PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Üç Kader Sorusu


Asrevya
13 Kasım 2024, 11:06
"Madem önceden biliyor ne yapacağımızı, o zaman ne yaparsak yapalım O'nun bildiğini yapıyoruz. Boş yere uğraşıp duruyoruz. Kaderin mahkûmuyuz."

Hemen kalk yerinden bir takvim yaprağına bak. Orada senin de önceden bildiğin şeyler yazılı. Güneşin, meselâ üç ay sonra, oturduğun şehirde hangi dakikada doğacağını ve batacağını yazmış olmalılar. Artık sen de önceden biliyorsun. Acaba güneş, sen öyle bildiğin için mi o dakikada doğuyor? Yoksa güneş o dakikada doğacağı için mi sen öyle biliyorsun? Gördüğün gibi, bilmek olmayı belirlemez, olmak bilmeyi belirler. Bir iş olmuşsa/olacaksa, öyle bilinir. Bir iş nasıl bilinirse, öyle olmaz. Öyle bilindi diye öyle olmaz. Öyle bilinecek diye öyle de olmaz. Allah'ın da önceden bilmesi, ne edeceğimizi belirliyor değil. Bizi böyle ettiğimiz için, O önceden öyle biliyor. Yoksa, O'nun da sonradan bilmesini mi arzu ederdin? Zamanı yoktan var eden, sence zamana mahkûm mu olsun? O da mı "az sonra"ları beklesin?

***

"Hayır ve şerri Allah'tan biliyoruz. Üstelik, böyle iman etmemiz isteniyor. Şer Allah'tan ise ben var olan bir şerri tercih ettim diye, bir kötülüğü seçtim diye bana niye günah yazılıyor, niye hesap soruluyor?"

Sanıyorum, en son girdiğin test sınavını unuttun. Sınav kâğıdında, her sorunun altında bir doğru cevap, dört yanlış cevap yazılıydı. Yani, elinde tuttuğun kitapçıkta "yanlış"lar "doğru"ların dört katı fazlaydı. Hiç sınav kitapçığını/kâğıdını hazırlayanlara, "Niye bu kadar yanlış yazdınız?"diye itiraz etmek aklına geldi mi? Onların "yanlış"ları yazmaları sence "yanlış" mıydı? Elbette ki hayır! Onların yanlışları yazmaları senin doğruyu seçme yeteneğini görmeleri içindi. Onların yanlış yazmaları yanlış değil, senin yanlışı seçmen yanlıştır. Bunun gibi, dünyada doğrular da var, yanlışlar da... Yanlış olanın önünde seçenek olarak durması yanlış değil. Senin onu seçenek olarak seçmen yanlış! Bu kuralı büyüklerimiz, "halk-ı şer, şer değil, kesb-i şer şerdir!" diye yazmışlar. Anlayacağın: Allah'ın kötülüğü var etmiş olması kötülük değil, senin kötülüğü seçmen kötülüktür.

***

"Kader belirlenmiş, bize yapacak bir şey kalmamış.. Madem ki, Allah cennetlik mi cehennemlik mi olacağımızı baştan biliyor. Bizi niye yoruyor, en başından koysaydı ya cennetine ya da cehennemine?"

Dünyada ne edeceğimizi biliyor Allah: Doğru. Önceden biliyor: Bu da doğru. Peki ya O'nun önceden bildikleri sonradan olmazsa, O neyi bilmiş olacak! Sonradan olacaklar olacak ki, önceden bilmesi doğru olsun... Farz edelim ki, "biliyorum nasılsa" diye hiçbirimizi dünyaya göndermeden cennete/cehenneme koyuverseydi. Dünya hiç olmasaydı. Hayat hiç kimse tarafından yaşanmasaydı. O zaman O'nun da bildiği şimdiki yaşadıklarımız değil, "biliyorum nasılsa" diye başından cennete/cehenneme koyulduğumuz olacaktı.

