PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Farkındalık Hakkında Bilmek İstedikleriniz - Farkındalık Hakkında Herşey


Leydihan
04 Ocak 2025, 04:58
[Only Registered Users Can See Links]ındalık Uygulamaları

a)Kendini İzlemek
- Nefesini İzlemek
- Bedenini İzlemek
- Doğayı ve Çevreyi İzlemek
- İnsanları İzlemek

b)Düşünceleri İzlemek
- Geçmişten Gelen Düşünceleri İzlemek
- Geleceğe Dair Hayalleri İzlemek

c)Duyguları İzlemek
- Öfkeyi İzlemek
- Kıskançlığı İzlemek
- Korkuyu İzlemek
- Sevgiyi İzlemek

Farkındalık nereden çıktı?

Bir an durun. Ve ben ne yapıyorum deyin. Cevap veremeyeceksiniz. Çünkü şimdiki zamanda sorulan soruların cevabı yoktur. Anda kalınca insan, tepkisiz ve dingindir. İnsanoğlunun %98 i bir hastalık yaşamaktadır ve hiç biri bunu fark etmez. Bu hastalığın adı “düşünmek” tedavisi ise “Farkındalık” tır.

Kendinizi tanımlayın dersem size, bana nasıl bir cevap verirsiniz?.. özelliklerinde.. yı seven.. şeklinde başlarsınız. Hepsi yalan. Siz aslında tahmin ettiğiniz kişi değilsiniz. Bu anlattıklarınız ego. Ego nedir peki. Bunca sıklıkta duyduğunuz bir kelime. Ego düşünebilme kabiliyetinin merkezidir. Beynimizde bir merkezdir, bir çiptir. Onu yöneten bir varlık vardır, bir güç, bir enerji (şeytan). Dolayısıyle bizim yönetimimizden çıkmış, başka bir varlık tarafından yönetilen bir olgu olur; yani nefistir, şeytandır, bilinaçltıdır. Kısaca sizi yöneten ikinci bir varlıktır. Evet o bir varlıktır. O bir canlıdır. O canlı ruhsal boyutta yaşar. Artık ego denilince "şeytan tarafından yönetilen ego" yu anlamak gerekir.

En başa dönelim. Dünyanın yaratılışına kadar başa. Allah (Varlıkta o sınırsız güç özbilinç..)
Melekleriyle birlikte insanoğlundan önce yarattığı başka varlıklarıyla ilgilenmekteydi. Bir gün insanı yarattı.

İblis(Şeytan) lanetlenmeden önce meleklerin hocası mıydı?

Evet meleklerin hocası ve reisi idi. İslam âlimleri, Allah’ın emri ile bütün melekler Ademe doğru secde etti. Meleklerin hocası olan İblis emri dinlemedi secde etmedi. İblis meleklerle beraber idi. Ateşten yaratılan cinler taifesinden idi. Melekler ise nurdan yaratıldı. İblis’in önceki adı Azazil idi. Cennetin bekçilerindendi. Dünya seması meleklerinin reisi idi.

Dünya semasının ve yerin sultanıydı. Meleklerden ilimde üstün idi. Gök ile yeryüzü arasını idare ediyordu, bunun için kendini büyük gördü. Bu hâli onu Allah’a isyana sürükledi. Allah da onu rahmetinden uzaklaştırdı.

Bu cevap tüm dinlerde aynıdır. İncilde kuranda tevratta da aynen anlatılmaktadır.

Peki Şeytan neden secde etmedi?

Bir zamanlar Rabb'in meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler): "A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz" dediler. (Rabb'in): "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." Dedi.Bu meleklerin arasında şeytanda vardır. Melekler sadece söyleneni yapabilen hatasız robotlar gibidirler.

Düşünemezler. Yorum kabiliyetleri yok denecek kadar azdır. Fakat melekler dışındaki varlıklar düşünebilme kabiliyetine sahiptir. Cinlerden olan Şeytan da düşünebilmektedir. Tıpkı bizim gibi.

Fakat onun zekası ve üstünlükleri sıradan bir insana göre çok fazladır. Ama şöyle bir gerçeklik var. Kuranda da belirtildiği gibi “insanlar yaratılanların en üstünüdür” bunun sebebi ise insanlara Yaratıcı kendi nefesinden üflemiş, kendinden bir tezahür koymuştur. Yani Hallacı Mansur(bir evliyadır) “Ben Hakkım“ dediğinde idam edilmeden önce bu gerçeği anladığını ve gözüm açık gitmeyecek, ben artık sırrı çözdüm diyerek ölmüştür. Peki bu sır nedir. Varlığın ta kendisidir. İçimizdeki özümüzdür. Adem yaratıldığında düşünebilme ve seçim yapabilme kabiliyetine sahipti. Düşündü ve artık tedavisi yalnızca “farkındalık” olan hastalığa yakalandı.

Bu hastalık nerden geliyor. Kim bu ego. Cevabı basit Şeytanın ta kendisi. Çünkü o görevini yapıyor. Kuranda da anlatıldığı gibi şeytan lanetlendi ve “bende senin (benden daha üstün olarak) yarattığın bu insanlığı senin yolundan çıkaracağım kıyamete kadar vakit ver dedi. Ve Allah’ta izin verdi ama insanoğluna kefil oldu. Aslında tüm dinler bu gerçeği anlatmaktadır. Fakat birçok din zamanla değiştirilip farklı yerlere çekildiği için günümüze kadar tam olarak ulaşamamıştır.

İslamiyet bile bugün bir çok değişiklikle karşıkarşıyadır. Bunun en basiti kapanmaktır. Peygamber zamanında insanlar kapalı değildi. Sıradan geleneksel örtülerindeydi. Bir başka örnek olarak eskiden kadınlar ve erkekler camide birlikte namaz kılardı bugün kılmıyor gibi.. Ama elimizde orijinal bir kitap var. Değişmemiş. Diğer dinlere mensup insanlar içinde incilden bazı örnekler verdim. İncilde de birçok yerde farkındalığa işaretler vardır. Hatta genel olarak bakıldığında İncil farkındalığa daha çok yer vermiştir. Tevrattada bir çok ayet vardır. Bugun Siyonistlerin farkındalığı keşfettiği için dünyaya Yahudilerin hükmettiği söylenir.

Bu şeytan bir tane değimlidir bunca insanın içine girmeye nasıl yetişiyor?

Şeytan bir tane değildir. Onun çocukları vardır. Çocuklarınında çocukları. Bu zincire göre peygamberin anlattığı bilgiler ışığında yüzbinlerce şeytan olduğu bilinmektedir. Ayrıca şeytan girdiği bir insanı diğer insanı da yoldan çıkarmak için kullanır. Şeytan damarlarımızda dolaşan kan gibidir. Elektrik kablolarının içindeki elektrik gibidir. Kendimiz gibi düşünmeyelim. Bir çeşit enerjidir. Peygamber efendimiz;

"Şeytan damarlarınızda dolaşır, ondan kurtulmak için oruç tutun" demiştir.

Peki şeytan (ego) ne zaman içimize girer?

Yeni doğan bir bebek ne kadar saf ve temizdir, farketmişsinizdir. Düşünmez, özgürdür. Bir bardağı yere atıp kırar, sonrada güler. Şeytan insanlara ergenlik çağına girmeye başladıklarında girer.10 yaşındaki erkek çocukları sürekli olarak “anne kafamdan düşünceler geçiyor” şeklinde tepkiler vermiştir.

Artık bir kişi değil, iki kişi olduğunuzun farkındasınız. Peki gerçekte siz kimsiniz?

Siz gerçekte Allah’ın size nefesinden üflediği özüsünüz. İnsan bedenini düşünürseniz Ruh ve beden olarak iki kısımdan oluşur. Beden, sadece et parçasıdır. Hiçbir işlevi yoktur. Her şeyi ruh yapar. Çünkü ruh gerekli olan enerjinin kaynağıdır. Bu enerji kalkanı olan ruh, bedenimize çakralardan çivi gibi çakılmıştır. 7 büyük çarka ve yardımcı çakralar sayesinde sinir sistemi gerekli olan enerjiyi sağlar ve hormonlarla birlikte duyular oluşur.

Bedenimizin içinde karnımızın göbek deliğimizin olduğu hizada(2 parmak üstü) özümüz varlığımız temel çakraya bağlıdır. Ama ego tüm enerjiyi emerek, özün faaliyetlerini devre dışı bırakır ve kontrolü ele geçirir. Ego sanki sizmişsiniz gibi hareket eder ve siz bunu fark etmezsiniz. Sizin yerinize düşünür, notlar alır; geçmişi ve geleceği hafızanıza kaydeder, ilerde size acı olarak geri döndürür. Size hayaller kurdurur. Ve onlar gerçek olmayınca sizi üzer.

Ruh burada değildir. İnsanların ruhları dünyadan önce yaratılmıştır. Ruhlar başka bir boyuttan buraya enerjiyi projekte eder. Astral projeksiyonda da astral beden kullanılır. Ruh zaten burada değildir.

Nedir egonun(şeytanın) amacı peki?Bunları neden yapar?
Yukarıda da ifade edildiği gibi amacı sizi mutsuz edip yoldan çıkarmaktır. Çünkü o bu iddaayla yaratıcının huzurundan ayrılmıştır ve kıyamete kadar vakit almıştır.

Leydihan
04 Ocak 2025, 05:16
Farkındalık Sahibi Nasıl olunur?
Kısaca değinecek olursak, farkındalık, yapılan her işi, atılan her adımı “farkında” olarak yapmaktır. Yani anda kalmaktır. Mesela çay içiyorsunuz. Sadece çay için. Eylemle bütünleşin. Çay bardağına dokunuyorsunuz, elinizle alıyorsunuz, yudumluyorsunuz, midenize iniyor. İşte farkında olarak çay içtiniz. Farkında olarak yapılan eylemlerde düşünemezsiniz. Sadece anı yaşarsınız. Çay içme anını. İçtiğiniz en güzel çayı içtiniz.

Yürüyorsunuz yolda. Farkında değilsiniz ne yaptığınızın. Çünkü farkında olmanız için durmanız gerekir. Ancak durduğunuz zaman yürüdüğünüzü fark edebilirsiniz. Bunu deneyin. Yolda yürürken birden 15 saniye kadar durun ve bekleyin, sonra yürümeye devam edin. Bilinciniz tazelenecektir.

Bakınız insanların yüzde 98’i hastadır demiştik. Bunu bir örnekle açıklayalım.

“Bir gün trendeydim. Tıklım tıklım doluydu tren ve arka tarafta 3-4 boş koltuk vardı ama kimse oturmuyordu merak ettim. Gittiğimde orada yaşlı bir kadın vardı ve 3 sıra etrafına kimse oturmamıştı. Sebebi ise kadın bağıra bağıra yanındaki boş koltukla konuşuyordu. Onunla tartışır gibiydi. Kadın dikkatimi çekti. Tesadüfen aynı durakta indik ve kadını izledim, sonra kaybettim. Yolda yürürken de konuşuyordu. Sonra lavaboya girdim ve aynaya baktım. Dedim yazık kadına delirmiş. Sonra yan lavabodaki adam bana dönüp, buyur bana mı delirmiş dedin dedi. O anda gülümsedim.

Meğer farkında olmadan sesli düşünmüşüm. Anladım ki aslında benim o kadından bir farkım yok. Hepimiz o kadın gibiyiz. Tek fark, biz içimizden düşünüyoruz, o sesli düşünüyor .” (Eckhart Tolle – Var olmanın Gücü)

Aslında sürekli olarak aklımızdan düşünceler geçiyor. Hepsi gereksiz, hepsi boş. Ve bütün enerjimizi bu gereksiz düşünce emiyor. Zihnimizin neredeyse yüzde 80 i bu düşüncelerle dolu. Bu yüzden yaptığımız işlerde dikkatimiz dağılıyor. Sınavlarda başarılı olamıyoruz. Okuduğumuzu anlamakta güçlük çekiyoruz, hatalar yapıyoruz vs.. Bu gereksiz düşüncelerden arındığınızı düşünün. Tertemiz bir zihniniz var artık. Bomboş. Bir kez okuduğunuzu anlıyorsunuz. Dikkatiniz dağılmıyor. Neye elinizi atsanız başarıyorsunuz. İşte hastalık ve tedavisi bundan ibaret. Tedavi sürecinde yapmanız gereken şeyleri ele alırsak;

1) Düşünceleri izlemek
2) Bedenimizi İzlemek
3) Duygularımızı izlemek

Evet, Hep izlemek ile bitiyor.Neden izlemek. Bir aynaya baktığınızı düşünün arkada bir hırsız var evinize girmiş. Eğer hırsız sizin onu aynadan gördüğünüzü fark ederse kaçacaktır, yakalanmamak için..

TESLİMİYET
Yorum egonun işidir. Sana doğru kelimeyi söyleyeyim. Kitapların hepsini okuduğunda son konuda anlatılıyor bu sordukların. Doğru kelimiye TESLİMİYET. Teslim olman gerekiyor. Her eyleme her duyguya. Sen sanki ölmüşsün, orda yoksun, ruhunla ordasın sadece. Manzara için cevap buydu.

Teslimiyet dinginliktir. Ağaçlar dingindir. Osho'nun örneğiyle cevap vereyim, bir ağaç o kadar dingin ve tepkisizdir ki sararan bir yaprağın bir ağaçtan düşüşünü izlerken, ağacın ne kadar tepkisiz olduğunu görebilirsiniz. Bir ağaç gibi orada var olman gerekiyor. Tepkisiz ama orada olmalısın, tam olarak.

Nefesini izlemek, sürekli uygulayabileceğin bir aktivite fakat neden takıldığını sana söyleyeyim. Merkezlenemedin henüz. En üstte ilk mesajda içimizde bütün psişik güçlerimizi kontrol eden bir güç olduğunu ve onun hep bizimle varolduğunu söyledim. Eğer merkezlenebilirsen o karnındaki çekilmeyi keşfedersen, nefesini izlemek yerine artık 2. aşama olan kendini izlemeye geçeceksin. Kendini izlemek şudur. Bazı arkadaşların psiball diye anlattığı, gerçekte bizim özümüz; yani saf benlik, varlık olan enerjiyle bir bağlantı kurarsınız. Bu bağlantıyı kurmak için sadece farkındalığın ne olduğunu bilmek yeterlidir. Zaten farkındalık başarılacak birşey değildir. Herkes zaten farkında aslında sadece unutmuş ve egodan düşüne düşüne unutmuş, oradan düşünmeyi. Oradan düşünmek istediğinizde yani özünüzden (ilham, yaratıcılık) göbeğinizde bir gıdıklanma olur 10 saniye sonra. O gıdıklanma özünüzün devreye girdiğinin habercisidir. Artık düşünürken egodan değil, özünüzden düşünüyorsunuzdur. Ve özünüzden düşündüğünüzde tanrısal yaratıcılık devreye girer ve kafanızdaki sorunun doğru cevabı verilir size.

Kendimden bir örnek vereyim. Farkındalığa ilk başladığımda sürekli nefesimi izledim ve hareketlerimi izledim. Kulağım kaşınıyor, elimi kaldırdım kulağıma götürdüm, saçımı düzelttim, ayağımı bir adım öne attım oturdum .... gibi . delirecek gibi oluyor insan ilk başta. Fakat bir süre bir kez izlediğin bir şeyi bir kez daha izlemenize gerek kalmıyor. Bilgisayar programı gibi düşünün, sadece bir kez tanıtıyorsunuz o izlediğinizi sonra otomatik tanınıyor. Otomatik olarak izliyorsunuz zaten.

Hareketlerimi ve nefesimi sürekli izledikten sonra düşüncelerimi izlemeye başladım. Tabi nefesimi izlemeyi henüz o zaman otomatikleştirememiştim. Düşüncelerimi izlerken heh işte yakaldım seni diyordum egoya ve aynen senin dediğin gibi bir anda yokoluyordu. Bu doğru birşey gibi görünüyor aslında. Ama tam olarak doğru değilmiş bende ilerde anladım. Doğru olan tepkisizlik. Bakın ne oldu.

İnat ettim, hiç müdahele etmeden düşüncelerimi izledim. 4 saat sürdü. Ardı arkası kesilmedi. O kadar komikti ki size anlatamam. 4 saat boyunca onu çaktırmadan izledim. Müdahele etmeden.

İlkokulda hoşlandığım kızdan, ünviersite de çektiğim kopyaya, taksimde içip kustuğum günlere kadar.. Ne kadar alakasız şey varsa hepsini arka arkadaya sıraladı, sıraladı acı çektirmeye çalıştı bana. Kız arkadaşımın beni aldattığını düşündürdü, onu kanıtlamaya çalıştı ailemle ilgili şeyler ... binlerce. Tam 4 saat. Ve en sonunda gülme krizine girdim. Artık bu komediye dayanamadım.

Bakın ne oldu
Orda bana saatlerce gösterdiği şeyler artık aklıma gelmedi. Halen de gelmiyor ve kıyamete kadar o acılar silindi. Çünkü benim onun numarasını yemediğimi anladı ve artık onları düşündüremiyor bana.

Demek istediğim aslında düşüncelerinizi izlemek BİR ZİHİNSEL TEMİZLİKTİR. Zihnim temizlendi.

Size tüm samimi kalbimle söylüyorum. 6 ay önce kız arkadaşımın benimleyken (ki yakında evlenmeyi düşünüyoruz 2 yıl oldu) bir ara tartıştığımız dönemde bir başkasıyla mesajlaşmaya başladığını öğrendim. Tamam onu hipnoz edip öğrendim. Sonra ağladı, beni aldattın mı dedim. Ama daha sonradan öğrendim ki mesajlaşmışlar, sonra benle tekrar barışınca onunla bir daha görüşmek istemediğini söylemiş.

Siz olsanız nasıl bir tepki verirdiniz

Bakın farkında birisi nasıl tepki veriyor

Ben o dönemde onu üzdüğümü düşündüm ve hatanın bende olduğunu, ona gereken ilgiyi göstermediğim için böyle birşey olduğuna inandım. Anında ego devreye girdi, seni aldattı saçmalama ayrılmalısın ondan dedi. İnanın sözlerimden yaş geldi o kadar kötü oldum ki telefon açtım küfür edicektim, tam nefesimi izledim ve dedim ki bana mesaj atma özür dileme şu an iyi değilim sonra seni arayacağım dedim. Ama kendimi zor tuttum. Sonra düşüncelerimi izledim, sırf o aptal düşünceler temizlensin diye. Ve başardım. Bakın şu an size bunları yazarken bile gülüyorum. En ufak acı duymuyorum. Çünkü hafızamdan o acı silindi. Çünkü ego beni burdan avlamayı denedi ama başaramadı. Sonra onu aradım ve senden ayrılmayacağım seni çok seviyorum dedim. Ve hatalarımı düşündüm. Anladım ki gerçekten de onu ihmal etmişim bir süre haftada 2 kez aradığım oldu bazen bir kez. Şimdi her gün arıyorum 10 dakikada olsa. Haftada bir kez yanına gidiyorum ve çok mutluyuz.

Demek istediğim hatayı bir insanın kendinde araması teslimiyetin işaretidir. Eğer siz başınıza gelen her kötü olayın aslında ileride başınıza gelecek iyi bir olaya işaret ettiğine inanırsanız, farkındalığı büyük çapta başlamışsınız demektir.

Teslimiyet nedir? derseniz teslimiyet, hayatın akışına teslim olmaktır. Başınıza gelen her şeyin aslında ileride gelecek bir şeyle bağlantısı olduğuna inanmalısınız. Basit bir örnekle açıklayacak olursak, koştunuz ama otobüsü kaçırdınız. Sakın sinirlenmeyin. Öyle olması gerekiyordur. Belki de o otobüse binseydiniz, otobüsten indiğinizde karşıya geçerken size araba çarpacaktı. Bir sonraki otobüse bindiniz ve gideceğiniz yere gittiniz. Teslmiyet ANI KABULETMEKTİR.

Anı kabul ettiğinizde varlık size destek olur. Yaratıcılığınız (ilham) devreye girer. İstedğiniz (quantum olumlama kurallarına uygun olarak) herşey size bir süreç içerisinde verilir. Ama siz bu süreci anlayamazsınız. Birde bakmışınız olmuş. Ben kendimden örnek vereyim. Geçen yıl 11 ayımı kpss a sınavına hazırlanarak gerçirdim. Herşeyi çok iyi öğrendim, denemelere girdim dershaneye gittim. Bir önceki yıl 80 yapmıştım, bu yıl hedefim 90 yapmaktı ve kesin diyordum artık. Sonra sınava girdim ve sınav çok iyi geçti gibi geldi bana. Sonuçlar bir geldi 73 almışım. Daha önceki yıl kitabı bile açmadan 80 almıştım. Ailem çok üzüldü, tepki verdi bana nasıl olur dedi. Ben gülümsedim. Eğer dedim bu sınavı kazanamadıysam, başıma ilerde daha güzel ve olumlama ile istediğim birşey gelecek dedim. Ve geldi de. İnanın kaymakam olsam bu kadar sevinmezdim. Çok başarılı bir ithalat işi kurdum. Bir anda aklıma geliverdi. Ve inanın kimsenin göremeyeceği ve düşünemeyeceği yüksek kar bırakan bir iş.

Sonra gülümsedim dedim ki evet. Ben ne istemiştim?

Kpss yi kazanıp kaymakam olmak mı yoksa güzel bir gelirimin olmasını ve iyi bir evliliğimin olmasını mı.

İkinciyi istemiştim. Demekki sınavı kazanarak mutlu olmayacaktım. Bu yol benim yolumdu. Ama Gaybı yani geleceği Allah'tan (varlık, tao, rab, özbilinç, sınırsız güç neye inanıyorsanız onu söyleyin) başkası bilemez .Bu yüzden düşünmek ne işe yarar ki.

Belki de yolda ayağınız takılıp düşüceksiniz size birisi yardım edecek iyi misiniz diye ve sonra onunla bir iş yapacaksınız ve hayatınız değişecek. Eğer herşeyin mümkün olduğuna inanıyorsanız TESLMİYETEDE inanın.

Leydihan
04 Ocak 2025, 05:25
Farkındalık Uygulamaları

İzlemek aslında tanık olmaktır. Aslında herşey bir mücizedir..Fakat siz yaşamın bu döngüsüne sıradan olaylarmış gibi bakıp farketmediğiniz için bu mucizeleri göremezsiniz Yukarıda kendimden örnekler vererek, teslimiyetin tam olarak ne olduğunu izah etmeye çalıştım. Hiçbirşey düşünmemekten kastımızı, düşünceleri izlemenin ne olduğunu. Peki düzenli bir şekilde neler yapabilirizi yazmak istersek..

1)Düşünceleri İzlemek: Düşüncelerimizi izlerken dikkat etmemiz gereken nokta, teslimiyettir. Düşüncelerimizin bize ait olmadığını, etrafımızı çevreleyen bir varlık tarafından bize fısıldandığını izlemektir. İzleyince onlar silinir ve bir kez daha o düşünceler aklımızdna geçmez.

Nasıl izleriz? Sessizce oturun. Dik bir şekilde. Gözlerinizi kapatın (isterseniz uzanabilirsiniz de) nefesinize odaklanın. Tıpkı meditasyondaki gibi. Burnunuzdan mavi hava giriyor, bir ışık hüzmesi gibi bedeninize doluyor sonra çıkıyor. Bunu bir dakika kadar yaptığınızda ego hemen devreye girecektir.

