Orijinalini görmek için tıklayınız : Kadınlar
Nemo Personne
07 Mayıs 2024, 23:10
Kadınları severdim, sevmem şimdi;
Gözleri, dudakları eski kadınların
Unutuldular, gitti, bilirim
Onlar da benim gibi unutuldular.
Sevgim çoktu belki, bilmiyorum;
Bilmem, bilmiyorum; şimdi de bilmiyorum
Bilir misin? Bilir misin sen belki?
F. Pessoa
Nemo Personne
07 Mayıs 2024, 23:23
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Emma Goldman (d. 27 Haziran 1869, Litvanya - ö. 14 Mayıs 1940, Toronto), anarşist yazar ve siyasal eylemci. 20. yüzyılın ilk yarısında ABD ve Avrupa'da anarşist siyasi felsefenin yayılmasında ve gelişmesinde büyük bir rol oynamıştır.
On beş yaşındayken karşılıksız bir aşka tutulmuştur ve bunun üzerine şunları söylemiştir;
"Bunun acısıyla bir ton sirke içerek romantik bir yoldan intihar etmeyi düşledim. aşkımdan intihar etmemin beni mezarımda uçuk ve ilginç, solgun ve şiirsel göstereceğini düşünmüştüm ama on altıma geldiğimde daha görkemli bir ölümde karar kıldım: ölene kadar dans edecektim."
***
If I cannot dance it is not my revolution!
***
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
"Özgür insan, her türlü iktidara karşı olmalıdır.''
"Anarşizm, en militan bilinçlerin çarpıcı protestosudur. Anarşizm, en sert saldırılara göğüs geren, çürümekte olan bir çağın çığırtkanlığını yapanlara direnen öyle bir güçtür ki kesinlikle taviz vermez, eğilip bükülmez."
***
"Kadının gelişimi, bağımsızlığı özgürlüğü kendisinden gelmelidir. İlk olarak kendisini bir seks objesi değil, bir kişilik olarak ortaya koymalıdır. ikincisi, hayatını basit, fakat zengin ve derin kılarak; kendi bedeni üzerinde başkalarının iddia ettiği tüm haklara karşı koymalı, istemediği sürece çocuk yapmamalı, tanrının, devletin, kocasının, ailesinin bir kulu olmaya karşı çıkmalıdır. Bu da hayatın tüm karmaşıklığını ve özünü anlamaya çalışarak, yani kendini toplumun fikirlerinden ve yargılarından özgürleştirerek olur.
***
"Özgürlük insanlığın seviyesine inmeyecek, insanlar kendilerini özgürlük seviyesine çıkarmak zorundalar."
Nemo Personne
07 Mayıs 2024, 23:38
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Voltairine de Cleyre (17 Kasım 1866 — 20 Haziran 1912), Amerikalı anarşist. Emma Goldman'ın sözleriyle "Amerika'nın yetiştirdiği en yetenekli ve keskin zekalı anarşist." Erken ölümünün, bugün diğerleri gibi tanınan bir anarşist olmasını engellediği kabul edilir.
1880'lerin ortalarında ve sonlarında, içinde bulunduğu özgür düşünce hareketi zamanında, de Cleyre özellikle Thomas Paine, Mary Wollstonecraft ve Clarence Darrow'dan etkilendi. Düşüncelerinden etkilendiği diğer isimler ise Henry David Thoreau, Big bill Haywood ve sonraları Eugene Debs’dir.
Haymarket eylemcilerinin 1887 yılında asılarak idam edilmeleri ardından anarşist olduğu kabul edilir. Otobiyografik makalesinde “O zamana kadar mahkemelerde Amerikan yasalarındaki adalet esasına inanıyordum" diye yazmıştır, “Bu olaydan sonra bir daha asla böyle düşünmedim.” diyecektir.
De Cleyre mükemmel bir konuşmacı ve yazar olarak tanınır – biyografi yazarı Paul Avrich’e göre, o “yazınsal alanda diğer tüm Amerikan anarşistlerinden daha büyük bir yetenektir" ve anarşist ideallere adanmış yorulmak bilmez bir savunucu olarak [Goldman’a göre ] “imanlı şevki giriştiği her işe damgasını vurmuştur.”
***
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
*İddia etmeye hakkı olduğunu düşünmüş, kendisi ya da düşüncelerini paylaşanlarla bir araya gelerek cesurca gidip onu iddia etmiş olan her insan doğrudan eylemcidir. Grevler ve boykotlar gibi tüm iş birliği deneyimleri esas olarak doğrudan eylemdir.
***
*Emma Goldman bir komünist, ben ise bir bireyciyim. Onun isteği mülkiyet hakkını yok etmek, ben ise onu savunuyorum. Ben mücadelemi ayrıcalık ve otoriteye karşı yürütüyorum, ki bu sayede mülkiyet hakkı, bireye uygun olan asıl hak yok edilebilir. Goldman’a göre kooperatifler rekabetin yerini tamamen alabilir; ben ise rekabetin şu ya da bu şekilde her zaman olacağını iddia ediyorum ve bunun böyle olması son derece istenen bir şeydir.
***
*Her barışçıl insan, orduya desteğini çekmelidir, ve savaş isteyen herkes bunun maliyetini ve riskini üstlenmelidir; insan-öldürme mesleğini icra edenlere ne ücret ne de barınma sağlanmalıdır.
***
*"Bir kadının özgürlüğü, onun kendi yaşamını yönetme hakkıdır; bu, hiç kimsenin onun üzerinde egemenlik kurma hakkı olmadığı anlamına gelir."
***
*"Özgürlük, otoritenin başladığı yerde biter."
Nemo Personne
07 Mayıs 2024, 23:46
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
“power is cursed, that is why I am an anarchist”
Paris Komünü’ne hayat veren ve Komün’e kendinden izler bırakan kadınlardan birisi de Louise Michel’di.
Louise Michel, 29 Mayıs 1830’da Fransa’da Vroncourt şatosunda dünyaya geldi. Annesi şatonun hizmetçilerinden biri idi. Babası ise küçük Louise dünyaya geldikten kısa bir süre sonra ortadan kaybolmuştu. Küçük Louise dede ve büyükanne diye çağırdığı şatonun sahiplerinin yanında büyüdü. Okuma-yazmayı Voltaire hayranı olan dedesinin gayretleriyle öğrendi. Yine ondan iyi bir eğitim aldı.
Louise ilkokul öğretmeni olmak istedi ve sınavları kazandı. Ancak bu mesleği yapabilmesi için imparatorluğa bağlılık yemini etmesi gerekiyordu; Louise Michel bunu reddetti. Dedesinden aldığı eğitimle sıkı bir cumhuriyet taraftarı olmuştu. Sonuçta resmi okullar yerine özel okullarda çalışmak zorunda kaldı. Hatta 1853 ocağında Yukarı Marne bölgesinde Audeloncourt’da özgür bir okulu bizzat kendisi açtı. İki yıl sonra da aynı bölgede bir başka okulda cumhuriyetçi fikirleri çocuklara aşıladığı için ilk kez emniyetin dikkatini çekti.
Bunun üzerine Louise Michel Paris’e taşınmaya karar verdi. Onuncu bölgede Chateau d’Eau caddesinde bir okulda öğretmenliğe başladı. Okulun müdürü bayan Volier hayatı boyunca onun yakın dostu oldu. Paris Komünü’nün önde gelen isimleri arasında olacak olan Varlin, Eudes,Valles, Rigault ve Theophile Ferre ile de o zaman tanıştı. Bu sırada Paris’te katıldığı tartışmalarla anarşizmle de tanışmaya başlıyordu.
Louise Paris’te, 1871’in Ocak ayında teslimiyetçi hükümete karşı yapılan protesto gösterilerine ulusal muhafız üniforması ile katıldı ve ilk silahlı eylemine katılmış oldu.
Komünle taçlanacak olan 18 Mart ayaklanmasında Louise mantosunun altında sakladığı karabinası ile yer aldı. Komünün yenilgisinin ardından yakalanıncaya kadar da silahını elinden bırakmayacaktı.
**
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
--Fransız esirleri öldürmekle suçlanan komünarların, askerler tarafından st. bastille meydanı üzerinden kurşuna dizilmeye götürülürken; önlerine çıkıp, "esirleri ben öldürdüm!" demiştir. bu söylem bile louise michel'in kadın hakları ve kadınların yasalar tarafından tanınması için ne denli önemli taşıdığını göstermektedir. zira, o dönem yasalar kadınları tanımıyor ve söz hakkı vermiyordu. dolayısıyla, bu hareketi onu yasalar tarafından tanınmasına, yargılanmasına ve hak elde etmesine sebep oluyordu ..
