Leydihan
17 Mayıs 2024, 23:53
[Only Registered Users Can See Links]
Yazı filmle ilgili spoiler içerebilir.
Şilili yönetmen Pablo Larraín, 2012’deki No/Hayır filminden 11 yıl sonra gelen El Conde/Kont ile, ülkesinin kötü şöhretli diktatörü Augusto Pinochet’yi merkezine alıyor. Bu kez hikâye, kara komedi ağırlıklı bir politik hiciv olarak karşımıza çıkıyor. Siyasi öyküleri beyaz perdeye taşımayı seven Larraín (Jackie, Neruda, Spencer), Pinochet portresini ele alırken sert ve çarpıcı bir dille hikâyesini sunuyor. Filmdeki diktatör, halkının kanını çekmekten çekinmeyen bir vampir general-başkan olarak resmediliyor.
Netflix’te dijital olarak yayımlanmadan önce sınırlı sayıda izleyiciye ulaşan Kont, Pinochet’nin askeri darbe ile Salvador Allende’yi devirmesi ve sekiz yıl süren Cunta Hükümeti ardından 16 yıl devlet başkanlığı yaptığı dönemi konu alıyor. Larraín ve senarist Guillermo Calderón, Pinochet’yi modern bir vampir olarak tasvir ediyor ve özellikle mali suçlar, ihalelere fesat karıştırma, kamu kaynaklarını yakın çevresine aktarma gibi uygulamaları ön plana çıkarıyor. Sosyalist ve komünistlere karşı yapılan operasyonlar filme dahil edilse de ana vurgu, Pinochet ve ailesinin Şili’yi acımasızca sömürmesi üzerine kuruluyor. Bu sert mesajı verirken, vampir metaforu doğal bir araç olarak kullanılmış.
Filmdeki vampir unsurları, klasik vampir mitolojisine tamamen uymasa da Larraín’in yorumuyla şekillenmiş. Pinochet’nin geçmiş kimliklerini yok etmesi, yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalarda yaşaması, yavaş da olsa fiziken yaşlanabilmesi ve gün ışığında ölmemesi gibi detaylar, filmin kendi mantığında kabul ediliyor. Hikâyenin sürprizli finali, anlatıcının sesinden sunularak izleyiciye açıklık sağlıyor ve biçimle ilgili sorulara yanıt veriyor.
Ödüllü oyuncu Jaime Vadell, karakterinin tüm detaylarını başarıyla canlandırırken, yan karakterler maalesef hikâyede yeterince derinlik kazanamıyor. Pinochet’nin eşi Lucia Pinochet (Gloria Münchmeyer) ve çocukları da klişelerden kurtulamıyor. Bununla birlikte filmin en ilgi çekici karakteri, muhasebeci rahibe Carmencita (Paula Luchsinger), saf inanç ve karakter değişimi ile öyküye dinamizm katıyor. Keşke onun hikâyesi biraz daha detaylı olsaydı.
Filmin siyah-beyaz tercihinin nedeni, şiddet sahnelerinin ve vampir vahşetinin estetik bir biçimde sunulmasına hizmet ediyor. Gore seviyesinde olmasa da, politik hicivle paralel kurgulanan bu sahneler, dijital platform veya ev sineması deneyimi için tatmin edici bir görsellik sunuyor.
Sonuç olarak, El Conde/Kont, klasik vampir teması arayan izleyiciler için beklentiyi tam karşılamayabilir. Ancak politik taşlamaları ve sert eleştirisi, kimi izleyiciye göre eksik veya tutarsız görünen finaline rağmen güçlü bir duruş sergiliyor. Her ülkenin kendi diktatörü için bir vampir metaforu varsa, Larraín bunu cesurca sinemaya taşımış.
İyi seyirler!
Yazar: Leydihan
Yazı filmle ilgili spoiler içerebilir.
Şilili yönetmen Pablo Larraín, 2012’deki No/Hayır filminden 11 yıl sonra gelen El Conde/Kont ile, ülkesinin kötü şöhretli diktatörü Augusto Pinochet’yi merkezine alıyor. Bu kez hikâye, kara komedi ağırlıklı bir politik hiciv olarak karşımıza çıkıyor. Siyasi öyküleri beyaz perdeye taşımayı seven Larraín (Jackie, Neruda, Spencer), Pinochet portresini ele alırken sert ve çarpıcı bir dille hikâyesini sunuyor. Filmdeki diktatör, halkının kanını çekmekten çekinmeyen bir vampir general-başkan olarak resmediliyor.
Netflix’te dijital olarak yayımlanmadan önce sınırlı sayıda izleyiciye ulaşan Kont, Pinochet’nin askeri darbe ile Salvador Allende’yi devirmesi ve sekiz yıl süren Cunta Hükümeti ardından 16 yıl devlet başkanlığı yaptığı dönemi konu alıyor. Larraín ve senarist Guillermo Calderón, Pinochet’yi modern bir vampir olarak tasvir ediyor ve özellikle mali suçlar, ihalelere fesat karıştırma, kamu kaynaklarını yakın çevresine aktarma gibi uygulamaları ön plana çıkarıyor. Sosyalist ve komünistlere karşı yapılan operasyonlar filme dahil edilse de ana vurgu, Pinochet ve ailesinin Şili’yi acımasızca sömürmesi üzerine kuruluyor. Bu sert mesajı verirken, vampir metaforu doğal bir araç olarak kullanılmış.
Filmdeki vampir unsurları, klasik vampir mitolojisine tamamen uymasa da Larraín’in yorumuyla şekillenmiş. Pinochet’nin geçmiş kimliklerini yok etmesi, yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalarda yaşaması, yavaş da olsa fiziken yaşlanabilmesi ve gün ışığında ölmemesi gibi detaylar, filmin kendi mantığında kabul ediliyor. Hikâyenin sürprizli finali, anlatıcının sesinden sunularak izleyiciye açıklık sağlıyor ve biçimle ilgili sorulara yanıt veriyor.
Ödüllü oyuncu Jaime Vadell, karakterinin tüm detaylarını başarıyla canlandırırken, yan karakterler maalesef hikâyede yeterince derinlik kazanamıyor. Pinochet’nin eşi Lucia Pinochet (Gloria Münchmeyer) ve çocukları da klişelerden kurtulamıyor. Bununla birlikte filmin en ilgi çekici karakteri, muhasebeci rahibe Carmencita (Paula Luchsinger), saf inanç ve karakter değişimi ile öyküye dinamizm katıyor. Keşke onun hikâyesi biraz daha detaylı olsaydı.
Filmin siyah-beyaz tercihinin nedeni, şiddet sahnelerinin ve vampir vahşetinin estetik bir biçimde sunulmasına hizmet ediyor. Gore seviyesinde olmasa da, politik hicivle paralel kurgulanan bu sahneler, dijital platform veya ev sineması deneyimi için tatmin edici bir görsellik sunuyor.
Sonuç olarak, El Conde/Kont, klasik vampir teması arayan izleyiciler için beklentiyi tam karşılamayabilir. Ancak politik taşlamaları ve sert eleştirisi, kimi izleyiciye göre eksik veya tutarsız görünen finaline rağmen güçlü bir duruş sergiliyor. Her ülkenin kendi diktatörü için bir vampir metaforu varsa, Larraín bunu cesurca sinemaya taşımış.
İyi seyirler!
Yazar: Leydihan