Birden saçma sapan bir düşünce gelecektir etrafınıza. O düşünce inanamayacağınız kadar alakasız bir düşünce olacaktır. Nefesinizi izlemeye devam edin. O düşünceyi ego size yolladığında görecektir ki siz acı çekmediniz tepkisiz kaldınızhemen bir sonrakini yollayacktır bir anda düşünce değişecektir.bir sonraki ... böyle gidercektir. Bu. O anda aklınızdan geçenleri sildiniz. Bir daha aklınıza siz istemediğiniz sürece gelmeyecek. Çünkü artık kontrol sizde. Geçmişi düşünmeyi sadece siz istediğinizde başaracaksınız. Silinen düşünceler değil onların size hissettirdiği duygular olacaktır.

Mesela o anda eski sevgilinizle ayrılmanız geliyorsa, aklınıza ilk etapta ego sizi haklı çıkarmaya çalışan şeyler gösterir. Baktınız, siz tepki vermiyorsunuz, onunla yaşadığınız güzel günleri gösterir ki canınız yansın, gözleriniz dolsun. Hala tepki vermezseniz konuyu değiştirir.

Bir boks maçı düşünün. Bir taraf diğerine sürekli vuruyor. Rakibi ise heykel gibi duruyor. Vuran taraf ne yapar. Vurmayı keser ve durur. Hey kardeşim vursana bana ******mısın der. Baktı hala vurmuyor sinirlenir saçma sapan hareketler yapar ve maç biter. İşte size ego her vurduğunda tepkisizce durmalısınız. Bunu tüm hayatınıze uyarlayın.

Eve geldiniz. Dışarıda bir sürü şey oldu, moraliniz bozuk diyelim. Yada yorgunsunuz sinirlisiniz. Anneniz babanız geldi nerdesin sen saat kaç ******mısın diye başladı. Size vurmaya başladı. Hemen pozisyonunuzu alın, sakın cevap vermeyin .Tepkisizlik.

Bakın sonra ne olacak

Bağıracaklar, size bağıracaklar alakasız yerlere konuyu getirecekler, sonra gidecekler. Tam 10 dakika sonra anneniz gelip size güzel şeyler söylemeye başlayacak. Pişmanlık çektirecek, egosu ona. Karnın aç mı bari diyecek. Ne yaptın anlat bari diyecek ve size sarılacak.

ONLAR BİLMİYORLAR. BİLSELER YAPARLARMIYDI!

Siz farkında olun yeter. Onlar bilmiyorlar. Böyle düşünmelisiniz. Hata yaptıklarının farkında değiller. Bu bir hastalık, onlar hastalar. Onları tedavi etmeye çalışmayın. Onlara sen hastasın demeyin. SAKIN AMA SAKIN AİLENİZE VEYA HOCANIZA VEYA EGOSU YILLARCA DOLUP TAŞMIŞ SİZDEN YAŞÇA BÜYÜK BİRİNE bunları anlatmayın. Birşey söylemek zorunda değilsiniz .Bu bireysel bir ibadettir.

Farkındalığın hiçbir dinle alakası yoktur. Tamamen psikolojik birşeydir. Ama bütün dinler ve inanışlar farkındalık hakkında bilgi vermişlerdir.

Sevgilinizle olan ilişkilerinize gelelim. Onunla konuşmalarınızı izleyin. Evet o hatalı davranıyor, size göre. Çünkü egonuz her zaman sizi haklı çıkartır. Aslında kimin hatalı davrandığı önemli değil. Önemli olan tepkisizlik. Sevgilinizi aradınız telefonu açmadı. 2 sat oldu. Haber de vermedi. Hemen ego dereye girecektir. Nerde acaba, yoksa geçen gün gördüğüm çocukta var mı ki yanında .. şeklinde darbeler geliyor suratınıza. Tepkisizlik.

Bakın tepkisiz olmazsanız size neler olacağını anlatayım

Telefonu açınca sizi arayacak ve arkadaşlarlaydım bilmem nerdeydim filan falan diycek. Sizde diyeceksiniz ki insan bi haber verir kim arkadaşların ... sonra o diyecek ki işte arkadaşlar.. Sonra siz bağıracaksınız.. Sonra o da aynen şu cümleyi kuracak;

"sende geçenlerde ... yapmıştın sende yapıyorsun ...."

sonra siz sende zaten ... yapmıştın asıl sen yapıyorsun...

böyle gidecek bu. Sonra kazanan kim olucak ? Ego.

Kıskançlık egonun en büyük silahıdır. Kıskanırsınız. Ama farkında bile olmadan. Kimdi o telefondaki dün yanında biri vardı... gider.. sonra egonun en öldürücü darbesi gelir ve hayatınızı mahveder ;

"benden önce birlikte olduğun çocuk kimdi? o mu geldi onunla neler yaşadın..."

Bu cümleyi duyduysanız, ilişki bitmiş, ego kazanmış demektir. İlişkinizi bitirin. Artık yapabilcek birşey yok. Sadece acı çekiceksiniz.

Bitirmezseniz kendini şöyle savunacaksınız. Ben seni çok sevdiğim için oldu bunlar. Bırak baştan adam gibi başlayalım filan falan. Hepsi hikaye. Egonuz size onun eski sevgilisiyle birlilkte olduğunu, eski sevgilisini sizden daha çok sevdiğine inandırdı bile. Yıllarda geçse eninde sonunda ayrılırsınız.

İş buralara kadar gelmeden önce TEPKİSİZLİĞİ uygulamanız gerekirdi.

Leydihan
04 Ocak 2025, 05:26
Olduğu gibi kabul etmek
Mevlana dönerken herşeyi olduğu gibi kabul etmiştir. İsa peygamberde klasik çarmaha gerilme pozisyonunda teslimiyeti gösterir. Herşey duarağan ve dingin. Bir uyum içinde olduğu gibi kabul ettiğinizde kuşların cıvıltısını, havanın temiz kokusunu, hatta ışıkların gülümsemesini görürsünüz. Daha önce hiç dikkatinzi çekmeyen bir tabelaya bakıp gülümseyebilirsiniz. Yaşlı bir teyzeye, küçük bir çocuğa, bir kediye bakıp huzur hissedersiniz. Ana teslim oldunuz işte.

İlişkilerde olduğu gibi kabul etmek çok önemlidir. Duygusal ilişkilerde başarısızlığın temel sebebi olduğu gibi, kabul edememektir. Bazen sohbet ederken birisi gelip anlatıyor. Kız arkadaşım böyle böyle yaptı, kavga ettik diyor. Birincisi, özel hayatınız olmalı ve kimseye ilişkilerinizi anlatmamalısınız. Siz varlığın bir parçasısınız. Birilerine birşeyler anlatmak zorunda değilsiniz. Birilerine birşey kanıtlama egosunun altında gizlidir bunlar.

Bir erkekle birlikte bir kızı ele alalım. Erkek ona diyor ki saçını şöyle yapsana, konuşurken şöyle konuşmasana, biraz kısa giyinmişsin ne gerek vardı.. gibi sıralamaya başlar. Erkeğin egosu kızı yumruklamaya başlamıştır. Evet o erkek o kızı sevmiyor. Hepsi yalan

Birini sevmeniz için onu o olduğu için sevmeniz gerekir. Olduğu gibi kabul etmeniz. Bir cep telefonu almaya gidiyorsunuz, özelliklerine bakıp alıyorsunuz. Sonra o cep telefonuna diyebilir misiniz, kameran daha iyi çeksin? O telefonu o özelliklerde olduğu için aldınız.

Kız arkadaşınızı değiştirmeye çalışıyorsanız, siz aslında onu değil, hayalinizdeki kızı seviyorsunuz demektir. Çünkü sizin hayalinizdeki kız, sarışın, düz saçlı, vucudu güzel bir kızdır. Eğer siz kız arkadaşınıza spora git zayıfla diyorsanız, onu sevemezsiniz ki.O zaten öyle. Madem onu beğenmiyorsunuz, onun eksikleri var, neden onunlasınız.

Olduğu gibi kabul etmelisiniz. Ve o size bu tepkiyi verirse bunların bilincinde olup "sen olduğun gibi güzelsin, seni böyle olduğun için seviyorum" demelisiniz. O sizin sevgilinizdir. Ne eksik ne fazla. Tam olması gerektiği gibidir. Eğer olduğu gibi kabul ederseniz, ego yenilir. Çünkü elinde kozu kalmaz. Eğer siz birine saçını söyle yap diyorsanız, siz saçı öyle olan birini hayalinizde istiyorsunuzdur. Eğer siz ona zayıfla diyorsanız, onu değil zayıf birini beğeniyorsunuz demektir.

Her insanı olduğu gibi kabul edin. O öyledir. Ne eksik, ne fazla. Tam olması gerektiği gibi.

Kimse agresif değildir. Ego onları öyle yapar.

Yeni doğan bir çocuk agresif midir?

Hepimiz özgürce doğuyoruz. Ben Oğuzhan olarak doğuyorum. Ben kimim peki? Doğduğumda kişiliğim mi vardı? Ben varlığın yansımasıydım. Sonra ne oldu ailem ve çevrem bana kendi özelliklerini öğretip yüklediler ve ben özgürlükten çıkıp başkalarının bana öğrettiği şeylerin karışımı oldum. Ben artık ben değilim. Çevremdekilerin hepsinden birazım artık.

Farkındalık başa dönmektir. Ego sana bu sonradan öğretilen kriterlerin salt toplamıdır. Ego bir kişiliktir. Herkes kendini egonun öğrettiği kişilik sanır. Ben agresifim diyorsa, birisi onun egosu onu öyle yönetiyodur. O da egosunun farkında olmadığı için kendini öyle birisi olarak tanımlıyordur.

Ama ego sizin göz renginizi değiştiremez. Sizin fiziksel özellikleriniz sizin özünüzdür. Bebekkende aynısınızdır. Ölene kadar aynı olacaktır. Siz şu anda bebekliğinizden sonra değişen herşeyi temizleyip yoketmelisiniz. Geçmiş ve geleceği.

Ego çatışır. Kendini hatalı görmek istemez. Ego sahiplenmek ister. Ego hep kendini haklı çıkartır, karşısındakini ise haksız.

Gerçek ilişkiler, kabullenme ile gerçekleşir. Birilerini öyle kabul etmelisiniz. Ben dış görünüşten bahsettim. Sen bana egodan bahsediyorsun.

Sen telefonu alırken dış özelliklerini görüyorsun. Ben de zaten karşındakinin saçından fiziğinden bahsettim. Onları gözünle görmüyor musun birlikte olurken?

Ben karşındakinin yardım severliğinden, duygusallığından bahsetmedim.

Sen hafif dalgalı saçlı, mavi gözlüsün diyelim. Bu değişmeyecek. Doğduğundan beri öylesin. Seninle birlikte olan birisi, sana lens taksan gözlerin daha güzel görünür diyorsa, o seni sevmiyordur. Eğer sen lens takıyorsan, sen kendini sevmiyorsundur.

Toparlamak gerekirse insanın dış görünüşlerini değiştirmeye çalışan birinin, karşısındakini değil, hayalindekini sevdiğini anlattım. Eğer sen yeşil gözlü birini hayal ediyorsan, neden kahverengi gözlü biriyle olursun ki? Evet olabilirsin ama bunu belirtiyorsan saçların şöyle olsa daha güzel olurdu, diyorsan sen onunla egon için birliktesin demektir.

Senin derdin, birlikte bir ortama girdiğinde yanında güzel birini gösterip, bak ben bununlayım, görün millet demektir. Bu sevgi değildir.

2)Kendinizi İzlemek, Bedeninizi İzlemek, Hareketlerinizi İzlemek

Aynaya bakın. Sinirlendiğiniz zaman yada içinizde bir üzüntü olduğu zaman hemen koşup aynaya bakın. Baktığınızda yüzünüzde pis bir gülüş, pis bir ifade göreceksiniz. O gülüş size ait değil. Şeytan içinizde ve sizi kontrol ediyor. Bunu kesinlikle göreceksiniz. Aynadaki görüntünüzden korkacaksınız. Sizi ego ne hale getiriyor, daha net göreceksiniz.

Nedir kendini izlemek? Kendini izlemek, Yunus Emre'nin deyimiyle kendini bilmektir. Kendinizi bilmeniz için önce kendinizi tanımalısınız. Yazının en üstünde ilk mesajlarımda bu başlıkta yaratılış sürecini ve hastalığın ne olduğunu anlattım. Hastalığı biliyorsanız, artık kendinizi bilmeye başlamışsınız demektir. Çünkü bir kez çukura düştünüz zaten bir daha aynı çukura düşmezsiniz. Düşüncelerinizin size ait olmadığını biliyorsanız, büyük ilerleme katetmişsinizdir.

Kendinizi izleme egzersizlerini toparlayacak olursak. Uyandığınız anda kendinizi izleme başlar. Uyandınız. Dikkat edin, bırakın bakalım ne yapacaksınız? Bir uyur gezer gibi rutin olarak gündelik faaliyetleri yapacaksınız. Yüzünüzü yıkayıp kahvaltı edeceksiniz. Sonra ya okula yada işe gideceksiniz. Peki bu yaptığınız, eylemleri neden yaptığınızı biliyor musunuz? Daha doğrusu ne yapmaya çalıştığınızın farkında mısınız?

Ben söyleyeyim. Farkında olmadan, SÜRÜYE KATILDINIZ bile. Sürü egosuna yenilen insanlar topluluğudur. Sürünün ortak bir amacı vardır. Bu amaç kapitalizm de kendini bulur. Amaç biliçsiz olarak içinizdedir. İlerde... olmak.

Birşey olmak istiyorsanız, artık özgür değilsinizdir.S iz zaten aratılanların en şereflisisiniz. Nasıl bir kalıba girmek istediğinizi seçiyorsunuz şu anda.

Ben doktor olacağım. Okula gidiyorum. Derslerime çalışıyorum. Sonra öss yi kazanacağım, sonra üniversiteyi okuyacağım, sonra doktor olacağım.

sonra?

Para kazanacağım...Evleneceğim, zengin olacağım..

Sonra?

ÖLECEKSİNİZ.

Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız, vardığınız yerin önemi yoktur, diyor Drucker. Kendisini tanımam ama farkındalığı bildiği apaçık ortada.

Artık nereye gittiğinizi biliyor musunuz?

ÖLÜME gidiyorsunuz. Farkında olun. Ölüm tıpkı doğum gibi bir gerçektir. Fakat siz sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarsınız. Kısacık ömrünüzü mahvedersiniz. Size birisi bir ay sonra öleceğinizi çok hasta olduğunuz söyleseydi ne yapardınız?

Hala liseye gidip derse girermiydiniz?

Elbette hayır. Ne yapardınız? Bir düşünün?

Yapamadığınız şeyleri yapmaya çalışırdınız. Belki korkudan dua ederdiniz. Belki ağlardınız. Ego hala devrede. Öleceğinizi bilmenize rağmen. Demekki egodan ölümle de kurtulamazsınız.

"Olup biten şimdidir ve olması gereken zaten oluyor" (incil ecclesiastes 3:15)

Şimdiye dönmelisiniz. Anın tadını çıkarmalısınız. Kaçırdığınız her anın suçlusu egodur. Pişman olmayın üzülmeyin. Sizin bir kabahatiniz yok ki. Ego sizi üzmek için pişman eder. Keşke.. ile başlayan bir cümle kurduğunuzda bilin ki ego devreye girmiştir bile.

Leydihan
04 Ocak 2025, 05:27
Neden keşke dersinizki?
Keşke biraz daha çalışsaydım.. Boğaziçini kazansaydım.

Pişmanlığın sebebine bakın. Ego sizi ilk önce boğaziçine gitmelisin diye doldurdu, şimdide başaramadığınız için aynı yerden sizi bir kez daha vuruyor. Başaramamak?

neyi başaramadınız?

Okula gitmek nedir ki. Size kitaplar verirler, onları okursunuz, sonrada sınavda onları sorarlar. Bu kadar basit ve saçma birşeyi mi kafanıza takıyorsunuz. Kendinizi izleyin.

Kendini izlemek TEPKİLERİ İZLEMEKTİR.

Olaylara nasıl tepkiler veriyorsunuz?

Bankada kuyruk var sıraya girdiniz. Hemen yüzünüz asılır. Neden içinizde bir sıkıntı oluştu sizce. Hemen izleyin içinizi. Sebebi yok ki sıkılmanızın saçmalık bu. Sıra varsa var size ne. Siz anı yaşamaktan kaçtınız. O an sırada bekleme anınız. Etraftaki insanlara bakın banka kuyruğunda hepsinin yüzü asık, hepsi stresli. ne için, stres yapıyorlar? onlar ölümü unutmuşlar bile. Onlar yolun sonunu bilmiyorlar gittikleri. Siz biliyorsanız yolun sonunu üzülmek için hiçbir sebep olmadığını da bilin.

İçtiğiniz çayı izleyin, oturduğunuz sandalyeyi, tuşlarına bastığınız kılavyeyi. Baktığınız monitörü. Herşeyi izleyin. Yaptığınız olaylarla bütünleşin. Sadece yaptığınızı yapın. Foruma bir yazı yazın sadece. Başka hiçbirşey düşünmeden. Hiçbir kritere takılmadan, insanlara birşey kanıtlama çabası gütmeden.

Şuan benim yaptığım gibi kelimeler dökülüvericektir özünüzden. Bu yazdıklarımın hepsini sizde yazabilirsiniz. Yeter ki farkında olun. Benim hiçbir insandan farkım yok. Eksikliğim de yok. Hepimiz aynıyız ve eşitiz...

DURMAYIN. ODANIZDA SAKLADIĞINIZ SİZE HEDİYE GELEN KIRMIZI KALP ŞEKLİNDEKİ KOKULU KÜÇÜK MUMLARI YAKIN. BEKLEMEYİN.

TEPKİLER

Neden sana bağıranlara cevap vermek zorunda hissedyorsun kendini? Çünkü sana öyle öğrettiler. Senin programına çocukken ailen ve çevrendekiler ekledi bunu. Sana sana bağırana çiçek ver diye öğretselerdi öyle yapacaktın. Çünkü o program egonun kendisi. Egoyu ancak bu programa karşı gelerek, tam tersini yaparak yenebilrsin.

Ego olmadan yaşayamazsın.

Bizim burdaki amacımız ego şu an zihninizin yüzde 80 ini ele geçirmiş durumda ve sizi o yönetiyor. Sadece bilinçle yaşanmaz. Egonun bu yüzde 80 ini, yüzde 10 lara indirirsen; yani kontrolü sen ele geçirirsen, o zaman egoyu sen yönetirsin. Amacımız yönetimi ele geçirmek. Egoyu sen yönettiğinde onunla faydalı şeylerde yapabilirsin.

Nakın insanlar FARKINDALIĞI başarınca cami imamı filan gibi olucağını sanıyorlar. Alakası yok. Bana bakın ne kadarda ukalayım, hiçbirşey olmuyor, siz yine aynı siz oluyorsunuz. Sadece birşey mi düşünceksiniz, önünüze windows penceresi çıkıyor, aynen şöyle;

"Annene cevap vermek ve ona bağırmak istediğinden emin misin"
Evet Hayır

birini tıklıyor, ve devam ediyorsun.

Hadi ama farketmediniz mi, artık sinirleneceğinizi, yanlış yapacağını önceden görebiliyorsunuz. Eskiden göremiyordunuz, yaptıktan sonra, iş işten geçtikten sonra özür diliyerek tedavi edeceğinizi sanıyordunuz.

Sen istediğin herşeyi yapmakta özgürsün. İstersen tepki verirsin, kızarsın. Ama bu tepkiyi ego istediği için değil, SEN istediğin için verirsin.

Ben diyorum ki "kendinizi bilin" kendiniz olun. İsterseniz yine küfür edin, yine kızın. Ama siz yapın. Bir başkası sizi yönetmesin.

Eminim yukarıda ki windows penceresi gözünüzün önüne geldiğinde hayırı seçeceksiniz. Çünkü onlar bilmiyorlar, bilseler yaparlar mıydı diyeceksiniz.

Hasta olan insanların size tepki vermesine aldırış etmeyin. Bir ağaç gibi dimdik ve dingin olun. Boksör gibi tepkisizce durun. Rakibinizi dövdüğünüzde değil, tepki vermediğinizde yenersiniz.

Merkezlenme

Çok önemli bir kavrama geldik. Şimdiye kadar ki yeri özetlemek istedim.

İnsan iki çeşit kalkana sahiptir. Birisi içimizdeki bilinçtir. Bu bilinç bizim enerjimizdir. Bu sınırsız gücün, yani yaratıcının bize nefesinden üflediği parçasıdır. Biz o enerjiyi kullanarak, istersek telekinezi yaparız, istersek astral seyahat yaparız, istersek reiki yaparız. O enerji sonsuzdur ve saftır. Ama o enerjiyi kullanmanın bir kuralı vardır. Önce o enerjiye ulaşmak gerekir. Bu enerjinin etrafında bir engel vardır. O engel egodur. Ego kötü birşey değildir aslında. İki kısımdan meydana geliriz. Bilgisayar gibi düşünün. Özümüz harddisk tir. Ego ise ram dir. Ram olmadan bilgisayar çalışmaz. Ram in içinde önbellek kayıtlıdır. Önbelleğimizin yani egomuzun içinde bir program kayıtlıdır. Programla dili bilen arkadaşlar anlayacaklardır if ve echo komutlarıyla yazılmış bir programdır. Bu ram biz doğduğumuzda boştur. Çok kısıtlıdır. Sadece ağlamayı ve gülmeyi bilir. 0 ve 1 dir. Sonra bizim ram imize ailemiz ve çevremizdekiler, kendi doğrularını yüklerler. Sana şeker verirler, sen susarsın. Artık if birisi sana şeker verirse = gülümse komutu egoya yüklenmiştir. Sonra if okula gitmezsen = kötü bir çocuk olursun yüklenir ... Bu böyle devam eder. Sonra çevremiz, okullar, öğretmenler kendi doğrularıyla egoyu doldurur. Taki ergenlik çağına kadar bir sorun yoktur.

Ergenlik çağına geldiğimizde egomuz şeytan tarafından ele geçirilir. Artık kontrol bizde değildir. Şeytan bir virüs gibi egomuzu kafasına göre değiştirmeye başlar. Artık ailemize asi gelen, cevap veren, tepki veren, küfür eden, sinirlenen bireyler oluruz. Siz 3 yaşında bir çocuğun ciddi bir şekilde kızdığını göremezsiniz. Ama 10 yaşında bir çocuk çok ciddi şekilde size tepki verir. Çünkü o artık hastalığa yakalanmıştır.

Farkındalık ise egomuzun şeytan tarafından ele geçirildiğini farketmemizdir. Farkındalık aslında kelime anlamı olarak "herşeyi farkında olarak yapmaktır". Eğer egomuzu bizim değil de şeytanın yönettiğini anlarsak, şeytan bize tepkiler vericektir. Hemen komut yazmaya başlar. Bu komutlar geçmişten gelir, yada gelecek üzerine hayallerdir.

if arkadaşlarınla taksime gitmezsen = rezil olursun
if ailene karşı gelmezsen=rezil olursun

=== taksime git - ailene karşı gel ===

İşte şeytanın bize yaptığı.

