Leydihan
27 Aralık 2024, 19:37
Yukarıdan aşağı baktığında ne görürsün
Aşağıdan yukarı baktığında kendinde?
Büyümsediklerinin, küçümsediklerinin gerçek özetinde sadece bir emlek cürümün !
İşler iyi gittiğinde başarı senindir değil mi, kötü gittiğinde ise kavanoz dipli dünya’dır sorumlu..
Oysa kavanoz, şişe dibi gözlüklü, şaşı olan olan dünya değildir.. Nereye bakarsan bak; gördüğün, görmek istediğim ben’imdir ve sen, ve her kimsen. O, ne büyütür, ne de küçültür. Milyarlarca yılın yükünü taşıyan ev sahibidir sadece; varlığından sorumlu olan değil! ama sanırsın ki dünya senin için var olmuştur ! İşin kötüsü, yaptıklarının şövalyesi sensindir; yapamadıklarının günahkar keçisi ise mavi bilye.. Olmayan dibinin göremediklerindeki sıkıntının adresidir o yüzden yüklediklerindeki zalım dünya; tıpkı ‘’felek’’ gibi [Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
bir o denli kolay, bir o denli zor olanı yapıyorum şimdilerde. Sana yazıyorum! Aklıma takılmayan, ama, paylaşmak istediğim soru gibi olanlarımda.. Sorgulamak için değil ne seni, ne beni. Belki de kendimle konuşuyorum bir yandan.. Anla işte.
Uzakları yakın kılan nedir sence yakını uzaklaştıran boş ayakkabılara sığdırdığın ayakların mı yakındır başına düşüncelerinden habersiz gezdirdiğin tabanların mı yanındayken bile hissedemediğin ‘güya sevdiklerin’in yanı başı mı çok başınayken mutlu olduğun / mutlu olduğunu sandığın; bir başınayken ‘’kendine bile katlanamadığın ‘’ anların mı soğuk ne denli üşütür seni; sıcak ne denli yakar
İçin sımsıcacıkken soğuktan; buz gibiyken sıcaktan etkilenir misin?
Var mıdır böyle babayiğitlerin; sıcacıkken buz kestiren,
buz gibiyken sımsıcak olduran..ların benden uzak beni ne denli yaşayabilir, yaşadığını sanabilirsin pöhh…
Yanı başında olsam, bana ne kadar katlanabilirsin
sessizlik ürpertir mi
Yoksa bir başınalığın kimi anları keyiflerin en büyülü olanı mıdır sen için..
Benim gibi çok soru soranın olur mu, okur, dinler misin
soru soranın sustuğunda, içtenlikle konuşur, yazar, söyler misin?
inceliğin zarif çizgisinde gezinebilir, kabalığın köşelerinde dolaşabilir misin?
bir başına,
iki başına?
Sigara tüttürmek, içki içmek, sevdalanmak, bağlanmak, bağlanılmak, bile bile kazık yemek, en karamsar anında bile başkalarını düşünebilmek, tanrıya inanmak, mantık kurmak, kurduğun mantığı kimi zaman oluruna bırakmak, cebinde kalan son kuruşu bölüşmek, öpüşmek, sevişmek falan filan.. gibi. insan onurunu acaip zedeleyen zararlı (!) alışkanlıkların, vazgeçemediğin ‘’insansı’’ huyların var mı
sevgiye aç, çılgınlar gibi kuyruğunu sallayarak sana muhtaç koşan bir sokak köpeğini mesela deliler gibi sevebilir misin?
Şimdi, burada olsan, dinlediğim ‘’tango evora’’ da, bir diğerimizi görmeksizin ben gibi gözlerini kapatabilir, kapalı gözlerinde seni tattığım gibi beni yaşayabilir misin
durduk yerde,
hiç sebep yokken,
hiçbir şeye bağlı olmaksızın,
kalmaksızın
beklentisiz
sadece iki insancasına
‘’etten, kemikten uzak! ‘’
zahmet edip mesela bana,
veya hiç tanımadığın birine …
satırlar yazabilir
yazılanları okuyabilir misin?
Yaşanan güzellikler
güzel kalsın adına
onca yılın çabasını, emeğini
bir çırpıda silip
hayata sıfır – eksilerden
yine yeniden
başlayabilir misin?
Yaktığın gemilere el sallayabilir, olmayan teknelerini pruva, mayna, vira denizlere salabilir misin?
Hepsi…ama hepsi… ben’le başlar. ve sen’le pırıl pırıl bakış içten gülüş sımsıkı sıkılan el güvenilen akıl yola çıkılan yürek yastığa konan baş.
………….
Sonuçta; çok kişiyi tanırız, ve tanıyacağız da; ama, elde kalanlar bir elin parmaklarının sayısı kadardır veee…o kadarı olmalı, kalmalı da.
Olduğumuz, olabildiğimiz, olamadığımız; belki de artık hiiiç olmayacağımız süreçte kazanabileceğimiz bir elin ‘’ birkaç parmağı kadar değerli ‘’ olası’’ arkadaş – dostlara sevgiler..imle
“Ali Işık, 2oo5”
Alıntı
Aşağıdan yukarı baktığında kendinde?
