PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Su Üstüne Yazı Yazmak | Muhyiddin Şekur


Asrevya
01 Kasım 2024, 21:17
"İnsanların taş üzerine yazdıkları yüzyıllık yazılar, Allah için su üstüne yazılmış yazı gibidir."

[Only Registered Users Can See Links]


Amerika'da doğan, orada İslam'la tanışan ve halen orada yaşayan, çeşitli Amerikan ve Avrupa üniversitelerinde psikolojik danışmanlık dalında akademisyenlik yapan Muhyiddin Şekûr Su Üstüne Yazı Yazmak’ta tasavvufa giriş öyküsünü anlatıyor. Şekûr, bu serüveni tasavvufla karşılamasından başlatıp şeyhinin rehberliğinde eriştiği dervişliğe ve ötesine kadar götürüyor. Şeyhinden aldığı “ders”lerle hayatın her anına dalga dalga yayılan ve hepsi birer hikmete işaret eden, kendisine sunulan lütufları ve bu yolda geçirdiği dönüşümü dile getiriyor. Bölümler arasında ilerledikçe, okur da günlük hayatın içinde insana yapılan ilahi çağrıya tanık oluyor.

Lavabonun tıkanması, biriken günahlara karşı bir uyarıdır aslında. Sadece perşembeleri kendisini aramasını söyleyen şeyhine ulaşamadığında yaşadığı hayal kırıklıkları, yazarı Allah’a giden yolda pişiren ateştir. Yolda rastladığı yaralı kuş, şehirde kopması beklenen fırtına ve arabasının bozuluşu hep semadan gelen işaretlerdir görmeyi bilene.

Eski bir plakçaların iğnesini ararken aslında kaybettiği inancını aramaktadır. Ve tüm bu olaylarda okur, yazarın samimiyetine, bazen acemiliklerine, tereddütlerine, ama en çok da teslimiyetine şahit olur ve onunla birlikte ruhun ve kalbin bu olağanüstü serüvenine dâhil olur.

Su Üstüne Yazı Yazmak, okura karanlıklar içinden bir ışık sunuyor, soluk aldırıyor, umut aşılıyor…

Arayış içinde olanlar ve aradığını tasavvufta bulmayı umanlar için kaçırılmayacak bir roman.

Tanıtımdan

Asrevya
01 Kasım 2024, 21:18
Kitaptan Alıntılar:

Dünyanın değil, mânânın peşinde ölmelisin..

İçinizdeki çocuğu hep uyanık tutun. Ancak ölüler kalplerini açmaktan korkar.

Dünya hoştur hoş olmasına, ama siz Allah'ın istediğini en başa koyun, yeter. Ev sahibi olma arzusunu ya da terfi aşkınızı vesaireyi başa koyarsanız dileğinize ulaşabilirsiniz, hayat öylece geçer, ama bilin ki bu hayat geçtikten sonra geri dönüş olmayacak ve ne kadar gözyaşı dökersek dökelim, hayatı yeni baştan yaşama hakkı verilmeyecek..

"Neden yaşamaya başlamıyorsunuz?"
Bu sorunun içinde bir ders saklıydı aslında, zira imana erişemeyen kimse gerçekte yaşıyor değildir..

“Dertsiz aşk, aşk değildir,” denir. Doğrudur, çünkü insan kalbi derdi tatmadıkça yaşayamaz. Bu yüzdendir ki, insan aklını, bedenini ve kalbini ortaya koyup dolu dolu yaşamadıkça, gerçekten yaşamış sayılmaz .

Ey sessizlik, ne kıymeti bilinmez cevhersin sen, aptalların aptallıklarını örter hikmet ehline de ilham olursun.

Ölümün yakîn bir gerçek olduğunu bilmiyor musun?

Sokaklarda yüzlerinde hayat görmediğimiz bir dolu insan yürümektedir. Aldıkları yaralarla yüzleri iyice nedbeleşmiş, artık aşka yer kalmamış. Belki de en iyisi yalnız yaşamaktı. Her ilişki, hem fiziken hem de ruhen küçük bir ölümcüktür. Yoldan her geçene el uzatmak acılı bir tuzaktır… Çokları tensel hazlar peşinde koşar ama yine de cehennemin başkalarını aşk adına insan insanlarla dolu olacağını bilirler.