Biz bu olayı farkettiğimiz anda yani bu yazıyı okuduğunuz anda if komutları yoğunlaşır. Şeytan artık bir müdahelenin farkındadır ve özünüzden beslenerek emdiği gücünüzü kaybetmemek için, hayatınızda hiç yaşamadığınız kadar sizi sinirli ve tepkili biri yapar. Bu onun son savunmalarıdır. Artık 2 aylık ömrü kalmıştır. Özümüze ulaştığımızda varlığın gücü onu yakacak ve egomuzun tekrardan çocukluğumuzdaki gibi sahibi biz olacağız.

Peki bu okadar kolay mı?
Değil. Bize şeytanın if le yazdırdığı ne kadar komut varsa, onları yani düşünceleri izleyip, şeytanın gözünün için baka baka onları izlememiz, sonrada onların yok olmasını beklememiz gerekir. Bu yola yükseliş yolu denilmektedir. Yükseliş yoluna giren birisi yalnız kalma eğlimine girer. İnsanlardan uzaklaşmak ister. Çenesi düşebilir çünkü. Saçmalayabilir. Bunları güzel şeyler herşeyin yolunda olduğunu gösteriyor. Yüzümüzde sivilceler çıkabilir. O çıkan sivilceler içimizdeki gereksiz düşüncelerin dışa atıldığının bedensel göstergesidir. Bedenimiz ruhumuz tüm varlığımız hızlı bir seferberliğe girmiştir. Egonun bize sonradan eklediği tüm komutları temizlemeye çalışır. Bilinç yani yaratıcı artık yanımızdadır. Çünkü onu bulmuşuzdur. Zaten amaç budur. Bütün dinlerin amacı budur. Kuranda anlatılan din günü budur. Artık kendi harddiskimizi kullanmaya hafiften başlarız. Zekamız açılır. Derslerimiz düzelmeye başlar. Yaratcılığımız artmaya başlar. Bu süreç devam ettiği sürece hiç pişman olmamamız gerekir. Unutmayın şeytan en ağır darbeleri sona saklamıştır.

Düşüncelerimizi izleriz. Eğer müdahele ederek düşünce yokolur. Şeytan o düşünceyi saklar, sonra tekrar koz olarak kullanır. Bu yüzden izlememiz gerekir. Günde 2-3 saat izleyin. Temizlenin, temizlenin. Temizlendikçe gülümseyeceksiniz. Kendinizdeki değişimi farkedeceksiniz.

İşte "Merkezlenme" bu noktada çok işimize yarayacak. Merkezlenme içimizdeki özümüzden temizlenme aşamasında yardım almaktır.

Baknız, size insanın 2 mekanizmadan oluştuğunu anlattım. Birincisi ego, ikincisi varlık. Ego olmadan yaşayamayız dedim. Rami olmayan bir bilgisayar gibi oluruz. Peki ego tamamen yok olabilir mi?

Evet. Sadece ölüm tehditi, korku, panik ve aşırı heyecan durumlarında varlık bize destek olmak için, egoyu tamamen saf dışı bırakır, düşünce kabiliyetimizi 0 a indirir ve bizim yerimize düşünür. Bu geçici bir durumdur. Tehlike geçince eski haline döner. Peki nasıl bir tehlike? Önek vereyim.

Birisi sizi öldürmek için kovalıyor, elinde bıçak var, sizi yakaladı. Bıçağı boğazınıza dayadı. Artık ego yokolur. Siz eski sevgilinizi düşünemezsiniz o anda yada yarın yatıracağınız kredi kartı faturanızı. O anda varlık devreye girer ve size en mantıklı hamleyi sizin yerinize yaptırır ve en gerekli cümleleri kurar.

Lunaparka gitmişsinizdir. Gondol vardır, kamikaze yada. Adrenalin dolu şeyler. Adrenalin egoyu yok eder. Bu yüzden bağımlılık yapar. Uyuşturucu kullanan insanların bağımlı olma sebebi budur. Direk harddiskten düşünürler. Ego yok olur.

Bir çok ünlü bestekarın en iyi bestelerini uyşturucu kullanrak yaptığı bilinmektedir. Tabiki uyuşturucu kullanmak geçici bir farkındalık yaratır. Kontrolsüz bir farkındalık ve düşüşünde ego geri dönünce acısını sizden fena çıkartır.

Gondola bindiğinizde çığlık atmak istersiniz. O anda yine eski sevgilinizi düşünemezsiniz. Sadece korkarsınız, heyecanlanırsınız. Birden karnınızda bir gıdıklanma hissedersiniz. Göbek deliğinizin orda. Karnınız tuhaflaşır. İşte o tuhaflaşma sizin enerjiniz. Size burdayım diyor. O enerji sonsuza kadar sizinle olacak. O gerçek sizsiniz. O sizin harddiskiniz. Onun içinde tüm bilgiler kayıtlıdır. Siz sadece hatırlarsınız. Kimse yeni birşey öğrenmez sadece hatırlar. çÇünkü içimizdeki yaratıcının parçası herşeyi bilmektedir zaten.

Bazen arabayla giderken, yokuştan inerken de karnınız bir tuhaf olur. Heyecan sebebiyle ego yok edilip geçici olarak varlık devreye girer ve karnınızdaki çakradan size sinyal gönderir. Sinir sisteminizi kullanarak yönetimi ele geçirir. Sonra normale döner.

Leydihan
04 Ocak 2025, 05:27
Eğer varlık yönetimi devralmazsa ne olur?

Akli dengenizi kaybedersiniz. Çünkü komutu yazılmamıştır egoda o olayın. Ego if komutuyla yazmadığı şeyleri yapamaz. Gondola 5. 6. kez bindiğinizde artık korkmazsınız. Varlık, egoya sizin yerinize, if le başlayan komut yazarak, o hareketi tanıtır. Bugün hastanede yatanların büyük bir kısmının delirme sebebi budur. Bu delirme türüne otizm denilmektedir. Sinir sistemi, enerji desteği alamadığı için felç geçirir.

Merkezlenme işte bu karnınızdaki gıdıklanmayı sürekli olarak yapmanız ve o enerjiyle yaşamaya alışmanızdır. O enerji, siz istemediğinizde sadece belli durumlarda devreye girer.

Peki bir düşünün siz bir ressamsınız diyelim. Ya o enerjiyi resim çizerken devreye sokarsanız ne olur?

Van Gogh olursunuz

Ya müzikle uğraşırken devreye sokarsanız?

Bethooven olursunuz

Ya fizile uğraşırken?

Einstein yada edison

Merkezlenme nasıl olucak peki?

O kadar kolay ki bu muydu diyeceksiniz. Nefesinizi bir süre izleyin.Yavaşlatın. Sonra nefes alın, mavi hava doluyor içimize, sonra verdikten sonra nefesi tekrar almadan bekleyin 2-3 saniye hava tamamen boşalsın. Karnınız gıdıklandı bile, bunu sürekli yapın.

Birde kendinize farklı kamera açılarından bakmaya çalışın, yukardan, aşağıdan, arkadan. Hissetmeniz yeterli. Astral seyahatteki ters düşünme gibi.

İRADE

Allah'ın sıfatları vardır. Zati ve subuti sıfatlar olarak ikiye ayrılır.

Zati sıfatlar ; Sadece Allah Teala’nın zatına mahsus olan, yaratıklarından herhangi birine verilmesi caiz, ve mümkün olmayan sıfatlardır. Zatî sıfatlar şunlardır:

vucud, kıdem, beka, vahdaniyet, Muhalefetün li'l-havadis, Kıyam bi-nefsihî

Subuti Sıfatlar ise; Allah'ın hangi nitelik ve özelliklere sahip olduğunu anlatan sıfatlardır. Bunlar; hayat, ilim, semî', basar, irade, kudret, kelam ve tekvîn olmak üzere sekiz tanedir.

Zati sıfatlar, Allah'ın insanlara üflediği ruhunda bulunmaz. Yani içimizdeki yaratıcının parçasından bize vermediği sıfatlardır. Sadece yaratıcıya aittir. Ama subuti sıfatlar bize verilmiştir.

Sorunuza gelelim. İrade.

İrade, Allah'ın sübûtî sıfatlarından biridir, Allah'ın dilemesi demektir. İrade, bir şeyin olup olmamasını şöyle veya böyle olmasını dilemek ve dilediği gibi yapmaktır. Dünyada var olan her şey Allah'ın dilemesi ile var olmuştur, O'nun dilediği zaman da yok olacaktır. O'nun dilediği olur, dilemediği olmaz.

İnsanların da iradeleri vardır. Ancak Allah'ın iradesi ile insanların iradeleri tamamen farklıdır. İnsan her istediğini ve dilediğini yapamaz. Allah ise her istediğini ve dilediğini yapar. İnsanlara irade gücünü veren Allah'tır Allah'ın iradesi ise kendindendir. İnsanın istediği şeyin olması için çalışıp ve çaba sarf etmesi aynı zamanda insanın istediğinin olmasına, Allah'ın izin vermesi ve yardım etmesi de gerekir. Allah istemedikçe insanların istedikleri olmaz.

Allah'ın iradesi tekvini ve teşrii olmak üzere iki kısma ayrılır.

Tekvini irade. Bu irade Allah'ın yaratması ile ilgilidir. Bu iradeyi hiçbir sebep ve şart geçemez, yani bu irade, bir sebep ve şarta bağlı değildir. Allah neyi dilerse o olur, O'nun dilemediği bir şeyin olması mümkün değildir. Kainatta olup biten olayların hepsi Allah'ın dilemesi ile olmaktadır. Allah dilemeden, izin vermeden, hiçbir şey meydana gelmez; sözgelimi Allah izin vermeden, peygamber mucize gösteremez, kimse ölemez, kimse başarı elde edemez, kimse kimseye zarar vermez, bitkiler bitemez, ağaçlar meyve veremez, kainatın düzeni devam edemez.

Teşrii irade. Allah'ın bu iradesi, sebep ve şarta bağlı olup, insanların iradeleri ile birlikte cereyan eder. Bu irade insanların işlerini yürütmeleri ve fiillerini yapmaları için onlara güç ve izin verme anlamındadır. İnsan, bir iş yapmak, bir davranışta bulunmak isterse, Allah o insana izin ve güç verir. İstek insandan olduğu için sorumluluk insana aittir. Allah'ın bu iradesi Allah'ın rızasını gerektirmez. İnsanın istediği şeye Allah izin verir, fakat insanın bu yaptığından razı olmayabilir. Bu anlamda Allah'ın teşrîî iradesinin meydana gelmesi zorunlu değildir. Allah insanlardan bir şey yapmalarını, bir şeyden kaçınmalarını ister, yani insana bir şeyi emreder veya yasak eder, fakat insanların bu emir ve yasaklara uyup uymamaları kendi isteklerine bırakılmıştır.

Kuran-ı Kerim'de Allah'ın bu sıfatını ifade eden pek çok âyet vardır. Bunlardan bir kaçının meali şöyledir:
"Allah dilediğine hesapsız rızık verir" (Bakara 2/212)
"Allah mülkü dilediğine verir" (Bakara 2/247)
"Allah dilediğini bağışlar" (Bakara 2/284)
"Hikmeti dilediğine verir" (Bakara 2/269)
"Dilediğini yaratır" ( Mâide 5/17)
"Dilediğini hidayete erdirir" (Yunus 10/25)

Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın? (Yusuf Suresi 99)

Hidayette olmak ve insanları hidayete davetin önemi büyüktür. Emr-i ma’ruf ve nehy-i münker farzdır. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(İman edip iyi işler yapan hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariç insanlar zarardadır.) [Asr 23]


(Sizin içinizde insanları hayra [edillei şer’iyeye=dört delile uymaya] davet eden ve iyiliği emredip kötülükten [Dört delile muhalefetten] men eden bir cemaat bulunsun. İşte Onlar kurtuluşa erenlerdir.) [Al-i İmran 104]

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Tahsilsiz ilme rehbersiz hidayete kavuşmak isteyen boş şeylerden yüz çevirsin!) [İ. Gazali]

(İbadetlerini ihlas ile yapanlara müjdeler olsun! Bunlar hidayet yıldızlarıdır.) [Ebu Nuaym]

O zaman farkındalık nedir ?
Hidayete erme yoludur. Hidayete ermenin yolu nedir biliyor musun?

"Ölmeden önce ölmektir" Hz. Muhammed

Farkındalık ölmeden önce ölmektir.
Farkındalık nedir bilir misin?

"Kendini Bilmektir"

Sen kendini bilmezsen, okuman bir işe yaramaz. Önce farkındalık olmalı. Vakit kaybetmek demişsin. Bak sana sadece bir cümle kuracağım, sadece bu cümleyi yap yeter.

Alıntıdır.

Leydihan
04 Ocak 2025, 06:05
"Yaptığın herşeyi farkında olarak yap"

Yürüyorsan, sadece yürüdüğünü bil. Çay içiyorsan sadece çay iç. Uyuyorsan, sadece uyu.

Yapamayacaksın. Aklına düşünceler gelecek, geçmişten veya hayaller gelecek gelecekten. İşte egomuzu ele geçiren şeytan budur. Aklımıza gelen o düşünceler. Onlar bize dışardan geliyor, farketmişsin. Biz düşünmüyoruz aslında. Sanki bir radyo yayını var, biz istemsiz olarak o radyoyu dinliyoruz.

Ele geçirilen ego aynen şu cümlelerdir;
"bazen kafamda düşünceler kuruyorum, sanki birileriyle konuşuyormuşum gibi, hatta konuştuğumu düşünüyorum "işte ben ona böyle diyorum, o bana böyle diyor sonra ben ona böyle diyorum" vs. tarzında. Kimilerine söylemek istediklerimi ama söyleyemediklerimi zihnimde kurup, kendi kendime söylüyorum. Kimi zaman "dur!" diyorum, "başladın gene kendinle konuşmaya..!" ve çoğunlukla da bu düşüncelerin farkındayım. Sonradan hatırlayamasam da düşündükten sonra zihnimde konuştuktan sonra hatrım da kalıyor sadece, belli bir müddet sonra siliniyor."

İşte bunu anlaman bile çok güzel bir gelişme. Artık farkındalığın ne olduğunu biliyorsun. Farkındalık bunu farketmek ve şeytan FM den yayın yapan radyoyu çözmek. İşte evrenin sırrı bu. İnsanoğlunun savaşlar yapmasının, birbirini öldürmesinin, kavga etmesinin, mutsuz olmasının, HASTA olmasının, hepsinin sebebi bu radyo yayını.

Peki bu yayının frekansını bozmak için ne yapmalıyız?

Farkındalık uygulamalarını yapmalıyız. Bu uygulamalar Eckhart Tolle - Şimdinin Gücü uygulama kitabı 'nda anlatılmıştır. 100 sayfa ince bir kitaptır. Ayrıca okumanızı tavsiye ederim. Ben kısaca bu başlıkta yazdım bunları. Hepsi izlemekle bitiyor.

Farkındalık için zamana ihtiyacınız yok. Zaten zaman kavramı farkındalığınızı bozuyor. Zaman diye birşey yoktur. Siz yarın işe gideceksinizdir. İşe gitmenizin sebebi para kazanmaktır. Para kazanmanızın sebebi, egonun size sunduğu hayallerden birini gerçekleştirmektir. Buna sürü psikolojisi de denilmektedir. Her insan kapitalist rejimde bu şekilde yaşar. Bu döngü sizin "farkında" olmadan yaptığınız bir oalylar silsiledir. Bu zincir şöyledir;

"Doğum - aileden öğrenilen konuşma - ailenin sana kızarak öğrettiği ahlak ve toplum kuralları - okulda sana öğretilen pozitif bilimler - iş hayatı - para kazamak - evlenmek - çocuk yapmak - çocuklarını da aynı zincire sokmak ve ölüm"

İşte sorun bu. Bunları neden yaptığınızı bilmemeniz. Hatta bırakın bilmemeyi hiç düşünmemeniz. Bu zincir size "KENDİNİZİ" unuttuyor. Kainatın en üstün yaratıkları olduğunuzu, meleklerin önünüzde secde ettiğini herşeyi unutturuyor.

Bu sorun dünya yaratıldığından beri süregelmiştir. Bu zincirde hep "MUTSUZLUK, CİNAYETLER, KAVGALAR, HIRSIZLIK... VB. OLMUŞTUR"

Bu olumsuzların giderilmesi amacıyla "din" adı verilen kalıplar oluşturularak, insanlar düzene sokulmaya çalışılmıştır. Bütün dinler bu başlıkta anlattıklarımı içermektedir. Ama uygulamaları farklıdır, isimleri farklıdır .Kısaca hepsine "VARLIK" diyebiliriz.

Varlık nedir?

Yaratıcı, tao, zen, tanrı, rab, sınırsız güç, sonsuz güç, Allah.. hangisine inanıyorsanız birini seçin. Bütün kapılar bu kelimeye çıkar. Varlık..

İslamiyet, Allah kelimesini seçmiştir. Çünkü anlamı olmayan bir kelimedir. Ama tanrı kelimesi akla "varlık" hakkında imajinasyon getirir. Tanrı deyince aklınıza hemen eski medeniyet heykelleri yada ak sakallı yaşlı bir amca belirir. Ama varlık tahmin ettiğiniz şey değildir. İslamiyette bu aynen şu şekilde anlatılır;

"De ki; O Allah bir tektir. Allah eksiksiz sameddir (Bütün varlıklar O'na muhtaç; fakat O hiç bir şeye muhtaç değildir.) Doğurmadı ve doğurulmadı. O'na bir denk de olmadı." (İhlas Suresi)

Bu kadar mı güzel anlatılır "varlık". Çünkü varlığı ancak kendisi böyle anlatabilir ve varlık kendini böyle anlatmış.

Şimdi eksiksiz ve hiçbirşeye muhtaç olmayan bir sınırsız gücün size şeytan FM den gelen egosal hayalleri sunamayacağınımı sanıyorsunuz?

Hayallerin hepsi egodur. Geçmiş ve gelecek diye birşey yoktur. Sadece şimdiki an vardır. Bu kuralı bilmeyen kişi kuantumu başaramaz. Çünkü kuantum sadece an da olur. Geçmiş ve geleceği bağlamaz. Mevlana'nın dediği gibi

"Geçmişi ve geleceği yakıp atın"

nasıl mı yakıcaksınız?

Farkındalık uygulamalarıyla;

İzleyerek..

Nefesinizi izleyin. Burnunuzdan mavi hava enerji ışınları doluyor, içinize gülümsüyorsunuz ve nefes verince dışarı çıkıyor. İşte bu kadar basit. Bunu mümkün olduğu kadar sık yapın. otobüste boş otururken. baktınız "şeytan FM yayına girdi" hemen nefesi izlemeye başlayın. anında gidecektir. neden mi? varlığın kelimeleriyle açıklayalım;

"biz adem'i kendi suretimizde yarattık, içine kendi nefesimizden (ruhumuzdan) üfledik."

nefesin ne kadar önemli olduğunu, her nefesinizi kaçırdığınızda aslında farkındalığı kaçırdığınızı anladınız mı?

neden mevleviler sufiler "NEY" çalıyor ? neyden ses çıkarmak aylar sürer. bırakın çalmayı sadece ses çıkarmak. Ancak nefesinizi izlediğinizde ses çıkarabilirsiniz.

Nefes ruhun ihtiyacı olan enerjiyi günceller. Güneşin içindeki sürekli güncellenen patlamalar gibi oksijen reaksiyona girer.

Nefesini izlediniz. Her hücrenizi hissedin. Kendinizi izleyin. Tepkilerinizi. Kızdınız mı, izleyin, komik gelicek. Şeytan FM sadece kulağınıza fısılmadaz bazen sessizce size "DUYGU" olarak girer.

İşte bu soldan yaklaşmadır. En kötüsüdür. Kontrol edilemez. Kısa etek giyen bir kızın karşınızda oturup sizin onun bacaklarına bakmanızdır bu .Engel olunamaz tepkilerdir. İşte duyguları izleme kısmında TEPKİSİZLİK devreye girer. Tepkisiz ve dingin olan birisi duygularının kontrolünü şeytandan alır. Duyguların kontolü başarıldığında size göbek deliğinizin 2 parmak üstünden bir sinyal gelir. "BURDAYIM" şeklinde. Sonra bir dinginlik, bir gülümseme, bir huzur yaşarsınız tarif edilemez.

bir örnekle açıklayalım;

Bir zen ustası yolda bir arkadaşıyla yürüyormuş. Arkadan gelen bir adam durup dururken koşarak, zen ustasına tekme atmış. Usta yere düşmüş. Kalkmış ve hiçbirşey olmamış gibi yürümeye devam etmiş. Arkasına bile bakmamış. Kimin vurduğunu bile görmemiş. Yanındaki ona sormuş usta neden kızmadın sana vurdu demiş Usta demiş ki " bu onun sorunu benim değil"

Duyguları kontol etmek onları izlemekten geçer. Kısacası farkındalık izlemektir.

Nefesini izlekendini izle, düşüncelerini izle, duygularını izle.

Nefesini izlemek, diğer izlemelerin hepsinde gereklidir. Anda kaldırmanın sihiridir. Nefesinizi izlerken, şeytan FM size zarar veremez. Farkındalık meditasyonun sonsuz olmasıdır. Aydınlanma da Farkındalığın sonsuz olmasıdır. Aydınlanmanın daha ötesi bir olgu, sadece peygamberlere özgüdür.

Leydihan
04 Ocak 2025, 06:05
Kuranda da belirtildiği gibi "dünya oyun ve eğlence alanından ibarettir"

Bu oyunun bir amacı var. İşte bu. Farkındalık.

Teslimiyet Kader ve Kuantum

Kader nedir biliyor musun?

Kuantum olasılıklarının salt toplamıdır. İslamiyetteki kadere inanmak ise şöyledir;

Allah (yaratıcı, varlık) bütün kuantum olasılıklarının sonunu ve yolunu bilir. Ama milyonlarca kuantum yolundan birini seçmeyi, insana teşrii iradeye bırakır.

Öncelikle TESLİMİYET kavramından başlayalım. Farkındalık konusunda kendimizi ve düşünceleri izlemek kısmını anlatmıştım. Son aşama ise DUYGULARIMIZI İZLEMEK ti.

En zor olan kısmı budur. Duyguları izlemek. Mesela birisi size ters ters bakar, sonrada küfür eder, siz de sinirlenirsiniz. İşte bu bir duygudur ÖFKE. Mesela anneniz size bağırır, nerdeydin, işte saat kaç vs..vs. anneniz size bir duygu sunmuştur.

Peki teslimiyet nasıl olacak?

Teslimiyet size karşı yönlendirilen egonuzda olumsuz ve tepki verilmesi gerekli görülen (yukarda verdiğim iki örnekteki gibi) duyguların karşısında bir ağaç gibi tepkisiz ve dingin durmaktır.Anneniz size bağırdığı esnada cevap vermek istersiniz.Siz değil aslında egonuz ister.O anda tepkisizce gülümseyere durup nefesizini izlerseniz FARKINDALIĞIN ATEŞİ sizi yakacak ve huzura kavuşacaksınız.Anneniz bir süre sonra bağırmayı kesecek ve daha sonra gelip gönlünüzü almaya çalışacaktır.Boksör örneğini vermiştim yukardaki yazılarımda.Bir boksör diğerine vurmaya başlıyor ama vurduğu boksör öylece duruyor tepki vermiyor.Ne olur?Vuran boksör vurmayı keser ve noluyor der.İşte vurmayı kesicek annenizde arkadaşlarınızda sevgilinizde.Bu farkındalığın en son aşamasıdır.Duyguları izlemek Yani teslimiyet.

