Leydihan
16 Haziran 2024, 04:11
[Only Registered Users Can See Links]
Richard Linklater, Before serisiyle benzersiz bir aşk hikâyesi sunmuş, Boyhood ile yıllara yayılan emek ve yaratıcılığı sinemaya taşımış, Waking Life ile de animasyon ve deneysel anlatımda çığır açmış bir yönetmen. Şimdi ise Hit Man ile karşımızda. Film, İstanbul Film Festivali’nin ardından genel vizyona girerek Linklater’ın hayranlarını merak içinde bırakıyor.
Senaryoyu başrol oyuncusu Glen Powell ve Skip Hollandsworth ile birlikte kaleme alan Linklater, bu kez ana akıma daha yakın bir anlatı tercih etmiş; ancak kendi sinemasının karakteristik dokunuşlarını da koruyor. Filmde Powell’ın yanı sıra Adria Arjona, Retta, Austin Amelio, Molly Bernard, Kagga Jayson ve Mike Markoff gibi isimler rol alıyor.
Hikâye, polis teşkilatının sahte bir kiralık katil kullanarak suçluları yakalama çabası üzerine kurulu. Gerçek bir olaya dayanan senaryoda, gönüllü olarak projeye destek veren Profesör Gary Johnson, bir gün kendini görev başında buluyor ve yıllardır aradığı performansı sergilemeye başlıyor. Her vaka için farklı bir “kiralık katil portresi” çizmesiyle, profesör hem işin içine hem de kendi benliğine dair yeni keşiflere adım atıyor.
Profesörün akademik yaşamı, Jung çalışmaları ve felsefe dersleriyle dolu. Öğrencilerine “olmak istedikleri kişiye ulaşmak için mücadele etmeleri gerektiğini” öğütlerken, ironik bir şekilde kendi hayatında da benzer bir dönüşümü yaşıyor. Filmin büyük bölümünde, Fight Club’daki Anlatıcı/Tyler Durden benzeri bir alter ego anlatısı izleyiciyle buluşuyor. Powell, karakterin psikolojik derinliğini ve ikili kişiliğini etkileyici bir şekilde sahneye taşıyor. Adria Arjona ile olan uyumu ise ikinci yarıda filmin ritmini ve duygusal yoğunluğunu artırıyor; hikâye adeta Badlandsvari bir suç ve aşk çiftine dönüşüyor.
[Only Registered Users Can See Links]
Filmin ilk yarısı, profesörün sahte kiralık katil performansıyla kimlik arayışını inceliyor. Monoton ve sıkışmış hayatı, boşanmayla noktalanan rutinleri, büründüğü karakterler aracılığıyla aşılmaya başlıyor. Her vaka, profesör için yeni bir sahneye çıkış anlamına geliyor; ve sonunda, Madison’la tanışmasıyla ortaya çıkan “nihai karakter”, profesörün kendine ait Tyler Durden’ı olarak kabul görüyor. Bu süreç, öğrencilerin bile dikkatini çekebilecek kadar belirgin ve etkileyici.
Elbette, filmin ilk yarısında bazı tekrarlar ve derinlikten uzak sahneler izleyiciye “izle-unut” hissi verebilir. Ancak Linklater, ikinci yarıda hikâyeyi belalı bir çift ve kara komedi öğeleriyle harmanlayarak dengeliyor. Gary ve Madison’ın erotizmle ve suçla iç içe geçen maceraları, filmdeki temposu ve kara mizahı artırıyor. Aralarındaki kimya öyle güçlü ki, basit bir hikâye bile izleyiciyi ekrana bağlıyor.
Final sahnelerinde bazı klişeler olsa da, film süresince temposunu koruyor ve izleyiciye keyifli bir deneyim sunuyor. Hit Man, eğlence odaklı seyirciyi tatmin ederken, Linklater sineması takipçilerini hafif bir hayal kırıklığıyla karşılaştırabilir. İzle-unut kategorisine yakın bir deneyim sunmasına rağmen, profesörün kimlik ve benlik üzerine göndermeleri filme derinlik katan bonus unsurlar arasında yer alıyor.