Resûllullah bir keresinde büyük cihaddan söz etmiş ve ne olduğu sorulduğunda bunun insanın kendi nefsiyle mücadele etmesi olduğunu buyurmuştur .

Hak yolcusuna bir hakikati hatırlatmıştı: Can, sevgiliye verilmek içindir. Canından geç ki O'nu bulasın..

Gözyaşların karşılığında sana şunları veriyorum: Gözyaşlarını silmenin en iyi yolu, bir gözyaşı nehrine atlamaktır. Dünyanın pamuk ipliğine dizilmiş mücevherlerindir gözyaşların..

Öyle bir aşk ki, bizi yakıp eritsin ama mahvolmaktan alıkoysun .

İnsan sıradan yahut rastgele yaratılmış bir şey değildir, mükemmel bir sanatla yaratılmış ve büyük bir gayeye doğru yürütülmektedir. Ebedî degildir ama ebediyen yaşatılacaktır; ve bu beden süflî ve arızîdir, ancak ruh ulvî ve semavîdir..

Sabırlı ol, ey korkak,
senden önce bu yoldan geçen herkes senin durumundaydı.

Aşkın içimizde yer edip büyümesine mani olan şey, sadece bencilliğimizdir.

İnsan dünyaya geldiği andan itibaren “Ben”demeyi öğrenmiştir, ancak aşk insana ‘Ben değil, Sen’ demeyi öğretir; zira seven hiçbir ruh, kendine varlık rengi veremez.

İlim öğrendiğiniz kişilere karşı çok mütevazi ve hürmetkâr olun .

Fundalığı ateşe verme, suskun kal ey kalbim;
Dilini içeri çek, zira dilin alevler saçmada.
Hazreti Rûmî

Ölüm ölür, hayat yaşar..

Ten Meryem gibidir ve her birimizin İsası vardır . Eğer bizde dert zuhur ederse, İsamız peyda olur ve doğar. Ve eğer dert olmazsa, o gizli yoldan gelen İsa yine aslına döner. Ancak biz mahrum ve eli boş kalırız .

Edep hem bir eminlik hali, hem bir karakter ve kişilik duruluğudur; bir mücadelenin meyvesi ve nefsin dizginlenmesidir.

Ruh da beden gibi ya ilerleme ya da düşüş durumundadır; ve Manevi Yol, ancak seyyahın hatalarının ve zaaflarının, uykusunun ve ataletinin üstesinden gelme nisbetinde açılır, genişler ve bunların her biri onu, gayreti ölçüsünde maksuduna yaklaştırır...

“Zaman, zaman hızıyla uçup gidiyor,” demişti. Gerçekten de öyle, çünkü kendimizi yeniden ebediyette bulmamız an meselesiydi. Hal böyle olunca, bu dünya üzerindeki şu anımız da en değerli sermayemizdi.

Aşk;
Kainattaki en şiddetli duygudur -ama o kelimeyi sakın yozca kullanmayın...
Üzerinde hiç aşk yarası taşımayan kişi ya delidir ya ölü. Ama her aşkın da bir teslimiyet yanı olmalı. Hesap kitap yapmak, fıtrîliği ve samimiyeti yok eder, doğru, dikkatli olmalıyız, ama asla aşk için şart koşmamalıyız. Ama bilesiniz ki eğer sizi tanımayan birine teslimiyet gösterirseniz, sizi ezer geçer. Burada kimseyi suçlayamazsınız. Aşkınız doğru ama hedefini yanlış seçmişsinizdir çünkü Allah bizi diri diri ölüp gömülmekten korusun...

Gurur ve tevazu arasında ince bir çizgi vardır.

Şerha şerha eylesin de sînemi bu firak
Tâ ki şerh edeyim neymiş derd-i iştiyak

Ben ilerledikçe, bildiklerim de o kadar azalıyor

İnsanların kalplerini bağladıkları dünyalar çeşit çeşittir.

"Bu bir garibin öyküsüdür;
Dinlemek ve duyabilmek için de bir garip kulağı gerek."