Teslimiyet kavramını biraz daha ileriye taşıyalım. Farkındalık kısmı, duyguları izlediğinizde tamamlanmış olur. Artık farkındasınızdır. Peki teslmiyet devam ediyorsa ne işe yarayacak bu teslimiyet?

Olaylara karşı teslimiyete geçersiniz. Burada kuantum kavramı devreye girer.

Güne başladınız uyandınız. Sonra farzedelim okula gidiyorsunuz. Otobüse bindiniz. Otobüs sıkışık trafik var. Ne yaptınız, bir duygu serdiniz ortaya, SIKINTI, STRES..

Teslmiyet neydi? Eğer otobüs sıkışık ve trafik varsa bunun bir sebebi vardır. Belkide otobüs sıkışık olmasaydı, gideceğiniz yere 10 dakika erken gidecektiniz. Gittiğiniz yerde karşıdan karşıya geçerken, size araba çarpacaktı ve sakat kalacaktınız.

Öyleyse kuantum yolunuzu bilmediğinizi kabul edip sadece "başıma gelen şeyler kuantum olumlama yöntemiyle istediğim arzumun, evren ve yaratıcı tarafından bana sunulan olaylar zinciri" olduğuna inanmak zorundasınız.

Şu an bilgisayarınızın başındasınız. Mesela benim önümde bir bardak var. O bardağı birazcık sağa çektim. Evet dünyayı değiştirdim bile. Kaderimi de..
Nasılmı?

Bardağı sola çekmem 3 saniye sürdü. Bu demek oluyor ki bu masadan 3 saniye geç kalkacağım. 3 saniye sonra dışarı çıkacağım ve 3 sonra çıktığımda önümden geçen insan, eski bir arkadaşım olucak. O eski arkadşaımla selamlaşacağız ve birden bir iş kuracağız. Sonra bambaşka bir boyuta gelicek herşey.

İşte kuantum budur. Bu olaylar zincirine islamiyette gayb denilir ve kuran da da belirtildiği gibi "Gaybı Allahtan başkası bilemez". Biz sadece seçebiliriz. Milyonlarca olasılıktan birini.

O zaman attığımız her adımın farkında olmalı, ağzımıdan çıkan her düşüncenin fakrında olmalıyız. Bu sebepledir ki Kuantum, Olumlama çok önemlidir.

Olumlama isteklerimizi farkındalık sahibi olarak yaratıcıya sunmaktır. Yaratıcıdan bir bardak su istemekle, 5 milyon dolar istemek arasında bir fark yoktur. Ama egonuz bazen devreye girip saçmalama böyle istek mi olur diyerek, sizin olumlamanızı bozar.

Teşrii irade yaratıcının bize ruhundan üflediği 7 özelliği arasında bulunmaktadır. İrade kelime anlamı olarak dileğini yaratabilmesidir. Ol demesi yeterlidir. Bizde de bu özellik vardır sınırlıdır. Ama biz irademizle Allahın izin ve onay verdiği şeyleri yaratabiliriz.

Ne istiyorsun? Son model bir arabamı?

Evet yaz bir kağıda hatta fotoğrafını koy. Gece yatmadan önce ve her sabah bak. İstediğini söyle. Ama sakın "ben bu arabayı alamam benim arabam yok.." gibi cümle kurma. Sadece iste.

İnanmıyor musun, sonsuz güç sahibi yaratıcının senin isteğini yerine getirmeyeceğine?

Arabayı istedin ve o istek iletildi. Artık sana yeni bir kuant yolu açılır. Bir bardağın yerini değiştirirsin farkında olmadan ve o değişen kader yolu, seni istediğin arabaya götürür.

O halde sakın isyan etmeyin. Sadece olumlu cümleler kurun. Ağzınızdan çıkanlara dikkat edin. Şeytan fm in oyununa gelmeyin.

Olayların akışına TESLİM olun. Unutmayın..

"Başınıza gelen her olay (iyi veya kötü) sizi yaratıcıdan istediğiniz arzunuza götürüyordur"

Bazen alakasız birşey olur kızarsınız. Mesela adamın birisi size çelme takar, düşersiniz çamurun içine. Öyle olması gerekiyordur demelsiniz. Tamam kızarsınız edersiniz o ayrı da, o olayı yorumlamayın. O olay 5 dakika sürdüyse "kuantum yolunuz" sizi orada 5 dakika oyalamak zorundaymış demek ki. Demek ki 5 dakika önce gitseymişsiniz, gideceğiniz yere "yaratıcıdan istediğiniz arzunuz" belki de gerçek olmayacaktı. Bunu bilemeyiz.

Sadece dingin bir şekilde olaylara teslim oluruz.

Teslim olun.. Rüzgara.. Bırakın essin.. Sizi "yaratıcıdan istediğiniz arzularınıza götürsün"

"Ey Muhammed! Sen onlara dünya hayatının misalini ver. Dünya hayatı gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkileri (her renk ve çiçekten) birbirine karışmış nihayet bir çöp kırıntısı olmuştur. Rüzgarlar onu savurur gider. Allah her şeye gücü yetendir." (Kehf Suresi 45)

ŞEYTAN FM (Kıyamete Kadar Sürecek Bir Radyo Yayını) (Bölüm 1)

5000 kez yazılarımı okuyanlara teşekkür ederim. Bende sıkılmadan ve yılmadan size 5000 kez anlatmaya söz veriyorum. Hayat nedir? Dünyaya neden geldik? Nereye gidiyoruz? Ne yapmalıyız? Mutluluk nedir? Hayattayken de cennette olabilir miyiz?

Bütün bu soruların cevaplarını aslında yukarıdaki yazılarımda anlattım. Fakat toparlamak ve özetlemek her zaman güzel olacaktır. En baştan tekrar özetleyelim. Soru cevap olarak.

Bir insan olarak dünyaya neden geldik? Yaratıcı bizi neden yarattı? Amaç nedir?

Yaratıcı (Allah, Rab, Tao, Zen, Sınırsız Güç, Varlık, Baba..) adı üstünde yaratandır. Yaratıcı gönderdiği kitapların hemen hepsinde "Ben" yerine "Biz" demeyi tercih eder.

(Burada biz ululuk belirrtiği gibi tasavvufta biriz biz hepimiz O'yuz anlamını da barındırıyor)

Bilgisayar programı gibi olaya bakarsanız, meleklerin çipine farklı bir program yazılmıştır. O programda üstün yetenekler vardır. Melekler, doğa olaylarını kontrol edebilir, ölümü ve yaşamı gerçekleştirir, ve bunun gibi birçok şey. İnsanlar gibi yaşayan, başka canlı türleri de vardır. Hatta bu türlerin bazıları insanlardan daha önce kainattaki yerini almıştır. Bu türlerden birisi de cinlerdir. Cinler de tıpkı insanlar gibi yemek yer, doğar, büyür ve ölürler. Bizim için geçerli olan kuralların, kalıpların yaşam biçiminin hepsi onlar için de geçerlidir. Onların da iyisi, kötüsü, hırsızı inananı, inanmayanı vardır. Onların da düşünebilme kabiliyeti vardır. Melekler ise yorum yapmazlar. Sadece Allah'I tesbih ederler ve amiyane bir benzetme ile robotlar gibilerdir. Fakat cinler ve insanlar, teşrii, yani bağımsız iradesiyle düşünebilmektedirler. Yorum yapabilmekte, karar verebilmekte seçim yapabilmektedirler. İşte insanlardan daha önce yaratılan cinler de bir hayat sürmüşlerdir. Onlara cin denilmesinin sebebi ise "CAN" adıyla yaratılan (bizim de Adem) ilk cinin soyundan gelmiş olmaları sebebiyledir .Can' ın kavmi, tıpkı bizim Nuh tufanında yaşadığımız gibi bir olayla tamamen yokedilmiştir ve Can da ölmüştür. Can'dan sonra Cin soyunun devamını sağlaması için İblis (Şeytan) görevlendirilmiştir ve cin kavminin yeni temsilcisi olmuştur. Cin kavminde en yetkili isim İblistir. İblis aynı zamanda bir melektir. Hatta o kadar yetkili bir melektir ki ilk 5 büyük melek arasında adı geçmektedir. Fakat tam olarak melek de değildir tam olarak cin de değildir. Melekler ölümsüzdür. Dolayısıyla şetyan da ölümsüzdür. Ama meleklerin tepki verme ve düşünebilme kabiliyetleri olmamasına rağmen, Şeytan cin özelliğinden dolayı düşünüp yorum yapabilmektedir. Bu sebeple şeytan "Yer yüzü ve gökyüzü meleklerinin başkanlığı" görevine getirilmiştir.

Daha sonra yaratıcı "insan" adını vereceği başka bir türü yaratacağını söylemiş ve yönetim kurulunu yani melekleri toplamıştır .Doğal olarak meleklerin arasında şeytan da vardır. Şeytan da diğer melekler gibi Allah'ın en önemli yardımcılarındandır. Aslında şeytan kötü filan değildir. İnsanlar dünyanın ilk yaratılmasından itibaren onu öyle kabul ettiği için öyle sanılmaktadır. Bu da satanizm inancının temelini oluşturur.

Şöyle düşünün bir firmada müdürsünüz. Yeni bir ürün var ve patron size ve diğer müdürlere ürünü gösteriyor. Fakat diğer müdürler robotlar ve tepki veremiyorlar. Siz tepki verebiliyorsunuz eleştiri yapabiliyorsunuz. Şeytan da öyle yapıyor.ve aynen şöyle diyor ;

"Yer yüzünde bozgunculuk çıkaracak ve sana isyan edecek kulları neden yaratıyorsun ki, zaten biz seni her zaman överek tesbih ediyoruz (Kuran -ı Kerim) "

Yaratıcı da cevap olarak aynen şöyle diyor;

"Ben sizin bilmediklerinizi bilirim"

Daha sonra yine aynı surede anlatılan olayın devamında, Adem meleklerin önüne çıkarılıyor ve yaratıcı meleklere birşeyler söylüyor, şimdi bunları size tekrar soracağım ve bunları ezberleyip bana tekrar söyleyeceksiniz diyor. Aynısını Adem'e de soruyor. Adem hafıza sahibi ve düşünme kabiliyeti olan bir insan olduğu için ezberleyip cevap verebiliyor. Melekler ise cevap veremiyorlar ve yaratıcı "öyle ise secde edin diyor"

Meleklerin arasındaki şeytan bunu ezberleyip tıpkı Adem gibi cevap verebildiği için secde etmiyor ve ben ateştenim o ise topraktan diyor. Daha sonra yaratıcı "insan yaratılmışların en üstünüdür; çünkü biz ona nefesimizden üfledik" deyince şeytan cevap veremiyor. Çünkü yaratılan mahlukların arasında yaratıcının özelliklerini taşıyan, ve onun nefesinden üflediği tek varlık insandır. Cinler ise bu özelliğe sahip olmadığı için, insanlar gibi göremez, duyamaz, dokunamaz ve bu denli zeka ve idrak sahibi değildir. Şeytan ise bu terbiyesizliği ve düşüncesizliği sebebiyle cezalandırılır. Kuran ı kerimde olayın devamı aynen şöyle anlatılır.

"Artık sen lanetlendin"

Şeytan ise;

"Allah'ım o zaman bana kıyamete kadar zaman ver .Bu bozgunculuk çıkaracak, insanlarını bende yoldan çıkaracağım ve onları kandıracağım. Onlar seni bulamaycaklar. Seni düşünen ve tesbih edenler hariç"

Yaratıcı ise;

"Ben onlara kefilim, onlara elçiler peygamberler göndereceğim ve gerçeği bulmalarını sağlayacağım. Peki. Sana kıyamete kadar zaman veriyorum" der.

Şeytan ise yılan kılığına girerek Adem'in yanına gider ve ilk insanı yoldan çıkarmak için seferber olur. Elma ağacından yememesi söylenir Adem'e. Bu aslında Adem'e bir imtihandır. Elmada bir zehir vardır. Onu yerse o zehir tüm insanlığı etkileyecektir.

Adem şeytana kanarak o elmayı yer ve zehirlenir.

O ZEHİRİN ADI İSE "EGO" DUR.

"Elmalar ne güzel, onlardan yiyebilirsin. Elmayı kopar"

Adem elmayı sahiplenmiştir. Ego işte bu sahiplenmenin adıdır. Yunus Emre bu olay üzerine düşünerek aydınlanmasını gerçekleştirir.

Yunus bir gün kırda dolaşırken, sarı bir çiçek görür. Eğilir ve çiçeği koklar. Sonra onu koparmak ister. Tam koparacakken, çiçek birden canlanır ve ağlamaya başlar, sonra çiçekle Yunus yer değiştirir ve Yunus çiçek olur, sarı çiçek ise yunus olup onu koparmaya çalışıyordur, Yunus da ağlar ve bakar ki çiçeğin de ailesi var, annesi var babası var. Ve birden geri çekilir .Bu olaydan çok etkilenir ve ağlar. Sonra bir şiir yazar. O şiir binlerce yıl unutulmaz. Şiir ilahi olur. Hepimizin bildiği "Sordum sarı çiçeğe, annen baban var mıdır.." şeklinde devam eden ilahidir.

Ego yani diğer anlamıyla sahiplenmek zehrin ta kendisidir. Zaten hayatın amacı da bu olayları bilip çözmektir.

Yunus çiçeği koparamaz ve cenneti yaşar, hayattayken ve oyunu kazanır. Adem ise oyunu kaybetmiştir. Ceza olarak o boyuttan alınır ve bugün yaşadığımız Dünya boyutuna sürgün edilir. Ve oyun başlar. Tabi ki bu zehir her doğan yeni insana bulaşacaktır. Adem ile Havva'nın iki çocuğundan olan Habil ve Kabil birbirini kıskanırlar ve zehir etkisini göstermeye başlar. Birisi diğerini "Annem ve babam seni daha çok seviyor, hep seninle ilgileniyor" diyerek öldürülür. Bu ilk cinayettir. Dünyada 4 kişi varken bile biri diğerini öldürmüştür. Daha sonra Adem'e kurallar öğretilir. Neler yapması gerektiği ve insan nesli belirli bir düzende çoğalır. Düşünebilme kabiliyetleri sayesinde insanlar içlerindeki ego zehriyle doğar, büyür ve ölürler. Yaratıcı ise söylediği gibi peygamberler göndererek, insanlara doğru yolu göstermeye çalışır. İşte amaç buraya kadar anlatılan gerçekleri bilip bu dünyanın bir oyun alanı olduğunu anlamak ve ölüm ile yaşam denen şeylerin ve bildiğimiz tüm kavramların aslında sanal olduğunu anlamak ve yaratıcıya ulaşmaktır.

Bu sebeple peygamberler ve dinler gönderilir kalıplar oluşturulur. Kültür oluşur, hukuk kuralları vs.. Bazı insanlar bu yolu bulsa da büyük kısmı egoya, yani şeytanın zehrine yenik düşer. Bu zehir bir virüs gibidir. Tüm düşüncelerimize bulaşan bir virüs.

ŞEYTAN FM (Kıyamete Kadar Sürecek Bir Radyo Yayını) (Bölüm 1)

Tüm Düşüncelerimize bulaşaşan bir virüsün varlığından bahsettik .Peki bu virüsten nasıl kurtuluruz? Bunun bir yolu var mıdır?

Artık bir mekanizmanın varlığından haberdarız. Beynimizde bir bios var. Bu bios çipinde ego yeralmakta. Buradaki komutlar bizim kontrolümüz dışındaki tepkilerimizi oluşturuyor ve bizler bazı olaylara karşı tepkilerimizi istemsiz olarak o biostaki komutlardan veriyoruz ve farkında olmadan duygular oluşuyor. Biosumuzdaki bu virüs sayesinde, ne gerçek duyguları yaşayabiliyoruz, nede gerçek şekilde düşünebiliyoruz. Hep kriterlere göre karar veriyoruz. Bu kriterler toplum yargıları, din kalıpları gibi bize sonradan yüklenen bilgiler ışığında gerçekleşiyor. Bu sebeple neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmeden, doğru dediğimiz şeyleri kabul edip, yanlış diye bize öğretilenleri yapmama gayretine giriyoruz. İşte şeytan bu döngüyü bildiği için bize acı çektirmenin çok kolay bir yolunu buluyor ve "yanlış" diye öğrendiğimiz şeyleri bize yapmaya zorlayarak, onları bize tatlı göstererek, bize acı veriyor ve görevini yerine getiriyor. Daha sonra biz hatalarımızı anlasak bile tekrar düzelmeyelim diye "pişmanlık" mekanizmasını devreye sokuyor ve acımızı dindiremeyelim diye o hatayı sürekli aklımıza getiriyor.

Peki hata nedir, doğru nedir?

Cevap basittir. Sen neyi hata, neyi doğru kabul ettiysen odur. Bu hatalar toplum yargılarına göre, törelere göre değişebilir. Dinlere, hatta dinlerin içindeki mezheplere göre bile değişebilir.

Eski uygarlıklarda seks yapmanın ibadet sayıldığı dönemler olmuştur. Çok eski uygarlıklarda örneğin Fenikelilerde erkek çocukları kurban edilirdi. Araplarda ise kız çocukları. Fenikeliler erkek çocuklarını öldürürlerdi, çünkü onlara göre seks yapmak ibadetti .O haftanın en çalışkan, ve en iyi en yardımsever erkekleri mahallenin en güzel kızlaıyla tapınakta seks yapma hakkını kazanırdı. Ve kızların aileleri büyük bir sevinç ve gözyaşıyla kızlarını süsleyip tapınağa yollardı. Kızların o seçilenlerin arasına girebilmek için yarıştığı bilinmektedir. Araplarda ise kızım biriyle seks yapacak sonra bozulacak korkusuyla doğduğunda diri diri gömülmüştür.

Hangisi doğrudur?

Size hangisi öğretildiyse.

O halde hata diye birşeyin varlığı söz konusu olamaz. Bu sadece bir kritere göre doğrudur. İslamiyet inancında hanefilere göre köpeği sevmek abdesti bozmazken, şafilerde duş almayı gerektirir. Şafilere göre köpek pistir. Sana göre hata değildir ona göre hatadır.

Demek ki doğrular ve yanlışlar bize toplum tarafından öğretilmektedir. Onları biz kabul etmemişizdir ve FARKINDA olmadan kabul etmişizdir. Bir çok insan günümüzde mensup olduğu dini bile annesinden babasından görmüştür.

Bu durum virüsün daha da belirgin hale gelmesine sebep olmaktadır. Bu döngü sayesinde hiçbir ilerleme katemeyen insanlık, sürekli olarak üzülür, acı çeker ve başarısız olur. Başarısız olup tekrar üzülür ve pişman olur. Sevgilisiyle ayrılıp da 5 yıl unutamayanlar vardır. İşte bu unutamamanın sebebi virüstür. Eğer farkında olup zihninizi kontrol edebilseydiniz, birşeyi unutmak veya hatırlamak sadece bir saniye sürecekti.

Bilgisayardan bir dosyayı silmek bir saniye sürüyor. Hiç siz bilgisayarın "ooff o oyunu çok özledim onu niye sildin" dediğini göremezsiniz. Çünkü onu sizin dışınızda kontrol eden başka bir mekanizma yoktur.

Ama bazen farkedersiniz, birden durup dururken internet sayfaları açılır, bilgisayar yavaşlar ve kontrolü kaybedersiniz ve bilgisayar bozulur. Bu bozulmaya " bilgisayara virüs bulaştı" deriz. Virüs bulaşır ve dosyaları bozar. Ya bilgisayar format atmalısınızdır, yada iyi bir antivirüs programı ile virüsleri silmelisinizdir.

Peki biz ne yapacağız? Antivirüs programı mı kullanacağız Format mı atacağız?

İkisi de.

Bu virüs programının adı FARKINDALIKTIR.NEDİR FARKINDALIK NASIL ÇALIŞIR?

İnsan beyni, tüm zihinsel ve duygusal faaliyetlerin kontrol merkezidir. Hatta bazı insanlar zihnini çok iyi kontrol ederek cisimleri oynatabilirler (telekinezi). O halde herşeyi zihnimiz yapıyorsa, zihnimizi kim kontrol ediyor? Cevabı yukarda verdik. Biz etmiyoruz. Şeytan bulaştırdığı bir virüsle kontrol ediyor. Bu virüsü silmenin tek yolu ise işte buraya kadar anlatılanların FARKINDA olmak ve FARKINDALIK UYGULAMALARI ile antivirüs programını çalıştırmaktır.

FARKINDALIK UYGULAMALARI NELERDİR ? ANTİVİRÜS NASIL ÇALIŞACAK?

Farkındalık uygulamaları 3 tanedir. Virüs temizleme işlemi 3 aşamalı olarak gerçekleşir

1)Düşünceleri İzlemek
2)Kendini (Bedenini) izlemek
3)Duyguları İzlemek

İzlemek ile gerçekleşecek bir temizleme işlemine başlıyoruz. Çok kolay sadece izlemek. Müdahele etmeden.

UYGULAMA (Her gün düzenli olarak 1-2 ay kadar)

1)Düşünceleri izlemek:

Etkili temizlik için, Sırt üstü uzanın, gözlerinizi kapatın ve düşüncelerin filim şeridi halinde geçmesine şahit olun. Bir sürü gereksiz düşünce ve olay peşpeşe film şeridi gibi bir slayt gösterisi halinde geçecektir. O düşüncelerden birini seçerseniz, o düşünce size acı, üzüntü gibi duygular verecektir. Hastalık budur zaten. Biz bu olayın farkında olarak uzandık ve film şeridini izliyoruz ama müdahele etmiyoruz. Sadece izliyoruz. Hiçbirine odaklanmadığımız ve seçmediğimiz için, birisi geçiyor sonra diğeri geliyor, bu şekilde yarım saat kadar izliyoruz ve gittikçe düşünceleriniz geçmişe doğru gitmeye başlayacaktır. İlkokulda hoşlandığınız kızı bile gösterecektir size. Şeytanın tek amacı onlardan birini seçip, MÜDAHELE ETMENİZ ve yorum yapmanızdır. Eğer müdahele edip yorum yaparsanız, şeytan kazanacaktır ve virüs sizi üzmeyi, sinirlendirmeyi, öfkelendirmeyi başarır. Ama sadece izlerseniz izlediğiniz, film şeridindeki virüsler yokolacak ve o olayları ARTIK SİZ NE ZAMAN İSTERSENİZ, O ZAMAN HATIRLAYACAKSINIZ VE HATIRLASANIZ BİLE SİZE ACI VEREMYECEKTİR.

Bu egzersizi yolda yürürken düşünürseniz de yapın, sürekli yapın. Heran farkında olun, düşünceler geldi mi, heh yine başlıyor. Şeytan FM radyosu deyip izlemeye başlayın.

2)Kendini İzlemek (Bedenini İzlemek) :

Yunus Emrenin Kendini bilmek dediği durumdur.

