünüzden dışarı değil, dışarıdan gözünüzün içine doğru bakma hissi verin.

2) Önce dikkatlice açık gözle bir nesneye bakın. Ona odaklanın. Mesela bir kaleme bakın. Sonra gözlerinizi kapatın ve o kalemi görememenizi düşüneceksiniz anında ve birden düşünceler arka arkaya gelmeye başlayacak. Kaleme bakarken farkındaydınız düşünceler geldi ve farkındalığı bozdu. Onları izleyin. Yokolacaklardır. Aklınıza her gelen düşünceyi izleyin yokolacaktır. Bu bir temizlenme sürecidir.

3) Duygularınız size tuhaf bir his verir. Böyle üşümüş gibi tüylerinizi ürperir, boğazınızda takılır, yutkunamazsınız vs. gibi belirtileri vardır. Nefesinizi izleyin ve Bu tür durumlarda hemen şu soruyu sorun;

"NOLUYOR BUNU BENMİ YAPIYORUM NASIL OLUYOR"

Sonra tekrar size düşünceler sanki mantıklı açıklamaymış gibi o duyguya sebep veren geçmişten yada gelecekten olayı düşünce olarak verecektir. Hemen tekrar izleyin ve "BU DÜŞÜNCELER BENİM EGOMU GÜÇLERİNDİRİYOR" deyin. Bir daha gelirse bir daha deyin ve en sonunda bir hiçlik oluşacaktır ve sebepsiz bir huzur ve gülümseme oluşacaktır. İşte bu gülümseme farkındalığın ateşidir.

4)En zor kontrol edilen duygu "ÖFKE" dir. Öfkelendiğinizde kendinizi kaybedersiniz ve tepkiler verirsiniz. Sesinizi yükseltirsiniz, tartışmaya girersiniz, belki olay büyüyüp kavgaya kadar gidebilir. Kurtulmanın 2 yolu vardır. Yeni başlayanlar için kolay olan yol;

- NEFESİNİZİ İZLEYİN VE ORDAN UZAKLAŞIN, DIŞARI ÇIKIN TEK BAŞINIZA ALAKASIZ BİRYERE GİDİN, BAĞIRIP ÇAĞIRIN, İÇİNDEKİNİ KUSUN AMA KİMSE GÖRMESİN. GİDİP BİRYERLERE TEKME ATIN, DENİZ KENARINDA BAĞIRIN AMA SAKIN İÇİNİZE ATMAYIN, O DUYGUYU SAKIN O DUYGUYU BASTIRMAYIN

- NEFESİNİZİ İZLEYİN VE TEPKİSİZ OLUN VE BEKLEYİN. KARIŞINIZDAKİNE CEVAP VERMEYİN VE İÇİNİZE SORUN "EGOMU GÜÇLENDİYORMU BU DURUM"

Tam 24 sayfanın özetini yaptım size. Bunları sadece yapın. Nedenini zormayın. Yorum yapmayın. Sadece yapın. Hergün. Vakit buldukça 1-2 saat yapın. Kendiniz için yapın. Sabredin. Sabredin. Tepkisiz ve dingin olun. Zamanla bu uygulamalar size karşılığını verecektir.

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:41
İki türlü insan vardır.

1)Günah işlememek için kasanlar
2)Günahlara (olumsuzluklara) takılmayıp sadece sevap işlemek için kasanlar

Ben 2. cisiyim.Pişman olmayan biriyim. Bilirimki her pişmanlığın arkasında beni üzmek isteyen şeytan vardır.

Ben hiçbirşey istemedim. Bütün bunların oyun olduğunu görünce inanın kuantum olumlama ile birşey isteyesim kalmadı. Sadece bu oyunu anlatabilmeyi istedim. İstiyorum da. Ama karşılıksız sevmek olduğunu biliyorum "gerçek" olanın. Karşılıksız sevmek cennete gitmek için inanmamak yır Allah'a. Sadece inanmaktır. Yaptıklarınızın başına "sadece" kelimesini koyabildiğiniz herşey farkındalıkla yapılır ve her zaman doğru olan odur. Sadece ders çalışmak sadece kitap okumak sadece sevmek sadece gülmek ...

Sadece olanlar farkındalıktır diğer fısıltılar vesvesedir egodur şeytandır nefs tir.

Para ;
1) ego tarafından insanı yoldan çıkartan bir araç olabilir. Hatalar yaptırabilir.
2) para kuantum olumlamanla belirlediğin amacında bir araç olabilir

Bu ikisinin arasında tercihinizi doğru yapınca egodan yada egonuzla istediklerinizin (hayallerin) size verilmediğini sadece karşılık beklemeden istediklerinizin size verileceğini göreceksiniz.

Karşılık neden beklenir bilirmisin? Kendini eksik sandığın için. Sen tamsın. Hiçbirşeye ihtiyacın yokki. Neden karşılık bekleyesin. Sen bir mucizesin arkadaşım. Hepimiz öyleyiz. Bizler Allah'ın halifem dediği meleklerin önümüzde eğildiği İNSANLARIZ. Bunu farkedin.

Para iyi veya kötü değildir. Tek söylemek istediğim farkındalıık aslında 1 saniyede yapabileceğiniz birşey ama ÖNYARGI denen kelimeyi yıkmadığınız sürece bu imkansız olur.

Birşey iyi veya kötü değildir. Bir insan iyi veya kötü değildir. Size bağıran annenizin tepkisi doğru veya yanlış değildir. Bir olgu günah veya sevap değildir. Bunlar sizin egonuzun (toplum yapısına ve zamanın şartlarına göre değişen) uydurduğu ama sizin farkemediğiniz şeylerdir. FARKEDİNCE FARKINDALIK OLACAK. Bir kes olsun sadece bir kez sinirlendiğinizde bu ben miyim noluyor ya deyin karşınızdakine bakın kendinize bakın. Bitti işte bu kadar basit. Sadece bir kez farkında olun olayı çözmüş olacaksınız.

Sadece yorum yapmayın yargılamayın. Olduğu gibi insanları kabul edin.Eylemleri olduğu gibi kabul edin. Güleceksiniz inanın kahkahalarla. Annenizin size bağırırken onun yanlış veya doğru yaptığını değilde sadece nötr olarak bağırma eylemini yaptığını hissedin.Güleceksiniz. Anne yeter deyip güleceksiniz ona sarılacaksınız. İşte farkındalık bundan ibaret. Gülerken ağlamak gibi aşık olduğun insanı görünce boğazına takılması gibi birşeylerin.

Farkında olun. Heran tetikte olun. Ego sizi yenerse pişman olmayın. Kıyametteki oyun burda da var. Bakın ölünce fiziksel olarak günahlar sevaplar çıkartılacak ve hangisi fazlaysa ona gideceğiz cennete veya cehenneme. Burada da aynı. Egodan dinlediklerinizden özden istediklerinizi çıkarın bu dünyada cennet veya cehennemi yaşayın.

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:46
6) YARATICI İMGEMELE (İLHAM YARATICILIK KUANTUM ONAYLAMA)

Sen bir şey buyuracaksın ve o senin için gerçekleştirilecek: ve ışık senin yollarında parıldayacak. (Eyüp 22:28)

Onlar hayattayken Allah’a ulaşmayı dilerler ve ölümle de bir kere daha ruhlarının Allah’a ulaşacağından emindirler.” (Bakara Suresi 46)

Uzun bir mesafe kateddiğimize inanıyorum. Fakat bütün konuların halen birbirine bağlı olduğunu görmektesiniz. Bu sebeple yazıları sürekli olarak bağlantılarıyla özetlemeye çalışıyorum.

İlk olarak insanın kendini bilmesi vardır. Buna farkındalık dedik. Farkındalık 3 aşamadan meydana geliyordu. Bu izleme uygulamalarını yaptıktan sonra özvalığımızla iletişime geçmeyi artık başarmış olmamız gerekir. Demiştim ya karnınızda tuhaf birşey oluyor. Tüyleriniz diken diken oluyor bir enerji dolanıyor içinizde sanki damarlaraınızda. İşte o hissettiğiniz enerji aslında her insanda mevcuttur ve eşit miktardadır.

Fizik bilmi de günümüzde cansız hiçbir maddenin olmadığını artık kabul etmiştir. Hayvanlar bitkiler taşlar yıldızlar çevremizde gördüğümüz herşey aslında canlıdır. Elektronlar atomların etrafında döner. Hepsinin potansiyel bir enerjisi vardır. İnsanları üstün kılan taraf ise bu enerjiyi insanlar kontrol edebilmektedir. Diğer varlıklarda bu durum böyle değildir. Siz hiçbir zaman bir masanın kendini geliştirip üzerindeki vazoyu devirdiğini göremezsiniz . Ama ikisi de aslında canlıdır.

"Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır." (Casiye Suresi 4)

Altı çizili yere dikkat edin.Kesin bilgiden ne kastediliyor olabilir?

Gökleri ve yeri hak ile yarattı: O şirk koştukları şeylerden yücedir. İnsanı bir damla sudan yarattı buna rağmen o apaçık bir düşmandır. Ve hayvanları da yarattı; sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz. Akşamları getirir sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik vardır. Kendisine ulaşmadan canlarınızın yarısının telef olacağı şehirlere onlar ağırlıklarınızı taşımaktadırlar. Şüphesiz sizin Rabbiniz şefkatli ve merhametlidir. Onlara binmeniz ve süs için atları katırları ve merkebleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır? Yolu doğrultmak Allah'a aittir kimi (yollar) ise eğridir. Eğer O dileseydi sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi. Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin zeytin hurmalıklar üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır. Geceyi gündüzü Güneş'i ve Ay'ı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır. Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler vardır. Denizi de sizin emrinize veren O'dur ondan taze et yemektesiniz giyiminizde ondan süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun iyilikseverliğinden aramanız şükretmeniz içindir. Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz. Ve (başka) işaretler de (yarattı); onlar yıldız(lar)la da doğru yolu bulabilirler. Yaratan hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah bağışlayandır esirgeyendir. (Nahl Suresi 3-18)

Altı çizili yerleri dikkatle okuduysanız ;

Düşünmek - gerçekten düşünmek bilmek - gerçekten bilmek akıl sahibi - temiz akıl sahibi ... neden kuranda farklı şekilde söyleniyor olabilir diye düşünmüş olmalısınız.