Sonradan bilmek için bir şeylerin önceden olması gerektiği gibi, önceden bilmek içinde bir şeylerin sonradan olması gerekir. Şimdi olan bitenin hepsi O'nun önceden bildikleri ama bizim olduktan sonra bildiklerimizdir.

"Ben kaderin mahkûmuyum" derken, acaba, O çok önceden öyle biliyordu diye O'nun bildiğine göre mi davranıyorsun? Bunu yapabilmen için, O'nun önceden bildiğini önceden bilmek gibi bir yeteneğin olmalı. Bir eylemi yaparken, önceden yazılmış bir şey okuyarak yapmadığına göre, senin eylemlerini kaderin değil, sen kaderinde ne yazıldığını/yazılacağını belirliyorsun. Ne yapıyorsan, o yazılıyor kaderine. Şimdi yaptığını sonradan öğreniyorsun. İşte kaderin de o sonradan bildiğine göre yazılıyor. Sonradan bildiğine göre önceden davranabiliyor olsaydın, örneğin bir sınavı hemencecik kazanabilirdin, diplomanı fakülteye girer girmez de alırdın! Çok kolay: "Kaderimde diploma alacağım yazılmış, öyleyse yan gelip yatsam da, diplomamı alacağım" deyip de yan gelip yattığında, sadece yan gelip yatmış olursun. Böylece kaderinin de "yan gelip yattığı için diplomayı alamadı" şeklinde yazıldığını çok sonra fark edersin!
Senai DEMİRCİ

LoNeLy
13 Kasım 2024, 13:08
Kader
Aslında kader konusunda insanların bu kadar çekince içinde olması, bize dayatılan bilgisizlikten kaynaklanıyor. İmanın şartlarından biri olan kadere, bilmeden anlamadan nasıl inanacağız? Nasıl iman edeceğiz? Kişi anlamadığı, bilmediği bir şeye iman edebilir mi? Savaşa girmeyin dediler bize senelerce, gözümüzü korkuttular. Oysa kader konusu oldukça basittir aklını kullanabilen için.

Allah'ın kullarına da zerkettiği subuti sıfatlar vardır. Lakin arada mertebe farkları vardır. Mesela semi(işitmek) sıfatı. Bizler fısıltıyı duyamayız, yüksek desibeldeki seste ise sağır oluruz, kulak zarımız yırtılır. Oysa aynı sıfata nail olan Allah, karanlıkta yürüyen karıncanın ayak sesini de işitir, gök gürültüsünü de işitir. Hakeza basar(görmek) sıfatı. Bizler birkaç kilometre öteyi yada karanlıkta bir nesneyi göremeyiz. Ama Allah dünyanın bir ucundan bir ucunu görmeye ve karanlıkta yürüyen karıncayı farketmeye mazhardır. Hal böyleyken ilim sıfatında fark olmaz mı? Bizler aciz ilmimizle Allah'In ilmini bir tutup hataya düşüyoruz çoğu zaman. Öyle bir ilim ki; ezelden ebede dek olan ve olacak herşeyi bilmeye muktedir. Lakin kader dediğimiz şey Allah'ın yazıp bizim yaşadığımız değil, Allah'ın yaşayacağımızı önceden bilip yazdığı şeydir.

Bir haber kanalı için muhabir olarak görevlendirildiğinizi düşünün. Ve falan yerde demiryolları ile ilgili rapor yazmanız hakkında size bir görev veriliyor. Gidiyorsunuz o bölgeye ve yüksek bir tepeye çıkıp aşağıdaki demiryolunu seyre dalıyorsunuz. Sağ taraftan hızla bir tren geliyor, sol taraftan da aynı hızda bir tren. Demiryolu tek şerit olduğu için trenlerin bu hızda çarpışacağını anlıyor raporunuza bunu yazıyorsunuz. Tabiki kaçınılmaz olarak trenler infilak ediyor. Sonra bu raporu götürüyorsunuz patronunuza. Okur okumaz size "senin yüzünden çarpıştı trenler" dese ne düşünürsünüz? İşte Allah'ın kader konusundaki rolü de budur. Önceden bildiği için yazıyor ve yazdığı filhakika gerçekleşiyor. Yoksa Allah tecavüzü, insan öldürmeyi, zinayı yazar mıydı bilmese? İnsanlara cüzi irade verildi ve insanlara tüm seçme özgürlükleri tanındı. İnsan kendi iradesi ve aklıyla bu yolları seçecektir. Lakin Allah bunları yazdığı için seçmeyecektir. Bilakis Allah kulunun bunu yapacağını bildiği için yazmıştır. Bu ayrımın farkına varmalıyız.