Büyümsediklerinin, küçümsediklerinin gerçek özetinde sadece bir emlek cürümün !
İşler iyi gittiğinde başarı senindir değil mi, kötü gittiğinde ise kavanoz dipli dünya’dır sorumlu..
Oysa kavanoz, şişe dibi gözlüklü, şaşı olan olan dünya değildir.. Nereye bakarsan bak; gördüğün, görmek istediğim ben’imdir ve sen, ve her kimsen. O, ne büyütür, ne de küçültür. Milyarlarca yılın yükünü taşıyan ev sahibidir sadece; varlığından sorumlu olan değil! ama sanırsın ki dünya senin için var olmuştur ! İşin kötüsü, yaptıklarının şövalyesi sensindir; yapamadıklarının günahkar keçisi ise mavi bilye.. Olmayan dibinin göremediklerindeki sıkıntının adresidir o yüzden yüklediklerindeki zalım dünya; tıpkı ‘’felek’’ gibi [Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
bir o denli kolay, bir o denli zor olanı yapıyorum şimdilerde. Sana yazıyorum! Aklıma takılmayan, ama, paylaşmak istediğim soru gibi olanlarımda.. Sorgulamak için değil ne seni, ne beni. Belki de kendimle konuşuyorum bir yandan.. Anla işte.
Uzakları yakın kılan nedir sence yakını uzaklaştıran boş ayakkabılara sığdırdığın ayakların mı yakındır başına düşüncelerinden habersiz gezdirdiğin tabanların mı yanındayken bile hissedemediğin ‘güya sevdiklerin’in yanı başı mı çok başınayken mutlu olduğun / mutlu olduğunu sandığın; bir başınayken ‘’kendine bile katlanamadığın ‘’ anların mı soğuk ne denli üşütür seni; sıcak ne denli yakar
İçin sımsıcacıkken soğuktan; buz gibiyken sıcaktan etkilenir misin?
Var mıdır böyle babayiğitlerin; sıcacıkken buz kestiren,
buz gibiyken sımsıcak olduran..ların benden uzak beni ne denli yaşayabilir, yaşadığını sanabilirsin pöhh…
Yanı başında olsam, bana ne kadar katlanabilirsin
sessizlik ürpertir mi
Yoksa bir başınalığın kimi anları keyiflerin en büyülü olanı mıdır sen için..
Benim gibi çok soru soranın olur mu, okur, dinler misin
soru soranın sustuğunda, içtenlikle konuşur, yazar, söyler misin?
inceliğin zarif çizgisinde gezinebilir, kabalığın köşelerinde dolaşabilir misin?
bir başına,
iki başına?
Sigara tüttürmek, içki içmek, sevdalanmak, bağlanmak, bağlanılmak, bile bile kazık yemek, en karamsar anında bile başkalarını düşünebilmek, tanrıya inanmak, mantık kurmak, kurduğun mantığı kimi zaman oluruna bırakmak, cebinde kalan son kuruşu bölüşmek, öpüşmek, sevişmek falan filan.. gibi. insan onurunu acaip zedeleyen zararlı (!) alışkanlıkların, vazgeçemediğin ‘’insansı’’ huyların var mı
sevgiye aç, çılgınlar gibi kuyruğunu sallayarak sana muhtaç koşan bir sokak köpeğini mesela deliler gibi sevebilir misin?
Şimdi, burada olsan, dinlediğim ‘’tango evora’’ da, bir diğerimizi görmeksizin ben gibi gözlerini kapatabilir, kapalı gözlerinde seni tattığım gibi beni yaşayabilir misin
durduk yerde,
hiç sebep yokken,
hiçbir şeye bağlı olmaksızın,
kalmaksızın
beklentisiz
sadece iki insancasına
‘’etten, kemikten uzak! ‘’
zahmet edip mesela bana,
veya hiç tanımadığın birine …
satırlar yazabilir
yazılanları okuyabilir misin?
Yaşanan güzellikler
güzel kalsın adına
onca yılın çabasını, emeğini
bir çırpıda silip
hayata sıfır – eksilerden
yine yeniden
başlayabilir misin?
Yaktığın gemilere el sallayabilir, olmayan teknelerini pruva, mayna, vira denizlere salabilir misin?
Hepsi…ama hepsi… ben’le başlar. ve sen’le pırıl pırıl bakış içten gülüş sımsıkı sıkılan el güvenilen akıl yola çıkılan yürek yastığa konan baş.
………….
Sonuçta; çok kişiyi tanırız, ve tanıyacağız da; ama, elde kalanlar bir elin parmaklarının sayısı kadardır veee…o kadarı olmalı, kalmalı da.
Olduğumuz, olabildiğimiz, olamadığımız; belki de artık hiiiç olmayacağımız süreçte kazanabileceğimiz bir elin ‘’ birkaç parmağı kadar değerli ‘’ olası’’ arkadaş – dostlara sevgiler..imle
“Ali Işık, 2oo5”
Alıntı