İşte gerçekten düşünmeyi gerçekten bilmeyi temiz akıl sahibi olmayı (olumlu düşünmeyi) elimden geldiğince önceki bölümlerde açıkladım.

Hepimiz bir enerjiden varolduk. Dünyadaki her atom birbirine bağlıdır .Ve tüm atomların topluluğda komple yaratana bağlıdır. Bu bağlar kuant adı verilen enerji yollarıyla sağlanmaktadır. Yani bu yazıyı okuyan insanda tüm insanlara bağlı bende tüm insanlara ve canlılara bağlıyım.

Suya küfür edilince molekülü farklı oluyordu dua edince farklı oluyordu. Suyla sizin aranızdaki bağ işte kuantlardır. Göremediğimiz bir bağdır fakat tamamen sinir sistemi gibi dünyada herşey ağlarla birbirine bağlıdır.

Şimdi kuantum düşünme kısmından önemli olan yerleri hatırlayalım;

Kuracağımız her cümleye dikkat etmeliyiz. Ağzımızdan çıkan herşey evrene gidiyor ve gerçek oluyor. Ama sadece olumlu olanlar. Mesela " ben geç kalkmayı istemiyorum" demek olumsuz bir cümleyken " ben erken kalkmayı seviyorum" olması gereken cümledir. Kuantum olumlamalar ile nasıl cümle kurulacağını yukarda anlattım.

Farkındalığımızla ulaştığımız özenerjimiz sonsuz ve sınırsız bilgiye ve güce sahiptir.

Bakınız;

Atom bombasının ne olduğunu hepiniz biliyorsunuzdur .Uranyum elementi bildiğimiz minicik bir taştır. Fakat onun merkezinin merkezinde minicik bir atom uyarıldığında bomba olur ve patlar. Bu enerjiyi tarif bile demiyoruz. Koskoca şehirleri yok edebiliyor.

Peki bizim içimizdeki merkezimizin merkezindeki enerjiye ulaşırsak nasıl bir patlama olur?

İnanın atom bombası yanında hava kalır.

Farkındalıkla bu enerjiye ulaştık. Bu sonsuz (sonsuza yakın demek daha doğru olur) enerji ile ne istersek yapabileceğimizi ama temiz düşünce sahibi olmamız gerektiğini ve farkındalık bilincine sahip olmamız gerektiğini anlattım. Bu sizin tıpkı uranyum atomundaki gibi potansiyel enerjiniz.

Şimdi bu enerjiyi faliyete geçirmenin ve zenginleştirmenin basit tekniklerini hatırlayalım.

*Anda kalmak
*Nefesimizi izlemek
*Meditasyon
*Farkındalık uygulamalarının hepsi

Sırt üstü uzandık yada dik bir şekilde oturduk. Gözlerimizi kapatıp nefesimizi 10 dan geriye doğru sayarak derin aldık ve verdikten sonraki bekleme süresine odaklandık. Bir süre sonra nefesimiz kısa alıp vermelerle kendiliğinden bir düzene girecektir. Ve Alfa ışımasıyla aynen atom bombası teorisindeki gibi yavaşlayarak dinginliğe ulaşacağızdır.

Evet bunu astral seyahattede anlattım. Kendini izlemek kısmında da anlattım. Meditasyonda da anlattım. Hepsinin mantığı aynı çünkü. Hepsi potansiyel enerjimizin farklı tekniklerle kontrolünden ibaret.

Olumlama cümleleri kurmayı öğrendik ve isteklerimizi iletiyoruz. Bu isteklerimizin gerçekleşeceği zamanı bilemiyoruz. Ama olmayacak olmuyor gibi olumsuzluklar düşünmek yerine başımıza gelen her olayı hayra yoruyoruz ve isteğime ulaşacağım için gerekli bir şeydi demek ki diyoruz.

Peki bu bekleyiş esnasında isteğimizi daha fazla pekiştirmeye ne dersiniz?

1) Net olarak hedefinizi belirleyin
2) Net bir fikir yada görüntü yaratın
3) Sık sık üzerine odaklanın ve tekrar edin
4) Ona pozitif enerji yükleyin
5) Hayatın akışına teslim olun ve yargılamayın olanları

İmgeleme kısaca kuantum olumlama ile sözlü olarka istediğimiz şeyleri görüntülü ve yazılı olarak tekrardan pekiştirmektir.

Burda da her zaman olduğu gibi içimizdeki enerjimizle farklı uygulamalar yapacağız. Bir takım egzersizler diyelim.

Yaratıcı imgelemenin de Kuantum olumlamanın da astral seyahatinde farkındalığında duru görününde ortak olan ve en önemli olan bir kuralı vardır.

Hissetmek. Bu düşünmekten farklıdır. Sanki o anda gerçekmiş gibi o olayı yaşıyormuş gibi davranmalısınız isteklerinizi. Araba örneği gibi. Sanki arabanız var sürün hissedin arabayı.

Hissetmek kavramı daha çok Kuantum ile ilgilidir. Birşeyi hissetmek demek o olayı adeta yaşamak demektir. Mesela Rock müzik dinleyenler müzik dinlerken gitarı adeta çalarmış gibi yaparlar ellerini. İşte o hissetmektir. O esnada düşünmezler. Düşünmek ise kriter belirlemektir ve egodandır. Birşeyi düşünüyorsanız o düşünme saatlerce sürecektir çünkü şeytan düşündürerek beslenir sizi.

Hissedin mesela kuantum olumlama ile araba istediniz evrenden. Arabanız var o esnada ve sürüyorsunuz direksiyonu çeviyor gaz pedalına basıyorsunuz vites değiştiriyorsunuz. Kuantum olumlama ile isterken sadece şimdiki zaman vardır. Birşeyi hissetmek sadece şimdiki zamanda mümkündür.

İçimizden cevapların verildiğini daha önce anlatmıştım. Burada da aynı durum olacak. İçimizden cevaplar ve sırasıyla neler yapmamız gerektiği bize söylenecek ve sırasıyla olması gerekenler gerçekleşeceği için TESLMİYET burada çok önemlidir. Sen istedin ve hayatın sıçrama ile ona göre düzenlendi. Bunu biliyorsan zaten başına gelen alakasız olayların bile isteğin için olduğunu bilip teslim olmalısın. Bırak hayat aksın.

Bu içimizden bize cevapları veren (ilham) gücün tam olarak ne olduğu belirli değildir. Fakat bir enerjidir ve güçtür. Tasavvufi inanca göre Allah'ın üflediği nefesidir içimizdeki. Fakat ehli sünnete göre bu yanlıştır. Batılılar buna kutsal rehber gri kartal gibi isimler verirler. Doğulular ise tao veya zen derler. Ben özvarlık dedim. Bazı örnek olumlama egzersizlerine bakalım;

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:49
KENDiNi TOPRAKLAMA VE ENERJiYi AKITMA ( Shakti Gawain)

Bu her türlü meditasyona başlamadan önce yapılması gereken çok basit bir imgeleme tekniğidir. Tekniğin amacı enerji akışınızı sağlamak her türlü engeli yok etmek ve meditasyon sırasında "uyuşturucu almış gibi" kendinizden geçmemeniz için sizi fiziksel düzeye sıkıca bağlı tutmaktır. Sırtınız dik ama rahat bir şekilde bir sandalyeye oturun ya da yerde bağdaş kurun. Gözlerinizi kapayın10'dan Ve kadar sayarak ağır ağır soluk alıp verin. Derin bir biçimde gevşediğinizi hissedene dek bunu sürdürün. Omurganızın en alt kısmına bağlı uzun bir kordonun yere kadar uzandığını oradan da toprağa girdiğini hayal edin.

Dilerseniz bunu bir ağacın kökünün toprağın altına derin bir biçimde uzanışı olarak da düşünebilirsiniz. Buna "topraklama kordonu" denir. Şimdi yerin enerjisinin bu kordon vasıtasıyla yukarı doğru (eğer bir sandalyede oturuyorsanız ayak tabanlarınızdan yukarı doğru) çıktığını bedeninizin her yanından geçerek yukarı akmaya devam ettiğini ve başınızın üstünden dışarı çıktığını imgeleyin. Bu akışın iyice oluştuğunu hissedene dek aynı görüntüyü resmetmeyi sürdürün. Şirndi de kozmosun enerjisinin başınızın üstünden içeri girdiğini tüm bedeninizden topraklama yapan kordonunuzdan ve ayak-larınızdan geçerek toprağa aktığını imgeleyin. Bu iki akışın farklı yönlere gidişini ve bedeninizde uyumlu olarak birbirine karıştığını hissetmeye çalışın.

Bu meditasyon sizi vizyonun önsezinin fantezinin ve imgelemenin kozmik enerjisiyle fiziksel düzeyin sabit maddi enerjisi arasında dengede tutar... mutluluğunuzu ve istediklerinizi gerçekleştirme gücünüzü artıracak bir dengede.

ENERJİ MERKEZLERİNİ AÇMAK (Shakta Gawain)

Bu bedeni iyileştirmek temizlemek ve enerji akışını sağlamak için yapılan bir meditasyondur. Bu meditasyonu sabah kalkar kalkmaz ya da herhangi bir meditasyon seansının başında veya rahatlayıp tazelenmek istediğiniz her seferinde yapabilirsiniz:

Sırt ustu yere uzanın; kollarınız iki yanda uzanabilir ya da ellerinizi karnınızın üzerinde kavuşturabilirsiniz. Gözlerinizi kapayın gevşeyin ve hafif derin ve ağır ağır soluk alıp verin. Altın ışıktan oluşan parlak bir kürenin (alanın) başınızın üstünü çevrelediğini imgeleyin.

