PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : A'mâk-ı Hayâl | Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi


Asrevya
28 Ekim 2024, 21:40
[Only Registered Users Can See Links]İkinci Meşrutiyet Dönemi'nin önemli fikir insanlarından Filibeli Ahmed Hilmi, A'mâk-ı Hayâl adlı eserinde insanlığın temel meselelerine eğiliyor:

Yaşamın anlamı nedir? İnsanın varoluş amacı nedir?

Ruh ve madde âlemi arasında varlığın hakiki manasını arayan Raci'nin yolu nihayet bir gün, mezarlıktaki küçük kulübesinde yaşamını sürdüren Aynalı Baba ile kesişir. Benliğini şüphe ejderhasına teslim etmek üzere olan Raci'nin kafasındaki sis perdesi, bundan sonra yavaş yavaş dağılır ve bizleri tadına doyamayacağımız heyecanlı bir yolculuğa çıkarır.

Kitapta Ahmed Hilmi Bey, roman kahramanı Raci'nin yaşadıklarıyla felsefenin insanı gerçek mutluluğa ulaştıramayacağını göstermek istemiştir. Ona göre gerçek mutluluk, Evrenle Yaratıcı arasında bağı kurarak bu ilişkiyi bütünlemektir. İslam'da bu görüşü dini yönden benimseyip açıklayan kişilerin başında Hallac-ı Mansur, Nesimi, Zünnun-i Misri, Şebusteri, Şeyh Attar, Muhiddin-i Arabî gelmektedir.

Kitaba bu yönüyle bakıldığında; kitap okura eşsiz bir düşünme sahası bırakmaktadır.

(Tanıtım Bülteninden)

[Only Registered Users Can See Links] Hilmi veya daha çok bilinen ismiyle Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi (1865-17 Ekim 1914) tanınmış Türk mutasavvıf ve düşünürü.

Vahdet-i Vücud inancının sadık takipçilerinden olan Ahmed Hilmi, çağdaşı maddeci düşünürleri yoğun biçimde tenkit etmiş, anti-maddeci eserler kaleme almıştır.

Filibe doğumlu olan Ahmed Hilmi bu nedenle Filibeli Ahmed Hilmi olarak anılmıştır. Babasının görevi(şehbender/konsolos)nedeni ile de Şehbenderzade olarak anılır. İlk eğitimini Filibe´nin müftüsünden alan Ahmed Hilmi, daha sonra ailesiyle birlikte İzmir´e taşınmıştır. Eğitimini Galatasaray Lisesi´nde tamamladıktan sonra Düyûn-ı Umûmiyye´de çalışmaya başlamış, Beyrut´a atanmıştır. Siyasi bir mesele nedeniyle Beyrut´tan Mısır´a kaçmış, 1901´de tekrar İstanbul´a dönmüş fakat Fizan´a sürülmüştür. Tasavvufa olan ilgisi büyümüş, özellikle Vahdet-i Vücud düşüncesine inanmaya başlamıştır. Tasavvufi yönü fikirlerini büyük oranda etkilemiştir.

Meşrutiyetin ilanıyla 1908´de İstanbul´a dönmüştür. Burada İttihat-ı İslam adlı bir haftalık gazete çıkarmaya başlamış fakat bu gazete uzun soluklu olmamış ve sonunda başka gazetelerde yazmaya başlamıştır. 1910´da Hikmet isimli bir haftalık gazete yayımlamaya başlamış, yine aynı yıl Hikmet Matbaa-yi İslâmiyesi´ni kurmuştur.

İttihat ve Terakki Cemiyeti´ni eleştirmeye başlamıştır. Düşünceleri dönemde cemiyetin karşıtı olan görüşlerle de uyuşmadığı için birçok düşman kazanmıştır. Eleştirilerini ve görüşlerini en çok Hikmet gazetesinde yayımlamış, gazeteyi günlük çıkartmaya başlamıştır.

Ekim 1914´te zehirlenerek ölmüştür. Zehirlenmesinin nedeni bilinememektedir. Masonlukla ve siyonizmle mücadele eden ilk kişilerdendir. Dolayısıyla ısrarla karşı çıktığı ve düşmanı olmuş masonlarca zehirlendiği söylenmiştir. Ancak masonlarca zehirlendiği iddiaları ölümünden bir süre sonra ortaya atılmıştır. Gerçek ölüm nedeni bakır zehirlenmesidir.

Asrevya
28 Ekim 2024, 21:44
[Only Registered Users Can See Links]ı Baba kulübeden bir ney çıkardı.Hafif ve latif bir şekilde üflemeye başladı.

Mezarlığın sessizliği ve neyin hazinli sedası,gönlümden bazen hüzünlü bazen neşeli ahlar çıkaracak kadar şiddetliydi.

Bu fena mülküne ibretle nazar kıl,ey can!
Gafleti eyle heba, hali değildir meydan
Kanı Sultan Süleyman, kanı İskender Han?
Sad-hezar ömrü sürur ile geçirsen bir an
Ne güle ,bülbüle baki, a gözüm bağ-ı cihan
Kime yar oldu muradınca felek devr-i zaman?

Uyku ile uyanıklık arasında kaldım.Hayalin derinliklerine dalmıştım.
Kitaptan