Uygulama;

* Sabah kalktığınızda sinirli olursunuz ve gergin olurunuz genellikle. Hemen aynaya gidin ve 5 dakika aynaya bakın. Aynada pis bir gülüş göreceksiniz. Bu ben değilim diyeceksiniz. Evet değilsiniz. O gördüğünüz şeytani virüs.S izi kontrol ediyor. Onu izleyin ve gülümseyin. Müdahele etmeyin tepki vermeyin sadece izleyin. Bu uygulamayı her sabah yapın.

* Gece uyuduğumuzda düşüncelerimizin durduğunu sanırız ama şeytan malum uyumaz. Gündüz düşünceler, gece rüyalar olarak radyo yayınına devam eder. Gece yatmadan önce "Bu gece rüyalarımın farkında olacağım" deyip yatmak, şeytanı gece de izleyeceğiniz telkinini size verecektir.

* Yolda yürürken kendinize dışardan bir başkasının gözünden bakmaya çalışıın. Ellerinizi, gözlerinizi, yüzünüyüzü, tüm bedeninize dışardan bakmaya çalışın ve bedeninizi hissedin. Varlığınızı hissedin.

3)Duyguları İzlemek: En son ve zor olan aşamadır. Teslimiyet ve Tepkisizlik gerektirir.

Uygulama;
* Birisi sizi sinirlendirdiğin de yada kızdığında yada bağırdığında anında duygularımı izliyorum deyip tepkisizlik moduna geçmelisini. Hiçbir şekilde cevap vermemelisiniz. Tepki vermemlisiniz sadece yaşanan bu "ŞEYTANİ" olayı izlemelisiniz. Örneğin anneniz size bağırdı niye geç kaldın saat kaç derslerine çalış vs.. tepki vermeyin cevap vermeyin. Eninde sonunda susacaktır. Unutmayın karşınızdaki insan virüsün etkisiyle bunları yapıyor. O virüs tepkisiz kalırsanız etkisini kaybedecektir böylece karşınızdakini de kurtaracaksınız.

Öfke kıskançlık ve korku 3 ana duygudur. Özellikle bu duyguları izleyin ve tepkisiz olun.

Yukarda anlatılan 3 virüs temizleme uygulamasını aynı anda 2 ay yapın. Her an uygulamaya çalışın. İlk günler kaçıracaksınızdır. Ama günler geçtikçe kaçırmalarınız azalacaktır ve artık her hareketinizi kontrol edebilecek seviyeye geleceksinizdir.

Sakın PİŞMAN olmayın. Kaçırdım işte bak şeytan yaptırmıştı bunu demeyin. Sadece gülümseyin. Bunu bile virüs yaptırıyor çünkü. Siz sadece yapın. Önemli değil kaçırmanız hata yapmanız. Sadece yapın..

Duygularla arkadaş olun. Onları yargılamayın. Duygular (öfke, kıskançlık, korku, nefret, sevgi..) aslında birer enerjidir. Onları siz nasıl şekillendirirseniz öyle olurlar. Bu enerjiyi kontrolünüz altına alırsanız (izleyerek) o enerjiyi absorbe edersiniz ve karın çakranızda bir gıdıklanma olur. İlk sayfa ilk mesajda anlattığım şey o enerjidir yani varlığınızdır. İşte o enerjiyle ister telekinzei yaparsınız, ister astral seyahat, ister ders çalışır, öss de derece yaparsınız isterseniz. Atatürk gibi bir kumandan olur Einstein gibi bir fizikçi olur, Bethooven gibi bir müzisyen olursunuz.

Amacımız düşünceleri izleyerek onların enerjisini toplamak, kendimizi izleyerek, kendi enerjimizi dizginlemek, duyguları izleyerek o enerjileri de toplamak ve tek bir noktada birleştirip bombayı patlatmaktır. Bu bombayı Bethooven piyanosunda patlatmıştır.EDdison ampülü bulmuştur, Eisntesin fizikte yapmıştır... vs..

Sizde o farkındalığın enerjisiyle neyi istiyorsanız özgürce yaparsınız.

O enerjileri izlediğinizde şeytanın virüsü o enerjiden beslenemediği için, kontrol size geçecek ve o enerjiyi şeytan yerine siz alacaksınız ve böylece farkındalık sağlanmış olacak.

Yargılamayın. Öfkelenmek kötü değildir. Onu sevin. Ancak onu izlerseniz ona bir canlı varlık gibi yaklaşırsanız size enerjisini verir. Sevgide böyledir nefrette. Hepsi aynıdır, nötr dür aslında. Siz o enerjiyi yakalarsanız, olumlu hale çevirirsiniz . Ama siz FARKINDA olmazsanız, şeytan yakalar ve öfkeyi kötü bir hale çevirir, hatta sevgiyi bile bir ıstıraba dönüştürebilir. Egoda sizin beyninizdeki çiptir. Şeytan kontrol ediyor şu anda o çipi. Farkında olunca siz kontrol edeceksiniz. Ego düşünebilme kabiliyetinin merkezidir. Yorum yapma ve kriter koyma merkezidir. Ego tahmin ettiğiniz şey değildir.

"vay be şuna bak ne kadar egoist" cümlesindeki egoyla benim anlattığım şey aynı anlamla değil ben id anlamına gelen egoyu anlatıyorum. Kendini beğenmişlik anlamındaki eg edebiyatta başka bir anlama gelen bir kavramdır. Gerçek anlamı bu değildir.

İzleyin düşüncelerinizi ve duygularınızı, onlar canlılar. Onlar enerji. Onları sevin şefkat gösterin ki, size enerjilerini versinler ve gülümsetsinler, sizi ve huzuru yakalayın.

ŞEYTAN FM (Kıyamete Kadar Sürecek Bir Radyo Yayını) (Bölüm 2)

Farkındalığın ne olduğunu ve nasıl yapılacağını anladık. Zor birşey olmadığını, sadece hayata farklı bir yaklaşım tarzı olduğunu açıklamaya çalıştım. Önyargılar yerine yargısızlıklar, tepkiler, sinirlenme ve öfke yerine tepkisizlik ve dinginlik (ayna olunuz) ve her olayı ve yaşadığımız herşeyi orada varolarak.. İZLEMEK (fakat yorumlamadan) sinirlenince sinirlendim kötü birşey demeden ama iyi birşeyde demeden pişman olmadan, kendimiz olarak her eylemle bütünleşerek (çay içiyorsan sadece çay iç) yaşamak..

Farkındalık egzersizlerine mümkün olduğunca dikkat ediyoruz ve her hareketimize 1-2 ay süreyle uyarlıyoruz ve bir süre sonra virüslü olan tepkiler ve duygular temizlenip, yeni sistem yazılıyor ve farkındalık bitiyor.

Peki farkındalık sahibi birisi olarak neler yapabiliriz ya da yapmalıyız?

Artık düşüncelerimizi kendimiz yönetmeyi anladık. Duygularımızıda. Kısaca "kendimizi biliyoruz" artık. Artık kontrol bizde ve artık teşrii irademizi yani yaratıcılığımızı dileğimiz kadar kullanabiliriz. İzlemek farkındalıktı.

Peki hayal kurmak, şeytan fm in işidir dedik. Egodan gelir dedik. Onları da izlemeliyiz dedik. Biz o zaman hiçbirşey istemeyecek miyiz?

İşte artık şeytan fm den kurtulduğumuz için çok daha samimi bir şekilde İSTEYECEĞİZ hemde istediklerimizi HAYAL OLARAK değil GERÇEKTEN İSTEYECEĞİZ.

Nasıl mı?

KUANTUM DÜŞÜNME

Ruhun ne olduğunu, ne için yaratıldığımız herşeyin sanal bir gerçeklik olduğunu anladık. Oyunu çözdük yani. Artık bu oyunun içinde yapacak birşey kalmadı mı yoksa?

Cennet ve cehennem şu an yaşadığımız hayatta.

CENNET HER İSTEDİĞİMİZİN GERÇEK OLMASIDIR.

Artık cennettesiniz. İsteyin ve gerçek olsun..

Unutmayın, sonsuz kudret sahibi yaratıcıdan 1 bardak su istemekle, 1 milyon dolar istemek arasında bir fark yoktur.

"o halde size sunduğumuz nimetlerden dilediğiniz kadar faydalanın" (kuran ı kerim)

Kuantum sürekli duyduğumuz bir kelime .Nedir kısaca değinelim tekrardan.

Kuantum, tıpkı radyo dalgaları gibidir. Nasıl ki bir radyo istasyonu vericileri sayesinde yayın yaparsa bizde öyle yayın yapıyoruz. Şeytan da yapıyor (şeytan fm) bunu uzunca anlattım

Artık şeytam fm yoksa biz varız. Kendi radyo istasyonumuza sahibiz artık.

Düşünceler bir dalga boyu olarak tıpkı telvizyon ve radyo yayını gibi evrene yayılır. Su molekülü deneyinde bir bardak suya küfür edilmiş, bir bardak suya seni seviyorum denilmiş ve moleküllerine bakıldığında küfür edilen molekülün çok çirkin bir görüntü de olduğu, seni seviyorum denilen su molekülünün çok güzel bir görüntüde olduğu görünmüştür.

eee büyüklerimiz boşuna mı okunmuş su içirirler bize ..

Evet düşüncelerimizle suyu etkileyebiliyorsak sizce bu etkiyi sağlayan dalglalar (kendi radyo istasyonumuzdan yaydığımız) başka nelere etki ediyordur?

Herşeye. Şu an bir düşünce dünyanın öbür tarafına kadar gidiyor. Haitide depremden ölenler hakkında düşündüğümüzde haitideki insanların beyinlerine bu dalgalar gidiyor.

Zaten bunun böyle olduğunu tüm Reiki ustaları bilir. Öyle olmasa uzaktan reiki ile tedavi nasıl mümkün olurdu..

Öyleyse düşünceler ne kadar önem kazanıyor değil mi? Her düşüncemize dikakt etmeliyiz. Olumsuz düşünce suyun şeklini hatırlayın. Nasıl da çirkin bir hale gelmişti. O halde her zaman olumlu düşünmeliyiz. Hiç bir zaman -se-sa meli malı eklerini kullanmadan ecek acak kullanmadan sadece geniş zaman ve şimdiki zamanda düşünmeliyiz.

Reiki de basit bir yöntem vardır. Avuç içlerimizle gözlerimizi kapatırız ve uzanırız sırt üstü. Baş ağrısı için etkili bir yöntemdir. O esnada ne denir telkin olarak? Başım ağrımıyor denmez, sağlıklıyım, huzurluyum, tüm bedenim iyileşiyor .. şeklinde düşünülür. Başınızın ağrıdığını hatırladığınız sürece baş ağrısı geçmez.

İşte farkındalıkla çıktığımız yola, kuantum, olumlama ile devam ediyoruz. Hep olumlu cümleler kuruyoruz. Artık ağzımızdan çıkanları izleme aşamasına geldik.

"Ben insanlara faydalı işler yapıyorum. Bu sebeple bigilerimi paylaşıyorum. Bilgiler öğreniyorum. Gülümsüyorum insanlarda bana gülümsüyor. Bağışlıyorum evrende beni bağışlıyor. Bedenimi seviyorum. Ben sevgiyim, sevgi güçtür. Güçlüyüm ve huzurluyum"

Doğaçlama bir cümle yazdım bile

Sizlerde bu şekil cümleleri kullanarak kontrol etmekte zorlandığınız DUYGULARINIZA maruz kaldığınızda, onlardan cümlelerle kurtulabilirsiniz.

"Ders çalışmayı seviyorum. Bilgi birikimim sayesinde geleceğe umutla bakıyorum insanlara faydalı bir birey oluyorum. Bilgi güçtür. Güçlü olmayı seviyorum. Derslerime huzur içinde çalışıyorum ve bilgilerimi sınavlarda hep hatırlıyorum ve başarıyı seviyorum. Ben başarılıyım."

Hayatımızın her aşamasında uygulayabiliriz

"sevgilimle bir bütünüz birbirimizi tamamlıyoruz. Gülümsüyorum o da bana gülümsüyor. Sevgi paylaşılıyor ve çoğalıyor.."

Artık isteklerinizi söylemeniz yeterli.. Siz isteyin verilecektir..

"Ben sevgi dolu bir ilişkiyi hakediyorum. Sevdiğim insanla bir bütün oluyorum.."

Bir sevgili isteyen birisi böyle cümle kurmalı.

Aradığım insan şöyle şöyle böyle böyle dememelisiniz. O olay daha yaşanmadan sanki şimdi yaşıyormuşsunuz gibi istemelisiniz.

Unutmayın herşey ŞİMDİ oluyor.

"Ben arabayı seviyorum. Arabayı hakediyorum ve seyahat etmeyi seviyorum. Arabayle gezmek bana keyif veriyor"

Araba istedim bile. 1 ay sabah kalkınca ve gece yatmadan tekrar etmem yeterli.

Arabam yok dikkat edin. Ama var olduğunu hissediyorum ve biliyorum. Onu yaşıyorum.

İstediğiniz her şeyi yaşamalısınız. Olmadığını söylediğiniz anda isteğiniz ulaşmayacaktır.

Benim arabam yok, benim sevgilim yok, param yok... vs. dediğiniz sürece onlar olmamaya devam edecek.

Sadece isteyin. Tüm kalbinizle.

Farkındalık uygulamaları hakkında;

1) Uzanın yatağa, yada oturun biryere ve gözlerinizi kapatın. Gözleriniz kapalıyken, bir karanlık görüntü görüyorsunuz. Peki gözleriniz kapalıyken, bir hiçlik olması gerekmez miydi. İşte o karanlık görünütüyü gören başka bir gözünüz var. O gözden bakmaya çalışın. Ama bu sefer ters açıdan yani gözünüzden dışarı değil, dışarıdan gözünüzün içine doğru bakma hissi verin.

2) Önce dikkatlice açık gözle bir nesneye bakın. Ona odaklanın. Mesela bir kaleme bakın. Sonra gözlerinizi kapatın ve o kalemi görememenizi düşüneceksiniz anında ve birden düşünceler arka arkaya gelmeye başlayacak. Kaleme bakarken farkındaydınız düşünceler geldi ve farkındalığı bozdu. Onları izleyin. Yokolacaklardır. Aklınıza her gelen düşünceyi izleyin yokolacaktır. Bu bir temizlenme sürecidir.

3) Duygularınız size tuhaf bir his verir. Böyle üşümüş gibi tüylerinizi ürperir, boğazınızda takılır, yutkunamazsınız vs. gibi belirtileri vardır. Nefesinizi izleyin ve Bu tür durumlarda hemen şu soruyu sorun;

"NOLUYOR BUNU BENMİ YAPIYORUM NASIL OLUYOR"

Sonra tekrar size düşünceler sanki mantıklı açıklamaymış gibi o duyguya sebep veren geçmişten yada gelecekten olayı düşünce olarak verecektir. Hemen tekrar izleyin ve "BU DÜŞÜNCELER BENİM EGOMU GÜÇLERİNDİRİYOR" deyin. Bir daha gelirse bir daha deyin ve en sonunda bir hiçlik oluşacaktır ve sebepsiz bir huzur ve gülümseme oluşacaktır. İşte bu gülümseme farkındalığın ateşidir.

4)En zor kontrol edilen duygu "ÖFKE" dir. Öfkelendiğinizde kendinizi kaybedersiniz ve tepkiler verirsiniz. Sesinizi yükseltirsiniz, tartışmaya girersiniz, belki olay büyüyüp kavgaya kadar gidebilir. Kurtulmanın 2 yolu vardır. Yeni başlayanlar için kolay olan yol;

- NEFESİNİZİ İZLEYİN VE ORDAN UZAKLAŞIN, DIŞARI ÇIKIN TEK BAŞINIZA ALAKASIZ BİRYERE GİDİN, BAĞIRIP ÇAĞIRIN, İÇİNDEKİNİ KUSUN AMA KİMSE GÖRMESİN. GİDİP BİRYERLERE TEKME ATIN, DENİZ KENARINDA BAĞIRIN AMA SAKIN İÇİNİZE ATMAYIN, O DUYGUYU SAKIN O DUYGUYU BASTIRMAYIN

- NEFESİNİZİ İZLEYİN VE TEPKİSİZ OLUN VE BEKLEYİN. KARIŞINIZDAKİNE CEVAP VERMEYİN VE İÇİNİZE SORUN "EGOMU GÜÇLENDİYORMU BU DURUM"

Tam 24 sayfanın özetini yaptım size. Bunları sadece yapın. Nedenini zormayın. Yorum yapmayın. Sadece yapın. Hergün. Vakit buldukça 1-2 saat yapın. Kendiniz için yapın. Sabredin. Sabredin. Tepkisiz ve dingin olun. Zamanla bu uygulamalar size karşılığını verecektir.

ENERJİSEL BOYUT ÜZERİNE

Artık büyük bir yol katettik. Bilinç boyutunda hızlıca ilerliyoruz. Bunca şey anlattım. Birlikte paylaştık, tartıştık. Ama sorulması gereken en önemli soruyu sormadık;

NASIL?

Şimdi tüm bildiklerinize farklı bir açıdan bakmanın ve gerçekleri algılamanın zamanı geldi.
Kainat 7 boyuttan oluşuyor. Bu boyutların her biri enerji ve bilinç saflığına (farkındalık) göre basamaklar halinde yükseliyor. Her boyutunda 14 paraleli vardır. Paralel evrenler o boyutun farklı bilinç boyutundaki yansımalarıdır. Mesela 3. boyuttaki insanlar, cinleri göremezler; çünkü o boyutun projeksiyon yöntemleri beynimize tanımlanmamıştır.

Bizler insanlar olarak 3. boyutun bir paralelindeyiz. Çeşitli dönemlerde dünyanın bilinç boyutu topluca artmıştır. Daha önce hiç gemiyi görmemiş olan yerli kabileler onlara saldırmaya gelen gemileri görememişlerdir. Ta ki gemiler onlara iyice yaklaşınca fiziksel olarak görebilmişlerdir. Çünkü o bölgenin bilinci suda yüzebilecek büyük bir nesnenin projeksiyonuna sahip değildi. Fakat topluca öğrendiler ve bilinç boyutu atladılar.

Atillanın liderliğindeki Avrupa Hunları'nın neden barbar olarak anlıldığını biliyormuydunuz?

Asya hun devleti gelişmişlik olarak Avupa medeniyetinden yaklaşık 500 yıl ilerdeydi. Atilla ve ordusu Avrupaya girdiğinde zırhlı ve düzenli birliklere sahip, ok, kılıç, balta gibi çeşitli donanımlara saihptiler. Üstelik savaş eğitimleri çok üst düzeydi ve onluk sisteme göre (aynı bugünkü Türk ordusu gibi) düzenlenmiş orduları vardı.

Avrupa halkı ise halen çanak çömlek yapııyor, ve ateş yakıp, hayvan avlıyorlardı mızraklarla. Sonuç? Atillaya tanrı dediler ve heykelini yaptılar. Avrupa hunlarının tüm Avrupa'yı darmadağın ettiği tarihi bir gerçektir. Daha sonraki dönemde Avrupa medeniyeti çok hızlı bir şekilde 500 yıllık ilerlemeyi katetmiş ve bilinç boyutları artmıştır.

Leydihan
04 Ocak 2025, 06:06
Peki bilinç dediğimiz şey nedir? Nasıl artıyor?

Öncelikle enerji kavramına değinelim.Tüm maddelerin atomlardan oluştuğunu hepimiz biliyoruz.Atomların içinde bir çekirdek ve etraflarında sürekli olarak dönen elektronlar vardır.Peki bu elektronlar nasıl dönüyor? Onları döndüren enerji nedir nereden geliyor?

Bu enerjiye "özvarlık" denilmektedir.Müslümanlar bu enerji için Allah kelimesini kullanırlar.Japonlar Zen Çinliler Tao derler.Bilim insanları ise "Sınırsız Güç" kavramını kullanmaktadır.Hangisini isterseniz diyebilirsiniz.Ben özvarlık diyeceğim bir müslüman olarak.

Özvarlık enerjisi sonsuz ve sınırsız olan sürekli yenilenen bir enerji kaynağıdır (kuranı kerimde NUR denilmektedir).Onun tezahürü ile (O tezahür edilmemiş olandır) 7 boyut yaratılır.Her boyutta kendi enerjisel dağılımına göre ve adaptasyona göre 14 paralele bölünür.Bu enerjiler arasında geçişler ancak BİLİNÇ ile sağlanır.

Özvarlığın tezahür ettiği (kuranı kerimde nefesinden üflediği denilir) boyutların içinde yaşayan onun tezahür ettiği enerjiden varolmuş RUHLAR vardır.Bu ruhlar her canlı türünde farklı bilinç boyutlarındadır ama her türün ruh enerjisi aynı miktarda ve aynı büyüklüktedir.İnsanlar 3. boyutta (bilinç kademesinde) yaşayan bir türdür.Yine 3. boyutta yaşayan cinler vardır.2. boyutta hayvanlar ve bitkiler 1. boyutta tek hücreli canlı ve cansız(cansız diye birşey yoktur fen bilimindeki adını kullandım) varlıklar vardır.

Her ruh bu boyutlar yaratılmadan önce yaratılmıştır.Yani kainat yokken ruhlar vardır ve enerji halinde beklemektedirler.Bitkilerin ruhu ağaçların ruhu taşların ruhu insanların ruhu cinlerin ruhu...

Daha sonra İlk insan yaratılır ve 7. boyutun en üst kademesinde olan özvarlığa en yakın nur varlıklar (melekler) önüne çıkarılır.7. boyuttaki varlıklar sadece nurdandır.Yani adeta özvarlığın bir parçası gibidir.Özvarlıktan talimat almadan hareketsiz dururlar robot gibidirler.Sadece verilen görevleri yapabilen yorum yapmayan ama teşrii iradeleri görevleri dahilinde olan varlıklardır.İnsanlardan önce cin adı verilen bir tür daha yaratılmıştır.İlk cin olarak CAN adı verilen bir varlığa beden verilmiş ve bu beden dumansız bir ateşten (astral beden gibi) yaratılmıştır.Daha sonra çok önceden yaratılmış olan ruh programlandığı gibi CAN 'ın bedenine enerjiyi aktarmaya başlamış ve CAN canlanmıştır.CAN ın soyundan gelen tüm bu dumansız ateş varlıklara CANIN KAVMİ anlamına gelen Cin adı verilmiştir.Daha sonra CAN nuh tufanına benzeyen bir durumla tüm kavmiyle birlikte yokedilmiş ve Cin soyu tekrardan enkarne edilerek İblis adı verilen bir meleğe teslim edilmiştir.Bu meleğe sonradan cin özellikleride eklenmiştir.

Özvarlık ilk insanı yaratırken ona bir beden verir.Bu beden çamurdan etten kemikten topraktandır.Daha sonra o bedene daha önce yaratılmış ve programlanmış olan ruhundan enerji projekte edilmeye başlar ve beden canlanır.

İblis (Şeytan) hem bir melek hemde bir cin olarak bir çok üstün özelliğe sahip olmuş ve bu karışım adeta + ve - dengesinin ilk örneğini oluşturmuştur.İblis melek olduğu için hatasız olmalıdır ve ölümsüzdür.Fakat cin olduğu içinde düşünebilme kabiliyetine sahiptir.Fakat melek vasfı her zaman ağır basar ve sadık bir hizmetkar olarak emirleri ve söylenenleri uygulamaya devam eder.