Asrevya
13 Kasım 2024, 13:30
Kader
Aslında kader konusunda insanların bu kadar çekince içinde olması, bize dayatılan bilgisizlikten kaynaklanıyor. İmanın şartlarından biri olan kadere, bilmeden anlamadan nasıl inanacağız? Nasıl iman edeceğiz? Kişi anlamadığı, bilmediği bir şeye iman edebilir mi? Savaşa girmeyin dediler bize senelerce, gözümüzü korkuttular. Oysa kader konusu oldukça basittir aklını kullanabilen için.

Allah'ın kullarına da zerkettiği subuti sıfatlar vardır. Lakin arada mertebe farkları vardır. Mesela semi(işitmek) sıfatı. Bizler fısıltıyı duyamayız, yüksek desibeldeki seste ise sağır oluruz, kulak zarımız yırtılır. Oysa aynı sıfata nail olan Allah, karanlıkta yürüyen karıncanın ayak sesini de işitir, gök gürültüsünü de işitir. Hakeza basar(görmek) sıfatı. Bizler birkaç kilometre öteyi yada karanlıkta bir nesneyi göremeyiz. Ama Allah dünyanın bir ucundan bir ucunu görmeye ve karanlıkta yürüyen karıncayı farketmeye mazhardır. Hal böyleyken ilim sıfatında fark olmaz mı? Bizler aciz ilmimizle Allah'In ilmini bir tutup hataya düşüyoruz çoğu zaman. Öyle bir ilim ki; ezelden ebede dek olan ve olacak herşeyi bilmeye muktedir. Lakin kader dediğimiz şey Allah'ın yazıp bizim yaşadığımız değil, Allah'ın yaşayacağımızı önceden bilip yazdığı şeydir.

Bir haber kanalı için muhabir olarak görevlendirildiğinizi düşünün. Ve falan yerde demiryolları ile ilgili rapor yazmanız hakkında size bir görev veriliyor. Gidiyorsunuz o bölgeye ve yüksek bir tepeye çıkıp aşağıdaki demiryolunu seyre dalıyorsunuz. Sağ taraftan hızla bir tren geliyor, sol taraftan da aynı hızda bir tren. Demiryolu tek şerit olduğu için trenlerin bu hızda çarpışacağını anlıyor raporunuza bunu yazıyorsunuz. Tabiki kaçınılmaz olarak trenler infilak ediyor. Sonra bu raporu götürüyorsunuz patronunuza. Okur okumaz size "senin yüzünden çarpıştı trenler" dese ne düşünürsünüz? İşte Allah'ın kader konusundaki rolü de budur. Önceden bildiği için yazıyor ve yazdığı filhakika gerçekleşiyor. Yoksa Allah tecavüzü, insan öldürmeyi, zinayı yazar mıydı bilmese? İnsanlara cüzi irade verildi ve insanlara tüm seçme özgürlükleri tanındı. İnsan kendi iradesi ve aklıyla bu yolları seçecektir. Lakin Allah bunları yazdığı için seçmeyecektir. Bilakis Allah kulunun bunu yapacağını bildiği için yazmıştır. Bu ayrımın farkına varmalıyız.

Çok manidar bir açıklama olmuş. Yüreğinize sağlık.