Dikkatinizi ışık küresi üzerinde tutup onun başınızın üstünden çevreye yayıldığını hissederek derin ve ağır bir biçimde beş kez soluk alıp verin. Şimdi dikkatinizi tepenizden boğazınıza indirin. Bu kez altın bir ışık küresinin boğaz bölgenizden dışarı yayıldığını imgeleyin.

Dikkatinizi bu ışık üzerinde tutarak ağır ağır beş kez soluk alıp verin. Sonra dikkatinizi boğazınızdan göğsünüzün ortasına indirin. Bir kez daha göğsünüzün ortasından altından bir ışığın yayıldığını hayal edin. Enerjinin daha çok yayıldığını hissederek yine beş kez derin soluk alıp verin. Ardından dikkatinizi güneş sinir ağınıza (karın boşluğu) indirin: tüm orta bölgenizde altın ışık küresini imgeleyin. Ona doğru beş kez ağır ağır soluk alıp verin.

Şimdi ise ışığın pelvis (leğen kemiği) bölgenizin içinde ve çevresinde parıldadığını hayal edin. Yine ışık enerjisinin yayıldığını ve genişlediğini hissederek beş kez derin soluk alıp verin. En sonunda ışık küresinin ayaklarınızın çevresinde paıiadığını imgeleyin ve beş kez daha ona doğru soluk alıp verin. Şimdi altı ışık küresinin de aynı anda parladığını öyle ki bedeninizin enerji yayan bir mücevher şeridi haline dönüştüğünü hayal edin. Derin bir biçimde soluk alıp verin; soluk verirken yukarıdan aşağıya tepenizden topuğunuza dek bedeninizin sol dış yanından enerji aktığını imgeleyin.

Soluk alırken ise aynı enerjinin bu kez bedeninizin sağ dış yanı boyunca yukarı tepenize doğru çıktığını hayal edin. Bu enerjiyi bu şekilde bedeninizin çevresinde üç kez dolaştırın. Sonra yavaşça soluk verirken enerjinin tepenizden bedeninizin ön tarafı boyunca akıp ayağınıza ulaştığını imgeleyin. Soluk alırken ise aynı enerjinin bedeninizin arka tarafı boyunca yukarı çıkıp tepenize ulaştığını hissedin. Akışı bu yönde üç kez dolaştırın. Şimdi enerjinin ayaklarınızda toplandığını hayal edin.

Sonra bu enerjinin bedeninizin ortasından geçerek ayaklarınızdan tepenize doğru yavaşça çıktığını başınızın üstünden ışıktan bir fıskiye gibi çevreye yayıldığını sonra bedeninizin dışından tekrar ayağınıza doğru aktığını imgeleyin. Bunu birkaç kez ya da istediğiniz kadar tekrarlayın. Bu meditasyonu bitirdiğiniz zaman derin bir biçimde gevşeyip rahatlamış ama o ölçüde de enerji canlılık ve neşe dolmuş olacaksınız.

BİR SIĞNAK YARATMAK (Shakti Gawain)

Yaratıcı imgelemeyi kullanmaya başladığınızda yapmanız gereken ilk şeylerden biri içinizde istediğiniz zaman gidebileceğiniz bir sığınak yaratmaktır. Sığınağınız ideal gevşeme huzur güven korkusuzluk yeridir ve onu tam istediğiniz gibi yaratabilirsiniz. Rahat bir pozisyonda gözlerinizi kapayın ve gevşeyin. Kendinizi güzel bir doğal çevrede hayal edin. Bu bir çayır bir dağın tepesi orman deniz kıyısı... size çekici ve hoş gelen herhangi bir yer olabilir.

Bu yer okyanusun altında ya da başka bir gezegende bile olabilir. Nerede olursa olsun bu size rahatlık hoşnutluk ve huzur veren bir yer olmalıdır. Görsel ayrıntılara seslere ve kokulara bu yerle ilgili kapıldığınız her türlü his ve izlenime dikkat ederek çevrenizi araştırın. Şimdi burayı sizin için daha sevimli rahat yani kendinizi evinizdeymiş gibi hissedebileceğiniz bir yere dönüştürmek için gereken her şeyi yapın.

Orada bir çeşit ev ya da barınak inşa etmek ya da tüm bölgeyi altından bir koruma ve güvenlik ışığıyla kuşatmak sizi rahat ettirecek ve zevk alacağınız şeyleri yaratmak ve düzenlemek veya burayı özel yeriniz olarak resmen tanımak için bir ritüel yapmak isteyebilirsiniz. Şu andan itibaren bu sizin her zaman sadece gözlerinizi kapayıp orada olmayı arzulayarak dönebileceğiniz özel içsel sığınağınız olacaktır.

Her zaman orada olmayı şifa verici ve rahatlatıcı bulacaksınız. Bu ayrıca sizin için özellikle güç verici bir yerdir ve yaratıcı imgeleme yaptığınız her sefer oraya gitmeyi isteyebilirsiniz. Siginaginizin zaman zaman kendiliginden degistigini ya da orada degisiklikler ve eklentiler yapmak istediginizi görebilirsiniz. Siginaginizda cok yaratici davranabilir gönlünüzce eglenebilirsiniz... ancak huzur sükunet ve mutlak bir güven duygusu gibi asil özellikleri daima akilda tutmalisiniz.

REHBERİNİZLE BULUŞMAK (ÖZVARLIK) (Shakti Gawain)

Her birimiz aslında sonsuza dek ihtiyaç duyacağımız tüm bilgelik ve bilgiyi içimizde taşıyoruz. Sezgisel zihin vasıtasıyla bu kaynağı kullanabiliriz; çünkü o evrensel zekâ ile aramızdaki bağı oluşturmaktadır. Bununla birlikte yüksek bilgeliğimizle bağlantı kurmayı genelde zor buluruz.

Bunu başarmanın en iyi yollarından biri içsel rehberimizle karşılaşmak ve onu tanımaktır. İçsel rehber; danışman ruhsal rehber hayali arkadaş ya da üstat gibi birçok değişik isimle bilinir. O size birçok değişik biçimde gelebilen ama genellikle akıllı ve sevgi dolu bir arkadaş olarak konuşup ilişki kurabileceğiniz bir kişi ya da varlık şeklinde gelen sizin yüksek bir parçanızdır.

Aşağıda öz rehberinizle karşılaşmanıza yardımcı olacak bir alıştırma sunuyorum. Dilerseniz siz meditasyon yaparken bir arkadaşınız da size aşağıdaki direktifleri okuyabilir. Olmazsa önce aşağıdaki alıştırmayı baştan sona okuyup sonra gözlerinizi kapayarak uygulamaya geçebilirsiniz. Gözlerinizi kapayın ve derin bir biçimde gevşeyin. İçsel sığınağınıza gidin ve orada birkaç dakika süreyle rahatlamaya uyum sağlamaya çalışın.

Şimdi sığınağınızın içinde ileriye doğru uzanan bir yolun üzerinde durduğunuzu hayal edin. Yolda yürümeye başlıyorsunuz ve aynı anda uzaktan duru parlak bir ışık saçan bir varlığın size doğru gelmekte olduğunu görüyorsunuz. Birbirinize yaklaşırken o varlığın bir erkek mi kadın mı olduğunu neye benzediğini kaç yaşında olduğunu ve nasıl giyindiğini görmeye başlıyorsunuz. Varlık yaklaştıkça onun yüzü ve dış görünümüyle ilgili daha fazla ayrıntı görüyoruz. Bu varlığı selâmlayıp ismini sorun. Algıladığınız ilk ismi kabul edin ve bu konuda daha fazla düşünmeyin. Şimdi rehberinize sığınağınızı gezdirin ve onu birlikte araştırıp keşfedin.

Rehberiniz daha önce hiç görmediğiniz bazı şeyleri gösterebilir ya da sadece birlikte olmanın hazzını yaşayabilirsin iz. Rehberinize o anda size söylemek istediği bir şey ya da vermek istediği bir öğüt olup olmadığını sorun. Dilerseniz bazı özel sorular sorabilirsiniz. Hemen yanıt alabilirsiniz; ama öyle olmazsa düş kırıklığına uğramayın yanıt size daha sonra herhangi bir biçimde gelecektir. Birlikte olma duygusunu şimdilik tam anlamıyla yaşadığınızda rehberinize teşekkür edip takdirlerinizi ifade edin ve kendisiyle sığmağınızda yine buluşmak istediğinizi söyleyin.

Gözlerinizi açın ve dış dünyaya geri dönün. İnsanlar rehberleriyle karşılaşma konusunda birçok farklı tipte deneyini yaşarlar; bu yüzden bir genelleme yapmak zordur. Temel olarak eğer yaşadığınız deneyim sizi hoşnut etmişse o zaman iyidir. Öyle değilse yaratıcı olun ve onu değiştirmek için yapmanız gereken ne varsa yapın. Eğer rehberinizi açık ve kesin bir biçimde algılayamadınızsa kaygılanmayın. Bazen o parlak bir ışık biçiminde ya da bulanık belirsiz bir görünümde kalır.

Önemli olan onun gücünü varlığını ve sevgisini hissetmenizdir. Eğer rehberiniz size tanıdığınız bir kişinin biçiminde gelirse kendinizi bu konuda özellikle iyi hissetmemeniz dışında bu da iyidir. Eğer rahatsızlık duyarsanız alıştırmayı yineleyin ve rehberinizden onunla rahatça ve hoşlanarak ilişki kurabileceğiniz bir biçimde gelmesini rica edin.