**
--"Erkek, hangi kesimden olursa olsun, hep efendidir. Biz kadınlar onunla hayvanlar arasında yer alan ayrı bir tür sayılırız. Proudhon kadınları ev kadını ve fahişe olmak üzere ikiye ayırmıştır. Acı içinde itiraf ediyorum biz, çağlar boyunca bu hale getirilen, başka kasta dahiliz. Cesaretimiz varsa bu patalojiktir, bazı bilgileri kolayca öğrenirsek, bu da patolojik bir durumdur. Ben bütün hayatımca buna güldüm.Bugün artık, yanlışlığı ileride anlaşılacak olan bütün hatalar gibi buna da gülüp geçiyorum."
--"iktidardaki namussuz adamlar zararlıdır; iktidardaki dürüst adamlar etkisizdir. özgürlük ve iktidarın birlikte olması imkansızdır."
--"bizim iktidarı ele geçirmemiz yalnızca bir tür iktidarın daha uzun süre hayatta kalmasına yarar; bunun yerine siz erkekler iktidarda kalın ki iktidar daha hızla bozulabilsin."
**
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Louise Michel’in imzasını taşıyan “Anarşistler Bildirisi” onun yaşamına damga vuran belli başlı fikirleri yansıtmaktadır:
"Anarşistler, düşünce özgürlüğünün her yerde tanındığı bir çağda sınırsız özgürlüğü savunmayı hak ve görev olarak bilen insanlardır... Özgürlükten yanayız ve bunun, kökeni ve biçimi ne olursa olsun, ister dayatılmış, ister seçilmiş olsun, kralcı ya da cumhuriyetçi olsun herhangi bir iktidarın varlığıyla bağdaşmayacağına inanıyoruz... Eşitlik olmadan özgürlük olamaz!... Bizim istediğimiz eşitlik, özgürlüğün ön koşulu olan fiili eşitliktir. Herkesten yeteneği kadar, herkese ihtiyacı kadar, diyoruz!"
**
--Louise Michel anılarında,«Piç denilen çocuklardanım; ama bana dünyaya gelme bahtsızlığını bahşedenler özgür insanlardı; birbirlerini sevdiler; doğumumla ilgili olarak anlatılan sefil öykülerin hiçbirisi doğru değildir ve annemi yaralayamaz. O hayatım boyunca tanıdığım en dürüst kadındır» dedi.
**
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Mahkeme başkanı son söz olarak söylemek istediği bir şey olup olmadığını sorduğunda ise,
Kendini Savaş Konseyi diye adlandıran benim yargıcım olan heyetinizden…. tek isteğim yoldaşlarımın öldürüldüğü Satory meydanına gönderilmemdir. Beni de toplumunuzdan eksiltin. Zaten sizden bunu yapmanız isteniyor. Cumhuriyet savcısının hakkı var. Mademki özgürlük için çarpan her yüreğe bir parça kurşun nasip oluyor ben de hakkımı isterim. Eğer yaşamama izin verirseniz intikam diye haykırmaktan usanmayacağım.»
**
Louise Michel, Le Havre, Gaiety Music Hall’deki bir konferansı sırasında silahlı saldırıya uğradı ve başından ağır bir şekilde yaralandı. Saldırgan, PierreLucas adında, 32 yaşında bir Britanyalıydı. Karısı ve kendisi, Le Havre’deki bir dükkanda çok düşük ücretle çalışıyordu. Michel, karşı devrimci propagandanın etkisi altında eyleme girişen bu kişinin mahkûm olması halinde ailesinin çok zor duruma düşeceği gerekçesiyle mahkemede onun aleyhinde ifade vermeyi reddetti.
**
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
“şimdi suskun olan yığınlar
okyanus gibi gürlediğinde;
yığınlar ölmeye hazır olduğunda
komün tekrar ayaklanacak.
sayılamayacak bir kalabalık olarak geleceğiz
bütün yollardan geleceğiz
ve karanlıklardan sıyrılan intikamcı hayaletler gibi gelirken
yumruklarımızı sıkacağız
bayrağı ölüm taşıyacak
al kanlara boyanmış kara bayrağı
ve alev alev göğün altında
özgürleşen toprak
mor çiçekler açacak…”
Louise Michel
Nemo Personne
07 Mayıs 2024, 23:59
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Mary Wollstonecraft (27 Nisan 1759 - 10 Eylül 1797), İngiliz yazar, filozof ve kadın hakları savunucusu. Kısa kariyeri süresince romanlar, felsefi inceleme yazılarının yanı sıra bir seyahatname, bir conduct book,[a] bir çocuk kitabı ve bir Fransız Devrimi tarihçesi de yazmıştır. Wollstonecraft en çok kadınların erkeklerden yaradılış icabı daha değersiz olmadığını ancak eğitimsiz oldukları için daha değersiz göründüklerini savunduğu, 1792 yılında yayımlanan Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi (A Vindication of the Rights of Woman) kitabıyla tanınır. Hem erkeklerin hem de kadınların akıl ve muhakeme sahibi varlıklar olarak kabul edilmelerini önerirken mantık üzerine kurulu bir toplumsal düzen tahayyül eder.
20. yüzyılın sonlarına kadar alışılmamış ve görenek dışı kişisel ilişkileri nedeniyle Wollstonecraft'ın yaşamı yazılarından daha çok ilgi gördü. Henry Fuseli ve Gilbert Imlay ile yaşadığı bahtsız ilişkilerinden sonra Wollstonecraft anarşist hareketin fikir babalarından biri olan filozof William Godwin ile evlendi. Imlay ile olan ilişkisinden bir kız çocuğu sahibi olan Wollstonecraft, Godwin ile olan evliliğinden olan kızının doğumundan on gün sonra öldüğünde ardında tamamlanmamış çok sayıda el yazması bıraktı. İkinci kızı olan Mary Wollstonecraft Godwin annesi gibi başarılı bir yazar oldu ve Frankenstein eseri ile Mary Shelley adıyla tanındı.
***
Erkeklerden bir ölçüde bağımsız olana dek, kadınların erdem sahibi olması beklenemez; Bağımsızlaşmadıkça, onları iyi eşler ve anneler yapacak gücü kendilerinde bulamazlar. Mutlak olarak kocalarına bağımlı oldukları sürece kurnaz, ikiyüzlü ve bencil olacaklardır.
***
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Çocukluktan itibaren, güzelliğin kadının hazinesi olduğu öğretilince zihin bedene göre biçimlenir ve altın işlemeli kafesinin içinde dolanarak yalnızca hapishanesini sever.
***
Artık kadınların yaşam tarzında bir devrim gerçekleştirmenin zamanı gelmiştir. Kadınlara yitirdikleri onurlarını geri vermek ve insan soyunun bir parçası olarak dünyanın dönüştürülmesine katkıda bulunmalarını sağlamak için geç bile kalınmıştır.
***
Kadının zihni onun güzelliğine tercih edilmedikçe, düzgün bir eğitim sistemi de asla kurulamayacaktır. Aptal ve cahil bir kadının iyi bir anne olmasını beklemek, devedikenlerinin incir vermesini beklemeye benzer.
***
Kendine ait hiçbir şeyi olmayan bir varlık nasıl cömert olabilir? Özgür olmayan bir varlık nasıl erdemli olabilir?
Nemo Personne
08 Mayıs 2024, 00:05
“Ben Ulrike Bağırıyorum!”, (Ulrike Meinhof / 1934 – 1976)
68 kuşağının almanya kanadının sosyalist devrimci bayan lideri.Kocasının kendisini aldattıktan sonra çocuklarıyla beraber evden kaçmış ve Andreas Baader’ın çetesi ile birleşip fikirleriyle sivrileşerek RAF’ın Baader-Meinhof çetesine adını vererek liderliğini yapmıştır.. Bir çok banka soygunu ve anarşist eylemlerden tutuklanmış. Son olarak 1972’de tutuklandığında cezaevinde polisler tarafından tam anlamıyla psikolojik işkenceye maruz kalmıştır. Günlerce yemek yememiş ve aşırı zayıflamıştır. Cezaevinde paranoyaklığı artınca Andreas Baader’le arası açılmış ve duruşmalara katılmamıştır.Günlüğünde bugünleri şöyle özetler ; “artık yaptıklarımı savunacak takatim ; düşüncem kalmadı , düşünecek birşeyim kalmadı” ve bir gün cezaevindeki odasının penceresinin demirliğine kendini asarak intihar etmiştir.