Kader kavramı, aynı zamanda iyilik ve kötülük, insanın irade özgürlüğü ve davranışlarının sorumluluğu kavramlarıyla da ilişkili.
Kader konusu Orta Çağ'da başlayan ve günümüzde de devam eden ''Kötülük Problemi'' tartışmalarında da yer alır.
Bazı materyalistler ya da davranışlarının sorumluluğunu almak istemeyen insanlar kötülüğü gerekçe gösterip, ondan merhameti olup bir şey yapmayan Allah'ı sorumlu tutuyor veya yaratıcının var olmadığı sonucunu çıkartıyor.

Tanrı kötülüğü önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor?
Öyleyse o güçsüzdür.
Yoksa gücü yetiyor da kötülüğü önlemek mi istemiyor?
Öyleyse o iyi niyetli değildir.
Hem güçlü, hem de iyi ise, bu kadar kötülük nasıl oldu da var oldu?
David Hume

Augustinus ise şöyle yanıtlar:
Tanrı her zaman iyiliği emreder ama insana irade özgürlüğü vererek iyiyi ve kötüyü de seçme özgürlüğü tanır. Tanrı insanı kukla olarak yaratmamıştır. Kaderin Tanrı tarafından bilinip insan tarafından bilinmiyor olması özgür iradenin gerçekleşmesidir.

A. Thomas ve İbn-i Sina şöyle der:
Yaradan evreni mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Kötülük kusurlu olan insanın erdemden uzak oluşundan kaynaklanır. Yani, irade zayıflığından.

Farabi ise şöyle der:
Akıl ve irade insanın kendi eylemlerini seçebilme özgürlüğünün kanıtıdır. Seçim yapabilmek insanın davranışlarından da SORUMLU olduğunu gösterir.

LoNeLy
13 Kasım 2024, 15:04
Çok manidar bir açıklama olmuş. Yüreğinize sağlık.

Kader kavramı, aynı zamanda iyilik ve kötülük, insanın irade özgürlüğü ve davranışlarının sorumluluğu kavramlarıyla da ilişkili.
Kader konusu Orta Çağ'da başlayan ve günümüzde de devam eden ''Kötülük Problemi'' tartışmalarında da yer alır.
Kötülüğün var olmasının sorumluluğunu bazı materyalistler ya da davranışlarının sorumluluğunu almak istemeyen insanlar ,merhameti olup bir şey yapmayan Allah'ı sorumlu tutuyor veya var olmadığı sonucunu çıkartıyor.

Tanrı kötülüğü önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor?
Öyleyse o güçsüzdür.
Yoksa gücü yetiyor da kötülüğü önlemek mi istemiyor?
Öyleyse o iyi niyetli değildir.
Hem güçlü, hem de iyi ise, bu kadar kötülük nasıl oldu da var oldu?
David Hume

Augustinus ise şöyle yanıtlar:
Tanrı her zaman iyiliği emreder ama insana irade özgürlüğü vererek iyiyi ve kötüyü de seçme özgürlüğü tanır. Tanrı insanı kukla olarak yaratmamıştır. Kaderin Tanrı tarafından bilinip insan tarafından bilinmiyor olması özgür iradenin gerçekleşmesidir.

A. Thomas ve İbn-i Sina şöyle der:
Yaradan evreni mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Kötülük kusurlu olan insanın erdemden uzak oluşundan kaynaklanır. Yani, irade zayıflığından.

Farabi ise şöyle der:
Akıl ve irade insanın kendi eylemlerini seçebilme özgürlüğünün kanıtıdır. Seçim yapabilmek insanın davranışlarından da SORUMLU olduğunu gösterir.

Imam Esari ve Maturide benzer cok soylem var.Lakin ben anlasilmasi icin kucuk bir iktibas da bulunayim.

"Hz. İsa'ya demiş şeytan: “Madem her şeyi O yapar; kader birdir, değişmez. Dağdan kendini at. O da sana ne yapar?” Hz. İsa(as) dedi: “Ey mel'un! Abd edemez Rabb'ini tecrübe ve imtihan!"

Kader bir nebzede insanin kendi secimlerinden dolayi,basina gelenlerin zahiren yorjmlanmasidir.Batin olani Allah bilir.