Eğer rehberiniz eksantrik ya da alışılagelmişin dışında görünüyorsa şaşırmayın; bize göründükleri biçim aslında yine kendi sınırsız yaratıcılıktaki zihnimizden kaynaklanmaktadır. Örneğin rehberiniz alışılmamış ve şaşırtıcı bir mizah duygusuna ya da egzotik bir isme ve teatral bir yeteneğe gösterişli bir üslûba sahip olabilir. Bazen hiç konuşmaz ama doğrudan izlenimler ya da sezgisel bilgi hissettirme şeklinde bir iletişim kurarlar. Ayrıca rehberiniz zaman zaman biçim hatta isim bile değiştirebilir. Ya da yıllarca aynı görünümde bir rehbere sahip olabilirsiniz. Aynı anda birden fazla rehberiniz de olabilir. Rehberiniz rehberliğe bilgeliğe bilgiye desteğe yaratıcı ilhama sevgiye ya da arkadaşlığa gereksinim duyduğunuz her an çağırmanız için orada beklemektedir.
Rehberiyle ilişki kurmuş birçok kişi her gün meditasyon saatlerinde onunla buluşur.

(Bazı yabancı sitelerde gördüğüm kadarıyla rehberlerden imajine ederek yaratan çok fazla insan var.Fakat şizofreni vakalarına kadar durumun uzayabildiği görülmüştür.Bu sebeple gerçek bir farkındalık sahibi olmadan bu uygulama tehlikeli olabilir.)

PEMBE BALONCUK TEKNİĞİ

Bu meditasyon basit ve şaşılacak şekilde etkilidir. Alıştırma: Rahat bir biçimde oturun ya da uzanın gözlerinizi kapayın ve derin yavaş ve doğal bir şekilde soluk alıp verin. Giderek daha derinlemesine gevşeyin. Gerçekleşmesini istediğiniz bir şeyi hayal edin. Onun şimdiden olduğunu imgeleyin. Onu zihninizde olabildiğince açık ve net bir biçimde resmedin. Şimdi zihin gözünüzde bu hayalinizi pembe bir baloncukla kuşatın; hedeflediğiniz şeyi bu baloncuğun içine yerleştirin. Pembe kalple ilişkili olan renktir ve eğer bu renk titreşimi imgelediğiniz şeyi kuşatırsa o size yalnızca varlığınızla kusursuz bir uyum içindeki şeyi getirecektir. Üçüncü adım baloncuğu bırakmak ve onun hâlâ vizyonunuzu taşıyarak evrene doğru süzülüp gittiğini hayal etmektir. Bu onu duygusal olarak serbest bıraktığınızı sembolize eder. O şimdi gerçekleşmesi için gerekli enerjiyi çekmek ve toplamak amacıyla evrende süzülerek dolaşmakta özgürdür. Yapmanız gereken başka bir şey yoktur.

KENDİNE ŞİFA VERME UYGULAMALARI

Oturun ya da uzanın soluk alıp vererek derin bir biçimde gevşeyin. Ayak parmaklarınızdan başlayarak ayaklarınızdan bacaklarınıza ve kalçanıza çıkarak ve öylece devam ederek dikkatinizi sırasıyla bedeninizin her parçasına odaklayın ve her parçaya gevşemesini ve tüm geriliminden kurtulmasını söyleyin. Tüm gerilimin dağılmakta ve akıp gitmekte olduğunu hissedin. Eğer isterseniz enerjinizin gerçekten akmasını sağlamak için enerji merkezlerini açma meditasyonu yapın. Şimdi altından şifa verici ışık enerjisinin tüm bedeninizi kuşattığını hayal edin... onu hissedin... hazzını yaşayın.

Eğer bedeninizin belirli bir yeri hastaysa ya da ağrıyorsa o bölüme size bir mesajı olup olmadığını sorun. O anda ya da genel olarak hayatınızda anlamanız ya da yapmanız gereken bir şey olup olmadığını sorun. Eğer bir yanıt alırsanız onu anlamak ve gerekeni yerine getirmek için elinizden geleni yapın. Eğer yanıt alamazsanız işleme devam edin.

Şimdi o bölgenize ve ihtiyacı olan her yerinize sevgi dolu şifa verici bir enerji yollayın ve o bölgenin iyileştiğini görmeye ya da hissetmeye çalışın. Şifa verirken rehberiniz ya da bir üstat veya şifacının size yardım etmek üzere orada olmasını da isteyebilirsiniz. Sorunun çözülüp dağıldığını ve enerjinin akışını ileri doğru sürdürdüğünü hayal edin; ya da sizin için hangi imge sonuç veriyorsa onu uygulayın. Şundi kendinizi kusursuz parlak doğal güzellikte bir sağlığa kavuşmuş olarak görün. Kendinizi değişik durumlarda iyi aktif ve sağlıklı görün. Kendinizi yüce ve parlak bir güzellikte hayal edin.

Onaylamalar: Artık her türlü hastalığı aştım. Özgür ve sağlıklıyım! Artık ışık saçan bir sağlık ve enerjiyle doluyum. Bedenimi bütünüyle seviyor ve kabulleniyorum. Ben bedenime iyi davranıyorum o da bana iyi davranıyor. Enerji ve canlılık doluyum.. Bedenim dengeli evrenle kusursuz bir uyum. içinde. Giderek daha sağlıklı canlı ve güzel olduğum için şükrediyorum.

Ben Tanrının görkemli bir ifadesiyim. Zihnim ve bedenim artık yüce kusursuzluğu sergiliyor. Şu andan itibaren bu meditasyonu her yaptığınızda kendinizi şifa veren bir altın ışıkla çevrelenmiş halde ve kusursuz bir sağlıkta görün. Onunla ilgili anlamanız gereken daha fazla bir şeyler olduğunu hissetmedikçe "sorun'a daha fazla güç ya da enerji vermeyin.

BAŞKALARINA ŞİFA VERME

Bu meditasyon yanınızda şifa vereceğiniz kişi olmadan yalnız başınıza yapılmalıdır. Bu fikri nasıl karşılayacağına bağlı olarak onun için şifa meditasyonları yaptığınızı kendisine söyleyebilirsiniz de söylemeyebilirsiniz de. Tam anlamıyla gevşeyin ve derin sakin bir ruh haline ulaşmak için istediğiniz şekilde hazırlanın.

Kendinizi içinden evrenin şifa verici enerjisinin aktığı açık ve temiz bir kanal olarak düşünün. Bu enerji şahsen sizden değil yüksek bir kaynaktan geliyor ve siz de onu belli bir noktaya yönlendirerek hizmet ediyorsunuz.

Şimdi bu insanı olabildiğince açık ve net bir biçimde hayal edin ya da düşünün. Ona meditasyonunuz sırasında kendisi için özellikle yapmanızı istediği herhangi bir şey olup olmadığını sorun. Eğer varsa ve bu size de doğru geliyorsa elinizden gelen en iyi şekliyle yapın. Eğer onun bedeninin belli bir bölümüne ya da belirli bir rahatsızlığa şifa verme konusunda bir dürtü hissederseniz öyle yapın. Bu durumda tüm sorunların eriyip yok olduğunu hasta organın iyileştiğini ve kusursuz bir biçimde işlevini yerine getirmeye başladığını görmeye çalışın.

Sonra bu insanın şifa veren altın bir ışıkla sarıldığını ve ışık saçarcasına sağlıklı ve mutlu göründüğünü hayal edin. Onunla doğrudan (zihninizde) konuşun; kendisine aslında kusursuz tanrısal bir varlık olduğunu ve hiçbir hastalık ya da derdin onun üzerinde hiçbir güce sahip olmadığını hatırlatın. Ona bütünüyle sağlıklı ve mutlu olması için kendisini desteklediğinizi ve ona sevgi dolu destek ve enerjinizi göndermeye devam edeceğinizi söyleyin.

Tamamlayıp bitirdiğinizi hissedince gözlerinizi açın ve kendinizi artık tazelenmiş yenilenmiş sağlıklı ve zinde hissedeceğiniz dış dünyaya dönün. O andan itibaren meditasyonlarıniz sırasında aynı kişiyi mükemmel derecede sağlıklı ve iyi olarak görmeye çalışın. Asla hastalığa daha fazla zihinsel enerji ya da güç vermeyin (hastalığı düşünmeyin) sadece bu insanı bütünüyle iyileşmiş görmeye devam edin.

GURUP HALİNDE ŞİFA VERME

Şifacılık grup halinde yapıldığında çok güçlü bir etkiye sahiptir. Eğer şifa verilecek kişi sizinle birlikteyse onu ortaya yatırın ya da bir sandalyeye oturtun (ki en rahatı budur); siz de çevresinde bir daire oluşturarak oturun:

Herkes gözünü kapayıp sessiz olmalı ve derin bir biçimde gevşemeli sonra ortadaki kişiye şifa verici enerji yolladığını hayal etmeye başlamalıdır. Sizin kanalınız vasıtasıyla akanın aslında evrenin iyileştirici enerjisi olduğunu u-nutmayın. Bu insanı altın ışıkla kuşatılmış kendini çok iyi hissederken ve kusursuz derecede sağlıklı olarak görmeye çalışın.

Dilerseniz hepiniz ellerinizi ayaları ortadaki kişiye dönük şekilde kaldırabilir ve ellerinizden akan enerjinin ona ulaştığını hissetmeye çalışabilirsiniz. Şifa sırasında birkaç dakika boyunca herkesin "OM" çekmesi özellikle çok güçlendirici bir etki yapar. Böylece bu sürece sesin iyileştirici titreşimi de katılmış olur ("OM" çekmek için sözcüğü a-a-au-m-m lıecelemesiyle birlikte uzun derinden yankılanan bir sesle ve mümkün olduğunca uzatarak tekrar tekrar yinelemek gerekir).

Eğer söz konusu kişi yanınızda değilse onun ismini ve bulunduğu kenti bildirin ve sonra sanki yamnızdaymış gibi aynı uygulamayı sürdürün. Şifa enerjisinin gücü uzaklıktan etkilenmez ve ben aynı odadakiler için olduğu gibi başka kentlerdeki insanlar için yapılan tedavilerin de mucizevi bir biçimde başarıldığını gördüm.