Ne emredilirse öyle eylerim, sormam neden
Hiç yaşamadım ki ölemem o yüzden...

Kalbim Nisan'ı çok kez gördü, ama Mayıs'ı hiç..

İnsanın kendi küçük dairesi içindeki her şeyin sınırlı olduğu açık değil mi?.. İyi bilin ki hiç bir şey, hatta aşk bile, kendi çabamızın ürünü değildir.. Veren yalnız Allah'ın rahmet elidir..

“Her kapalı göz uyku değil, her veda ayrılık değildir.”

Bir kapı vardı, anahtarını bulamadığım,
Bir perde vardı arkasını göremediğim
Derken biraz kelâm Ben ve Sen üzerine
Sonra sanki ne Sen kaldın, ne de Ben.

İnsanın üzerinden henüz anılmaya değer bir şey bile olmadığı bir devir geçmedi mi ?

"Meselenin özüne in," diyordu bu hak yolcusu, "zira ömür kısa! Maksadları, vecdleri, vahiy karşısında iç geçirmeyi, semavî tayeranları, manevi urucları, mucizeleri ve kerametleri unut. Hiç durmaksızın, Allah'ın mührünü kalbe ve aklına vurmaya çabala ki, O'nun Celalli isminden doğan Ebedi Şems'in tecellileriyle dünyevî arzuların kirinden tozundan, şehevanî, tenperver, şeytanî karanlıkların pasından ruhunu temizle.

Şems-i Tebrizi
“Marifet nedir ?”
Kalbin Hakk ile hayatlanmasıdır”

İhtiyacımız olan şey;
Halvet, sessizce dua etme, tefekküre dalma ve Allah'ın Esmâsını düşünme vaktidir.

Entel Hâdi Entel Hak
Leysel Hâdi illâ Hû.
“Rehber olan Sen'sin, Hak olan Sen'sin. O'ndan başka rehber yoktur.”

Ah teslimiyet! Teslimiyetin köleliğidir ki ancak, ümit meyvesini yeşertir: Vahdetin tadı.

Çokluk Bir’in tecellisidir, Bir’dendir işte.

Bir karıncanın bile ayak seslerini işiten O, benim kırık dökük kalbimi de duyar.

Kendimizi toparlamalıyız, çünkü dünya dağınıktır.

Her defasında kendinize , 'Bu benim için hayırlı mı değil mi?' diye sorun. Her şeyde Allah'ı vekil edinin.

“Halden ancak aşık anlar.”

"Herkes kendi kıyametini içinde taşır. Hesap Günü'nün çok uzakta olduğunu sanma."

Fakirlik hırkan, seni kışın bütün kürk mantolarından daha sıcak tutar..

Aslında insanların hasret dolu kalplerinin peşine düştüğü şey, her daim, her tâlibin matlâbu olan şey olmuştur :
Belirsizlik, umutsuzluk ya da ayrılık tehdidi olmadan yaşanan lezzet hâli.
Ne var ki insan çoğu kez kaybettiğini yanlış yerde aramış, aklının taşına dünyanın maddi şeylerinin o tılsımı çözeceği fikrini kazımıştır.
Aslında Rabbine ait olan sıfatları ve isimleri o helâk olucu şeylere vererek, tâ başında matlubuna erişme fırsatını kaçırmıştır.
Arayışçı kardeşim, bil ki hazineyi açan anahtar aşktan başka bir şey değildir

Ey biçare! Kapı kapalı mı ki?

"Tevekkülünüz yalnızca O'na olsun, Vekillerin En Güzeline."

" dünyada ama dünyadan değil" di.

Allah'a ubudiyetinizi her şeyin üzerinde tutun. Unutmayın ki, içinde put olan bir kalbe Muhabbetullah girmez.

“Onu tanımak, onu sevmek demekti.”

Aklım sana doğrulup
Gönlüm Kara dünyayı gerilerde bırakır.
Gün doğarken yükselen bir tarla kuşu olup
Cennet kapılarında kutsal şarkılar şakır.
Öyle bir servettir ki sevgini anmak bile
Sultanlarla yer değiş deseler de nafile

"Ateşe gir de ateş içinde gül ve yasemin bulan İbrahim'in sırrını gör."