İlk insanın (Adem) yaratılışında önüne çıkarılan yönetici meleklerin arasında İbliste vardır.Fakat insan kavmi çok farklı üstün özelliklere sahiptir.Bu üstün özelliklerden birisi "Düşünebilme" kabiliyetidir.İnsan beyni bir saniyede 400 sayfalık bilgiyi ezberleyebilecek kapasitededir (Bu kadar bilgiyi ezberleyemememizin nedeni 1 saniyedeki "fiziksel gözle görme"yi iletme kabiliyetmizin kısıtlı olmasındandır).

Daha sonra meleklerin önünde çeşitli bilgiler söylenir ve meleklerle bilrikte Ademe de ezberlemeleri söylenir. Fakat melekler ezberleyemezler. Çünkü düşünebilme kabiliyetleri (Ego) farkındalık ve arınmışlık seviyeleri çok yüksek olduğu için ayrıca görevleri sebebiyle de yoktur. Adem söylenenleri ezberleyip hafızasından cevap verir. Allah meleklere "o halde eğilin der". İblis de melek özelliğinin yanında bir cin olduğu için oda ezberleyebilmiştir. Daha sonra aslında en başında yaratılmış olan şeytan ruhundaki programlama devreye girer ve şeytan eğilmez karşı gelir. Bu aslında en başından itibaren programlamadaki zamanın gelmesini gösterir. Herşey zamanı gelince gerçekleşir.(Teslimiyet ve Kuantum)

Gerisi malumdur hikayenin. Burada anşalışması gereken en önemli şey şudur. Enerjinin atomlardan oluştuğunu ve atomun çekirdeğinde proton (+) ve etrafında dönen elektronların (-) zıt kutuplarda olduğunu biliyoruz. Demek ki tüm duygular, tüm düşünceler, tüm arzular ve ego + ların yanında - ler olmadan eneri faaliyetlerini gerçekleştiremezler. Bu sebeple bir duyguyu (mesela öfke) durdurmanın tek yolu onu nötrlemektir. Duygular, enerjisel boyutta sinir sistemimizdeki nöronlarda hareket ederler ve beyne sinyal gönderirler. Beyne gelen bu sinyal, onun olumsuzu karşılığını alınca duygunun enerjisi devreye girer ve beyne nasıl tanıtıldıysa (genel kabul öfkenin kötü sevginin iyi olduğudur) o tanıtıma göre olumsuzu zihne projekte edilerek, tepki sağlanır. Siz sadece olumsuzunu düşündüğünüz için duygularınızı hissedersiniz. Mesela "sevgi" denen duygu, sadece onun yokluğu size anımsatılarak size hissettirilebilir. Enejiler (duygular ve düşünceler hatta bedenimiz bile hatta varolan herşey enerjidir) zamanla birbirine dönüşebilir. Sevginin nefrete dönüşebileceği gibi. Sadece sinyal değişir ve sevgi nefrete dönüşür.

Herşey enerjiden varolmuştur dedik. Ama fiziksel olarak gözümüzle gördüğümüz maddeler var. Mesela bir elmaya dokunuyoruz. Onun tadını alıyoruz, yiyoruz. Bu fiziksel bir gerçeklik olmuyor mu?

Her nesne atomdan meydana gelmiştir. Atomlar da çekirdek ve elektron olarak iki kısımdan oluşur. Atomların hacimsel olarak yüzde 1'i çekirdek + elektronlardan yüzde 99 u ise ikisinin arasındaki boşluktan oluşuyor. Bir elma ise milyarlarca atomdan meydana geliyor. Şimdi milyarlarca atomun toplamı olan bir elmayı baz aldık. O zaman elmanın yüzde 99 u boşluk yüzde 1 i fiziksel olarak varolmalıdır. Peki madem elma boşluk ise biz elmayı neden boşluk olarak görmüyoruz?

İşte burada hayatın büyük bir gerçeği karşımıza çıkıyor bile. Görüntülerin hepsi yansımalardan ve projeksiyonlardan ibaret. Aslında elmanın bir görüntüsü yok tamamen boşluk. Biz boşluğa bir görüntü projekte ediyoruz ve o görüntü ortak kabul görüyor ve sahip olunan bilinç boyutunda gerçekliğe dönüşüyor. Peki dokunabilmek? Boşluğa dokunuyorsun. Ama o boşluktaki enerji geçişi sayesinde dokunma hissini yaşıyorsun. Aslında görüntülerin hepsini biz yaratıyoruz.

Astral seyahatte görüntü nasıl oluyor?

Astral seyahat (Astral Projeksiyon) paraleller arasında, ya da üst ve alt boyutlar arasındaki başka paraleler ile geici bir yansıma boyutu (astral boyut) yaratılarak oluşturulur.

Astral boyutta bilinç henüz oluşturulmamıştır. Çünkü astral seyahate çıkan bir insanın bilinci sadece yaşadığı boyut için geçerlidir. Astral seyahate çıkış gerçekleştiğinde bomboş beyaz bir enerjinin görüntüsü görürünür. Bir hiçlik. Elektronlarla atomlar arasındaki boşluk görünür sadece. Daha sonra bilinç boyutunu kendimiz projekte ederiz. İmajinatif tezahürleri kendimiz yaratırız ve projekte ederek yarattığımız gerçekliğe bu dünyanın başka bir paralelinden bakarız. Bu sebeple çeşitli farklı görüntüler oluşabilir. Mesela bir arkadaşınızı projekte ettiniz boş ekranda. İlk başta o arkadaşınızın projektesi detaylanır bilinç enerjisi oluşturulur. Daha sonra o enerjinin paraleli(asıl dünyadaki) saptanır ve eşleme yapılır ve gerçeklik sağlanınca paralel olan astral boyuttan bu düyadaki arkadaşınızı izlemeye başlarsınız. Bu durum sadece gerçek zaman ve gerçek mekanda olabilir. Çünkü enerjinin eşleşmesi gerekir. Bu durumu daha önce ışınlanma olarak anlatmaya çalışmıştım. Şimdi size olayı daha detaylı anlattım.

wishdropper
Oğuzhan Korkmaz

Alıntıdır.

Leydihan
04 Ocak 2025, 06:06
Tepkisizlik ve Düşüncesizlik Üzerine Farkındalık

Krişnamurti diyor ki ; "Kendinizi ve yaşamınızı dışardan bir sinema filmi izler gibi izleyin". Farkındalığın sağlanmasındaki yegane kriterin izlemekle (seyr) mümkün olacağını ve farkındalığın anda mevcut olmak ve bilinç boyutunda bulunmak olduğunu daha önce anlatmaya çalıştım.

Birçok kitapta ve makalede farkındalık anlatılır. Ama sadece anlatılır. Kimse nasıl gerçekleşeceğine dair fikir belirtemez. Bu husus Mevlana'ya sorulmuş ve ne yapabiliriz bize yardımcı ol denilmiştir. Mevlana ölümüne çok az bir zaman kalana kadar anlatmamıştır. Sadece uygulamaları yapın demiştir.

Daha sonra öğrencilerinin ısrarlarına dayanamayıp "Mesnevi" adlı dev eserini yazmış ve o eserde "Kendini bilmek" aşamasını anlatmaya çalışmıştır. Kuranı kerimden ayetlerin yorumlarına dayalı olarak yazılan bu kitap çok felfesi bir bilgi içermekte olduğundan, adeta çözülmesi gereken bir sır olarak yüzyıllar boyunca araştırılmış ve halende bazı hususlar tam olarak idrak edilememiştir.

Amerika ve Avrupa^'da RUMİ olarak bilinen mevlana bu eseri bir çok felsefe bölümünde ders kitabı olarak halen okutulmaktadır.

Doğu bile bunu kabul etmiş ve Aydınlanmaya giden iki yol vardır ;

1)Zen yolu
2)Tasavvuf yolu

demişlerdir (ayrıntılı bilgi için Osho - Zen yolu Tasavvuf Yolu)

Zen yolu, (Japonyada hakim inanç, Zen Budadır) özünde teslimiyeti içermesine karşın, düşüncesizlik ve teslimiyet olayın da fazla abartılı bir yaklaşım sergilemiş ve çağın gerisinde kalmıştır. Bu gün çin'de yaygın olan Tao felsefeside aynı durumdadır. Budizm yaklaşımı neden sürekli güncellenmeye gerek duyar? Çünkü insanlar gündelik yaşantılarına uyarlamayamışlardır.

Son yüzyılın önde gelen Doğulu bilginlerinden Osho kitabında bunu aynen şöyle ifade eder;

"Buda size hiçbirşey yapmayın, tepkisizce durun dedi. Sizde durdunuz. Çıldırdınız mı? Buda size oturun dedi diye oturacak mısınız?"

Günümüzde islamiyet'te aynı yanlış yorumlamaya maruz kalmıştır. İslamiyetin yalnızca bir parçası olan ibadet kısmı öne çıkarılmış ama özüne inilememiştir.

Sizce neden dünyanın en fakir 34 ülkesi Müslümandır? Niçin dünyaya eskiden olduğu gibi müslümanlar yön vermiyor?

"Zamana ayak uydurunuz" (Hz.Muhammed)

Tasavvuf inancında inzivaya çekilmek ve hayattan kopmak hiçbir zaman olmamıştır. Günümüzde bir çok tasavvuf ehli bu konunun önemine dikkat çekmektedir. Tasavvuf çalışmadan oturup sadece Allah'ı düşünmek değildir. Bu konuda Prof.Dr Kemal Eraslan ve Tasavvuf Dergisi düzenli olarak yazılarını güncellemekte ve tasavvuf düşünürlerine bunun önemini vurgulamaya çalışmaktadır.

Bizler elbette okula gideceğiz, çalışacağız evleneceğiz. Bunu "İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır" (Hz. Muhammed) düşüncesine dayalı olarak yapmalıyız.

İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır. İnsanlara faydalı olmak, bilm ve ilimle olur. İş hayatında başarı ve yardımla olur. Güçlenmeli ve "FARKINDALIĞIN GÜCÜ" ile başarılı bireyler olma yolunda ilerlemeliyiz.

Sufilik inancıda bunu güdümler. Fatih Sultan Mehmet Molla Gürani ile çocuk yaşında çalışırken osmanlı da bir padişahlık kuralı olan meslek seçimine gelmişlerdir. Her padişahın bir mesleği olmak zorundadır. Genellike padişahlar sanata yönelse de Fatih öyle yapmamıştır. Henüz 10 yaşındayken "Demir dökümü ve top dökümü" alanında uzun yıllar eğitim almış ve eğik atış yönetmleri üzerinde fiziksel çalışmaları öğrenmiştir. Bu çabaları sonucunda Humbara adı verilen düz atış kabiliyeti olan topun yerine günümüzde halen kullanılmakta olan Havan mekaizmasını (yani top önce yükselip eğik bir atışla hedefe ulaşıyor) keşfederek bir çağı kapatıp yenisini açmıştır.

Hayattan soyutlanmak egonun işidir. Hayatın her daim içinde olmak ve "Bir ağaç gibi tepkisiz ama dimdik var olmak ve orada bulunmak" gerekir.

GÜLÜMSEME YÖNTEMİ

"Tebessüm sadakadır" (Hz.Muhammed)

Farkındalık uygulamaları izleme üzerineydi. Kendimizi, düşüncelerimizi ve duygularımızı izleyerek "seyr" in ilk aşamasını tamamlayacaktık.

Şimdi bu izleme yöntemlerine bir kolaylık olması açısından yeni bir yöntemle tanışalım.

Bir çok mesaj ve mail aldım. Şu soru hoşuma gitti ve önemlidir.

"Evet düşünceyi farkediyoruz, sonra pis şeytan deyip sinirleniyoruz ve düşünce kayboluyor bu doğru mudur?"

Artık düşünceyi farkettiğimizde onun ego çipinden gelen komutunu değiştireceğiz. Öfke, acı, üzüntü, sinirlenme gibi sonuçlara sebebiyet veren bu duygu ve düşüncelere "gülümseme" komutunu yükleyeceğiz ve "gülümseme" sonucunu verecek artık.

Bir örnek verelim;

Arkadaşlarınız sanki sizinle dalga geçiyor gibi geliyor, size ve sanki sizi istemiyorlar gibi bir his oluşuyor içinizde. Toplu bir ortamda bulunuyorsunuz, egonuz hep sizi önde olmanız için tetikler ve kendini kanıtlama çabası başlar. Bu çaba ilerleyince "yalan söylemeye" başlarsınız.

Babamın jipi var işte yeni aldı.(aslında yok) haftada 200-300 alıyorum evdenh afta sonları caddedeyim genelde reinaya gittik geçende arkadaşlarla bilmem ne gurubunun vokalistini tanıyorum ...

Olayın buraya gelmesine sebebiyet veren egonun ilk kıvılcımına bakalım.

Bir eksiklik hissettiniz. Kendinizde. Birinin sahip olduğu bir şeyi kıskandınız. Ama farkedemediniz. Ve sonuç buralara kadar geldi. Üstüne üstlük ailenizle de kavga ettiniz "bende o telefondan istiyorum o kıyafetten istiyorum"

Sahip olduğunuz değerler ego tarafından size unutturuldu. Kendinizi izlemeyi unuttunuz, kendinizi unuttunuz, çevrenizi izlediniz ve onların hayatlarını yaşamak istediniz onlara özendiniz.

Gülümseyin

İtiraf edip gülümsemek egoyu yıpratır.

"Bu benim telefonum "
"Bu benim montum "
"Ben genelde evdeyim film izliyorum"
"BİLMİYORUM "

işte geldik en güzel yere.

BİLMİYORUM
Mümkün olduğu kadar bilmiyorum kelimesini kullanın ve söyledikten sonra gülümseyin. Bilmediğimiz şey hakkında konuşmayalım ve bilmediğimiz konu konuşulurken çok gerekli olmadığı süree konuşmayalım. Onun yerine yorumsuz bir şekilde gülümseyelim. Hatta bildiğiniz konu hakkında da çok gerek yoksa konuşmayın.

Birde düşünceleri izleme kısmına bakalım;

Aklımıza düşünceler geldi;
"Bu adamlar işi bilmyior, bu dükkan böyle yapılır mı, ben olsam burası deli gibi para kazanır."

Hemen gülümseyin. Egoyu yakaladınız. Sadece gülümseyin tepki vermeyin. Çünkü o siz değilsiniz. O cümleleri siz söylemiyorsunuz. Sanki biri size kopya veriyor, siz yakalıyorsunuz onu. Gülümseyin ve onun işlemi yarıda kalsın. Tepki verirseniz polemiğe girer, sizinle ve size unutturur bu durumu ve siz o düşünceleri kendi düşünceniz sanırsınız.

Duyguları izlerken gülümseyin;

"Otobüs çok sıkışık, kalabalık ve trafik var. Birden suratınız asıldı tepkili ve öfkeli oldunuz. Gülümseyin. İnsaların yüzlerine baktığınızda gülümserken size çok komik gelecekler. Hepsi birer çocuk gibi gelece size ve güleceksiniz."

Sevgiliniz size bağırırken gülüsmeyin. Aileniz size bağırırken gülümseyin.

Ama sakın cevap vermeyin. Sanki dilsizmişsiniz gibi durun. İlk fırsatta ordan uzaklaşın ve o olayı hatırlamayın.

Gülümsediğiniz zaman yaşadığınız bu olayların hepsi artık nötrlendi. Onlar tekrar olduğunda kızmaya kalksanız bile gülesiniz gelicek ve artık size bağıran birine gülümsemeye başlayacaksınız.

Hastalığı artık görebiliyorsunuz. Hasta insanların tepkilerine cevap vermek ne kadar da komik değil mi ?

wishdropper

Alıntıdır.

Leydihan
04 Ocak 2025, 06:06
SEYR-Ü SÜLUK (İZLEMEK SEYRETMEK)

Yürüme, gezme, seyretme, yola girme, yol tutma mutasavvıfın Allah'a ulaşmayla sonuçlanan manevî yolculuğunu belirten bir tasavvuf terimi. Aynı anlamda sefer ve seyahat kelimeleri de kullanılır. Bir tarikata girerek seyr-ü süluke başlayan mutasavvıf ise; "salik", "ehl-i süluk" ,"sair" ,"saih" ,"seyyar" ve "müsafır" gibi isimlerle anılır.

Seyr-ü süluk, kişinin kendi başına yapabileceği bir iş değildir. Önce bir tarikata girilmesi, bir mürşide bağlanılması gerekir. Bu bağlanma seyr-ü sülukün vazgeşilmez şartıdır. Salik Süluku boyunca dünyevî ilgi ve ilişiklerden kesilerek nefsini arındırır, kötü huylardan kurtularak, ahlâkını güzelleştirir; böylece Allah'a ulaşma (vusul) yeteneği kazanır.

Mutasavvıflar, iki farklı seyir üzerinde dururlar. Bunlar "seyr-i nüzulî" ve "seyr-i urucî" isimleriyle anılır. Seyr-i nüzuli (iniş seyri); mutlak varlığın mukayyed varlığın var olması, zuhuru için yaptığı seyıdir. Başka bir deyişle Ahadiyet (Teklik) mertebesindeki Allah'ın mümkün çokluklar (kesret) mertebesine; vacib'in imkan mertebesine; küll'ün cüz'e nüzulü inişidir. Bu seyre "seyr-i inbisatî" veya "seyr-i zuhuri" da denir. Varlıklar dünyası ve insan bu seyrin bir sonucudur. Seyr-i urucî (yükselme seyri) mukayyed varlığın mutlak varlık'ta yok olmak için yaptığı seyrdir. Diğer bir ifadeyle cüz'ün küll'e mümkün varlığın mutlak'a insanın Allah'a seyridir. "Seyr-i şuurî" de denilen bu seyr tarikatlarda amaçlanan manevi seyri yolculuğu meydana getirir.

Salikin yapacağı manevi yolculuğun dört mertebesi vardır. Birinci mertebeye "seyr-i ilallah" (Allah'a yolculuk) denir. Bu mertebenin özü, nefs menzilinden kalkıp, gerçek varlığa, (Allah'a) doğru yürümektir. Bu yolculuk şoklukta (kesret) birlik (vahdet) kavrandığı zaman sona erer. Seyr-i ilallah kalbi mümkün varlıkların bilgisinden boşaltarak, Vacibül-Vücud'un (zorunlu varlık) bilgisi ile doldurmakla sonuçlanır. Bu yolculuğun sonunda salik Allah'ta yok olur "fenafillah" derecesine yükselir. Manevi yolculuğun ikinci mertebesine "seyr-i fillah" (Allah'ta yolculuk) denir. Bu seyr sırasında salik Allah'ın nitelikleriyle (sıfatlarıyla) donanır; Allah'ın isimleriyle gerçeklik kazanır. Buna karşılık bütün beşerî nitelikleri yok olur. Evrenin üzerindeki perde kalkar, ilm-i ledün denilen gizlilikler bilgisi, hakikatler bilgisi salike açılır. Salik bu seyrin sonunda "bekabillah" denilen Allah'ta varolma durumuna ulaşır.

Seyr ü sülukün üçüncü mertebesi "seyr-i ma-Allah" (Allah ile yolculuk) adını alır. Bu seyir sırasında ikilik ortadan kalkar; salik ilahi teklik makamı olan Ahadiyet'e ulaşır. Bu makam mutasavvıflar tarafından "Kâbe kavseyni ev edna" (İki yay kadar ya da daha az) en-Necm 53/9) makamı olarak da anılır.

Manevî yolculuğun dördüncü mertebesini "seyr-i anillah" (Allah'tan yolculuk) oluşturur. Bir anlamda Allah'a yükselen salikin dönüş yolculuğunu dile getiren bu seyr birlikten çokluğa (vahdetten kesrete) geri geliştir. Diğer bir deyişle talipleri aydınlatmak irşad etmek onlara yol göstermek için Allah'tan halka dönüştür. Bu yolculukla ulaşılan makama "beka ba'de'l-fena" (yokluktan sonra varolma) "sahv ba'del-mahv" (yokluktan sonra kendine gelme) ve "fark ba'del-cem" (birlikten sonra ayrılık) gibi adlar da verilir.

Dört manevî yolculuktan ilk ikisi saliki velayet (velilik Allah dostluğu) makamına ulaştırır. Son iki yolculuk ise salikin mürşidlik yetkisini kazanması için zorunludur. Manevi yolculuğun başarı ile tamamlanabilmesi için mürşid kadar diğer bazı yardımcı öğeler de gereklidir. Bunlar aşk ihsan ve ihlastır. Allah aşkı olmadan çekilecek bütün zahmetler boşa gider. İhlas ve ihsan ise imanın gereklerindendir. İhlasın en alt derecesi Allah'tan başka tapılacak bir varlık olmadığını (la mabude illallah); en üst derecesi ise Allah'tan başka bir varlığın bulunmadığını (la mevcude illallah) kavramaktır. İhsan ise salikin bütün bağlarını keserek Allah'a yönelmesini belirtir. Seyr ü süluk ancak bu üç öğenin tam olarak gerçekleştirilmesi ile tamamlanabilir. Sülukün bilgi ile sırf bilmekle bir ilgisi yoktur Süluk; yaşa***** tadarak haller aracılığı ile Allah'a ulaşmaktır.

Mutasavvıflara göre seyr-ü sülukün iki temel yöntemi vardır. Birinci yöntem tarik-i ruhani denilen ruhun arındırılması; ikinci yöntem ise tarik-i nefsani denilen nefsi eğitme yöntemidir. Ruhu arındırma yönteminin temelini sıkı bir ibadet riyazet ve mücahede ile kalbi arındırarak iyi ahlâkla ahlâklanarak Allah'a ulaşma çabası oluşturur. Bu yöntem daha çok tarik-i ahyar (hayırlılar yolu) ya da tarik-i ebrar (iyiler yolu) olarak anılır.

Tarik-i şuttar (aşk ve cezbe yolu) ve tarik-i sairin (süluk edenler yolu) da denilen nefsi eğitme yöntemi nefsin çeşitli mertebeleri üzerine kuruludur ve yedi aşaması vardır. Nefs birinci aşamada "emmare" (kötülüğü buyuran) makamındadır. Bu nedenle salik sürekli nefsine karşı mücahede etmek zorundadir. Mürşid bu aşamada salike "la ilahe illallah" zikrini verir. Emmare aşamasındaki salikin seyri "seyr-i ilallah" (Allah'a yolculuk); hali "havf ü reca" (korku ve umut); alemi şehadettir (görülen alem). Salik nıücahede yoluyla nefs-i emmarenin (kötülüğü emreden nef's) isteklerinden uzaklaşır ahlâkını güzelleştirirse; mürşidi onu seyrin ikinci aşamasına geçirir. Salik bu aşamada tevhidi Allah'dan başka tapılacak yoktur (la mabude illallah) biçiminde anlar.

Sülukün ikinci aşamasında nefs "levvame" (kınayıcı) durumuna gelir. Salik bu aşamada işlediği günahlardan pişmanlık duyar; vicdan azabı çekmeye kendisini kınamaya başlar. Bu aşamada salikin zikri "Allah"; seyri seyr-i lillah; hali kabz ve bast (sıkıntı ve rahatlık); alemi berzahtır (ara alem). Salik bu aşamada tevhidi Allah'tan başka maksud yoktur (la maksude illallah) biçiminde anlar.