AĞRI İÇİN ŞİFA VERİCİ MEDİTASYON

Aşağıda size başağrısı ya da başka bir ağrı çeken bir insanla birlikteyken uygulayabileceğiniz bir meditasyon tekniğini sunuyorum: Söz konusu kişinin yere uzanmasını gözlerini kapayarak derin bir biçimde gevşemesini sağlayın. Sonra ona bir süre dikkatini soluk alıp verişi üzerine odaklamasını; derin yavaş ama doğal bir biçimde soluk alıp vermesini söyleyin.

Ağır ağır 10'dan Ve kadar sayarken her sayıyla birlikte daha derin daha gevşemiş bir hale doğru sürüklendiğini hissetmesini isteyin. Çok derinlemesine gevşeyince kendisinden parlak bir rengi istediği herhangi bir rengi (aklına gelen ilk renk en uygunudur) imgelemesini talep edin. Sonra ondan bunu yaklaşık bir buçuk metre çapında parlak bir ışık küresi olarak resmetmesini isteyin.

Şimdi bu ışık küresinin giderek daha çok büyüdüğünü imgelemesini söyleyin; öyle ki küre en sonunda zihinsel vizyonun tüm alanını doldurmalıdır. Bunu deney im ley ince bu kez de aynı kürenin büzülmeye küçülmeye başladığını ve giderek ilk büyüklüğüne döndüğünü hayal etmesini isteyin. Sonra kürenin otuz santim çapına inene dek küçülmeye devam etmesini ve yine büzülmeyi sürdürerek en sonunda tümüyle gözden kaybolmasını sağlayın. Şimdi bu imgeleme uygulamasını tekrarlayın ancak söz konusu kişi aynı rengin bu kez onun ağrısı olduğunu (ağrısını bu rengin oluşturduğunu) imgelemelidir.

Yukarda verilen uygulamalar Shakti Gawain - Yaratıcı İmgeleme kitabından alınmıştır. Boş vakitlerinizde deneyebilirsiniz.

Ayrıca isteklerinizi kağıda en az 20 kez yazmanız evin 3-5 tarafına kağıtları asmanız ve sürekli görebileceğiniz yerlerde (buzdolabının üstü gibi) bulundurmanız bir defter veya günlük tutmanız bir pano oluşturmanız (hayal panosu) ve o panoya fotoğraflar olarak ve yazılar olarak asmanız arkadaşlarınıza anlatmanız ve iki kişi iseniz bu yolda birbirinize destek olmanız ve sabır konusunda yardımcı olmanız elbette güzel ve destekleyici olacaktır.

Yada islamiyet inancına göre bunların yerine tesbih çekebilir dualar edebilirsiniz.Mantık olarak aynıdır.Fakat bililmsel açıdan da bakıldığında fiziksel etkileri de gözönüne alındığında Namaz kılmak komple hepsine bedel olarak görülmüştür.Namaz kıldıktan sonraki dua etme kısmında isteğinizi söylemek yaratıcıya ulaştırmak için daha idealdir.günde 5 kez bir ay boyunca istenen tüm dualar yukardaki olumsuz düşünmeme şartı gerçerli olduğu sürece (kuranda isyan etmek denir) Allah dualarımızı kabul edendir.Bu sebepledir ki kuranı kerimde bir çok ayette nasıl dua etmemiz gerektiği anlatılmıştır.Mesela kuranda zihin açıklığı için şöyle dua edin diyor "Allah'ım benim ilmimi artır" (Taha Suresi) Siz bu olumlamayı evrene yolladınız.

Sonra işte ben sınavda yapamadım olmuyor işte derseniz elbette duanız yaratıcıya ulaşmaz.Çünkü siz "isyan eden kullardan" olursunuz.

Mutlak ve gerçek olan bir tane doğru vardır.Ama yollar farklılık gösterebilir.Dilediğiniz yolu seçmek size kalmış.İçinizdeki sese güvenin ve inancınızdan ödün vermeyin.Şeytan en üst derecede size saldırabilir

unutmayınki ;

"Yolu doğrulatmak Allah'ın elindedir kimi yollar ise eğridir " (Nahl Suresi)

wishdropper

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:50
Kuranda sürekli Allah kendinden "biz" diye bahsetmektedir. Buradaki bizden kastın ne olduğu aslında açıktır. Yönetici melekler de vardır. Fakat içmizdeki o rehber aslında bize ait bir parçadır. Yani Allah'ın parçası şeklinde düşünmek yanlış olur. Bir varlık olarak da düşünmek yanlış olur .O bir enerjidir. Faaliyete geçirilebilen bir enerjidir. O enerjiye imajinasyon verilerek bir rehber şeklinde o enerji kullanılabilir.

O enerji Kuranı kerimde "Nur" olarak anlatılmaktadır.

"Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali tıpkı içinde lamba bulunan bir kandile benzer. O lamba bir cam fanus/cam sırça içindedir. Cam fanus ise sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Bu lamba ne doğuya ne de batıya mensup olmayan mübarek bir zeytin ağacından tutuşturulur. Bu öyle bir ağaç ki neredeyse ateş değmeden de yağ ışık verir. Nur üstüne nurdur/pırıl pırıldır. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah -gerçeği anlamaları için- insanlara misâller verir. Allah her şeyi bilir." (Nur 24/35)

"Allah dilediği kimseyi nuruna iletir"

Allah'ın nuruna ulaşmak için teslim olmak gerekir. O zaman işte o nur içimizden cevapları bize verecektir. Nur bir enerji olduğundan (ki said nursi gibi alimler elektrik enerjisine de işaret ettiğini söyler) şekillendirilebilir. Aslında bir şekli yoktur fakat imajinasyon ile insan beyni ona rehber olarak bir kalıba sokabilir. Bu tamamen imajinasyondur. Şekil verilmesi şart değildir.

"Melekler nurdan yaratılmıştır"

Meleklerin farkındalığının ve aydınlanmışlığı o kadar yüksektir ki düşünemezler yorum yapamazlar tamamen teslim olmuşlardır ve duyguları yoktur. Bu husus Harut ve Karut hadisesinde anlatılmaktadır. "Eğer bizim duygularımız olsaydı bütün gün Allah'a ibadet ederdik" demişlerdir. Allah onları bir imtahana tabi tutmuş ve onları Babile göndermiş ve onlara ego ve duygular vermiştir. Ve Allah demiştir ki "Siz duygulara sahip olsaydınız insanlardan daha günahkar ve hatalı olurdunuz". Nitekim hikayenin devamında insani özelliklere dünyaya gelen melekler bir kadından etkilenmiş ve çeşitli büyüleri o kadının ısrarlarına dayanamayark öğretmiş ve şarap içmişlerdir.Ceza olarak da Allah onları Babilde kıyamete kadar başaşağı asılı bırakmıştır. Kadın da zühre (venüs) yıldızının üzerine alınmıştır.

Şüphesiz ki kadın burada şeytanın kontrolündeydi.

Bu kıssadan bile anlaşılacak olan şey "İnsanlar yaratılmışların en üstünüdür".

Bu sebeple melekler İnsanların önünde eğilmiştir.

Öz Nurdur. Allah sadece dilediğini hidayete erdirir.

Hidayete ermek için "ölmeden önce ölmek" gerekir. Farkındalık gerekir. Teslim olmak gerekir. Sabretmek gerekir. Yinede nur Allah dilerse verilecektir.

Fakat;

"Size bir yardımcı ve dost olarak Allah yeter" ayetini iyice düşünürsek bize yardım eden o gücün ve nurun nereden desteklendiğini anlayabiliriz.

Allah ile birlikte olmak istiyorsanızda unutmayın;

"Allah sabredenler ile beraberdir"

Sabredin ve teslim olun.

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:50
ENERJİSEL BOYUT ÜZERİNE

Artık büyük bir yol katettik. Bilinç boyutunda hızlıca ilerliyoruz. Bunca şey anlattım. Birlikte paylaştık tartıştık. Ama sorulması gereken en önemli soruyu sormadık;

NASIL?

Şimdi tüm bildiklerinize farklı bir açıdan bakmanın ve gerçekleri algılamanın zamanı geldi.
Kainat 7 boyuttan oluşuyor. Bu boyutların her biri enerji ve bilinç saflığına (farkındalık) göre basamaklar halinde yükseliyor. Her boyutunda 14 paraleli vardır. Paralel evrenler o boyutun farklı bilinç boyutundaki yansımalarıdır. Mesela 3. boyuttaki insanlar cinleri göremezler çünkü o boyutun projeksiyon yöntemleri beynimize tanımlanmamıştır.

Bizler insanlar olarak 3. boyutun bir paralelindeyiz. Çeşitli dönemlerde dünyanın bilinç boyutu topluca artmıştır. Daha önce hiç gemiyi görmemiş olan yerli kabileler onlara saldırmaya gelen gemileri görememişlerdir. Ta ki gemiler onlara iyice yaklaşınca fiziksel olarak görebilmişlerdir. Çünkü o bölgenin bilinci suda yüzebilecek büyük bir nesnenin projeksiyonuna sahip değildi. Fakat topluca öğrendiler ve bilinç boyutu atladılar.

Atillanın liderliğindeki Avrupa Hunları'nın neden barbar olarak anlıldığını biliyormuydunuz?
Asya hun devleti gelişmişlik olarak avupa medeniyetinden yaklaşık 500 yıl ilerdeydi. Atilla ve ordusu avrupaya girdiğinde zırhlı ve düzenli birliklere sahip ok kılıç balta gibi çeşitli donanımlara saihptiler. Üstelik savaş eğitimleri çok üst düzeydi ve onluk sisteme göre (aynı bugünkü türk ordusu gibi) düzenlenmiş orduları vardı.

Avrupa halkı ise halen çanak çömlek yapııyor ve ateş yakıp hayvan avlıyorlardı mızraklarla.Sonuç? Atillaya tanrı dediler ve heykelini yaptılar. Avrupa hunlarının tüm avrupayı darmadağın ettiği tarihi bir gerçektir .Daha sonraki dönemde avrupa medeniyeti çok hızlı bir şekilde 500 yıllık ilerlemeyi katetmiş ve bilinç boyutları artmıştır.