Fakat yine de söylemeliyim ki bilmek ile yapmak ve bilmek ile olmak arasında genelde dağlar kadar mesafe olur.

Unutma ki O'nu bulunca her şeyi bulur, O'nu kaybedince her şeyden olursun."

"Çektiğimiz her ıstırap," diyordu , "Aslında bir lütuftur. Rabbimize şöyle dua etmeliyiz: Rabbim bana ıstırap ve dilediğin kadar çile ver ki, Peygamberin ıstırabını takdir edebileyim ve Sen'in her şeyi kuşatan Rahmetini tanıyayım."

Gözlerin hep kör kalmayacak; sen kapıyı ara.
Şeyh Attar

Mevlana Rumi
Aramadıkça bulamazsın - Aşığın kârı da budur: Sen kör oldukça O'nu arayamazsın ki bulasın.

Dünyevî işlerimin gürültüsü dışında hiçbir ses duyamadığım, alabildiğine suskun günler geçirdim.

"Kim Allah'a hizmet ederse, Allah'ta ona hizmet eder."

İyilerle yoldaş ol, geride çok az gül kaldı.
Allah yolunun her yolcusu birer son güldü ve geçip giden güller ise bize yolu göstermiş iyilerdi. Öyle ya, sadece bakabilenlere ve görecek gözü olanlara hidayet veriliyordu. Hem yolcunun, iyilerin çok az kaldığını ve çok yakında rüzgârın gülleri talan edeceğini unutmaması da gerek.

Kalbin de kurbanı vardır, unutmayın...

Allah Dostları
Bu insanın muhabbet dolu kalbi, benim Hakikat'e doğru yönelmiş adımlarınım önünü
aydınlatan Muhammed Aleyhissalâtü vesselamın berrak nurunu yansıtan bir dolunaydı.

"Amel, imandan önce gelir," dedi. "İmanınız amelinizle yakınlık kazanır"

Rabbim bizlere hakikati perdesiz görecek gözler versin.

..Hazreti Şemsi Tebrizî'nin, "Marifet nedir?" sorusuna verdiği cevapta karşılığını bulur:
"Kalbin Hakk ile hayatlanmasıdır," der Hazret ve ekler: "Diriyi öldür yani nefsini. Ölüyü dirilt yani kalbini. Bulduğunu yitir yani dünyayı. Yitiğini bul yani ahireti. Varı yok et yani hevanı. Yoğu var et yani niyetini. Marifet kalptedir, delâlet dildedir. Ubudiyet tenden geçmekle yapılır: Eğer cehennemden kaçıyorsan, niyetine sadık kal; eğer Mevlâ'nı arzu ediyorsan yüzünü O'na döndür, çünkü O'nu hemen bulacaksın."

"Şu üç şeyi bırakma " diye tembihlemişti : "eğitici dil, dikkatli kulak ve imanlı kalp."

Ey kudsi şafak, kopup gelen
Bir ışık şelalesiyle bu küçük hücreme
Bende yara açacak güç yok sende…
Çünkü zaten mezarımda istirahattayım.

Su Üstüne Yazı Yazmak - Muhyiddin Şekur

LoNeLy
01 Kasım 2024, 21:21
Suya yazilan yazilar silinmez.

Bu eseri okuyan Herman Hesse'nin Siddartha adli romanini da okumali.Zira birisinin actigi gedigi,sanki diger eser dolduruyor.

Nerden geldik,neredeyiz vedahi nereye gidiyoruz?

Asrevya
01 Kasım 2024, 21:26
Suya yazilan yazilar silinmez.

Bu eseri okuyan Herman Hesse'nin Siddartha adli romanini da okumali.Zira birisinin actigi gedigi,sanki diger eser dolduruyor.

Nerden geldik,neredeyiz vedahi nereye gidiyoruz?


Siddartha'yı üniversite öğrencisi iken hayranlıkla okumuştum. Bıraktığı etki hâlâ canlı.
Manevi teslimiyeti insana dair asli anlamı düşünmesine vesile oluyor.

Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim LoNeLy.[Only Registered Users Can See Links]