PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tavuri Film Yorumu


Leydihan
25 Eylül 2024, 23:18
[Only Registered Users Can See Links]

Derviş Zaim’in yönetmenliğini üstlendiği Tavuri, izleyiciyi alışılmış suç hikâyelerinden uzaklaştırarak toplumsal bir aynaya davet ediyor. Belgesel, sevimsiz bir “suç makinesi” üzerinden Kıbrıs Türk toplumunun yozlaşmasını, açgözlülüğünü ve toplumsal çürümesini çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor. İzlerken, gerçek hayatın ve coğrafyanın yıkıcılığına dolaysız bir biçimde maruz kalıyorsunuz; öyle ki, bazen keşke kurgu bir film olarak yapılsaydı diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Belgesel, Kıbrıslıların kendi hikâyeleriyle yüzleşmesini sağlıyor; bu açıdan, Elif Şafak’ın Kayıp Ağaçlar Adası romanının Kıbrıslıları kendi geçmişlerinden uzaklaştıran yaklaşımıyla zıt bir konumda duruyor. Zaim’in kendisini de filme katması, izleyiciye yönetmenin öznel bakışını hissettirmesi açısından ayrıca dikkat çekici. Gösterim sonrası yaptığı konuşmada, “Ben kötülüğün içinde iyilik var mı diye de baktım. Herkesin bir gölgesi vardır ama yanında bir de iyilik vardır” diyerek Jungcu yaklaşımına da göndermede bulunuyor.

Tavuri’de kötülük, ganimet kültürüne, ihmalkar aile ilişkilerine ve sevgisiz büyümenin sonuçlarına indirgeniyor. Bu, Joker ve Kuzuların Sessizliği gibi karakter merkezli yapımlarda görülen anlayışla paralel: İnsanlar bazen kötü olmaya “sadece olur”. Tavuri de bu çerçevede sevgisizlik ve ilgisizlikten beslenen bir öfkenin yaşam boyu süren etkilerini gösteriyor. Kahraman, kendi çelişkileriyle dolu; babasına kızıp kendisi hastaneye düştüğünde kızıyla yüzleşemeyen bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.

Belgesel, Tavuri’yi denizde sektirilen bir çakıl taşı gibi tasvir ediyor: Sekmeye devam ettiği sürece var olur; durduğu anda ise düşer. Hapisten çıkıp kardeşiyle konuşurken bile, durmamayı seçiyor. İzleyici olarak bize düşen ise, bu karakterin hareket ettiği sürece nelerden mahrum kaldığını görmek: Kitap okumak, film izlemek, müzik dinlemek veya sevdikleriyle vakit geçirmek yerine, Tavuri suyun üzerinde sekmeye devam ediyor; ta ki sürtünmeye yenik düşüp denizin derinliklerinde kaybolana dek.

Zaim’in ustalığı, yalnızca hikâyeyi anlatmakla kalmıyor; izleyiciyi karakterin psikolojisine ve toplumsal gerçekliklere doğrudan maruz bırakıyor. Tavuri, belgesel formunu hem öğretici hem de çarpıcı bir deneyim aracı olarak kullanıyor, Kıbrıs Türk toplumunun aynasına cesurca bakmamızı sağlıyor.