Peki bilinç dediğimiz şey nedir? Nasıl artıyor?

Öncelikle enerji kavramına değinelim. Tüm maddelerin atomlardan oluştuğunu hepimiz biliyoruz. Atomların içinde bir çekirdek ve etraflarında sürekli olarak dönen elektronlar vardır. Peki bu elektronlar nasıl dönüyor? Onları döndüren enerji nedir nereden geliyor?

Bu enerjiye "özvarlık" denilmektedir. Müslümanlar bu enerji için Allah kelimesini kullanırlar. Japonlar Zen Çinliler Tao derler. Bilim insanları ise "Sınırsız Güç" kavramını kullanmaktadır. Hangisini isterseniz diyebilirsiniz. Ben özvarlık diyeceğim bir müslüman olarak.

Özvarlık enerjisi sonsuz ve sınırsız olan sürekli yenilenen bir enerji kaynağıdır (kuranı kerimde NUR denilmektedir). Onun tezahürü ile (O tezahür edilmemiş olandır) 7 boyut yaratılır. Her boyutta kendi enerjisel dağılımına göre ve adaptasyona göre 14 paralele bölünür. Bu enerjiler arasında geçişler ancak BİLİNÇ ile sağlanır.

Özvarlığın tezahür ettiği (kuranı kerimde nefesinden üflediği denilir) boyutların içinde yaşayan onun tezahür ettiği enerjiden varolmuş RUHLAR vardır. Bu ruhlar her canlı türünde farklı bilinç boyutlarındadır ama her türün ruh enerjisi aynı miktarda ve aynı büyüklüktedir. İnsanlar 3. boyutta (bilinç kademesinde) yaşayan bir türdür. Yine 3. boyutta yaşayan cinler vardır.2. boyutta hayvanlar ve bitkiler 1. boyutta tek hücreli canlı ve cansız(cansız diye birşey yoktur fen bilimindeki adını kullandım) varlıklar vardır.

Her ruh bu boyutlar yaratılmadan önce yaratılmıştır.Yani kainat yokken ruhlar vardır ve enerji halinde beklemektedirler. Bitkilerin ruhu ağaçların ruhu taşların ruhu insanların ruhu cinlerin ruhu...

Daha sonra İlk insan yaratılır ve 7. boyutun en üst kademesinde olan özvarlığa en yakın nur varlıklar (melekler) önüne çıkarılır. 7. boyuttaki varlıklar sadece nurdandır. Yani adeta özvarlığın bir parçası gibidir. Özvarlıktan talimat almadan hareketsiz dururlar robot gibidirler. Sadece verilen görevleri yapabilen yorum yapmayan ama teşrii iradeleri görevleri dahilinde olan varlıklardır. İnsanlardan önce cin adı verilen bir tür daha yaratılmıştır. İlk cin olarak CAN adı verilen bir varlığa beden verilmiş ve bu beden dumansız bir ateşten (astral beden gibi) yaratılmıştır. Daha sonra çok önceden yaratılmış olan ruh programlandığı gibi CAN 'ın bedenine enerjiyi aktarmaya başlamış ve CAN canlanmıştır. CAN ın soyundan gelen tüm bu dumansız ateş varlıklara CANIN KAVMİ anlamına gelen Cin adı verilmiştir. Daha sonra CAN nuh tufanına benzeyen bir durumla tüm kavmiyle birlikte yokedilmiş ve Cin soyu tekrardan enkarne edilerek İblis adı verilen bir meleğe teslim edilmiştir. Bu meleğe sonradan cin özellikleri de eklenmiştir.

Özvarlık ilk insanı yaratırken ona bir beden verir. Bu beden çamurdan etten kemikten topraktandır. Daha sonra o bedene daha önce yaratılmış ve programlanmış olan ruhundan enerji projekte edilmeye başlar ve beden canlanır.

İblis (Şeytan) hem bir melek hemde bir cin olarak bir çok üstün özelliğe sahip olmuş ve bu karışım adeta + ve - dengesinin ilk örneğini oluşturmuştur .İblis melek olduğu için hatasız olmalıdır ve ölümsüzdür. Fakat cin olduğu içinde düşünebilme kabiliyetine sahiptir. Fakat melek vasfı her zaman ağır basar ve sadık bir hizmetkar olarak emirleri ve söylenenleri uygulamaya devam eder.

İlk insanın (Adem) yaratılışında önüne çıkarılan yönetici meleklerin arasında İbliste vardır. Fakat insan kavmi çok farklı üstün özelliklere sahiptir. Bu üstün özelliklerden birisi "Düşünebilme" kabiliyetidir. İnsan beyni bir saniyede 400 sayfalık bilgiyi ezberleyebilecek kapasitededir (Bu kadar bilgiyi ezberleyemememizin nedeni 1 saniyedeki "fiziksel gözle görme"yi iletme kabiliyetmizin kısıtlı olmasındandır).

Daha sonra meleklerin önünde çeşitli bilgiler söylenir ve meleklerle bilrikte Ademede ezberlemeleri söylenir. Fakat melekler ezberleyemezler. Çünkü düşünebilme kabiliyetleri (Ego) farkındalık ve arınmışlık seviyeleri çok yüksek olduğu için ayrıca görevleri sebebiyle de yoktur. Adem söylenenleri ezberleyip hafızasından cevap verir. Allah meleklere "o halde eğilin der". İblis de melek özelliğinin yanında bir cin olduğu için oda ezberleyebilmiştir. Daha sonra aslında en başında yaratılmış olan şeytan ruhundaki programlama devreye girer ve şeytan eğilmez karşı gelir. Bu aslında en başından itibaren programlamadaki zamanın gelmesini gösterir. Herşey zamanı gelince gerçekleşir.(Teslimiyet ve Kuantum)

Gerisi malumdur hikayenin.Burada anşalışması gereken en önemli şey şudur.Enerjinin atomlardan oluştuğunu ve atomun çekirdeğinde proton (+) ve etrafında dönen elektronların (-) zıt kutuplarda olduğunu biliyoruz. Demek ki tüm duygular tüm düşünceler tüm arzular ve ego + ların yanında - ler olmadan eneri faaliyetlerini gerçekleştiremezler. Bu sebeple bir duyguyu (mesela öfke) durdurmanın tek yolu onu nötrlemektir. Duygular enerjisel boyutta sinir sistemimizdeki nöronlarda hareket ederler ve beyne sinyal gönderirler. Beyne gelen bu sinyal onun olumsuzu karşılığını alınca duygunun enerjisi devreye girer ve beyne nasıl tanıtıldıysa (genel kabul öfkenin kötü sevginin iyi olduğudur) o tanıtıma göre olumsuzu zihne projekte edilerek tepki sağlanır. Siz sadece olumsuzunu düşündüğünüz için duygularınızı hissedersiniz. Mesela "sevgi" denen duygu sadece onun yokluğu size anımsatılarak size hissettirilebilir. Enejiler (duygular ve düşünceler hatta bedenimiz bile hatta varolan herşey enerjidir) zamanla birbirine dönüşebilir. Sevginin nefrete dönüşebileceği gibi. Sadece sinyal değişir ve sevgi nefrete dönüşür.

Herşey enerjiden varolmuştur dedik. Ama fiziksel olarak gözümüzle gördüğümüz maddeler var. Mesela bir elmaya dokunuyoruz. Onun tadını alıyoruz yiyoruz. Bu fiziksel bir gerçeklik olmuyor mu?

Her nesne atomdan meydana gelmiştir. Atomlarda çekirdek ve elektron olarak iki kısımdan oluşur. Atomların kütlesel olarak yüzde 1'i çekirdek+elektronlardan yüzde 99 u ise ikisinin arasındaki boşluktan oluşuyor. Bir elma ise milyarlarca atomdan meydana geliyor. Şimdi milyarlarca atomun toplamı olan bir elmayı baz aldık. O zaman elmanın yüzde 99 u boşluk yüzde 1 i fiziksel olarak varolmalıdır. Peki madem elma boşluk ise biz elmayı neden boşluk olarak görmüyoruz?

İşte burada hayatın büyük bir gerçeği karşımıza çıkıyor bile. Görüntülerin hepsi yansımalardan ve projeksiyonlardan ibaret. Aslında elmanın bir görüntüsü yok tamamen boşluk. Biz boşluğa bir görüntü projekte ediyoruz ve o görüntü ortak kabul görüyor ve sahip olunan bilinç boyutunda gerçekliğe dönüşüyor. Peki dokunabilmek? Boşluğa dokunuyorsun. Ama o boşluktaki enerji geçişi sayesinde dokunma hissini yaşıyorsun. Aslında görüntülerin hepsini biz yaratıyoruz.

Astral seyahatte görüntü nasıl oluyor?

Astral seyahat (Astral Projeksiyon) paraleller arasında ya da üst ve alt boyutlar arasındaki başka paraleler ile geici bir yansıma boyutu (astral boyut) yaratılarak oluşturulur.

Astral boyutta bilinç henüz oluşturulmamıştır. Çünkü astral seyahate çıkan bir insanın bilinci sadece yaşadığı boyut için geçerlidir. Astral seyahate çıkış gerçekleştiğinde bomboş beyaz bir enerjinin görüntüsü görürünür. Bir hiçlik. Elektronlarla atomlar arasındaki boşluk görünür sadece. Daha sonra bilinç boyutunu kendimiz projekte ederiz. İmajinatif tezahürleri kendimiz yaratırız ve projekte ederek yarattığımız gerçekliğe bu dünyanın başka bir paralelinden bakarız. Bu sebeple çeşitli farklı görüntüler oluşabilir. Mesela bir arkadaşınızı projekte ettiniz boş ekranda. İlk başta o arkadaşınızın projektesi detaylanır bilinç enerjisi oluşturulur. Daha sonra o enerjinin paraleli(asıl dünyadaki) saptanır ve eşleme yapılır ve gerçeklik sağlanınca paralel olan astral boyuttan bu düyadaki arkadaşınızı izlemeye başlarsınız. Bu durum sadece gerçek zaman ve gerçek mekanda olabilir. Çünkü enerjinin eşleşmesi gerekir. Bu durumu daha önce ışınlanma olarak anlatmaya çalışmıştım. Şimdi size olayı daha detaylı anlattım.

wishdropper

Devam edeceğim.