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Ulrike Meinhof Cezaevinde
“Çok güvenli görünüyorsunuz! Fakat sanmayın ki bu böylece devam edecek! Öfke ve nefret büyük geminizin makine dairesinde terden geberenlerle birleşecek, biliyorum. İspanyol, türk, yunan, arap, italyan göçmenler ve Avrupa’nın tüm ezilenleri…ve tüm kadınlar, ezildiğinin, aşağılandığının sömürüldüğünün farkında olan tüm kadınlar neden burada olduğumu ve beni neden öldürmek istediğinizi anlayacaklar… Gardiyanlar, yargıçlar, politikacılar, hiç biriniz umurumda değilsiniz. Asla beni delirtemeyeceksiniz! Beni sağlam öldüreceksiniz… mükemmel bir ruh ve mükemmel bir beyinle. Böylece herkes katillerin devleti ve katillerin hükümeti olduğunuzu anlayacak! Herkes sosyal demokrasinin neye benzediğini anlayacak!…şimdiden cesedimi kaçırıp saklamanızı, kapıyı avukatlarıma kapatmanızı görür gibiyim. Ulrike Meinhof kendini astı diyeceksiniz. Kanlı ellerinizle kapıları yüzlerine kapatacak ve fotoğraf çekmeyi soru sormayı yasaklayacaksınız. Yasak diyeceksiniz, cesedi incelemek yasak! soru sormak, düşünmek, tahmin etmek yasak!! yasak!!… ama kendi korkunuzu yasaklayamazsınız! Her katile özgü korkuyu yasaklayamazsınız!Cesedim bir dağ gibi ağır olacak…yüz bin ve yüz bin…yüz binlerce kadın kolu bu kocaman dağı kaldırıp omuzlarına alırken sizin oturduğunuz o sahte tahtı sarsacak müthiş bir kahkaha atacaklar! ..ve hep birlikte bağıracaklar: Ulrike Meinhof’u öldüremeyeceksiniz.”(Dario Fo, Ben Ulrike, Bağırıyorum)
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Ulrike Meinhof gazeteciyken, 1964
Ulrike Marie Meinhof, (d. 7 Ekim 1934 – ö. 9 Mayıs 1976). Alman radikal sol kanadı militanı ve gazeteci.Oldenburg’da doğan Meinhof, Baader-Meinhof Grubu olarak da bilinen Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun kurucularından biriydi.İlk başlarda nükleer karşıtı hareketin bir üyesiydi ve konkret adlı radikal sol gazetenin editörüydü. 1961 yılında bir komünist olan Klaus Rainer Röhl ile evlendi. Bu evlilikten Bettina ve Regine adlı ikizleri oldu.1968 yılında boşanan Meinhof, Berlin’deki daha radikal solcuların arasına karıştı. Sol kanadın kullandığı sıradan mücadele araçlarının etkisizliği nedeniyle hüsrana uğrayan Meinhof, 1970 yılında Andreas Baader’in hapisaneden kaçmasına yardım etti ve daha sonra kimi soygunlarda ve sanayi siteleriyle Amerikan askeri üslerinin bombalanması eylemlerinde rol aldı. Grup Alman basını tarafından hemen “Baader-Meinhof Çetesi” olarak adlandırıldı. Meinhof şehir gerillası kavramı da dahil olmak üzere grubun ürettiği pek çok broşür ve manifesto kaleme aldı. Bunlar sıradan insanın sömürülmesi ve kapitalist sistemi suçlayan yazılardı.1972’de Langenhagen’de yakalandığında “ön duruşmalarda” 8 yıl cezaya çarptırıldı. Kendisine ömür boyu hapis cezası veren duruşmalar sırasında 9 Mayıs 1976’da JVA Stuttgart-Stammheim’daki hücresinde “ölü bulundu”. Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun üyeleri de dahil olmak üzere pek çok insan daima, onun Alman iktidarının temsilcileri tarafından öldürüldüğünü söylediler.2002 yılında, Meinhof’un beyninin ailesinin izni olmadan kafatasından çıkarıldığı ve üzerinde çalışmalar yapıldığı ortaya çıkarıldı. Magdeburg Üniversitesi’nden Bernhard Bogerts 1960larda Meinhof’un beynine yapılan bir ameliyat sonucu terörist yapıldığı gibi bir iddiada bulundu.
(Kaynak : Ulrike Meinhof – Üzgün Olmaktansa Öfkeli Olmayı Yeğlerim, Versus Kitap, Aralık 2008)
ALINTI
Nemo Personne
08 Mayıs 2024, 00:09
YANACAKSAM DA KENDİ YÖNTEMİMLE YANARIM : SOPHİE SCHOLL
1942 yılının sonuna doğru Münih Üniversitesi öğrencilerinden bazıları, yakalarına, çantalarına, “beyaz gül” takmaya başlarlar. Bu masum imgede savaşın acımasızlığında dahi romantizmi yaşayan Sophie Scholl’ün etkisi büyüktür.
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
‘Beyaz gül’, Almanya’nın Münih Üniversitesi’nde öğrenim gören bir grup öğrencinin Nazi rejimine karşı başlattığı pasif direnişin ismidir. Hans ve Sophie Scholl kardeşlerin önderliğindeki harekete üniversiteden öğrencilerin ve bazı profesörlerin katılımı ile hareket zamanla büyür. Topluluk, hazırladığı Nazi karşıtı bildiriler ve şehrin çeşitli yerlerine yaptıkları graffitiler ile Hitler diktatörlüğüne karşı herkesi uyandırmaya ve harekete geçirmeye çalışmaktadır.
Ocak 1943’te Stalingrad kuşatması kaybedilmiştir. Almanya tarafında 230.000 asker ve Rusya’da toplam 1.000.000 insan ölmüştür. Bunun üzerine Beyaz Gül hareketi temsilcilerinden “Komitanlar! komitanlar!”başlığını taşıyan el ilanı felsefe hocası prof. Kurt Huber tarafından kaleme alınır ve adreslere gönderilir. Çokça basılan ve elde kalan ilanların üniversite de dağıtma işide Sophie’ye verilir. Kendinden üç yaş büyük ağabeyi Hans’ta, okulda Sophie’ye katılır. Aynı gün içinde “Beyaz gül” imzalı el ilanları Münih Üniversitesi’nin bahçesini kaplar. Havada uçuşan anti faşist bildirileri okulun yüksek pencerelerinin birinden savuran Sophie Scholl ve kardeşi Hans’ı gören okulun NSDAP üyesi hademesi Jakob Schmied derhal gestapoyu arar. Gestapo gençleri bulmakta gecikmez
İşkenceye alınan Sophie ve Hans’ın odaları aranır. Gestapo, Hans Scholl’un odasında örgüte ait tüm bilgilere ve isimlere ulaşır. ‘Beyaz gül’ün kurucusu diğer gençler ve sempatizanları çok kısa bir süre içerisinde tutuklanırlar. Bu arada felsefe öğretmeni Kurt Huber de gestaponun eline düşer. Sorgu dört gün sürer. Sophie ve diğer çocuklar direnir. Sonunda uydurma bir mahkemede “Hitler’ in Şeytanı” diye ün yapmış yargıç Roland Freisler’ in başkanlığında kurulmuş bir nazi mahkemesinde yargılanmaya başlarlar. Freisler ayağa kalkmadan çocuklara suçlarını sıralamaya başlar:“vatana ihanet, düşmanla işbirliği yapmak, askerin moralini bozmak…” sonra savcı ayağa kalkar ve beyaz gül’le ilgili tarihe geçecek bir tahlil yapar: “Reiche’ın savaş sırasında gördüğü en tehlikeli propagandacı vatan ihaneti bu hainlerin yaptıklarıdır.”
Sophie Scholl ve topluluğun kurucularından ağabeyi Hans Scholl ile Christoph Probst 18 Şubat 1943 tarihinde üniversite içerisinde bildiri dağıttıklarının ihbar edilmesi üzerine Gestapo tarafından yakalandılar ve 22 Şubat’ta vatana ihanetten suçlu bulundular. Karardan sadece birkaç saat sonra boyunları vurularak idam edildiklerinde henüz 21 yaşında olan Sophie Scholl’un son sözleri şunlar oldu:
“Haklı bir dava uğruna kendinden vazgeçmeyi göze almış neredeyse hiç kimse yokken, doğruluğun galip gelmesini nasıl bekleyebiliriz ki? Böylesi güzel, güneşli bir gün ve maalesef gitmek zorundayım. Ancak bizlerin gidişiyle binlerce insan uyanacak ve harekete geçecekse varsın öleyim, ne önemi var?”
Nemo Personne
08 Mayıs 2024, 00:37
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Mollie Steimer, 1897'de Rus İmparatorluğu'nda doğdu ve 1980'de Amerika Birleşik Devletleri'nde öldü. Steimer, Yahudi kökenli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi ve Rusya'da devrimci hareketlerin yoğun olduğu bir dönemde büyüdü.
