PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İç Savaş | Civil War (2024) Film Eleştirisi


Leydihan
16 Haziran 2024, 04:09
[Only Registered Users Can See Links]

Alex Garland, sinema dünyasında hep merakla takip ettiğim isimlerden biridir ve yeni projesi Civil War / İç Savaş, beklediğimden çok daha çarpıcı bir deneyim sunuyor. Film, Trump döneminde Amerikan sağcılarının kongreyi bastığı günlerden ilham alarak çekilmiş ve alışılmış Hollywood içi çatışma filmlerinden oldukça farklı bir çizgide ilerliyor. Burada gördüğümüz, klasik bir savaş ya da aksiyon hikâyesi değil; politik gerilimle harmanlanmış bir korku filmi deneyimi.

Fragman izleyiciyi yanıltabilir; bu bir Red Dawn ya da Invasion U.S.A tarzı işgal fantezisi değil. Sırtını patlayan efektlere yaslamış bir aksiyon bekleyenler yanılır. Ancak Under the Fire ya da Salvador gibi politik aksiyonlara ilgi duyanlar, filmdeki gerçekçilik ve gerilimle büyük ödül bulacaklar. Garland, Amerikan gazetecilerin savaş bölgelerinde yaşadığı öyküleri bir adım ileri taşıyarak “ötekilik” algısını yıkmayı amaçlıyor.

[Only Registered Users Can See Links]

Hikâye, ABD başkanının (Nick Offerman) Batı Kuvvetleri’ni yendiğini iddia eden propagandasının prova sahnesiyle açılıyor. Tıpkı Berlin’i önce işgal etmeye çalışan Amerikan ve Rus birliklerini anımsatan bir zavallı propaganda. Başkent düşmek üzereyken, birkaç gazeteci riskli bir yolculuğa çıkarak başkanla son röportajlarını yapmak zorunda kalıyor ve film bu noktada adeta nefes kesen bir tempoya giriyor.

Adrenalin bağımlısı savaş muhabirleri Lee (Kirsten Dunst) ve Joel (Wagner Moura), bu intihar görevine birlikte atılıyor. Yolculukta onlara deneyimli gazeteci Sammy (Stephen McKinley Henderson) ve Lee’nin zoraki evlatlığı haline gelen muhabir Jessie (Cailee Spaeny) eşlik ediyor. Hollywood yine hangi hikâye olursa olsun bir aileyi perdeye taşıma becerisini konuşturuyor.

[Only Registered Users Can See Links]

Garland’ın senaryosu, Amerikan iç savaşı olasılığı üzerine cesur ama uyarıcı bir bakış sunuyor. Politik olarak tartışmalı olan senaryoda, Amerikan sağını vahşileşmeye meyilli bir topluluk olarak sunması dikkat çekiyor. Ancak filmin esas odağı, usta-çırak ilişkisi ve çırağın ustasının felaketine nasıl yol açacağı. Garland, bu ilişkiyi öykünün merkezine koymuş ve politik çatışmadan daha çok karakter dinamikleriyle ilgilenmiş.

Kirsten Dunst, kariyerinin en güçlü fırsatlarından birinde performansını konuşturuyor; ancak sınırları belli oyunculuğu karakterini zaman zaman bıkkın ve yorgun gösteriyor. Stephen McKinley Henderson, Dune 2’deki kesilen sahnelerinin ardından bolca ekranda ve hikayeye anlamlı katkı sunuyor. Filmin asıl sürprizi ise Cailee Spaeny, adeta “geleceğin Natalie Portman’ı” mesajı veriyor ve kariyeri için umut vadediyor.

Fragmanda aldatıcı bir ton olsa da, son 20 dakika Amerikan iç savaşının dehşetini başarıyla perdeye taşıyor. Kendi başkanını avlayan bir ordu sahnesi nefes kesiyor ve sinemada izlemek şart. Garland’ın sürekli birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Rob Hardy, filmi post-apokaliptik bir Amerikan manzarasına ve neredeyse zombi dizisi estetiğine taşıyor.

Kimi eksikliklerine ve ajite edilmiş finaline rağmen, Garland son yılların en etkileyici politik aksiyonunu çekmiş. Filmin, Trump ve destekçilerine sinyal verdiğini söylemek mümkün: “Denerseniz, başınıza bunlar gelir.” Eleştirmenler bu yönüyle filmi uzun süre tartışacak; bize düşense, adı ‘İç Savaş’ olan ama derin karakter bağları ve gazetecilik perspektifiyle işlenmiş bir hikâyeyi izlemek.

Yazar: Leydihan

Sürmenaj
16 Haziran 2024, 12:13
Savaş fotoğrafçılığı hakkında güzel mesajlar veren bir film
10/5