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:51
Bu dünya hayatı bir yansımadır

Yazının başında "Allah melekleriyle ve cinleriyle ilgilenirken bir gün insanı yarattı" demiştik. Şimdi bunu açalım.

Acaba insan neden yaratılmışların en üstünüdür? Allah neden insanı yaratmıştır? Bu dünyaya neden göndermiştir? Ademin elmayı yemesini neden planlamıştır? Ve gönderdiği kitaplarda bunları anlatırken neden sürekli bu tür ayetlerin sonlarında "hala düşünmeyecek misiniz?" "düşünsenize!" şeklinde bitirir? Düşünmemiz gereken nedir?

Öncelikle yukarıda çizdiğim şemaya dikkatlice bakın. Mikro alemden makroya geçişi izah etmeye çalıştım. Ve en sonunda galaksilerin ortasında bir soru işareti var.

Yaratıcı (özvarlık) ya da Einstesin'ın deyimiyle "aktivasyon enerjisi" tezahür edilmemiş olandır. Tezahür edilmek kavramı kuranı kerimde "nefesinden üflemek" şeklinde geçmektedir. Bilmisel olarak eenerjinin yansıması şeklinde ifade edilse de Einstein şu teorisinde enerji ile ilgili çok önemli bir açıklama getirmiştir;

"Enerji ışık hızına ulaştığında yok olur"(Albert Einstein)

Bu sebeple de zaman yolculuğunun mümkün olmadığını söylemiş ve zamanın aslında hareketsiz olduğunu herşeyin bir an içinde gerçekleştiğini anlatmıştır. Berlin müzesinde bulunan bu deneyin ekipmanları olan saatler insanı hayrete düşürmektedir.

Bir saat deniz seviyesinde izlenmiş diğer bir saat dağın tepesinde izlenmiştir. Ve dağın tepesindeki saatin bir saniyede daha yavaş ilerlediğini farkedince bunu daha yükseklerde denemeye çalışmıştır. Bu mümkün olmayınca saatteki bir saniyelik hareketin ne kadar yavaşladığını formülize etmiş ve çıkan sonuca göre uzayda zamanın daha yavaş ilerlediğini kanıtlamıştır. O günlerde uzaya hiç gidilmediği için bu hipotezi o ölene kadar bir ütopya kabul edilmiş fakat uzay yolcuğu gerçekleştiğinde gerçekten de uzayda zamanın daha yavaş ilerlediği görülmüştür.

Einstein uzayda çok yukarki bir noktada yaptığı hesaplamada bir saniyenin bu dünyaya göre 60 günde geçtiğini söylemiştir. Ve demiştirki;

"uzayın derinliklerinde öyle bir nokta var ki orada zaman yok ve saat duruyor"

Şimdi kuranı kerime bakalım;

"Allah katında bir gün saymakta olduğunuz bin yıl gibidir" (Kuranı kerim)

Şimdi lütfen yukarıda çizdiğim şekle tekrar bakınız ve soru işaretinin yerine de tekrar bakınız.

Allah'tır ki gökleri yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış sonra arş üzerinde (soru işareti ile gösterdiğim yer) egemenlik kurmuştur (secde suresi 4)

Einstein e=mc2 formulünü tarihe altın harflerle kazımıştır.

Günümüzde halen ışık hızı üzerine araştırmalar yapılmaktadır. Işınlanma teorisinin de ışık hızında gerçekleşmesi maddenin yok olmasına sebebiyet verdiğinden henüz gerçekleşememiştir.

Peki ruh nedir?

"Allah göklerin ve yerin nurudur"
"melekler nurdan yaratılmıştır"
"ruhlar nurdandır"

Enerjilerin tezahür etmesi nasıl mümkün olabilir? Nur kelimesinin bir enerji olduğu aslında açıktır. Peki Nur nedir?

"Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça sanki incimsi bir yıldızdır ki doğuya da batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu) Nur üstüne nurdur. Allah kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah herşeyi bilendir.

(Bu nur) Allah'ın onların yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O'nu tesbih ederler." (Nur Suresi)

Nurun bir enerji formu olduğu açıktır. Bu enerji her canlının içine işlemiş ve CAN vermiştir. İşte ayettede belirtildiği gibi (onların içinde sabah akşam tesbih ederler derken kastedilen elektronlardır hiç durmadan dönerler) elektronları döndüren enerji budur. Bir masa düşünün atomlardan ve elektronlardan oluşuyor. Peki o masanın atomlarındaki elektronları hangi güç döndürüyor olabilir?

Sadece çalışan makineler düşünün. Tüm canlılar aslında o masa gibidir. Makine gibidir çalışırlar. Fakat canlıların ruhları çeşitlidir. Yani enerji formları. Bir bitki ile bir hayvan arasındaki fark çok belirgindir. Canlılık belirtileri evrimleşerek (gelişerek) en son nokta olan insana ulaşmıştır.

Peki bir bitkinin bir insandan farkı nedir?

Bu soruya herkes aynı cevabı verecektir. İnsanların "düşünebilme kabiliyeti (ego) " vardır.

Şimdi enerjimizin nerden geldiğini anladık. Düşünebilme kabiliyetini de düşünceler (-) olarak yukarıdaki şemada gösterdim. Duygular da hormonel etkileşim olarak düşüncelerin ürünüdür.

Peki şimdi düşünelim;

Madem zaman diye birşey yok saat uzayda duruyor ise nasıl oluyor da biz geçmiş gelecek gibi kavramları kafamızda uydurup geçmişimize üzülüyor geleceğimize dair hayaller kurabiliyoruz?

Bu hayalleri fotoğraf kareleri olarak gözlerimizin önüne yansıtıyoruz ve projekte ediyoruz.

Daha da ileri gidelim.

Atomun yüzde 99 u boşluk yüzde 1 i öz ise ve bir silgi atomlardan oluşuyor ise (her canlı gibi) yüzde 99 u boşluk olan silgiye bakınca nasıl oluyor da biz boşluk görmüyoruz silgi görüyoruz?

Daha da ileri gidelim ve şunu soralım. Onun adının silgi olduğunu sana kim öğretti?

Vardığımız nokta şudur. Bilinç kavramı altında bize kısıtlı bir sabit bilgi verilmiştir. Bu bilgi zinciri egoda kayıtlıdır. Yeni doğan bir bebek bomboştur. Hiçbirşey bilmez. Ama ağlamayı bilmektedir. Ona ağlamayı kim öğretmiştir? Neden ağlar da gülmez yada neden sessizce durmaz?

Bebeklerin ruhu acaba gelişebilen potansiyel bir egoya sahip olarak mı enerjiyi bedene projekte eder?

Şimdi ruhların nerde olduğunu öncelikle bilmemiz gerekiyor. Ruh ve nur formudaki tüm enerjiler farklı bir boyuttan enerjiyi yollamaktadır. Yani Allah nurdandır meleklerde nurdandır ruh da öyle. O zaman bütün bu enerjiler aynı yerdedir. Peki buraya gelebiliyorlarsa ve her elektronun dönmesi bu enerjiye bağlı ise bu enerji o zaman herşeyin kaynağıdır diyebilir miyiz?

"Dikkatli olun; göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir. Ve O'na döndürülecekleri gün yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah herşeyi bilendir" (Nur Suresi 64)

wishdropper
(devam edeceğim)

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:51
Ego yenilicek birşey değil. Ego düşünebilme kabiliyetidir. Yani beynimizdeki bir bölümün adıdır. Yenilen şeytandır.Bunu anlattım. Farkındalık ve aydınlanma farklı şeylerdir.3. kez yazıyorum ;

Ego Ve Farkındalık Üzerine

1 )Ego kötü birşey değildir
2)Ego düşünebilme kabiliyetinin merkezidir
3)Ego olmadan yaşayamazsınız.egodaki ciddi hasarlar psikolojik rahatsızlıklara sebep olur.
4)Amacımız egoyu yoketmek silmek filan değildir istesek de yapamayız zaten bu düşünce kalbimizi sökelimmi gibi bir düşüncedir ego bir organımız gibidir.
5)Ego mekanizması ergenliğe girdikten sonra şeytan tarafından ele geçerilir. Her insanda durum aynıdır. Şeytanın görevi budur zaten
6)Düşünebilme kabiliyetimizin(ego) kontrölünü şeytandan geri almak için farkındalık uygulamalarını yapmalıyız.
7)Düşünmek iki türlüdür;

-Birincisi şeytan direk egomuzdan bize düşünce yollar
-İkincisi şeytanı devre dışı bırakırız ve içimizden kendimize ait düşünceler (ilhamyaratıcılık) egomuza Yollanır ve biz onaylarsak düşünürüz ve istediğimiz zaman düşünürüz.

Birinci düşünme tarzına örnek şudur;

Eski sevgilinle ayrıldığın günün düşüncesi aklına birden geliverir. Nasıl geliyor aklına ? Sen istemiyorsun düşünmeyi. İşte şeytan gönderiyor o düşünceleri.

İkincisine örnek şudur;

Aklına muhteşem bir plan gelir tamamen sen bulmuşsundur ve o planı uygularsın. Ve o planı düşünmeyi sen istemişsindir. Sanatsal faaliyetlerde bulunan müzisyen ve ressamlar bu şekilde düşünür. Bu düşünceler orjinaldir ve size aittir. Bilimadamlarının keşifleri gibi.