Mollie Steimer, genç yaşta anarşist harekete katıldı ve Rusya'da siyasi faaliyetlerde bulundu. Devrimci ve anti-otoriter fikirleri benimseyerek, emperyalizme ve çarlık rejimine karşı mücadele etti. Rusya'daki politik durumun kötüleşmesi ve baskıların artması üzerine, Steimer ve bir grup anarşist arkadaşı, 1918'de Amerika Birleşik Devletleri'ne kaçtı.
Amerika'ya taşındıktan sonra, Steimer ve arkadaşları, Amerikan hükümetine karşı anti-savaş ve anti-otoriter kampanyalar yürüttü. Steimer, savaş karşıtı ve anarşist yayınlar için çalıştı ve bu nedenle hükümet tarafından izlendi ve gözaltına alındı. 1918'de yapılan bir baskında, Steimer ve arkadaşları casusluk ve isyana teşvik etmekle suçlandılar.
1919'da gerçekleşen bir duruşmada, Steimer ve arkadaşlarına 15 yıl hapis cezası verildi, ancak ardından yapılan bir temyiz sonucunda cezaları ertelendi. Ancak, Steimer ve arkadaşları 1920'de tekrar tutuklandı ve ertelenmiş cezaları infaz edildi.
Steimer daha sonra sınır dışı edilerek Sovyet Rusya'ya gönderildi, ancak orada da siyasi baskılarla karşılaştı. Sonunda, 1930'larda Amerika Birleşik Devletleri'ne geri döndü ve yaşamının geri kalanında sessiz bir hayat sürdü. 1980'de öldüğünde, anarşist hareketin ve siyasi aktivizmin önemli bir figürü olarak hatırlanmaktadır.
Nemo Personne
08 Mayıs 2024, 00:57
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Virginia Woolf (25 Ocak 1882 – 28 Mart 1941), İngiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmen.
***
"yaşamak neden böyle içler acısı, neden bir uçurumun yanıbaşından geçen daracık bir yol gibi? ..."
***
"neden insanlara bilmeleri gereken hiçbir şey öğretilmez, sir jasper?"
***
"ne aradıysam zıddını buldum, doğruyu aradım yanlışı buldum, dostumu aradım düşmanımı buldum, aramayı bıraktığımda ise doğruların ve yanlışların ötesinde renklerin zıtlığında resmin bütününü gördüm. ne doğru vardı, ne yanlış, ne kötü vardı, ne iyi, herşey olması gerektiği gibi. herşey olduğu gibi!"
***
"diğerlerinin gözleri bizim hapishanemiz, onların fikirleri bizim kafesimizdir. .."
***
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
bir kadın olarak benim ülkem yok. bir kadın olarak kendime bir ülke istemiyorum. bir kadın olarak benim ülkem bu dünya.
***
" kadınlar, yüzyıllar boyu erkeklere ayna görevi gördüler; erkeği doğal boyutunun iki katı olarak yansıtma yolunda büyülü ve hoş bir kudretleri vardı"
***
"bir hayalete karşı mücadeleye başlamak zorunda olduğumu keşfettim. bu hayalet bir kadındı, onu daha iyi tanıdıkça 'evin meleği' şiirindeki kahramanın adını verdim ona. evin hayaleti korkunç tatlıydı. olağanüstü alımlıydı. genellikle hiç bencil değildi. aile yaşamının zorlu sanatında mükemmeldi. tavuk varsa kanadı o alırdı. esiyorsa cereyanda o otururdu. kısacası, öyle yaratılmıştı ki, hiçbir zaman kendi düşünceleri ya da istekleri olamazdı, tersine başkalarının düşünce ve isteklerine uymayı yeğlerdi o. ve hepsinden öte -buna değinmeme gerek bile yok belki- arıydı. yazmaya başladığımda daha ilk sözcüklerde onunla karşılaşıyordum. kanatlarının gölgesi kağıdımın üzerine düşüyor, odamda eteklerinin hışırtısını duyuyordum... arkamdan usulca yaklaşıyor ve fısıldıyordu... sevimli ol, daha alımlı ol, kandır, cinsinin hilelerini kullan. senin de kendine ait bir beyninin olduğunu kimsenin anlamasına izin verme. ve hepsinden önce: saf ol. ve kalemimi yönlendirmeye çalışıyordu. şimdi, haneme kazanç olarak geçirdiğim bir eylemi anımsıyorum... arkama döndüm ve gırtlağına sarıldım. onu öldürmek için elimden geleni yaptım. eğer bu yüzden bir gün hesap vermem gerekirse, bunu kendimi korumak için yaptım, nefsi müdafaaydı. eğer ben onu öldürmemiş olsaydım o beni öldürecekti."
***
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
eşi leonard woolfa yazdığı intihar mektubu;
canım,
yeniden delirmek üzere olduğumdan eminim.
o korkunç dönemlerden birine daha göğüs gerebileceğimizi sanmıyorum.
ve bu sefer toparlanamayacağım da.
sesler duymaya başladım.
dikkatimi bir şey üzerinde toplayamıyorum.
ben de yapılabileceklerin en iyisi gibi görünen şeyi yapıyorum.
sen bana mümkün olan en büyük mutluluğu verdin.
birisi başkası için ne yapabilirse, hepsini yaptın.
sanmam ki başka iki kişi bizden mutlu olmuş olsun, bu korkunç hastalık gelene kadar.
artık onunla mücadele edemiyorum, hayatını zehir ettiğimi biliyorum, ben olmasam çalışabilirdin.
ve biliyorum ki çalışacaksın. görüyorsun ya, bunu bile doğru dürüst yazamıyorum. okuyamıyorum.
söylemek istediğim şu, hayatımın bütün mutluluğunu sana borçluyum.
bana karşı hep sabır gösterdin ve inanılmayacak kadar iyiydin.
bunu söylemek istiyorum-bunu herkes biliyor.
biri beni kurtarabilseydi eğer, o sen olurdun.
senin iyiliğinin kesinliği dışında her şey benden gitti artık.
hayatını daha fazla zehir edemem.
sanmıyorum ki başka iki kişi bizim olduğumuz kadar mutlu olabilsin.
***
'kendimi sana doğru savuracağım, yenilmeksizin ve boyun eğmeden, ey ölüm!'
Leydihan
08 Mayıs 2024, 01:08
Leydihan Türk anarşist..:1f609:
Nemo Personne
08 Mayıs 2024, 02:46
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Tezer Özlü (10 Eylül 1943, Kütahya - 18 Şubat 1986, Zürih), Türk yazar. Başta Çocukluğun Soğuk Geceleri ve Yaşamın Ucuna Yolculuk olmak üzere az sayıda kitabıyla tanınır. Yazar Demir Özlü ve yazar-çevirmen Sezer Duru'nun kardeşidir.
***
"her söylenen söz, bir biçimde insanın kendi kendini onaylaması. karşındakine bişey anlatmak istese de, gene kendi gerçeğini, bilmişliğini ya da doğru algılayışını kanıtlamak için söylenen sözler.bir bedenin üzerinde dolaşan her el,kendi bedenini okşamak istercesine dolaşıyor öteki bedenin üzerinde."
***
"ölüm düşüncesi izliyor beni.gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum.bunun belli bir nedeni yok.yaşansa da olur,yaşanmasa da.bir kaygı yalnız.beni,kendimi öldürmeye iten bir kaygı."
***
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
"Gözleri uzaklara dalan birinin, yakınlarda olmayan bir hikayesi vardır."
***
“bir pazar günüydü beni sana bağlayan
bir şizofreni kokusunu düşünmeye çalışıp da yalnızca yağacak yağmurun kokusunu duyumsamak....”
***
“bunalıyorum.burada akıl hastası olmaktan korkuyorum,dedi.
akıl hastası olmaktan korkmak, akıl hastası olmaktan daha güç bir durum. çünkü korkular sürekli. tedirginlikler sürekli. alacakaranlık barın koyu görüntüler veren aynasından onun tedirginliği yansıyor.”
***
"İnsanın kendi dünyası dışında yaşayacağı bir dünya yoktur."
***
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Büyükanne. Aklaşmış saçlarını toplamış, yüzü ince. Sıska bacakları. Hep
mutfakta, midesine bir bıçak dayamış olarak yakaladığım büyükanne, hareketsiz.
Ne kendi kıpırdıyor, ne de bıçağı kıpırdatıyor.
- Ne yapıyorsun burada? diye soruyor çocuk.
- Kendimi öldürmeye çalışıyorum.