Yazar: Leydihan
Richard Linklater, Before serisiyle benzersiz bir aşk hikâyesi sunmuş, Boyhood ile yıllara yayılan emek ve yaratıcılığı sinemaya taşımış, Waking Life ile de animasyon ve deneysel anlatımda çığır açmış bir yönetmen. Şimdi ise Hit Man ile karşımızda. Film, İstanbul Film Festivali’nin ardından genel vizyona girerek Linklater’ın hayranlarını merak içinde bırakıyor.
Senaryoyu başrol oyuncusu Glen Powell ve Skip Hollandsworth ile birlikte kaleme alan Linklater, bu kez ana akıma daha yakın bir anlatı tercih etmiş; ancak kendi sinemasının karakteristik dokunuşlarını da koruyor. Filmde Powell’ın yanı sıra Adria Arjona, Retta, Austin Amelio, Molly Bernard, Kagga Jayson ve Mike Markoff gibi isimler rol alıyor.
Hikâye, polis teşkilatının sahte bir kiralık katil kullanarak suçluları yakalama çabası üzerine kurulu. Gerçek bir olaya dayanan senaryoda, gönüllü olarak projeye destek veren Profesör Gary Johnson, bir gün kendini görev başında buluyor ve yıllardır aradığı performansı sergilemeye başlıyor. Her vaka için farklı bir “kiralık katil portresi” çizmesiyle, profesör hem işin içine hem de kendi benliğine dair yeni keşiflere adım atıyor.
Profesörün akademik yaşamı, Jung çalışmaları ve felsefe dersleriyle dolu. Öğrencilerine “olmak istedikleri kişiye ulaşmak için mücadele etmeleri gerektiğini” öğütlerken, ironik bir şekilde kendi hayatında da benzer bir dönüşümü yaşıyor. Filmin büyük bölümünde, Fight Club’daki Anlatıcı/Tyler Durden benzeri bir alter ego anlatısı izleyiciyle buluşuyor. Powell, karakterin psikolojik derinliğini ve ikili kişiliğini etkileyici bir şekilde sahneye taşıyor. Adria Arjona ile olan uyumu ise ikinci yarıda filmin ritmini ve duygusal yoğunluğunu artırıyor; hikâye adeta Badlandsvari bir suç ve aşk çiftine dönüşüyor.
[Only Registered Users Can See Links]
Filmin ilk yarısı, profesörün sahte kiralık katil performansıyla kimlik arayışını inceliyor. Monoton ve sıkışmış hayatı, boşanmayla noktalanan rutinleri, büründüğü karakterler aracılığıyla aşılmaya başlıyor. Her vaka, profesör için yeni bir sahneye çıkış anlamına geliyor; ve sonunda, Madison’la tanışmasıyla ortaya çıkan “nihai karakter”, profesörün kendine ait Tyler Durden’ı olarak kabul görüyor. Bu süreç, öğrencilerin bile dikkatini çekebilecek kadar belirgin ve etkileyici.
Elbette, filmin ilk yarısında bazı tekrarlar ve derinlikten uzak sahneler izleyiciye “izle-unut” hissi verebilir. Ancak Linklater, ikinci yarıda hikâyeyi belalı bir çift ve kara komedi öğeleriyle harmanlayarak dengeliyor. Gary ve Madison’ın erotizmle ve suçla iç içe geçen maceraları, filmdeki temposu ve kara mizahı artırıyor. Aralarındaki kimya öyle güçlü ki, basit bir hikâye bile izleyiciyi ekrana bağlıyor.
Final sahnelerinde bazı klişeler olsa da, film süresince temposunu koruyor ve izleyiciye keyifli bir deneyim sunuyor. Hit Man, eğlence odaklı seyirciyi tatmin ederken, Linklater sineması takipçilerini hafif bir hayal kırıklığıyla karşılaştırabilir. İzle-unut kategorisine yakın bir deneyim sunmasına rağmen, profesörün kimlik ve benlik üzerine göndermeleri filme derinlik katan bonus unsurlar arasında yer alıyor.
Yazar: Leydihan