İkinci aşamayı geçen "salikin nefsi mülhime" (iyiliği ilham eden) niteliği kazanır. Bu nedenle üçüncü aşama mülhime makamı mertebesi adını alır. Bu mertebede mürşid salike "Hu" zikrini verir. Mülhime mertebesinde salikin hali heybet (korku ve çekinme); seyri seyr-i alellah; alemi melekuttur (yücelik ululuk alemi). Salik bu aşamada zikirden tat almaya başlar kalbinden Allah dışındaki tüm varlıkları çıkarır ve Allah'ın rızasına yönelir; kalbinde aşk ateşi yanmaya başlar ahiret mükafatları gözünde değerini yitirir. İlk iki aşamada salikin bilgisi ilme'l-yakin derecesinde iken bu aşamada aynel-yakin derecesine yükselir. Salik bu aşamada tevhidi Allah'tan başka sevilecek yoktur (la mahbube illallah) biçiminde anlar".

Dördüncü aşama "mutmainne" aşamasıdır. Salikin nefsi bu aşamada mutmainne (tatmin bulmuş) niteliği kazanır. Mürşid salike "Hak" zikrini verir. Bu mertebede salikin seyri seyr-i ma-Allah; hali sekr ve sahv (kendinden geçme ve kendinde olma); alemi ceberuttur (güçler alemi). Kimi keşif ve kerametlere ulaştığı bu aşamada salik tevhidi tevhidin son ve mükemmel biçimi olan Allah'tan başka varlık yoktur (la mevcude illallah) biçiminde anlar.

Beşinci aşama "râziye" aşamasıdır. Salikin nefsi bu aşamada raziye (razı olmuş) niteliği kazanır. Mürşid salike "Hay" zikrini verir. Beşeri nitelikleri yok olan salik Allah ile varolma (bekabillah) hali için yetenek kazanır. Salikin bu aşamadaki makamı raziye; hali hayret; alemi lahut (ruhlar alemi); seyri seyr-i fillahtır. Salik tevhidi Allah'tan başka varlık maksut ve sevilen yoktur (la mevcude ve la maksude ve la mahbube illallah) biçiminde kavrar.

Salik beşinci aşamanın sonlarına doğru ilahi tecellilere tanık olarak altıncı aşamaya geçer. Bu aşamaya "marziye" mertebesi denir. Salik'in nefsi bu aşamada marziye (razı olunmuş) niteliği kazanır. Salikin makamı marziye; zikri "Kayyum"; hali "temkin" (yerleşme); seyri seyr-i anillah alemi şehadettir (görülen dünya). İlahi bir çekimle (cezbe) bilgisi aynel-yakinden hakkel-yakin derecesine yükseltilir.

Bilgisi hakkel-yakin derecesine yükselen salik son aşamaya geçer. Bu aşama "kâmile" mertebesidir. Salikin nefsi "kâmil" (olgun) duruma gelir. Salikin bu aşamadaki zikri "Kahhar"; seyri seyr-i billah; hali beka (Allah'ta varolma); alemi kesrette vahdet (çoklukta birlik) ve vahdette kesrettir (birlikte çokluk). Bu aşamada salik tüm olgunlukları kendinde toplamış artık riyazet ve mücahedeye ihtiyacı kalmamıştır. Bütün istekleri Allah tarafından karşılanır; ama o Allah'ın rızasından başka bir şey istemez.

Seyr ü sülukün ayrılmaz gereklerinden birisi de çiledir. Farsça kırk anlamındaki "çhil" kelimesinden alınan çilenin Arapça karşılığı "erbain"dir. Tarikatlarda çile sakin bir yere çekilerek zikir ibadet ve tefekkürle uğraşmak demektir. Genellikle adına uygun biçimde kırk gün sürer. Ancak üç günden bin bir güne kadar değişen uygulamalarına da rastlanır. Salik çileyi mürşidin denetimi altında tamamlar. Çilenin şartlarını yerine getirmeyen salik çileden çıkar. Buna "çile kırma" denir. Çilenin tamamlanması "çile çıkarmak" "erbain çıkarmak" deyimiyle anlatılır; çileyi tamamlayan salik de "çilekeş" adını alır.

Daha önce ya da seyr ü süluk sırasında cezbeye tutulmaları bakımından salikler çeşitli sınıflara ayrılırlar. Seyr ü süluk içinde cezbeye tutulanlar "salik-i meczub" adını alırlar. Daha önce cezbeye tutulmalarına rağmen tarikata girerek seyr ü sülukünü tamamlayan saliklere "meczub-ı salik" denir. Seyr ü süluk sırasında herhangi bir makamda takılıp kalan cezbeye tutulmayan salikler "salik-i gayri meczub" adını alırlar. Daha önce cezbeye tutulan ve sülukü tamamlayan mutasavvıtlara da "meczub-ı gayri salik" denir. Salik-i meczub ve meczub-ı salik sınıfını oluşturan salikler mürşidlik görevini üstlenirler. Son iki sınıfı oluşturan salikler ise mürşidliğe ehil sayılmazlar.

Bütün bu kavramlar hep daha sonra ortaya çıktığı Hz. Peygamber (s.a.s) Hulefa-ı Râşidin Sahabe ve Tabiin müctehid imamlar ve daha sonraki dönemlerde asla bilinmeyen ve kullanılmayan terimlerdir. Genellikle seyr-ü sulük ile Budizm'deki Nirvana arasında büyük bir yakınlık ve benzerlik görüldüğü için bunun eski hind düşüncesinden geldiği görülmektedir.

Seyr ilallah seyr maaltah fena fillah Allah'ın sıfatları ile donanma onunla ahadiyet'e yani teklik makamına ulaşma gibi anlayış ve terimlerin İslâmda Kur'ân ve sünnette sahabenin icmamda büyük müctehidlerin kullandığı literatürde asla görülmeyen ve bilinmeyen terimlerdir. Bunlar zaten İslâmda yalnız mutasavvıfların kullandığı terimler olup alimler tarafından asla kaleme ve ağza alınmayan terimlerdir.

İslâm insanları böyle aslı astarı olmayan düşüncelerden Kur'an ve sünnette en ufak bir delili bulunmayan faraziyelerden oluşmuş dolambaçlı ve zor yollara değil; insan fıtratına eşyanın realitesine en uygun olan dosdoğru yola sırat-ı müstakime Şeriat-ı Muhammediyeye davet eder. Allah'ın ve Rasûlünün apaçık delillerle ayetler ve beyyinelerle işaret ettikleri bu şeriat yolunda yürüyen mü'min dünyada kendisine bahşedilen nimetlerden faydalandığı gibi ahirette de sonsuz Cennet nimetlerine ve hepsinden önemlisi Allah Tebarek ve Teala'nın rızasına nail olur. İşte dosdoğru yol budur. İnsanlar bunun dışındaki yolları aramak o dolambaçlı yollara salik olmak hususunda şer'an mezun ve me'mur değildirler.

(Alıntıdır : Ahmed ÖZALP)

Alıntıdır.

Leydihan
04 Ocak 2025, 06:07
FARKINDALIK NEDİR? NE DEĞİLDİR?

Bakın farkındalık bir dini öğreti değildir. Tamamen bir kişisel gelişim yöntemidir.

Siz yine siz oluyorsunuz değişmiyorsunuz. Egomuzu berlili ölçüde kontrol ediyor ve daha az tepkili biri oluyor. Ama tepkisiz ya da egosuz olmuyoruz.

Tepki verirsin küfür edersin sinirlensin vs. bunlar farkındalığı etkilemez.

Ben çok çabuk sinirlenirim. Bunu izlerim ve bilirim. Sonra düşünürüm izlerim ve müdahele etmem gereken yerde tepkimi koyarım.

Mozart farkındadır. Alkoliktir. Kadınlarla düşüp kalkar rahat biridir.
Beethoven huysuzdur, kimse onu sevmez, geçmişsizdir, sürekli hakaret eder, insanlara
Adolf Hitler farkındadır. Acımasızdır.
Atatürk farkındadır.
Steve Jobs farkındadır, sıradan bir insandır.
Ben farkındayım sıradan bir insanım.
Belki bunu okuyan sende farkındasın.

Farkındalık SEN olmandır. Kısaca kendine ait orjinal düşüncelere ulaşmanı sağlayan, kendi içinden düşünmeyi bilen kurallara ve kalıplara takılmayan bir birey olmanı sağlar. Böyle bir bireyde orjinal fikirler bulur. Olay bundan ibarettir.

Hiçbir dinle alakası yoktur. Günahsız filan olmazsın. Egoların yine olur ama daha kontrollü ve az olur. Gereksiz olmaz. Gereksiz yere düşünmezsin. Kendine odaklanırsın ve kendi hayatına yön verirsin. Hiçkimsenin kriterlerine takılmazsın, kimsenin yazdıklarına göre düşünmezsin, içinden gelen sesi dinlersin. İşte budur.

Egoyu tamamen yenmek, güler yüzlü insanlara sevecen yaklaşan bir insan olmak AYDINLANMA dır. Bu tasavvufi ve dini bir temeli olan belirli bir mürşidin dergahında yıllarını vermen gereken birşeydir. Çok zordur ama aslında bir saniyede oluverir, eğer hazırlığını iyi yaptıysan. Ben aydınlanmış filan değilim. Böyle bir amaç içinde uğraşmıyorum .Ben sadece hayatımı yaşıyorum gülüyorum eğleniyorum. Geçmişteki acılara takılmıyorum, gelecek adına saçma sapan başarılamayacak hayaller kurmuyorum. Bir hedef belirledim ve o hedefime doğru gidiyorum.

Siz aydınlanmayla farkındalığı karıştırıyorsunuz.

Farkında bir insan sıradandır. Ama sadece kendi kafasının dikine gider.

"Amadeus " adlı filmi izlerseniz Mozartın nasıl biri olduğunu göreceksiniz.

Bu forumda yazmamın tek amacı şuydu;

Ben içimden bir takım düşünceler yakaladım ve bana ait orjinal şeylerdi. Hiçbir kitabı okumadım. Ama bir süre sonra baktım ki içimdeki bu düşünceleri başkaları da duymuş. O zaman dedim ki acaba ben bunları bir yerde okudum da farkında mı değilim?

Hayır okumamıştım. Ortak olan bir bilinç vardı içimizde .Bazıları buna SIR dedi kitap yaptı. Birsürü kişisel gelişim kitabı yazıldı.

Ama hiçkimse bunun nasıl yapılacağını anlatmadı.

Ben nasıl yapılacağını nasıl başarılıacağını kendi deneyimlerimle anlatmak istedim. Ve bu forumda deneyen arkadaşları izledim. 200 den fazla arkadaşın başardığını biliyorum. Bir çok teşekkür mesajalrı ve mailler alıyorum.

Artık kitap haline getirirken içim rahat olucak. Çünkü işe yaradığından eminim.

Benim nasıl biri olduğumu merak edenler olmuş sanırım hüsrana uğramışlar. Olsun
Ben içimden geleni yapıyorum. Ama farkındalığı bilmeden önce 1-2 yıl önce çok farklıydım. İnsanlara hakaret ederdim. Önyargılıydım. Kabul ediyorum. Ama bunları yaparken farkında değilmişim. Şimdi farkında olarak yapıyorum. Yine önyargılıyım

Gelin görün ki geçmişten kaçmak için buraya geldim. Ama geçmiştekiler beni burda da buldu. Eskiden yaptığım hataları akılları sıra yüzüme vuracaklar. Korkmayın. Güçlü olursanız kimse geçmişteki en büyük düşmanınızda olsa canınızı yakamaz. Kaçmayın gerekirse savaşın. Ama gücünüzü topladıktan sonra.

Alıntıdır.

Leydihan
04 Ocak 2025, 06:07
Ego Ve Farkındalık Üzerine

1)Ego kötü birşey değildir

2)Ego düşünebilme kabiliyetinin merkezidir

3)Ego olmadan yaşayamazsınız. Egodaki ciddi hasarlar psikolojik rahatsızlıklara sebep olur.

4)Amacımız egoyu yoketmek silmek filan değildir, istesek de yapamayız zaten bu düşünce kalbimizi sökelim mi gibi bir düşüncedir ego bir organımız gibidir.

5)Ego mekanizması ergenliğe girdikten sonra şeytan tarafından ele geçerilir. Her insan da durum aynıdır. Şeytanın görevi budur zaten

6)Düşünebilme kabiliyetimizin(ego) kontrölünü şeytandan geri almak için farkındalık uygulamalarını yapmalıyız.

7)Düşünmek iki türlüdür;

-Birincisi şeytan direk egomuzdan bize düşünce yollar
-İkincisi şeytanı devre dışı bırakırız ve içimizden kendimize ait düşünceler (ilham, yaratıcılık) egomuza yollanır ve biz onaylarsak düşünürüz ve istediğimiz zaman düşünürüz.

Birinci düşünme tarzına örnek şudur;

Eski sevgilinle ayrıldığın günün düşüncesi aklına birden geliverir. Nasıl geliyor aklına ? Sen istemiyyorsun düşünmeyi. İşte şeytan gönderiyor o düşünceleri.

İkincisine örnek şudur;
Aklına muhteşem bir plan gelir tamamen sen bulmuşsundur ve o planı uygularsın. Ve o planı düşünmeyi sen istemişsindir. Sanatsal faaliyetlerde bulunan müzisyen ve ressamlar bu şekilde düşünür. Bu düşünceler orjinaldir ve size aittir. Bilimadamlarının keşifleri gibi.

Şeytan egoyu tek bir şekilde kontrol eder. Geçmişteki olayları hatırlatarak ya da gelecekten hayaller vererek vaad de bulunur. Ama içimizden gelen düşünce sadece o anda birden gelir ve geçmiş gelcek kriterini sunmaz.

"Onlardan güç yetirdiklerini, sesinle, sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadler de bulun." Şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez". (İsra Suresi)

farkındalığı uygulayarak şeytanın düşüncelerinden temizlenip ikinci tür düşünmeye yani ÖZDEN düşünmeye (yaratıcılık) geçmek amacımızdır.

Farkındalık yakalanılacak birşey değil. Farketmek birşeyi sadece. Bir saniyede de birşeyi farkedebilirsin. Ama ben bir saniyede farketmeniz için nasıl bakmanız gerektiğini anlattım burda.

Bütün bu uygulamaları yapmamızda ki amaç hepsi herşey bir saniyelik bir şey için.

Şu an egomuzu şeytan yönettiği için o bir saniyelik olayı yakalayamıyoruz. Farkında değiliz şeytanın egoyu yönettiğini. Uygulamaları yaparsan zemin hazırlanıcak şeytan bir açık vericek ve sen gerçekleri arkasına gizleyen şeytanın çekildiği bir anlık boşluğu bulacaksın ve farkındalık sağlanacak. Artık tüm gerçeği bir saniyede farkedeceksin ve ulan bu muydu hayat diyeceksin, tamam, ya çözdüm diyeceksin herşeyi. Geçmiş ve gelcek artık sana acı veremeyecek. Bu şekilde farketmeye farkındalık diyorum. O bir saniye o kadar huzur vericek ki sana o kadar mutlu olacaksın ki çığlık atacak gibi olacaksın, arşimet gibi buldum buldum diye bağıracaksın.

Aslında çok kolay birşey ama şu anda o ışığın önünde şeytan düşüncelerimizi kontrol ettiği için olmuyor. İşte şeytani izleye izleye zayıflatıcaz ve farkındalığı yakalıyacaz. Şeytan onu görmeyelim diye bizden saklıyor. Egomuzu kontrol ederek. Bizde şeytanı sürekli meşgul ediyoruz onun düşüncelerine takılmayarak, izleye izleye onu zor duruma sokuyoruz ve şeytan bir saniyeliğine açık veriyor ve onun sakladığı şeyi bir saniye görüyoruz ve bingo

"Ve onların kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen Kur'an'da sadece Rabbini "bir ve tek" (İlah olarak) andığın zaman 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye giderler." (İsra Suresi)

Aydınlanma ise farkındalıktan sonra devam edersek aylarca belki yıllarca şeytan tamamen o manzaranın önünden çekiliyor ve o manzara aydınlığı ile aydınlanıp sonsuz bilgi ve dinginliğe ulaşıyorsun.

Farkındalık bir saniyeliğine şeytan manzaran çekildiğinde heh gördüm demek gibidir. Sen zaten artık gördüysen daha nasıl onu unutabilirsin. Çukura düştün bi kere salak değilsindir, geçerken burda çukur var dersin. Farkındalıkta seninledir hep. Geçmişten gelen acı hatıralar, artık acı vermez sana, sıradan gelir. Çünkü bilirsin şeytanın gönderdiğini ve gülümsersin. Hadi abi yaylan dersin, gördüm zaten gerçeği sen kimi kandırıyorsun, dersin o da devam edeer, hep göndermeye şansını denemeye devam eder. Ama sen arada bir yenilebilirsin bu senin farkındalığını bozmaz.

Ama aydınlanırsan şeytan tamamen yok olacağı için artık gönderemez hiçbirşey.

wishdropper

Alıntıdır.

Leydihan
04 Ocak 2025, 06:07
1) Buna ortak bilinç deniliyor. Bilinç boyutumuz aynı olduğu için. Yani aynı radyo yayıyına maruz kalıyoruz, insanlar olarak (şeytan fm).Farklı frekansları yakalayabilirsek diğer varlıkları da görebiliriz. İbnül arabi Futuhat adlı eserinde ruhları ve cinleri kendi formlarında gördüğünü anlatır. Hz. Ali (ra) ağlayan kızına diyor ki;

"İkindi vakti gördüklerimi görecek olsan ağlamazsın." (Hz. Ali)

Bunu anlattım yeni başlayanlar için güçleri kullanma klavuzunda. Yeni doğan bir bebeğin dünyayı nasıl gördüğünü bilmiyoruz. Köpekler kendi türlerinde, kediler kendi türlerinde, sinekler kendi türlerinde farklı bilince sahipler. Hepsi dünyayı farklı görüyor. Farklı imajine yapıyor. Astral seyahatte de görüntü farklı, bir bilinç boyutunda olduğumuz için farklıdır.

Ne biliyoruz ki adındaki belgeseli izlerseniz (video.google.com da aratırsanız Türkçe altyazılısı var) Orada anlatılıyor. Yerli kablileler, gemileri görememişlerdir, onlara saldırınca. Çünkü gemiyi bilmiyorlardır. Daha sonra çok yaklaşınca bir shaman görünce suya bu dalgaları yapan gemileri aynı anda herkes görmüştür.

2)Çünkü enerji hareketleri onları öyle hissetmemisi sağlıyor. Enerji formunu biz insanlar olarak sadece 5 duyu organıyla algılayabiliyoruz. Mesela yılanlar, termal olarak ısıya duyarlı algılıyor.

Yarasalar sadece sese göre algılıyor. Çünkü onların duyu organları, enerji formunu o şekilde hissetmeye ayarlıdır.

Alıntıdır.

Leydihan
04 Ocak 2025, 06:08
Bu dünya hayatı bir yansımadır

Yazının başında "Allah melekleriyle ve cinleriyle ilgilenirken bir gün insanı yarattı" demiştik. Şimdi bunu açalım.

Acaba insan neden yaratılmışların en üstünüdür? Allah neden insanı yaratmıştır? Bu dünyaya neden göndermiştir? Ademin elmayı yemesini neden planlamıştır? Ve gönderdiği kitaplarda bunları anlatırken neden sürekli bu tür ayetlerin sonlarında "hala düşünmeyecek misiniz?" "düşünsenize!" şeklinde bitirir? Düşünmemiz gereken nedir?

Öncelikle yukarıda çizdiğim şemaya dikkatlice bakın. Mikro alemden, makroya geçişi izah etmeye çalıştım. Ve en sonunda galaksilerin ortasında bir soru işareti var.

Yaratıcı (özvarlık) ya da Einstesin ın deyimiyle "aktivasyon enerjisi" tezahür edilmemiş olandır. Tezahür edilmek kavramı, Kuranı kerimde "nefesinden üflemek" şeklinde geçmektedir. Bilmisel olarak eenerjinin yansıması şeklinde ifade edilse de Einstein şu teorisinde enerji ile ilgili çok önemli bir açıklama getirmiştir;

"Enerji ışık hızına ulaştığında yok olur"(Albert Einstein)

Bu sebeple de zaman yolculuğunun mümkün olmadığını söylemiş ve zamanın aslında hareketsiz olduğunu herşeyin bir an içinde gerçekleştiğini anlatmıştır. Berlin müzesinde bulunan bu deneyin ekipmanları olan saatler insanı hayrete düşürmektedir.

Bir saat deniz seviyesinde izlenmiş, diğer bir saat dağın tepesinde izlenmiştir. Ve dağın tepesindeki saatin bir saniyede daha yavaş ilerlediğini farkedince bunu daha yüksekler de denemeye çalışmıştır.

Bu mümkün olmayınca saatteki bir saniyelik hareketin ne kadar yavaşladığını formülize etmiş ve çıkan sonuca göre uzayda zamanın daha yavaş ilerlediğini kanıtlamıştır. O günlerde uzaya hiç gidilmediği için bu hipotezi o ölene kadar bir ütopya kabul edilmiş fakat uzay yolcuğu gerçekleştiğinde gerçekten de uzayda zamanın daha yavaş ilerlediği görülmüştür.

Einstein uzayda çok yukar ki bir noktada yaptığı hesaplamada bir saniyenin bu dünyaya göre 60 günde geçtiğini söylemiştir. Ve demiştir ki;

"uzayın derinliklerinde öyle bir nokta var ki orada zaman yok ve saat duruyor"

Şimdi kuranı kerime bakalım;

"Allah katında bir gün saymakta olduğunuz bin yıl gibidir" (Kuranı kerim)

Şimdi lütfen yukarıda çizdiğim şekle tekrar bakınız ve soru işaretinin yerine de tekrar bakınız.

Allah'tır ki gökleri yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış sonra arş üzerinde (soru işareti ile gösterdiğim yer) egemenlik kurmuştur (secde suresi 4)

Einstein e=mc2 formulünü tarihe altın harflerle kazımıştır.

Günümüzde halen ışık hızı üzerine araştırmalar yapılmaktadır.Işınlanma teorisinin de ışık hızında gerçekleşmesi maddenin yok olmasına sebebiyet verdiğinden henüz gerçekleşememiştir.

Peki ruh nedir?

"Allah göklerin ve yerin nurudur"
"melekler nurdan yaratılmıştır"
"ruhlar nurdandır"

Enerjilerin tezahür etmesi nasıl mümkün olabilir? Nur kelimesinin bir enerji olduğu aslında açıktır.Peki Nur nedir?

"Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça sanki incimsi bir yıldızdır ki doğuya da batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu) Nur üstüne nurdur. Allah kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah herşeyi bilendir.

(Bu nur) Allah'ın onların yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O'nu tesbih ederler." (Nur Suresi)

Nurun bir enerji formu olduğu açıktır. Bu enerji her canlının içine işlemiş ve CAN vermiştir. İşte ayette de belirtildiği gibi (onların içinde sabah akşam tesbih ederler derken kastedilen elektronlardır hiç durmadan dönerler) elektronları döndüren enerji budur. Bir masa düşünün atomlardan ve elektronlardan oluşuyor. Peki o masanın atomlarındaki elektronları hangi güç döndürüyor olabilir?