Anıların tüm görüntülerini vermeyeceğim. Sonsuz gerideler. Bu
görüntülerin renkleri soldu. Ama kaybolmadılar. Benim sönüp gitmemi
bekliyorlar. Bu kadar hain bu görüntüler. Sen sonsuz gecelerce sevişmiş,
sonsuz zamanlar sindirmiş olabilirsin içine. Böylesine hain bu görüntüler, yok
olmuyorlar. Seni söndürüyorlar yavaş yavaş. Yeşil yayla rengi bugün gri yeşile
dönüştü. Çok uzakta hafif dağ tepeleriyle çevrili. Kızkardeşim olması gereken
bir kızın elini tutuyorum. Doğa ölmüş. Çocuklar ölmüş. Onlarla birlikte her
şey. Küçük kentin göl kıyısında son bulduğu yerde büyük otlar bitiyor.
Otların arasında dolaşıyor ve büyükanneyi arıyoruz. İnce bacakları
olan. Kentten çok uzaklaştık. Herhangi bir çukurda kafasını görüyoruz.
Gözlüklerini takmış. Uçları rüzgarda uçuşan başörtüsü var. Onu bu büyük otlar
arasındaki çukurda nasıl tanıdığımızı bilemiyorum. Yaz rüzgarı esiyor.
- Burada ne yapıyorsun büyükanne, biz seni arıyoruz.
- Bu dağların ardında yitip gitmek istiyorum. Yitip gitmek..
- Dağların ardında yitip gitmek ne demek büyükanne?
Bulduk mu onu
Eve getirdik mi?
(..)
Çocuk ben beşikte yatıyor. Bir beşik çocuğundan daha büyüğüm oysa. Ama
beş yaşında da değilim. Beni beşiğe koyan büyüklere kızıyorum. Yoksa iki
yaşında mıyım? Konuşabiliyor muyum? Neden bağırmıyorum? Neden beşikte
fenalaşmayı, kusmayı bekliyorum? Beni kaldırmaları için neden bağırmıyorum?
Yoksa konuşamıyor muyum? Konuşma yaşına henüz gelmedim mi? Peki, beşik
çocuğunu, beni saran can sıkıcı atmosferi nasıl kavrayabiliyorum? Şimdi konuşabiliyor muyum?
Kırk yaşında konuşabiliyor muyum?
(..)
Otobüs dağ yamaçlarının virajlarında ilerliyor. Ağaçlar gri. Gri
ağaçların gerisindeki göl gri. Gri su durgun duruyor. Sıcaklık da gri. Gölden
beyaz, bembeyaz bir ceset çıkartılıyor. Bir gencin ceseti. Bu bir yazın
başlangıcı. Ve ben sonraları çocuk olarak elma ağaçlarının üzerinde olacağım.
***
"insanlar yalnızlığımızı bi'başılığımızdan daha derin,daha dayanılmaz boyutlara iteledi.. "
***
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
bir arkadaş için
aşağıda yatıyorum
sokağa bakan pencerenin yanındaki divanda
bir ses birden bir olay oluyor
kulağımın dibinde
bir dal bir cama vuruyor
tezer
can yücel
Nemo Personne
08 Mayıs 2024, 10:57
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
72 yıl önce Port Arthur’da bir tanrıça doğdu. Neyi yıkıp yıkmadığı bilinmez ama 17 yaşından beri hep bir şeyler anlattı. Gözlerine dünyayı, saçlarına rüzgarı, sesine ruhunu sığdırmış, dışı beyaz sesi siyah, kainatın en mavi kızı. Kısaca “piece of my heart”. Nasıl anlatılır ki? Sonsuza kadar 27 kalmayı seçmiş hançer sesli kadın. İyi ki doğdun!! Bir gün Marin County'de görüşmek üzere!!! c.e.s
Janis Joplin (1943 – 1970) Amerikalı bir şarkıcı ve söz yazarı olarak psychedelic rock müziğin önemli temsilcilerinden biri. Gerek sahnesinde gerek gündelik hayatında oldukça “yüksek”, heyecanlı, ışıltısını etrafa sakınmadan yayan biri olarak tanınıyordu. Doğduğu yer ve dönem itibarıyla da rock and roll’un yükselişinin tam göbeğindeydi ve ağır ruhsal yüklerini müzikal yolculuğuna bir “malzeme” yapmayı oldukça iyi biliyordu. O, müziği seviyordu. Yaşamayı, denemeyi, uçlarda gezinmeyi, travmalarıyla yüzleşmeyi, cesaret göstermeyi seviyordu. Meşhur 1969 Woodstock Festivali’nde o da parlayan yıldızlar arasındaydı. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından doğan tüm o rock yıldızlarının yaşadıkları ruhsal sorunlar, otoriteyle çatışma gibi olaylar onun da başındaydı.
Blues müziğin olgunlaşması ve rock and roll denen “belayı” doğurması elbette 1960’lara tesadüf eder. Kışkırtıcı, şuh, insanları harekete ve dansa davet eden bu illet, ailelerin ve muktedirlerin rahatsız olduğu bir “şey”di. Bu dizginlenemeyen dünyanın en içinde olan şarkıcılardan biri olarak Janis Joplin her zaman tartışmaların odak noktası olmuştur. Bunun sebebi Joplin’in ortalığı harekete geçiren, kontrol edilemeyen tavrı, yıkıcı alay becerisidir. 27 yaşında çoğunlukla da intihar nedeniyle ölen rock müzisyenlerini anlatmak amacıyla söylenen “27 Kulübü” ifadesi onun için de geçerliydi. O da bu kulübün üyesiydi.
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
"Freedom's just another word for nothing left to loose / Nothing, I mean nothing honey if it ain't free!"
***
"...tomorrow never happens, it's all the same fucking day man!"
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
"Çocukken bana hep: "Şimdi ergenlik çağındasın, onun için mutsuzsun, büyüyünce her şey düzelecek" derlerdi. Buna gerçeklen inanırdım, biliyor musun. Ya "Büyüyüp de doğru erkeği bulduğumda" ya da beni becerecek birine sahip olduğumda veya üç beş kuruşu söke söke bir araya getirdiğimde düzelecekti her şey. Ve ben günün birinde hiçbir şeyin asla düzelmeyeceğini anladım nihayet, yanlışlık hep olacaktı... Beni koleje göndermek isteyen orta sınıftan bir ailenin beyaz kızıydım, ama ben kolej istemedim. Bir işim vardı, ama zevk vermiyordu. Kolayına gittim... Ve günün birinde aniden anladım ki bu bir gün gelip geride kalacak geçici bir çaresizlik değildi, anladım ki tüm yaşamım böyle olacaktı. Biliyor musun, hiçbir zaman ele geçiremeyeceksin o en dip köşeyi ve onu hiçbir zaman elde edemeyeceğin için de o Kozmic Blues'dur." - Janis Joplin
***
"People expect Janis Joplin to be a tough bitch, and say I start talking to them like a lonely little girl--that's not in their image of me--they don't see it. Say you meet somebody you've heard about, you don't ever see them, you don't see who they are and who they need to be recognized as, you see who you need them to be." Janis Joplin..
***
“Aynaya baktığımda gördüğüm bir Femme Fatale degildi. Güzel bir vücuda sahip değilseniz parlak bir zeka işe yaramaz. Öyleyse sağlıklı kalmanın bir anlamı yoktur.” Janis Joplin
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
"Blues söylerken, ilk aşkı yaşıyor gibi hissederim. Seksten de öte. Tek aşkına ilk kez dokunmak gibi. Muazzam bir şey."
- Janis Joplin
***
"özgür olmak zordur, ama başardığınızda buna değer" J. J
Nemo Personne
13 Mayıs 2024, 20:30
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
New York'ta bir kölenin kızı olarak dünyaya geldi. Annesi ona Isabella adını takmıştı. Sojourner Truth, 13 çocuk dünyaya getirdi, çocuklarının çoğunun köle olarak satıldığına tanık oldu. 1847'de özgürlüğüne kavuştu. 1851'de Akron, Ohio'daki Kadınlar Konvansiyonu'na katıldı ve toplantıda Ain't I a Woman (Ben kadın değil miyim) başlıklı kısa konuşmasını okudu. Bu konuşma, toplantıyı protesto edenlerin bile gözlerinin dolmasına neden oldu. Sojourner Truth, bir feminist ve dünya tarihinin ilk ve en önemli kölelik karşıtlarından biri olarak tarihe geçti.
Efendiden kaçış
Truth, 1820'lerde henüz genç bir kadınken, kendisini öldüresiye döven ve ailesini çocukları satmak yoluyla parçalayan New York'lu efendisinden kaçtı. 1840'larda köleliğe karşı en önemli protesto gösterilerine katıldı, belagat yeteneği ile insanları meydanlara topladı. Çektiği acıları, tanıklık ettiği olayları anlatırken, dinleyenleri dehşete düşürüyordu.
Onun cesaretle anlattıkları sayesinde, kimi kölelik yanlıları fikirlerini değiştirmeye başladılar. Özellikle siyah kadın ve çocukların çektiklerini dile getiriyordu. O zamana dek, acımasız ve zengin köle sahiplerinin sadistliğe varan davranışları çoğu zaman gizli kalmış, onlara karşı tanıklık yapabilecek çok az siyah çıkmıştı.