Şeytan egoyu tek bir şekilde kontrol eder. Geçmişteki olayları hatırlatarak yada gelecekten hayaller vererek ama içimizden gelen düşünce sadece o anda birden gelir ve geçmiş gelcek kriterini sunmaz.

Farkındalığı uygulayarak şeytanın düşüncelerinden temizlenip ikinci tür düşünmeye yani ÖZDEN düşünmeye (yaratıcılık) geçmek amacımızdır.

Farkındalık yakalanılacak bir şey değil. Farketmek bir şeyi sadece. Bir saniyede de bir şeyi farkedebilirsin ama ben bir saniyede farketmeniz için nasıl bakmanız gerektiğini anlattım burda.

Bütün bu uygulamaları yapmamızdaki amaç hepsi herşey bir saniyelik bir şey için.

Şu an egomuzu şeytan yönettiği için o bir saniyelik olayı yakalayamıyoruz. Farkında değiliz şeytanın egoyu yönettiğini. Uygulamaları yaparsan zemin hazırlanıcak şeytan bir açık vericek ve sen gerçekleri arkasına gizleyen şeytanın çekildiği bir anlık boşluğu bulacaksın ve farkındalık sağlanacak. Artık tüm gerçeği bir saniyede farkedeceksin ve ulan bu muydu hayat diyeceksin tamam ya çözdüm diyeceksin herşeyi. Geçmiş ve gelcek artık sana acı veremeyecek. Bu şekilde farketmeye farkındalık diyorum. O bir saniye o kadar huzur vericek ki sana o kadar mutlu olacdaksın ki çığlık atacak gibi olacaksın arşimet gibi buldum buldum diye bağıracaksın.

Aslında çok kolay bir şey ama şu anda o ışığın önünde şeytan düşüncelerimizi kontrol ettiği için olmuyor. İşte şeytani izleye izleye zayıflatıcaz ve farkındalığı yakalıyacaz. Şeytan onu görmeyelim diye bizden saklıyor. Egomuzu kontrol ederek. Bizde şeytanı sürekli meşgul ediyoruz onun düşüncelerine takılmayarak izleye izleye onu zor duruma sokuyoruz ve şeytan bir saniyeliğine açık veriyor ve onun sakladığı şeyi bir saniye görüyoruz ve bingo =)

Aydınlanma ise farkındalıktan sonra devam edersek aylarca belki yıllarca şeytan tamamen o manzaranın önünden çekiliyor ve o manzara aydınlığı ile aydınlanıp sonsuz bilgi ve dinginliğe ulaşıyorsun.

Farkındalık bir saniyeliğine şeytan manzaran çekildiğinde heh gördüm demek gibidir. Sen zaten artık gördüysen daha nasıl onu unutabilirsin. Çukura düştün bi kere salak değilsindir geçerken bur da çukur var dersin. Farkındalıkta seninledir hep. Geçmişten gelen acı hatıralar artık acı vermez sana sıradan gelir. Çünkü bilirsin şeytanın gönderidğini ve gülümsersin. Hadi abi yaylan dersin gördüm zaten gerçeği sen kimi kandırıyorsun dersin o da devam edeer hep göndermeye şansını denermeye devam eder ama sen arada bir yenilebilirsin bu senin farkındalığını bozmaz.

Ama aydınlanırsan şeytan tamamen yokolacağı için artık gönderemez hiçbirşey.

Bu ayrımı iyi bilmek gerekir.
Farkındalık böyle mülayim bir insan olmak filan değildir. Farkındalığın öyle olduğunu size kim söyledi anlamıyorum ben söylemedim =)

Farkında bir insan yaratıcı olur sadece o kadar.yine kızar sinirlenir eder.

Siz aydınlanma ile farkındalığı karıştırıyorsunuz.

Aydınlanma isteyerek olacak birşey değildir. Ne zaman olacağını nasıl olacağını bilemeyiz. Fakat farkındalık yolunda ısrarla devam eden kişilerin aydınlandığını biliyoruz. Aydınlanınca senin dediğin gibi oluyor. Yani Mevlana Yunus Emre vb. kişiler gibi oluyorsun. Tabi onların formatı aydınlanmadan da yukarda insani kamildedir.

FARKINDALIK DİNİ BİRŞEY DEĞİLDİR.
FARKINDALIK UYGULAMALARI SİZİ SADECE DAHA YARATICI DAHA ÖZGÜR YAPAR. EVLİYA FİLAN OLMAZSINIZ. YİNE AYNI SİZ OLUYORSUNUZ BİRŞEY DEĞİŞMİYOR. YİNE KIZIYORSUNUZ EDİYORSUNUZ AMA ESKİSİ KADAR FAZLA OLMUYOR ÇOK AZALIYOR. GEREKSİZ YERE TARTIŞMALARA GİRMİYORSUNUZ. YÜZDE 90 A KADAR AZALTIYORSUNUZ ÖFKEYİ VE SİNİRİ.

AYDINLANINCA TAHMİN ETTİĞİNİZ ŞEYLER OLUYOR.

KRİSHNAMURTİ VİDEOLARI VAR GOOGLE DA İZLEYİN. ADAM BİLDİĞİN KIZIYOR SORU SORANLARA.
OSHO VİDEOLARINI İZLEYİN BİLDİĞİN HAKARET EDİYOR SİNİRLENİYOR.

BU İNSANLAR FARKINDALIĞI BAŞARMIŞLARDIR.

AYDINLANMA İLE İLGİLİ VİDEOLAR İSTİYORSANIZ;

Evliyaları izleyin.

BİZ İKİNCİSİ OLMAYI ANLATMIYORUZ BURDA. İKİNCİSİ GİBİ ZATEN İSTESEKTE OLAMAYIZ. ÖYLE OLMAK BİR YOL GÖSTERİCİNİN SİZE EL VERMESİYLE OLUR. YANİ BİR DERGAHA KATILMALI VE KENDİNİZİ ADAMALISINIZ. AYDINLANMA UYGULAMALARLA YAPILCAK BİRŞEY DEĞİLDİR.

Leydihan
09 Ocak 2025, 01:51
Hayat Bir Filmdir

Mevlana "Seyr" dedi. Tasavvuf Seyr - i Süluk ' u şekillendirdi. İnsan ı Kamile ulaştılar.

Şimdi bunu biraz açalım.

Seyr etmek herkesin bildiği üzere izlemek ile eş anlamlıdır. Seyr-i Sulük ise izleyenin takip edeceği yoldur.

Farkındalık kısmında izlemeyi anlattık detaylı olarak. Düşünceleri kendini ve duyguları izliyorsun. Peki izlemek nasıl oluyor?. Şimdi gidin televizyonu açın ve izlemeye başlayın. Televizyondaki dizi çok sürükleyici ise (aşk ı memnu kurtlar vadisi gibi) adeta o diziyi yaşarsınız bütünleşirsiniz. Hatta dizi reklama girdiğinde birden ÖFKELENİR "tam yerinde reklam verdiler ya" dersiniz.

"Alt tarafı dizi" değil mi. Ne kadar rahat söylediniz.Çünkü biliyorsunuz televizyonu kapatınca geçicek. Çünkü onun dizi olduğunu biliyorsunuz. Gerçek olmadığını biliyorsunuz.

Ben diyorumki şu anda yaşadığımız hayatta bir dizi. Ama bu dizi reklama girmediği için FARKINDA değiliz.

Teleziyonu da kapatamıyoruz. Bu sebeple öyle kaptırmışız diziye ve rollere hepimiz roller üstlenmişiz haberimiz yok. Birimiz çocuk oluyor birimiz anne birimiz baba birimiz hasta birimiz sakat birimiz depremde ölüyor birimiz kazada...

Hepsi dizi bunların. Gerçek değil ki.Kanıt mı istiyorsunuz? Buyrun televizyonu kapatın. Gerçeği görün. Farkındalık uygulamaları ile.

Diziyi siz televizyondan izliyorsunuz.Bu sebeple göremiyorsunuz.

Size basit bir uygulama;

Televizyonun karşısındayken birden bir izleyici değilde KAMERAMAN olduğunuzu hissedin. Diziyi kamerayla siz çekiyorsunuz. Nasıl olsa aynı görüntüyü göreceksiniz. Aynı açıdan bakacaksınız. Fakat kameraman sizin görmediğiniz dekorları ve sahne arkadasını da görebiliyor. O heyecanına kapıldığınız dizi bir anda nasılda komediye dönüşecek =) Farkındalığı başarınca sizde görebileceksiniz. Şu an kamera kaydından görüyorsunuz dünyayı. Farkında olunca kameranın arkasından göreceksiniz gerçek gözlerinizle göreceksiniz.

SENARİSTin gözü olacaksınız ve senaryoyu siz yazacaksınız.

Bu yol (seyr-i suluk) uzundur diyor Mevlana. Bu yolda sabırla devam ettiğinizde bir gün diziyi YÖNETMENİN GÖZÜNDEN de göreceksiniz. İşte YÖNETMEN in gözü olduğunuzda kuantum ile hayatınızı kendiniz şekillendireceksiniz.

Bu yolda ilerlerken bir gün gelecek YAPIMCInın gözü olacaksınız. Artık izlemenize bile gerek kalmayacak.

Senarist yönetmene gider ve senaryoyu gösterir. Yönetmen düzenler müdahele edebilir daha sonra yönetmen düzenlediği senaryoyu yapımcıya götürür ve yapımcı sadece ana temasını bilir konunun. Tamam der diziyi çekelim.

Şimdi Seyr-i Sulük yolunun anladınız.

Seyirci - Kameraman-Senarist - Yönetmen-Yapımcı ( Seyr-i Enfusi Seyr-i Afâki ve Seyr-i İlallah.En son olarak ise Seyri Billah)

Seyri enfusi : izleyendir.
Seyri Afaki: görendir
Seyri illallah: yönetendir
Seyri billah: Allah ile birlikte seyredendir.

İyi seyirler arkadaşlar..

wishdropper