Sadece çalışan makineler düşünün. Tüm canlılar aslında o masa gibidir. Makine gibidir çalışırlar. Fakat canlıların ruhları çeşitlidir. Yani enerji formları. Bir bitki ile bir hayvan arasındaki fark çok belirgindir. Canlılık belirtileri evrimleşerek (gelişerek) en son nokta olan insana ulaşmıştır.

Peki bir bitkinin bir insandan farkı nedir?

Bu soruya herkes aynı cevabı verecektir. İnsanların "düşünebilme kabiliyeti (ego) " vardır.

Şimdi enerjimizin nerden geldiğini anladık. Düşünebilme kabiliyetini de düşünceler (-) olarak yukarıdaki şemada gösterdim .Duygular da hormonel etkileşim olarak düşüncelerin ürünüdür.

Peki şimdi düşünelim;
Madem zaman diye birşey yok saat uzayda duruyor ise nasıl oluyorda biz geçmiş gelecek gibi kavramları kafamızda uydurup geçmişimize üzülüyor geleceğimize dair hayaller kurabiliyoruz?

Bu hayalleri fotoğraf kareleri olarak gözlerimizin önüne yansıtıyoruz ve projekte ediyoruz.

Daha da ileri gidelim.

Atomun yüzde 99 u boşluk yüzde 1 i öz ise ve bir silgi atomlardan oluşuyor ise (her canlı gibi) yüzde 99 u boşluk olan silgiye bakınca nasıl oluyor da biz boşluk görmüyoruz silgi görüyoruz?

Daha da ileri gidelim ve şunu soralım.Onun adının silgi olduğunu sana kim öğretti?

Vardığımız nokta şudur. Bilinç kavramı altında bize kısıtlı bir sabit bilgi verilmiştir. Bu bilgi zinciri egoda kayıtlıdır. Yeni doğan bir bebek bomboştur. Hiçbirşey bilmez. Ama ağlamayı bilmektedir. Ona ağlamayı kim öğretmiştir? Neden ağlar da gülmez yada neden sessizce durmaz?

Bebeklerin ruhu acaba gelişebilen potansiyel bir egoya sahip olarak mı enerjiyi bedene projekte eder?

Şimdi ruhların nerde olduğunu öncelikle bilmemiz gerekiyor. Ruh ve nur formudaki tüm enerjiler farklı bir boyuttan enerjiyi yollamaktadır. Yani Allah nurdandır meleklerde nurdandır ruh da öyle. O zaman bütün bu enerjiler aynı yerdedir. Peki buraya gelebiliyorlarsa ve her elektronun dönmesi bu enerjiye bağlı ise bu enerji o zaman herşeyin kaynağıdır diyebilirmiyiz?

"Dikkatli olun; göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir. Ve O'na döndürülecekleri gün yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah herşeyi bilendir" (Nur Suresi 64)

wishdropper
(devam edeceğim)

Alıntıdır.

Leydihan
04 Ocak 2025, 06:08
FARKINDALIK VE AN’DA OLMAK
Bilgelik yolunda yürümenin gereklerinden olan “farkındalık” kavramı, zaman enerjisi ‘an’da olmak, buda hâli ve yin-yang enerji dengelerimizin kurulmasıyla yakından bağlantılıdır.

Bireysel yin-yang dengesi yani fiziksel ve enerji, bedenlerimiz arasında kurulması gereken pozitif ve negatif enerjiler arasındaki dengeye Gurdjieff öğretisinde merkezler arası enerji dengesinin kurulması adı verilir. (bkz. “merkezler” şeması) İnsanda dengeli bir enerji sirkülasyonun oluşturulması Gurdjieff’te “4 nolu insan” tipinin en belirgin özelliği olarak geçer. Bu düzeyin Tibet Budizmi’ndeki karşılığı “ayna bilgelik ya da akıl bilgeliği” olarak dilimize çevrilmiştir.(1)

Burada birey “uyanan insan” aydınlanmış insan niteliğini kazanmış ve şuurlu yetki alanına geçmiş; yaydığı enerji alanı ile başkalarını da harekete geçirecek “manyetik merkez” haline gelmiş insandır.

(2) Gurdjieff’e göre bu “dört nolu insan” tipinde alt merkezlerin de dengeli olarak kullanımı devreye girmiştir(bkz. Merkezler şeması). İçsel ve bireysel yin-yang enerji dengelerinin kurulmuş olduğunun işareti olan, bu durumda her üç merkez de dengeli bir şekilde ve de yüksek benlikle bağlantılı olarak çalışır, ki bu durum aynı zamanda “idrakin iki ucu açık” olması anlamına gelen bir durumdur(3).

Güncel / yüzeysel bilgi ile aşkın bilginin başka bir deyişle “derin ve görünenin ardındaki görünmeyen bilgi”nin ‘bir’ ile bütünleştirilmesi, anlaşılması ve uygulamaya konulması söz konusudur, ki bu aynı zamanda; bilginin görünmeyendeki idesini hissetmek anlamına gelir. Platon bu konuyu anlatabilmek için mağaradaki gölgeler örneğini vermiş ve insan uyanmadığı sürece ayaklarından zincirle bağlı bir pranga mahkumudur ve gölgelerle meşguldur, Hakikat’ten uzaktır demek istemiştir.

Bu anlamda farkındalık; “gerçek ibadet hali”yle hemen hemen özdeş bir şuur halidir. Hatta Yüksek Farkındalık ve Şuurlu Yetki Alanına geçiş tüm ibadetlerin de hedefidir. Diyebiliriz ki “Sürekli Yüksek Farkındalık” hali gerçek, ibadet halidir. Böyle bir farkındalık ile yapılan ibadette ve günlük yaşam uygulamasında “ikinin BİR edilmesi” varlıksal birliğin insanın yaratılmış olan her şeyle özde bir olduğunun deneyimlenmesi söz konusudur. (4)

İkiyi Bir etmek en kısa tanımıyla olana katılmak, yani yaşamın bireye getirdiklerini olduğu gibi kabul edebilmek gücüdür ve hayli zordur. Bu basit gibi görünen iki cümle için kimbilir kaç yaşam uygulama yapmak gerekir. Pek çok insanın yaşamı bireysel kaderini ve yaşamın ona getirdiği kişileri olayları kabullenmeye çalışmakla geçer ve bu kabullenmeyi öğrenmek özel bir ruhsal eğitim almadan da bu pek zordur.

Zaman enerjisi ve Farkındalik
Zaman enerjisi açısından farkındalık kavramına baktığımızda”farkındalık anının zaman enerjisi ile doğrudan bağlantının kurulduğu an” olduğunu söylüyor ezoterik bilgiler bize... Farkındalık bize en çok bir olay içindeyken gereklidir. Her şey doğal ve olağan akarken, farkındalık daha kolaydır ama biri size hakaret ederken veya hakkınızı elinizden almak isterken, farkında olabilmek, içsel olarak sakin kalmak, inisiyatik çalışma gerektirir. Düşünce kontrolünden tutun da duyuduygu algı, nefis kontrolüne kadar pek çok uygulamanın aynı anda devreye sokulması gerekir. Eğer böyle bir uyanıklık halinde isek; o olay ruhsal hafızaya kaydedilir, bu ideal bir gözlem hali ve idrak (olanı anlama fark etme hali) durumudur idrak ardından şuurlanmayı getirecektir (5).

Olayı izlerken, yaşarken “farkındalık anı”nda değilsek, onun tesiri bedensel hafızaya kaydolur. Dolayısıyla farkındalık ile “an’da olmak” hemen hemen aynı şeydir. Ama biz genellikle AN’da yaşayamadığımızdan dolayı tam algılama ile gözlem yapamıyoruz. Böyle olunca sadece aşkın yanımıza değil, bu dünyaya doğarken bağlı olduğumuz planımıza, şimdi moda olan deyimiyle yuvaya ya da ruhsal aileye de uygulaması yapılmış bilgi tanecikleri gönderemiyoruz. Bu bilgi tanecikleri başkalarının da kullanımına sunulmak üzere evrensel bilgi bankasında muhafaza edilir. Bu kavrama başka bir deyişle kişisel veya plansal akaşik kayıtlar demek de mümkündür…

Farkındalık Halinde Gözlemci Olmak
Olmakta olana “farkındalık halinde gözlemci olmak” yaşama ve tezahürata bilgece bir yaklaşımdır. Bunun da gereği içsel sükûnet halinde duyguları kontrol altında tutarak ve düşünce kontrolü yaparak “olayla olay olmamak” tır. Olmakta olana sadece tanık olmak; sağlıklı bir gözlem halidir. Burada yaşarken böyle bir hal her zaman mümkün olmadığından hiç olmazsa olay bittikten sonra hemen otokontrol sistemini oluşturmak olayı gözden geçirmek ve kendimizin nerede nasıl durduğunu iyi tespit etmek bireysel gelişimimiz için çok yararlı; aynı zamanda da gördüğünden ders çıkarmanın ön koşuludur. Olmakta olan’a karşı tanıklık halimizi ne kadar sürekli kılarsak içsel gelişim olanaklarını bilgelik yolunda en iyi şekilde değerlendirme şansını yakalarız. Suyun ateşin etkisiyle “buhar olup yükselişe geçmesi” gibi; bizim de ıstıraplı eprövlerin ya da maksatlı ıstırabın yakıcı haletini bilgece yaşayarak yükselişe geçmemiz bilgelik yolunda yürümek istemenin bir gereğidir.

Olmakta olana farkındalık halinde uyum sağlamanın ve usta bir gözlemci olmanın bir yan ürünü ve gelişimin hızını arttırıcı bir getirisi de “AN” da olmaktır“AN” da zaman olmadığına göre “AN” da düşünce de yoktur günlük olayları sürekli takip eden zihin halimiz durmuştur ve o olaya konsantre olmuşuzdur. Yüksek benimizle bağlantı da “AN” da yani günlük olayları kovalayan zihin halimiz durdurulduğunda yani yatay etkilerden sıyrılıp dikey bir duruş sergilediğimizde harekete geçer. Şöyle bir örnek verelim asıl siz başka bir boyutta özel bir koltukta oturuyor ya da ayakta duruyor ve bir dijital ekrandan burayı izliyor gibi düşünün bu sizin yüksek beniniz olsun onu size göndereceği bilgileri alabilmeniz ve duymanız için o ekranla olan bağınızın güçlü olması gerekmez mi? Diyelim ki görünmeyen kordonlarla bağlı bir bağınız veya kulaklığınız var günlük yaşamın ve sokağın gürültüsü içinde bu kulaklıktan gelen sese açık olmak için ara ara sessiz bir yerde durup dinleme yapmalısınız yoksa o değerli sesi duyamaz yön tayini yapamaz hale gelir oradan oraya savrulursunuz…

Bunu isterseniz meditasyonla, isterseniz nefes egzersizleriyle, isterseniz kristal enerji çalışmasıyla elde etmek için uğraşabilir, kendinize yeni bir yol ve anlayış hali yaratabilirsiniz. (Doğal Yaşam sayfasının pratik uygulamalar bölümünde bu konuyla ilgili pek çok egzersiz vardır).

Sezgiler bu özel hal içinde, günlük zihin halinin durdurulduğu noktada daha rahat akabilir. “AN” dışında geçmişte ya da gelecekte olduğumuz durumda sürekli ya geçmişi ya da geleceği düşünürüz yani ya bize yapılan haksızlıklarla ilgili hesaplaşmalarımız, ya da gelecekten beklediklerimizin gerçekleşmemesi hakkındaki kaygılarımız gündemdedir. O günün ve o “AN” ın bize anlatmak istediği bilgiyi ve ruh halini doya doya yaşamayı ve ruhumuza sindirmeyi bu nedenle ihmal ederiz. Zihnimizi sürekli meşgul etmemek ve yaşama en doğal halimizle “An” içinde katılmak istiyorsak geçmiş-gelecek vesvese ve endişelerinin kontrol altına alınması aynı zamanda da nefis kontrolü anlamına taşır.

“AN” da Olmak
Gerçekten “var olabilmek” için olabildiğince “AN” da olmak gerek. Bu şeffaflaşmak kristal enerjilere karşı geçirgen olmak, yaşam enerjilerinin dengeli bir şekilde bizden akmasına izin vermek anlamına da gelir.

“Olmak” ta eylemsizlik ve farkındalık vardır; yapmak ise üç boyutlu mekândaki insani durumumuzdur. “Yapmak” zamana bağlıdır “olmak” ta ise zamansızlık söz konusudur. “Düşünce” de “yapma” ya dâhildir. “AN” da olmak ve “zaman” da olmak birbirinden çok farklı durumlardır. Zihin sürekli olarak zamandadır ve “yapma” durumundadır. Hafızadakiler “zaman” dır zihnimiz “zaman” da çalışır. İşte biz zaman içinde olmakta olan olayları düşünürken hep “yapma” durumundayızdır.

“AN” da kalmaya çalışmak zihnin çok zoruna gider ve o kadar zorlanır ki bu iş enkarnasyonlar boyu sürer, insan hep günlük yaşamın içinde kalmak ister ve bu tip uygulamalardan kaçar bu nedenle de birçok birey tarafından başarılamamıştır. Başarılması hayli zor haller olsa da bilgiyi yükseltmek adına bunlardan da söz etmekte yarar vardır.

“AN” da kalmayı başaranlardan biri şöyle demiş: “48 dakika ‘AN’ da kalmayı başaran biri aydınlanmaya çok çok yaklaşmıştır.” – Caynizm Üstatlarından Maivira.

Olana Katılmak
Olmakta olanı araya düşünce yoluyla bir yargı katmadan izlemek sonra da onu bir bilgi haline getirmek için üzerinde çalışmak gerekir. Olana katılma hali insanı özgür kılar ruh özgürlüğüne kavuşmanın yani ölümsüzlüğün başlangıç noktasıdır ve bunu yaşamanın keyfini sürdürmek de insanın hakkıdır. Bu bu kadar basit ama bu kadar zor çünkü alışık olmadığımız bir uygulama… Yani olmakta olanı düşünerek değerlendirmeye kalkmayacaksınız sadece fark edeceksiniz ve varlığınızın o bilgiye nüfuz etmesine izin vereceksiniz o kadar… İzlediğinize yorum getirir düşünce katarsanız artık o gördüğünüz gerçek değildir sizin yorumunuzdur. Düşünceyi ürettiğiniz anda buna duygu da hemen eşlik eder. Düşüncesiz olduğunuz anda olmakta olana sadece tanık olduğunuz anda iyi bir gözlemci durumundasınız demektir ki bu farkındalıktır yani başka bir deyişle objektif olmak ve gerçekçiliktir… Bu tip çalışmaya başlarken insan zorlanabilir ama umutlu olmak gerekir çünkü bu tip uygulamalar hep yapılmıştır. Bir olay başlarken kendinizi uyararak”işte başlıyor dikkatli olabilirim ve dışında kalabilirim” deyin başarılı ya da başarısız olmanın peşinde de olmayın bu da bir kısıtlamadır zamanla kendiliğinden olay başlarken yüksek bir farkındalık hali hemen hatırlamaya geçiş olduğunu siz de fark edecek ve çok sevineceksiniz…

Artık çağın bir gereği olarak Doğu Bilgeliğinin bu gizemli bilgileri günümüz insanın kullanımına sunulmakta ve uygulamaların da hiç de sanıldığı kadar zor olmadığı bunun için tapınaklara gitmemiz gerekmediği bir dönem içinde olduğumuz hatırlatılmaktadır. Herkesin kendi varlığı ve bedeni onun tapınağıdır bilgi herkese uygulama yapmak isteyen her insana açıktır biraz dikkat ve ilgi gerektirir bu dikkat haline Sadıklar Planın’da “Rikkat Hali” de denir insana bazı sade gerçekleri göstermeye yeterlidir. Konuyu abartmaya ve ulaşılmaz kılmaya hiç gerek yoktur…

Şuur açısından “farkındalık” kavramına gelince; “şuurda uyanmak” yani kıyam etmek; bir bakıma farkındalıksızlıktan farkındalığa doğru değişim göstermektir. Görülüyor ki AN’da yaşayamayışımızın nedeni farkındalıksızlıktır. Yani farkındasız olduğumuz için AN’da olamıyoruz.

İdraki sığ seçimleri sahte benliklerinin elinde bedeni tarafından yönetilen yani et ve kemik olarak yaşayan insanın farkındasızlık-uyur gezer halinde olması doğaldır zaten. Bu nedenlerden dolayı farkındalık ve AN’ı yaşamak tüm inisiyatik öğretilerde kendini tanıma çalışmalarının hedefini oluşturur. Farkındalık hedefine giden yol üzerinde en önemli aşamalardan biri de “bireysel yin-yang dengesi”dir.

Buda Hâli

Terbiye edilmiş “gevezelik”ten kurtarılmış bir zihnin en doğal hâli olarak nitelenen farkındalık Tibet Budizmi’nde önemle üzerinde durulan bir konudur: Tibet Budizmi’ne göre aslında bireyin yapması gereken şey sadece zihnin gerçek doğasının saf farkındalığı içinde kalmaktır. Günlük yaşamda anlayacağımız bir dile çevirdiğimizde aşağıdaki sözler bize; olayları ve kişileri yargılamamamızı onları ve yaşananları çıplak haliyle ve gerçeğe en yakın şekilde yorum yapmadan algılamamızın bireysel gelişimimize çok yararlı olacağını anlatıyor.Biz bazen insanları ve olayları sadece dış görünüşüyle baştan yargılar keser atar ve o olayın ya da kişinin bize sunmak istediği gelişim fırsatını baştan reddederiz. Bu aynı olayın defalarca yani biz uyananana kadar ısıtılıp ısıtılıp tekrar önümüze konması anlamına gelir.

Eğer yaşamınızda aynı olay sık sık tekrarlanarak karşınıza geliyorsa ve bunu fark ettiyseniz acaba almam gereken ders neydi? Neden alamıyorum? Neyi fark etmem gerek diye sade bir soru ile kendinize sorun sorun. Bu soru sorma halinin bile ne kadar çok şeyi değiştirdiğine tanık olduğunuzda çok sevineceksiniz…

Tibet Budizmi’nde “aydınlanmışlık” da yani ‘Buda hali’ de “farkındalık”a endekslenmiştir. Şöyle deniyor: “Buda doğası yani ‘aydınlanmışlık; sadece sizin kusursuzca bilinçli ve boş açık ve uyanık olarak ‘AN’ın farkındalığı içinde kalmanızdır”. Ünlü Tibet’li inisiyelerden Dudjom Rinpoche bu durumu şöyle tanımlamaya çalışıyor(1):

“Hiçbir söz onu tanımlayamaz Hiçbir örnek onu açıklayamaz Samsara(6) onu kötü hale getiremez.”
Başka bir Tibetli inisiye / lama ve kaynak eserimizin yazarı olan Sogyal Rinpoche ise farkındalık haliyle ilgili olarak şunları kaydetmiştir: “Daha önce de belirttiğim gibi AYDINLANMA gerçektir ve her birimiz her kim olursak olalım doğru koşullarda ve doğru bir eğitimle ZİHİN DOĞASININ FARKINDALIĞINA erişebiliriz ve böylelikle içimizdeki ölümsüz ebediyen saf olanı öğrenebiliriz. Bu dünyadaki tüm ezoterik öğretilerin vaad ettiği şeydir ve sayılamayacak kadar çok insan tarafından deneyimlenmiş bir olgudur.”

Yin-Yang Dengemiz
Farkındalık denen bu halin bireysel yin-yang dengemizle ilgili kusurlarımızın giderilmesinden merkezlerimizin kontrol altında çalıştırılmasından sonra ulaşılacak bir aşama olduğunu belirtmek isteriz: Şöyle ki bir tesir aldığımız zaman o tesire hangi merkezle tepki verdiğimiz çok önemlidir. Ama genellikle ve hatta hemen hemen her zaman o anda realitemiz gereği hangi merkez ön planda ise ve de o anda hangi sahte benimiz sahnede ise o merkezden ve o sahte benin gereği kadar yanıt verebiliyoruz. Genelde hareket merkezimizden belki iyi zamanımızdaysak duygu merkezimizden tepki dışlaştırıyoruz. Tipik dünya insanının Gurdjieff’in de belirttiği gibi merkezleri kontrol altında olmadığından ve sahte benliklerinin başıboşluğundan dolayı bugünkü genel görünümüye en belirgin niteliği “farkındalıksızlık” olan insanlık manzarasını kendimiz oluşturmuş durumdayız.

O halde söz konusu durumu yani; içsel ve bireysel yin-yang dengesinin şu ya da bu durumda oluşunu fark etmek ve gereğini yapmak içsel gelişim açısından ve devre sonunun kıyam ettirici şuurda uyandırıcı etkisine uyum açısından çok önemlidir ama önce bunu fark etmek gerekir.

Gurdjieff
Uyumakta olduğumuzu fark etmezsek uyanma gereksinimi duymayız. Makine niteliğimizin farkında değilsek “makinelik”ten ve otomatizmadan kurtulma gereksinimi duymayız. Açgözlü olduğumuzu gururlu kibirli olduğumuzu fark etmemişsek; bu beşeri zaaflarımızın üzerine gidemeyiz / gitmeyiz. Çünkü onları “yok” olarak kabul ediyoruz demektir. Bu güzelliğiyle övünen kibirli ‘Tavus Kuşu’ halidir. Ezoterik öğretilerde Tavus Kuşu insanın gereksiz kibrinin ve kendini beğenmişliğinin dünya cazibesine kapılarak ruhsal yönünü görmezden gelmesinin her şeyi dış görüntüsüyle değerlendirmeye çalışmasının marka şan şöhret ve şehvet tutkusunun ifadesidir ama kendini kusursuz sanan Tavus Kuşu ayaklarının ne kadar çirkin olduğunun hiç farkında değildir. Çirkin Ayak sembolüyle de yürünen yol arasında doğrudan bir bağlantı vardır yani yürüdüğü yol aslında yol değildir ve birgün bu gerçeği mutlaka fark etmek zorundadır.Fark edilmeyen dolayısıyla yok olan bir şeyin üzerine gitmemiz ve gereğini yapmamız söz konusu olamaz… Bu nedenle sadece ruhsal tebliğlerdeki bilgileri değil kutsal metinlerdeki ayetleri ve onlarda de yankılanan uyarıları hatırlatmaları da biraz üzerimize alınmamızda yarar vardır…

(1) TİBET’in YAŞAM ve ÖLÜM KİTABI sayfa-445 (Dharma Yay.)
(2) Uyanan insan / aydınlanmış insan / 4 nolu insan à Gurdjieff Öğretisi.
(3) iki ucu açık idrak : Bir olayın hem bedensel ben ile hem de yüksek ben ile aynı anda algılanmasıdır. Gözlemlenen ya da deneyimlenen şeyin idesiyle birlikte aynı anda algılanması…
(4) Buradaki ‘BİR’lik ruh ve beden birliğidir yüksek benin bedensel bende tezahürüdür. Ayrıca “VARLIKSAL BİRLİK” konusunda bkz. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
(5) Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. SADIKLAR PLANI TEBLİĞLERİ Ruh ve Madde Yayınları

Not: yazı içeriğini genel olarak faydalı bulduğum için yayınladım. Belki okuyan diğer üyelerin de hoşuna gider. diye düşündüm. Yazı içince geçen Sadıklar Planı Tebliğler vs. gibi kısımlara inanmıyorum.Yazıyı okurken wishdropper'in çizgisi üstünde kalarak okunmasını tavsiye ederim.

Alıntı