Kırbaç, direk ve çığlıklar
Sojourner Truth, çocuklarının pek çoğunu kaybettikten sonra, kaybedecek pek bir şeyi kalmadığına inanmıştı, bu nedenle mücadeleden hiç kaçınmadı. Kalabalık mitinglerde, çocukluğundan beri yaşadığı bütün baskıları, şiddeti gözünü kırpmadan anlattı. Anlattığına göre çocukken "efendisi" tarafından sık sık nedensiz yere prangalanıyor, blüzü yırtıldıktan sonra bir direğe bağlanıyordu. Adam, onu kırbaçlamaktan adeta zevk alıyor, çığlıkları artana dek vazgeçmiyordu.
Truth, kölelerin çalışma koşullarını da açık açık anlatıyor, bu insanlık dışı durumun derhal sona ermesi gerektiğini açıklıyordu. Küçücük koğuşlarda onlarca siyahın barındığını, sınırsız çalışma saatleri sonucunda kimi insanların açlık ve bitkinlikten öldüğünü, bütün gün çalışan siyahların çoğu zaman hayvanlara verilen küspe tarzı yemeklerle beslendiğini anlatıyordu.
Okula gitmeyen konuşmacı
Truth başarılı bir konuşmacıydı. Fikirlerini açık ve net ifade edebiliyor, protestocular karşısında başını dik tutmasını beceriyordu. Bu nedenle kısa sürede kölelik karşıtı hareketin önemli isimlerinden biri olmuştu. Hem siyah, hem de kadın olması, onun ırkının ezilmesiyle birlikte kadın olarak yaşadığı sorunları da dile getirmesini sağlamıştı. Hayatı boyunca hiç okula gitmemiş, hiç bir özel eğitim almamış bu kadının ifade gücü herkesi büyülüyordu.
Truth, aslında kendi kendini yetiştirmiş, mümkün olduğu adar bilgiyle iç içe olmayı tercih etmişti. Çevresindeki eğitimli insanlarla uzun sohbetler ediyor, dinsel konularda öğrendiklerini günlük hayattaki bilgileriyle birleştirmeye uğraşıyordu. Truth, hayatı boyunca hep bilinçli seçimler yaptı ve kalabalık meydanların büyüsüne kapılmadan mücadelesini sürdürdü.
Kadınlara oy hakkı mücadelesi
ABD'deki kadınların oy hakkı mücadelesi başladığında yine ön saflarda Sojourner Truth görüldü. İç Savaş boyunca da aktif olarak çalıştı. 1864 yılında Beyaz Saray'a davet edildi ve Başkan Lincoln tarafından kutlandı. Aynı yıl, Arfo-Amerikalılar'ın yaşam koşullarının düzeltilmesi ile ilgili bir dernekte çalışmaya başladı. 1870 yılında Amerika Kadın Hakları Derneği'ne katıldı ve ölene dek kadınların oy hakkı için mücadele etti.
Sojourner Truth, neyse ki köleliğin kaldırıldığını görecek kadar uzun yaşadı. Ama daha vereceği çok eşitlik mücadelesi olduğunu söylüyordu. Hemcinslerinin özgürleştiğini görmesi için sizce ne kadar daha yaşaması gerekirdi?
Nemo Personne
15 Mayıs 2024, 15:11
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Lucy Parsons (Lucy Eldine Gonzales) (1853, Teksas - 7 Mart 1942), Meksikalı-Amerikalı siyahi sendikacı.
Lucy Parsons bir Siyahtı, Siyahlara karşı ayrımcılıkla savaştı. Kadındı, kadınlara karşı ayrımcılıkla savaştı. Emekçiydi, emekçileri ezen sömürü düzeniyle savaştı. Bugün geride bir tek fotoğrafı var. Bir de belleklere, belgelere bıraktıkları.
Lucy Eldine Gonzales 1871'de amcasına ait küçük çiftlikte kuzey Teksas'ta çiftlikleri dolaşan bir vergi tahsildarı olan Albert Parsons isimli bir beyazla tanıştı. O yıllarda Güney'de Jim Crow yasaları hüküm sürüyordu. Ayrı ırklardan insanların evlenmesi yasaktı.
Mücadele zamanı
1872'de Teksas'taydılar. Seçim zamanı Albert bölgedeki reşit Siyahlar'ı oy kütüklerine yazdırmak için uğraştı. Parsonslar bütün ırkçıların nefretini kazandılar. Siyahlar'ı oy vermeye çağıran Albert bacağından vuruldu, Lucy ölümle tehdit edildi. Zaten iki ayrı ırktan gelip evlenebilmeleri onların hedef seçilmesi için yeterli bir nedendi. Linç tehdidi hayatlarının bir parçasıydı. Güney'de evlenemeyen Albert ve Lucy, Chicago'ya taşınmaya karar verdiler. 1873'te Chicago'ya taşındılar.
Lucy, zengin kadınlara elbise dikip aile bütçesine katkıda bulunmaya çalışırken, Albert Chicago Times'da dizgici olarak çalışmaya başlar.
1877'de ABD'de ilk büyük işçi eylemleri görüldü. Baltimore, Ohio demiryolu hattında çalışan demiryolu işçileri ücretlerin düşürülmesini protesto etmek amacıyla greve gittiler. Onların hareketi Chicago'da da karşılık buldu. İşçiler militanca mücadeleye giriştiler. Polisin grevi kırma girişimi şiddet olaylarına yol açtı. Albert Parsons yirmi beş bin işçiye karşı yaptığı konuşmayla kitleleri şiddetin yer almadığı bir mücadeleye çağırdı ve öfkeli işçileri, akılcı bir mücadele planından söz ederek yatıştırdı. Bu konuşma, onun işini kaybetmesine ve bütün işverenlerce kara listeye alınmasına neden oldu.
Yanına arkadaşı Lizzie Swank'ı alan Lucy bir butik açtı. Bu butikte Uluslararası Kadın Giyimi Emekçileri Sendikası (ILGWU) toplantıları da yapılıyordu. Lucy'nin aktif siyasi kariyeri böyle başladı.
1880'lerin başlarında, Lucy Parsons daha radikal hale geldi. Bir anarşist örgüt olan uluslararası çalışanlar örgütüne katıldı. Grup, hükümetin parçalanması gerektiğine ve kapitalizmin sona ermesi gerektiğine inanıyordu ve bu amacın şiddet de dahil olmak üzere gerekli her türlü yöntemle gerçekleştirilmesi gerektiğine inanıyordu. Güçlü konuşmalarıyla tanınan Parsons, 1886 Mayısında Chicago'da grev yaptı.Olay isyana dönüştü ve bu olay tarihte yerini Haymarket Olayı olarak aldı.. Kocası isyandaki bir bombalama olayından sorumlu tutuldu ve onu kurtarmak için elinden geleni yapmış olmasına rağmen 1887'de idam edildi..
1892'de Lucy Parsons, özgürlük diye bilinen, sistem karşıtı, kısa ömürlü bir gazete çıkarttı. Ve Dünya endüstri işçileri (İWW) kurucu üyesi olmaya devam etti.
Lucy Parsons 7 Mart 1942'de Chicago'daki evinde bir yangında öldu. O bir anarşist, bir reformcu ve sosyal adalet için mücadele eden biri olarak başkalarına ilham veren bir işçi eylemcisi olarak hatırlanır.
Nemo Personne
28 Haziran 2024, 20:55
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Harriet Tubman, (doğum adı: Araminta "Minty" Ross; d. Mart 1822, Maryland, Amerika Birleşik Devletleri – ö. 10 Mart 1913, Auburn, New York, Amerika Birleşik Devletleri) Siyahi Amerikalı kölelik karşıtı eylemci, Süfrajet, Sivil haklar eylemcisi ve Amerikan İç Savaşı sırasında Konfederasyon aleyhine çalışıp Birlik lehine casusluk yapmış hemşire.
Köle olarak doğan Tubman, 1849 senesinde kölelikten kaçarak Pensilvanya, Philadelphia'ya gitmiştir. Daha sonra Maryland'e tekrar dönerek ailesini de kölelikten kurtarmıştır. "Yeraltı Demiryolu" (Underground Railroad) adını verdiği gizli yollar ve güvenli evleri tesis etmiş ve kölelik karşıtı ağı kurarak eylemlerine devam etmiştir. On üç sefer ile toplamda yetmiş köleyi ve aileyi kölelikten kurtarmıştır. Kölelik karşıtı liderlerden John Brown'a da yardım etmiş ve Harpers Ferry'ye yapacağı baskın için adam toplamasını sağlamıştır. Amerikan İç Savaşı sonrasında kadın hakları konusunda eylemlere ağırlık vermiştir. Kadınlara oy hakkı verilmesini savunan ve Süfrajet Hareketi'nin önde gelen isimlerinden olan Harriet Tubman 1913'te öldükten sonra Amerikan toplumu için cesaret ve özgürlüğün sembol isimlerinden biri olmuştur. 20 Nisan 2016'da Amerika Birleşik Devletleri Hazine Bakanlığı, $20'lık banknotlara Başkan Andrew Jackson'ınki yerine Harriet Tubman'ın portresinin konacağını açıklamıştır.
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Tubman ve ailesi, 1887. Tubman (sol uçta)
Harriet Tubman, Araminta "Minty" Ross adıyla Harriet Green ve Ben Ross adlı kölelerin çocuğu olarak 1822 senesinde Maryland'de doğdu. Tam doğum yeri ve günü gününe doğum tarihi bilinmemektedir. Bazı kayıtlara ve ödeme bilgilerine dayanarak 1822 tespiti yapılsa da Jean Humez gibi farklı isimler 1815 ile 1825 arasında farklı yılları da doğum tarihi olarak göstermektedir. Anne tarafından atalarının ABD'ye Afrika'dan gemilerle getirilen kölelerden olduğu ve günümüzde Gana sınırları içinde yaşayan Ashanti nesebinden geldiği kendisine ailesinde öğretilmiştir, fakat buna dair bir kanıt bulunamamıştır. Annesi Harriet, Mary Pattison Brodess'ın aşçılık yapan kölesi ve babası Ben ise Brodess'in ikinci eşi Anthony Thompson'ın marangozlukla uğraşan köleleriydi. 1808'de evlenen çiftin Linah, Mariah Ritty, Soph, Robert, Minty (Harriet), Ben, Rachel, Henry, ve Moses adlarında dokuz çocuğu oldu.
Beş-altı yaşlarına geldiğinde sahibesi Brodess onu "Miss. Susan" adlı birine, çocuklarına dadılık yapması için kiralamıştır. Çocukların uyanıp ağladığı zaman kırbaçlandığı ve hatrında kalan bir günde kahvaltı saatinden evvel beş kere kırbaçlandığını anlatmıştır. O gün kazınan yaraları ömür boyu taşıdığını ifade etmiştir. Yaşadığı eziyetlere direnmek için kaçmış ve beş gün boyunca dışarıda saklanmıştır. Büyüdükçe farklı görevler için kiralanan Araminta, tarlada veya ormanda çalışmak, çeşitli yükleri taşımak, öküzlerle ilgilenmek gibi daha ağır işlere verilmiştir. Bu dönemde yediği bir dayakta kafasına dirhemle vurulması ömür boyu çekeceği baş ağrılarına, sanrılara, epilepsi nöbetlerine neden olmuştur.
Okuma yazma bilmeden yetişen Araminta, annesinin anlattığı İncil kıssalarıyla büyüdü ve bu onun ileriki yaşlarda dini inancını şekillendiren temel etkenlerden biri oldu. Yeni Ahit'teki kölelerin itaatkar olması içeriğini eleştirdi ve Eski Ahit'teki kurtuluş kıssalarına önem verdi. Dindar biri olan Tubman Epilepsi hastalığı sebebiyle gördüğü sanrıları Yaratıcı'nın bir ilhamı ve yol göstericiliği olarak değerlendirdi.
1840 senesinde gerçekte 55 yaşına gelmiş babası, 45 yaşını geçtiği gerekçesiyle kölelikten azat edilse de Thompson ailesinin yanında tekrar köle olarak girerek çalışmaya devam eder. Tubman, azat edilmek için 45 yaşı geçme gerekçesinin annesi için ve annesinin 45 yaşından sonra doğurduğu çocukları için de uygulanması gerektiğini bir avukat tutarak ortaya çıkartır fakat Pattison ve Brodess aileleri bu gerekçeye aldırmaz. Bu yasa tanımaz tutum, Tubman'a yasal yollardan mücadele etmenin sonuç vermeyeceğini gösterir.
1844'te John Tubman adında özgür bir Siyahi Amerikalı ile evlenir. Evliliği sonrasında Araminta adını bırakarak annesinin adı olan Harriet adını kullanmaya başlar. Mevcut kurallar çerçevesinde özgür bir baba ve köle bir anneden doğan çocuğun da köle olacağını kavrayan Harriet Tubman'ın bu dönemde çocuk sahibi olmaz.
Kölelikten Kaçışı
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Cambridge Democrat gazetesindeki ilanda, kaçak köleler "Minty" (Harriet Tubman) ve erkek kardeşleri Henry ve Ben'i yakalayana $300 bedelinde (2016'daki tedavüle göre $9.000'a muadil) ödül vadediliyor.
1849'da tekrar hastalanan Tubman'ın değerinin düştüğünü gören sahibi Edward Brodess onu satmaya çalışır ancak alıcı bulamaz. Kendisini satıp akrabalarını köle olarak tutmaya devam etmek isteyen sahibini doğru yola döndürmesi için dua ettiğini belirten Tubman şunları söylemiştir: "1 Mart'a kadar beni satmank için insanlara gösteren sahibim için dua ettim. Satışın gerçekleştiğini duyunca 1 Mart'tan itibaren duamın içeriğini değiştirerek "Rabbim, eğer bu adamın kalbini değiştirmeyeceksen bari canını al da önümdeki engelleri kaldır!" diye yalvardım." Bir hafta sonra Brodess öldü ve Tubman önceki duygusallığından dolayı pişman oldu. Sahibinin ölümü sonrası dul kalan eşi Eliza'nın ailenin mallarını ve kölelerini satmaya başladı. Eşinin aksi yönde telkinlerine rağmen satılarak kaderin getireceklerini beklemektense kaçmaya karar verdi: "Hakkım olabilecek iki şey vardı, özgürlük veya ölüm; biri olmazsa diğerine sahip olacaktım."
Tubman ve iki erkek kardeşi Ben ve Henry, 17 Eylül 1849 tarihinde kaçtılar. Bu dönemde kardeşleri ve Tubman Dr. Anthony Thompson adındaki toprak sahibine kiraya verilmişti ve böylece sahibesinin kaçması sonrası yokluğunun fark edilmesi ihtimalini azaltmıştı. Sahibesi iki hafta sonra Cambridge Democrat gazetesine ilan vererek kaçak köleleri "Minty" (Harriet Tubman) ve erkek kardeşleri Henry ve Ben'i yakalayana, her biri için $100'er, toplamda $300 bedelinde (2016'daki tedavüle göre $9.000'a muadil) ödül vadetmiştir. Ben'in baba olacağı düşüncesi üzerine geri dönmeye karar veren erkek kardeşler Tubman'ı da dönmeye ikna etmiştir. Fakat daha sonra erkek kardeşleri olmadan tek başına tekrar kaçmıştır. Yaklaşık 145 kilometre süren kaçış güzergahında geceleri ilerlemiş ve yaya olarak 26 gün yolculuğuna devam etmiştir. Bu süreçte kaçkın köleleri yakalayarak para kazanmaya çalışan köle avcılarından uzak durmaya çalışmıştır. Nihayetinde Pensilvanya'ya vardığı anı şöyle anlatır:
"Hattı geçtiğimi farkettiğim zaman ben ben miyim diye anlamak için ellerime baktım. Her noktasında haleler vardı. Güneş, ağaçların arasında ve ovaların üzerinde altın gibi parlıyordu ve ben kendimi cennette hissediyordum."
—Bradford (1971), s. 19'dan atıfla
"Musa" (Moses) Lakabı
"Yeraltı Demiryolu" (Underground Railroad) adı verilen gizli güzergahları gösterir harita.
1850'de Amerika Birleşik Devletleri Kongresi'nin kabul ettiği "Kaçkın Köle Yasası" gereğince kaçkın kölelerin çok ağır cezalara arptırılmasına imkan verildi. Köleliğin kaldırıldığı devletlerde dahi uygulanacak bu yasa sonrasında hem kaçkınların karşı karşıya oldukları riskler arttı hem de yeni gelen göç dalgası ile siyahi nüfus ile örneğin İrlanda göçmenleri arasında etnik gerilimler artmaya başladı. Bu dönemde akrabalarını özgürlüğüne kavuşturmaya çalışan Tubman, bunun için Maryland'e ve Atlantik kıyılarındaki en büyük bağımsız şehir Baltimore'a gidip gelmiştir. On bir yıla yakın süre boyunca toplamda on üç kere yaptığı bu seferler neticesinde içinde kardeşleri Henry, Ben ve Robert'ın, eşlerinin ve çocuklarının da olduğu yetmiş köleyi özgürlüğüne kavuşturmuştur.
Maryland'e yaptığı bu özgürleştirme seferlerini, böylece aile üyelerini ve pek çok köleyi özgürlüğüne kavuşturmasını Tevrat'taki Yahudilerin Mısır'dan kurtuluşuna benzeten William Lloyd Garrison, Harriet Tubman'a Musa (Moses) lakabını yakıştırmıştır. Gelecekte hakkında yazılacak pek çok biyografide de benimsenen bu lakap, Halkını esaretten kurtaran Tubman gibi yakıştırmalara neden olacaktır. Köleliğin kaldırılması için mücadele vermiş reformculardan yazar Frederick Douglass bu dönemde Tubman ile birlikte hareket etmekteydi. 1868'de hazırlanan ilk biyografisi için Tubman'a gönderdiği yazıda bu seferleri için "geceleyin gök ve suskun yıldızlar senin kahramanlığına ve özgürlüğe bağlılığına şahitlik etmiştir." demiştir.
Amerikan İç Savaşı
1861'de Amerikan İç Savaşı patlak verince, Amerika Konfedere Devletleri'ne karşı Birlik yanında saf tutmayı köleliğin kaldırılması için bir fırsat olarak görmüşütr. Bu amaçla Birlik çalışmalarına destek vermiş, köleliğin kaldırılması için destek veren General David Hunter ile görüşerek Benjamin Butler'ın zorla çalıştırdığı ve kuzeylilerin zorla el koyduğu veya kaçırdığı mal olarak değerlendirdiği kaçkın köleleri (contrabands) Port Royal'de özgürlüğüne kavuşmuştur. Port Royal'de hemşire olarak orduya hizmet etti ve yerel bitkileri kullanarak özellikle dizanteri'den muzdarip askerlere ilaç sağladı. Güney Caɾolina’da 750 kölenin kurtarılmasına ve Güney güçleɾinin askeɾi üsleɾine hasaɾ veɾilmesini sağlayan Combahee Nehri Baskını'nı yönetti. Dönemin gazeteleri Tubman'ın çabalarını vatanperver, dirayetli, enerjik ve yetenekli olarak manşetlere taşıdı. Tubnam bu baskın gününü şöyle anlatacaktı: " Hayatımda hiç böyle biɾ manzara görmedim. Güldük, güldük ve güldük… İşte orada, kafasının üzerinde biɾ kovayla biɾ kadın geliyordu; içindeki pirinç kavrulmuş gibiydi, yangından son anda kurtarmıştı... Arkasından ona dayanan bir de genç. Biɾ kadın, biɾi beyaz, diğeɾi siyah olan iki domuz getirdi. İkisini de aldık ve beyaz olana General P. G. T. Beauregard'ın, siyaha da Güneylilerin Federasyon Başkanı Jeff Davis'in isimlerini verdik. Bazen kucaklarında oynaşan ikiz bebeklerle kadınlar geliyordu. Herhalde hayatımda hiç bu kadar çok ikiz görmemişimdir; omuzlarında çantalar, kafalarında sepetler, arkalarında veletler, yüklenmişlerdi...
1911 senesine gelindiğinde Tubnam'ın vücudu çok zayıf ve çelimsiz hale gelmişti, bu sebeple evde bakılma ihtiyacı doğdu. Dönemin New york gazeteleri durumu için "hasta ve beş parasız" ifadeleri ile haber servis ediyordu. 10 Mart 1913 tarihinde zatürreden öldü.
Amerikan doları
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
Women on 20s adı verilen 20 dolarlık banknotun üzerine bir kadın portresinin konulması kampanyasının sonucunda, 20 Nisan 2016 tarihinde Amerikan Hazine Bakanı Jack Lew'in açıkladığına göre, 20 dolarlık banknot üzerindeki Amerikan Başkanı Andrew Jackson resmi yerine Harriet Tubman'ın resminin konulacağını açıklamıştır. Süfrajet hareketinin ve kadın haklarının diğer önemli isimleri olan Lucretia Mott, Sojourner Truth, Susan B. Anthony, Elizabeth Cady Stanton ve Alice Paulise'un resimlerinin ise 10 dolarlık banknotunun arka yüzüne konulması kararlaştırılmıştır.Böylece Harriet Tubman, portresi ABD Doları üzerinde bulunan ilk ABD Başkanı George Washington'ın eşi Martha Washington'dan sonra bir diğer kadın ve ilk Siyahi Amerikalı olacaktır.
Nemo Personne
17 Mayıs 2026, 21:00
Nilgün Marmara, (d. 13 Şubat 1958 - ö. 13 Ekim 1987)
[Only Registered Users Can See Links] ([Only Registered Users Can See Links])
''bütün yalnızlıklarınızın ilenci
korusun çoğulluklarınızı
cinnet koyun erdemin adını
maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın
hepiniz mezarısınız kendinizin...''
****
Anekdotlar:
“Yaşamın neresinden dönülse kardır”
“cinayet doğurulmuş olmaktır”
“Pek az zamanı kaldı bu zora koşulmuş bedenimin, / Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi…/ Tüy, kan ve hiçbir salgıyı düşünmeden, / Kesmeliyim soluğunu doğmuş olmanın! (…) /
Doğramalıyım bu tiksinç vücudu beynimle!”
“(…) ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancım yok. Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben.”
“Azımsanmayacak kadar ölmüşüm! Azımsanamayacak denli ölüyüm!”
“Dirim çürüyor yanı başımızda! / Dağılıyor kokusu ölümün, / bu bezgin şafaktan. (…) / Ölümse bilir nasıl çıkacağını / -elden ve ayaktan- / Kendi kararı ve sonsuzluğuyla / yakın kılar artık, / cansız olmayı!”
“Kendilerini ölmeden ceset olarak algılayanlar intiharlarını başkalarının bir vasiyeti gerçekleştireceği gibi gerçekleştirir. Ölüm yaşarken vardır, olmuştur cesedi yakarak ortadan kaldırmak gerekir.”
“(…)Yavru Ceylan’ı nasıl öldürüyor, onu öldürmekle özgürleştirmek arasında hiçbir fark yoktur belki de.”
“Hayat, hep yüzünle seviştik, tersinin hatırı kaldı”
“Üşümüşüm… / Bu yaklaşan kışla değil, / Deniz ürpertisi, göğün alacasıyla değil, / Ellerimin soğukluğu hep bir kalabalıkta. / Kaçışının gizini gönlünde tuttuğun / Bilisiz aşkı / (nı) ver bana! / Üşümeyeyim…”
“Zamanı azaldı artık, zorlanmış bedenimin, / Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi… / Aşk, bağ ve hiçbir utkuyu düşünmeden, / Kalıvermeliyim öylece kaskatı!”
“Biz ince yüzlü ince gözlüleri de sevdik, / Yanakları dolgun, yaşları eksik olanları da, / Sevdik toprağa karışma zamanını erteleyenlerin / sıkıntılarını da, kuşları da sevdik, böcekleri de!”
“Sırt dönüşler, yalanlar, aşağılamalarla / daha da ıralıyor canı / varoluş sevincinin”
“Yeryüzünün tüm bağırsakları uzunluğunca umutsuzluğumuz (…) Çıkış yolu mu? Arka pencere hangi gezegene açılır?”
“Kıyamet koparken bile fidan dikiniz”
“Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim, / Yalpalayan hayatımın kara çarşaflı / bekçi gizleri / (…) / -bu şiir- / Sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim, / Dost kalmak zorunda bana ve sizlere! / (…) / -bu şiir- / Kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü, / ulaşılamayanın
boyun eğen yansısı, / Sevda ile seslenir sizlere!”
“Yine de, o, zaman kedisi / pençesi ensemde, üzünç kemiğimden / çekerken beni kendi göğüne, / bir kahkaha bölüyor dokusunu / düşler maketinin, / uyanıyorum küstah sözcüklerle: / Ey, iki adımlık yerküre / senin bütün arka bahçelerini gördüm ben! ”
****
"Hayat hep yüzünle seviştik.. Tersinin hatırı kaldı.."
“Ölürken kahkahamı bırakacağım"
''Ey tiksinç aydınlık! Kusuluyor senin için, bil!''
''Sonra sözcüklerin kumda bıraktığı izlerin içine yerleştim''
“Benden sonra kuşlara iyi bakın”
Umran
18 Mayıs 2026, 12:00
Bu dizelerden yola çıkarak Nilgün Marmara'nın iç dünyasını hissetmek mümkün. Pessoa'dan esinlenmiş olsa da kendine özgü bir derinlik katmış. Özellikle "bütün yalnızlıklarınızın ilenci korusun çoğulluklarınızı" kısmı düşündürücü.
vBulletin v3.8.11, Copyright ©2000-2026, Jelsoft Enterprises Ltd.